42. Bölüm

42. Bölüm

Kübra
kubraq

 

Merhaba, hoş geldiniz.

 

Bu aralar düzenli bölüm atamıyorum, bazen iki haftada bir gelebiliyor bazen birkaç haftayı buluyor bunun için özür dilerim, sınava hazırlanıyorum ve ders çalışıp uyumaktan başka hiçbir şeye vakit bulamıyorum en ufak boşlukta da yazmaya çalışıyorum.

 

Oy verip yorum yaparsanız gerçekten çok mutlu olurum bu zamanlarda beni çok motive ediyor yorumlarınız.

 

Yazım yanlışlarım varsa kusura bakmayın, keyifli okumalar umarım beğenirsiniz...🍀

***

"Teröristlere bilgi sızdırdığın tespit edildi Arslan Arınç! Silahını kimliğini teslim edip ellerini kaldır!" Diye bağırdı Oktay Albay.

"Ne, ben yapmadım komutanım! Hayır!" Dedi Arslan.

"Silahını ve kimliğini ver ve ellerini kaldır Arslan!" Diye bağırdı sinirle Oktay Albay.

Gözlerim gazinodaki askerin üzerinde gezindi hepsi şaşkın bir şekilde bize bakıyorlardı.

"Komutanım abim yapmaz, bir yanlışlık vardır." Dedi Aycan abisinin yanına gidip.

"Sen karışma teğmen!" Dedi albay.

"Yapmaz komutanım, Arslan yüzbaşı asla yapmaz." Dedi Koray.

"Yanlış anlaşılma vardır komutanım, olmaz öyle şey." Dedi Oğuz.

"Komutanım bir daha bakın kontrol edin, kendimden şüphe ederim Arslan yüzbaşımdan etmem komutanım." Dedi Alaz.

"Arslan komutanım hainlik etmez komutanım, İris komutanım bir şey desenize sizde! Yapmaz deyin, yapmaz Arslan komutan!" Dedi Meriç, tim bana döndüğünde ben Arslan'ın gözlerine bakmaya başladım.

Kafasını iki yana salladı "Yapmadım, yapmam." Dediğinde Pusat hızla gelip Arslan'ın yüzüne yumruk attı.

"Ulan hâlâ inkar ediyorsun! Emin olmasalar derler mi böyle bir şeyi sana!" Diye bağırdı. Gece zar zor Pusat'ı tutmaya çalışıyordu.

Gözlerim tekrardan gazinodaki askerlerde gezinmeye başladı.

"Tutuklayın şu köstebeği!" Diye emir verdi Oktay Albay. Arkasındaki askerler Arslan'ın kollarından tutuğunda tim hızla öne atıldı ve Arslan'ı arkalarına aldılar.

"Köstebek Arslan yüzbaşı değil komutanım, yapmayın." Dedi Meriç.

"Komutanım ne olur yapmayın, bir daha kontrol edin." Dedi Koray.

"Olamaz komutanım." Dedi Alaz.

"Yapmaz Arslan komutan." Dedi Oğuz.

"Hayır vermem abimi, hayır. Abim yapmaz ben abimi tanırım yapmaz abim albayım, İris abla yapmaz!" Dedi Aycan, gözlerinden yaşlar akıyordu.

"Anka, çekilin." Dedim dakikalar sonra ilk kez konuşarak.

"Ne demek çekilin İris abla! İnanıyor musun sen abimin hain olduğuna?" Dedi Aycan.

"Aycan çekilin dedim." Dedim.

"Komutanım bari siz yapmayın ya bilmiyor musunuz Arslan komutanı!?" Dedi Meriç.

"Meriç! Sana bir emir verildi asker! Çekil!" Dedim sesimi yükselterek.

Arslan'ın gözlerine baktığımda etrafta dolaşan gözleri anında bana döndü. Kafasını iki yana salladı. "Yapmadım ben o alçaklığı." Dedi ve gözleri Oktay Albay'a döndü. "Yapmadım komutanım." Diye devam etti.

