
Yine bak yağıyor yağmur
Ellerim de kalbimde de bir soğukluk
Ellerin yok diye mi üşüyor ellerim;
sevgin yok diye mi üşüyor kalbim
Bilmiyorum ama tek bildiğim
Seni çok özlediğim sevgilim
Bu yağmur gözümden akan yaşlar misali
sevgilim gel artık, gel ki yağmurlar dinsin yine Güneş açsın
~Ceren Bati~
🎵ezo
Gülnur Kaya
Melis, Savaş'ın mezarına gider. Mezarın başında dualar eder gözlerinden yaşlar dökülür "Savaş yalvarırım geri dön seni çok özledim" arkasından omzuna bir el koyulmuştur.
Melis eli umursamadan gözlerini siler. Arkasındaki kişinin sesini duyar. Sesi sert ve soğuktur "üzülüyor musun Melis Işık?" Melis sesi duyunca derin nefes alır sesin sahibi tanıyordu, ,
-hemde çok yakından-
Sinirle arkasını döner elini itekler "çek o pis elini üzerimden ne geldiyse senin başının altından çıktı!" elin sahibi alaycı şekilde güler "Melis bunu ben değil sen yaptın hatırla" Melis dudaklarını birbirine bastırdı gözlerinden yaşlar dökülür.
(5 ay önce)
Melis, gece Savaş'ın kolunda uyurken telefonu çalar. Uyanmak istemese de mecburen telefonu açar. "Alo, kimsin bu saatte?" Telefondaki kişi bir süre susar. Melis sinirle tekrarlar "kimsin bu saatte arıyorsun?" Telefondaki kişi derin bir nefes alır "unuttun mu beni?" Melis telefondaki kişiyi tahmin eder aklına tek bir isim gelir o olmamasını diler.
Telefondaki kişi soğuk şekilde güler "ne oldu Melis? tanıdın mı?" Melis tahmin ettiği kişi olduğunu anlar "ne istiyorsun?" Sesi mesafeli ve soğuk çıkar. Telefondaki bir süre susar, Melis tedirginlikle bekler Savaş'ı uyandırmadan yataktan kalkar banyoya girer.
Sesin sahibi kendinden emin şekilde konuşur "Savaş'ı bize vereceksin" sesi kesindi. Melis ne diyeceğini bilemez sessizce düşünmeye başlar. Telefondaki kişi bir daha konuşmaya başlar "Melis mecbursun!" Melis telefonu kapatır duvara yaslanır gözlerinden yaşlar akmaya devam eder.
Kendi kendine fısıldar "Savaş ben sana bunu yapamam..."
(Günümüz)
Melis biliyordu bu suç onundu Savaş'ın ölümü onun yüzündendi. Gözlerini siler güçlü durmaya çalışır "buna mecbur bıraktınız beni bana Savaş'ın öleceğini söylemediniz" adam Melis'e bakıp güler "Melis, kimsin sen?" Melis Savaş'ın mezarına bakar. "Ben Melis ışık ölen Savaş Yıldırım'ın sevgilisi" kendinden emin çıkar sesi gözlerindeki acıyı saklamaya çalışır.
Adam Melis'e yaklaşır elini Melis'in yanağına koyar. Melis adamın elini itecekken adam diğer eliyle Melis'in elini tutar "hiç yakışmıyor Melis sana bu kadar hırçın olmak bize karşı sen Savaş'ın sevgilisi değilsin unutma bunu"
Melis adamı zorla itekler elini kaldırır Tokat atmak için ama durur "bir daha bana bu kadar yaklaşma" adam Melis'e sırtını döner yavaş yavaş etrafında yürür "bir kızın varmış Melis adı..." Melis'in gözleri öfkeyle parlar adama yaklaşır "sakın kızıma karışmaya kalkma seni kendi elimle öldürürüm" adam Melis'i umursamadan devam eder "adı Ebru evlatlık almışsınız"
Melis sinirle bakmaya devam eder konuşmaz adam memnun olur bu durumdan "sen kim olduğunu unutmuşsun Melis kim olduğunu hatırla yoksa..." Belindeki silahı çıkarır. Melis Adama doğru ilerler "sakın kızıma dokunma yoksa asıl ben seni öldürürüm ben kim olduğumu unutmadım merak etmeyin"
Adam silahı parmaklarında çevirir "Melis dediklerimi unutma" elindeki silahı havaya doğru ateşler Melis korkusuzca gözlerine bakar "o silah benim kızıma doğrulursa o zaman gerçek Melis Işık'ı tanırsınız!" Adam sırıtarak bakar Melis'in bu hâli onu tatmin etmiştir silahı beline koyar.
