45. Bölüm

40. Bölüm / Kaçıngan Bağlanmalı Savcı

Cansu
lily_lily

Merhaba bir tanelerim 🤭

Akşamı beklemeden bölümü atmak istedim, umarım beğenirsiniz :))

Ortalama bir bölüm oldu, ancak diğer bölüm için sizi fazla bekletmeyeceğim.

9. Bölümde dahil düzenlediğim tüm bölümleri yayınladım, bakabilirsiniz ❤️

Birkaç sahne ekledim ♡

Özellikle 8. Bölümü okumanızı istiyorum çünkü bin küsür kelimelik bölüm 6 bin kelimeye ulaştı :))

9. Bölümde bir sahneyi sildim ve sahne ekledim, 6. Bölümün başı ve hatta direkt bölüm ve de 7. Bölüm...

Askeri açıdan epey bir kurguyu geliştirdim, diğer bölümleri de bir ara düzenleyeceğim ancak şimdi yeni bölümler için sizi bekletmek istemedim.

Düzenlenmiş bölümlere bir göz atmanızı öneririm ❤️

Oy🌟 vermeyi unutmayınız. Yorumlarınızı bekliyorum :) İyi okumalar 💖

.

Tenime vuran soğuk rüzgarın kulağımda yaptığı uğultu ve konuşma sesleri ile göz kapaklarım hareketlendi. Kuruyan dudaklarımı hissettiğimde yavaşça yutkundum.

 

Sesler daha da net olmaya başladığında gözlerimi yavaşça açmaya zorladım. Rahat ve sıcak bir göğse yaslamıştım başımı. Hiç çekmek istemedim.

 

Deniz’in adımlar ile birlikte sallanan bedenim üşümüyordu ama rüzgar çok fazlaydı. Üstelik bedenime değen yağmur damlaları esintiyi daha çok hissetmeme sebep oluyordu.

 

İstemeyerek de olsa başımı güvenli göğüsten çektiğimde bakışlarımız kesişti. Ne söylüyorsa duraksadığında üzerimdeki fazlalığı hissettim.

 

Siyah bir ceket vardı. Farklı bir parfümle doluydu, Deniz Akif gibi kokmuyordu. Kime aitti bu gömlek?

 

Derin bir nefes alarak başımı kaldırdığımda etrafa bakındım. Ormanın içindeydik. İlerledikçe yanından geçtiğimiz ağaçların hepsi bire bir aynıydı.

 

Deniz’in yanında Emir komiser, aksi doktor ve Emir savcı vardı. Eksiksiz ve sağ salim. Güvenerek kafamı koyduğum bu göğüsten hiçbir fark olmadan kalkmak çok güzel hissettirmişti. Onun kollarında hiç olmadığım kadar güven doluydum.

 

Aynı zamanda üzerimdeki ceketin sahibini de bulmuştum. Aksi doktor. Beyaz gömleği ile yürürken epey bir yapılıydı. Korumalar ile dövüştüğümüzde hepsinin fıs olmadığı anlamıştım.

 

Hepsi sessizleştiğinde konuştum.

 

“Üşümüyorum.” dedim ve ekledim.

 

“Ceketi alabilir.” diyerek ekledim. Burnumun ucu soğuktan kıpkırmızı olmamış gibi konuşuyordum. Hissediyordum ve üşüyordum. Çıplak kalan bacaklarım bile üşüyorken neyin inadıydı bu! Ne güzel düşüncelilik etmişlerdi...

 

“Kalsın. Bende üşümüyorum.” diyerek yanıt veren aksi doktor ile gözlerim kesişti. Bu sefer elalarına bakarken sahte olan elalarım yoktu. Maviliklerim en saf haliyle karşısındaydı. Beni ameliyat eden oydu, görmüştü. O yüzden kardeşimsin diye kuşkusuz ısrar ediyordu.

 

“Kapat gözlerini, dinlen.” diyerek fısıldayan Deniz Akif’ten başkası değildi. Dikleşen bedenim tekrar uyumamayı düşünüyordu.

 

“Nereye gittiniz belli mi?” diyerek sordum. Öyle kendilerinden emin yürüyorlardı ki. Hızlı bir şekilde.

 

“Korumaları atlattık. Güvenli bir yer bulup geceyi geçireceğiz. Karargaha ulaşamıyorum. Telefonlarımız yok. Üstelik yanımızda silahlarımız da yok.” diyerek bana yanıt veren Deniz Akif’e döndü bakışlarım.

