43. Bölüm

43. Bölüm

Kübra
kubraq

 

Hepinize merhaba, hoş geldiniz. Oy verip yorum yaparsanız gerçekten çok sevinirim. Yazım yanlışlarım varsa kusura bakmayın. Keyifli okumalar.🍀

 

Instagram: lavinyaofficial_

***

"Neden lan neden!" Diyerek bir yumruk daha attı Pusat.

Köstebek konuşmamıştı, ağzını açıp tek bir kelime dahi etmemişti.

"Ne sanıyorsun? Sana sahip çıkacaklarını falan mı?" Diye sordum.

"Yokluğunu anlayıp seni kurtarmaya mı gelecekler?" Diye devam ettiğimde gözlerini bana çevirdi ama yine konuşmadı.

"Bizi ifşalayan sendin değil mi?" Dedi Gece.

"Yok bu konuşmayacak." Diyerek sırıttı Pusat. Ben Pusat'ı bir gram tanıyorsam bu sırıtma hiç mutluluk sırıtması değildi.

"Benim işime gelir, bence de konuşma ne yapacaksın konuşup? İşimize yarar bilgi de vermiyorsun, seni şuracıkta öldürsem kim bana ne diyecek ki? Şerefsiz bir hain için beni mi üzecekler?" Deyip dilini damağına vurdu 'cık' sesi çıkartıp konuşmaya devam etti. "Hiç sanmam."

"Öldür." Dedi Köstebek, tutuklandığından beri ilk kez konuşmuştu.

"Öldür." Dedim köstebeği tekrar ederek.

"Ne uğruna, ne için ölümü bu kadar göze alabiliyorsun?" Dediğimde gözleri anında bana döndü ama cevap vermedi.

Kapıyı açıp dışarıda bekleyen askerlerden birine kelepçeleri açmasını söyledim. Asker kelepçeyi açıp dışarı çıktığında köstebek bileklerini ovmaya başladı.

"Kalk!" Dedim. Artık sinirlerimi iyice bozmuştu, madem konuşmuyordu konuşturmasını bilirdik.

Sandalyesinde oturmaya devam etti. Karnına doğru tekme attığımda sandalyeden düşüp yere kapaklanmıştı.

Yakalarından tutup ayağa kaldırdım ve kaldırdığım gibi karnına dizimle vurup iterek tekrar yere düşmesini sağladım. Pusat kolundan tutup kaldırdı ve o da yumruk atmaya başladı. Bilerek yüzüne çok fazla vurmuyorduk.

"Tamam durun. Konuşacağım ama bir şartım var." Dedi karnını tutarak.

"Şart falan yok, konuş." Dedi Gece. "Şartım var, anlaşırsak konuşurum." Dedi inatla.

"Teröristle pazarlık olmaz, vatan hainleriyle anlaşma yapılmaz!" Dedim ve bir tekme daha attım.

...

"Bence yanlış yapıyoruz." Dedi elindeki kap katı olan çikolata sosuna bakarak Melek. Elindeki çırpıcıyla normalde akışkan olması gereken ama bizim kalıp gibi yapmayı becerdiğimiz sosu gösterdi. "Bu böyle olmamalıydı sanki." Diye devam ettiğinde Mert bilmem kaçıncı kez gözlerinden yaşlar akana kadar gülmeye başladı.

Mert'in gülüşüne bakıp bende gülmeye başladığımda Melek ofladı. "Ya abla bir şey der misin, ne yapacağım ben bunu?" Dedi somurtarak.

"Hallederiz hallederiz." Dedim kahkahalarımın arasından. kutunun dibinde kalan son sütü sosun üzerine boşalttım. "Karıştır düzgünce." Diyerek fırındaki keke bakmak için eğildiğimde gözlerim şokla açıldı.

"Hiii, çekil Melek çekil!" Diyerek fırının kapağını açtım ve elimi yakmamaya dikkat ederek keki fırından çıkartıp tezgahın üzerine koydum.

"Abla biz kakaolu mu yapmıştık keki?" Diye sordu Mert üzeri kızaran keke bakarak.

"Yoo sade yaptık ya." Dedi Melek çatık kaşlarıyla tenceredeki sosa bakarken. Tabi kafasını kaldırıp keke bakmadığı için kekimin ne kadar güzel piştiğinden haberi yoktu.

Şuan evimizin mutfağında Melek, Mert, ben tatlı yapmaya çalışıyorduk, ortaya nasıl bir sonuç çıkacağını gerçekten kestiremiyordum. Başta her şey güzel ilerliyordu sonrasında sarpa sarmaya başlamıştı, sos kalıp gibi olmuş kekin yanmasına ramak kalmıştı.

