22. Bölüm

21. BÖLÜM; ÜSTEĞMEN ✨

Laura
lauraninnyiildizi

 

Merhaba, hoş geldin.

Nasılsın? İyi misin?

Umarım iyisindir.

Satırlarımın sana iyi gelmesi dileğiyle..

 

Ben neye sevdalıyım böyle, bilmem..

Binlerce yıldız kayıyor kanımda.

(alıntıdır)

 

 

💫

 

( Bu bölümü, çok değerli birine ithaf etmek istiyorum.

Canım Merve'ye bu bölümü hediye ediyorum. 💗💞🌸)

 

💫

 

Aynadan yansıyan kendi görüntüsünde kayboldu dakikalarca. Yabancı gibi hissediyordu. Gözlerinin altında beliren siyah torbalar bu hayatın son günlerde onu ne kadar yorduğunun göstergesiydi.

Üstü giyinik olmadığından bakışlarını oraya kaydırdı. Göğsünü kapatan uzun sargı bezine çıkardı avcunu. Yaranın olduğu çevrede yoğun bir kırmızlık vardı. Acısı hâlâ geçmemişti. Düzgün bir tedavi ile kapatılmamıştı zaten. Kimsenin bunu öğrenmemesi gerekiyordu.

Uygun koşullarda yapılmayan dikişleri enfeksiyon kapmış olmalı ki, alnında ve boynunda yoğun sıcaklık hissediyordu. Gözleri ateşin etkisinden yorgunlukla kısıldı. Midesinden kısa bir bulanma refleksi nüksetti. Bunu engeller gibi sık sık öksürdü.

Basit bir dikiş ipinden daha kalitesiz olan dikişlerin birkaçı bu basınçla açılmıştı. Ulaş, acıdan yüzünü buruşturdu ve gözlerini sımsıkı yumdu. Sargı bezinde daha belirgin kırmızılık oluştu. Yarası kanıyordu. Elini sıkıca o bölgeye bastırdı.

Lavaboya gitmeliydi. Orada, ilk yardım malzemeleri bulunuyordu en son hatırladığı kadarıyla. Kolundan destek alarak yatağından doğruldu ve oturur pozisyona geldi. İğrenç bir baş dönmesi yaşıyordu. Kafasını sağa sola salladı.

Biraz bekledikten sonra gücünün sonuna geldiğinden zorla ayağa kalktı. Birkaç adım sendeledi son raddede omzunu kapı pervazına yasladı. Tahta kısma değen yarasının acısıyla inledi. Tüm vücudu bu ağrıdan dolayı kasılmıştı. Dişlerini birbirine bastırdı ve yanaklarını şişirip bırakarak derin nefes aldı.

Birkaç adımla lavaboya gelmişti. Aynanın yanında duran uzun dolaba uzandı eli. Kapağı kendine çektiğinde karşısındaki rafta olması gereken ilaç çantasını görmemişti. Gözleri yanlış görmüş gibi açıldı biraz.

Yoktu. Raf boştu. Tekrar inledi ve dolabın alt kapağına ayağıyla vurdu. "Siktir!"

Gücü tükeniyordu. Bugünü bulmuş gibi evde yardım isteyeceği bir kişi bile yoktu. Bırakmadı kendini. Lavabodan çıkıp, kapıya yürüdü. Yerde sürünen pantolon paçalarının sesi kulaklarını tırmalıyordu. Avcuna soğuk kapı kulpunu sarıp aşağı çekti.

Kapı öne doğru geldiğinde, ortaya çıkan aralıktan yürüdü ağır ağır. Ayakları apartmanın soğuk zeminine değince bir buz kütlesiyle çarpışmışcasına ürperdi. Tüm vücudu cayır cayır yanarken bu soğukluk tüm algılarını sarstı adeta.

Gözleri, kapanmanın eşiğine geldiğinde kolunu duvara çıkardı. Son hamleyle gelmişti. Tek çaresi. Sevdiği kadının kapısının önündeydi. Kanlı avcu yavaşça kaydı duvardan. Sarı, kapı ziline geldi. Düğmeyi ittirecek gücü dâhi kalmamıştı.

Kapı açılmıştı anında. Kaşları çatık gelene bakan doktor, karşısında komutanı görünce şaşırdı. Ona ne olduğunu soramadan, adamın büyük cüssesi üzerine yığılmıştı hemen.

"Ulaş?" diye sordu. Sesi titremişti korkudan. Ama ses gelmemişti. Tam ağırlığını kıza vermediğinden onu salondaki büyük koltuğa taşıdı kadın. Biraz zorlanmıştı. "Ulaş, duyuyor musun?" yine ses vermemişti.

Adamı sarsmadan koltuğa indirdi. Sırtı yavaş yavaş koltuğa uzanınca kana bulanmış sargısı ortaya çıkmıştı. Leyla gördüğü şeyle şoka uğradı ve iki eliyle ağzını kapadı. Gözleri adamın bilinçsiz yatan suratına kaydı. Alnı bir sürü ter damlacıkları ile kaplanmıştı.

Elleri, yanına indi halsizce. Ayakta durmuş öylece ona bakıyordu. Birden bu görüntüyle karşılaşması onu korkudan şoka sokmuştu. Adamın acı dolu inlemesi kulaklarına çarpınca kendine geldi. Gözlerini karpıştırdı.

"Ulaş..ne oldu sana?" adamın yanına eğildi ve alnını sildi. Tüm ıslaklık eline geldiğinde eliyle alnına yapışmış saçları ittirdi. Normal olmayan sıcaklığı avcunda hissedince gözleri titredi.

Masanın üzerinde duran makası hatırladı, hemen ona doğru uzandı ve işaret parmağına geçirdi. Diğer parmakları ile destek alarak keskin ucunu sargı bezine denk getirdi ve dikkatlice kesmeye başladı. Yukarılara geldiğinde yarayı gördü. Ağzı şaşkınlıktan aralanınca burnu sızladı.

Bu yaranın derinliği, iltihabının fazlalığını görünce ona ne kadar fazla acı verdiğini tahmin bile edemezdi. Bunu düşünmek dâhi istemiyordu. Sanki kendi bedeni o acıyı üstlenmiş gibi gözlerini sımsıkı yumdu.

