42. Bölüm

Karşılaşma

M.k
m.k

Keyifli okumalar..🍇



~Solene(Asil Areyiz)

 

Akşam olmuş, yemek faslı bitmişti. Gerçi sadece ismimi öğrenmek bile beni bu kadar etkilediyse.. Aa gerçi Türk olduğumu ahh hayır Kürt olduğumu da öğrenmiştim. Yatakta otururken kendi ismimi sesli söyleyip, “Asil” dedim. Bunu söylerken gülümsüyordum. Artık o 4yılda çektiğim kimsesizliğin yok olacaktı. Asil, Asilin başına neler gelmişti öğrenebilecektim. Bunu neden kendisine yapmıştı öğrenebilecektim. Bu gerçek bile beni bu kadar heyecan ve korkuyla kaplamışken şu an ne yapmam gerektiğini bilmiyordum. Yataktan kalkıp, oda da bi kaç volta attım, sonra yine yatağa oturdum ama yine uyuyamadım. Balkona çıkıp, havanın yüzüme çarpmasıyla gece serinliği hafif üşümeme sebep olmuştu. Bahçedeki yine o çardakta sigara içen birisi vardı, bahçeyi aydınlatan lambalar onun yüzünü netlemese de o adamın yani Baran olduğunu biliyordum. İçeri girdim, biraz daha dolandıktan sonra daha fazla dayanamadan aşağıya indim, kapıya geldiğimde önündeki iki adam bana bakıyordu. Onlara Baranı gösterdim çünkü Fransızca bilmiyorlardı. Onlarda kafa sallayıp onaylarken elimle geçmem için işaret verince ilerledim. Sigara içen adamın tam karşısına oturdum. Bana kısa bi süre baktıktan sonra sigarasını yere atım, ayakkabısıyla söndürdü. Ona “İçebilsin, sorun yok benim için.” dediğin de bana hâlâ bakmazken “Asil sigara içilmesini sevmezdi, içenin yanında da çok durmazdı kokusu üstüne sinmesin diye.” dediğinde aramızda kısa bi sessizlik olmuştu, o sırada düşünmeye başladım; şu an böyle bir takıntım var mıydı diye ama cevap galiba hayırdı. Elisa yanımda hatta bi çok kez evimin balkonunda sigara içmişti. Bu sessizlik iyice tuhaflaşınca konuşmak için “Be-ben yani Solene’nin böyle bi takıntısı yok.” derken şaka yapmak istemiştim ama o gülmeyi tercih etmemişti ya da komik değildi. Daha fazla dayanamayarak “Ben bi şey merak ediyorum?” dediğim de bana döndü, kaşlarını hafif çatıp “Sen her şeyi merak ediyorsun” dediğin de direkt sorumu sordum, “Sen kimsin, yani beni neden kaçırdın yeni mi buldun beni?” O derin bi nefes alırken en merak ettiğim soruyla “Be-nim bi ailem var mı?” dediğim de yere bakan gözleri hızla bana dönmüştü. Nefesimi tutup ondan çıkacak cevabı bekliyordum. Ama o istediğim yerden başlamayarak “Seni yeni bulduğumu düşündüren ne sana?” derken sesi daha da kalınlaşmış ve hatta birazda öfke sezmiştim. “Ayrıca ailende var.” derken sesi bi tık alaylıydı evet eminim alaylı söylemişti bunu. “Nerdeler, onlar benim bu-“ diyemeden “Biliyorlardı, hepsi biliyordu bende onlarda ama bu senin seçimindi! Evet yaşadıkların kolay değildi ama sen herkesi arkanda bırakmak istediğin de kimse sana dur diyemeyecek kadar kötüydün.” derken sesi yükselmişti ama sonlara doğru bana isyan ediyor gibiydi. “Peki seni bana getiren şey ne?” dediğim de bana bakan gözlerini yumdu, yaklaşık 20-25 saniye hiç açmadı gözlerini daha sonra bana bakmadan, “Çaresizlik, pişmanlık, öfke, kırgınlık ve birazda özlem.” dediğin de sesi titremişti ve onun seninin titremesiyle kalbime bi anda ağrı bastırmıştı. Elim kalbime çıktığında derin nefes aldım, bana döndüğünde gözlerim çok hafif dolmuştu. “Sen benim neyim oluyorsun Baran?” dediğim de çardağa yaslandı, elini ceketinin iç cebine koyup sigara çıkarırken güldü, “Solene için sorun değilse” derken dalga geçiyordu. Sorduğum soruya cevap vermemişti. “Ailem, nerdeler?” dediğim de sigarasını hakmak için avcuyla ateşi rüzgardan koruyup yakmaya çalışıyordu. İçine çektiği sigarayı rahatlamış gibi sesli verince dalga geçer gibi beni süzdü ve “Evli olduğundan haberin var mı?” dediğin de kafamda ses başlamıştı, ne? Ne-nasıl? Kim, ben yani Asil? Anlayamıyordum, ben nasıl evli olabilirdim ki! 24 yaşındaydım ve bu hafıza silme işlemini 20 yaşımda yapmışım ve ben 20 yaşında evli miydim? Okumamış mıydım? Kimdi peki? Kafamda sonu asla gelmeyecek bir sürü soru varken kafamda feci bir ağrı vardı. Ona döndüğüm de dudaklarının hareket ettiğini gördüm, sesi alamıyordum. Etraf dönmeye başladığında korkmuştum. Barana baktığım da kaşlarını çatmış, bana bakıyordu. O-o mu benim kocamdı? Evli olduğum adam bu muydu yoksa? Ayağa kalktığımda dudakları hareket etmiyordu ama bana bakıyordu. Yürümek için adım attığım da yere kapaklanacakken çardağın masasına tutundum. Hızla ayağa kalkan adamın desteğini elimle itip, ilerlemeye başladım. “İyi misin?” diyen sesini o kadar boğuk duyuyordum ki suyun içinde konuşmaya çalışıyor gibi geliyordu. İlerledikten sonra yönümü eve daha sonra da bahçenin çıkış kapısına çevirdim. Aklımda ki tek soru ben ondan mı kaçmıştım? Ona baktığım da çok yakınımdaydı, hızla bahçe kapısına koştuğum anda aynı anda patlayan bi kaç silah sesiyle hızla yere kapanıp kulaklarımı kapatırken çığlık atmaya başladım. Olduğum yerden kalkamazken seslerin sustuğunu duysam da hâlâ kendimde değil gibiydim. Çok yakınımdan gelen ses “Ayağa kalk” dediğin de korkuyla ayağa kalktım, tüm vücudum titriyordu. Baran tam karşımdahdı ama sinirli göürünmüyordu. Gözümün önündekinin Baran olduğunu biliyordum ama onu netleyemiyordum. Gözlerim kaymaya başlamışken Baranın son sözlerini bayılmadan hemen önce duyabilmişim; “Gerçekler acıdır Asil ama öldürmeyen acı da güçlendirir ~Abicim…”