Adam Melis'e bakar "ben gidiyorum dikkat et" Melis sinirden burnundan soluyordur. Adam çıkar mezardan. Melis Savaş'ın mezarında güçsüzce dizlerinin üzerine düşer dayanacak gücü yoktur "Savaş herşey benim yüzümden biliyorum senin ölümün de benim suçum ama..." Ağlamaktan konuşacak hali kalmamıştı "ama o bizim kızımıza asla yaklaşamayacak sana söz veriyorum sevgilim" Melis"sevgilim" derken gözünden yaş akar duraksar daha fazla konuşamaz başını mezarın başına koyar.
2 saat öylece kalır konuşmaz sadece ağlar. Aklına Ebru gelir panikle Ebru'yu arar. Telefon çalar ama Ebru açmaz.
Ebru banyodan çıkıp üzerini giyinir. Saçını kuruturken Çınar'la karşılaşır. Çınar Ebru'ya bakıp gülümser "Ebru hanım bir istediğiniz var mı?" Ebru kıkırdar Çınar'a bakar göz devirir "Çınar bey bir isteğim yok" Ebru telefonu alır ekranda "Melis anne" yazıyordu. Ebru hemen Melis'i geri arar.
Melis mezarın başındaki başını kaldırır telefona bakar. Gözlerindeki yaşları siler sesini güçlü çıkarmak ister ama beceremez "Ebru'm iyi misin?" Ebru telefonun diğer ucunda gelen Melis'in sesinin üzgün olduğunu anladı "iyiyim de nerdesin sen hiçbir yerde yoksun?"
Melis derin nefes alır cümlelerini toplamaya çalışır mezara bakar kelimeler boğazında düğümlenir. Ebru endişelenmeye başlar "nerdesin?" Melis gözlerini mezardan ayırmaz derin nefesler alır sakinleşmeye çalışır "Savaş'ın mezarındayım" sesi titrer gözlerinden yaşlar dökülür.
Ebru bir süre sessiz kalır ne diyeceğini düşünür. Sessizliği bozan Çınar olur "Melis geliyorum seni almaya daha fazla orda kalma" sesi üzgün ve kararlıydı.
Melis düşüncelerinde kaybolur. Çınar'ın sesiyle kendine gelir "Sakın Çınar, sakın gelme Ebru'nun yanından asla ayrılma!" Korkuyla bağırır. Melis korkuyordu kızına birşey olmasından dolayı.
Çınar hiçbir şey anlamaz ama mecburlukla kabul eder "emredersin Melis" dedi yalnızca. Melis'in daha fazla konuşacak hâli yoktu telefonu kapatır elleriyle Savaş'ın mezarının toprağını tutar. "Gitmeseydin olmaz mıydı" sesi hüzünle doluydu ilk defa bu kadar çaresiz hissetti kendini.
Melis'in yanına bir silüet gelir sessizce duraksar Savaş'ın mezarına ve Melis'e bakar. "Canın çok yanıyor değil mi?" Melis yanındaki silüete bakmadı "evet çok yanıyor onun eksikliği her saniye daha zor oluyor ben onsuz yaşayamam" dayanamaz ağlar titreyen elleriyle toprağı sıkar "o bu toprağın altında öldü ama ben onun olmadığı her saniye ölüyorum"
Silüet Melis'in yanına çöker "her şey çok garip değil mi Melis?" Melis'in yüzünde acı bir gülümseme belirir geçmişi hatırlar "evet herşey çok garip Yiğit" derin nefes alır geçmişi düşünür "ben bu kadar bağlanacağımı asla düşünmemiştim onla alt tarafı 2-3 hafta sevgili olur bitiririz herşey Burçin ve Soytarı sayesinde başladı" gözünden yaşlar dökülüyordu, sesi titriyor, konuşmakta zorlanıyor kelimeler boğazında düğümleniyordu.
Yiğit sessizce Melis'i dinler gözleri dolar "neden fikrin değişti?" Melis, Yiğit'in gözlerine baktı bir süre sessiz kaldı "ben onu kabul ettiğimde ne gücü ne parası vardı sadece bana karşı saf sevgisi vardı ben o sevgiye tutuldum"
Yiğit acı şekilde gülümser Savaş'ın mezarına bakar "seni çok seviyordu hemde herşeyden çok sen ona hayat oldun hayata tutundu senin sayende evet onun ailesi Soytarı diye bilinir ama sen gidersen Soytarı'nın bile anlamı kalmazdı"
Melis sözün ağırlığını hisseder "ama ben onu değil o beni bıraktı" sesi duyulmacak kadar sessiz çıkar.
Melis dayanamaz ayağa kalkar. Yiğit şaşkınlıkla bakar Melis'in ani hareketiyle o da kalkar "ne oldu Melis?" Melis birşey demeden mezarlıktan çıkar Yiğit birşey anlamadan Melis'i takip eder.
Melis bağırır ağlayarak "Yiğit git gelme!" Yiğit olduğu yerde duraksar "nereye?" Diye sorar biliyordu şuan Melis herşeyi yapardı sonucu ne olursa olsun.