Yaranın, beceriksiz ve yamuk dikişine baktı yeniden. Çevresi yeni kan damlaları ve hemen pıhtılaşmış kan parçaları ile doluydu. İltihabın bir kısmı ise kan ile dışarı atılmıştı. Gözlerini oradan alıp adamın halsiz ve beyazlamış suratına çıkardı. Tüm kanı çekilmiş gibi uyuyordu karşısında.

Beklemek onun durumunu daha kötü yapardı. Gözlerini kırpıştırıp derin nefes aldı ve banyoya koştu hemen. Dolapta, içinde ekipmanların bulunduğu sağlık çantasının ucunu omzuna taktı ve odasına gitti. Oradan alması gereken steril eldivenler vardı.

Sonra hızla koridordan yürüyüp onun yattığı yere gitti. Dizlerini sert parkeye rastladı ve adama baktı yeniden. Göğsü nefes alıp verme refleksiyle yükselip alçalıyordu. Heyecandan ellerini steril etmeyi unuttuğunu hatırladı. Ellerini steril yıkama adımlarıyla iyice temizleyip yanına geldi. Eldivenleri giydi. Gerekli dozda anestezik ilacı kesinin olduğu yere dikkatlice enjekte etti.

Temiz steril spançlarla, biriken kanları ve iltihabı yaradan uzaklaştırdı. Gerekli ilaçlar ile yarayı güzelce temizledi. Şimdi, her şeyi daha net görüyordu. Çok uzun olmayan bir kesiydi. Tekrar adamın suratına baktı doktor.

"Sen, sen bunu.." dedi derin iç çekerek. Birkaç saniye ona bakakaldı. Sonra kendini tekrar işine verdi. Bunları ona tek tek soracaktı.

Biraz bekledikten sonra ipi geçirdiği dikiş iğnesini, ayrık olan yaranın bir tarafına batırdı ve diğer tarafa atlattı. Böylelikle ilk düğümle dikişi atmış oldu. Hızlı el becerisiyle tüm yarayı temiz ve daha düzgün bir dikiş ile kapattı. Dikişin üzerine tendirdüyotü yedirerek son dokunuşunu yaptı ve yarayı önce kalın spançlarla devamında da geniş sargı beziyle dikkatlice sardı. Bir kısmını kolunun altından omzuna atarak iyice sağlamlaştırdı

Bunlar olurken Ulaş, hâlâ baygın halde uyuyordu. Leyla, ortalığı toparlayıp tüm kanlı eşyaları çöpe attı. Ellerini tekrar dezenfekte edip yaralı adamın yarı boşluk bıraktığı koltuğun kenarına oturdu. Elini, alnına yasladı. Ateşi biraz daha düşmüştü. Eczaneden acele istediği ilaçları yavaş yavaş içirmişti ona. Yaralı adamın olan bitenlerden haberi yoktu.

Saat başı, gerekli kontrolleri yapıp durumunun daha iyiye gidişini izliyordu. Vakit geceye doğru geldiğinde koltuğun sert kısmına başı yaslı halde uyuyakalmıştı. Telefonun çalma sesine ürkerek uyanıp kafasını hâlâ uyuyan adama çevirdi. Onu gördüğü zaman rahatlamıştı biraz da olsa.

Israrlı çalan telefonuna uzandı. Arayan Esma Hanım'dı. Koridora geçip çok yüksek sesle konuşmamaya özen gösterdi.

"Yavrum.. Ne yaptın nasılsın?" sesi biraz uzaktan ve titremeli geliyordu. Leyla telefonu biraz daha sıkı tutup kafasını koridordan uzattı. Adam hâlâ öylece uyuyordu.

"İyiyim Esma Anne. Uyuyacağım birazdan. Sen nasılsın?" yalan söylüyordu. Bunu bildiği için çekinerek konuşmuştu zaten. Sabaha kadar adamın yanında bekleyecekti. Uyanana kadar kendisine de uyku haramdı.

Esma Hanım, Gökçe ve Arda gelinlik dikimi için merkeze gitmişlerdi. Dönüş akşama kalacağından ve yollar tehlikeli olacağından orada bir otelde kalmayı kararlaştırmışlardı.

Çokta uzun sürmeyen telefon konuşması sonrası Leylâ ekranından saate baktı. Yüzü karanlıkta telefonunun ışığı ile aydınlanırken saatin bir olduğunu gördü.

Ellerini halsizce indirip yerine yürüdü. Boş kısma oturdu ve adamı sessizce izlemeye başladı. Büyük gece lambasının sarı ve loş ışığı yüzüne düşmüştü.

Kirpiklerinin küçük gölgelerinin yanağına düşüşüne çekti bakışlarını. Tüm yüzünü büyük bir hasret ve özlemle izlerken dudaklarına kaydı gözleri. Üst dudağına göre daha kalın olan alt dudağının yeniden kurumuş olduğunu gördü. Belli belirsiz gülümsemişti.

Parmakları oraya değmek üzereyken elleri öylece havada kaldı. Gözleri yere inince parmakları avcuna kapandı ve yumruk oldu. Dokunmaya hakkı var mıydı ki? Kendi aralarındaki durumu düzeltmişler miydi? Ulaş'ı affetmiş miydi? Hayır.. Hepsinin cevabı hayırdı. Aklından geçen fısıldaşmaların sonucunda elini kendine çekti ve kucağında saklar gibi ovuşturdu parmaklarını.

Onlarla oynarken, adamın anlamsız mırıltılarıyla hemen kafasını ona çevirdi. Hiçbir şey anlamamıştı. Daha iyi duyabilmek adına hafifçe ona eğildi. Başını diğer tarafa döndüren adam tekrar konuştu.

"Hayır.. Leyla.. Hayır." dedi telaşla. Sesi korkudan titriyor gibiydi. Kaşları çatılmış, alnı boncuk boncuk terle kaplanmıştı. Leyla ne yapacağını bilmez hâlde oturduğu yerinde huzursuzca kıpırdandı.

"Ona bir şey.. bir şey olmasın.. Lütfen." ağlamaklı tonda söylediği bu kelimeler kadını da duygulandırmıştı. Bu hâlde bile dudaklarından kendi ismi geçiyordu. Yorgun ve kırgın kalbi, yaşadıklarını unutmasa da onu hâlâ seviyordu. Belki duyar umuduyla avcunu adamın eline sardı.