"Gerçek köstebeği bulduğumda onu ellerimle öldüreceğim!" Diye bağırdı bu defa gazinodaki askerlere bakarak. Benim de gözlerim onun baktığı tarafta dolandı.

"Yeter bu kadar! Tutuklayın şu köstebeği!" Dedi Oktay Albay. Askerler zar zor timin arasından geçerek Arslan'ın kollarından yakalayıp arkasında birleştirdiler, Arslan direnmeyi kesmişti ama etrafa ateş saçan gözlerle bakıyordu.

"Komutanım yapmayın!" Diye bağırdı Aycan. "Sende açığa alınacaksın teğmen. Sana da kelepçe takılmasını istemiyorsan sus ve yürü." Dedi albay Aycan'a bakarak.

"Komutanım olmaz, ne olur yapmayın." Dedi Koray. Oktay Albay cevap vermeden gazinodan çıktı. Arkasından askerler ve kollarından tuttukları Arslan onun arkasında Aycan sırayla ayrıldılar gazinodan.

"Komutanım siz bir şey yapın bari ne olur." Dedi Koray bana bakarak.

"Komutanım?" Dedi Oğuz.

"Ne yapacağız komutanım? Bırakamayız Arslan yüzbaşımı." Dedi Alaz.

"Ya niye bir şey demiyorsunuz komutanım!? Olacak iş mi bu!? Arslan yüzbaşımdan bahsediyoruz! Hain diyorlar ona! Hain!" Diye bana bakarak bağırdı Meriç.

"Karşında komutanın var Meriç! Kendine gel!" Diye bağırdı Pusat. "Arslan yüzbaşın yapmamış olsa alıp götürür mü albay?!" Diye devam etti.

Meriç bağırarak sandalyeye tekme attı.

"Meriç dışarı çık." Dedim sakince.

"Dışarıya mı çıkayım? Komutanım ne diyorsunuz siz ya!" Dedi Meriç şokla bana bakarak.

"Komutanım bari siz yapmayın." Dedi Oğuz. Sonra Meriç'in kolundan tutup dışarıya çıkarttı.

"Arslan abi yapmaz komutanım." Deyip Koray da çıktı dışarıya, Alaz da bir şey demeden Koray'ın arkasından çıktı.

Gözlerim gazinodaki askerlerin üzerinde gezindi hepsi hâlâ bize bakıyordu.

"Herkes işinin başına!" Diye bağırıp bende Oktay Albay'ın odasına doğru yürümeye başladım.

Gece ve Pusat da benimle geliyordu.

Kapıyı çalıp içeriye girdim, Arslan ve Aycan karşılıklı Oktay Albay'ın karşısında oturuyordu.

"Gelin yüzbaşım." Dedi Oktay Albay. İçeriye girip karşısında durduktan sonra baş selamı verdim.

"Köstebek, iletişim Teğmen Sedat Yılmaz komutanım." Dediğimde Oktay Albayın dudaklarında ufak bir gülüş belirdi.

On üç saat önce:

"İkinizle konuşmam gereken daha önemli bir konu var yüzbaşım, köstebek." Dedi Oktay Albay. Bütün dikkatimi ona vererek dinlemeye başladım.

"Telefon incelemesinden bir şey çıkmadı ya siliyor ya da başka bir şekilde haber yolluyor. Bizim köstebeği yakalamak için bir planımız var." Diye devam etti albay.

"Bu köstebek yüksek ihtimalle harekat merkezine girip çıkan birisi, operasyon detaylarına kadar öğrenebildiğine göre. Onu aradığımızı biliyor, onun yerine başka birini köstebek diyerek tutuklarsak biraz daha rahat hareket etmeye başlar." Dedikten sonra derin bir nefes aldı.

"Bu da onun hata yapmasını sağlar." Dedim.

"Aynen öyle." Dedi albay.

