3. Bölüm

꙳❸꙳

Sadie
lysadiee

Gram içime sinmedi bu bölüm.Hatalarım, kusurlarım, yanlışlarım illaki vardir lütfen kibarca belirtmeniz yeterli.

-Yarı uykulu gözlerle yazdım saçmalamış olabilirim bölümde kusura bakmayın.

İyi okumalar🤍

 

..................................

İso'nun Anlatımıyla :

 

Sızlayan yaralarıma eşlik eden bir acı daha vardı: kalp yarası değildi bu;bacağım kadar boyu olan kocarili bir kızdan yediğim tekmenin acısıydı.

Bunu furtunalular öğrense beni yüz karaları ilan ederlerdi.

Neyse ki çeyrek mafyanın tekmesini sadece ben yememiş o boyu uzun aklı kısa Eyüphan salağı da yemişti.

Tekmenin acısı bir yana, eve doğru attığım her adımda, hastaneden çıkar çıkmaz neden taş köprüye gittiğimi sorguluyordum. Ne ara köprüye varmış, Eyüphan'ın fotoğrafını kaydırmama ramak kala o yer elmasindan tekmeyi yemiştim bilmiyorum.

Ne bekliyordun? Dedi iç sesim. Düşmanlarından öpücük almayı mi? diye ekledi. Ona hak verdim. Gerçekten de ne bekliyordum?

Hele ki yaşanan son olaylardan sonra.

Bakışlarımı yoldan çekip parmaklarımın arasında ki saç örgüsüne baktım.

O olaylardan sonra annemin aklına uyarak yaptığım hatadan dolayı kendimi suçlu hissediyordum. Hırsına ortak olduğum Annem, beni öylece Koçarilere yem etmişti.

Ona uymuş, bu saçı büyük bir nefretle çekmiş, parmaklarımı örgüsünde gezdirmiștim. Kininden benim dokunduğum saçlarını kesmişti.

O gün hastaneye geldiğinde, avuçlarıma bıraktığı saç örgüsünden sonra vicdanımın yükü iyice artmıştı. Kinini, nefretini sonuna kadar hak etmiştik. Bu defa fazlasıyla ileri gitmiştik. Eğer babam şuan hayatta olsaydı bu yaptığımızı asla onaylamaz cezamızı keserdi.

Parmaklarımı küçük örgüde gezdirdim. Ondan nefret ediyordum. O halde neden onun saç örgüsünü alıp köprüye kadar gelmiştim?

Vicdanım usulca fısıldadı: 'Yaptıklarına anlam veremiyorsun çünkü vicdan azabı çekiyorsun.' bu sözler kalbim ve aklımın arasında bir tartışma başlattı. Gözlerimi kapatarak bu anlamsız gürültüye son vermeye çalıştım."O senin düşmanın." diye fısıldadım kendime. Ebedi düşmanlığımızı hatırlayarak, "Kendine gel İso, delirme!" dedim ve birkaç tokat attım yüzüme.

Tam o sırada abim, yeryüzüne inmiş çay içen bir uzaylıymıșım gibi bana bakıyordu. "Artık iyileştiğini düşünüyordum ama seni bir daha muayene etsem iyi olacak galiba." dedi ve göz kırparak sırıttı.

Daha sonra, "Hayırdır, ne bu halin?" diyerek üstümü başımı işaret etti. Aklıma, Fadime gittikten sonra yerde beni boğmaya çalışan Eyüphanı Allahın hakkı üçtür diyerek üç kere dövdüğüm geldiğinde sırıttım.

Abim soğuk bir espriyle, "Keçilerini özleyip tekrar mı attın lan kendini?" dedi.

Abim diye demiyorum zekası iyi mizahı berbattir.

Ben de sahte bir gülüşle "Çok komik." dedim.

Bu dediğimle iyice sırıttı. Sonra dönüp daha yeni fark ettiğim ambulansa eşyalarını yüklemeye başladı. "Hayırdır nereye gidiyorsun?" diye sordum.

Ambulansin kapağını kapatırken, " Eleni'yle köyde ki çocuklara aşı yapacağız." dedi.

Gariban gariban kurduğu hayallerin katili olmak istemezdim ama Adil Koçariyi tanıyorsam, Eleni'yi asla furtunaya tek göndermezdi.

Yinede bunu dile getirmedim. Onun yerine, muzipce sırıttım. "Aşı bahane, sevdalar şahane." dedim göz kırparak.