 

Yüzlerimiz oldukça yakındı, bunu umursamamaya çalışarak başımı tekrar göğsüne yerleştirdim. Kokusunu soluyarak onu cevapsız bıraktım. Kalp atışlarını sadece duymuyordum, hissedebiliyordum da... Bu çok huzur vericiydi. Güven hissiyle gözlerim kapandı.

 

“Neredeyse on beş, yirmi dakika oldu. Hatta geçti bile.” diyerek öylesine konuşan Emir komiserdi. Sesi hepsine göre daha yabancıydı ama onu garipsememiştim. Tanıştığımızdan beri pek konuşmamıştı.

 

“Ben her şeyi anlıyorum da Deniz bu sürede nasıl yorulmadı anlamıyorum.” diyerek söylenen aksi doktor ile gözlerimi açarak başımı hafifçe kaldırdım.

 

“Yorulmam.” diyerek ağzının içinden geveledi.

 

“Bırak da kardeşimi biraz da ben taşıyayım.” diyerek birkaç saniyenin sonunda söylenen aksi doktorla birlikte sinirle gözlerimi yumarak mırıldandım.

 

“Yine başladı... Yine başladı...” diyerek mırıldandım.

 

Sabrımı sınadığını belli edercesine derin bir nefes verdiğimde Deniz’in sadece benim duyabileceğim şekilde boğazdan gelen kıkırtısı ile gözlerimi açtım. Göz göze gelmemizi beklemiyor olacak ki kendini toparladı ama keyifli hali hala üzerindeydi.

 

“Neden elin herifi taşıyor benim kardeşimi?” diyerek söylenen aksi doktor ile sessiz kaldım. Konuştukça konuşan insanlardandı kendisi. Bir çene vardı! Üstelik fazla cesaret pek de iyi değildi sanki, bana bulaşmaması daha iyi olurdu.

 

“Ne kadar çabuk kabullenmişsin, abi? Daha ortada DNA Testi bile yok!” diyerek lafa atlayan Emir savcı ile tekrar başımı kaldırdım. Bir rahat yoktu! Haklıydı ama sözleri bana dokunuyordu, dayanamadım konuştum.

 

“Sende de kaçıngan bağlanma var sanırım, savcım. Ağzını bıçak açmıyor. DNA Testini yaptırınca iki kelime edersin artık?” diyerek ona takıldım. Fena bir laf sokma başlıyor gibi hissediyordum. Eğer öyleyse inadımla zor yarışırdı!

 

“Psikolog olsaydın ya sen?” diyerek umursamazca gelen ses ile konuştum. Kaçıngan bağlanma karşılık bana naçizane bir öneride bulunmuştu. Hiç akıl edememiştim ya! Ben deliydim!

 

“Halimden çok memnunum! Belki sen psikolog olsaydın bu durumu atlatırdın, geçmiş olsun.” diyerek ekledim. Altta kalmama gibi bir huyum vardı.

 

“Bir Cumhuriyet Savcısıyla böyle konuşamazsın, Okyanus.” diyerek net bir sesle konuştu. Nedensiz ismimle hitap etmesi garip gelmişti.

 

“Normalde belki ama şu an dağdayız. Benim mıntıkam! Bizi duyan gören hiçbir şey yok. Yanındakileri tanık olarak kullanarak hiç işin yokmuş gibi bana bir dava açarsan bilemem.” dedim, uzun uzun. Sırıtarak söylediklerim fazla cesaretliydi. Aksi doktora laf söylerken kendimde cesaretin kanımda gezmesiyle neler yapabileceğimi unutmuş olmalıydım.

 

“Sabrımı fazla sınıyorsun!” diyerek alaylı sözlerime karşı sinirli bir bakış yolladı.

 

“Ne yapabilirsin?” diyerek sordum.

 

“Akli melekelerimin yerinde olmadığını iddia ederek şu anda yaptığın Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesi kapsamında tipik bir hakaret fiilidir. Mesleki sıfatıma yönelik bir atıf yapmasan dahi bir birey olarak şikayetimi kullandığım anda bu yaptığın psikolojik teşhisi hangi uzmanlık sıfatında yaptığını anlatırsın artık.” diyerek sırıtarak gözlerime baktı.

 

Ayak üstü yargılanıyor muyum? Yoksa bana mı öyle geliyor?

 

Adam çok havalı! Hep böyle bir abim olsun istemişimdir! Özür dile, yaptır şu DNA Testini! Sonra gelir bana teşekkür edersin.

 

Manyak mısın? Adam bize öyle bir laf geçirdi ki ağzımı açsak utançtan konuşamayız! İç sesimin benim tarafımı tutması gerekmiyor muydu? Kovuldun!