"Yarın harekat merkezindeki askerler öğle arasına çıktığında başlayacağız. Öğle arasında gazinoda olun askerler yemek yemek için orada olacak. Seni tutuklayacağız Arslan, Arslan tutuklanırken anka timi tepki gösterecektir doğal olarak ancak sen asla tepki vermeyeceksin İris, bu da köstebeği şaşırtacak ve yüzüne yansıyacak, sen askerlerin yüzlerini dikkatlice izleyip köstebeği tespit etmeye çalışacaksın." Diyerek anlattı planı.

Şuan:

"Otur İris." Dedi Albay. Arslan'ın karşısındaki boş koltuğa oturdum.

"Şu saniyeden itibaren Sedat'ın her adımını titizlikle izleyeceğiz, tüm elektronik cihazları kontrolümüz altında olacak. Sen bir süreliğine izinlisin Aycan, evinde kal. Bu odadakiler dışında bu plandan kimsenin haberi olmayacak, timden kimseye bir şey söylemeyeceksiniz." Dedi Oktay albay.

Aycan çatık kaşlarıyla gözlerini hepimizin üzerinde gezdirdi neler olduğunu anlamaya çalışıyordu. "Anlamadım komutanım?" Dedi Oktay Albay'a dönerek.

"İris sana anlatır teğmenim." Diyerek bize döndü. "Planın ilk aşaması başarılı, sırada köstebeğin hata yapmasını beklemek var. Plana aynen sadık kalacağız, çıkabilirsiniz." Dedi Oktay Albay.

Aycan'ın yanına gidip fısıldayarak konuşmaya başladım. "Aşağıdaki gibi olmasa da tepki ver, sakin durma dikkat çekersin."

Kafasını aşağı yukarı sallayarak onayladı beni. Arslan'a baktığımda o da bana bakıyordu, Pusat koluna girip sırıtarak bir şeyler fısıldamaya başlayıncaya kadar.

Ne söylediğini anlamadım ama Arslan'ı sinir edecek bir şey söylediği sevgilimin yüzünden çok net belli oluyordu.

Gece kapıyı açıp çıktıktan sonra Arslan ve Pusat onların arkasından Aycan ve ben çıktım.

Albay'ın kapısını kapatıp koridorda ilerledikten sonra Aycan ağlayarak abisine sarıldı ve bana gözlerini bana çevirdi.

"Sen nasıl inanmazsın abime! Hiç mi güvenmiyorsun hiç mi sevmiyorsun? Benim abim böyle bir şey yapmaz, yapamaz! İçeride neden albaya karşı ağzını açıp da savunmadın abimi İris abla?!" Dedi.

Koridorun ilerisinde bir askerle konuşup bizi izleyen gerçek köstebeği gördüm, orda durmuş seyrediyordu şerefsiz herif!

"Abinin savunulacak tarafı var mı Aycan? Albay içeride bütün kanıtları gösterdi köstebek Arslan, ne diyerek savunmamı bekliyorsun benden? Senin abin yapmış, gitmiş bizim bütün bilgilerimizi o itlere vermiş? Zorlamanın anlamı yok çekil Aycan." Dedim sesimi biraz yükselterek.

Gece, Aycan'ın koluna girip Arslan'dan ayırdığında Aycan ağlayarak kafasını iki yana sallıyordu. "Yapmaz abim yapmaz!" Diye sayıklamaya başladığında askerler Arslan'ın koluna girip yürüttüler.

"Ben yapmadım!" Diye bağırdı Arslan koluna giren askerlere zorluk çıkartmadan yürürken.

Arslan ve askerler koridordan dönüp kaybolduklarında bende Aycan'la beraber odama doğru yürümeye başladım.

"Komutanım neler oluyor ben odada hiçbir şey anlamadım?" Dedi Aycan gözlerini Gece, Pusat ve benim üzerimde gezindirirken.

Odamın kapısını kapatıp yatağımın üzerine oturdum ve planı detaylıca anlatmaya başladım.

...

"Nasılsın?" Dedim ona getirdiğim yemekleri de önüne bırakıp kelepçelerini çözerken.

"Şu şerefsiz bir an önce açık verirse çok daha iyi olacağım." Diye mogurdandı.