.

Müthiş bir baş ağrısıyla sızlanarak yüzümü buruşturdum, gözlerimi araladığım da güneş yüzüme vuruyordu. “Ahh, siktir ya!” diyerek oturmak için kendimi zorladım. Kafamı geriye attığım da yüzüme vuran güneşten bile nefret etmiştim. Gördüğüm rüya mıydı yoksa kabus mu bilmiyorum ama uyurken sürekli farklı tonda bir sürü insan ismimi “Asil” diyerek bana sesleniyorlardı. Kabus olan kısmı ise herkesin ama herkesin ağlamasıydı. Yani yüzleri yoktu ama herkes ağlıyordu, ba-bana sesleniyorlardı ama onları arayamayordum sadece duyabiliyordum. Birisinin sesi, yalnız bir kişinin sesinde öfke ve sitem vardı, erkekti ama onun da yüzü yoktu. Kapım çaldığında rüyamı düşünmekten çıkıp, irkildim. Kapım açıldı ve içeri güzel bi kadın girince bana Fransızca “Yemeğiniz hazır, madam.” dediğinde biraz şaşırmıştım. “Ge-geliyorum.” dediğim de kafasını sallayarak dışarı çıktı. Hızla yataktan çıkıp, balkona koştum. Kapıyı açınca araba seslerine baktığım da bi çok araba hazırda beklerken Baran denen adamın evden çıkıp arabaya bindiğini gördüm. Herkes beraber çıktı yani çok ama çok korumayla çıkmıştı ama evdeki korumalarda bir değişiklik yoktu! İçeri girip, aşağıya indim. Yine o kadın vardı, salonda oturuyordu. Evde ben ve ondan başka Fransızca bilen yoktu, sonrasını düşünmeden hızla onun yanına gittim. “Yalvarırım bana yardım et! Be-beni kaçırdılar ben, ben Fransız’ım ama bak ahhh!” sakin olmaya çalışırken nefes nefese kalıp, korkudan cümle bile kuramamıştım. Nefes alıp, “Bana yardım et, beni kaçırdı bu adam! Ben, ben tanımıyorum bu adamı. Telefonum bile yok, yani var ama o almış!” dediğim de karşımdaki kadın gayet sakin bir şekilde “Sakin olun lütfen, Baran bey sizin iyiliğiniz içi-“ demeden ayağa kalktım, geri bi adım atınca “Ba-bak benim iyiliğim felan değil! Tanımıyorum o adamı ve tanımakta istemiyorum! Bana yardım etmelisin, se-sende bir kadınsın! Beni en iyi sen anlarsın!” diye bağırdığımı bile fark etmemişken, arkadan gelen adım sesleriyle o tarafa dönünce Baran denen adamı gördüğüm de yüreğim ağzıma gelmişti. Korkuyla “hih!” derken bi kaç adım geriye atmıştım. Bana doğru attığı adımlar sakin ama korkutucuydu. “Devam et?” diyen kişi o adamdı. Gözlerim dolmuştu ve o gözlerime bakarken güldü, “Bak bu yönün değişmemiş, her an gözlerin dolabiliyor.” dediğin de ellerimle gözyaşlarımı sildim. “Gitmek istiyorum! Ö-önceki hayatımı merak etmiyorum!” dediğim de durmuş ona bakıyordum. Arkadan gelen bi adam daha vardı, Baranın arkasında durup, ondan komut bekliyor gibiydi ama adamı gibi de değildi çözememiştim. Baran bana gülümseyip, bi kaç adım arkasında olan adamı gösterirken “Tanıştırayım, psikolojik destek olman için Altun Bey sana yardımcı olacak.” dediğin de adam bi kaç adımda yanıma varıp, elini uzattı “Merhaba Asil Hanım, tanıştığıma memnun oldum.” dediğin de onun elini sıkmadan ve Baranın gözlerine bakarken “Solene, ismim Solene!” dedikten sonra doktora dönüp, elini sıktım. “Baran Bey sizi boşuna yormuş çünkü destek felan istemiyorum.” dediğim de Baranın dişlerini sıktığını çenesinden anlayabilmiştim. Doktora dönüp, Türkçe olarak bi şeyler söyleyince adam yukarı çıktı ve az önce yanımdaki kadında ona eşlik etti. Salonda ikimiz kaldığımızda, yanıma geldi ve “Eski hayatını istiyorsan söylediklerimi yapmak zorundasın!” diye kükredi, onu göğsünden itip “İstemiyorum! Kaçtığım o hayatın korkunçluğunu gördüm ve eski hayatımı istemiyorum, vazgeçtim.” dediğim de güldü, “Bu saatten sonra her şey değişti Asil.” dediğin de artık sinirlenen bendim. “Seni şu an bıraksam bile benden hemen sonra kocan seni kaçırır.” derken gülüyordu. Tüm vücuduma bıçak saplanmış gibi bir korku yükseldi. “Ba-bana ne yapar ki ya-yani ben boşanmadım mı?” dediğim de güldü. “Merak mı ettin?” dediğin de “Sen benim neyim oluyorsun? Hayatımdaki yerin ne, kimsin? Neden eski hayatıma dönmemi istiyorsun!? Eğer sorularıma cevap verirsen terapiyi kabul ederim.” derken elimi uzattım, uzunca elime baktı ve sıktı. Doğrusu bu kadar kolay olacağını düşünmemiştim. Elimi bırakmadan “Sana her şeyi anlatmama ne dersin, sence kaldırabilir misin?” dediğin de korkuyla nefes alıp, başımı hafifçe dikleştiririm. “Evet, belkide Solene’nin artık Asil’e dönüşme zamanı gelmiştir Baran?” dediğim de güldü ve “Eywallah.” dediğin de anlamadan ona bakınca “Yani; Teşekkürler ama önce sana bi Türkçe hocası tutmalıyız.” dediğin de şaka yaptığını düşünürek güldüm ama gülmemişti, işte şimdi her şey başlıyordu…

