49. Bölüm

44. Bölüm / Yalancının Külleri (Geçmiş)

Cansu
lily_lily

Merhaba bir tanelerimm 💖

Yeni bölümle geldim. Bu bölüm çok şaşıracağınız iki şey var. Geçmiş Bölümü.

Dün gece bölümün son okumasını yapıp atacaktım ama çok erken bir şekilde uyumuşum. 😔 Gözlerim yanıyordu, neyim var bilmezken gece 3te bir uyandım. Boğazım yanıyor. Geçen sene de bayramda aynı şikayetlerim olmuştu, bu işte bir terslik var ama ne??? KDMXKDKSKS

Uyandığım gibi bölümün son okumasını yapıp attım :)) Siz bölümü okurken ben yorumlarınızı cevaplayarak kahvaltı yapmaya kaçacağım...

Oy✨️ vermeyi ve bol bol yorum yapmayı unutmayınız.

.

2 Yıl Önce – 15 Ekim 2022

 

Başıboş bir şekilde gezmeyi bırakmalıydım. Özellikle de gecenin bu saatinde. Ancak öğrendiklerim, duraksayınca beni yakıp kavuruyordu. Kalbimde bir sızı vardı, günler sonra ve bunun sızısı Aras’ın ölümü değildi.

 

Bu sızının sebebi ailemi bulmuş olmamdı. Yıllarca beni oyalayan insanlardan kurtulunca bir karar vermiştim. Öz ailemi aramaya karar vermiştim.

 

Ve bulmuştum. Askeri kimliğimi kullanarak değil de abimi kullanarak bulmuştum.

 

Lucian Barkın Kaya...

 

Onu aradığım günün üzerinden on beş gün geçmiş olmalıydı. Belki birkaç gün fazlası. Sekiz yıldır oyalanmamı on küsür günde çözmüştü. Minnet duygusunu hissetsem de benim de ona karşı çok iyiliğim dokunmuştu ama aramızda sadece iyiliğe karşı iyilik yapma durumu yoktu. Abimdi. Bir kan bağımız olsa bu kadar abim olamazdı ve evet, kan bağımız oldukları da görebiliyordum. Barkın abim kadar olamazlardı.

 

Aras’ın ölümünden sonra Pars abimin tamamen gittiğini kabullenmek zorunda kaldığımda, Aras ölmedi diyerek kimseyi inandıramadığımda çekinerek aramıştım onu. O da bana inanmaz diye... Öyle olmamıştı, sen ne dersen demişti.

 

Aras ölmedi, sözlerimi içime gömsem de biliyordum. Benim kardeşim yaşıyordu. Gidişi bir ihanet miydi? Aklımın ucundan bile geçmezdi. Yapmazdı öyle bir şey! Yapmazdı değil mi? Bilmiyordum ve bilmemek beni mahvediyordu.

 

Onun ölmediğini haykırırken Deniz beni susturmuştu. Bunu canı yanarak yapmıştı çünkü Aras’ı kaybetmişken beni de kaybetmek istemiyordu. Delirme demişti. Onun intikamını alacağız, diyerek bana sımsıkı sarılmıştı. Benim istediğim bir intikam değil, kardeşimin sağ bedeniydi. Ölmedi kelimesini de bana yasaklamıştı.

 

Sağlık testim temizdi. Hayati riskim yok, görev dışı kalmasını gerektiren bir engel yok, demişti doktorlar. Olsaydı ne yapardım? Bilmiyordum.

 

Ancak bomba yüksek travma kategorisine girdiği için psikolojik değerlendirme opsiyonel değil de prosedürdü.

 

Uyandıktan sonraki yirmi dört, yetmiş iki saat arası Askeri psikolog ile görüşmem gerekiyordu. Yanımda şehit olduğunu söyledikleri kardeşim dediğim adam hakkında sorular soracaklardı. Kendim hakkında sorular soracaklardı. Deniz’in desteği olmasaydı, belki de görevimden olmuş olurdum diye düşündüm. Mesleğimi kaybetmemem için elinden ne geliyorsa yapmıştı.