"Verecek merak etme, dişini birazcık sık sevgilim." Dedim.

Arslan gözlerini etrafta gezdirdi, önce kameralara sonra cama baktı arkasını görmek ister gibi.

"Kameralar kayıtta mı?" Diye sordu.

"Hayır değil."

"Diğer tarafta birisi var mı?" Diye sordu bu defa.

"Hayır yok." Dediğimde sırıtarak ayağa kalktı.

"Sen az önce ne dedin?" Diye sordu bana yaklaşırken.

"Yok, dedim Arslan" Dedim bende oturduğum sandalyeden kalkarak.

"Hayır ondan önce."

"Hayır dedim." Diyerek bir adım geriledim. Ne yapıyordu bu adam?

"Ondan da önce." Dedi üzerime adım adım gelerek.

"Arslan ne yapıyorsun?" Diye sorduğumda sırtım duvara dayandı.

"Soru soruyorum, ne dedin?" Dedi tam önümde durup.

"Ne dedim?" Diye sordum.

"Sevgilim dedin, bir daha desene." Dediğinde ne olduğunu anlamıştım.

Arslan'ın saçındaki tutam yine alnına düşmüştü, elimi o tutama götürüp saçıyla oynamaya başladım.

"Sevgilim." Dedim gözlerinin tam içine bakarak.

"Sevgilim." Dedi o da benim gibi gözlerime bakarak.

Ağzımı açıp karargahtayız diyecekken kapının açılıp kapanma sesini duydum ama Arslan sanki gözlerimi esir almıştı ve ben gözlerimi onunkilerden çekemiyordum, çekmek de istemiyordum. Arslan'da duymuştu kapıyı ama o da gözlerini benimkilerden çekmiyordu.

"Çüş lan!" Diyen Pusat'ın sesini duyduğumuzda ikimizde aynı anda derince bir nefes verdik.

"Şunlara bak lan, ayrılın! Aloo!" Diyerek yanımıza gelip Arslan'ı deriye çekti.

"Ne yapıyorsunuz siz?" Diye sordu tek kaşını kaldırarak.

"Sana ne lan! Asıl sen ne yapıyorsun burada? Git hadi." Dedi Arslan.

"Oldu canım gideyim de sende devam et değil mi? Olmaz gitmiyorum hiçbir yere." Dedi Pusat.

"Bana bak Pusat, albayın odasında dediğin şey yüzünden sana daha fazla ayarım benim sinirimi bozma." Dedi Arslan.

Pusat sırıtmaya başladı. Acaba ne demişti albayın odasında?

"Doğruları söyledim niye ayarsın?" Dedi sırıtarak.

Arslan uzatmadan göz devirip elimden tuttu ve beni masanın önüne getirdi, az önce oturduğum sandalyeyi kendisininkinin yanına koyup oturmam için çekildi. Ben oturduktan sonra o da yanıma oturdu ve tuttuğu elimi okşamaya başladı.

"Sen benim sevgilime ne söyledin albayın odasında da kızdırdın?" Diye sordum Pusat'a.

"Hiiiç" Dedi sırıtmasını bozmadan. "Hadi çıkalım artık, daha fazla durma da köstebeğimiz şüphelenmesin." Dedi. Haklıydı uzun kalmıştım.

"Tamam sen çık beş dakikaya geliyorum." Dedim.

"Beş dakika bak, altıncı dakikada dalarım içeriye." Deyip odadan çıktığında bende gözlerimi devirdim.

Arslan'a döndüğümde onun zaten bana bakıyor olduğunu gördüm.

"Yemeğini bitir hemen." Dedim, hiç dokunmadığı yemekleri önüne doğru çekerken.

Kafasını sallayıp gözlerini yemeklere çevirip yemeye başladı.

Arslan yemeğini bitirince tabakları alıp çıktım, üzerimi değiştirdikten sonra da karargahtan çıkıp mezarlığa doğru gitmeye başladım.

Yolda bir çiçekçi gördüğümde durdum ve beğendiğim çiçeklerden minik iki tane buket yaptırıp devam ettim.