"Kakao mu eklediniz siz keke?" Dedi Melek. "Yok eklemedik, kafamı karıştırdın sosa bakayım derken unutmuşum fırında." Dedim keke bakarak, umarım tadı güzel olmuştur çünkü çok güzel kabarmıştı tek falsosu fazla kızarmıştı.

"Neyse. Mert, krem şantiyi getir bakalım." Dediğimde Mert gülerek buzdolabına koyduğumuz krem şantiyi alıp geldi.

Galiba bir tek krem şantiyi kıvamında yapabilmiştik, tabi onda da Mert yanlışlıkla mikseri kaldırıp etrafa saçılmasına sebep olmuştu.

Mert'e nasıl döküp yayması gerektiğini gösterip Melek'in yanına gittim, sos daha iyi görünüyordu. Üç tane tatlı kaşığı çıkartıp sosdan biraz aldım ve Mert' uzattım.

Mert gülümseyerek sosun tadına baktığı an yüzünün buruşması bir oldu. "Ne oldu?" Diyerek sosun tadına baktığımda Mert'in yüzündeki ifadenin aynısı oluşmuştu bende de.

"Bu niye bu kadar acı ya?" Dedi Melek.

"Bitter çikolata mı fazla geldi acaba?" Dedim ve çaydanlıkta kaynayan sudan bardağa koydum içine biraz şeker atıp iyice karıştırdıktan sonra sosun içine döktüm. "Karıştır bakalım." Dedim ve Mert'e döndüm.

Krem şantiyi güzelce kekin üstüne yaymıştı. tamam bu dinlensin biraz dedim Mert'e, kafasını sallayıp onayladı ve sandalyeye oturup Melek'i izlemeye başladı.

O sırada masada olan telefon dikkatimi çekti, varlığını unutmuştum.

"Melek kapat artık telefonu yeter." Dedim. Melek tatlı yaparken video çekmek istemişti ama baya uzun sürmüştü yeterdi artık, üstüne üstlük tatlı yaparken çekmek istemişti yapamazken değil. Yapmak için gerçekten savaş veriyorduk.

"Dursun ya ne zararı var? Tatlı bitsin onu da çekeyim kapatırım." Dedi kaşıkla tencereden sos alırken. "Mert gel bak bakayım tadına." Dedi Mert'e dönerek.

"Abla bir şey soracağım, ben kobay mıyım niye ilk bana denetiyorsunuz? Hem bu defa ben yemem ilk." Deyip ağzını kapattı elleriyle.

"Abla?" Dedi bana bakarak. Ağzımı açtığımda kaşığı ağzıma uzatıp yedirdi. Kesinlikle az öncekinden çok daha güzeldi. "Güzel, sizde bakın bi." Dedim.

Onlar da sosu onaylayınca sosumuzu da krem şantinin üzerine döktük. Melek telefonunu alıp tatlıyı yakından çekti sonra kamerayı Mert'in yüzüne doğrulttu.

"Mert Bey, düşüncelerinizi alabilir miyim?" Dedi muhabir edasıyla. Mert gülümseyip Melek'in oyununa ayak uydurdu. "Tabii ki Melek Hanım. Öncelikle çok zorlu bir süreçti benim için ama ben ablalarımla beraber bu zorlu süreci atlatıp tatlıyı güzelce yaptığımızı düşünüyorum." Dediğinde gülmeye başladım.

"Teşekkür ederim Mert Bey." Dedikten sonra kamerayı benim yüzüme doğrulttu. "Sizin düşünceleriniz nelerdir İris Hanım?" Diye sordu.

"Ben de Mert Bey'e katılıyorum, tamamen zorlu bir süreçti ama üstesinden geldiğimizi düşünüyorum Melek Hanım. Ha bir de umarım tatlıda verdiğiniz desteği, bağımsızlığını ilan etmiş bulaşık krallığını toplarken de verirsiniz." Dediğimde kamerayı tezgahın üzerinde yığılmış olan bulaşıklara çevirip tekrar bana döndürdü.

"Sen bize çok güvenme. Teşekkür ederim İris Hanım." Diyerek kamerayı kendine çevirdi.

"Bende inşallah zehirlenmeyiz diyorum." Deyip gözlerini bana çevirdi. "Kobay olarak Arslan Yüzbaşıyı mı kullansak abla? İlk o yesin, bir şey olmazsa biz yeriz." Dedi.

