
Merhaba, hoş geldiniz. Oy verip yorum yapmayı unutmayın lütfen. Yazım yanlışlarım varsa kusura bakmayın, keyifli okumalar... 🍀
Instagram: lavinyaofficial_
***
"İris iyi misin?" Diye sordu Arslan saçlarımı yüzümden çekerek.
"İris?" Dedi endişeyle Gece.
"Su getireyim ben." Diyen Pusat'ın sesinden sonra kapının açılıp kapanma sesini duydum.
"İris uzan biraz." Dedi Arslan, omuzlarımdan ittirerek beni geriye doğru yatırdı.
"İyiyim." Dedim gözlerimi açarak. "Yorgunum sadece, operasyonda hiç uyumadım." Dedim.
"Suyu getirdim, İris al iç." Diyerek yanıma geldi Pusat ve kafamın arkasından tutup hafifçe kaldırdıktan sonra suyu içirdi.
"İyi misin?" Diye sorduğunda kafamı aşağı yukarı sallayarak onayladım.
"Uyuyayım geçer." Dedim. "Siz çıkın iki dakika dışarıya, ben İris'in üzerini değiştirmesine yardım edeyim." Diyerek Pusat ve Arslan'ı odadan kovdu Gece.
Dolabımdan birer pantolon ve kıyafet çıkarttıktan sonra bana döndü. Üstümdeki tozlu kıyafetleri çıkarttım.
"Ne oldu?" Diye sordu.
"Annem ve babamın fotoğrafını gördüm."
"Ne var bunda?" Diye sordu. "Hep bakıyorsun zaten." Diye devam etti üstümü giymeme yardımcı olurken.
"Korsan'ın çantasında gördüm fotoğrafı." Dediğimde elleri duraksadı.
"Nasıl?" Diye sordu kaşlarını çatarak.
"İkisinin olduğu bir fotoğraf ama eski değildi." Dedim. "Arslan fotoğrafını çekti bakarsın." Diyerek pantolonumu giymeye başladım.
"Korsan, onları tanıyor." Dedim saçlarımı düzeltirken. Başımın dönmesi biraz olsun geçmişti.
...
Şuan bahçede oturmuş ne yapacağımı düşünüyordum. Melek'e fotoğrafı gösterip göstermemek arasında kararsız kalmıştım.
Bilmeye hakkı vardı ama kesinleşmeden de söyleyip boşuna umutlandırmak istemiyordum.
"Offf!" Diyerek başımı önümdeki masaya yasladım.
"Ne oldu, niye ofladın?" Diye soran Melek'in sesini duyduğumda kafamı kaldırıp arkamı döndüm. Elinde iki kupayla bana bakıyordu.
Kupalardan birisini benim önüme koyduktan sonra karşımdaki sandalyeyi çekip oturdu.
"Kötü bir şey mi oldu abla?" Diye sordu.
"Kötü değil, sanırım." Dediğimde kaşları çatıldı.
"Sanırım mı, ne oldu ki?" Sorusuna cevap vermeden telefonumdaki fotoğrafı açıp Melek'e doğru uzattım.
Arslan karargahtan çıktıktan sonra fotoğrafı bana atmıştı.
Melek fotoğrafa baktıktan sonra kaşlarını çatıp bana döndü.
"Nerden buldun bunu?" Diye sordu.
"Korsan'dan." Diye cevap verdiğimde bir şey demeden fotoğrafa bakmaya devam etti. Beklediğimden az şaşırmıştı, hatta hiç şaşırmamıştı.
"Korsan bu fotoğrafı nereden bulduğunu anlattı mı?" Diye sorduğunda başımı iki yana salladım.
Melek telefonu bana uzatıp ayağa kalktı. "Benim işim vardı unutmuşum onu halledeyim." Deyip koşar adımlarla içeriye girdi.
Birkaç dakika daha oturduktan sonra bende içeriye girip odama doğru yürümeye başladım.
