6. Bölüm

꙳❻꙳

Sadie
lysadiee

Hellooooo ben geldimmm.

Hantal bir yazar olduğum için kusura bakmayınnn. Örgüt toplayıp yeni bölüm bekleyenelere de selam olsunnn Güzel yorumlarınız için hepinize ayri ayrı teşekkür ederim canlarımm .

Eksik, hatalı,kusurlu olabilir kibarca hatalarımı belirtmeniz yeterliii görüşürüzzzz iyi okumalar;))​​​

 

⸙⸙⸙⸙⸙

 

“Yanakların neden kızardı, Fadime Koçari? Ateşin mi var?”

Sorduğu sorunun altında yatan imaları anladığımda yüzüme çöreklenen utancı, onun ukalaca otuz iki diş karşımda sırıtması daha da alevlendirdi.

Sanki Koçarilerin konağında olmak onun umurunda değilmiş gibi koltuğa iyice yayıldı.

Gözlerimi kısarak ona ters ters baktım. İçimde bir yerlerde, onunla her konuştuğumda tetiklenen ince bir his vardı; onu dövme isteği.

Abim yandan ona keskin bir bakış atıp elini alnıma koydu. Parmaklarının soğukluğunu hissettiğimde içim ürperdi. Ateşimin olmadığını söylediğinde bakışları yine rahat tavırlar sergileyen İso'ya kaydı; abimin o otoriter bakışı bile onun kibrini ve egosunu tam kıramıyordu.

“Peki bu yanakların niye kızardı o zaman?” diye sordu iso yine alaycı sesiyle.

Sinirle derin bir nefes alarak, dişlerimin arasından "Sanane,” diye fısıldadım.

Abim, Furtunalı İso'yu dikkatlice süzerek, bakışlarını bana yöneltti.

Aramızda tuhaf şeylerin döndüğünü hissediyor ama tam ne olduğunu kestiremiyor gibiydi.

“İyi olduğuna emin misin?” diye sorduğunda hızlıca ekledi.“İstersen seninle kalabilirim güzelim.”

Odanın gerginliği abimin yumuşak sözleriyle dağılmıştı. Başımı olumsuz anlamda salladım.

Kapının önünde bekleyen Eyüphan'ı işaret ederek, “Eyüphan burada abi iyiyim ben gidin siz. Gönül rahatlığıyla alışverişinizi yapın.” dedim.

Abim saçlarıma öpücük kondurduğunda kalbimde kısa süreli sakinlik yayıldı. Sonra yüzüne o tanıdık sertliği takinarak İso ve Eyüphan'a döndü.

“Ben dönene kadar bu kızın başından ayrılmayacaksınız. Ona zarar verecek en ufak bir şey olursa bahçeme korkuluk yaparım sizi.” sözlerindeki tehditi ikisi de anlamış olacak ki usulca başlarını salladılar.

Sonra abim İso'ya bakıp, “Duydun mu Furtuna çocuğu?” dedi.

İso'nun yüzünde küçük bir öfke parıltısı peyda oldu. Sıkıntıyla nefesini dışarı bıraktığında dudaklarını birbirine bastırarak abime baktı. “Yalnız,” dediğinde dudaklarından dökülen kelimeleri dikkatli seçmeyi özen göstererek, “Șu Furtuna çocuğu lafını demesen, ben çok yanlış anlıyorum da.”

Abimin kahkahası odayı doldurdu. “Zaten anlaman gerekeni anlıyorsun.” dedi.

Saçlarımı karıştırıp odadan çıktığında sessizlik, üçümüzün arasında soğuk gölge gibi dolaştı.

Eyüphan ve İso'nun nefret dolu bakışları birbirine kayınca içimde yaramaz bir ses yükseldi.

“Ben çıkayım da siz aşkınızı yaşayın.”