 

Psikolog görüşmelerini erteleyip günlerce Aras öldü diyeceksin demişti. Soracaklarına bunu söylememi istemişti, sonrasında ne istersen düşün ama sakın Okyanus demişti. Beni almış Aras’ın içinde olmadığına emin olduğum mezarına götürmüştü. Bende rol yapmıştım, en iyi yaptığım şeydi sonuçta ama ağır geliyordu.

 

Zaten ben, Aras’ın gözlerimin önünde öldüğünü görsem bile inanamazdım ki, şimdi nasıl inanmalıydım!

 

Benimle görüşen adam patlama anını nasıl hatırladığımı sormuştu. Sesin çok yüksek olduğunu, etrafımı kontrol ettiğimi ve yaralandığımı fark ettiğimi söylemiştim.

 

Aras’ın benim için ne ifade ettiğini sormuştu. Silah arkadaşımın kaybının beni nasıl etkilediğini anlamaya çalışıyorlardı.

 

Aynı timde uzun süre görev yaptık. Saha da güvendiğim bir personeldi.

 

Bu iki cümleyi söylemiştim ancak söylemek istediklerim tam olarak, kan bağı olmadan kardeşten öte değer verdiğim biri olduğuydu.

 

O günle ilgili keşke dediğin bir şey var mı? Onu düşündüğünde daha çok ne geliyor, öfke mi, boşluk mu? Şu an göreve çıkman gerekse seni zorlayan ne olurdu?

 

Fiziksel olarak iyileşme sürecimi tamamlamak olurdu. Psikolojik olarak görevi yapamayacağımı düşünmüyorum.

 

Cümleler ezbereydi. Öğretmenim, komutanım Deniz’di. Aksine içimdeki cevaplar bambaşkaydı.

 

Askeri psikologla kısa ama zorunlu görüşmeler kalmıştı benimle. Kısa bir izlem. Birkaç ay sonra onlar da yok olacaktı, Aras’ın ölümünün kimsenin aklında kalmadığı gibi.

 

Özel Kuvvetler neden vardı? Gizlilik için mi? Yoksa ölürken kahraman olup herkesin adını bile sadece baş harflerinle bilmesi için mi? Bu üniformanın altında ölümüne savaşırken tek derdimiz unutulmak olurdu genelde. Aras bilinmiş miydi ki? Şu bölgedeki bombalı saldırıda şehit düşen askerimiz diye de hatırlanacak mıydı? Yoksa hiç mi? O, bir hiç olmayı asla istemezdi.

 

O günden on beş gün sonra bir kez daha görüşmüştüm. Uykumu sormuştu. Patlamayla ilgili aklıma istemsiz görsellerin gelip gelmediğini sormuştu. Tim içinde beni en çok zorlayan anı sormuştu. Göreve döndüğüm günden bahsediyordu.

 

Şu an kendini, tim için bir risk olarak görüyor musun? Bu soru tek doğru cevabım olabilirdi. Kendimi onlar için risk olarak görsem ilk ben geri çekilirdim zaten. Durumun farkında olduğumu ve gerekirse bunu komutanlarımla paylaşabileceğimi söylemiştim.

 

İleride benzer bir görevde olmayı düşününce ne hissediyorsun? Mesleğimin doğasının bunun olduğunu söylemiştim.

 

Yalancı.

 

Bazı yalancıların mumu yatsıda sönmeyi beklemez, sonsuza kadar yalancısını yakmaktan zevk alır.

 

Yalancısını Kül eder.

 

Adımlarım yavaş ve sarhoş gibiyken bu konuşma anını zihnimde tekrar tekrar canlandırıyordum. Ayık kafayla bile düz yürüyemiyordum. Tek sorun da bu değildi. Barkın abimden ailemi öğrendiğim gibi mahvolmuştum.

 

Aras’ın ailesi, benim de ailemdi. Ve ben bu gerçekleri bilmeden ona kardeşim demiştim. Canımdan bir parça saymıştım. Zaten aynı karnı paylaşmıştık. Aynı anneden babadan doğmuştuk. Nasıl yüreğimin yandığını kelimelere dökemezdim. Bunu o bilmiyordu. Bilmeden ölmüştü ya da bilmeden gitmişti.

 

Koşmuştum ama o bile yüreğimdeki yangını söndürmemiş, aksine sürtünmeyle birlikte yangınımı harlamıştı. Sinir, öfke... Hayır, hiçbiri. Bilinmezlik vardı, kayıp...