"Bende sizi çok özledim." Diyen Melek'in sesini duyduğumda yavaşça kapıya doğru yaklaştım.
Telefonda biriyle konuşuyordu.
"Tamam merak etmeyin, siz şu meseleyi halledin." Dedi ve arkasını döndü. Göz göze geldiğimizde derince yutkunduğunu fark ettim.
"Abla?" Dedi sesi de titremişti. Ne oluyordu bu kıza?
"Melek?" Diye cevap verdim.
"Ne yapıyorsun ya arkamda? Ne zaman geldin?" Diye sordu aynı ses tonuyla.
"Asıl sen ne yapıyorsun, fısır fısır kiminle konuşuyorsun?" Diye sordum ona birkaç adım atarak.
"Fısır fısır konuşmuyorum ki, arkadaşım aradı onunla konuşuyorum." Diye cevapladı ama yalan söylediği çok belliydi.
"Hangi arkadaşın, al hoparlöre bende bir merhaba diyeyim." Dedim.
"Abla ne gerek var, arkadaşım diyorum işte."
"Tamam bir şey demiyorum aç hoparlörü merhaba diyeyim bende, arkadaşına." Dedim. Cümlem biter bitmez telefonum çaldı.
Telefonumu elime alıp arayan kişiye baktığımda Mert olduğunu gördüm. "Bu arkadaş meselesini konuşacağız Melek." Dedikten sonra telefonu açıp kulağıma dayadım.
"Efendim Mert?" Dedim.
"İris abla yetiş! Yine öyle adamlar takıldı peşime, nolur gel yardım et bana korkuyorum." Dedi fısıltıyla.
"Mert neredesin hemen bana konum at! Kaç kişiler?" Diye sorarak aşağı indim hızla.
"İki galiba, konumu attım abla. Ne olur acele et." Dedi.
Arabaya bindiğimde Melek de peşimden binmişti. "Tamam sen korkma sakin ol, polise haber verdin mi?" Diye sordum.
"Hayır ilk seni aradım." Dediğinde Melek'e çevirdim bakışlarımı. Telefonu hâlâ açıktı, konuştuğu kişi bizi duyuyordu.
"Melek polisi ara." Dedim ve telefonu hoparlöre alıp konumu açtım. "Şu adresi söyle acele etsinler." Diye devam etti.
"Tamam." Deyip telefonu kapattı ve polisi aradı.
Mert'in attığı konuma geldiğimde terk edilmiş bir apartman olduğunu gördüm.
"Mert geldim aparmanın içinde misin?" Diye sordum. "Evet abla üst kattayım saklandım." diye cevap verdi.
"Tamam sen çıkma geliyorum, korkma." Deyip telefonumu cebime koydum ve silahımı elime aldım.
Polisler daha gelmemişti. Melek de silahını eline alıp arabadan indiğinde yavaşça apartmanın içine girdik.
Merdivenlere doğru ilerleyip yukarıya çıktım ve birinci katı yavaşça gezerek Mert'i aramaya başladım, Melek de arkamdan geliyordu.
Birinci katta Mert'i bulamayınca ikinci kata çıktım bir iki adım attıktan sonra karşımda ellerinde silah olan iki kişi belirdi.
"At silahını!" Diye bağırıp silahımı onlara doğrulttum.
"Asıl siz atın silahlarınızı! Kimsiniz siz?" Diye sordu öndeki adam.
"Abi bu geçen çocuğu bizim elimizden alan kadın." Diye cevapladı arkasındaki adam, ona dikkatli bir şekilde baktığımda dövdüğüm şişman adam olduğunu fark ettim.
"Bu mu dövdü lan hepinizi?" Diye sordu gözlerini üzerimde gezdirerek.
"Kes sesini at silahını!" Dediğimde öndeki adam güldü.