 

Teşekkür etmem! Yaptırmayacağım! Ayrıca hep böyle bir abim olsun falan istememiştim! Ne alaka yani?

 

Ben de size DNA Testi yapmaya zorlama davası açarım!

 

Öyle bir şey var mıydı ya? Olsa çok iyi olurdu! İhtiyaç vardı!

 

“Abim iyi misin?” diyerek duraksayan Güneş ile hepimiz duraksadık. Kardeşine iyice baktıktan sonra elini kardeşinin alnına götürerek ateşine baktı.

 

“İyi misin, abim?” diyerek sorusunu yineledi.

 

“Ne oldu, abi?” diyerek sordu, Savcı. Odak benden gitmişti, iyi bari.

 

“Abim, biz baygınken senin kafana bir şey mi çarptı?” diyerek sordu, aksi doktor.

 

“Yok.” diyerek yanıtladı onu, gıcık savcı.

 

“Abim, o zaman neden salak salak konuşuyorsun. Lan, görevlerini mahvettik. Üstüne üç kişi onlara yük olduk. Kaçırıldık, bizi oradan Okyanus çıkarttı.” diyerek tane tane açıklama yaptı. Kahraman mı olduk biz şimdi, Okyanus? Her zaman öyleyiz ya bebeğim!

 

“Senin başına taş düşmüş, başka ihtimali yok.” dedi, kimsenin konuşmasına fırsat vermeyerek.

 

“Lan, o kadar sıkıntı verdik. Üstüne kız sana espriyle karışık saçma sapan bir tanı koydu diye onu dava mı edeceksin? Abim, saçmalama. Zaten hepimiz iyice yorulduk, bir de sen yorma şimdi!” dedi, kaş göz işaretleriyle.

 

Mort olmuş bir şekilde ilerlemeye başlayan Emir Savcı ile keyfim daha çok yerine geldi. İlk defa bana karşı söylenen bir şeye sessiz kalmıştım ama içim oldukça rahattı. Bu aksi şey bir garipti, sempatimi kazanmaya başlıyor gibi hissediyordum!

 

Kıkırdadığımda Deniz’de benimle birlikte kıkırdadı.

 

“Bir dakika sen DNA Testini yaptıracaksın yani?” diyerek lafa atlayan aksi doktor ile dişlerimi sıktım. Azıcık, minicik bir şekilde davranışları hoşuma gitmişken beni nasıl hemen sinirlendirmeyi başaracak şeyler söylüyordu. Yeter bir rahat verin de fırsatı bulmuşken şu adama sırnaşayım! Azcık kafamı göğsüne koysam yeter.

 

“Öyle bir şey söylemedim!” dedim, başımı hayır anlamında iki yana sallarken.

 

“O anlama geliyor...” diyerek ağzının içinde hepimizin duyabileceği şekilde geveledi.

 

Soğuk tenime işlerken bu konuşmadan sıkılmıştım. Güvenli limanıma başımı koyup dinlenmek istiyordum ama izin vermiyorlardı. Sıkıntıyla ofladım. Oflamamla birlikte Deniz konuştu.

 

“Sıkmayın kızı.” diyerek araya girdiğinde başımı huzurla göğsüne yasladım. Bu hoşuna gitmiş gibiydi, dudakları iki yana kıvrılmamak için zor duruyordu.

 

“Sana ne, Deniz. Sana ne.” diyerek söylendi, aksi doktor.

 

“Düzgün konuş, Güneş. Sabrımın son demlerindeyim zaten.” dedi, Deniz. Ses tonu sertleşirken mesafesini fark edebiliyordum.

 

“Sabrının son demlerindeymiş...” diyerek söylendi, aksi doktor.

 

“Siz nereden tanışıyorsunuz?” dedim, aklıma düşen merak ile.

 

“Hiçbir yerden!” diyerek ikisinin de aynı anda bana bu şekilde bir cevap vermelerini beklemiyordum. Şaşkınlıktan aralanan ağzımı kapattığımda Emir Savcının kahkahasını duydum. Daha önce duymadığım için yabancı gelen kahkahası ile kaşlarım çatıldı. Siniri bozulmuş olmalıydı.

 

“Deli misiniz?” diyerek araya giren Emir komiser ile odağımı onlardan çekemeyeceğim anlayarak başımı koyduğum göğüste gözlerimi yumarak ağzımın içinde son bir şeyler geveledim.

 

“Onları bilmem.” dedim. Ama ben deliyim...