 

Kızıl Ailesi...

 

Aras’ın hiç bahsetmediği o aile...

 

Şimdilik haklarında sadece isimlerini, yaşlarını, mesleklerini ve birkaç basit şeyleri bildiğim öz ailem... Resimlerine bile bakmamıştım. Kime benziyordum mesela? Merak ediyor muyum? Hayır.

 

Sadece Aras’ı istiyorum. Kardeşimi. Artık öz kardeşimi.

 

En sonunda yorulmuştum ve adımlarım yavaş ve çarpık bir hal almıştı. Siyah kapşonlum başımı tamamen kapatırken sadece siyah saçlarımın uçları gözüküyordu. Mavilerim kendimi yine burada bulmamla birlikte yanmaya başlamıştı. Direnişimi sürdürecek ve göz yaşı dökmeyecektim.

 

ŞEHİT

Üsteğmen Yaman Aras Kızıl

Memleketi: Şanlıurfa

Baba Adı: Mehmet

Anne Adı: Çiçek

D 17.01.1998 Ş 17.09.2022

RUHUNA FATİHA

 

Soluğum kesildi. Adı bir mezar taşında yazıyordu. İnanmak istemedikçe bu mezara geliyordum. Küllerini gömmüşler buraya, kardeşim. Sen de mi yanıp kül oldun?

 

Ağlamayacaktım. Dolu gözlerimi göğe çevirerek derin bir nefes aldım. Tekrar döndüm, gördüğümde kaskatı kesildiğim mezar, elimdeki telefon feneri olmasa karanlıkta gözükmezdi.

 

Dün getirdiğim papatyalar hala mis gibi duruyordu, baş ucunda. Kapşonlumun büyük cebine sıkıştırdığım yarıdan az kalmış suyun nereye gideceği belli olmuştu. Papatyalara, Aras onların solmasını istemezdi. Papatyaları çok severdi.

 

Kaskatı durmayı bırakarak bir adım attım. İçime sesli bir şekilde çektiğim o nefes, mezarlığın sessizliğinde yankı yaptı.

 

Bakışlarım mezarının başında dalgalanan bayrağa düştü. Bu bayrak dalgalanmaya devam etsin diye vermeyecek miydik son nefesimizi? İşte o yüzden baş ucunda kanının rengindeki bayrağın olduğunu görünce çok sevinmiştir. Tabii, eğer öldüyse...

 

Karanlıkta bile parlayan bir hilal ve yıldız, gökte gibi ışıl ışıl gözüme çarpan uğruna nefes aldığım o bayrak, rüzgarın etkisiyle dalgalanıyordu. İçimdeki kasvette az da olsa huzuru hissetmemi sağlıyordu.

 

Ölmedi ki sevinsin.

 

Ölmüş! Öyle söylediler. Burada uyuyor.

 

Dizlerim boşaldığında kendimi bıraktım. Şehit mezarlığı olduğu için önceden betonlaştırılmıştı, mezar taşı vardı. Taşın en köşesine oturdum. Avcumu toprağına yasladığımda orada olmadığını hissediyordum. Yine de kendimi kandırmak istedim. Kendimi avutarak onun burada olduğuna inanmak ve onunla dertleşmek...

 

Zamanı gelince onun burada olduğuna inanacaktım, hissetmesem de...

 

Kocaman mezarda bulunan bir avuç küllerin ona ait olmadığına inanıyordum ama gerçek olma ihtimali beni bitiriyordu. İnanmak istedim. Kardeşin burada uyuyor, Okyanus. Artık her gece onu rahatsız etme...

 

Hayır, o burada değildi. Buraya gömülen benim bir parçamdı ama o değildi. Biliyordum.

 

Bir anlık nefesin ciğerlerime ulaşmadığını fark ettim. Ani bir şekilde ağzımdan kocaman bir nefes aldım, boğuluyormuş gibi sesli bir nefesti.

 

Gözlerim daha fazla dolmasın diye telefonumun flaşını kapattım. Küçükken karanlıktan korktuğum günleri hatırladım. Kendi kendime gülümsedim.