.

.

Artık gerçekleri öğrenme zamanı gelmişti, korkunun ecele faydası yoktu.. Derin bi nefes alıp Baranın tam karşısına oturdum, artık hazırdım, bu masaya oturmadan kendimle konuşmuş ve kesin bir karar almıştım. O 3 sene boyunca neden hafızamı sildirmek istediğimi öğrenmek için yapmadığım, araştırmadığım, sormadığım kimse kalmamıştı. Ardımda tek bir şey bile bırakmamıştım. Kafamı hafifçe kaldırıp, Baranın tam gözlerine bakarak; “Bana Asil’i anlat?” dediğim de gülümseyerek kafa salladı ve “Başlayalım o zaman; Asil Arnas. 19 yaşında Abin yüzünden istemediğin bir adamla zorla evlendirildin, ailen karşı çıkmaya çalışsa da güçleri yetemedi-“ dediki kafam karışınca hemen lafa girerek “A-anlamadım, nasıl yani Abim yüzünden derken? Abim olduğunu da yeni öğrendim bana önce kendimi anlat sonra hayatımdan devam ederiz. Kim bu abim?” dediğim de yutkunmuştu, kaşlarımı çatıp cevap beklerken “Onu en son öğreneceksin, her şey benim istediğim gibi olacak. Şimdi baştan alıyorum. 2 kardeşsiniz; sen ve abin. Annen Eslem ve baban Azad Areyiz. Sen Ağrılısın, doğma büyüme oralısın ve en son avukatlık için sınava hazırlandın, kazandın.” dediğin de derin bi nefes aldı sanki sindirmemi bekler gibi ama merakım daha da artarak donuk bi sesle “Devam et?” dediğim de hafif kafa sallayarak devam etti. “Baban senin için dünyayı yıkar, aynı şekilde annen de öyle.” dediğin de hızla “Abim?” dediğim de kafasını hafif eğip sağa dönerek “O da öyle ama sonra Abin aşık oldu, öyle küçük bir aşk değil. Düşman kız felan değildi ama babasının asla vermeyeceği biriydi Abin. Zaten babası başkasıyla evlendirecekti, kız istemediğini söylediğinde de dayak yedi ve sonrasında da Abin onu kaçırdı.” dediğin de son kelimesinde sesinin titrediğini fark etmiştim. Dürüst olmak gerekirse bununla gurur bile dıyabilirdim. “Evet, bu iyi bir şey.” dediğim de gözlerime bakarken yutkundu ve “Ama bu öyle bir şey değil Asil, eğer Türkiye’nin Doğu tarafından birisinin kızı kaçırılırsa; namus meselesi diyerek kızı da adamı da öldürürler.” dediğin de benden tepki bekliyor gibiydi ama bunu anlamam 1dakikamı almıştı. Derin bi nefes alırken istemsizce yüzümü buruşturarak “Ne?” dediğim de yaptığım her mimiğe dikkat ediyordu. “A-abim, o-o? Yani o öld-“ demeden lafımı böldü ve “Hayır hayır, o yaşıyor. İşte bu ölümün olmaması için tek bir şart var.” dediğin de o an benim yani Asil’in hayatının başladığını hissetmiştim, evet gerçekten bunu hissetmiştim.. “Kaçıran adamın kız kardeşini de kaçırılan kızın Abisi ile evlendiriyorlar, bunu kızın isteyip istememesi çok önemli değil ki istememek gibi bi durumu yok yani en azından daha doğu da böyle bir şeyle karşılaşılmamıştır.” dediğin de yüzümü buruşturduğum da devam etti. “Ve işte buna ‘BERDEL’ diyorlar.. Senin hayatını mahveden şey tam olarak bu, abinin seni zorunlu bıraktığı evlilik. Berdel.” dediğin de gözlerim dolmuş ve sanki kanım çekilmişti. Bu-bu nasıl olabilirdi ki? Başıma giren ağrı arttıkça sanki dış dünyayla aramdaki bağ kopuyor gibiydi. Direndim. Devam etmek için hızlanan nefesimi sakinleştirmek istedikçe sanki aklım ve kalbim bana durmamı emrediyordu. Sesim titrerken “De-devam et sonra, sonra ne oldu?” dediğim de Baranın bana “Emin misin, sen iyi misin istersen sonr-“ dediğin de artık her şeyin bitmesini istiyordum. “Devam et Baran!” dediğim de hiçbir şey demeden devam etti. “Senin okula gittiğin bir gün seni kaçırdılar, aslında Abin senin için bir plan kurmuştu ama sonra her şey değişti. Sen kızın kuzeniyle evlenecektin ama sana asla dokunmayacak, okuluna karışmayacaktı ama, ama sonra kızın Abisi yurt dışından geldi ve bu gerçek anlamda tamamen tesadüftü! O kadar araştırdık ki o kadar didikledim ki ama bu gerçekten tesadüftü. Ve o adam uzun yıllarca ailesiyle bağını koparmıştı, nerden bilebilirdi ki abin Asil?” derken sanki onu tanıyor ve onu anlamamı istiyor gibiydi. “O çok yalvardı, böyle olmayacaktı aslında ama sonra, sonrasında elinden hiçbir şey gelemedi. Se-sen Abini korumak için evliliği kabul ettin çünkü abin kolumdan vurulmuştu. Sonrasındaysa da seni hemen Mardin’e kaçırdı. Ama baban hemen peşinden geldi!” derken bunu söylerken sanki benim babamla gurur duyar gibiydi. “O, o hemen abini aldı ve getirip önlerine attı. Be-benim kızımı bana verin ama oğlumun bedelini kızıma ödeyemezsiniz dedi. Ama onlar yapmadı! O adam seni vermedi