Abim geleceğimden daha parlak dişlerini göstererek güldü.

"Ee kızlar da haklı tabi," dedim. "Ben de kız olsam sana.."

Sözümü bitirmeme izin vermeden atladı. "Sus la." dediğinde omzuna dokundum.

"Çok fesatsin Oruç Furtuna. Bende sana aşık olurdum diyecektim."

Omzumdaki elimi gülerek itti. "Bırak soytarılığı. Annem seni bekliyor, haslayacak seni." dediğinde Ambulansa doğru yürümeye başladım.

Bir süre annemi sesize almaya karar vererek sürücü koltuğuna yerleşen abime baktım.

"Yardıma ihtiyacın vardır belki, bende geleyim. " dedim. Abim güldü ama ittiraz etmedi. Ambulansin yan koltuğuna geçtiğimde ellerimi birbirine sürttüm.

Armut kafalı Eyüphan, Eleni'nin koruması olarak gelirse biraz daha ısınma antrenmanı yapardım onunla.

 

★꙳𑁍꙳★

 

Odamda huzur arayışım hüsranla sonuçlanmış, artık aksiyon dolu hayatımı kabullenmeye karar vermiştim.

Eğer koçariliyseniz bir gününüz hırçın dalgalarla boğușmadan geçmezdi. Kocarili olmak bunu gerektiriyordu.

Abim Adil Koçari, Furtunalularin Eleni'ye yaptıklarından sonra onu koruması altına almıştı. Hem abimin hayatını kurtardığı için hemde beni kimsesizliğin Kucağından çekip aldığı için ben dahil hepimiz ona minnettardık.

Bu yüzden arabanın sürücü koltuğuna geçerken hiç şikayet etmedim. Eleniyi o hainlerden seve seve korurdum.

Ama o... Benim aksime benden yana biraz tedirgin gibiydi. "Lütfen fadime." dedi zilyonuncu kez. Emniyet kemerini bağlarken bana baktı. "Kavga etmeyeceğine söz ver."

Bakışlarımı ona çevirdim. "Söz veremem,"dedim.

İtiraz edeceğini biliyordum; bu yüzden hızlı davranıp arabayı çalıştırdım. Oflayarak kollarını göğsünde kavuşturdu. Umursamadan gaza bastım. Eleni de dahil kimse furtunalulardan birinin kafasını kırmama engel olamazdı.

Sessiz geçen bir yolculuğun ardından köy okuluna gelmiştik.

Oruç, çoktan gelmiş malzemeleri çıkarıyor, meydana koydukları masanın üzerine yerleştiriyordu. Onunla birlikte hareket eden şahsa baktım; bu iso çakalıydı. Parmaklarımla istemsizce direksiyonu sıktım. Kendimi sakinleştirmeye çalışarak onu görmezden gelmenin en iyi yöntem olacağına karar verdim.

Bu sırada Eleni önce bana, sonra da İso'ya baktı. İçinden ne geçirdiğini bilmiyorum; henüz cevabını bilmediğim sorulara verecek hiçbir şeyim olmadığı için arabadan indim.

Eleni de beni takip ederek indi. Orucun bakışları hemen Eleni'ye kaydı. Onlar kuşi ve arnav misali bakışirken bende junier furtunayla göz göze geldim.

Sanki benden başkasını bekliyormuş gibi bir şaşkınlık belirdi yüzünde. Onun bu haline göz devirip orucun cazibesine kapılmış, ona doğru giden Eleni'nin ardından ilerledim.

Onlar birbirleriyle sohbet etmeye başladığında bende ellerimi belimde kenetleyerek İso'ya ters ters baktım.

Oda mavi gözlerini gözlerime kenetledi;kırmak istediğim ağzıyla yarım ağız sırıttı. "Mafyalıktan özel korumalığa mı terfi ettin çeyrek mafya," dedi.

" Aynen öyle, "dedim buz gibi bir sesle. "Senin gibi çakalların ciğerini deşmek için özel dövüş yeteneklerim de var ;bizzat tatmak ister misin?" diye ekledim hızlıca. "Koçarilerin dayak arsızısın ne de olsa."

Söylediklerimin sinir uçlarına dokunmasını beklerken o, Türkçeyi nacizanesinden almış gibi iyice sırıttı. "Koçarilerin değil, Fadime Koçari'nin arsızıyım," dedi;yüzüne bir müddet öylece baktım.