Melis gelen taksiyi görür hızla durdurur. Yiğit binecekken kapıları kitler taksiciye döner "abla lütfen hızlı sür" Yiğit arabanın penceresine vururken şoför hızla ilerler Yiğit kendi arabasına hızla koşar. Yiğit arabaya biner panikle anahtarı arar sinirle ceplerini karıştırır "nerde bu siktiğim anahtarı?" Sinirle bağırır. Artık sabrı taşmaya başlamıştı sakin kalamıyordu Melis'e birşey olacak korkusu sarmıştı daha fazla dayanamaz
telefonunu çıkarır birini aramaya başlar.
................
Melis takside telefonunu açtı, Savaş'a ses kaydı atmaya başladı. Öldüğünü bilse de bunu yapmaktan alıkoyamadı kendini bu ona, onun Savaş'la konuştuğunu hissettiiyordu içindeki tüm kapanmaz yaraları görmese de anlayan tek kişi Savaş'tı. Belki duymuyordu ama anlatmak Melis'i rahatlatıyodu.
"Sevgilim..." Gözleri dolarken anıları düşünüyordu dudaklarını birbirine bastırır ağlamak istiyordu kimse onun ağladığını görmemiştir -Savaş dışında- önündeki şoför kadına bakar sessini kısar "şuan bu yaptığım yanlış biliyorum ama sana birşey itiraf edecem senin ölümün benim yüzümden..." Boğazında kelimeler düğümlenir konuşmaya çalıştıkça boğazında acı hisseder "seni çok özledim ben seni yem etmek istemedim ben sana yalvardım gitme diye ama dinlemedin beni"
Gözlerinden akan bir damla yaşı hızla elinin tersiyle sildi. Güçlü durmak zorundaydı her zaman yaptığı gibi...
......
Melis'in sınavı daha 12 yaşında bir çocukken başladı. Annesi bir adamla evlenmiştı Üvey babası her zaman Melis'le ilgileniyordu Melis Öz babasından görmediği sevgiyi ondan görmüştü.
Melis annesiyle sürekli kavga ederken Üvey babası sürekli onu koruyordu. Melis üvey babası Salih'i çok seviyordu sürekli oyunlar oynar, ona nazlanırdı bir zaten ona seviyordu nazlanmayı.
Melis yine okulda kavga etmişti müdür annesini çağırmıştı. Melis'in tek temennisi Salih'in de oraya gelip onu annesinden korumasıydı.
Melis ağlayan bir çocuk değildi hiçte öyle bir çocuk olamayacaktı. Müdür, Melis ve kavga ettiği kıza bakıyordu Melis'te pek birşey yoktu sadece boynunda sıranın demirine çarptığı için oluşan bir yara vardı. O yara canını çok acıtıyordu ama asıl canını acıtan yara boynunda ki değilde kalbinde ki yaraydı.
Melis derin nefes aldı ağlamayacaktı -ağlayamazdı- Melis'e hep bu öğretilmişlerdi-güçlü ve korkusuz olmayı-
Müdür odasının kapısı açıldı içeri giren Melis'in kavga ettiği selda'nın annesi ve babasıydı. Babası selda'nın önüne diz çökmüş kızının birşeyi olup, olmadığına bakıyordu.
Selda'nın annesi Melis'in kolunu tuttup kendine çekti "ne yaptın kızıma!" Sesi bütün odayı sarmaya yetmişti. Melis korkmuştu ama bunu belli etmiyordu -edemiyordu- Melis duruşunu bozmadı, konuşmadan annesini ve Salih'i bekledi.
Odanın kapısı çalındı içeri giren Melis'in annesiydi üzerinde uzun siyah bir kaban vardı. Kaban dizlerinin altında bitiyordu, kabanını düzeltti odaya girdi kızının kolunun üzerindeki kolu görünce kadının üzerine ilerledi.
Müdür selda'nın ailesine birşey diyemiyordu nedeni ise ailesinin buraya yaptığı bağışlar sayesindeydi. Müdür Melis'in annesi Kader'i durdurmak istese de buna cesaret edemedi.
Melis bazen düşünüyordu annesine çektiğini ikisi de gözü döndüğünde gözleri birşey görmüyordu karşısındaki kim olursa olsun canını yakmadan bırakmıyorlardı bu da böyle bir andı.
Kaderin canı yanmıştı canı dediği kızına zarar gelmişti. Selda'nın annesi elini çekmedi Melis'in üzerinden daha çok sıktı Melis'in ağzından tez bir çığlık duyuldu. Kader dayanamadı kadının elini sertçe çekip Tokat attı müdür hemen önlerine geçti olayı durdurmak istercesine.
Kader durmadı daha çok üzerine gitti kadının bu sefer devreye giren Selda'nın babası olmuştu Kader'i itekledi. Kapı çalmadan açıldı herkesin gözü o tarafa döndü.
Melis'in yüzünde belli belirsiz bir tebessüm oldu. İstediği olmuştu tek temennisi Salih'in gelmesiydi ve gelmişti. Salih'in üzerinde siyah bir ceket vardı gözündeki siyah Güneş gözlüğünü çıkardı cebine koydu.
