41. Bölüm

36. Bölüm / Kapana Kısılmak

Cansu
lily_lily

Merhaba 🫶🏻❤️🌊

Eve geldiğim gibi bölümü yayınladım, umarım bölümü sizde çok beğenirsiniz. İyi okumalar 💗

Bol bol yorum yapmayı ve oy🌟 vermeyi unutmayınız ♡

 .

Bu ses aksi doktora aitti.

 

“Silahınızı çekmeyin.” diyerek yüksek sesle bağıran aksi doktor ile duraksadım. Elim silahımın kabzasını kavramış bir şekilde kalakalmıştı. Soğuk metali hissetmek yeterince güven vericiydi. Deniz de olan bakışlarımı arkama, aksi doktora doğru çevirdiğimde Deniz’in de elinin duraksadığını ve silahını çekmediğini görmüştüm.

 

“Ne?” diyerek şaşkınlıkla konuştum. Fısıltı gibi çıkan sesim bu sessizlikte duyulabilmişti.

 

“Neden?” diyen ise benimle aynı anda konuşan Deniz olmuştu. Haklıydı. Neden?

 

Bakışlarım aksi doktorun yüzünde gezindiğinde gergindim. Bakışları panikle doluydu. Neden? Yine neden? Güvende değildik ama şifreyi girdiğim andan beri hiç güvende değildik. Vakit kaybına yer yoktu. Artık oyalamamalıydı!

 

“Söyle!” dedim, ani bir çıkışla. Emreder gibi çıkan sesim benim bile hoşuma gitmemiş olsa da o anın gerginliğinden normal sayılabilecek bir şeydi. Üç sivili korumalıydık, peşimize takılan üç sivili! Üstelik kapının, şifrenin yanlış olmasına karşılık verdiği tepkiler de tehlikede olduğumuzu daha net anlamamızı sağlamıştı.

 

Kolu hızla havalandı ve işaret parmağı yukarı doğru hareketlendi. Bir yeri işaret ediyordu. Kapının önündeki bizim iki yanımızda da olan küçük koridorlardan sadece solumdakini işaret ediyordu. Tavanı.

 

Evet, koridorlar vardı. Siyah kapının önüne geldiğimde detaylı incelemesem de kısaca incelemiştim ama dikkatimi çeken hiçbir şey yoktu.

 

Sonunu bilmediğimiz bu koridorlar ardını bilmediğimiz bu kapıdan çok daha tehlikeliydi. Koridorlarda ardını bilmediğin kapılardan birçoğu olurdu. Bazen ise bir koridoru seçmek yerine sade bir kapıyı seçerdin çünkü daha az bilinmezlik olurdu.

 

Parmağının işaret ettiği noktaya döndüğüm aynı saniyede konuştu. Karnımın hizasında olan çanta hafifçe alçalırken soğuk kabzasını kavradığım silahı çantanın bırakmıştım. Gözlerim sadece işaret ettiği yeri tarıyordu.

 

“O, silahı çektiğiniz an algılayacak. Tavan köşesindeki kutu, hızlı meta-“ derken şaşkınlıkla sözünü böldüm. Aynı zamanda işaret ettiği yeri inceliyordum.

 

“Hızlı Metal Hareketi Algılama Sensörü!” dedim, gördüğümle birlikte tek düze bir şekilde.

 

Tavan köşesinde sabitlenmiş küçük bir kutu vardı. Dikkat çekici gözükmese de üzerindeki beyaz minik led onun gözüme çarpmasına sebep olmuştu. Yanında hareket radarı benzeri ince bir şerit vardı.

 

Bu incelediğim aleti tanımam için bu özellikleri yeterde artardı. Harp okulu ve İstihbarat geçmişim sağ olsun ki bu tarz şeyleri biliyordum ama benim yerime bu doktor fark etmişti. Gerçekten dikkatliydi. Evet, aksi doktor çok dikkatliydi ama bu aleti nasıl tanımıştı? Gerçekten nereden biliyordu? O sadece bir doktordu sonuçta...

 

Kaşlarım çatılacak gibi oldu ama duraksadım. Yüzümdeki mimikleri yok ettim ve konuştum.

 

“Sen nasıl...” derken duraksadım ve tavandaki alete olan bakışlarımı dikkatle ona yönelttim. O sırada Deniz’in sesini duydum.