Ben kahkaha atarken, ikisinin de delici bakışları bana yöneldi. Eyüphan tepkisiz kalırken, İso onu baştan aşağı süzdükten sonra,“Allah korusun,” diye fısıldadı.

Sonra bana dönüp, “Seninle bile olabilirim ama bununla asla. " dedi.

Sırıtışım iyice yayıldı. “Sen bana kurban ol, Furtuna'nın çocuğu.”

Sabir dilercesine gözlerini kapattığında gülüşüme Eyüphan da eşlik etti.

“Kurbanlık danadan farkın yok, seve seve olursun.” nefreti sesine yansımışti. İso'nun yumuşak bakışları onu bulunca yüz hatları kesinleşti.

Odanın ısısının düştüğünü, buz gibi olduğunu hissettim.

Birbirlerinin ruhunu Azrail'e vermeden hızlı davranarak boğazımı temizledim;sahte bir öksürükle onların dikkatini üzerime çektim.

Eyüphan endişeyle omzuma dokundu. “İyi misin?” diye sorduğunda başımı olumsuz anlamda iki yana salladım.

“Bana çorba yapar mısın?”

Bir an bile düşünmeden, “Tabi!” dediğinde sesi yumuşacık oldu. Ve hızla mutfağa doğru yürüdü.

O gider gitmez İso, sinsice tebessüm ederek yanıma oturup göz kırptı.

“Ne o, beni tekrar öpebilmek için mi gönderdin sütlaçhan'ı?”

Yüzüne bir müddet baktım. Sonra kaşlarımı çatıp, parmaklarımı boynuna sertleştirdim.

“Hayır, seni daha rahat dövebilmek için.” dedim sinirle.

İso'nun şaşkınlığı bir an sürdü, gülmekle kızmak arasında kararsız kaldı.

Boğazındaki parmaklarımın üzerine elini yerleştirip üzerime doğru eğildi.

Yüzümü uzaklaştırıp, “Hayatımı kurtardı falan demem,” dedim.

“Eee,” dediğinde biraz daha yaklaştı. Bakışları gözlerimin arasında gidip gelirken söylemek istediğim kelimeler dudaklarıma gitmedi. Ama o aklımdan geçenleri duymuş gibi sırıttı. “Döversin.” dedi alay ederek.

Tekrar yüzüme doğru yaklaştığında uzaklaşmak istedim.Boşta kalan elini belime yerleştirerek kaçmama izin vermedi.

Şaşkınca yutkundum. Dudakları aralandi. “İçin soğuyacak mı?” diye sorduğunda anlamayan gözlerle baktım.

“Ne?”

“Bana zarar verdiğinde diyorum için soğuyacak mı?” diye tekrar etti.

Kalbim ilk defa ritmini değiştirmiş, göğsümün içinde yumruk atar gibi çarpıyordu.

“Seni mezara koyunca soğuyacak.”

Kalbimin aksine büyük bir nefretle söylediğim sözlerden sonra usulca yaklaştı. “Koysana o zaman Koçari kızı.” diye mırıldandı,sesini en düşük tonda tutarak.

“Cehenneme gitmekten korkmuyor musun?” dedim bende onun gibi fısıldayarak. “Günahlarınızın bedeli ağır olur, Furtunacik.”

Başını iki yana salladı. Dudakları hafifçe kımıldadi.

“Cehennem kimin umrunda, sen bana cenneti yaşattın Koçari kızı.”

Dediğinde Şaşkınca yüzüne baktım.

Sanki Romeo ve Juliet'in başrolleriydik. Sanki Ferhat ve şirin, leyla ile mecnunduk. Ne cenneti?

Bizi görenler tetikte duruyordu. Tüm kavgalarımıza bu şehir şahitlik ederdi. Bizi ilk defa görenler bile hasım olduğumuzu anlarken bu şahir çocuk neyin cennetinden bahsediyordu?

“Yediğin dayaklarla cenneti yaşadıysan gel,” dedim sağ avucumu açarak. “İki tokat daha atayım.”