Mezarların başına geldiğimde buketleri sırasıyla annemin ve babamın toprağının üzerine koyup hep yaptığım gibi aralarındaki boşluğa oturdum.

"Çok güzeller değil mi?" Dedim çiçeklere bakarak. "Size aldım, beğendiniz mi?" Diye sordum gözümden akan yaşı silerken. Derin bir nefes alıp konuşamaya devam ettim.

"Bazen, hatta çoğu zaman nefes alamıyormuşum gibi hissediyorum, sanki görünmez bir çift el beni boğuyor tam ölecekken ellerini boğazımdan çekiyor ve nefesim düzene girmeye başladığı an tekrardan nefesimi kesecek şekilde boğazımı sıkıyor gibi." Dedim ellerimle ikisinin toprağını okşarken.

"O fotoğraflar ne anne?" Diye sordum cevap alabilecekmişim gibi.

"Gerçek gibiler baba ama imkansız değil mi?" Diye sordum gözlerimi babamın mezarına çevirip.

Birkaç dakika gerçekten cevap bekler gibi sustum ama o sessizlik yüzüme tokat gibi vurduğunda kendimi daha fazla tutamayıp ağlayarak başımı toprağa yasladım ve gözlerimi kapattım.

Hiçbir şey yapmadan durdum gözlerimden süzülen yaşlar toprağı ıslattı, mezarlarını gözyaşlarımla suladım.

Ellerimin üzerinde hissettiğim ellerle gözlerimi araladım, bir elim reflekse silahıma gitse de karşımda duran Mert ve Melek'i görünce elimi hemen silahımı yerine geri koydum.

"Ne yapıyorsun bu saatte burada? Çok merak ettik seni, niye telefonlarımızı açmıyorsun?" Diye sordu Melek.

Kendime gelip etrafa baktığımda havanın çoktan kararmış olduğunu gördüm.

"Duymamışım." Dedim üzerime bulaşan toprağı silkelerken.

"Abla, sen iyi misin?" Diye sordu bu kez Mert. Ona baktığımda gözleri dolu bir şekilde bana baktığını gördüm.

"İyiyim." Deyip ayağa kalktım. "Gidelim hadi acıktım." Dedim yürümeye başlayınca.

...

"Bu şerefsizi kimse alamayacak benim elimden." Diye anlık sinirle söylendi yine Pusat. Oktay Albay uyarırcasına öksürdü, albayın sabrını taşırdı taşıracaktı. İkide bir sinirlenip kendini tutamıyor ya küfür ediyor ya da söylenip duruyordu.

"Özür dilerim komutanım." Dedi, kaçıncı özürdü acaba bir süreden sonra saymayı bırakmıştım.

Şuan kameralardan köstebeği izliyorduk, adamın biriyle kafede buluşmuştu. Kafede daha önce karargahta görmediğim bir ekip de vardı, köstebeği onlar sayesinde dinleyebiliyorduk.

"-Dediğim gibi benden şüphelenmediler bile, sorun yok o yüzden ama siz yine de sürekli benimle iletişime geçmeyin ben önemli bir şeyler olduğunda haber veririm." Dedi ve yarın yapılması planlanan bir operasyonun bütün detaylarını ötmeye başladığında Pusat yine kendini tutamamıştı.

"Pusat, çık dışarı yüzbaşım." Dedi albay, sabrı taşmıştı. Pusat ikiletmeden emredersiniz diyerek çıktı.

Köstebek ve yanındaki adam bir şeyler daha konuştuktan sonra kafeden ayrıldılar.

Ekipten birkaç kişi adamı takip edecekti, köstebeğimiz de mesaisi başlayacağı için kendi ayaklarıyla gelecekti.

"Komutanım karargaha girer girmez mi alacağız?" Diye sordu Arslan.

"Hayır, öğle molasını bekleyeceğiz. Karargahta başka köstebek ver mı yok mu bu şekilde anlayabiliriz, eğer varsa kendini açık edecektir." Dedi.