 

“Sensör silahı çantadayken algılamaz. Beldeyken algılamaz ama silahın ani çekilme hareketini algılar. Aynı şekilde bıçak ve metal olan tehlikeli tüm cisimleri de algılar.” dedi, hızla. Sesi mekanik bir hızla çıkıyordu. Seramik bıçağı ise algılamazdı çünkü bıçak metal değildi. Benim kadar Deniz de biliyordu ama aksi doktor nasıl anlayabilmişti?

 

“Sen nereden biliyorsun?” dedim. Soruma bir cevap alamadım çünkü Deniz araya girerek konuştu.

 

“Bu önemsiz, Okyanus. Sonra.” dedi ve hızla ekledi. Haklıydı, gereksiz şeylere takılıyordum. Kafamı toparlayamıyordum. Yaralı bir şekilde göreve katılmam yorgunluğuma sebep sayılabilirdi ama burada birine bir şey olursa sebebimiz olamazdı. Toparla kendini, Okyanus.

 

Hiç bu kadar çıkmaz bir operasyonum olmamıştı. İlkti! Çıkmaz derken, ne yapacağımı bilemediğim.

Bakışlarım Deniz’i bulduğunda sakince sözlerini dinledim. İki dakikayı tamamlamıştık. Şifrenin yanlış olduğunu gördüğümüzden beri. Birazdan üç dakika olacaktı. İçimden kısaca hesaplamasını yapabiliyordum. Vakit altındı!

 

“Silah kullanamayız. Önümüze çıkacak engellerde muhtemelen silahsız olacaklar. Yakın temasa geçeceğiz mecbur! Daha fazla vakit kaybetmeden şifreyi tekrar dene, Okyanus.” diyen Deniz’in tüm sözlerine hak veriyordum. Ondaki liderlik her zaman vardı ama bugünkü ben de ben değildim. Bu yüzden Dalga ve Kül görevinin lideri Dalga olmuştu, Kül bugün Küllüğünü yapmıyordu.

 

“Evet.” diyerek onayladım ve bir şey sormadan kapıya doğru bir adım attım. Sol elimde kalan çantayı kapatmıştım, sağ elimi yavaşça kaldırarak şifre paneline dokundum. Acele etmeliydim, dikkatli bir şekilde tek tek rakamları tuşladım.

 

Aynı başlangıç ile bir. Ardından dokuz ve tekrardan dokuz. Hemen sonra ise biraz önce olan karışıklığın asıl sebebi olan emin olamadığım o rakama geldim. Düşünmeden tuşladım. Yedi.

 

“Bin dokuz yüz doksan yedi. Bu da olmazsa...” diyen Deniz’di. Mırıldanarak konuşması kendi kendineydi, düşünüyor gibiydi.

 

Bekledim. O an bir şeyler olmasını bekledim ve artık saliseler dakika gibi geliyordu.

 

Aynı anda gelen bip sesi biraz öncekiyle aynıydı. Aynı şekilde ekrandaki kırmızı ışık yandı ve söndü ama beklemediğim üç şey oldu.

 

Bu sefer bip sesi iki kez duyuldu. Aynı şekilde kırmızı ışık da iki kere yanıp söndü. Ve son olarak ekranda şifre panelinde yazan yazı sinirimi bozmaya yetecek kadardı!

 

ACCESS LOCKED – SECURİTY ALERT

 

“Erişim kilitli, güvenlik uyarısı!” dedim, kendi kendime çevirirken. Bu büyük bir sorundu!

 

Aynı anda duyduğum, kapıdan gelen ses daha da kötüsüydü. Kilit motoru sesi! Bu kapının açılma sesi değil, kilidinin sertleşme sesiydi.

 

Şifre sistemi kendi kendini kilitlemişti. Şifre doğru olabilirdi ama tek şans vardı. İstihbaratta her zaman tek şans olurdu. İkinci şansı da oluşturmaya çabalardın ama yüksek ihtimalle böyle kalakalırdın.

 

“Yapma ama ya!” dedim, sinirle. Sağ ayağım hafifçe kalktı ve topuklumu sinirle yere vurdum. Garip ve ani bir hareketti ama bunu tahmin ediyordum. Görmek, deneme ihtimalimizin kalmadığını gösteriyordu. Kapana kısılmıştık.