 

Cezan, karanlık olursa korktuğun karanlığa alışırsın. Artık boğucu geldiğini düşünemezsin çünkü düşünürsen boğulursun. Artık renkler yokken siyahı sevmek zorunda bırakıldığın için kendini suçlama.

 

Dolu gözlerin karanlıkta görünmüyor. Gece karası saçların çok karanlık. Kardeşini de bu karanlığın içinde tek bıraktın.

 

“Kendimi inanmaya zorluyorum, ancak ölmediğini biliyorum, kardeşim.” dedim, gür bir sesle. Aslında kısık bir sesle konuşmuştum ama ortamdaki sessizlik sesimin gür duyulmasına sebep olmuştu.

 

Sözlerim boğazımdaki yumruyu daha da hissedilebilir yaparken gözlerimi simsiyah göğe diktim. Akmayacaktı o yaşlar... İçimde birikecek ve taşacaktı. Eziyettim ben...

 

“Burada olmadığını biliyorum.” diyerek fısıldadım.

 

Ancak o anda arkamdan bir ses geldi. İrkilmek değildi bu kelimenin tam anlamıyla yerimden sıçramıştım. Haftalar önce patlayan bomba, toprağa verdiğime inanmak istemediğim kardeşim derken en ufak sese ürküyordum. Karanlık bir mezarda nasıl ürkmeyebilirdim?

 

“Sen de kimsin?” dedi, bir ses. Duyduğum bir erkek sesiydi. Öylece durdum.

 

“Kimsin?” diyerek sorunu yineledi, aynı ses.

 

Hareket ederek mezar taşının diğer tarafına çöktü. Benim gibi oturmadı, eliyle destek alarak toprağa çöktü.

 

“Birisi...” dedim. Bu hayatta hep birisi olmamış mıydım zaten? Bazı kişiler hariç komutanlığımı bir kenara bıraktığımda birisi olmuştum. Bu bana en ait sıfattı.

 

Adam derin bir soluk aldı. Soluk sesi bile duyuluyordu. Başımı kaldırmadım, kapşonlumun yüzümü tamamen kapattığına emin olduktan sonra sesimi hafifçe incelterek değiştirdim ve konuştum.

 

“Işığı kapat.” dedim, emrivaki. Yanımdan vuran flaş gözlerimi acıtıyordu. Sözlerimi ikiletmeden telefonunun flaşını kapattı.

 

“Sen kimsin?” dedim, yalın bir sesle. O kadar boştu ki ses tonum. O bile kırılmıştı.

 

“Aras’ı tanıyorsun?” dedi, sorarcasına.

 

“Burada olduğuma göre.” dedim, basit bir cesaretle. Duygularım öylesine sönmüştü ki yerine gelmeleri gerçekten de zordu.

 

“Kimsin?” dedi, tekrarlayarak.

 

“Harp Okulu’nda alt devrelerinden biriydim.” dedim, ses tonumu ayarında tutarak.

 

Alt devresi mi? Yalanını yesinler, Okyanus.

 

“Abisiyim.” dedi, yanıtıma karşılık.

 

İşte o an donup kaldım.

 

Abisi. Aras’ın abisi. Senin de öz abin? Canından kanından abin...

 

Kaskatı kesilen bedenim, aramızdaki suskunluktan faydalanarak bir şeyleri sindirmeye çalıştı. Mide değildi ki öğütsün. Kalpti, nasıl sindirsin?

 

“Bir kardeşimi daha o toprağa gömmek canımı yakıyor.” dedi, kendini tamamen yere bırakarak. Çömelmek yetmemişti anlaşılan.

 

Bu ne demekti?

 

Sözleri kaşlarımın çatılmasına sebep oldu. Çelişkiliydi... Aras, bir kardeşinin öldüğünden daha önce bahsetmiş miydi?

 

“İlk defa acımı saklamakta zorlandığımı hissediyorum.” dedi. Yutkunuşunun sesini buradan duyabiliyordum. Hafifçe başımı kaldırarak ona baktım. Beni göremeyeceği şekilde kafamı kaldırmışken karşılaştığım şey, ay ışığının vurduğu masmavi bir çift göz oldu.