Gözlerini devirdiğinde boğazından çektiğim parmaklarımdan sonra boşta kalan eliyle bileğimi tuttu.

Usulca indirdiğinde aniden kapıda bir beden belirdi.

“Lan! Noluyor orda!”

Gezep'in sesini duyduğumuz da ikimiz de toparlanmaya çalıştık.

Bakışlarımı o yöne çevirdiğimde Gezepin tek olduğunu görünce içim biraz olsun rahatlamıştı.

İso'nun üzerine doğru yürümeye başladığında kendimi siper ettim.

“Gezep,” diyerek bakışlarının bana yonelmesini sağladım.

“Lütfen, bugün düğünümüz var. Tatsızlık çıkmasın. Sonra beraber döveriz.” dediğimde başını usulca salladı.

“Bir şeyin yok değil mi?” diye fısıldadı. “Yok,” dedim. Ama sesim kendi kulağıma bile inandırıcı gelmiyordu.

Vardı.Biraz daha biri gelmeseydi eğer kalpten gidecektim.

❅❅❅❅❅❅

Yaşanan olayları bir kenara bırakıp artık düğün moduna geçtim.

Merdivenin başında durarak, aşağı da bana mihlanmıș bakışlar eşliğinde basamakları adımladim.

Her merdiven inişimde elbisemin etekleri hafifce dalganiyor, kendimi daha özgüvenli hissetmemi sağlıyordu. Son basamağı geçtiğimde Eleni, Gezep ve Abim üçü de beni aynı anda süzdü. Bir anlığına nefeslerin bile tutulduğunu hissettim.

Omuzlarımı hafifçe oynatıp şımarık bir edayla gülümsedim.

“Fadime... Çok güzel olmuşsun.” Eleni'nin yumuşak sesi kulaklarıma ulaştığında o masum, saf gülüşüne karşı koyamadım. Ona sıkıca sarıldım. “Sende çok güzel olmuşsun.” dedim, içimdeki tüm sıcaklıkla. Gezep abi ve Abim de aynı hayran tonda iltifatlarını sıraladiktan sonra yüzlerindeki ışık ciddiyete döndü. Abim, tehdit gibi duran o komik ama tehlikeli sesiyle konuştu.

“En önemli kuralımız... Eğer bir Furtunalı oğlan sağ kolunuza girerse ne yapıyorduk?”

Eleni, melek gibi sesiyle, “Onu kibarca uyarıyorduk,” dedi.

Bende anın da Polat Alemdar tonuma geçerek, “Onun pekmezini akıtıyorduk.” dedim.

Eleniyle göz göze geldiğimizde ikimiz de kıkırdadık. Abim başını usulca sallayıp memnun olmuş gibi, “Aferin size,”dedi.

Eleni abimin koluna girdiğinde ben

de kapıda bekleyen Eyüphan'ın koluna girdim.

Göz göze geldiğimiz de çocukluğumuz aklıma düştü ;

Koçarideki düğünler de bana hep o eşlik ederdi. Hatta bazen içimden “Kısmetimi bu çocuk kapatıyor galiba,” diye geçirdiğim olurdu.

Ama zamanla bu duruma ikimiz de alışmıştık. Sikayetci de değildik.

Eyüphan'ın bakışları eşliğinde onun kolunu sıkıca kavradım. Birlikte Eleni ve abimin peşinden ilerledik.

Bahçeye çıktığımız da bize ayrılan masaya birlikte oturduk. Boş masalar yavaş yavaş doluyordu.

Hala furtunalularin masasının boş olduğunu görünce omuzlarımı düşürdüm.

Abim, hayatımı kurtardığı için İso ve tüm furtunalulari da davet etmişti. - Tabi Esme Furtuna'yi da görmek istiyordu.

Eyüphan'ın bakışları kalabalıkta bir yere takılı kaldı. “Utanmadan beyaz giymiş bir de, “Diye homurdandığında kimin geldiğini anlamak için dönüp bakmama bile gerek yoktu.