"Asıl sen at silahını, çık git başına bela alma." Dedi. Dışarıdan siren sesleri geldiğinde adam bir an afalladı, bu fırsattan yararlanıp eline tekme attım ve silahının düşmesini sağladım.
"Hareket edersen vururum. Şişman sen de bırak silahını!" Dedim.
"Polis misin sen?" Diye sordu silahını düşürdüğüm adam. Bu sırada şişman adam silahını atıp arkasındaki odalara doğru koşmaya başladı.
Melek de adamın kaçtığını görüp peşinden koşmaya başladı.
Benim dikkatim bir anlığına dağıldığında karşımdaki adam da benim gibi bunu fırsat bilerek elime vurdu ve silahımı düşürdü.
"Polis misin?" Diye sorusunu tekrarladı bana bir yumruk atmaya çalışırken.
"Değilim." Dedim geriye doğru adım atarak. Yumruk attığı kolunu tutup çektim ve karnına tekme attım.
"Askerim." Dedikten sonra ensesine dirseğimle vurduğumda bayılmıştı.
Merdivenlerden çıkan polisleri ve onlarla buraya doğru gelen Melek'i gördüğümde etrafı gezmeye başladım.
"Mert!" Diye seslenerek bir odaya girdiğimde Mert de kolonlardan birinin arkasından çıkıp koşarak bana doğru geldi ve sarıldı.
"Çok korktum abla." Deyip daha sıkı sarıldığında bende ona sarıldım.
"Korkma geçti." Deyip saçlarını okşadım.
Kapıdan giren polisleri gördüğümde cebimden kimliğimi çıkartıp uzattım.
"Kıdemli Yüzbaşı İris Tanyeli." Diye tanıttım kendimi.
"Yüzbaşım sizlerin de ifadesini almamız gerekiyor, bizimle emniyete gelmeniz lazım." Dediğinde kafamı aşağı yukarı salladım.
"Tabii ki gidelim." Dedim ve Mert'le birlikte yürümeye başladık.
...
"Sen geç rahatına bak bir ihtiyacın olursa seslenirsin tamam mı? İyi geceler." Dedim.
"Tamam abla, iyi geceler." Dedi gülümseyerek Mert.
Odadan çıkıp kapıyı kapattım ve salona indim.
Emniyette ifade verdikten sonra Mert'i yurda bırakmak istememiştim ve müdüründen izin alıp eve getirmiştim, burada daha güvendeydi.
"Uyudu mu?" Diye sordu teyzem. "Yattı, uyur yorulmuştur bugün." Dedim koltuğa otururken.
Telefonuma gelen mesajla birlikte elimi cebime atıp telefonu çıkarttım. Mesajı atan kişi Oktay Albaydı, karargaha çağırıyordu beni.
Oturduğum gibi ayağa kalkıp teyzeme döndüm. "Teyze karargahtan çağırıyorlar beni görüşürüz." Diyerek çıktım evden.
Birkaç dakika sonra karargaha gelip direkt Oktay Albayın odasına çıktım.
Oktay Albaya selam verip karşısındaki koltuklardan birisine oturdum.
"Mert nasıl?" Diye sordu Oktay Albay ilk olarak.
"İyi komutanım evime götürdüm uyudu, o adamlar kimmiş haber var mı?" Diye sordum.
"Yüzbaşım, eğer istersen Mert bundan sonra senin yanında kalacak yasal işlemleri dert etme birkaç gün içinde halledilecek." Dediğinde niye böle bir şey istediğini merak etmiştim.
"Tabi ki isterim komutanım ama neden?" Diye sordum.
"Sorgulama yüzbaşım. Sadece Mert güvende olsun sen ona iyi bak yeter." Diyerek söyleyecek söz bırakmamıştı.