 

Bana bakmıyordu. Karanlıkta göremese de bakışları kardeşinin mezarına odaklıydı. Gözleri öylesine benim gözlerimle aynı tondaydı ki bu karanlıkta bile ay ışığıyla seçiliyordu, benzerliğimizi anlayabiliyordum. Korktum, çok korktum.

 

“Kendimi anlayabiliyorum. Gecenin bir saati buraya korkusuzca gelebilmemi anlayabiliyorum.” dedi ve ekledi.

 

“Seni ne getirdi buraya? Kardeşimin mezarına gecenin köründe gelebilecek kadar yakın mıydınız?” diye sordu. Ancak o zaman başını kaldırmıştı, başımı eğerek kapşonlumun yüzümü tamamen örtmesini sağladım.

 

“Yakındık.” dedim, kısaca.

 

Siz yakın değildiniz sanırım?

 

“Ne kadar?” diye sordu. Sorgulamadım, cevap verdim.

 

“Gecenin bir köründe kendimi kardeşimin mezarında bulacak kadar.” dedim, sert sesimle.

 

“Demek o kadar...” diyerek düşünceli bir yanıt verdi.

 

“Anladım.” diyerek suskunluğu başlattı.

 

“Kız kardeşinin yanına gitmiştir.” dedi, dakikalar sonra o sessizliği bozarken.

 

“Bir kız kardeşi mi vardı?” dedim, ani bir şekilde. Sorum garip gelmiş olmalı, duraksadı ve kısa bir cevap verdi.

 

“Öldü.” dedi, çelik gibi sert sesiyle.

 

Ölen kardeşin ile ölü gösterilen kardeşinin mezarındasın ama haberin yok.

 

O ölü kız kardeşin, sen olduğundan da haberin yok.

 

Aras’ın burada olduğuna kimse beni inandıramazdı çünkü görmüştüm. Gözlerimle görmüştüm. Kalktığını...

 

“Başın sağ olsun.” dedim, kısık bir sesle.

 

“Başımız sağ olsun.” dedi, mezara bakarak.

 

Vatan sağ olsun.

 

Eğer şehit olduysan Aras, çok özür dilerim. Seni koruyamadığım ve burada olduğuna inanmadığım için...

 

“Sadece onun kaybına mı bu kadar yıkıldın?” diyerek soran yine oydu.

 

Hayır. Pars abimin yaptıklarına, Aras’ın öldüğü haberinden sonra beni yalnız bırakışına... Aras’ın ölüp ölmediğinin tam bir bilinmezlik olmasına... Alkan’a yaptıklarıma... Aile kavramını tamamen yanlış anladığımı... Duygularımı hatırlamayacak derecede unutmama... Askeriye de artık eskisi gibi olamayacağıma, kendime çok keskin komutan sınırları çizmeme... Deniz’i görünce bile içimde eskisi kadar kıpırtı olmadığında... Belki de ne zorluklarla kazandığım yaşama hevesimi bir çırpıda kaybedişime...

 

Yalnız olmak isteyip yalnız olmaktan yorulduğumda yıkıldım belki de...

 

En yaralayanı da ailemi bulduğumda ailemden bir parçayı toprağa gömdüğümü söylemeleriydi...

 

“Yıkılmak için çok sebep var ama yıkık durduğumu düşünmüyorum.” diyerek onu yanıtladım. Sesimin bile titremeden çıkması bile başarılıyken yıkık durmadığıma inanmak tamamen bir aptallıktı.

 

“Ailemi buldum.” diyerek bir çırpıda her şeyi döktüm.

 

“Nasıl?” diyerek dikkatini bana veren adama çok detay vermek istemedim.

 

“Ailem dediğim insanlar bana ihanet etmişken yıllardır aradığım öz ailemi buldum.” dedim, tek bir solukta. Küçük bir sessizlik olduktan sonra konuştu.

 

“Ne diyebilirim, bilmiyorum.” dedi, kısık bir sesle. Tahmin bile etmedi...

 

“Sen ne yapardın? Böyle bir durumda yani, benim yerimde olsan.” dedim. Sesimi kendi sesimden uzak tutmayı başarıyordum.

 

“Ben mi?” dedi, düşünerek. Bilmem dercesine çıkan sesine karşılık bana uzun bir cevap verdi.