"Sen benim sevgilimi niye kobay olarak kullanıyorsun kızım? Olmaz kendine başka kobay bul." Dediğimde kafasını yeniden kameraya çevirip telefonu havaya kaldırarak kadraja beni ve Mert'i de aldı.

"Poz verin ve el sallayın." Dediğinde gülümseyip dediklerini yaptık. Sonunda kapatmıştı videoyu.

...

"Ellerinize sağlık çok güzel olmuş." Dedi Arslan bir çatal aldığı tatlımızı güzelce çiğneyip yuttuktan sonra. Mert ve Melek, Arslan yutana kadar gözlerini kırpmadan izlemişlerdi.

Dedikleri gibi sevgilimi kobay yaptıklarını sanıyorlardı, ama asıl kobay ben olmuştum tatlıyı koymadan önce tadına bakmıştım tabii ki. Gerçekten o kadar aksiliğe rağmen mükemmel olmuştu tatlı.

"Afiyet olsun komutanım." Dedi Melek kendi tatlısından yerken.

"Niye bana öyle baktılar?" Diye sordu Arslan kulağıma doğru fısıldayarak.

"Bilmem." Dedim gülerek, ona kobay sandıkları için öyle baktıklarını söylemesem de olurdu bence.

Bir süre sonra teyzem, Asuman teyze, Mert eve girmişlerdi. Aycan nöbetteydi.

"Abla ben de eve giriyorum uykum geldi iyi geceler, iyi geceler komutanım." Diyerek ayaklandı ve eve doğru yürümeye başladı Melek.

"Sevgilim?" Dedi Arslan.

"Efendim?" Diye cevapladım gözlerimi eve giren Melek'in üzerinden çekip.

Arslan ağzını açıp konuşacağı sırada masadaki telefona art arda mesajlar gelmeye başladı. Melek telefonunu unutmuştu.

"Telefonunu unutmuş, ben götürüp geleyim hemen." Diyerek ayaklandım.

"Tamam sevgilim bekliyorum."

Telefonu aldığımda tekrar bildirim geldi ve mesaja gözüm çarptı.

"-Tamam, ablana göz kulak ol kurcalamasın bu işleri. Onu oyalayacak şeyler bul bir süre." Yazıyordu. Mesajı okuduğum gibi adım atamadan olduğum yerde kaldım.

Bu ne demekti?

"Ne oldu güzelim?" Diye sordu Arslan. "İris?" Diye kolumu tuttuğunda ona baktım sonra hemen gözlerimi telefona geri çevirip bildiğim şifresini girdim.

Gelen mesaja tıklayarak sohbete girdiğimde bir sürü mesaj gördüm ama gözüme ilk çarpan yazanlar değil video oldu. Bugün tatlı yaparken çektiği videoydu.

Mesajlara göz gezdirdiğimde normal konuşma gibi duruyordu son mesaj hariç. Numaraya bakıp aklımın bir köşesine yazdım. Nokta olarak kaydetmişti mesajların sahibini.

"Melek geliyor." Dedi Arslan. Kafamı mesajlardan kaldırıp hemen telefonu kapattım. "Çaktırma." Dedim Arslan'a sessizce ve ayağa kalkıp Melek'e doğru bir iki adım attım.

"Telefonunu unutmuşsun." Dedim. "Evet abla teşekkürler, tekrardan iyi geceler." Diyerek yanağımdan öptü ve arkasını dönüp koşar adımla eve girdi.

Kendi telefonumu alıp numarayı yazıp Pusat'a gönderdim. Kimseye söylememesi için tembihledikten sonra kalktığım banka oturup kafamı Arslan'ın omzuna koydu.

"Kim sence?" Diye sordum. "Niye öyle dedi, niye Melek videoyu attı ona sence?" Diye devam ettim.

"Bilmiyorum sevgilim. Kurcaladığın ne var?" Diye sordu.

"İş var operasyonları kurcalıyorum sadece." Dedim.

"Sen bir şey diyordun?" Diye mesajlardan önceki konuya geçtim.

"Yarın izin alıp günü birliğine tatile mi gitsek diye soracaktım." Dedi.

Kafamı kaldırıp Arslan'a baktım. "Şu mesaj işi çözülene kadar erteleyebiliriz ama." Diye devam ettiğinde kafamı iki yana salladım.

"Ertelemeyelim, gidelim." Dediğimde gülümsedi, gerçekten çok istiyordu galiba çünkü çok mutlu olmuştu.