Mert'in ailesi yok muydu? Peşindeki adamlar kimlerdi ve Mert'ten ne istiyorlardı? Albay neden benden böyle bir şey istemişti? Mert benim yanımda kalmak ister miydi? Ben Mert'e doğru düzgün bakabilir miyim ki? Aklımdan bin bir tane soru geçiyordu ve sorularımın cevaplarının Oktay Albay'da olduğuna emindim ama o da sormama izin vermiyordu.
"Emredersiniz komutanım." Dedim dilimin ucun kadar gelen soruları yutarak.
"Zamanı geldiğinde bütün sorularına cevap bulacaksın yüzbaşım ama şuan zamanı değil." Dediğinde içimdeki merak daha fazla büyümüştü.
"İris ben seni görev vermek için çağırdım buraya. Korsan ve Tuğçe'nin sorguları bitti mahkemeye sevk edilecekler, sen de onlarla gideceksin. Korsan'ı kaçırmaya çalışabilirler tüm tedbirlerini al." Dediğinde başımı hafifçe öne eğip kaldırdım.
"Emredersiniz komutanım." Dedim. "Köstebekten bir gelişme var mı komutanım?" Diye sordum.
"Henüz yok ama bir planımız var, sen mahkemeden döndükten sonra detayları konuşalım yüzbaşım. Şimdi çıkabilirsin." Dediğinde ayağa kalkıp selam verdim ve dışarıya çıktım.
İlk önce malzemelerin olduğu odaya gidip çelik yeleği aldıktan sonra odama geçtim. Çelik yeleği giydikten sonra üzerine odamda yedekte bulundurduğum siyah kıyafeti ve siyah eşofmanı giydim. Saçlarımı alttan sıkı bir topuz yapıp aynadan kendime baktım.
Tabancamı da eşofmanımın beline yerleştirdim. Odamdan çıktığımda karşımda benim gibi siyah kıyafet ve eşofman giymiş Arslan'ı gördüm.
Gözlerim onu baştan aşağı süzdükten sonra saçlarında takılı kaldı. Bir tutamı yine alnına düşmüştü.
"Saçımda seni bu kadar etkileyen ne var merak ediyorum?" Dedi.
"Ha?" Diye sordum, dikkatim saçlarında olduğu için onu dinlememiştim.
Arslan ufak bir kahkaha attığında kaşlarım çatıldı. "Ne ya dikkatim dağıldı, gülmesene." Dediğimde daha fazla gülmeye başladı.
"Saçlarımda seni bu kadar etkileyen ne var, diye sormuştum." Dedi sırıtarak.
"Hiç bir şey." Dedim kendimden emin bir şekilde.
"Tabi tabi." Diyerek sırıtmaya devam etti.
"Geç kalacağız." Dedim konuyu değiştirmek için.
"Önden buyurun İris Hanım, yoksa bana bakarken dikkatiniz dağılır düşersiniz falan." Dedi gıcık gıcık sırıtarak.
Kaşlarımı daha fazla çatarak önüne geçip hızlı hızlı yürümeye başladım. Alt tarafı saçlarına bakmıştım canım o da dalga geçmeye yer arıyordu.
"Korsan ve Tuğçe'nin bineceği aracın önüne gelmiştik. Onları mahkemeye götürmek için görevli ekip de buradaydı.
"Teröristler nerede?" Diye sordu Arslan.
"Getiriyorlar komutanım." Dedi asker.
Birkaç saniye sonra Korsan ve Tuğçe kollarından tutan askerlerle birlikte gelmişti.
"Tuğfan neden gelmedi? Biliyor musun?" Diye sordum Arslan'a. Kafasını iki yana salladı.
Araca bindiğimizde askerler Korsan ve Tuğçe'nin kamerlerini takıp yerlerine oturdular.
Arslan'la ben de tam karşılarına oturduk. Önümüzde ve arkamızda ikişer tane araba vardı. Yol tamamen kontrol altına alınmıştı.
"En son ne zaman gördün?" Diye sordu Korsan bana bakarak. "Neyi?" Diye sordum.