 

“Ben... Ailem dediğim insanlar tarafından ihanete uğramışken yeni insanlara güvenemezdim. Başıma bela almak istemezdim. Sanırım yeni bir aile istemezdim. Yeni bir aile, yaşadıklarımı bana unutturmaz aksine neden sizinle büyümedim ihtimalini yaratabilirdi. Bunu düşünmek mahvederdi.” dedi, uzun uzun. İçimdeki düşüncelerin bire bir aynasıydı.

 

Yüzümde buruk bir gülümseme oluştu. Verdiği tavsiyeleri kendi öz kardeşine verdiğini bilse, ne yapardı acaba?

 

Sözleri tüm düşüncelerimle o kadar aynıydı ki. Benzerlik yüreğimi burktu. Güvenmem imkansızdı zaten ancak kafamı dağıtabilirlerdi diye düşünmüştüm. Ardınaysa ihtimallerin canımı yakabileceğini düşünerek ikileme düşüyordum.

 

Üstelik kardeşim dediğim adamın gerçekten kardeşim çıkması ve onun ailesiyle aile olduğumda onun tüm bu olanları hiç bilemeyecek olması beni mahvederdi.

 

“İhtimaller can yakar.” dedim, yutkunarak.

 

“Yakar. Yaksın zaten, öyle susar kendi yalnızlığımda boğulurdum. Bu daha acı verici gözükebilir ama bazen kendimize en iyi gelen şey de kendimiz olurduk.” diyerek uzun bir cevap verdi. İçimin garip bir şekilde rahatladığını fark ettim. Askeri psikologdan daha iyiydi.

 

“Yanmaya alışıksan fazlasını üstlenmez misin?” diye sordum. Cevabını merak ediyordum.

 

“Hayır. Bazı şeyler kül olmaya değmez. Hele ki yalnızsan bencil olacak ve en çok da kendini düşüneceksin. Ben böyle yapardım.” dedi, net bir sesle. Aras’ın mezarında böyle bir konuşma yapacağım aklıma bile gelmezdi.

 

Kapşonlumun cebindeki yarıdan az kalan ılımış suyu alarak kapağını açtım. Ona yanıt verirken suyu Aras’ın baş ucundaki papatyalara döktüm.

 

Kapşonlum ve çoğunlukla yüzüme gelen saçlarımla birlikte eğik başımdan yüzümü görmüyordu.

 

“Bencil biriyim ama bazen kül olmaya değer. Artık korlarım kalmadı. Kül olmaya değmeyecek kadar kül olmuşum.” diyerek fısıldadım. Yarısını duydu yarısını duymadı ama bana cevap verdi.

 

“Sana kalmış...” diyerek mırıldandı.

 

“Demek her geldiğimde burada duran taze papatyaları sen getiriyorsun?” dedi, sorarcasına.

 

“Aras, papatyaları çok severdi.” diyerek ekledi.

 

“Öyle.” dedim, buruk bir sesle. İçine çektiğin bir nefes, yutkunmak ya da yüzüne vuran soğuk hava... Hiçbiri söndürmüyordu, içindeki yangını...

 

İçinde az su olan şişedeki suyu bitene kadar papatyalara döktüğümde pet şişeyi elimde azcık buruşturdum. Ayağa kalkarak bir adım geriye çekildim ve gideceğimi belirtircesine konuştum.

 

“Teşekkür ederim. Başın sağ olsun.” dedim, eğik başımla. Yüzümü görmemeliydi, gördüğü kapşonlumun kenarından çıkan birkaç tutam gece karası saçlar olmalıydı.

 

“Senin de.” dedi, yerinden kalkmadan. Arkamı dönerek ilerleyeceğim sırada konuştu.

 

“İsmin?” diyerek sordu.

 

“Gereği yok.” dedim, ses tonumu farklılaştırarak.

 

Tanışmayalım.

 

Umarım bir daha karşılaşmayız.

 .

Tekrardan ben ve bölüm sonu!!! 🫠🫠🫠

Okyanus'un mezarda karşılaştığı abisi kim, anladınız değil mi? -->

Okyanus'un ailesini iki yıl öncesinden bulmasına şaşırdınız mı, tahmin edebiliyor muydunuz? -->

Zaten bir önceki bölümde bunu epey bir belli etmişti ama öğrendiği zaman, tam Aras'ın ölümü sonrası olması içimi parçalıyor.