 

“Doğruydu... Değil mi?” dedi, Deniz. Belki... Hatta büyük ihtimalle! Bilmiyordum! Ses tonundaki bana karşı olmayan katılık rahatlamamı sağlamıyordu.

 

“Doğruydu. Büyük ihtimalle ama artık dinlemiyor!” dedim ve rahatsızca ekledim. Okyanus, aklına gelir senin bir şeyler! Düşünsene!

 

“Kapı kendi kendini kilitlemiş!” dedim, sinirle onlara dönerek. Saniyeler birbirini kovalarken burada kalmak sinir bozucuydu. Daha da sinir bozucu olan siyah kapının ardındakinin ne olduğunu her geçen saniye daha da çok öğrenmek istememdi! Hırslanıyordum!

 

Koridorlardan gitseydik? Sinyal kesicinin aktif olduğu bu bölgede kapana kısılmışken bilmediğimiz koridorlara devam etmek tamamen sakıncalıydı. Hem de üç siville! Bu yüzden bunu aramızda tartışmamıştık bile!

 

Bu kadar korunan siyah kapının içine girmek daha sakıncalıydı öyleyse!

 

“Büyük ihtimalle bu kapı sadece kendini kilitledi, şifre sistemini sinyal kesici etkilemediği içinde güvenlik sistemine uyarı gitmiş olabilir.” dedim, aceleyle. Kafamdaki bilgileri tazelemek ister gibiydim.

 

“Diğer kapıları kilitlediğini düşünmüyorum ama Güneş’in fark ettiği şeye karşı silahımızı çekersek tüm malikane kapanır. Bir sürü koruma üzerimize yığılır ve tüm dijital sistemler kilitlenir.” diyerek bana karşı ekledi, Deniz. Bakışlarım yüzündeyken derin bir nefes alarak tekrar konuştu.

 

“O, hızlı metal hareketi algılama sensörü de sinyal kesici olmadan çalışabiliyor. Bu yüzden silah yok, koridorları kullanmalıyız. Şu ana kadar buraya kimse gelmedi, muhtemelen güvenlik sistemi fark etmedi ama her an fark edilebiliriz. Bu yüzden tetikte olmak zorundayız ve siz, üçünüzde kendinizi koruyacaksınız. İlerleyelim, burada kapana kısılamayız.” diyerek bitirdi. Tamamdı! Sustum. Hayır, hiçbir şey söylemedim.

 

Önceliğimizin kapının içine girmek olduğu dakikalara aramıza katılan bu üçlü ile son vermiştik. Önceliğimiz bu sivilleri buradan çıkarmak ve çıkmaktı!

 

“Bize emir verme. Zaten odun gibi duramayız.” diyen çatık kaşlarıyla bakan Güneş’ten başkası değildi. Bize emir verme de ne demekti ya! Denize bile izin vermeden atladım.

 

“Daha fazla vakit kaybına tahammülüm yok. Birbirinize laf yetiştirmeyi bırakın, ilerleyelim. İkimizin de sözünden çıkmayacaksınız.” dedim. Görevimize ortak olan çaylakları yönetmek zor olacaktı. Pardon, görevimizi mahveden çaylaklar!

 

“Hangi koridordan ilerlemeliyiz?” diyerek mırıldandı, Deniz. Şansa...

 

“Sağ.” dedim, tereddütsüz. Acele etmeliydik, sonunu bilmediğimiz iki şey arasında seçim yapmamız imkansızdı.

 

Bakışlarımı üçlüden aldığımda ilerlemeye başladım. Onlara öncülük etmek istemiştim, tereddüt bile etmeden yürüdüm.

 

Topuklularım yerde aynı ritim ile sesler çıkartırken arkamdan gelen adım sesleri yavaş adımlarımı hızlandırmamı sağlıyordu. Derin bir nefes aldım, koridordan garip bir koku geliyordu. Tanıdık yanık kokusu benzeri iğrenç bir kokuydu.

 

Arkamdan gelen adım sesleri de benimle birlikte hızlanmıştı. Koridorun içerisine girmiş ve hafif bir şekilde ilerliyorduk. Bu kokuyu bir tek ben almış olamazdım diye düşünürken Emir Savcının sesini duydum. Tam arkamda olan Deniz’in ise nefes sesini alabiliyordum. Koridor o kadar sessizdi.