"Buradayım Ulaş. Yanındayım." diye fısıldadı. Duymuştu. Onu duymuştu. Tuttuğu elin farkındaydı hatta. Hemen kadının elini sıktı bırakmaz gibi. Gördüğü rüya etkisinden kasılan bedeni rahatlar gibi gevşedi. Sık aldığı nefes eski hâline geldi.

Leyla, ona buruk bir tebessüm edip, kafasını birleşmiş ellerine eğdi. Saatleri böyle böyle geride bıraktı.

💫

"Evcilik oynayacağız bu defa. Bıktım savaş oyunlarından." diye yakındı Gökçe. Yüzü düşmüştü istediği olmadı diye. Ona masumca bakan Leyla, bir tepki vermeden öylece oturuyordu gölge bankta. Ali, pes eder gibi ellerini kaldırdı.

"İyi tamam. Oynayacağım. Cırladın yeniden." dedi çocuk suratsızca. Kızın heyecanla elini çırpmasıyla yandan bir bakışla ona baktı. Şimdi gözlerinin içi parlıyordu.

"Sen baba ol. Leyla da anne olsun." dedi kız. Ali yanaklarını şişirip onu izledi inanamaz gibi.

"Ne babası? Ben baba olmayı bilmiyorum bile. Başka bir şey olayım."

Gökçe kafasını hayır der gibi salladı "Hayır. Geçen gün de pilot olmuştuk. O zaman da pilot muyduk?"

Ali, yanında öylece oturan kızı işaret ederek savunmaya devam etti "Hem belki Leyla da anne olmak istemiyordur. Değil mi Leyla? İstemiyorsun."

Leyla, kendisine beklenti ile bekleyen arkadaşlarına bakıp ne karar vereceğini bilemedi. Ceketinin kollarını bileklerine çekip düşünür gibi gözlerini kıstı. O sırada Ali, kulağına eğilmişti.

"Hayır de. Söz, yemekhanede tulumba tatlımı sana veririm." kulağına fısıldanan bu cümlelerle gözlerini Gökçe'den kaçırdı. Zor karardı. Tulumba en sevdiği tatlıydı. Ali onu zaafından vurmuştu.

Gökçe ayağını yere vurdu "Kabul etmiyorum. Mızıkçılık yapıyorsunuz."

Yanlarından yürüyüp geçen bir başka çocuk onların konuşmalarına kulak kabarttı. Nedensizce oyunlarına katılmak istedi. Gittiği yönde durdu ve arkasına dönüp omzunun üzerinden üçüne baktı. Birisi sessizce banka oturuyor, birisi mızlanıp bağırınıyor diğeri ise bundan hoşnut değilmiş gibi surat asıyordu. Yüzü hafifçe sırıtma hâlini aldı.

Tamamiyle onlara döndü ve yavaş adımlarla yanlarına ilerledi. Geldiğini ilk fark eden Gökçe olmuştu. Üzgün yüzü, onu süzdü.

"Merhaba, ben de sizinle oynamak istiyorum." dedi kısaca. Leyla da gelene baktı. Onu biliyordu. İsmi Barış'tı. Alt kattaydı odası. Ali, kızların baktığı yere dönünce çocuğu çatık kaşlarıyla izledi.

"Gel, Barış gel. Evcilik oynayacağız. Sen Leyla'nın kocası olursun değil mi?" diye sordu kız. Merakla alacağı cevabı bekledi.

Kafa salladı sarışın çocuk "Olurum"

Ali, korumacı bir tavırla bir adım öne çıktı. Barış'ın karşısında durdu biraz. Ona git buradan der gibi bakıyordu. Ama çocuk oralı olmadı. Oynayacağı oyunu çoktan sevmişti. Gökçe Ali'ye umursamaz bir bakış atarak onu yok saydı ve yeni arkadaşını banka Leyla'nın yanına oturttu.

"Evet burası sizin eviniz oldu. Güle güle oturun." diyip gülümsedi kocaman. İstediği olmuştu.

Leyla, yanında kendisini merakla izleyen arkadaşına döndü. Yüzüne çok bakamamıştı zaten. Güneşin batış ışığı gözlerini kamaştırıyordu. Bir de utanmıştı biraz.

Ali, hemen engel olur gibi Leyla'nın yanına yürüdü. Oturduğu banktan onu kaldırır gibi kolundan çekti. Ne olduğunu şaşıran kız bir ona bir de çocuğa bakakaldı. Gökçe de sadece izliyordu.

"Ben olurum baba. Başkasına ihtiyacımız yok bizim." dedi çatık kaşlarıyla. Sesi oldukça sert çıkmıştı. Oğlan, hırsla banktan kalkıp yurda koştu. Kaybolana kadar kaşlarını indirmedi Ali.

Leyla, Ali ile birleşmiş ellerine sonra da kendilerine tatlı tatlı sırıtan kıza baktı. Yanaklarının kızardığını hissetti. Onların yanında dâimâ böyle kalkan gibi koruması çok huzurlu hissettiriyordu.

💫

Leyla, sabahın ilk ışınlarının gözüne vurmasının rahatsız ediciliğini fark edince yarım daldığı uykusundan uyandı. Tüm gece uyumamıştı ve adamın başında beklemişti. Birkaç rahatsız kıpırdanmadan başka hiçbir şey hissetmemişti. Hâlâ uyuyordu.

Leyla, biraz izledi ve kafasını sallayarak önüne döndü. Bedeni, enfeksiyonla savaşırken bitap düşmüştü epeyce. Beklediğini alamanın hüznü kaplamıştı içini. Ona her şeyi sormak istiyordu. Nasıl oldu da bu yarayı aldığını deli gibi merak ediyordu. Umarım başına kötü bir olay gelmemişti. Kederli iç çekti.

Canının sıkkınlığını atmak için, mutfağa yürüdü. Çorba yapacaktı. Uyanınca güç kazansın diyeydi hepsi. Tüm malzemeleri yeterli ve doğru oranda birleştirdi. Dolabında dâimâ bulundurduğu et suyunu çıkarıp tüp üzerinde bekleyen derin tencereye koydu. Sırada sabırla karıştırmak vardı. Tahta kaşık parmaklarında daire çizerken kafası dolaba yaslıydı.