 

Konuşmalarından koptuğumda duyduğum ve bana huzur veren tek şey Deniz’in kalp atışlarıydı. Onu dinlemek huzur vericiydi...

 

Kararımı vermiştim. Deniz Akif’in girdiği EKG cihazı olmak istiyordum. Evet, buna seve seve razı gelebilirdim. Onun kalp atışlarını benden başka bir makine dahi hiçbir şey dinlemesindi.

 

Kapalı gözlerim ile ne kadar süre geçtiğini anlamasam da diyaloglarını dinliyordum. Yağmur serpiştirirken tenime değmesine artık alışmıştım. Kuruyan boğazım kendini belli ederken ağrılardan uyuşan vücudum sebebiyle mayışmış bir duruma gelmiştim ki duyduğum şey tüm uykulu halimi yok etti.

 

“Bu sesler de ne?” diyerek fısıldayan Deniz ile durduğumuzu hissettim. Gözlerimi açtığımda Emir Komiser ekledi.

 

“Birileri var.” diyerek fısıldadı. Ne oluyordu?

 

“İyi de korumaları atlattık.” diyerek araya giren Emir Savcıya odaklanmadığımız anda aksi doktor konuştu.

 

“Birileri var, ne yapacağız?” diyerek fısıldayarak sordu. Çözüm odaklıydı.

 

“Saklanalım. Silahımız yok, açık hedefiz.” diyen Deniz’e katılırcasına sessizce başımı salladım. Haklıydı, bazen saklanmak korkundan değil ihtiyaçtan olurdu. Şu anda o anlardan birindeydik.

 

Gözlerimi yumarak derin bir nefes aldığım sırada alçaldığımı hissettim. Gözlerimi açtığımda önümüzdeki kocaman ağacın arkasında çalı gibi olan şeylerin arasında olduğumuzu fark ettim. Hem de onunla dip dibe... Diğerleri neredeydi?

 

“Güvendeler. Sakin ol.” diyen sese kulak verdiğimde onaylarcasına gözümü yumdum. Bize doğru gelen şeyin ne olduğunu bilmiyorduk. Bekleyerek görecektik.

 

“Tüm ormanı arayın.” diyen bir ses duyduğumda çalıların arasındaki boşluğa daha net bakmaya çalıştım. Bozuk bir Türkçeyle konuşan bu ses oldukça yakından geliyordu. Teröristler miydi? Görüşüme giren kirli botlar korumalara ait olamayacak kadar farklılardı. Kaşlarım çatıldı.

 

Çalıların arasından gördüğüm kirli botlar ile birlikte Deniz’le daha çok bütün haline geldik. Normalde ona yakın olduğum için yükselen nabzım şimdi bu yüzden yükselmemişti.

 

Bizi yakalasalar ne olacaktı? Bir avuç teröristten mi korkacaktık! Bizim işimiz onların kılçıklarını ayırmaktı ama olay sadece biz değildik.

 

Yanımızdaki üç sivilde hatta komiser olduğu için sivil sayılmasa da Emir komiseri hariç iki sivil vardı. Bir sivil, bir komiser ve bir kamu görevlisi! Biz ise hepsini korumak zorundaydık çünkü askerdik.

 

Ardından hiçbir ses gelmese de çalıların arasından bakmaya devam ediyordum. Üşüyen bedenim arkamdaki bedene sırnaştığında bir tepki vermedi. Adım sesleri ormanın her bir yanından duyulurken uzaklaştıklarını anladım. Bu iyi bir şeydi? Öyle değil mi? Hayır, değildi çünkü uzaklaşmaları ile birlikte gelen silah sesleri ortalığın karıştığına işaret ediyordu.

 

“Orada ne dönüyor?” diyerek fısıldadım. Soru niteliği taşıyan bu cümlemin cevapsız kalmasını beklerken Deniz ekledi.

 

“Bilmiyorum ama iyi şeyler olmadığı kesin.” dedi. Gergin ses tonu ile fısıldamıştı.

 

“Burada kalmaya devam mı edeceğiz?” diyen yüksek bir ses duyduğumda bunun aksi doktora ait olduğunu anladım. Silah sesleri kesilmezken bu kadar rahatça sormasına şaşırmış olsam da cevapladım.

 

“Çık da gör.” diyerek sinirle mırıldandım. Beni duyamayacağı şekilde söylenişim sadece Deniz tarafından duyulmuş olmalıydı ki küçük kıkırtısını duydum. Sıcak nefesi enseme doğru vururken akıllı düşünemeyecek bir haldeydim. Çatışmanın sesleri azalırken yutkundum. Orada ne dönüyordu?