 

“Bu garip koku da neyin nesi?” diyerek mırıldandı. Fısıltıyla konuşan Emir Savcıyı cevapsız bıraktım.

 

Ardından kısa bir sessizlik oluştu ama her adımda topuklularımın ağrıttığı ayaklarımın duraksamasına sebep olan bir şey oldu. Bir tıkırtı ve ardından gelen adım sesleri...

 

Ani duraksamama sebep olan hafif adım sesleri içimi huzursuz etmeye yetmişti. Bu huzursuzluğum asla kendim için değildi! Kulağım çok hassas olabiliyordu, muhtemelen hemen yakınımızda değillerdi ama yakın olmalılardı. Birileri geliyordu!

 

Hızla duraksadığım için sırtım, arkamdan ilerleyen Deniz’in göğüs kafesine çarpmıştı. O da duraksamak zorunda kalırken duyduğu adım sesleri ile durmamı anladığı gibi konuştu.

 

“Adım sesleri...” dedi, kulağımın dibinde. Sesi kalın ve boğazdan çıkıyordu.

 

“Evet, ilerleyemeyiz.” dedim, oldukça net bir biçimde. Evet dercesine mırıldanmasını duyduğumda hızla atıldım.

 

“Onlar gelmeden geri dönmeliyiz.” dedim. Kim olduklarını bilmiyoruz, bu yüzden dönmeliyiz. Küçük bir koridorda yakalanmamız kolay olurdu. Arkamızdan gelenler olursa da sıkışırdık.

 

“Evet.” diyerek arkasını dönmüş olmalıydı ki, göğüs kafesine değen sırtım boşlukta kaldı. Sesini duyduğumda hala onlara dönmemiştim. Gelenlerin adım sesi daha da yaklaşırken öylece bekliyordum.

 

“Cam duvarın olduğu salona geri döneceğiz. Gerekirse diğer koridordan ilerleriz. Kimin geldiğini bilmiyoruz.” diyen sesini işittiğimde yavaşça yerimde kıpırdandım.

 

“Okyanus, hadi.” dediğinde ona dönmüştüm bile.

 

Bir adım atarak hızla ilerlemeye başlayacaktım ki omuzlarımdan tuttuğu gibi arkama geçerek sırtımdan ilerlemem için dokundu. Arkada kalmayayım diye arkama geçmişti. Bu saniyelik hareketi beni dumura uğratarak duraksatsa da adım attım. Önümüzdekilerin peşinden ilerledim.

 

Nasıl bu kadar düşünceli olabiliyorsun, be adam!

 

“Ya iki koridordan da geliyorlarsa?” diyerek soru yönelten kişi tam önümde duran Emir komiserdi. Güneş ve Emir Kızıl’ın kuzeni. Resmen kovalamaca oynuyorduk!

 

“Mantıklı.” diyerek ekledi, Güneş. Her konu da bir fikri vardı!

 

“Şu an için burada bekleyemeyeceğimize göre geri döneceğiz. Tek çıkış, baştan beri o kapıydı!” dedi, arkamdaki adam. İki eli hala omuzlarıma temas ediyordu. Sıcak nefesi kulağımın dibindeydi. Elbisemin mavi ince askılılarının tam üzerinde duran sıcak avuçları soğuk tenimde garip hisler uyandırıyordu.

 

“Yani kaçıyoruz!” diyerek söylendim, sessizce. Gerekirse kaçmalıydık da yanımızdaki siviller ile başka ne yapacaktık? Eğer tek olsaydım... Eğer Deniz ve ben tek olsaydık, asla arkamızı dönmezdik. Aksine ilerlerdik. Şu an bu mümkün değildi!

 

Hızla ilerleyen adımlarımızla ilerlediğimiz koridordan geri dönmüş sayılırdık. Koridordan çıktığımız gibi biraz önce olduğumuz yere dönmüştük.

 

Bir oda büyüklüğünde olan bu boşluk dört çıkışa sahipti. Siyah demir kapı. İmkansız. Cam duvar. Kırılmaz ve çıkılmaz. Sağ koridor. Adım sesleri gittikçe yaklaşıyor. Sol koridor? Bekle.