Gözleri iki gözümün arasında gidip gelirken sanki soytarılık yapıyormuşum gibi sırıtışı yüzüne iyice yayıldı.

Sessizliğimden faydalanarak yüzüme doğru hafifçe eğildi. Anlam veremediğim hareketlerine bir yenisini daha ekleyip beni taklit etti: "Ula, bu dünyadaki tek erkek olsan yinede bakmam sana diyordun en son ne oldu çeyrek mafya?" diye sırıttı.

Yüzümde mimik oynatmadan, "Ne olmuş?" dedim.

Burnumdan soluyarak, ona doğru biraz yaklaştım. "Sessizliğimi sevda sanıyorsan yanılıyorsun," dedim. İşaret parmağını alnına koyarak koca kafasını sertçe ittim. "Ha bu dümbelek kafanı kırmamak için susuyorum." dedim.

" Kesin öyledir." diye cevap verdi." Hem sana az bile demişim," diyerek onu görmezden geldim." Öyle mi? " dedi yüzüme daha da yakınlaşarak. "Öyle," dedim net bir sesle.

"Ula, erosun tüm okları bana girse de yine de sevdalık etmem seninle." diyerek onun sırıtışıni taklit ettim.

Gözlerinde kısa bir an için bir duygu gelip geçti. Onun bu sevimsiz suratına daha fazla tahammül edemeyip Eleni'nin yanına gitmek için hamle yaptım. Kemikli parmaklarıyla kolumu canımı acımayacak şekilde tuttu. Omzumun üzerinden ona baktığımda yana doğru bir adım atarak tekrar karşımda yerini aldı.

Bu defa neredeyse burun burunaydik. Kendimi biraz geri çektim ; o yine eğilerek aradaki mesafeyi kapattı. "Merak etme," dediğinde sırıttı. "Zaten bende çaycı Hüseyin dayı gibi bir kızla sevdalık etmem."

Onu alayla süzdükten sonra tekrar gözlerinde durdum. "Sen layığınla sevdalık et," dediğimde kolumu parmaklarından kurtardım. "Benim gibi delikanlı kızlar, senin 3+1 kalbine fazla gelir."

Onu ardımda bırakarak Eleni'nin yanına gittim. Çocuklar için hazırlanmış küçük hediyelerin olduğu koliyi bana doğru uzattı. "Siz de bunları çocuklara verir misiniz? " dedi.

'Biz kimdik?' çoğul ekine anlam veremediğim için yan tarafıma baktım. Limon sarısı saçları olan meymenetsiz İso'nun suratını gördüğümde yüzünü buruşturdum; Eleni'nin uzattığı paketi alıp diğer tarafa geçtim. O da ardımdan geldi, paketi masaya bırakıp ona dik dik baktım. "Kuyruk gibi ne geziyorsun ardımda, git diğer tarafa," dedim.

Küçük hediyeleri inceledikten sonra bana baktı. "Benim yanım abimin yanı, sen geç o tarafa," dediğinde küçük bir çocuk gibi Oruç'un koluna girdi.

Eleni, onun bu haline gülerken bana "Sakin ol," der gibi kaş göz işaretleri yapıyordu.

Oruç bize dönerek, "İşimiz fazla uzun sürmez ; o zamana kadar beyaz bayrak çekin." dedi. İso abisine bakıp, "Beyaz demeseydin keşke abi," diye fısıldadı.

Oruç kaşlarını çatarak, ona baktı. "Neden?" diye sordu.

İso, çenesiyle beni işaret ederek, "Beyaz bayrağı pamuk sanar da bana tıkar bu, " dedi. Eleni, kaşlarını kaldirarak," İso, " diye nazikçe uyardı.

Sabır dilercesine sağa sola bakındım. Elimi belime koyarak hafifçe ona doğru döndüm. "Pamuğa yazık." dedim.

Oruç ve Eleni birbirlerine baktılar;bizi yanlarında getirdikleri için pişmanlık duydukları yüzlerinden anlaşılıyordu.

İso, Oruç'un kolundan çıkarak kolunu omzuma attı. Hemen o kolunu geri ittim. Sinirle," Bak, eceline kișniyorsun, yapma! " dedim.

Söylediklerim yine bir kulağından girmiş diğerinden çıkmış gibi sırıttı. "Bırak eceli, bu boyla diz kapağımı yumruklarsin anca, "dedi.