Ben yine de onun mavi gözlerini görebilmek adına dönüp baktım.

Onu bulmak zor olmamıştı. Herkesin cenazeye gider gibi giyindiği ortamda o beyaz takım giyip gelmişti.

Sanki kendini kalabalıktan ayırmak için doğmuş gibiydi.

Onunda mavi gözleri bizde takılı kaldığında bakışlarını bir an bile bizden ayırmadan masaya oturdu.

Yutkunarak sessiz kalmayı seçtim.

Dans müziği başladığında Eyüphan, ceketinin düğmelerini ilikleyerek ayağa kalktı.

Elini bana doğru uzattığında parmaklarımı onun avuçlarına bıraktım.

O babacan, güvenli sıcaklık içimi sardı. Ama o sıcaklık bile İso'nun soğuk bakışları altında ısıtmaya yetmedi.

Eyüphan'ın adımları bilinçli bir şekilde onların masasın önünde durdu. Merakıma yenik düşerek başımı kaldırıp isoya baktım.

Gözleri öyle ciddi, öyle karanlıktı ki bir an burnundan hızlı bir nefes verdiğini bile gördüm. Öfkesini kontrol etmekte zorlanıyor gibiydi.

Onu incelerken kulağıma bir fısıltı dokundu. “Bırak artık onu...” irkilerek başımı kaldırıp Eyüphan'a baktım.

Tebessüm ediyordu ama içinde bastırmaya çalıştığı öfkeyi fark etmiştim.

Biraz dans ettikten sonra yan tarafımız da kıpırdanmalar oldu. Dönüp baktığım da İso'nun hızlı adımlarla yanımıza geldiğini gördüm.

Beklemediğimiz anda Eyüphan'ın arkasından geçmeye çalışırken omzuyla sertçe ona çarptı. Elindeki içecek Eyüphan'ın takım elbisesine döküldü.

Söz de çarpmaydi.

Ama ben her anını izlemiş, kasıtlı olarak yaptığını görmüştüm.

Eyüphan sinirlen arkasina dönerken, iso her zaman ki gibi omuz silkerek sırıttı.

“Hay Allah... Elim çarptı,” dedi.

Gözleri Eyüphan'ın takım elbisesinde dolaşırken ekledi:

“Istersen değiştir. Sonra kocaman adam, altına yapmış demesinler.” dedi arsızca.

Eyüphan bir adım ona doğru yürüdüğünde İso ellerini pantolonun cebine yerleştirdi. Umursamaz, kayıtsız ve gereksiz özgüvenle.

"Sen bilirsin,"dedi tekrar omuz silkerek. Gözleriyle takım elbiseyi işaret etti. ." Ben senin için diyorum.” Tam kavga çıkacakken tekrar araya girdim. "Tamam boşver," dedim Eyüphan'a.

Başını usulca sallayıp içeri doğru gitti. İso ardından gülerek baktığında bende ona öfkeyle baktım.

“Benimde sana şimdi ayağım çarpmasın, furtunacık.” dedim onu taklit ederek. “Sonra kendini Furtuna'nın çatısında bulursun.”

Kaşlarını kaldırdığında yeniden o ukala, kendini beğenmiş ifade yüzüne yerleşti.

Bu ifade en çokta ona yakışıyordu.

❅❅❅❅❅

İso'nun Anlatımıyla:

Dudaklarımı aralayıp şu küçük Polat Alemdar bozmasına bir şeyler söylemek üzereydim ki, horonun o iç titreten sesi birden yükseldi. Olduğum yerde duraksadım.

Koçariler sırayla dizilirken Gezep,

Fadime'nin sol tarafına geçti. Fadime de hiç zorlanmadan ritme uydu; siyah elbisesinin etekleri her adımda hafifçe savruluyor, dalgalı kısa saçları omuzlarında dans ediyordu. Onu izlerken fark ettim ki sağ tarafında kimse yoktu.