Ulaş'ın kapıdaki yüzü geldi aklına. Bitkin, solmuş bembeyaz kesilmiş...Sonra üzerine devrilişi...Gözleri titredi, burnu sızladı ve iç çekti. Yanağından bir yaş, yavaşça kaydı. Yanağının ortasında yerini belli eder gibi durdu, bekledi. Diğer gözünden biri daha indi. Dudakları birbirine değdi, çenesi titreyerek ona eşlik etti.

Bilmiyordu ki, hemen yanında onu izleyen biri vardı. Yeni uyanmış, saçları dağılmış, gözleri ve yüzü uyumaktan şişmişti. Göz altları yorgunlukla doluydu. Kızın içini çeke çeke ağladığı bu hâline dayanamadı. Sertçe yutkundu. Yavaşça arkasına yaklaştı. Önce saçından yayılan kokuyla gözlerini kapadı. Çiçek ve vanilya ile harmanlanmış teninin kendine has çekici kokusu onu başka yerlere sürüklemişti.

Sonra bir adım daha attı. Kalın ve güneşten esmerleşmiş kolunu onun beline doladı yavaşça. Leyla kendinin geriye doğru çekildiğini fark edince elindeki kaşık kaydı. Sırtı, sert ama bir o kadar yumuşak bir bedene değdi. Belindeki elini, yukarıya çekti ve kızın başını hafifçe kendine çevirdi. Şimdi gözleri birbirini bulmuştu.

Birinin, yaşlı ve kızarık gözleri ile ötekinin yorgun ve yoğun bakan gözleri uyumla birbirini takip ediyordu. Parmağını kızın ıslanmış yanağına değdirdi ve nazikçe sildi. Yanağı avcundaydı. Hiç bekletmeden kızı göğsüne çekip sıkıca sardı.

Ulaş, burnunu kızın ince, açık saçlarına gömdü. Defalarca kokladı. Gözleri kapalıydı. Leyla, önce ellerini ona sarmadı. Adamın kokusunu her nefesinde içine alırken buna dayanmak çok zordu. Bekledi.. Bekledi.. Sonra kolları istemsiz bellerine dolandı. Birbirlerine özlemle kenetlenmişlerdi.

💫

Önündeki, dumanı üzerinde tüten çorbayı ağır ağır karıştırırken bir yandan da kendisine bakan masanın öte yanındaki kızı izliyordu. Yüzündeki yorgun bakış ile harmanlamış tebessümü doktoru göz hapsine mahkum etmiş gibiydi.

Mırıldandı yavaşça "Böyle bakmayı çok özlemişim." sıcak ve samimi bir itiraftı bu.

Leyla, küçük bir gülüşle karşılık verdi. Eliyle çorbayı işaret edip "Hadi içsene. Sıcak içmelisin. Yoksa faydası olmaz." dedi.

Ulaş, kurnazca sırıttı "Bunu dizilerde hasta olana bir başkası içirmiyor muydu?"

"Benim içirmemi mi bekliyorsun?" diye sordu doktor. Ulaş'ın gözleri ışıldadı. Evet der gibi kafa salladı.

Leyla, gözlerini devirip kollarını birbirine bağladı "O zaman daha çok beklersin."

Ulaş'ın gülüşü hafiften sönmüş eğlenceli bir sırıtmaya evrilmişti. Kızın kendisine bakmayan tavırlı hallerini görmek bile onu daha iyi hissettiriyordu.

"Arkamdan gizli gizli ağlarken öyle söylemiyordun ama?" sesi oldukça neşeliydi.

Kadın ona bakmadan söylendi "Uykum olduğu için ağladım ben. Uykusuzluğa dayanamadığımı biliyorsun.Her şeyi de üzerine alınmana şaşırıyorum gerçekten."

"Yalan söyleymemek de çok yakışıyor üzerine. Bilmem anlatabiliyor muyum?" dedi ve çorba doldurduğu kaşığı ağzına götürdü. Kokusu mis gibi burnuna dağılırken lezzeti de damağına yayıldı. Açılan ve parlayan gözlerle kendisine belli etmeden bakan kızı süzdü.

"Hayatımda yediğim en iyi çorba." kaşıkla uğraşmak istemediğinden kaseyi direkt kafasına dikti. Leyla, onun bu hâline dayanamadı ve büzdüğü dudakları gülümsemenin etkisiyle gerilip büyüdü.

Kase yere inince burnuna bulaşan çorbayı gören kadın, kendini tutamadı ve kıkırdadı. Ulaş, anlamamışça ona baktı. Ama gülüşü o kadar içine işlemişti gözleri hayranca onu gezindi. Kalbi, onlarca atımı bir anda yapıyormuşcasına yükseldi. Kendisini böyle izleyen adamla köşeye sıkıştırılmış gibi hissetti kadın. Yanakları kızarmak üzereyken onları saklamak için kafasını önüne eğdi.

Hemen ayaklandı "Salonda seni bekliyor olacağım. Pansumanın için," diyip koridora yürüdü.

Hemen peşinden gitmişti teğmen beklemeden. Büyük adımları onu yakaladığında kolundan tutup kendine çevirdi. Leyla, onunla yüzyüze gelince sertçe yutkundu ve gözleri kocaman aralandı. Ulaş, kızın yanaklarına bakıp tebessüm etti. Rezil olduğunu düşünen kadın kolunu ondan çekmeye yeltendi. İzin vermemişti Ulaş. Hatta aradaki mesafe kısa gelmiş olacak ki biraz daha çekti kendine.

Şimdi, istediği yakınlıktaydı. Dudaklarına doğru fısıldayarak konuştu.

"Benden kaçma Leyla."

Leyla, göz kapaklarını yavaşça kapadı. Bu yakınlık, onun başını döndürüyordu.

"Ulaş, bırak lütfen."

Ama dediğini yapmamıştı. Zaten kendisi de bunu istemiyordu. Sadece emin olamıyordu bazı şeylerden..