 

Belirli bir süre sonunda silah sesleri kesildiğinde bize uğramadıkları için şanslı sayılırdık. Bu küçük çatışmanın kimlerin arasında geçtiğinden de bihaberdik.

 

Ta ki görüş açıma giren botlara kadar. Evet, görüş açıma giren botlar ve kamuflaja benzettiğim pantolon ile şaşırmıştım. Güvende hissettirecek bir şeyler oluyordu. 


 

Gördüklerimle hiç düşünmeden kafamı kaldırdım. Kamuflaj... Türk bayrağı... Daha ne bu kadar güven verebilirdi ki!

 

Kafamı kaldırmamla birlikte önlerindeki asker ile göz göze geldim. Karanlığın içinde bana çarpan masmavi gözler, benim gözlerim ile aynıydı.

 

“İyi misiniz?” diyen kalın ses de oldukça tanıdıktı.

 .

Tekrardan merhaba 🤭🫶🏻

Umarım bölümü beğenmişsinizdir. Bölüm hakkındaki düşünceleriniz neler? -->

Bölüm sonu gelen asker kim sizce? -->

Önümüzdeki bölüm karargahta geçecek, yazar anlatımıyla, Kızıl Ailesini okuyacaksınız... 🫠

Emir Savcı? -->

Okyanus? -->

Ve de...

Birkaç saate tiktoka 40. Bölüm once said atacağım, epey komik oldu 🤭

Tiktok: lily_okyanus

Sizleri çok seviyorum, haftaya yeni bölümde görüşmek üzere 💓

Okyanus'la kalın... 🌊🌊🌊

Bu bölüm;

1692 Kelime...

Bölüm : 13.02.2026 17:55 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
İçindekiler
Cansu / Okyanus'un Kül'ü / 40. Bölüm / Kaçıngan Bağlanmalı Savcı
Cansu
Okyanus'un Kül'ü

183.12k Okunma

16.2k Oy

0 Takip
50
Bölümlü Kitap
KARAKTER TANITIMIBölüm Günü - Duyuru 🌊☄️1. Bölüm / Yaralı Kuş2. Bölüm / Tanımadığım İnsanlar3. Bölüm / Bilinmeyen Rütbe4. Bölüm / Şüpheler ve İstekler5. Bölüm / Kabullenilmeyen Açık Yaralar6. Bölüm / Tesadüfi Başlangıçlar7. Bölüm / Şüphe Tohumları8. Bölüm / Marş İleri9. Bölüm / Askeriye Koridorları10. Bölüm / Künyelerin Tıkırtısı11. Bölüm / Karşı Konulamaz Yanlışlar12. Bölüm / Komutana Güven13. Bölüm / İpleri Elinde Tut14. Bölüm / Her An Tehlike15. Bölüm / Anestezi Direnci16. Bölüm / Umut Yıldızı17. Bölüm / İhtimallerin Çıkmaz Sokağı18. Bölüm / Saye19. Bölüm / Şarapnel (Geçmiş)20. Bölüm / Kül Olmamış Kor21. Bölüm / Barlas Nisyan EylerseZEHİRLİ KURŞUN22. Bölüm / Ölüm Kapanı23. Bölüm / Lahza24. Bölüm / Zorunluluk25. Bölüm / Tuğgeneralin Emri26. Bölüm / Dalgalı Deniz ve Doğan Güneş27. Bölüm / İstihbarat Görevi28. Bölüm / Gerçek Görünüşümle Operasyon29. Bölüm / Gökyüzü Gözler ve Gece Saçlar (Geçmiş)30. Bölüm / Kalbimin Attığını Hissediyorum31. Bölüm / Kapılma Dalga’ya32. Bölüm / Cesur Bir Teklif33. Bölüm / Gerici Takipte Hissettiğin Nabız34. Bölüm / Kan Kus Kızılcık Şerbeti İçBir Yıl Olmuş 🥹35. Bölüm / Diken Üstü36. Bölüm / Kapana Kısılmak37. Bölüm / Buzdan Kafesin İçindeki Dövüş38. Bölüm / Önemsenilme Duygusu39. Bölüm / Kül’ün Emareleri40. Bölüm / Kaçıngan Bağlanmalı Savcı41. Bölüm / Yalancının Mumu42. Bölüm / Hasta Çorbası43. Bölüm / Aras’ın Kül’e çevirdikleri44. Bölüm / Yalancının Külleri (Geçmiş)45. Bölüm / Papatya Alerjisi46. Bölüm / Eksik Parça
Hikayeyi Paylaş
Loading...