"Annen ve babanı." Dedi sırıtarak. "Kaç yaşındaydın?" Diye devam etti. Cevap vermeden gözlerinin içine bakmaya devam ettim.
Parmaklarını sayıp düşünüyormuş gibi mırıldanmalar çıkarttı. "Küçüktün değil mi?" Diye sordu sonrasında.
Arslan elini elimin üzerine koyup okşamaya başladı. "Kes sesini!" Dedi Korsan'a bakarak.
"Niye keseyim. Merak ettiğim şeyler var, mesela bir anne ve baba bu kötülüğü niye çocuklarına yapar?" Dedi Arslan'a bakarak.
"Benim annem ve babam şehit oldu, şehit. Sen bu kelimenin nasıl onurlu bir mertebe olduğunu bilmediğin için sana kötülük gibi gelir." Dedim.
"Şehit mi oldular?" Diyerek iğrenç bir kahkaha attı. Onun o berbat gülüşüne daha fazla tahammül edemeyip karnına tekme attığımda öne doğru eğilip öksürmeye başladı.
Araba durduğunda askerler inip bizim olduğumuz kapıyı açtılar. Korsan'ı ve Tuğçe'yi indirip hızla adliyeye soktular.
...
Karargaha doğru yürümeye başladım. Korsan ve Tuğçe hapishanenin kapısından içeriye girinceye kadar yanlarından ayrılmamıştık. İkisi de bir daha gün yüzü göremeyeceklerdi.
Oktay Albayın odasının önüne geldiğimizde kapıyı çalıp içeriye girdik. Oktay Albay'ın karşısında oturan Tuğfan'ı gördüğümde kaşlarım merakla çatıldı.
"Oturun yüzbaşım." Dedi Oktay Albay. Arslan'la yan yana oturduğumuzda Arslan konuşmaya başladı.
"Tuğfan'ın niye burada komutanım, mahkemeye neden gelmedi?" Diye sordu.
"Tuğfan bundan sonra bizim için çalışacak yüzbaşım." Dedi albay net bir şekilde.
"Komutanım ona güvenebilir miyiz?" Diye sordu Arslan sanki bahsettiği adam karşısında değilmiş gibi.
"İris ile çıktığı operasyonda kendini kanıtladı Arslan. İris herhangi bir yanlış hareketini gördüğünü söylemedi." Dedi albay. "Bu konu tartışmaya kapalıdır yüzbaşı." Diyerek noktayı da koydu.
"Emredersiniz komutanım." Dedi Arslan.
"Tuğfan sen çık gazinoda bekle seni çağıracağım." Dedi albay. Tuğfan ayağa kalkıp başını onaylarcasına aşağı yukarı sallayıp odadan çıktı.
"İkinizle konuşmam gereken daha önemli bir konu var yüzbaşım, köstebek." Dedi Oktay Albay. Bütün dikkatimi ona vererek dinlemeye başladım.
...
Oktay Albay ile konuştuktan sonra karargahtan çıkıp eve gelmiştik.
"Sence Tuğfan güvenilir mi? Her yerde köstebeği arıyorken başka bir köstebeği kendi elimizle aramıza sokmuşuz gibi hissediyorum." Dedi Arslan arabadan iner inmez. Buraya kadar söyleyip söylememek arasında kaldığı konu buydu demek ki.
"Bilmiyorum, operasyon esnasında ters bir hareketini görmedim ama o zaman işin ucunda Tuğçe vardı. Şimdi gerçekten güvenilir olup olmadığını gösterecek." Dedim.
"Ben yine de güvenmiyorum sonuç olarak bir terörist asla yüzde yüz güvenilir değil." Dedi.
"Sevgilim takma kafana, üstler her şeyi en ince ayrıntısına kadar düşünmüşlerdir rahat ol." Deyip uzanarak sakallarının üzerinden öptüm.