"Yarın erkenden çıkalım o zaman Oktay albay da karargahta kalacaktı bugün sabaha kadar ondan izin alır çıkarız yola." Dediğinde kafamı olumlu anlamda salladım.

"Olur sevgilim." Deyip elimi alnındaki saç tutamına getirdim ve oynamaya başladım.

Telefonum çalmaya başladığında hemen telefonumu alıp açtım. Telefonun sesini sadece bizim duyabileceğimiz seviyeye getirene kadar kısıp hoparlöre aldım.

"Buldun mu Pusat?" Diye sordum.

"İris bu numara çok garip, baya uğraştırdı ama sadece konumunu tahmin edebiliyorum. Türkiye, Suriye ve Irak arasında gidip geliyor konum. Anlamadım ben bu numara nasıl bir numara konum net değil, kullanıcıyla ilgili bir tane bile bilgi bulamadım. Kimin numarası bu?" Dedi.

"Bilmiyorum, teşekkür ederim Pusat. Dediğim gibi kimsenin haberi olmasın bu olaydan." Dedim.

"Söylemem kimseye de sen anlatmayacak mısın nereden çıktı bu numara?" Diye sordu.

"Yüz yüzeyken anlatırım." Dedim.

"Tamam ben biraz daha uğraşayım, iyi geceler." Dediğinde iyi geceler diyerek kapattım telefonu.

"Belki de Suriye'de kaldığı zamanlarda edindiği arkadaşlarından biridir." Dedi Arslan düşünceli bir şekilde.

"Arkadaşı niye ablanı oyala desin ki ama?" Diye devam etti.

"Ben geçen gün biriyle fısır fısır konuşurken yakaladım, geçiştirdi." Dedim.

"Şimdi sorsan?" Dedi.

"Yine geçiştirir, söylemez. Hem beni bir şeylerden uzak tutmaya çalışıyor, bildiğimi bilmese daha iyi olur." Dediğimde kafasını onaylar biçimde salladı.

"O zaman hadi yat uyu artık, sabah erken kalkacağız." Dediğinde gülümseyerek ayağa kalktığımda o da kalktı.

"İyi geceler." Deyip sarıldım. "İyi geceler güzelim." Diyerek saçlarımdan öptü.

...

Gözümü telefonumdan gelen zil sesiyle açtım, çalan telefonu kulağıma götürdüm. "Efendim?" Dedim.

"Günaydın sevgilim. Kalk hazırlan hadi." Dediğinde telefonu kulağımdan çekip saate baktım. "Saat dört Arslan?" Dedim gözlerimi kapatıp. Birazcık daha uyumak istiyordum beş dakika bile olsa olurdu.

"Biliyorum güzelim. Oktay Albay çıkmadan yetişelim, kalk hadi. Hem ne demiş atalarımız 'erken kalkan yol alır.' Bizde erken kalkalım bir an önce yol alalım. Bu arada yanına ceket al üşürsün. İris uyudun mu? Aloo?"

"Arslan sadece beş dakika uyuyayım ne olur?" Dedim mızmızlanarak.

"Tamam ama sadece beş dakika, iyi uykular sevgilim." Dediğinde. "Hıhım." Diye cevap verdim ve telefon kapandı.

Mutlulukla telefonu koyup diğer tarafa döndüm ve yorganı kafama kadar çektim.

Kulağıma gelen müzik sesi yüzünden gördüğüm güzel rüya bir anda yerini kocaman bir karanlığa bıraktı. Rüyam gitmişti ama kulağıma gelen melodi hâlâ devam ediyordu. Oflayarak telefonu açıp kulağıma götürdüm.

"Beş dakika oldu hadi kalk güzelim." Diye enerjik bir şekilde konuşan Arslan'ın aksine ben hiç enerjik değildim.

Tamam uykusuz kalmaya alışıktım ama sıcacık yatağımdan iki saatlik uykuyla kalkmak hiç enerji vermiyordu.

Saate baktığımda Arslan'ın gerçekten beş dakika olur olmaz aradığını gördüm. Keşke bir saat daha uyuyayım deseydim ya.

"Tamam." Deyip yorganı üzerimden atıp ayağa kalktım. "Kalktım, hazırlanıp iniyorum." Dediğimde 'Bekliyorum.' deyip kapatmıştı telefonu.

On dakika içinde tamamen hazırlanıp evden çıktım. Bir elimde aceleyle Arslan'a yaptığım sandviç vardı ağzımda da kendime yaptığım sandviçi tutup ayakkabılarımı giymeye başladım. Bir şeyler yemeden evden çıkamamak gerçekten bazen zorlayabiliyordu.