ve sen, sen ailen için kendini yakmaya çok hazırdın. Küçüktün ama kalbin ve aklın abinden daha büyüktü Asil.” derken bana olan bakışlarında bu sefer hayranlık vardı ve bunu saklamıyordu. Bana gülümsediğinde yutkunmakta zorlanmıştı. Oydu, karşımda oturan kişi Abimdi.. Gözlerim dolmuştu, ondan gözümü hiç ayırmadan “Değmiş mi, sordun mu abime? Mutlu olabilmiş mi bari? Eğer konuşursan onunla selam söyle ona, kardeşin geçmişinden kaçtı, bedelini ödemek istedi ama ölüm riskinin %75den fazla olduğu bir ameliyat masasına yatarak ödediği bedelleri unutturmak, hafızasından silmek istemiş de.” dediğim de bana bakmıyordu, yere bakıyordu. “Devam et.” dediğim de sesi fazla kısık ve bi o kadar da titrek çıkıyordu. O, o benden utanıyordu. “Sen oraya alışmaya çalıştın, senden sürekli haber alıyordum. Bende çok fazla fotoğrafın var ama asla oraya ait hissedemiyordun ve bunu bastırmaya çalışıyordun.” Bu sözünden sonra “Ha-hatta kocanın kardeşleri var ve ikizler o ikizleri kocanın dedesinin bastonuyla kovaladığının videosu bile var.” derken burukça gülünce bende şaşırarak gülmeye çalıştım. Deli miymişim ki ben? diye sormadan edemedim kendime. “Asil durmamı ister misin?” dediğinde nabzımı ölçüyordu, ona bakarken gözyaşlarımı silerken kafa sallayarak “Devam et lütfen.” dediğim de “Sen onu sevmiyordun, hatta siz birbirinizi sevmiyordunuz ama sonra, sonra sevdiniz ve herkes zorunlu bi sevgi olduğunu söyledi ama değildi. Yemin ederim Asil, sen mutluydun! Sorunlar oluyordu ama mutsuz değildin, o ilk zamanki hallerin değişmişti.” dediğin de “Bazen zorunda kalırsın, gösterdiğin yarayı deşmek isteyenler vardır hayatta. Burada buna çok maruz kaldım, olabildiğince hayatımı herkesten sakladım. Be-ben onları hatırlamıyorum ama anlattıklarından ve şu an burada olmamadan benim tek anladığım şey ‘zorunlu sevgi’.” dediğim de yutkundu. “Sen, sen bu evlilik için burada değilsin Asil.” dediğin de kaşlarımı hafif çatarken “Na-nasıl yani?” dediğim de ayağa kalktı ve “Bak sana her şeyi anlatırım dedim ama bunu asla anlatmayacağım. O ameliyat masasına yatmanın tek sebebi var o acıyı sana tekrar yaşatmayacağım. Ama zihnin senin güvende olduğunu düşündüğün anda sana yardımcı olacaktır, eminim.” dediğin de sinirle sandalyeden kalktım, “Biz böyle anlaşmamı-“ diye bağırmama izin vermeden sesimi bastırıp “Seninle anlaşma felan yaptığım yok Asil! Ben böyle uygun gördüm!” diye bağırınca, öğrenmem gereken şeyler vardı ve onu sinirlendirmek benim yararıma olmazdı. Başımdaki ağrı müthiş bi şekilde artarken hızla sandalyeye oturdum. Bi kaç dakika ikimizde hiç konuşmadık, ben nefesimi kontrol altına almaya çalışırken o da bahçeye bakıyor ve ara ara benim görmediğimi sandığı anlarda bana bakıp kontrol ediyordu. Daha fazla dayanamayarak, “Lütfen otur, sana sormak istediklerim var.” dediğim de bana döndü, baştan aşağı beni süzerken “Emin misin, akşam devam edebiliriz.” dediğin de kafamı sallarken “Akşama sakladığım sorularım da var ama şimdi konuşalım.” dediğim de yine karşıma oturdu. “Sormak istediklerin mi var?” dediğin de ona kafa salladım. “Ba-bana anlattın ama isimleri, isimlerini merak ediyorum belki hatırlamamda yardımcı olur isimleri.” derken biraz çekinmiştim. “Evlendiğin adamın ismi ALAZ ARNAZ ve sende onun karısı ASİL ARNAZ’sın. İkizlerden bahsettim birisinin ismi Berat ve diğeriyse Serhat. Birde kız kardeşi var Zilan ama bu abinin evlendiği değil. Alaz’ın annesinin adı Meryem, babası Yusuf ve dedesi Wela-“ diyemeden son sözünü ben tamamlamıştım. “Welat Ağa..” beynimdeki Çan sesi gözlerimin odağını sürekli kaydırıyordu. Baran bana bakarken ağzı hafif açıktı, belli ki o da benim gibi bu kadar hızlı beklemiyordu. Kafamda konuşan seslerle yutkundum.. ‘Sen benim karımsın Asil!’ diyen adam beni azarlıyordu, ‘Çocuk gibi davranmayı kes artık!’ ayağa kalkıp hava almak istiyordum. Hafif sendelediğim de tek isteğim seslerin susması ama o adamın suretini görmek istiyordum. Kendimi olabildiğince zorlarken bi kadın sesi.. ‘Alaz Ağa’nın hayatı kolay değildi, onu anlamaya çalış.’ derken ben, ben ağlıyordum. Gözlerim kapanacakken Baranın “Asiil!” diye bağırışını duymuştum ama vücudum kendini bırakmıştı. Ağzımdan çıkan son kelime ise “Zühre..” olmuştu. Kim olduğunu bilmiyordum ama öğrenince canımın ne kadar yanacağını bilseydim, be-belki de öğrenmek için bu kadar ısrarcı olmazdım…