 

“Buraya geliyorlar.” diyen Emir Savcıydı. Onun bana bakmadığını fark etsem de etrafımızı kollarken başımı evet anlamında salladım ve daha fazla beklemeden konuştum.

 

“Sol koridor?” dedim, sorarcasına. Bu soruma ben bile mantıksız bakıyordum ki Deniz konuştu. Aynı saniyede olmaz anlamında kafamı iki yana salladım ve bakışlarım Deniz’i buldu.

 

“Oradan da gelenler olabilir.” dedi, hızla.

 

Plan altüst olmuştu. Her şey altüst olmuştu. Nasıl çıkacağımızı bilemediğimiz bu yer, çok fazla kapana kısılmış hissettiriyordu. Sorun yoktu, bir yolunu bulurduk ama tek endişelendiren yakalanmak değil bu üçlüyle birlikte yakalanmaktı. Gelen adım sesleri de bu yüzden kalp atışlarımı hızlandırıyordu.

 

“Ne yapacağız?” diyerek soran Emir Komiserdi. Adım sesleri gittikçe yaklaşırken erkek sesi olduğunu tahmin ettiğim birkaç kişinin konuşması fısıltı halinde duyuluyordu.

 

Gelenler burada kapana kısıldığımızı biliyormuşçasına yavaşladı. Kamera yoktu ama çıkış da yoktu. Evet, burada kapana kısılmıştık!

 

“Soldaki koridora giremeyiz. Kapıya sinyal kesici etki etmiyor. Bu yüzden iki denememiz de çoktan merkezlerine gitti. Güvenlik sistemi alarmda. Muhtemelen sağdan gelenler gibi soldan gelenlerde olabilir. Koridora girersek dar bir alanda aralarında kalırız.” dedi, temkinli ses tonuyla. Deniz’in konuşmasının ardından ekledim.

 

“En iyisi burada beklemek. Olduğumuz yerde kalarak.” diyerek onun sözünü tamamladım. Evet, diyerek bana katıldığı sırada adım seslerinin koridorun sonundan geldiğini fark ettim.

 

Nefesimi tutmuş bir şekilde beklerken siyah kapının önündeki boş alanın tam ortasında ve cam duvara çok yakın olduğumuzu fark ettim.

 

Cam duvar değil de balistik lamine cam diyebilirdim. Kurşun bile sadece çatlatabilirdi, kırılmazdı ve parçalanmazdı. Çekiçle, tekmeyle veya sandalyeyle, hiçbiriyle kırılamazdı.

 

Derin bir nefes verdiğimde adım seslerinin son bulması ile koridorun başında beliren adamlar tamamen tahmin ettiğimiz gibiydi. Kapı sisteminin yüzünden gelmişlerdi, korumalar!

 

Silah çekemezdik! Silah çekemezdik! Onlarda silah çekemezlerdi, üzerlerinde olmamalıydı. Elimdeki çantayı cam duvarın tam dibine olacak şekilde bıraktığımda saniyelik sessizliği kırmıştım.

 

“Siz?” diyen en önlerinde duran içlerindeki en iri adamdı. Kırklı yaşlarında olan kaba yüz hatları ve sakallarıyla oldukça korkutucu gözüküyordu. Tabi ki, bizim için değildi! Ağzından sorarcasına çıkan bu söze karşı cevapsız kaldık.

 

Arkasındaki adamlar tamamen koridordan çıkmamışlardı ve şu anlık toplam sayıları belirsizdi.

 

“Konuşarak halledebiliriz?” diyen ses tam yanımdan geliyordu. Aksi doktordan! Kendinin bile inanmadığı sesini bir tek ben duymuş olmalıydım.

 

Boşluğuma gelen saçmalamasına anlık bir kahkaha savurdum, bu oldukça kısa sürdü. Dikkatleri üstüme çekmiştim.

 

“Sen iyi misin? Konuşarak halledebilecek bir durumun içinde miyiz?” diyerek onun da duyabileceği şekilde söylendim. Korumaların bakışları üzerimdeyken biraz önceye nazaran garip bir şekilde rahattım.

 

Önümde Deniz Akif, sağ yanımda aksi doktor, onun yanında Emir savcı ve Deniz’in sol yanında hafif önümde duran Emir komiser vardı. Ben neden en arkadaydım?