Selda'nın babasının eli hava da kaldı karşısındaki adamı tanıyordu herkesin korktuğu Dev diye anılan biriydi. Salih'in gözü ilk önce Melis'e kaymıştı içeri bir adım attığında ortam sessizleşti, bakışlar ona döndü bakışları umursamadan Melis'in önünde diz çöktü.
Kader'in karşısında ki adama bakmadan konuştu "o elin benim karıma bir daha değerse, kullanabileceğin bir elin olmayacak" Adam korkuyla elini indirdi biliyordu Salih dediğini yapardı.
Melis sıkıca Salih'e sarıldı ilk defa gözleri doldu ama ağlamadı -ağlayamadı- sadece başını Salih'in göğsüne yasladı sadece sustu, konuşmak istese de kalbinde ki acı az da olsa Salih sayesinde geçiyordu o yüzden hiç konuşmadan sarılmaya devam etti tek dileği bir ömür böyle kalmaktı.
Melis gözlerini kapattı. Salih bir yandan Melis'in saçını okşuyordu, bir yandan ise etrafına göz gezdiriyordu. Müdür Salih'in önünde düğmesini ilikledi, selda'nın babası kızının yanına geçti ağzına sanki kilit vurulmuş gibi susmuştu.
Müdür yerine geçti "lütfen olayı uzatmayalım böyle birşeye gerek yok küçük çocuklar sonuçta-" müdürün devam etmesine izin vermeden Salih elini kaldırdı müdürü susturdu herkesin bakışı Salih'teydi.
Salih sesini alçaltarak Melis'e baktı "ne oldu güzelim neden kavga ettin?" Herkesin gözü Melis'teydi.
Bir süre sessizlik oldu. Melis, etrafına baktı Salih'in elini tuttu saklanmak istercesine Salih'in gülümsemesini görünce cesaret doldu kalbine. Melis derin nefes aldı Selda'ya baktı "benim babam olmadığı için ve annem seninle evlendiği için benimle dalga geçtiler" gözleri doldu ama göz yaşlarını içine akıtmayı seçti, dışına değil.
Herkes duymuştu Kader'in bir adamla evlendiğini ama kimse onun Dev diye anılan Salih olduğunu bilmiyordu. Mahalleler de Kader'in adını çıkarmışlardı ama kader bunu pek umursamıyordu -şuana kadar- kim ne derse desin o sadece ailesiyle ilgilenirdi.
Salih'in sinirden gözleri dönmüştü öldürücü bakışlarla küçücük çocuğa Selda'ya bakıyordu biliyordu bunu Selda ailesinden duydu ve bugün kızı dediği Melis'e söyledi.
Salih, Müdür'e sert bir bakış attı "Müdür selda'nın kaydını başka bir okula al yoksa ben sen ve onun kaydını tamamen silerim" tehdit çok açıktı. Selda'nın babası ağzını açacak oldu sonra sustu ölmek yada işkence görmek istemiyordu.
Salih Müdür'ün konuşmasını dinlemeden Melis'in elini tutup odadan çıkardı Kader de arkalarından çıktı. Okuldan uzaklaştığında Kader her zamanki gibi Melis'e bağırmaya başladı "sürekli aynı olay Melis yeter ben sana yetişemiyorum artık ben sana bakamıyorum!" Salih Kader'e -sus- der gibi baktı.
Kader susmak istemese de susmak zorunda kaldı. Melis'in canı yanıyordu annesinin sözleriyle biliyordu annesi onu eskisi gibi sevmiyordu ama Salih öyle değildi ona gerçekten değer veriyordu.
Melis ilk çok korkmuştu Salih'ten ama korkusu gerçek olmamıştı. Salih ona bir baba olmuştu her zaman derdine koşuyor, onunla dertleşiyor ve nasihat veriyordu. Melis 12 yaşında olmasına rağmen bir çocuk gibi değilde bir yetişkin gibiydi.
Salih Melis'in elini tuttu sevecen bir bakış attı "güzelim boynun acıyor mu?" Salih'in eli Melis'in yaralı olan boynuna gitti.
Melis o an herşeyi unutmuş gibiydi. Salih ne zaman ona sevgi gösterse zaten tüm yaralarını unutuyordu o an iyileşiyordu. Salih'e duyduğu sevgi en saf ve temiz hâliydi.
........
Melis'in artık dayanacak gücü kalmamıştı. Nefes alamıyordu, nefes almaya çalıştıkça canı daha çok yanıyordu. Savaş'ı özlemişti ama istemese de, kabullenmese de biliyordu Savaş'ı o yem etmişti.
Düşündü belki de Kader haklıydı. Artık karar vermişti evet Kader haklıydı hemde ilk günden beri.