Yunus... Yunus kardeşim sen malsın! Jdjdmdjdjdj

Ya sen gel yıllarca ölü bildiğin kardeşinle, şehit kardeşinin mezarında dertleş ve o kıza, ben olsam ailemle görüşmezdim de! Avucunu yalarsın, aha da kardeş yok sana jdjdbdjdjd

Yunus, o kızın Okyanus olduğunu bilmiyordu...

Bu durum hakkında ne düşünüyorsunuz? -->

Aras ileri bölümlerde baya bir işlenecek ve Okyanus çok beklemediğimiz birkaç şey yapacak.

45. Bölüm 5000 kelimeye yakın olacak, tamamlayınca bayrama özel hıphızlı atmak istiyorum. Şehir dışına çıksam da bölümü tamamlayacağıma eminim, bakalım :))

Ve size bir şey söyleyeyim mi?

Yunus'un sözledikleri Okyanus'a etki etmedi. Okyanus zaten böyle yapacaktı ama Yunus bunun vicdan azabını da çekmesin mi ya? Çeksin, sıkıntı yok jdnxjx

EN kısa sürede Okyanus'ta buluşuyoruz 🌊🌊🌊

Anlaştık 🤝🏻

2204 Kelime...

Bölüm : 17.03.2026 11:05 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
İçindekiler
Cansu / Okyanus'un Kül'ü / 44. Bölüm / Yalancının Külleri (Geçmiş)
Cansu
Okyanus'un Kül'ü

183.12k Okunma

16.2k Oy

0 Takip
50
Bölümlü Kitap
KARAKTER TANITIMIBölüm Günü - Duyuru 🌊☄️1. Bölüm / Yaralı Kuş2. Bölüm / Tanımadığım İnsanlar3. Bölüm / Bilinmeyen Rütbe4. Bölüm / Şüpheler ve İstekler5. Bölüm / Kabullenilmeyen Açık Yaralar6. Bölüm / Tesadüfi Başlangıçlar7. Bölüm / Şüphe Tohumları8. Bölüm / Marş İleri9. Bölüm / Askeriye Koridorları10. Bölüm / Künyelerin Tıkırtısı11. Bölüm / Karşı Konulamaz Yanlışlar12. Bölüm / Komutana Güven13. Bölüm / İpleri Elinde Tut14. Bölüm / Her An Tehlike15. Bölüm / Anestezi Direnci16. Bölüm / Umut Yıldızı17. Bölüm / İhtimallerin Çıkmaz Sokağı18. Bölüm / Saye19. Bölüm / Şarapnel (Geçmiş)20. Bölüm / Kül Olmamış Kor21. Bölüm / Barlas Nisyan EylerseZEHİRLİ KURŞUN22. Bölüm / Ölüm Kapanı23. Bölüm / Lahza24. Bölüm / Zorunluluk25. Bölüm / Tuğgeneralin Emri26. Bölüm / Dalgalı Deniz ve Doğan Güneş27. Bölüm / İstihbarat Görevi28. Bölüm / Gerçek Görünüşümle Operasyon29. Bölüm / Gökyüzü Gözler ve Gece Saçlar (Geçmiş)30. Bölüm / Kalbimin Attığını Hissediyorum31. Bölüm / Kapılma Dalga’ya32. Bölüm / Cesur Bir Teklif33. Bölüm / Gerici Takipte Hissettiğin Nabız34. Bölüm / Kan Kus Kızılcık Şerbeti İçBir Yıl Olmuş 🥹35. Bölüm / Diken Üstü36. Bölüm / Kapana Kısılmak37. Bölüm / Buzdan Kafesin İçindeki Dövüş38. Bölüm / Önemsenilme Duygusu39. Bölüm / Kül’ün Emareleri40. Bölüm / Kaçıngan Bağlanmalı Savcı41. Bölüm / Yalancının Mumu42. Bölüm / Hasta Çorbası43. Bölüm / Aras’ın Kül’e çevirdikleri44. Bölüm / Yalancının Külleri (Geçmiş)45. Bölüm / Papatya Alerjisi46. Bölüm / Eksik Parça
Hikayeyi Paylaş
Loading...