"Konuşalım. Lütfen Leyla, dinle beni." diyerek onun gözlerindeki onayı görmeyi bekledi adam. Leyla inanamaz gibi oldu duyduklarına. O bunu ne zamandır istemişti. Ama hep susmuştu. Bunun siniriyle onu omuzlarından itip kendinden uzaklaştırdı. Bağırdı acıyla.

"Ben sana konuşalım dediğim zaman neredeydi aklın Ulaş!? Sen istediğin zaman konuşacağız ben istediğim zaman sus pus olacağız öyle mi? Hayır efendim! Konuşmayacağız! Bu defa ben seni dinlemeyeceğim." odaya yürüdü. Sesi oldukça sert ve yüksek perdedendi. Kararlı duruşunu bozmadan önüne gelen saçlarını parmaklarından geçirip geriye attı.

"Leyla. Bilmediğin şeyler var. Bu kadar hızlı karar verme. Bi.."

"Ben ağladığımda, sensizlikten boğulduğumda her gün acıdan ölürken neredeydi bu bilmediklerim Ulaş!? Neden şimdi günyüzüne çıkmaya karar verdiler. Aa! Tabi. Çünkü sen bu zamanı uygun gördün." vücudu zangır zangır titriyordu.

Ulaş, kızı sakinleştirmek için sarılmak istedi ama Leyla izin vermedi geriye yürüdü ve ellerini ona doğru kaldırıp engelledi.

"Çok haklısın. Ben, her şeyi benden vazgeç diye yaptım Leyla. Çünkü ben senden vazgeçemezdim. Her defasında kolayca vazgeçtiler benden. Bu defa yine aynısı olur dedim. Olmadı.. Gitmedin benden." gözleri dolduğunda Leyla'nın dudakları titredi.

"Bana seni sevmiyorum dedin." diye mırıldandı ve boynunu mazlumca yana eğdi. Dudağı anında büzülmüştü.

"Sana söylediğim tek yalanımdı o." dedi teğmen. Sertçe yutkundu. Ondan izin ister gibi gözlerine baktı. Yüzüne dokunmaya çok yakındı avcu. Leyla öylece bekledi.

Adam, kızın titreyen çenesini sevdi. Leyla, kendini bırakamazdı. Halledilmemiş problemler her gün onu en dibe itelerken her şey halolunmuş gibi onunla birlikte olamazdı.

Kafasını çevirdi ve ondan ayrıldı "Olmaz.. Olmaz Ulaş.." diye mırıldandı.

Ulaş, yeniledi "Leyla.."

"Kabul etmeyeceğim.. Her ne olursa.." diye fısıldadı. Kendinde gibi değildi. Gözleri yaşla kaplandı. Taşmak için bir göz kapağı darbesini bekliyordu.

"Eğer yapma.."

Sözünü kesti "Sus.."

"Beni dinle Leyla. Eğer bunu yapmasaydım se-"

Leyla bağırdı birden "Dinlemek istemiyorum Ulaş!"

Ulaş, onu kendine getirebilmek adına omzularından tuttu ve yavaşça sarstı. Gözleri alevle kıza kenetlendi. Onu kaybedeceğini anladığı gün gibiydi hissettikleri, korkuları. Tüyleri diken diken olmuştu.

"Eğer bunu yapmasaydım seni alıkoyan o şerefsiz intikam için öldürecekti seni!"

Leyla, duyduğu şeyle donakaldı.

💫

Merkezden gelen köy otobüsü çarşıda durdu ve tüm yolcuları indirmeye başladı. Uyuyakalan hemşire, sevgilisinin dürtmesiyle uyandı ve yarı açık gözleriyle etrafa baktı. İnsanlar yavaş yavaş çıkıyordu otobüsten. Kısa bir gerinmeden sonra kulaklığını kutusuna koyup dışarı yürüdü.

Doğal köy havasını içine çekince içerideki o boğucu kokunun ağırlığını biraz da olsa üzerinden atmıştı. Esma Hanım, dizlerini ovalayıp yüzünü buruşturdu. Onunda hâlâ uykusu vardı. Yolların engebeli olmasındam dolayı otobüs hep sallanmıştı. Kulakları uğultudan çınlıyordu.

Arda, onlara bakıp yanlarına geldi. "Eve mi geçiyorsunuz?" diyip saatine baktı. Öğlen vaktine de az kalmıştı. Güneş tepede yükselirken yakıcı ısısı insanı terletiyordu.

"Gidelim, biraz uyuyup kendimize gelelim. Sen gelmiyor musun?" dedi hemşire. Eliyle gözünü kapadı. Güneş ışınları gözlerini rahatsız ediyordu.

"Ben camiye gideceğim. Ondan sonra gelirim." dedi Arda. Gökçe gülümsedi ve kafa salladı.

Vedalaştılar ve herkes kendi gideceği yöne yürüdü. Esma Hanım karşıdaki marketi görünce kızını dürttü.

"Yavrum, gelmişken alışveriş de yapalım gel hadi."

Gökçe ile markete girip, alacaklarını sepete doldurdular.

💫

Ulaş, salonun bir köşesinde Leyla diğer köşesinde öylece oturup bekliyordu. Doktor, başını elleri arasına alıp bilinçsizce sallanıyordu. Komutan, konuşmak için kendinden bir atak bekliyor ama kızın kendisini dinlemeyeceğini biliyordu.

"Tahir ile okulda tanıştık. İlk başta sevmemiştik birbirimizi. Yatakhanede tekme tokat girişmiştik.." diyip güldü yavaşça. Leyla ona baktı. Sanki bir anıyı tekrar yaşıyormuş gibi bedeni burada ruhu farklı yerlerdeydi.

"Yıllar geride kaldıkça dostluğumuz kardeşliğe dönüştü. Yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmez oldu. Annem öz kardeşimi doğurmuş olsa ancak bu kadar olurdu bizim aramızdaki bağ. Hatta öyle ki.. Benim için hastaneye dâhi düştü.. Hastaneden deli gibi korkarken bile.." dedi ve derince iç çekti. Avuçlarını birbirine yapıştırıp yerdeki halıya bakıyordu.

"Hastane mi?" diye sordu kadın. Kaşları şaşırdığından hafifçe yükselmişti. Ne problemi olabilirdi ki? Yaralı mıydı? Yoksa hasta mıydı?