 

Korumalar ile aramdaki bakışma sürerken en önlerindeki adam bir adım attı, birkaç adım daha attı ve son bir adım daha... Aynı şekilde arkasındaki adamlar da onunla birlikte ilerlerken sayıca eşit olduğumuzu fark ettim.

 

Aramızda iki üç adım kalacak şekilde bize yaklaştığında önümde duran Deniz’in beni kapatacak şekilde tam önüme geçmesini beklemiyordum. Derin bir nefes alarak kafamı uzattım. Kafamı uzatmamla birlikte konuşan yine aynı adam oldu.

 

“Yanlışlıkla girdik.” dedim, Deniz’in arkasından kafamı uzatarak. Dalga geçer gibi olan sözlerime ekleyecektim ki benim yerime aksi doktor konuştu. Yüzümde tepkisiz bir ifade vardı ama aksi doktorun söyledikleriyle bu ifade çok zorlanacaktı.

 

“Evet, nasıl çıkabiliriz? Yetkili birine benziyorsunuz?” diyen de bana uyum sağlayan tam yanımda duran Güneş’ti. O an kahkaha atmamak için kendimi tuttum çünkü dalga geçtiğimiz o kadar belli oluyordu ki! Bunu sadece onların sinirini bozmak için yapıyor gibiydik, zaten birazdan buralar karışacaktı!

 

“Kapının kilit sistemini iki kez zorladınız. Bir de numara mı yapıyorsunuz?” diye sordu, en önlerinde duran adam. Arkalarındaki adamlara sözü geçiyormuş gibi gözüküyordu, gözükmüyordu, belliydi.

 

Deniz’in arkasında olduğum için göremeyeceğini bilsem de omuz silktim. Önümdeki adam iki metre olduğu için heybetiyle beni yok etmiş olmalıydı!

 

Sıkıntıyla homurdandım ve kollarımı göğsümde bağladım. Küçük bir adımla Deniz’e yaklaştığımda biraz önce önüme geçmesine sinirlendiğim için omzum ile hafifçe baskı uygulayarak yanından geçtim. Tam yanında durduğumda adam çaprazımda kalıyordu. Ona bakarak daha fazla uzatma dercesine konuştum.

 

“Ne olmuş?” dedim. Tavrımdaki fark, her istediğimde kişiliğimi değiştirebildiğimi gösterircesine belliydi.

 

Ağırlığımı bir ayağımın üzerine verirken kollarımı göğsümde sıkıca bağlamış gıcık bir ifade ile adama bakıyordum. Hafif öne doğru yüklendiğimde sağ ayağım hafif bükülmüş duruyor olmalıydı.

 

Korumaların en önde duran liderini kızdırdığım o kadar belliydi ki, çenesini sıkmış bir şekilde bana bakan adam derin bir nefes vererek sert bir dille konuştu.

 

“Kapıyı iki kez zorladınız... Üçüncüde sistem kilitlenir.” diyen adam büyük bir adım diyebileceğim şekilde yaklaştı. Hafif bana doğru geldiğini fark ettiğimde kıpırdamadım, Deniz ve benim tam aramda ve önümüzdeydi.

 

“Ama siz zaten buradan çıkamayacaksınız!” diyen adam hafifçe bana doğru eğilmişti. Bakışlarım keskin bir şekilde ona dönükken anlık bir kahkaha attım. Bu kadar emin olmamalıydı!

 

Aynı esnada yakından bir adım sesi duydum, umursamazca sağıma döndüğümde Emir savcının umursamazlıkla duvara yaslandığını gördüm. Sakinlik onu sıkmıştı demek! Tabi, biraz aksiyon lazım!

 

Aynı şekilde çok uzaktan gelen tıkırtıları duyduğumda ağırlığımı diğer ayağıma verecek şekilde rahatsızca kıpırdandığımda kahkahamın ardından çevirdiğim bakışlarımı tekrar önümdeki adama çevirdiğim anda bana olan boş bakışlarını yakaladım.

 

Tıkırtılar adım seslerinden başka bir şey değildi, kulağım gerektiğinde hassas olabiliyordu. Neyse, bu önemli değildi.

 

Şu an önemli olan, sayılarımızın eşit olduğu korumaların çoğalacağıydı! Boş boş vakit kaybetmemeliydik. Herkesin odağı bendim. Öyleyse odakta olanın bir şeyler yapması gerekiyordu, değil mi?