Melis taksici kadına döndü "beni burda indir!" Bağırmıştı farkında olmadan kadın hiç bir şey anlamadan öylece bakılı kaldı. Melis sinirle bağırarak devam etti "sana burda beni indir diyorum!" Kadın en sonunda durmuştu Melis taksimetreye baktı cebinden para çıkardı kadına uzattı vakti azalıyordu biliyordu bunu.
Kadın para üstünü uzatırken Melis almadan aşağı indi dağın başına yürümeye başladı takip ediliyor muydu bilmiyordu ama biliyordu ki Yiğit onu böyle bırakmaz.
Kimse gerçek Melis'i tanımıyordu Savaş bile...
Melis dağın başına geldi bir ev gördü ev yıkık, dökük bir yerdi içeri girdi kimsenin olmadığını anlayınca. Sessizce yürüdü radyoya doğru çalan şarkı gözlerinin dolmasına yetmişti
Ceylanları emziren bir peri gibi
Kollarında uyut beni iblise inat
Ey rüzgârın sevgilisi orman çiçeği
Hasretim sensin gurbetim sen gün ışığım sen
Mağrur bir uçurum oldu kalbim
Sesin döner içimde kurşun gibi
Ayrılık ne yaman bir ateşmiş
Ne olur dön gel Ezo
Oy Ezo yalnızlık ezım Ezo
Oy Ezo görmüyor gözüm Ezo
Oy Ezo tutmuyor dizim Ezo
Tükendim dön gel Ezo
Gözünden yaşlar döküldü "ne olur dön Savaş kollarında uyut beni iblislere inat" hıçkıra hıçkıra ağladı yarasını saran kimse olmadı.
Melis eskiyi düşündü Savaş Melis'in her canı yandığında yanındaydı ne kadar tartışsalar da yara açan değil yarasını kapatan oldu.
Şarkı devam ederken Melis anıların cilvesine kapılmıştı.
................
Her yıl gibi Savaş sevgililer günü için Melis'e özel bir hediye yapmaya çalışıyordu ama bu diğerlerinden farklı olacaktı. Melis'in en sevdiği oyuncağı dikecekti.
Melis küçükken o oyuncağı çok seviyordu herşeyini ona anlatır, o olmadan uyuyamazdı. Zaten o karanlık geceden sonra ne o oyuncak vardı ne de rahat bir uyku vardı Melis'e.
Savaş o oyuncağı aramış bulamamıştı. Herkes başkasına diktirmesini önerirken Savaş kimseyi dinlemedi Melis için değerli olan onun içinde değerliydi.
Savaş milleri aldı Oya yapmaya çalıştı ip yumağı sinirlerini bozmaya başlamıştı bile ikide bir yere düşüyor ve sürükleniyordu bir yandan onu topluyor bir yandan da örmeye çalışıyordu.
Soytarı video kaydını açmış Savaş'a doğru geliyordu Savaş iplerin arasında kaybolmakla meşguldü gelen Soylarının farkında bile değildi.
Ağzından küçük bir küfür çıktı "siktiğim ipi bir dur şunu örüp kurtulayım" Soytarı iple kavga eden Savaş'ı görünce kendini tutamadı kahkaha attı.
Savaş başını kaldırıp Soytarı'ya baktı videoya çektiğini görünce sinirle baktı "kapat lan şunu yine başladın soytarılağa" Soytarı tekrar kahkaha attı "adımın hakkını veriyorum" Savaş sinirle eşyaları yere attı.
Ardından tekrar topladı bir an önce bitirilmesi lazımdı sevgililer gününe az kalmıştı.
Soytarı Savaş'ın bu haline şaşırsa da gülemeden edemiyordu. Soytarı çapkın biriydi her gün her saat başka bir kızın yanındaydı.
Savaş tekrar örmeye başlarken telefonu çaldı. Savaş sıkıntıyla bıraktı eşyaları Melis'in aramasını Ümit ediyordu ama olmadı arayan Arda'ydı.
Savaş telefonu açtı beklediği haber gelmişti. Arda nefretle karşısında ki kısa kilolu her yerinde yara olan adama bakıyordu "aldık abi namusuzu mekân da" Savaş için yeterli sözdü.
Savaş telefonu kapattı elindeki işi umursamadan ayaklandı. Soytarı şaşkınlıkla baktı "ne oldu Şerefsiz?" Savaş telefonu cebine koydu sandalyesinden kalktı "o gün kadın cinayeti olmuştu tüm ülkeyi sallamıştı hatırlıyor musun?"
Soytarı anlamıştı kardeşini çok iyi tanıyordu. Tüm ekip anlaşıp o adamı bulacaklardı ama Savaş herkesten önce davranmıştı.
Soytarı gülümsedi kardeşiyle gurur duyuyordu. Savaş ne yaparsa yapsın her zaman Savaş'ın bir adım arkasındaydı. Savaş'la aralarında asla kıskançlık olmazdı Savaş'ın her zaman daha ön planda olmasını daha iyi yerlere gelmesini ister ve destek olurdu.