"Uzun hikaye.." diye yanıtladı teğmen. Sonra onunla kısa bir göz göze gelip tekrar kafasını eğdi.

"Sonra ne oldu?"

Önce biraz bekledi adam. Dudakları titrer gibi oldu. Sanki konuşacak ama biri boğazını sıkıyor gibi boğuyordu nefesini. Adem elması güçlü yutkunuşla yavaşça aşağı inip kalktı. Bu ağlamamaktan kaçındığından boğazına oturan yumrunun ağırlığı, zorluğuydu.

"Sonra.. Çatışma çıktı. İkimiz nöbetteydik. Bebeği olacaktı. O gün öğrendi cinsiyetini. Kızı olacaktı. Birlikte sevindik. Ben amca oluyordum. Her zaman ki gibi gece sessizdi o gün. Pencere önünde bebeğin gelmesini konuşup hayal kuruyorduk. Tâ ki dışarıdan kurşun sesleri gelene kadar.."

Biraz ara vermek ister gibi bekledi ve nefes aldı.

"Hemen çıktık. Karşı taraftan sızmışlar. Elimizden geldiğince geri tuttuk onları. Tahir.. Tahir öne süründü biraz. Teröristlerin keskin nişancısını hedef almaktı niyeti. Aldı da. Tek atışıyla indirdi. Bir yandan onu kontrol edip bir yandan karşılık veriyordum. Kafamı.. Kafamı çevirince.. O.. Onu.." demesine kalmadan daha fazla tutamadı kendini. Omuzları sarsıldı. Ağzından acı dolu bir hıçkırık koptu. Ağlıyordu. Kalbine çok büyük ağırlıktı bu yaşadıkları.

Leyla'da dolan gözlerini kırpıştırdı ve dudağını ısırıp sessizce bekledi. Onu ilk defa bu kadar çaresiz görmüştü. Ne yapacağını bilemediğinden oturduğu yerden kalkıp yanına gitti. Karşısına geçip dizleri üzerine çöktü. Adamın, yanaklarından sicim sicim akan gözyaşlarını gördüğünde onunda yanağından bir damla kaydı. Dizlerinden yere sarkmış bileklerini tutup destek olurcasına sıktı.

"Ona ateş edene sıktım. Gebermişti. Ama o geri gelmedi.. Kardeşim gelmedi.. Gözlerimin önünde can verdi.. Şehit oldu.. Ağlayamadım gittiğinde. Tam bir hafta boyunca içimde tuttum yüreğimin yangınını. Onları sevindirip de ağlama derdi amcam. Güçlü dur. İçime attım hepsini. Gün gün ateşi, kalbimi yaktı geçti. Bir gün öyle ağladım ki.. Birlikte oturduğumuz.. Son kez konuştuğumuz o oda da. Çok ağladım.. Çok ağladım."

Ulaş, burnunu çekip, gözyaşlarını elinin tersiyle sildi. İçli içli ağlıyordu. Ağladıkça rahatlıyordu.

"Kardeşimi vuran şerefsiz.. O adinin kadınıymış. O gün ant içmiş. İntikamını alacakmış güya. Benim sevdiğimi bulana kadar dönmeyecekmiş yolundan. Ne zaman ki onu bulup benim gözlerimin önünde.." diyip sustu ve yumruğunu sıktı.

Leyla, kocaman bir nefes aldı. Duydukları karşısında güçlü duramıyordu. Dizlerinin titrediğini hissetti. Tüm bu olanlar, bu yüzdendi demek.

 

"Nasıl öğrendin?" dedi boğuk sesiyle.

 

"Cengiz. Köstebekmiş. O şerefsizin köstebeğiymiş. Ceketine çip bağladım. Şüphelerim gitsin diyeydi maksat. Sonra haince konuşulanları duyunca beynimden kurşun yemiş gibi kalakaldım. Elimde sana aldığım yüzük vardı. Bunlar yaşanmasaydı eğer evlenme teklifi edecektim. Önümde iki yol vardı; ya senden vazgeçecektim, ya da seni onların önüne atacaktım bile isteye."

 

O güne gitti doktor. Ne kadar ağladığı gözü önüne geldi. Her şeyin bittiğini düşünüp günlerce hiç konuşmamıştı.

 

"Niye bana anlatmadın.. Niye konuşmadın benimle?" diye yakındı Leyla. Sesi titrek çıkmıştı. Ulaş, kadının gözlerine baktı. Kızarmıştı. Bu defa onu anlar gibi bakıyordu kendisine.

 

"Korkum Leyla. Yeniden aynı şeyleri yaşamaktan. Sürekli kendimi suçlamaktan. Bana hep senin yüzünden dendi. Çocukluğumdan beri. Annem ve babam öldü. Senin yüzünden dendi. Amcamın başına kaldım, yengem senin yüzünden dedi. Amcam görevinden oldu senin yüzünden dediler. Kimse bana sen ne yaşıyorsun iyi misin demedi.. Bana çocukmuşum gibi davranmadı kimse. Herkes ya nefretini kustu ya da hıncını aldı benden." sona doğru yeniden gözyaşları yanağına aktı.

 

Leyla, adamın yanaklarına elini yerleştirip, kendisine bakmasını sağladı. Karşısında çocukluğuna ait yaralarıyla darbe almış o yalnız Ulaş'ı gördü. Yavaşça tebessüm etti.

 

"Ben.. Belki de kaçmayı tercih ettim. Kolayı istedim. Savaşmadım. Ama seni tehlikeye atmadım. Varsın, ağlayalım dedim. Varsın nefret etsin beni kötü bilsin. Yeter ki o yaşasın. Yeter ki onunda mezar..." demeye dili varamadı ama kadın onu anladı ve dizlerinde yükselip kollarını adamın boynuna sardı.

 

Onun ellerini belinde hissetti. Birbirlerine kenetlenmiş ve güç alır gibi birleşmişlerdi. Adamın boynuna yasladı burnunu. İçine çekip sakinleşmeye çalıştı. Öğrendikleri şeyler o kadar ağır gelmişti ki yüreğine taş oturmuştu adeta. O bunları kaldıramazken adam yaşamıştı. Hemde her birini.

 

"Beni affetmek mecburiyetinde değilsin. Bütün gerçekler bunlar Leyla. Ben seni sevmekten hiç vazgeçmedim."