Dişlerimi sıkarak," Kıçı yere yakın biri için fazla egolusun. " diye söylendim.

Oruç," Onları getirerek hata yaptık sanırım. " dedi.

Eleni'nin başka şansı olmadığı için masumca gülümseyip omuz silkti." Fadime, " dediğinde bakışlarımı ona yöneltim. "Lütfen kavga etmeseniz, birsz altan alsanız." diye kedi bakışı attığında İso çakalına ters bir bakış atıp Eleniye döndüm. Ve Başımla hafifçe onayladım.

" Güzel, " diyerek heyecanla eldivenlerini giydi. İkisi çocuklara sırayla aşı yaparken bizde aşısı biten çocuklara hediye veriyorduk.

Küçük bir kiz çocuğuna hediye vermek için uzandığımda iso da aynı anda uzandı. Parmaklarımız birbirine değdi. O kısa temasla bakışlarımız tekrar buluştu.

Aramızda ki sessizlik sürerken, küçük kızın kahkahası aramızdaki o garip sessizliği dağıttı.

Elimi hemen geri çektim. İso da bir süre öyle kaldıktan sonra kendine gelerek küçük kızın hediyesini verdi.

Kız teşekkür edip gittiğinde sırada küçük bir oğlan vardı.

Saçlarını karıştırıp hediyesini ona verdim. Çocuk bana hayranlıkla bakıp, "Teşekkür ederim, melek abla." dedi. "Adım melek değil, Fadime." dedim gülerek, "Ama rica ederim." diye ekledim.

Çocuk omuz silkti. "Olsun yinede melek gibisin," dedi.

İso kahkaha attı. "Azrailde bir melek." diyerek anırmaya devam etti.

Ayağına sertçe bastım. Pis pis güldü. "Hayallerinin erkeği olduğumu biliyorum, çeyrek mafya ama küçük bir hatirlatma yapayım nikah masasında değiliz. " sözlerini işittiğim anda kan beynime sıçradı.

Sinirle ona döndüm. "Senden olsa olsa kabuslarımın karabasani olur." dedim.

Çocukta gülerek, "Aldın mi cevabını horoz?" dediğinde İso bu defa çocuğa döndü. "Kırk bir numara ayağım var ula, koydum mu tekmeyi evinin çatısına yollarım seni ha, " diyerek tehdit edince, çocuk ağlayarak gitti.

Sertce omzundan ittim. "Reklam arası gibi girme her şeye." dedim.

İso bana döndü." Melekmiș," dedi burun kıvırarak. "Olsa olsa keloğlandaki cadı olur senden."

Bu sözlerinden sonra sabrım taştı. "Gösteririm ben sana şimdi cadıyı" dedim. Ve Hediye almayı bekleyen çocukları umursamadan parmaklarımı limon sarısı saçlarına daldirdim.

Sertce çekerek başını öne doğru eğip kulağını sertçe ısırdım. Çocuklar bu halimize gülmeye başladı. İso'nun acı dolu nidalari onların kahkahalari arasına karışıyordu.

"Sırma saçlarımı bırak, çeyrek mafya " diye sitem ettiğinde abisini dürttü. "Bu yaşımda beni kel edecek abi, al şunu başımdan." dedi.

Abisi oruç bize doğru döndüğünde beni omzumdan hafifçe iterek uzaklaştırmaya çalıştı. Eleni de hizla yanıma gelip İso'nun sözde sırma saçlarını kurtarmaya çalıştı.

"Fadime lütfen bırak." dediğinde sinirle bıraktım.

İso, doğrulup saçlarını düzelti. Parmağımı havada salladim. "Bir daha tek bir kelam edecek olursan akıtırım pekmezini." diye tehdit ettim..

Hala arsızca sırıttı. Oruç, araya girerek, "Tamam, siz bırakın, dokunmayın hiçbir şeye ;biz Eleniyle hallederiz, siz gidin." dediğinde itiraz etmeden Eleniye döndüm.

"Ben seni arabada bekliyorum." dedim. Eleni, "Tamam," diyince oradan uzaklaştım.

Daha fazla burada kalırsam İsonun kıçına mermi dolduracaktim..

 

.....

 

Bölüm : 11.11.2025 23:36 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
İçindekiler
Hikayeyi Paylaş
Loading...