İkisi de ayaklanmıştı Savaş arabasının anahtarını aldı "gelecek misin?" Cevabını bilmesini rağmen sormak istedi. Soytarı bir saniye düşünmeden başını salladı gözlerinde kin ve nefret vardı.
Ekip olarak çok kişi öldürmüşler, işkence etmişlerdi ama hiç bir kadına el kaldırmamış kaldırılan eli kesmişlerdi.
Biliyorlardı kadınlar onlara gönderilen bir hediyeydi. Savaş bunu ilk evlatlık alındığı ailede öğrenmişti zaten Savaş'ın ilk orda başlamıştı kadınlara zarar verenlere olan nefreti.
Üvey babası üvey annesini öldürmüştü üzerine kadını suçlu çıkarmıştı her yerde eli olan biriydi onun için kolay olmuştu. Savaş o gün sonra kadınları koruyacağına yemin etmişti devletin yapamadığını o yapmak istiyordu -elinden geldikçe de yapacaktı-
Arabaya yerleştiler Soytarı'nın telefonu çalıyordu. Telefona bakmadan kim olduğunu anlamıştı yeni sevgilisiyle buluşacaklardı telefonu açmadı ismine bakma gereksimi bile duymadı.
Savaş anlamıştı Soytarı'nın sevgililerinden birinin aradığını Savaş bu konu da onu çok uyarıyordu ama Soytarı dinlemiyordu onun için sadece eğlenceydi.
Savaş'ın her zamanki ters bakışıyla karşılaşınca yutkunmak zorunda kaldı Soytarı en büyük kavgaları buydu Savaş ciddi ilişki adamıyken Soytarı çapkın biriydi.
Soytarı her zaman ki açıklamasını yapmıştı "kendileri de istiyor tek taraflı birşey değil kardeşim zaten düzgün kızları böyle kullanmam" Savaş bu açıklamaya her zaman sinir olmuştu ve olmaya da devam ediyordu "düzgün kızdan kastın ne? Kime göre düzgün veya değil? Sen düzgün müsün Soytarı?"
Soytarı bıkmıştı bu kavgadan "yeter Savaş her seferinde aynı kavga bıktım lütfen düzgün kızdan kastım zaten daha önce de böylelerdi o işe yeltenliydi ben hiç bir zaman zorla birşey yapmadım yapmam da onlar da istiyor-" Soytarı devam edecekken Savaş dayanamadı "sus daha fazla konuşma"
Soytarı alışmıştı bu kavgaya mekânın olduğu mahalleye vardıklarında herkes selamlamaya başlamıştı burda herkes onları sever saygı duyardı.
Herkes onların emrinde onlardan habersiz tek bir kuş uçmaz, uçamazdı.
Savaş mekânın önünde yavaşça durdu bir an önce içeriye girip adamı görmek istiyordu. Arabadan yavaşça ikili indiler kapıda Çınar'ı görünce ona odaklandılar üzeri kan lekeleriyle çevriliydi.
Çınar ikiliyi görünce saygıyla onlara ilerledi. Ellerini önünde birleştirdi saygıyla başını önüne eğdi. Savaş sinirle burnundan soluyordu "yapma şu hareketi sen burdakiler gibi değilsin Çınar sen benim kardeşimsin bana saygı duy ama başını eğme ellerini önünde birleştirme!"
Savaş nefret ederdi kardeşlerinin ona boyun eğmesine önünde diğer adamları gibi olmasına asla egolu, üst perdeden konuşan biri olmamış yeri geldikçe herkese yardım etmeye, bir abi olmaya çalışmıştı.
Çınar ellerinin bağını hemen çözdü başını salladı diğer adamlardan farklı olduğunu biliyordu. Nasıl Çınar ve Arda Savaş için değerli diğerlerinden farklıysa Savaş ve Soytarı da o ikili için çok değerli ve farklıydı.
Önce Savaş sonra Soytarı içeri girdi adamı karşılarında görünce hafifçe sırıttı Savaş üzerinde her zamanki beyaz gömleği vardı işkence yapacağı zaman bu gömleği giymeyi çok seviyordu. Üzerindeki kan lekeleri onun için bir zaferdi.
Adama yumruk attı adamın bağırması umrunda değildi sadece adama duyduğu nefret önemliydi.
Soytarı adama bakmadan Arda'ya döndü anlat hadi. Arda telefondan başını kaldırdı -emredersin- der gibi başını salladı.
Arda son bir kere adama baktı duruşunu dikleştirdi. "Bu kadın karısını aldatmış. Kadın görüp hesap sorunca da kavga etmişler adam dayanamamış karısını dövmüş -"
Adam, Arda'nın sözünü kesti "bu bizim aramızda kadın benim buna kimse karışamaz" kendinden emindi sözleri kendini kurtarma çabasındaydı yaptığının daha da suç olduğunu görmüyordu.