.

.

Gözlerimi araladığım da kafam sanki zonkluyor gibiydi. Tavana bakıyordum ama sanki uyandığının farkında değildim, hareket etmiyordum, etmek istemiyordum.. Sesli bi nefes verirken “Tanrım eğer hayatımdan bu kadar kaçtıysam, belki de öğrenmemeliyim. Bu kadar ısrar neden bilmiyorum ama onu, onu çok fazla merak ediyorum.” Belkide barandan bi fotoğrafını isteyebilirim ama vereceğine dair hiç umudum yoktu, anlatırken ondan nefret ettiğini anlamamak için aptal olmak lazımdı. Sağıma baktığım da koltukta uyuya kalan Baranı beklemiyordum, kalkmaya çalışınca da kolumdaki ağrıya baktığım da serumu yeni fark edebilmiştim. Ağrımla “Ahh” derken sessizdim ama bu onu uyandırmaya yetmişti. Hızla ayağa kalkıp, “İyi misin, yavaş ol.” dediğin de geri uzandım, ona cevap vermedim. “Doktorunla konuştum, baş ağrın olabilirmiş, hatırlamak için kendini ne kadar zorlarsan o kadar canın yanar. Bazı şeyleri zamana bırakmalısı-“ demesine izin vermeden düz bi sesle “Ben artık istemiyorum. Her şeyi ve herkesi öğrendim, bi kaç cümle! Hatırlayabildiğim tek şey Alaz dediğin adamın bi kaç cümlesi, bu kadar! İstemiyorum, dahasını merak etmiyorum. Beni bırak, eski hayatıma geri döneyim. Söz kimseye bir şey söylemem, yine izimi kaybettiririm.” derken her cümlemi sabırla dinledi, bi kaç saniye durduktan sonra “Gerçekten mi? Her şeyin bu kadar kolay olduğunu mu sanıyorsun ve sana izini kaybettirdiğini düşündüren ne Asil?!” dediğin de yutkunamamıştım. “Kocan her zaman, her an ve her saniye senin ne yaptığını biliyordu! Onu fazla hafife almışsın anlaşılan ya da sen olayları anlamadın. Şu an her yerde seni ve beni arıyor..” derken son kelimeleri karanlıktı. “Na-nasıl, hayır ben yani beni kimse izliyor olamaz. Fark ederim, 3-4 yıldan bahsediyorsun sen! İlla ki fark ederdim, bu kadar insanlara şüpheci yaklaşırken söylediklerini görmemem için kör olmam lazım!” derken son kelimelerimle sinirden güldüm. O da güldü, “O senin kör olmanı istediği için böyle oldu. Evet o ameliyatı ondan habersiz yaptın çünkü kimsenin aklına gelmeyen bir şeydi ama hayatını yönlendiren ve hayatındaki her kesi kendi elleriyle seçiyordu! Çalıştığın cafe kimin!? Tanıdığın, her sabah selam verdiğin komşun kim, yoksa yaşlı olduğu için mi ona güveniyordun?!” dediğin de aklım almıyordu. “Anlamıyorum, bu nasıl olabilir! Mantıklı gelmiyor bu, bu adam mafya mı!?” derken artık bağırıyordum. Baran gülerek bana bakarken “O bir Aşiret Ağası.” dediğin de ikimiz arasında sessizlik oldu. “Bu kadar yeter, dinlen biraz.” diyerek odamdan çıktı ve kafamdaki sorularla beni yalnız bıraktı. Yalnız kalınca Baranın bana saydığı, anlattığı tüm isimleri sesli saymaya başladım. “Eslem, Azad, Alaz, Welat, Meryem, Zilan, Berat, Serha-..” saydıkça daha çok kişi hatırlamak en azından bi kaç kişinin yüzünü hatırlamak isiyordum. Ama o, o isim asla hafızamda kim olduğu yoktu. “Zühre?” Kimdi bu kadın.. Uzunca bi süre düşündüm, sadece düşündüm.. Beni arıyordu, bulacağını hissediyordum ama en azından biraz hazır olmam gerekiyordu. Be-benim acilen hafızamı geri getirmenin yollarını bulmam gerekiyordu! Serum yüzünden balkona da çıkamıyordum. Düşündükçe baş ağrım artmıştı. Kendimi uyumak için zorlamaya başladım. İsimleri unutmaya çalışarak zihnimde belki rüyamda görürüm ümidiyle sadece ‘Alaz Ağa’ ismini sayıklıyordum. Belki aptalcaydı ama ihtimal dahilindeydi. Aralıksız 4-5 dakika boyunca sürekli ‘Alaz Ağa” diye tekrar ettikten sonra beynim uyuşmaya başlamış ve uykum gelmişti. Hiç direnmeden kendimi ona teslim ettim.…

.

