5. Bölüm

꙳❺꙳

Sadie
lysadiee

 

Nasıl bir şansızlık varsa bölümü yazarken iki kere yanlışlıkla sildim. Şimdi de kontrol etmeye üşeniyorum. Eksik, hatalı ve kusurlu olabilir lütfen maruz görün.

 

İYİ OKUMALAR 🤍

 

꙳꙳꙳꙳꙳꙳꙳꙳

 

İso'nun Anlatımıyla:

 

Öfke, bedenimi saran çaresizliği tek tek yok ediyordu. Toprağa yasladığım dizlerimden güç alarak doğruldum.

Amcamın adamları kolumu tuttuğunda onlara sert bir bakış attım. İri olan, silahını bana doğrulturken diğeri sert sesle "Gel," dedi. Bu hadsizliğine karşı adamın yüzüne sertçe tekme attım. Aynı zamanda da diğerinin kolunu kavrayıp silahın düşmesini sağladım.

Silah yere düştüğünde hızlı davranarak silahi aldım. Ve sertçe adamin ensesine vurdum.

İkisi de un çuvalı gibi yere düştüğünde vakit kaybetmeden dümdüz yolda koşmaya başladım.

Cebimdeki telefona sarılıp önce abimi, sonra yengem Esme'yi aradım.

Telaşım, Fadime Koçariye sevdalandındığımdan değildi. Ondan hala nefret ediyordum ama masum birinin ölmesine müsade edecek kadar canavar değildim.

Köprüden koşarak geçtim, Karadenizin rüzgarı sertçe yüzüme vuruyor acele etmem gerektiğini fısıldıyordu.

Biraz ileri de Koçarilerin evi görüş alanıma girdi. Beni gören adamları, silahlarını hazırlarken, ben tek bir adım bile durmadım. Belimdeki silahı çıkarıp havaya ateş ettim. "Adil Koçari!" diye bağırdım. Sesim koca bahçede yankılandı.

Eyüphan, bahçeden fırlayıp anında karşımdaki yerini aldı. Onu ciddiye alacak halde değildim. Silahını alnıma dayandığında bile onu umursamadım.

Onu itmek için hamle yaptığımda kocarili gençler etrafımı sardı. Eyüphan devesi, zaferle sırıttı. "Bu defa seni fadime bile elimden alamaz!" dedi. Bu öfkeyle üzerine atlayıp onu boğmak istiyordum. Bunu sonraya bırakarak önceliğimin fadime olduğunu kendime hatırlattım. "Eğer Fadime yaşarsa tabi, " dedim.

Anında tek kaşı kalktı." Ne demek istiyorsun? " dediğinde ona yaklaştım. "Birazdan anlarsın." dediğimde havaya tekrar sıktım.

"Adil Koçari! Çık dışarı!" diye bağırdım. Nihayet, sağır sultandan bile daha sağır olan Adil Koçari, içerideki sessizliği delen sesimi duymuş kapıyı açmıştı.

"Ulan ne bağırıp duruyorsun küçük furtuna? " dediğinde gözlerimi devirdim. Eyüphan'ı bu defa daha kuvvetli iterek, Adil'in karşısına dikildim. "Yardıma ihtiyacım var." dedim. Adil, kaşlarını kaldirarak, "Neden bir furtunaliya yardim edeyim?" dedi. Sesinde güvensizliği ve alaycılığı aynı anda taşıyan bir tını vardı.

"Furtunalilara değil, bir Koçariliye yardım edeceksin," dedim sözlerimi sindirmesini beklemeden devam ettim. "Kardeşin Fadime yaralı. "

Kafasındaki karışıklık yüzüne vurdu;alanındaki damarlar öfkeyle kabardı.

Onu ve öfkesini görmezden gelip sözlerime devam ettim.

"Yardım etmeye çalıştım ama olmadı Amcam Şerif Furtuna onu kaçırdı. Onu bulmam için yardımınız gerekiyor." dedim.

Söylediklerimden sonra geldiğim yolun başında abim, yengem ve babaannem belirdi.

Adil Koçari, gözlerime bir müddet baktı. Yalan söyleyip söylemediğimi anlamaya çalışıyordu.

Ona parmaklarıma bulaşan kan lekesini gösterdim." Size yalan söylemiyorum. Masum birinin canı söz konusuysa söylemem de." dediğimde abimde kalabalığın içinden geçerek yanıma geldi. "İso yalan söylemez Koçari." dedi.

Koçari tüm soğukkanlıliğını koruyarak, "Toplanın, "diye bağırdı adamlarına.