Elini yanağıma getirip okşadı. "Seni çok seviyorum." Diyerek dudaklarıma yaklaştı.
"İris! Hoş geldiniz kızım!" Diye bağıran teyzemin sesini duyduğumuzda hızla birbirimizden uzaklaştık. Kafamı çevirip teyzemin nerede olduğuna baktığımda camdan bize baktığı gördüm.
"Ya sırası mı şimdi cama çıkmanın, uyusana saat kaç olmuş teyze ya." Diye mırıldanarak söylenmeye başlamıştı Arslan.
"Hoş bulduk teyze, geliyorum hemen!" Diye bağırdım.
"Girmiyor içeriye." Diye fısıldadı Arslan. Dudaklarımdan ufak bir kıkırtı döküldü.
"Söz sabah öpeceğim seni sevgilim. Hadi iyi geceler." Diyerek havadan bir öpücük gönderdim.
"Kabul etmiyorum." Dedi mızmız bir ses tonunda. "Neyi?" Diye sordum.
"O öpücüğü, öpücük bile değil o ya!" Dedi. "Teyzem hâlâ camda." Dediğimde omuzlarını yukarı kaldırıp indirdi.
"Banane ben iyi geceler öpücüğümü istiyorum." Dediğinde güldüm. Bebek gibi davranıyordu şuan ve bunu sadece bana yaptığını bilmek hoşuma gidiyordu.
Uzanıp yanağına bir öpücük bıraktım. "İyi geceler sevgilim." Dediğimde gülümsedi ve hızla yanağıma ufak bir öpücük bırakıp geri çekildi. "Sana da sevgilim." Dediğinde hızla içeriye girdim.
...
"Eee çıkınca ne yiyeceğiz?" Diye sordu Alaz sırıtarak.
"Bizim iki ara sokakta çok güzel bir simitçi var komutanım var ya parmaklarınızı yersiniz." Dedi Meriç gülerek.
"Geç o işi sen Meriç, mekanı ben seçeceğim." Dedi Koray.
Meriç'in gülen yüzü anında solduğunda dönüp Oğuz'a baktı ve kaş göz işaretleri yaparak bir şeyler anlatmaya başladı.
"Hiç öyle hareketler yapma Meriç, kaçamazsınız. Bak Oğuz'un sesi çıkıyor mu kabullendi o." Dedi Alaz.
Meriç ve Oğuz mesai sonrasında yemek ısmarlayacaklardı bize. Şuan da gazinoda onu konuşuyorduk.
"Yok komutanım ne kaçması, bütün maaşımı yiyebilirsiniz size feda olsun." Dedi yalandan gülerek.
"Biliyoruz Meriç'cim." Dedi Alaz gerçekten sırıtarak.
"Meriç kes artık sesini kardeşim." Dedi Oğuz.
"Bizde gelebiliriz değil mi Meriç?" Diye sordu Aycan kendine bir sandalye çekip otururken, yanında da Melek ve Ecem vardı.
"Tabi ki ko-" Diye konuşmaya başlamışken içeriye giren Oktay Albay sayesinde cümlesi yarım kalmıştı.
Albayın arkasında birkaç tane de asker vardı.
"Dikkat!" Diye bağırdı askerlerden birisi. Gazinodaki herkes ayağa kalkıp hazır ola geçti.
Oktay Albay direkt bizim olduğumuz masaya gelip Arslan'ın karşısında durdu.
"Teröristlere bilgi sızdırdığın tespit edildi Arslan Arınç! Silahını ve kimliğini teslim edip ellerini kaldır!" Diye bağırdı Oktay Albay.
***
Bölüm sonu.🍀
Okuduğunuz için teşekkür ederim, umarım beğenmişsinizdir. Oy verip yorum yapmayı unutmayın lütfen.
Görüşmek üzere...🤗
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 6.93k Okunma |
676 Oy |
0 Takip |
44 Bölümlü Kitap |