 

Leyla, gözlerini araladı ve kırpıştırdı. Bedenini biraz geriye çekince adamla bakışları buluştu. İkisi de kızarık gözler ve ıslanmış kirpikleriyle birbirini izliyordu. Sessizdiler.

 

Ulaş, kadının yanağına eğilip saçlarından yayılan kokuyu büyük bir nefesle içine çekti. Sonra fısıldadı yavaşça.

 

"Biliyorum ben seni kaybettim.. O hâlde bu son veda öpüşüm olsun.." diyip hemen kulağının yanı başına dudaklarını sürttü.

 

Dudakları geçtiği yerleri bir ateş gibi yakarken Leyla, gözlerini yumdu. Nefes alamıyordu.

 

Tam da yanağının üzerinde bekledi uzunca. Nefesi, kadının kirpiklerine vururken o ağır kokusu tüm vücuduna yayılıyordu. Sanki dokunuşunu mühürler gibi sıkıca bastırıp kendini yavaşça uzaklaştırdı.

 

Leyla'nın kapalı gözleriyle öylece beklediği hâline baktı ve koltuktan doğruldu. Adamın gittiğini hissetse dâhi gözlerini aralayamadı kadın. Komutan, yavaş adımlarla dışarı yürüdü.

 

Ardında fırtınalarla dolu sevdiğini bıraktı.

 

💫

 

Arda, camiden çıkmak üzereyken arkasından kendisine seslenildiğini duydu. Kafasını oraya çevirince cami hocasının olduğu tarafa doğru koşturduğunu gördü.

 

"Hocam, hayırdır inşallah? Nedir bu telaşeniz?" diye sordu merakla.

 

Nefes nefese kalmış adam elindeki siyah telefonu uzattı. "Evlat.. Bizim kasap varya hani. Sefer Usta. Telefonunu düşürmüş daha yenice çıktı. Koş da yetiştir hemen."

 

"Aa tabi tabi. Hemen götürürüm ben şimdi." dedi tamam der gibi, hocanın omzuna vurup camiden hızlı adımlarla çıktı.

 

Kısa sürede adamın evine gelmişti. Hem belki geçen gün konuştuğu o ağır erkek olma konusunda birkaç tavsiye verirdi adam. Vakti de boştu.

 

Kapının karşına geçip tokmağı vurdu birkaç kez. Ama açan olmamıştı. Tam geri dönecekti ki kilit sesi duyuldu. Yarı dönük bedeni olduğu yerde bekledi. Kapı yavaş yavaş aralınırken adamın silüeti belirdi.

 

Işığın tam vurmasıyla onu daha iyi görebilmişti. Uzun ve kalıplı vücudunu çiçekli mutfak önlüğü sarmalamış adam ona doğru bakıyordu, sertce yutkundu.

 

Onun burada ne aradığını sorar gibi bakakalmıştı. Ortamda ağır abi diye takılan kendini üzerinde mutfak önlüğü, kollarının yarısına kadar köpüklü su bulaşmış hâlde yakalamıştı. Dışarda sert evinde hanımcı biriydi o. Karısını başının üzerinde taşırdı. Sadece bunu dışarıya göstermeyi sevmiyordu. Çünkü bu köy kadınlara değer vermeyi eksiklik gören insanların bulunduğu bir yerdi. Bu yüzden kabuğunu hep sıkı sıkıya bağlı tutardı.

 

"Bulaşıktan sonra, kahvemi getir hemen. Bekletme beni." içeriden gelen eşinin sesiyle gözleri biraz büyüdü ve sanki sesi saklayabilecekmiş gibi kapıyı biraz örttü. Arda, gergince tebessüm edip dudaklarına araladı.

 

"Abi?" diye sordu sadece. Ortamda sert ve soğuk halleriyle tanınan bu adamı böyle görmek onu elbette ki şaşırmıştı.

 

"Ne var lan? Yemek yapmış yorulmuş kadın. İki tabak çanağı yıkadım. Çok mu?" diye yükseldi Sefer. Kaşları çatılmıştı.

 

Arda hemen kafa salladı "Hayır abi. Efendimiz de böyle yapardı. İşleri ortak yaparlardı eşiyle. Sen de onun sünnetini yerine getiriyorsun. Ben de böyle olmak istiyorum. Ders ver bana. Ne dersen yaparım. Sözünden çıkmam."

 

Bunları duyunca birden rahatladı adam. Yine küçük görüleceğini düşündü. Kaşları eski haline geldi. "Niye geldin sen?" dedi çenesiyle onu işaret ederek.

 

"Telefonu getirdim abi. Camide unutmuşsun da."

 

Sakalını kaşıdı adam, elini uzattı almak için. Arda oraya yürüdü ve telefonu teslim etti.

 

"İyi sağol" dedi.

 

Arda, içten tebessüm ile onun omzunu sıvazladı "Ben de iyi durlarım abi. Bilgin olsun."

 

Sefer, bunu duyunca kafasını sağa eğip güldü kendini tutamadan. O sert yüzü neşelenmişti şimdi. "Te Allah'ım ya.." dedi.

 

Sonra adamın gözlerine baktı. Samimi biriydi gerçekten. Diğer insanlar gibi rol değildi tavırları. Hepsi kendinden dökülen gerçek hisleriydi. Bu yüzden gülümsedi askere.

 

"Yarın, öğlen gel. Anlatayım sana. Kimseye yapmam bunu. Benim sayemde ahiretlik evliliğin olacak. Şanslı adamsın vesselam." böbürlenir gibi omuz kabartmasına sırıttı Arda.

 

"Gelirim abi. Sağolasın. Daha tutmayayım. Yenge kızmasın." diyerek vedalaştılar. Eve dönerken yüzünde şapşal bir sırıtma vardı. Nedense Gökçe ve kendini tam da böyle hayal etmişti. İçi huzurla doldu. Gözleri buğulandı.

 

💫

 

3 gün sonra..

 

Bugün çok önemli bir gündü. Askeriye de hızlı düzenlemeler ve kutlama için hazırlıklar tüm akışıyla devam ediyordu. Askerler, komutanlarının gelme saatinden önce ortamı ortantılı bir düzene soktular.