Sonra babaanneme doğru dönerek, "Oğlun, kardeşimi nereye götürmüş olabilir?" diye sordu. Babaannem, çaresizce omuz silkti. Artık oda amcamın kötülüklerine yetişemiyordu.

Abim, biraz düşünüp araya girdi. "Ben biliyorum,"dedi. Tüm gözler ona döndü." Bir tahminim var. "diye ekledi.

Zaten abimden başkası da amcamın nerede olduğunu bilemezdi. Abim onun sağ kolu sayılırdı. En güvendiği, en sevdiği yiğeni oydu.

Abimin sözlerinden sonra hepimiz vakit kaybetmeden arabalarımıza bindik.

Fadimeyi kurtarma umuduyla yola çıktık.

 

⸙⸙⸙

Yerde baygın sayılacak bir halde uzanırken, Şerif'in etrafımda dolaşan adımlarını takip etmeye çalışıyordum. Gözlerim sürekli kapanıp açılıyor, başımın içi uğulduyordu. “Seni neden buraya getirdim, biliyor musun küçük Koçari?” dedi.

Güçlükle başımı kaldırdım. “Günahlarının ortaya çıkmasını istemiyorsun bu yüz-” sözlerimi yarıda kesip kısa bir kahkaha attı.

“Hayır,” dedi. Sesinde tuhaf bir keyif vardı. Tepemde zebani gibi dikildi. Kaşlarımı çattım. “Seni bura-”

Bu defa onun cümlesi, tekmeyle açılan kapının duvara çarpan gürültüsüyle yarıda kaldı. Şerif'in yüzündeki keyif usulca silinirken yerini şaşkınlığa bıraktı.

Kapıdan giren iki kişiden biri bana doğru diğeri ise Şerife doğru hizla ilerledi.

Bulanık görüşümün arasından, bana doğru eğilen o tanıdık mavi gözleri seçtiğimde ilk defa göğsüme sıcak bir rahatlama yayıldı. İso başımda dikilirken;diğer yanda, abimin Şerif'i öfkeyle yumrukladığını gördüm.

Etrafım kalabalıklașirken, Eyüphan'ın da yanımda olduğunu gördüm. Eleni ve oruç hızlıca yarama baktıktan sonra Eleni, "Onu sağlık ocağına götür memiz gerekiyor. ” dediğinde Eyüphan beni kucağına almak için eğildi.

İso, hızlıca onu eliyle itip beni hızlıca kucağına aldı. Diğerleri arkamızdan gelirken acıyla gülümsemekten kendimi alamadim. “Bakıyorum da beni kucaklamaya çok heveslisin, Furtunacuk.” dedim kısık bir sesle.

İso, kısa bir an bana bakıp, ukalaca sırıttı. “Bakıyorum da sen de bu durumdan pek sikayetci değilsin, Çeyrek mafya.”

“Şikayet edecek halim olsa çoktan kırmıştım kolunu bacağını.” dedim, yüzümü buruşturarak.

Arabaya vardığımız da Eleni hizla arka koltuğa geçti. İso da beni onun yanına dikkatlice bıraktı.

“İyileştikten sonra bol bol döversin biraz daha sabret.” dediğinde kapıyı kapatıp şoför koltuğuna geçti.

Oruçta isonun yanında yerini aldıktan sonra hep birlikte sağlık ocağına doğru yola çıktık.

 

❅❅❅❅❅

3 Gün Sonra...

Sağlık ocağından çıkalı birkaç saat olmuş, nihayet eve dönmüştüm. Acılarım hafiflemiști;bedenim kendini yavaş yavaş toparlıyor, her nefeste biraz daha normale dönüyordum. Eyüphan'ın uzattığı kasıktan yükselen sıcak çorbanın kokusu bile kendimi iyi hissettirmeye yetiyordu.

Ama aynı şey, duvara yaslanmış kollarını göğsünde birleştiren İso için geçerli değildi. Eyüphan'a öyle ters ters bakıyordu ki, mutlu olma ihtimalim bile onun için başlı başına bir krizdi.

Beni kurtardığı için abim isoya olan gardını biraz olsun indirmişti. Onun da yengesi ve abisiyle gelmesine müsade etmişti. Onlar başka konularla uğraşırken, o bizim başımızda vicdan azabı gibi dikilmeyi tercih etmişti.

Sonunda dayanamayarak, hizla yanıma geldi. Eyüphan'ın bana uzattığı kaşığa benden önce eğilerek çorbayı içti. “Kızı daha çok hasta ediceksin bu çorba ne böyle?” dedi yüzünü buruşturarak.