...

Öğle molası gelmişti ve askerlerin çoğu buradaydı, benim olduğum masada anka timi ve Aycan vardı. Meriç, Arslan tutuklandığından beri özellikle benimle konuşmuyor zorunda olmadığı sürece yüzüme bakmıyordu.

Köstebek de karşımdaki masada iştahla yemeğini yiyordu, rahat rahat yediği son lokmaları olduğundan habersizdi.

Bu sırada gazinoya üzerinde üniforma ile giren Arslan'ı gördüğümde dudaklarımda belirgin bir gülümseme oluştu.

Arslan bana ufak bir bakış atıp belli belirsiz göz kırptıktan sonra direkt köstebeğin masasına yöneldi. Etraftaki askerler şaşkın şaşkın Arslan'a bakıyorlardı.

Gözlerim birkaç saniyeliğine Meriç'e döndüğünde onun yemeğinden başını kaldırmadığını gördüm, Morali bozuk olunca kendini yemeğe daha çok veriyormuş sanki normalde vermiyormuş gibi.

"Meriç." Dedim. "Emredin komutanım." Dedi içten olmadığını belli ettiği ses tonuyla.

"Sol tarafına bak bakayım." Dediğimde kafasın çevirdi ve anında gözleri büyüdü şaşkınlıkla.

"Nasıl?" Diye sorduğunda bende gözlerimi sevgilime çevirdim.

Köstebeğin yanına gitmişti bile, elini kaldırıp güzel bir yumruk attığında köstebek yere kapaklanmıştı.

Gözlerimi etrafta gezdirdim ama şüpheli davranan birini göremediğimde tekrar Arslan'a döndüm.

Köstebeği yerden kaldırıp tekrar yumruk attığında gözlerim Arslan'ın saç tutamına kaydı.

"Haysiyetsiz şerefsiz, ulan it herif insan vatanını satar mı?" Diyerek bir yumruk daha atıp tekrar vuracakken Pusat önüne geçip engel oldu.

"Öldüreceksin yeter, birazcık ben de döveyim sonra sen devam edersin." Dedi ve Arslan'ın cevabını beklemeden arkasını dönüp köstebeğin boğazına yapıştı.

"Bizi ifşa edip sızma operasyonunun içine eden sendin değil mi?" Dedi ondan asla beklenmeyecek bir sakinlikle.

Köstebek gülmeye başladığında Pusat güzel bir kafa atmıştı. "Seni ölmekten beter edeceğim, yaşarken öleceksin." Diyerek bir kere daha kafa atıp Arslan'ın önüne fırlattı.

Bu sırada Oktay Albay gazinoya girince köstebek hariç herkes hazır ola geçip selam verdi.

Oktay albay köstebeğin başına geldiğinde başıyla Arslan'a işaret verdi. Arslan köstebeğin arkasına geçip ters kelepçe takarken albay konuşmaya başladı.

"Sedat Yılmaz, vatana ihanetten açığa alındın tutuklusun." Dedi ve arkasını dönüp gazinodan çıktı. Birkaç asker de köstebeği Arslan'ın elinden alıp gazinodan çıkarttılar.

"Ben anlamadım, ne oldu şimdi? Beynim yandı yemin ediyorum." Diye konuştu Meriç. Gözlerimi Arslan'ın saç tutamından çekip Meriç'e çevirdiğimde gerçekten beyni yanmış gibi bakıyordu.

 

*** 

 

Bölüm sonu.🍀

 

Okuduğunuz için teşekkür ederim, umarım beğenmişsinizdir. Hatalarım olduysa özür dilerim. Oy verip yorum yaparsanız çok sevinirim. Oy ve yorumlar olduğu için kitaba ara vermeyip devam etmeye çalışıyorum, ufacık yorumunuz bile beni çok motive ediyor ki bu yüzden yorum atan ve oy veren herkese de teşekkür ederim.

 

Görüşmek üzere...🤗

 

 

 

 

 

 

Bölüm : 19.01.2026 21:31 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...