 

Bugün Teğmen Ulaş Çakır, Üsteğmen Ulaş Çakır olacaktı. Tüm bu heyecan bunun içindi. Bütün askerler, bu günü büyük bir mutluluk ile karşıladılar.

 

Ulaş, kendi odasında tek başına zamanın gelmesini bekliyordu. Aslında içi buruktu biraz. Böyle kutlama günleri onun için hep hüzünlü geçerdi. Harp Okulu mezuniyetinde tek başınaydı. Tüm arkadaşları annelerinin elini öpüp babalarıyla tokalaşırken o, onların mutluluğunu uzaktan izlerdi hep. Eve döndüğünde amcasıyla bir kez daha kutlardı ama o anda yanında birini arıyordu gönlü.

 

Bugün de onlardan biriydi. Yanında kimse yoktu. Yine yalnız alacaktı bu kutlu günü. Alışkın olsa da o kapanmayan istek hâli ve içini kemiren beklenti biraz üzüyordu onu. Birazdan, üslerinden biri apoletini değiştirecek, tebrik konuşması yapacak, kısa bir kutlama sonrası bitecekti. İnsanların aileleriyle fotoğraf çekinmek için girdiği o sıradan, hep elleri boş çıkardı Ulaş.

 

Kederli bir iç çekti. Gözü hastanenin bahçesindeydi. Aklı Leyla'da. Kalbi de onu son öptüğü anlardaydı. Ümitsizce omuzlarını kaldırıp cama sırtını döndü ve odanın ortasına yürüdü. Elleri ceplerinde öylece dikiliyordu.

 

Sonra odasının kapısı çalınmadan aralandı. Kafası karışık düşüncelerle dövüşürken gözleri oraya kaydı. Aralanmış kapıdan, uzun krem stiletto ayakkabısı göründü. Kaşları havalandı adamın. Görüntünün devamına baktı. Siyah kalem eteği ve krem salaş saten gömleği ile bir kadın bekliyordu onu. Gözlerini sonunda onunla buruşturunca bukleli uzun saçları omuzlarına dökülmüş sevdiğini gördü. Kendisine çokta büyük olmayan bir tebessüm ile bakıyordu.

 

Ulaş, şaşırdığından ağzı aralandı. Olduğu yerde öylece kalırken, doktor ona bir adım attı. Bir adım daha ve şimdi karşısındaydı. Tüm yüzünü hızla tarayan biri vardı dibinde. Sanki senelerce görememiş bir özleme sahip gibiydi tavrı. Leyla, tutamadı kendini. Ciddi ifadesi ufak bir kıkırdama ile bozuldu. Bu defa gülüşünde kaldı teğmen. Öyle yoğun ve aşk doluydu ki bakışları kendini ondan alamıyordu.

 

"Leyla.." diye mırıldandı.

 

"Sana kızgın da olsam kırgın da olsam.. Bu günü yalnız geçirmene izin veremezdim." dedi ve ışıldayan bakışları takip etti.

 

"Teş.. Teşekkür ederim." diye kekeledi heyecanından. Leyla, gülümsemesini durduramıyordu. O böyle yaptıkça yanakları gülmekten kasılıyordu hep.

 

"Hep ol.. Her zaman ol. Her gün izin verme. Tüm günlerim yokluğun ile geçmesin.."

 

"Seni henüz affetmedim."

 

"Affettireceğim."

 

"Öyle mi? Ben ortada bir şey göremiyorum da." diye kollarını birbirine bağladı kadın. Ulaş, gülümsedi.

 

Tam konuşacakken kapı aralandı. Başlama zamanı gelmişti. Ulaş yürümeden elini ona uzattı. Leyla, önce adamın gözlerine sonra kendine çevrilmiş avcuna baktı. Tereddüt etmeden parmakları dokunmuştu adamın tenine. Onları sımsıkı sarmaladı teğmen. Yüzünde büyük bir tebessüm, göğsünde büyük bir gurur ile yürüyüp girdiler tören odasına.

 

Hepsi olması gerektiği gibi gerçekleşti. Apoletler değiştirildi. Artık iki yıldızı vardı omuzlarında. Yarbay, onu kutlarken fotoğrafçı art arda flaşlar patlatıyordu. Leyla, duygulandığından gözleri buğulanmıştı. Belli etmemek için bir köşede onu bekliyordu.

 

Sonra Ulaş, onun varlığının eksikliğini hissetti hemen. Etrafına bakındı. Arkasına döndüğünde dolu gözlerle kendisini izleyen kadını gördü. İçi rahatlar gibi nefes alıp, onun yanına yürüdü. Avcu yanağına çıkmıştı. Nazikçe okşadı tenini.

 

"Ne oldu?" diye sordu. Kafası ona yetişmek için eğildiğinden yakınlardı biraz.

 

Leyla, elinin tersiyle gözaltlarını sildi "Bilmem. Duygulandım sadece."

 

Ulaş, onu göğsüne çekip sıkıca sarıldı. Kadının kafası onun kalbine denk geliyordu. Saçlarına bir öpücük kondurdu.

 

"Komutanım, eşinizle de çekelim. Şöyle alayım sizi." diyen fotoğrafçıya döndü ikisi de. Duydukları şeyle teğmen sırıttı Leyla ise tebessüm etmişti.

 

Ulaş'ın eli, kadının beline dolanırken diğer elleri birbirini buldu. İkisi de ışıldayan gözlerle gülümsüyordu. Çok sıcak, çok yakın bir fotoğraf olmuştu.

 

Kutlamalar ve konuşmalar devam ederken bir asker haber vermek için içeri geldi.

 

"Üsteğmenim, bir yakınınız geldiler."

 

Ulaş, oturduğu yerden doğruldu yavaşça. Leyla da merakla geleni bekledi.

 

Kapıdan, uzun boylu, kır saçlı, yüzü yaşına göre daha genç duran bir adam girdi.

 

Bu adam, Ulaş'ın amcası; Yarbay Sancar Çakır'ın ta kendisiydi.

 

💫

 

İşte geldim.. Gelmeyecektim ama geldimmm hshshs

Nasıldı bölümler canlar?

Finale son 9🐤

İki hafta sonra görüşmek üzere.. 💗

 

Bölüm : 26.07.2025 23:16 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...