Kısa bir anlığına kalabalığa hızlıca göz gezdirdim. Adil, Esme yengeyle Eleni'nin arasındaydı. Herkes sıradaydı.

Bir tek o armut kafalı Eyüphan hariç. Takımını değiştirmiş, onun hızlıca Fadimeye doğru hizla yaklaştığını görünce içimde bir şey keskin bir sancıyla kıpırdadı.

Vakit kaybetmeden adım attım. Fadimenin sağ koluna, kimseye fırsat vermeden girdim.

Koçari geleneklerinde bunun karşılığı şuydu; eğer bir Furtunalı uşak, kocarili bir kızın sağ koluna girerse... Bu,ona sevdalı olduğu anlamına gelirdi.

Fadime başını bana çevirdiğinde tekrar gözlerimiz birbirine kenetlendi.

O kahverengi gözlerinde hem şaşkınlık hemde saklamaya çalıştığı bir titreşim vardı. Onu anlamaya çalışırken hizla elini çekmeye çalıştı.

Onun elini bırakmadım. Bu yaptığımdan sonra daha çok şaşırdı ve sinirle bana baktı.

“Sen benim koluma girmeye layık değilsin, Furtunalı.” dedi sözleri ince fakat tam kalbimin ortasına inen bir darbeydi. Dişlerini sıktı. “Bırak kolumu,” diye sitem etti.

Kaşlarımı kaldirarak, hafifçe sırıttım. “Ama sen,” dedim, ona doğru eğilip, “Benim kalbime layıksın, Koçari kızı.” diye ekledim.

O an... zaman gerçekten bir anlığına durdu. Horonun ritmi, bağırışlar, kahkahalar, ayakların yere vuruşu... Hepsi bir anda arka planda, boğuk uğultulara dönüştü.

Biz sadece birbirimize bakıyorduk.

Kalbim horonun ritmiyle yarışır

gibi delicesine hızlı atıyordu.

Fadime de aynı şeyi hissediyordu.

Gözbebekleri büyümüş, nefesi hızlanmıştı - bunu anlamamak aptallık olurdu.

Tam o anda bir hareketlilik oldu.

Sonra birden ani hareketle elini çekti.

Yanıldığımı hissettiğimde şaşkınlıkla ayrılan ellerimize baktım.

“Sen hiçbir zaman bu Koçariye de benim kalbime de layık olamazsın Furtunalı. Biz düşmanız. Ben seni hayatta kendime sevdalık diye almam.”

Unuttuğum düşmanlığımizı bir kere daha hatırlattığında gözlerimi kapattım.

Ona doğru döndüm. Gözleri yine alev alevdi.

“Büyük konuşma, çeyrek mafya.” dedim.

Gözlerinden anlam veremediğim onlarca duygu gelip geçti. Hizla kendini toparlayıp sertçe nefes verdiğinde burnundan soludu.

“Senin ailen bile sevmiyor seni, Furtunalı. Bir Koçari kızı mı sevecek?”

Söylediklerinden sonra yüzüne baktım. .

Söylemek istediğim tüm kelimeler boğazımda takılı kaldı.Güçlükle yutkundum.

Gürültü bu defa düğün yerinde değildi, zihnimin içindeydi.

Sessizce geri çekildim. Onu, horonun ortasında,

kalabalığın içinde bırakarak arkamı dönüp gittim.

 

.......

 

Wattpad yayınlanma tarihi; 28.11.2025 | Saat: 04.56

Yazdığım gibi atıyorum kontrol etmedim, birde gece yazdığım için bazı yerlerde hatalar olabilir. Kibarca belirtmeniz yeterli.

Görüşürüzzzzz🤍🤍🤍

 

Bölüm : 28.11.2025 20:00 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
İçindekiler
Hikayeyi Paylaş
Loading...