Eyüphan kaşığı yeniden doldurup bana doğru uzattı. “Senin ağzının tavanı yoktur,” dedi sakin sakin.

İso, benim çorbamı bir kez daha içti. “Senin elinin lezzeti yok, "diye söylenince Eyüphan sinirle kaşığı tabağa bıraktı.

“Zıkkım iç,” dediğinde ayağa kalktı.

“İki evin rızkını yedin bir de laf ediyorsun,” deyince İso öyle bir bakış attı ki, bir an üzerine doğru atlayacak sandım.

İso'nun kolundan tutup sertçe geri ittim. “Ayağa kalkarsam ikiniz de koca kafasını kırarım.” dedim.

Eyüphan derin bir nefes alarak sakinleşti, sonra tabakla birlikte mutfağa doğru yürüdü. İso da nerede olduğunu hatırlayıp sessizce yanıma oturdu.

Onun o muşmula suratını süzerken, aklıma cevapsiz kalan sorum yeniden düştü. “O gün... " diye fısıldadım. “Orada ne işin vardı?”

Saçlarını karıştırdı. “Özür dilemeye geliyordum," dedi. Hemen ardından, "Aceleyle çıktığını görünce peşinden geldim." diye ekledi. Yandan bana kaçamak bakışlar atıyordu ama tam yüzüme bakmıyordu.

Anladığımı belli eden küçük bir baş hareketi yaptım. O an aptallık edip Furtuna ve Koçarinin bütün geçmişini, nefretini ve kavgayı bir kenara bıraktım. Usulca ona doğru eğilerek yanağına öpücük kondurdum.

Benden asla böyle bir şey beklemediği için kaşları bir anda havalandı. Ben geri çekilerek aramızda birkaç santimlik mesafe bıraktığımda yüzünü bana doğru çevirdi. Onun bu hareketi aramızdaki mesafenin azalmasına neden oldu. Bakışları önce dudaklarımda gezindi. Sonra, daha önce alnına dayadığım silahın namlusu aklına gelmiş olacak ki gözlerini hizla tekrar kaldırdı.

Ona fırsat vermeden fısıldadım:

“Teşekkür ederim.”

Ukalılığı saniyesinde geri döndü.

“Fenerbahçe şampiyon mu oluyor, uzaylılar Trabzon'da çay mı içiyor, kıyamet mi kopuyor? Çeyrek mafya Furtunalılardan birine teşekkür mü etti gerçekten?” dediğinde sinirle çemkirdim. “Ulan dağ ayısı... Ağzınla burnunun yer değiştirmesini mi istiyorsun? Ne bekliyorsun daha?” diye sitem ettim.

Usulca bana yaklaştı. “Hayır,” dedi gülümseyerek. “Ben prensesin prensi dudağından öptüğü anı bekliyordum.”

Bu sözlerinden sonra bir anlığına duraksasam da hızlıca toparlandim.

“Osmanlı tokadını bir yapıştırırım, beklediğin öpücüğü zeminden alırsın.” dedim. “Ayrıca senden prens olmaz, sen o masaldaki kurbağa olursun.”

Umursamazca omuz silkti. “Fsrk etmez,” dediğinde sırıtışi iyice yüzüne yayıldı. “Sonuçta kurbağa da prensesin öpücüğüyle prense dönüşüyor.”

Her şeye verecek bir cevabı oluyordu. Bu yüzden bazen onu dövmek laf yetiştirmekten kolay geliyordu.

Hayatımı kurtardığı için onu dövme planlarımı erteledim.

Kendimi zorlayarak konuştum. “Sen o masalda olursan o kurbağa prense dönüşmez mutasyona uğrar.” dedim.

Eleni kapının eşiğinde belirdi.Sakince, “Fadime, buraya gelir misin?” dedi.

Tam ayağa kalkmıştım ki, kolumdan tuttu. Kendine doğru çektiğinde dudaklarını kulağıma doğru yakınlaştırdı.

“Ben o öpücüğü eninde sonunda alacağım, Koçari kızı,”diye fısıldadı.

Sertçe kolumu çekip doğruldum. Hata yapmış olabilirdim ama bu bir daha olmayacaktı.

Bunu da koca kafalı İso'nun algılayabilmesi için her kelimeyi ayrı ayrı vurgulayarak söylendim.

“Sen anca zıkkımın kökünü alırsın, Furtuna'nın çocuğu.”

 

 

.......

 

BÖLÜM SONUUU!!!!

 

Bölüm : 24.11.2025 01:42 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
İçindekiler
Hikayeyi Paylaş
Loading...