 

Bu sessizliğe bir son verecek şekilde sol ayağımı kaldırarak topuklumun sivri ucunu adamın bacağına gelecek şekilde konumlandırdım ve saniye bile geçmeden ayağımı sertçe adamın dizine geçirdim. Bu hareketimle Deniz hafifçe önümden çekilmek zorunda kalmıştı. Ve bu her şeyi başlatan bir darbe olmuştu!

.

Tekrardan merhabaaa 🤭

Davet görevinin sonlarına doğru geldik. Hayır, sonlarına doğru gelmedik. Getirildik. Bunu bir sonraki bölüm daha iyi anlayacaksınız :)

Karakterler hakkında fikirlerinizi merak ediyorum. Artık onları daha yakından tanımaya başladık...

Aksi doktor? -->

Emir Savcı? -->

Zaten Deniz ve Okyanus'u biliyorsunuz...

Aramıza yeni katılan kuzenimiz, Emir Komiser? -->

37. Bölümde hazır sayılır 🤭🌊

Dışarısı buz. Hava durumu da göstermiyordu, İstanbul'a kar yağmaz sanıyordum ama sulu kar çok güzeldi.

En kısa sürede Dalga ve Kül ile buluşalım... 🌊🔥

Bu bölüm:

2443 Kelime...

Bölüm : 30.12.2025 23:45 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
İçindekiler
Cansu / Okyanus'un Kül'ü / 36. Bölüm / Kapana Kısılmak
Cansu
Okyanus'un Kül'ü

183.12k Okunma

16.2k Oy

0 Takip
50
Bölümlü Kitap
KARAKTER TANITIMIBölüm Günü - Duyuru 🌊☄️1. Bölüm / Yaralı Kuş2. Bölüm / Tanımadığım İnsanlar3. Bölüm / Bilinmeyen Rütbe4. Bölüm / Şüpheler ve İstekler5. Bölüm / Kabullenilmeyen Açık Yaralar6. Bölüm / Tesadüfi Başlangıçlar7. Bölüm / Şüphe Tohumları8. Bölüm / Marş İleri9. Bölüm / Askeriye Koridorları10. Bölüm / Künyelerin Tıkırtısı11. Bölüm / Karşı Konulamaz Yanlışlar12. Bölüm / Komutana Güven13. Bölüm / İpleri Elinde Tut14. Bölüm / Her An Tehlike15. Bölüm / Anestezi Direnci16. Bölüm / Umut Yıldızı17. Bölüm / İhtimallerin Çıkmaz Sokağı18. Bölüm / Saye19. Bölüm / Şarapnel (Geçmiş)20. Bölüm / Kül Olmamış Kor21. Bölüm / Barlas Nisyan EylerseZEHİRLİ KURŞUN22. Bölüm / Ölüm Kapanı23. Bölüm / Lahza24. Bölüm / Zorunluluk25. Bölüm / Tuğgeneralin Emri26. Bölüm / Dalgalı Deniz ve Doğan Güneş27. Bölüm / İstihbarat Görevi28. Bölüm / Gerçek Görünüşümle Operasyon29. Bölüm / Gökyüzü Gözler ve Gece Saçlar (Geçmiş)30. Bölüm / Kalbimin Attığını Hissediyorum31. Bölüm / Kapılma Dalga’ya32. Bölüm / Cesur Bir Teklif33. Bölüm / Gerici Takipte Hissettiğin Nabız34. Bölüm / Kan Kus Kızılcık Şerbeti İçBir Yıl Olmuş 🥹35. Bölüm / Diken Üstü36. Bölüm / Kapana Kısılmak37. Bölüm / Buzdan Kafesin İçindeki Dövüş38. Bölüm / Önemsenilme Duygusu39. Bölüm / Kül’ün Emareleri40. Bölüm / Kaçıngan Bağlanmalı Savcı41. Bölüm / Yalancının Mumu42. Bölüm / Hasta Çorbası43. Bölüm / Aras’ın Kül’e çevirdikleri44. Bölüm / Yalancının Külleri (Geçmiş)45. Bölüm / Papatya Alerjisi46. Bölüm / Eksik Parça
Hikayeyi Paylaş
Loading...