Savaş sert bir darbe attı adamın yüzüne "bu da bizim aramızda" dayanamıyordu. Bir insan nasıl bu kadar iğrenç olabilirdi diye düşünüyordu.
Adamın ağzından küçük bir inleme çıktı acıyla Savaş hırsını alamamıştı vurmaya devam ediyordu.
Adamın yüzü kanlara boyanmıştı. Savaş vurdukça adamın inlemeleri artıyor, "bırak beni" diye yalvarıyordu.
Soytarı dayanamayıp Savaş'ı çekti "Savaş yeter! Öldüreceksin " -amacı zaten öldürmekti- Savaş sinirle çekildi yaka silkti.
"Neden çektin beni bırak öldürmeme izin ver! bu kadar kötülüğü yapıp yaşamayı hakkediyor mu?" Savaş geçmişi düşündü, küçüklüğünü düşündü.
Soytarı, Savaş'ın omzunu sıvazladı "öldür umrumda değil yaşamayı hakketmiyor bu ama sonuçta o kadına kalacak suç bunu da mı düşünmüyorsun"
Soytarı'nın haklı olduğunu biliyordu o yüzden daha çok sinir oluyordu nefesini düzene sokmaya başladı siniri geçmiyordu -geçmeyecekti- son bir tekme vurdu adamın erkekliğine adamın çığlığı odayı sarmıştı.
Savaş'ın aklına bir plan gelmişti. Adamın ölüm sebebini bulmuştu trafik kazası süsü verecekti. Yada bir Yıldırım işareti bırakıp adamın ne olduğunu öğrenmelerini sağlayacaktı.
Polislerin en çok aradığı işaretti. Bir çok adam öldürülmüştü üzerlerinde sadece Yıldırım işareti vardı çeşitli şekillerde çizilmişti vücutlarına; bazılarına bıçakla kazıdılar, bazılarına yanıklarla ama sonuç hep aynıydı nerede bir kadın cinayetini işleyen biri var en geç 1 haftaya kadar bulunur öldürülür vücudunda Yıldırım işareti bulunurdu.
Bu Yıldırım işareti son 2 yıldır fazlasıyla görülmeye başladı toplumun bir kısmı desteklese de diğer kısmı bunu canice buluyordu fakat Savaş ve arkadaşları bunu umursamıyor doğru bildiklerini yapıyorlardı. Polislerin peşlerinde olmasını takmıyordu onlar için kendi doğruları vardı -hepte öyle olacaktı- herkesin tek merakı bunlar kimdi?
Savaş çeşitli işkenceler yapmıştı adama önce tek tek parmaklarını kırıp, koparmıştı ardından vücuduna asitlerle yanıklar oluşturmuştu. Adam acıdan kıvranırken hepsi onları izliyor zevk alıyordu.
Soytarı eline ince küçük bir bıçak aldı adamın derisini soymaya başladı nefret ediyordu o da aynı Savaş gibi kadınlar öldürülmesin istiyordu.
En son adam daha fazla dayanamadı ölmüştü Savaş adamı çöplüğün arasına attı bıraktı biliyordu polisler yine peşlerine düşecek ama hiç bir iz bulamayacaktı.
Dedikleri gibi oldu Savaş ve Barış adama trafik süsü verdi biliyordu buna kimse inanmaz yaptıkları işkencelerden dolayı ama amaçları inanmaları değildi zaten. Adamın üzerinde Yıldırım işareti vardı.
1 saat sonra bekledikleri gibi haberlerde yine aynı sözler komiserin biri konuşuyordu Barış sigara uzattı Savaş'a, Savaş ona uzanan sigarayı bakmadan aldı televizyonun sesini açtı.
Herkes gibi aynı şeyi tekrarlamıştı komiser "yine bir Yıldırım işareti yine bir adam bunları kim veya kimler yapıyor yakında bulacaz bir insanın canını almak bu kadar kolay değil adalet iki, üç serseriye kalmadı gerekli adaleti devletimiz veriyor" Savaş başını tavana kaldırdı üfledi ağzındaki dumanı.
En çokta "Adalet" lafına gülüyordu hani nerede Adalet? "Adalet diyorlar siktiğim ülkesinde o Adalet dedikleri şey sadece bir kelime değil aynı zamanda binlerce kişinin ölümüne sebep olan bir şeydi!" Çıldırıyordu Savaş Adalet olmayan bir yerde adaletten bahsedilmesinden özellikle de kendi Adalet sağladığında Adalet kelimesinden bile yoksun olan insanların ona laf etmesinden
En çok duyduğu sözdü "burada bir devlet var adaleti senin gibi biri mi sağlayacak git arkadaşlarına racon kes sen bu iş sana ağır gelir" ama Savaş yeminin her zaman arkasındaydı hedef belliydi kadınları korumak bu yolda çok kişiyi kaybetti yeri geldi kardeşim dediklerini yeri geldi en sadık adamlarını ama geri dönmedi -dönmeyecekti- Barış sinirle ekranı kapattı "Adalet sadece iki dudağının arasında yapışmış bir damga gibi sadece söylüyorlar işleve gelince ortada kimse Yok bizi arayacaklarına kadınlara bunu yapanları arasınlar"
İsyanları belliydi sadece sözde olan adaletti. Savaş'ın telefonu çaldı arayan kişiyi biliyordu bakmadan açtı "evet gülüm biz yaptık" alışmıştı her haberden sonra Melis arar siz mi yaptınız? bu sefer hangi kadının zarar gördüğünü sorardı.