Sonunda ayakkabılarımı giyip sandviçimden güzel bir ısırık alarak Arslan'a doğru ilerlediğimde gülümseyerek bana bakıyordu.

"Günaydın." Dedi gülümseyerek. "Günaydın sandviç yaptım sana da." Diyerek elimdeki sandviçi Arslan'a uzattım. "Teşekkür ederim." Diyerek kahkaha attığında neden bu kadar güldüğünü anlamamıştım.

"Ne oldu, niye gülüyorsun?" Diye sordum gülerek, onun gülümsemesi bana da bulaşmıştı.

"Hatırlamıyor musun?" Diye sordu. "Neyi?" Dediğimde yeniden gülmeye başladı. "Evden kaçtığımız günü." Diye cevapladı.

---

"Günaydın, kalk hadi." Dedi minik Arslan fısıltıyla.

"Saat sekiz Arslan." Dedi minik İris uykulu sesiyle.

"Biliyorum ama birazdan annemler uyanır, onlar uyanmadan gitmemiz lazım. Kalk hazırlan hadi İris." Dedi minik Arslan.

"İki dakika daha lütfen." Dedi minik İris elleriyle gözlerini ovuştururken.

"Tamam ama sadece iki." Diyerek kapattı telefonu minik Arslan.

Minik İris biraz daha uyumanın verdiği mutlulukla arkasını dönüp yorganı kafasına kadar çekip uyumaya çalıştı. Uykuya dalmadan telefonundan yayılan kısık sesli müzik yüzünden tekrar uyanmak zorunda kalmıştı.

Telefonun sesini evdekiler duyup uyanmasın diye hızla açıp kulağına dayadı.

"İki dakika doldu kalk." Dedi minik Arslan.

Minik İris uyuyamamanın üzüntüsüyle yorganı tekmeleyerek üzerinden attı ve ayağa kalktı. "Tamam kalktım, hazırlanıp iniyorum bekle." Dedi.

"Sessiz ol kimse duymasın." Diye uyardı minik Arslan. "Tamam." Deyip telefonu kapattı ve sessizce hazırlanmaya başladı minik İris.

Birkaç dakika sonra hazırlanıp mutfağa gitti ve iki tane sandviç yapmaya başladı. Evden aç çıkmaktan nefret ederdi İris.

Sandviçleri yapıp sessizce kapıya yürüdü ve dışarı çıktı. Kendi sandviçini ağzında tutup Arslanınkini eline almıştı diğer eliyle de ayakkabılarını giyip koşarak Arslan'ın yanına gitti.

"Günaydın, sana yaptım." Diyerek elindeki sandviçi uzattı minik İris. Arslan teşekkür edip sandviçten kocaman bir ısırık aldı.

"Nereye gideceğiz." Diye sordu minik İris. Planlarında sadece sabah erkenden evden çıkmak vardı.

"Sürpriz. Hadi gidelim" Dedi minik Arslan. İris'e sürpriz demişti ama kendisi de bilmiyordu nereye gideceklerini.

---

Hatırladığım anılarla gülmeye başladım. "Saatlerce sokaklarda dolaşmıştık, annemler delirmişlerdi kaçırıldık sanıp polise haber vermişlerdi." Diyerek gülmeye devam ettim.

"Sürprizin gerçekten sokak sokak dolanmak mıydı?" Diye sordum.

"Planım yoktu, o an sana sürpriz demiştim ama bende bilmiyordum nereye gideceğimizi." Diye cevapladı Arslan. Daha çok gülmeye başladım, gülüşlerimin arasından bir soru daha sordum.

"Nereye gideceğiz peki şimdi?"

Arslan sırıttı. "Sürpriz."

"Öyle olsun bana her şey uyar. Sokaklarda da dolaşabilir yine." Dedim

"Sokakta dolaşmayı başka zaman yaparız. Bu sefer planım hazır, tecrübe edindim." Dedi. "Hadi gidelim, Oktay albay çıkmadan yetişelim." Diyerek yürümeye başladığında onu takip edip arabaya bindim.

 

***

 

Bölüm sonu. 🍀

 

Okuduğunuz için teşekkür ederim, umarım beğenmişsinizdir. Bölüm hakkında yorumlarını merak ediyorum, söylerseniz çok sevinirim.

 

Görüşmek üzere...🤗

Bölüm : 16.02.2026 21:00 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...