Sabah güneşi tam yüzüme vuruyordu, saat kaç bilmiyordum ama bu sefer erkenden uyanmış, yine düşünüyordum. Dün akşam kaldığım yerden devam ediyordum, gece rüyamda o kadar sis görmüştüm ki rüyamda sisi elimle dağıtmaya bile çalışıyordum. Ama sesler.. O sesler yani aslında tanıdığım ama bazılarına da yabancı olduğum sesler. Hangi ses kime aitti. Babam, Annem neredelerdi? Onun yani Baranın Abim olduğunu biliyordum, aptal değildim. Ona kendisinin bana söylemesine izin vermiştim sadece, o bilmediğimi sanıyor olabilirdi ve belki bende bu yüzleşmeye hâlâ hazır değildim. Yatakta ayaklarımı sarkıttım. Gece hemşire biten serumu çıkarmıştı. Balkona yürüyüp, dışarı çıktım. Ağacın yanındaki bankta genelde Baran olurdu ama yoktu. Dışarıdan gelen araba konvoyunun 2.sinden Baran inmişti. Sabah sabah nereden geliyordu ki, diye düşünmeden edememiştim. İndiği zaman bi kaç adamına emir yağdırıyor olmalıydı, yani sonuçta anlamıyordum ama onu kafama göre yorumlayabilirdim. Hatta eğlenceli bile olabilirdi. Mesela sesini kız gibi düşünüp, yaptığı el kol hareketleriyle ona uygun cümleler. Kendi kendime kıkırdayınca bi an duraksadım. Siktir, ben iyi değildim! İyice saçmalamaya başlamıştım. Benim odamdaki balkona bakan Baran kafasıyla selam verdi, onu görmemezlikten gelerek dışarıyı seyretmeye başladım. Sesini yükseltip, “Üstünü değişte kahvaltıya geçelim, Solene!” dediğin de sinirle ona dönüp cevap verecekken kendimi tutup gülümsedim ve cevap vermeden içeri girdim. Neden şimdi bana Solene demişti ki?! Daha dün bir çok kez Asil demişti!? Yani evet ismim Soleneydi ama ben Asil olmayı öğrenmiyor muydum? Offf ben mi çok alıngandım anlayamıyordum? Belki de alınmamalıydım, yani sonuçta ismim Solene öyle değil mi? Oda da volta attığımı yeni fark etmiştim. Yine kendime kızarak dolaptan bi kaç parça çıkartıp hazırlanmaya başladım…

..

Kahvaltıda ikimizde fazla sessizdik, tam konuşmak için kendimi hazırlamıştım ki telefonu çaldı, önce telefonuna daha sonra bana bakıp gülümseyerek “İzninle, sen devam et.” diyerek sofradan kalktı. Önümdeki tabakta pek bi şey yoktu çünkü asla iştahım yoktu. Kahvaltıyı sevmezdim hatta üşendiğim için yapmamayı tercih bile ederdim. Baran tekrar karşıma oturduğun da kısa süren telefon konuşması anladığım kadarıyla onu sinirlendirmişti. Bana belli etmemeye çalışsa da “Birazdan Türkçe dersi için Taha Bay gelecek.” dediğin de ona döndüm, ciddiydi. Aslında biraz da hakkıydı bu Türkçeyi öğrenmem gerekiyordu. Bir şey demeden sofradan kalkınca tek kaldım. Uzun uzun sofrada kaldım, neden bilmiyordum. Düşünüyordum sonra daha çok ve sonra daha çok düşünüyordum. Sanki hiç sonu yokmuşçasına düşündükçe düşünüyordum. Aşağıdan gelen merdiven sesleri odağımı değiştirmeme sebep olmuştu, Baran indiğin de Türkçe konuşarak bağırıyordu. “O siktiğimin adamları ne işe yarıyor!” gibi kullandığı cümlelerden hiçbir şey anlamasam da sinirli olduğunu saklamıyordu. Bana bakarken “Bu sefer değil, o hazır olduğun da ben onu getireceğim.” derken sanki bana da kızıyordu ya da ben paranoyak davranıyordum. Siktir! Acilen Türkçe öğrenmem gerekiyordu. Telefonla konuşurken dış kapıya ilerlemeden bi odaya girdi, zannımca çalışma odası gibi bir yerdi. Dikkatimi asıl dağıtan şey kapıyı kapatmadan ettiği son kelime olmuştu. Hızla ayağa kalkıp sessizce odaya yaklaştım. “Alaz Ağayı oyala, bi kaç iz bırak ve Asilin hâlâ Fransa da olduğuna ikna et onu. Bu işi yaparsan çok para kazanacaksın,-“ gibi çok uzun cümleler kurmaya başlamıştı ama sonrasında kendimi aptal gibi hissetmiştim. Söylediği hiçbir şeyi anlamamıştım ama o isim, o isim beni oraya kadar çekmişti. Kapı çalınınca yakın olduğum için kapıya ilerledim. Kapıyı açtığım anda bana doğrultulan silahla neye uğradığımı şaşırmıştım. Ne oluyordu!? Karşımdaki adamın gözleri kocaman olmuş, gözlerini tek bir saniye kırpmadan bana bakıyordu. Arkadaki bir ordudan daha fazla olacak kadar siyah takımlı adamlar.. Bana doğrultupu silah yavaşça inmişti ama bu-bunu isteği dışında yapmıştı. Şaşkınlıkla dudakları çok hafif aralandı ve o ses.. “Asil..” bu, bu ses.. A-Alaz Ağaydı.. Az önce yaşadığı her şeyi şu an ben yaşıyordum, aramızdaki tek fark onda olmayan korku ve bende adım atmamı ve hatta hareketlerimi kısıylayacak kadar fazla korku vardı. Kafamdaki o sesler yine beni çağırıyordu. “Asil, kendine gel!” , “Nerdeydin sen, ne yaptığını sanıyorsun!?” , “Bıktım bu çocuksu hareketlerinden, sen artık benim karımsın!” , “Sen artık Arnaz gelinisin!” .. Bana doğru attığı adımla geriye sendeledim. Be-ben onu görüyordum, sesi zihnimde konuşuyordu. Korkuyordum, ben çok korkuyordum. Bana bi şey yapar mıydı? Geriye attığım adımla durdu, bakışlarını daha dizginlemeye çalışırken bunu saklamaya çalışıyordu. Arkadan kapı sesi geldiğin de Baran olduğunu biliyordum ama dönemiyordum. Hızla buraya gelen Baran, tamda Alaz Ağanın karşısına dikildi ve işte o an Alaz Ağa ona sertçe bir yumruk atınca zaman akmaya devam etmiş gibiydi. Baran yere düştüğünde korkuyla ona yaklaşıp “Baran êtes-vous ok!?” (Baran iyi misin?) diyerek hızla yanına çömeldim, beni geriye itip yine Fransızca “Monte dans ta chambre tout de suite, Solène!” (Hemen odana çık Solene!) dediğin de korkuyla kafa sallarken ayağa kalktım, tam arkamı dönecektimki birisi hızla bileğimden tutup, çekince vücudum Alaz Ağaya çarptı. Be-beni tutan kişi oydu. Baran hızla ayağa kalkarak Türkçe dilinde kavga etmeye başladılar. “Sakın, bırak onu Alaz Ağa!” derken Baran bileğimi tutuyordu. Geldiğinden beri konuşmayan, tek ve ilk kelimesi ismimi söyleyen Alaz Ağa sert bir şekilde “Bunun hesabını çok ağır ödeyeceksin Baran! Şimdi o elini kırmadan çekil, karımı bırak!” derken fazla sinirliydi. Ondan bileğimi kurtarmak istediğimde sertçe bana bakması hareketlerimi kesmem için yeterliydi. Baran bana dönüp yine bir şeyler söyledi ve Alaz Ağa bileğimi bırakıp sertçe ona yumruk atmaya başladığında onu tutmaya çalışarak bağırmaya başladım. “Non, non ! Laissez-le tranquille, je vous ai dit de le laisser en paix!” (Hayır, hayır! Bırak dedim sana onu, rahat bırak onu!) diye bağırdığım da beni duymuyor sanki tek amacı onu öldürmek gibisinden sertçe ve hiç durmadan vurmaya başlayınca çığlık atarak “Arrêtez, je vous en supplie, arrêtez ! Alaz Agha, arrêtez!” (Dur, dur yalvarırım sana dur dedim! Almaz Ağa dur!) dediğim de onu durduran şey benim onun ismimi söylemem olmuştu. Bana döndüğünde elleri kan içindeydi, Ba-baranın yüzü tanınmaz hale gelmişti. Ağlamaktan ve çığlık atmaktan bu bi kaç dakika bir ömür kadar zor gelmişti. Onu göğsünden ittiğim de geri çekildi. Baranı sarsarken ağlamaktan konuşamıyordum. “Réveille-toi, Baran ! Baran, ouvre les yeux, s'il te plaît!” (Uyan, Baran! Baran yalvarırım, sana yalvarırım aç gözlerini.” derken onu sarstığım halde cevap vermiyordu. Almaz Ağa ayağa kalktığın da bileğimden sıkıca tutup beni dışarı çıkardı onunla gitmemek için dirensemde benim asla gücüm ona yetmezdi. Ağlarken “Laissez-moi tranquille, je vous ai dit de me laisser tranquille ! Je dois m'occuper d'elle!” (Bırak beni, bırak dedim sana bırak! Ona bakmam gerekiyor!) derken artık sesimi net olarak ben bile duyamıyordum. Sendelediğim de Alaz Ağa ban döndü bi kaç saniye bana baktığın da göz bebeklerim tek bir noktaya odaklanamayacak kadar başım dönmeye başladı. Vücudum daha fazla direnemezken kendimi Alaz Ağanın kucağında olduğumu hissetmiştim. Duyduğum son sesse Alaz Ağanın teleş ve belki birazda korkuyla ismimi söylemesiydi.. “Asiil..”

 

.

 

 

Eveeeetttt bir bölümün daha sonuna geldikkkkkk!!!!
Serçelerrr nasıldıııı amaaaa??????

 

Ben bunu yazarken sonunu yazmak için çok heyecanlıydım. İşte o çok beklenen karşılaşma oldu.

Şimdi Alaz Ağa ne yapar, Solene(Asil) ne ister orasını bilemem ama artık baya karışık bir hikayeye başkıyoruzzzzz…

Evet beğeni ve yorum yapmayı unutmayınnn, bi sonraki bölümde görüşürüüüüzzzz..💕💕💕💕💕💕

 

 

Bölüm : 30.01.2026 02:09 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...