Melis o kadınların özel psikoloğu gibiydi kendi de bir dönem kötü şeyler yaşamış Savaş sayesinde atlatmıştı şimdi Savaş nasıl ona iyi geliyorsa o da diğer kadınlara iyi gelmeye çalışıyordu.
Melis hafifçe gülümsedi Savaş onu kendinden bile iyi tanıyordu. "Peki, nerede?" Savaş telefondan bir kaç mesaja baktı "ailesinin yanında" kadının peşine birini takmıştı zarar gelmemesini sağlamıştı.
Melis'in gülümsemesi büyüdü "aile mi aldı yoksa sen mi ikna ettim?" Savaş'ın dudakları kıvrıldı "aile kabul etti" Melis inanmamıştı her zaman gibi aileyle konuşup Barış ve Savaş ikna etmişti "Savaş bana yalan söyleme sen konuştun değil mi?" Savaş masumca sesini kıstı "evet ben konuştum" Melis'in yanında çocuk gibiydi; herkese aslanken ona kediydi, herkesin yanında bir demir gibi sertken ona bir o kadar yumuşak davranıyordu; kıyamıyordu, korkuyordu Melis'i kaybetme olasılığından.
Melis kıkırdadı "seni çok seviyorum beynim" Melis her zaman Savaş'a beynim diyordu nedenini asla tam söylemezdi "çok zekice davrandığın için der geçiştirirdi Savaş'ın dudağı kıvrıldı "bende seni seviyorum sessiz limanım" Savaş'ın bunu demesi her seferinde Melis'i duygusallaştırıyordu.
Melis bu sözün anlamını sorduğunda Savaş Melis'in gözlerine kaybolurcasına baktı tek isteği bir ömür onun gözlerinde yaşamaktı yolu Melis'in gözlerinde kaybolmuştu bir daha da yolu bulmak istemiyordu. "Sana sessiz limanım diyorum çünkü ben ne kadar kötü olursam olim, her yerde kıyameti koparim, her ne kadar güçlü de dursam günün sonunda yorgun bir gemi gibi yine sana geliyorum ben seninle iyileşiyor dinleniyorum herkesin bildiği değilde kimsenin bilmediği bir Savaş oluyorum bu da sadece senin limanında konuşmana bile gerek kalmadan bakışınla iyileştiriyorsun"
......
Melis'in olduğu evin kapısı açıldı içeri giren kişiye bakma tenezzülünde bile bulunmadı. Derin nefesler aldı kendine gelmeye çalıştı kulağına gelen Şarkıya odaklandı
Herşey bana seni hatırlatır unutmak isterken
Utanırım hep o acılı şarkılarla ağlarken
Bazen bir dost ya da bir çiçekle evime gelirsin
Herşey seni hatırlatır da yeniden
Geri dön geri dön ne olur geri dön
Uzanıp tutuver elimi bir gün
Utanır diyemem ne olur geri dön
Geri dön geri dön ne olur geri dön
Uzanıp tutuver elimi bir gün
Utanır diyemem ne olur
geri dön
Gözlerinin yaşlarını sildi ağlamak güçsüzlük müydü sahiden? Evet Melis için öyleydi.
Adam usul usul geldi "yine kendini burada bulmuşsun Melis Işık" Melis herşeyden nefret ediyordu en çokta kendinden elinde olsa ismini, geçmişini hatta kendini bu dünyadan silerdi.
Melis şarkıyı kapattı eski Demir gibi sert olan haline döndü "burası benim evim" Melis için çok garip bir Kelimeydi ev o sadece Savaş'a evim diye hitap ederdi oysa.
Adam dosyaları Melis'in önüne attı "duydun mu?" Melis dosyalara göz ucuyla baktı "neyi? Bunlar ne?" Adam kaşıyla dosyayı işaret etti "sadece oku ve resime bak" Melis dosyayı açtı gördüğüyle şok olmuştu gözlerinden yaşlar delicesine akıyordu Ağzı şaşkınlıkla açıldı
"Arkadaşlar yeni bir bölümün sonuna geldik umarım beğenirsiniz uzun süreden beri bölüm gelmiyordu düzene koyacam demiştim ama şansım olmadı özür dilerim hepimizden artık daha çok çalışacam. bunun için"
"Yeni bölümde en sevdiğiniz yer neresi oldu?"
"En sevdiğiniz karakter kimdir?"
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |