41. Bölüm

?Solene!

M.k
m.k

~4 YIL SONRA

—Solene

Alarmın çalmasıyla, gözlerimi açmadan telefonuma bi kaç kez dokunduktan sonra ses kesildi, gözlerimi hafif araladığım da gün yeni doğuyordu. Kısa bi süre camdan dışarıyı izledim, geç kalmamak için kalkmak zorundaydım. Ayaklarımı yataktan sarkıtıp, esnedim. Ayağa kalktım ve odamda ki banyoya girdim, elimi yüzümü yıkayıp çıktıktan sonra aşağıya indim, mutfağa girerek kahve makinasını çalıştırırken dolaptan dilimlenmiş ekmek ve reçel çıkarttım. Ekmeğime reçel sürerken telefonum çalınca, hoparlöre alarak konuşmaya başladım. “bonjour Solène” (Günaydın Solene) diyen arkadaşıma “bonjour Élise” (Günaydın Elise) diyerek cevap verdim, “Je voulais m'assurer que tu étais bien réveillé, marmotte!” (Uyandığından emin olmak istedim, uykucu!) dediğin de gülerken “Je me suis endormi une fois!” (Bir, bir kere uyuya kaldım!) dediğimde beraber güldük. Kahvem hazır olunca bi kupa çıkarttım, ağzımdaki ekmekle “Seni almamı ister misin?” dediğim de “Evet, çok sevinirim.” dediğin de kafa sallarken “Tamam, ben çıkınca seni ararım.” dedikten sonra kapattım. Kahvemi ve ekmeğimi alırken yukarı çıktım, giyinme odama girip rahat bi eşofman altı ve salaş bi tşhört giydikten sonra saçlarımı taradım, genelde hatta neredeyse hiç makyaj yapmazdım. Omuzlarıma gelen saçlarım sık sık dikkatimi çekiyorlardı, daha fazla düşünmek istemediğim için yatağımı topladım. Toplarken de güzel bir şarkı açmıştım, sonra odamı ve üstlerimi topladıktan sonra hazırdım. Telefonumu, kulaklığımı ve kaskımı aldıktan sonra evden çıktım. Elise’ye “Çıktım.” diye mesaj attıktan sonra motoruma bindim ve tam ilerleyecekken karşı komşumun el sallamasıyla yüksek sesle “Bonjour.” diye bağırınca o da karşılık verdi, yola çıkarken yine kulaklığımda müzik dinliyordum. Başım ağrıdığı için son ses açamamıştım, hem yolu izleyip insanlara bakıyor, tanıdıklarıma selam veriyor hemde Elise’nin evini hatırlamaya çalışıyordum. Başaramayacağımı anlayınca sinirle durdum, Elise’yle yazışmalara girip konumu açtım ve yola devam ettim. Gözlerim hafif dolsa da hemen kafamdaki düşünceleri değiştirmek için epeyce bir efor sarf ediyordum. Yaklaşınca daha sakindim, Elise mesaj atmadan aşağıda olduğunu görünce “Siktir!” dedim ve evet ona mesaj atmayı da unutmuştum. Yanına yaklaşınca “Bonjour madam!” diye tüm enerjisiyle selam verince kaskımı çıkartım ona gülümsemeye çalıştım. “Ba-bak ben özür dilerim, gerçekten-“ dediğim de lafımı bölerek “Şşhhh unutkan arkadaşımı tanıyor ve tanıdığım kadarda seviyorum hanımefendi şikayet eden yok, susar mısın?” derken yüzündeki gülümseme gülmeme sebep olmuştu. Ona kaskı uzatıp, “Al bakalım, bari işe geç kalmayalım.” dediğimde kaskı kafasına takıp arkama bindi ve ellerini belime doladı. Hızı seven biriydi ve onun için hızlı sürerdim genelde. Arkamdan gülen sesi çok keyifliydi, Elise hem sabah hem öğlen hem akşam kızıydı nasıl desem, Elise’ye göre gülümsemek için bir sebep yok o hep fazla gülümsüyordu. Geçmişine inat hep gülümsüyordu ve evet tuhaf olansa çok ama çok zor bi geçmişi vardı. Onun çocukluğum diye anlatabileceği bi hikayesi yoktu, yurtta büyümüş orada tecavüze uğramış ve 17 yaşında da satılmıştı. Daha sonra yaşayacağına bir gram ihtimal bile vermezken yine de kaçmaya kalkışmış ama kurtulmuştu. Saçlarını kazıtmış ve kendini tanınmaz hale getirmişti. Farklı isim, farklı ülke ve yeni bir gelecek olarak düşünmüş, öyle de oldu onun için. Şuan Fransa da bir cafede barista, teması sevmez ve lezbiyen. O her ne kadar geçmişini sevmese de en azından bi geçmişi var diye düşünüyorum, yani hayatımda olup bitenlerden haberi var ama benim, hiçbir şey hakkında bilgim yok. Tek bildiğim hastaneden öğrendiğim ismim..

Motorumu park edip, caffeye geçmiş, önlüklerimizi takmıştım bile, herkes sabah kahvesi ve olmazsa olmaz kuruvasan için sıraya girmişti. Bilindik bir caffeydi ve eyfel kulesinide görüyordu. 4 yıldır Fransadaydım ve 3 yıldır severek bu caffede çalışıyordum. Artık gelen bir çok müşteriyi tanıyor ve onlarla sabah yaptığım ayak üstü sohbeti seviyordum. İşe gitmeden kendilerini uyandırmak için gelen insanlar, beğenildiği için çiftlerin güzel bir kahvaltı için geldiği ve üniversite öğrencilerinin keyifle bekledikleri o sıra yine fazlaca uzundu. Elise, ben ve jane çalışıyorduk. “Bonjour madam!” diyen John’a gülümseyip “Bonjour John, her zamankinden mi?” dediğin de eliyle onaylayıp, “Evet, teşekkürler.” dediğinde gülümsedim. “Ee, nasılsın nasıl gidiyor yeni patronla?” derken kahveyi yap aya başlamıştım. “Ah Tanrım, bana şimdiden gideceğim o ladını hatırlatma lütfen Elise. O, o kendini beğenmiş ukala kadını nasıl işe alabildiler şaşırıyorum!” dediğin de kıkırdadım. “İşinde iyi olduğunu kabul ettiğini hatırlıyorum sanki?” dediğim de bana yüzünü buruşturup, “O kadının kesin olarak o gün başına bi şey gelmiş olmalı, tanrım hâlâ anlamış değilim, neden o gün herkese iyi davrandı? Sence bu mantıklı mı?” dediğinde omuz silkip kahvesini ona uzatıp, “Bilmiyorum John ama sana ve yeni patronunla geçireceğin gün için iyi günler dileyebilirim. Görüşürüz.” dediğim de kafasını sallarken “Bu zor Elise, bu zor ama sana da iyi günler.” dediğin de ikizlere gelmişti sıra, “Aynısından?” dediğim de ikisinde gülerken “Evett!” dediklerinde üçümüzde güldük. “Ee okul nasıl gidiyor bayanlar?” dediğim de “Sınavlar başladı, yani ne kadar kötü olabilirse o kadar kötü elise.” derken dert yanıyorlardı. Aklıma gelenle gülüp, “Acaba anne ve babanız sizi karıştırıp isimlerinizi de karıştırmış olabilir mi, tanrım cidden çok benziyorsunuz?!” dediğim de sesimizi duyan herkes sesli gülmüştü. Bu beni utandırsa da bende gülmüştüm. Sessizlikle beraber ikizlerden biri “Merak etme bunu ilk soran değilsin ama bunu bizde önceden çok düşünürdük, açıkçası şuanda da çokta umrumuzda değil.” dediğinde tekrar bi kahkaha atıldı. Onlara kahvelerini verirken “İyi dersler kızlaar!” diye arkalarından seslendiğimde el sallayıp, gülümsediler. Ve o. “Hoşgeldin Cem, nasılsın?” dediğin de gülümserken “Şuan daha da iyi olmama sebep oldunuz, madam.” dediğinde gülümsemekle yetinip, “Aynısı mı?” dediğim de hoşuna gitmişçesine “Sende artık ezberledin, beni yavaş yavaş tanıyorsun ha ne dersin?” dediğin de ona söylesemde anlamayacağı için geçiştirerek, “Evet evet ama sadece seni değil Cem, 3 yıldır burada çalışıyorum. Müşterilerimizin bir çoğu sabit sende onlardan birisin bir de olaya bu yönden bak ha, ne dersin?” derken hazır olan kahveyi ona iterken “Görüşürüz.” dediğim de gülümserken alt dişini ısırıyordu. Bi şey söylemeden gittiğinde işime devam etmeye başladım…

..

”Aahh tanrım, çok yoruldum!” diyerek gelen Elise’ye gülümsemeye çalıştım ama bende ölü gibiydim. Bugün fazla kalabalıktı, tamam her zaman kalabalıktı ama bu gerçekten yorucuydu. O kadar yorulmuştum ki yemek yemediğimi az önce midemin gürültüsüyle fark ettim. Elise yanıma oturduğunda kafasını omzuma koydu, ona sarılmak istedim ama vazgeçtim. O istiyorsa dokunur ama onun istemediği bir şeyde beni yanlış anlar diye ödüm kopuyordu. Biraz ikimizde sessizlikle dinlendikten sonra Elise kafasını kaldırıp “Ee nereye yemek yemeye gidiyoruz?” dediğin de ona yüzümü buruşturup “Saçmala, yorgunluktan ölüden ve şuan direkt olarak eve gidiyorum!” dediğim de şaşırarak “Ne, hayır! Tanrım bekle Solene, dur!” derken arkamdan elimi çekip ona dönmemi sağlamıştı. Ona bayık bi şekilde bakarken cevap vermedim. “Bak çok açım, lütfen lütfen!?” dediğin de ona kafa sallayıp “Elise cidden çok yorgunum, gel bize gidelim ve yemekleri eve sipariş verelim.” dediğim de telaşla “Ah, hayır hayır, dur çok merak ettiğim bir yer var oraya gidelim!” dediğim de “Öff şu an ne dersem diyeyim inat ettin değil mi!?” dediğim de sevimlice gülümserken kafa sallayınca “Tamam!” dediğim de arkamdan “Seni seviyoruuummm!” dediğin de ona dönmeden yüzümdeki gülümsemeyle “Bende seni seviyorumm” diyerek üstümü çıkarmak için aşağıya indim. Üstümdeki önlüğü çıkartıp, ceketimi giydim. Kaskımı almadan önce saçlarımı bağlamaya başladım. Belime kadar gelen saçlarımı kesmeyi sevmiyordum, uyandığımda omzuma bile gelmiyorlardı ama uzun saçlar hep hoşuma gidiyordu. Birinin seslendiği an tam arkamı dönecekken tıkan koptu ve saçlarım omuzlarıma döküldü. Karşımdaki adama bakarken “Buraya girmeniz yasak, bayım.” dediğim de o hâlâ saçlarıma bakıyordu. Tekrar ona seslenip “Bayım!” dediğimde gözleriyle buluşmuştum. Siyah olan gözleri içimi hafif bi ürperti sererken hâlâ birbirimize bakıyorduk, artık korktuğum için telefonumu elime alıp “Bayım lütfen çıkın yoksa güvenliği arayacağım!” dediğim de boğazını temizleyip “Ihım ıhım lütfen kusura bakmayın, amacım korkutmak değildi siz- yani sizi birisine benzetmiş olmalıyım.” dediğin de ona kaşlarımı çatarken korktuğumu belli etmemeye çalışıyordum. “Ah evet, çıkıyorum. Sizi korkuttuysam özür dilerim. Cafeniz kapandı mı, sipariş verecektim?” dediğin de yutkunup “Ahh bi kaç dakika kaldığı için erken indim, yukarı çıkın lütfen hemen geliyorum.” dediğim de kafasını sallayarak arkasını döndü ve merdivenlere ulaştığında son kez tekrar baktığında gerçekten tuhaf hissetmiştim. Bu adamı burada daha önce hiç görmemiştim. Sesli nefes vererek kaskımı bıraktım, çıkarttığım önlüğümü tekrar giyerek yukarı çıktım. İçeri girdiğimde adam ayakta bekliyordu, gam karşısına geçip “Tekrar başlayalım lütfen, hoşgeldiniz bayım ne alırdınız?” dediğim de güldü. Sonra gözlerime bakarak “Türklerin içtiği bi içecek var ‘çay’, çay var mı?” dediğinde karşımdaki adama kaşlarımı hafif çatıp onu tekrar ettim. “Çay? Aahh onun ne olduğunu bilmiyorum ama kahve, biz Fransızlar kahveyi severiz bayım. İsterseniz size kahve ikram edeyim?” dediğimde artık siparişini vermesini istiyordum. Gözlerime bakan o gözlerinde yoğun bi duygu vardı ama anlayamamıştım. “Peki.” dediğinde bende etrafıma bakınıyordum çünkü inmeden önce beraber gideceğimize karar verdiğim arkadaşım şuan yoktu. Elise nerdeydi? Karşımdaki adam “madam, bi sorun mu var?” dediğinde ona o zaman odaklananildim, “Aa arkadaşım, o da az önce buradaydı ama şu an etrafta görünmüyor.” dediğimde adam “Onu gördüm.” dediğinde ona döndüm, gözlerime bakarken ayağa kalktı ve “Sizdeki önlüğün aynısı onda da vardı ama dışarıda otururken canı sıkkın gibiydi.” derken kapıya doğru yürümeye başlarken bende onu takip ettim. Telaş yapmamaya çalışırken “Nerede o?” dediğimde “Şu köşede oturuyordu, yanlış hatırlamıyorsam ağlıyordu çünkü burnunu çekerken fark ettim onu.” dediğinde ondan hızla uzaklaşarak 10-15 adım sonra sağdaki karanlık sokağa döndüğümde kimse yoktu. Fazla bağırmadan biraz ilerledim ve “Elise, Elise nerdesin?” diyerek etrafıma bakınmaya başladım, elim ışık desteği için telefonuma giderken onu içeride unuttum için sessizce “Siktir!” diyerek sadece söylendim. Yanımdaki arabanın farları açılınca korkuyla hemen o tarafa döndüm. Uzun siyah limuzine baktığımda şoför koltuğunda birisi varmı diye eğilirken arkadan ağız ve burnuma yaklaştırılan bezle bağırmaya çalıştım ama bu en fazla 6-7 saniye sürmüştür. Bilincim kapanmadan tek duyduğum söz anlamını bile bilmediğim. “Sonunda onu bulduk Abi.” cümlesiydi….

.

Baş ağrısı ve dayanılmayacak şekilde bir susuzlukla gözlerimi aralamak için kendimi zorluyordum. Duyduğum sesler daha doğrusu bağırışlarla gözlerimi açamasamda onları duyuyordum ama asla anlayamıyordum. Hangi dil konuştuklarını bile bilmiyordum! Ahh lanet olsun başım çatlayacak gibiydi. Hafif bi iniltimle tüm sesler kesilince seslerin bi an kafamın içinden geldiğini düşünmüştüm. Kafamı zorlada olsa kaldırıp etrafıma bakınmaya çalışırken oturduğum sandalyede ellerimin bağlı olmasıyla korkuyla bağırmaya başladım. (Solene’nin tüm konuşmaları Fransızca) “Be-ben nerdeyim! Bırakın beni, imdaat!!” diye çığlık atmaya başladığım anda önümde o kahve isteyen adam belirdi. Korkudan susmuş ve tüm bedenim titriyordu. Ağlamaya başladığımda kaşlarını çatmış, akan gözyaşımı takip ediyordu gözleri. “Be-benden ne istiyorsun, sen kimsin?” dediğim de sesli nefes verip güldü, “Seninle bi sorunum yok Solene!” dediğinde ismime fazla vurgu yapmıştı. “Sadece bi süre bana lazımsın yoksa seninle bi alıp veremediğim yok. Ayrıca adamlarımın kabalığı için özür dilerim, seni böyle misafir etmek istemezdim.” dedikten sonra bi adamına bakıp kafasıyla beni işaret edince gelip bileklerimi ayaklarımı çözdü. “Kaçmaya çalıştığın an hem sen, hemde arkadaşın ölür ama sen zeki bir kadına benziyorsun Solene, kaçmazsın değil mi?” dediğin de yüzünde alaylı bir ifade vardı. Ona sadece kafa sallayıp, “Ar-arkadaşım o nerde?” dediğimde bana arkasını dönerek yürümeye başladığında korkuyla bi kaç adım atıp onu takip ettim, etraftaki adamlar bi hareket etmeyince onu takip etmeye devam ettim. “Akıllı olur ve söylediklerimi yaparsan ikinizide bırakırım ve onu şu an göremezsin çünkü o senin kadar akıllı değil anlaşılan.” dediğinde durmuştum. Ne demek oluyordu bu? Durduğumu anlamış olmalı ki bana dönüp gülerken “Merak etme iyi, vuruldu ama doktorlarım ona iyi bakıyorlar.” dediğin de ağlamam artmış korkum boyumu aşmış ve dilim tutulmuştu. “Ben- ben onu görebilir miyim, söz veriyorum hiç kaçmam asla ben-benim ondan başka kimsem yok lütfen!” dediğimde adam kahkaha atınca irkilmiştim. Bana dönüp beni süzdükten sonra “Sen sandığından daha fazla kişiye sahipsin Solene, sende onları arıyorsun onlar seni buldu ama senin bulmanı beklediler ama bende iyi adam olarak sana yardımcı olacağım.” dediğinde hiçbir şey anlamamıştım. Yanımıza gelen kadın yardımcı olmalıydı, tam konuşacakken adam anlamadığım bir dilde ona bi şeyler söyledi ve bana dönüp “Seni odana götürecek, onu takip et.” dediğinde karşı çıkamadım, sadece kafa sallayıp o orta yaşlı kadını takip ettim. Yukarı çıktığımızda az önce bi evin deposunda olduğumu anladım, giriş kapısını görmüştüm ve kapıda bekleyen o iki adamıda, eve baktığımda oldukça lüks bir evdeydim. Bir kat daha çıktığımızda kadın bana işaretle odamı gösterip kapımı açınca teşekkür ettim. İçeri girmeden şansımı denemek istedim, kadına dönüp “Lütfen bana yardım et.” derken hâlâ anlıyordum kadın bana tuhaf bakıp kafasını hayır anlamında sallarken “Sizi anlamıyorum hanımefendi, sizin için birisini çağırayım bekleyin.” dediğinde ne dediğini hatta hangi dil konuştuğunu anlamıştım ki büyük ihtimalle kadın da beni anlamıyordu. Ona bi şey demeden içeri girip kapıyı kapattım. Oldukça geniş olan odama girdiğimde bi tur attım, balkona çıktım ve denize ne kadar yakın olduğumuzu anlamıştım ama neresiydi burası! Hâlâ Fransa'da olduğumuzdan bile şüphe etmeye başlamıştım çünkü zaten Fransa’yı o kadar da gezip görmemiştim! Gözyaşlarımı silerken dışarıdaki yoğun koruma beni daha da şaşırtmıştı, ben ne yaptım ya da Elisa ne yaptı biz nereden yani nasıl bu adamlara bulaşmış olabiliriz ki? Sadece benim görebildiğim yerde 18 tane koruma ve kapının önündekilerle 20 ama aşağıda evin içinde de bi o kadar adam ve evin diğer taraflarında.. kahretsin! İçeri girdim ve koltuğa oturdum, telefonum da yoktu kimseye ulaşamazdım, kimsede bana çünkü kimsem yoktu.. Elise hariç. Ama tek umudum Elisenin arkadaşlarıydı, illa ki o işe gelmediğinde onu arar ve ulaşamadıklarında merak ederler ve hatta polisi ararlardı değil mi? Daha fazla dayanamayarak sesli ağlamaya başladım. Kafayı yiyecektim! Ben ne yapıyordum burada, Elise nerede ve nasıl! “Aahhh! Tanrım lütfen bana yardım et! Elise iyi olsun lütfen, lütfen!” derken dua ediyordum. Kolyemi yine üstümün altına koymuştum. Kapım çaldığında ayağa kalktım, cevap vermediğim için “Gelebilir miyim Solene?” diyen sesi tanımıştım. O adamdı, korktuğum için cevap vermek bir yana ayaklarım hareket bile edemiyordu. Adam tekrar ismimle seslendiğinde “Solene?” korkuyla sesimi yükseltmeye çalışarak “Ge-gelebilirsiniz.” dediğimde kapım açıldı. Adam içer girdiğinde beni süzdü ve açık olan balkon kapısına bi süre baktıktan sonra gülümseyerek “Kahvaltı birazdan hazır olur madam, sizde duş alın yoruldunuz.” dediğinde bi adım geri gidip, “Ge-gerek yok, arkadaşımı görebilir miyim?” dediğim de “Söylediklerimi yapıp uslu bir kız olursan belki.” derken gülüyordu ve cevabımı beklemeden dışarı çıktı, hızla arkasından gidip kapımı kilitledim. Korkudan vücudumun titremesi durmamıştı bile. Elisayı o kadar merak ediyordum ki ne yapacağımı bilmiyordum. Dolabın yanına ilerleyip kapağını açınca üstlerle doluydu. Fazla karıştırmadan siyah bir takım çıkarttım, üstlerimi alıp banyoya girdim. Üstlerimi çıkartıp tam duşa girecekken banyonunda kapısını kilitledim. Soğuk suyu açıp altına girince ürperdim. Tenime değen her su damlası sanki yüküme yük katıyor gibiydi…

.

.

Üstlerimi giyindikten sonra kilidi açıp odaya girdim, aynaya yaklaştığımda üstündeki eşyalar beni şaşırtmıştı. Makyaj eşyaları, tarak çeşitleri, parfümler.. bi kadın için hazırlanmış bir odaydı çünkü hiçbir şekilde erkek eşyası yoktu. Aklımdan geçen acaba benim için mi sorusunu düşünmeden edememiştim. Saçlarımı tarayıp, salık bıraktım. Fazla gür olmayan saçlarım 30-35 dakika içinde genelde kendisi kururduki zaten havada sıcaktı. Yine gözüme balkon takılmıştı, çıkmak istemesem de ilerledim, balkondan dışarı baktığımda sağımda duran çardakta o adam ve bir kaç kişi oturuyordu. Yüzü bana dönüktü ama beni görmemişti. Önlerinde içecek bi şey vardı ama ne olduğunu anlayamamıştım. Bana arkası dönük olan adamları merak ederken tekrar ona baktığımda onun da bana baktığını gördüm, kısa bi şaşkınlıkla o an kaşlarımı çatıp ona baktığımı anlamıştım. Uzakta olsa bana bakarken bi şey söylediğini, ve dudağının kıvrıldıpını görmüştüm. Daha fazla durmak istemediğim için hızla içeri girdim ve kapıyı kapattım. Elisa yine aklıma gelince gözlerimin ardı sızlamıştı. Hâlâ kabullenememiştim ama o vurulmuştu! Yatağa oturup, bacaklarımı kendime çektim. Onun için dua etmek için aklıma gelen her yalvarışı tanrıya ettim. Ondan başka kimsem yoktu, benki kendime bile yabancıydım.. Çaresizce bir o yana bir bu yana tam 4 yıldır sürünüyordum ve bu süreçte hep yanımda olan, geçirdiğim krizlerde ona söylediklerime rağmen o beni hiç bırakmamıştı, hiç. Her seferinde iliklerime kadar onun varlığını hissetmiştim, teşekkür ederdim ama ona bu kadar bağlandığımı da yeni fark etmiştim. Kapı çalınca irkilmiştim. Gözyaşımı silip, cızırtılı bi sesle “Gel” dediğimde kapı açılmak istendi ama kilitlediğini unutmuştum, o an “Bekleyin lütfen, kilitlediğimi unutmuşum.” diyerek kapıyı açtığımda o adamı gördüm. İsmini bile bilmediğim o adam. 5dakika önce dışarıda olan ve çalıştığım o adamı görünce bi adım geriledim, geriye attığım o adıma bakıp gülümsedi, sanki ondan çekinmem sanki hoşuna gidiyordu. “Yemek hazır.” dediğin de “Bu-bunu adamlarınızdan birisine de ya da hizmetçinize de söylete-“ diyemeden sözümü kesip “Onlar Fransızca bilmiyorlar, takip et beni.” dediğinde arkasından ve belirli bir mesafede yürümeye başladım. Korktuğum ama sormadan da edemeyeceğim o soruyu sormak için hazırlandım “Bi-biz yani şu an Fransa’dayız öyle değil mi?” dediğim de nefesimi tuttum. Yürümeye devam edip, merdivenleri inmeye başladık. Cevap vermediğinde daha da korkmuştum. Çıplak ayaklarıma bakarken kaşlarımı çatarak “Size bir şey sordum bayım?” dediğim an bana dönünce ona çarptım, ayağım kayınca korkuyla “Aayy!” dediğim an beni tutmuştu. Bileğimdeki felaket ağrıyla onun ellerini hızla belimden çektikten sonra merdivene oturdum. Tepemde bekleyen adama kafamı kaldırıp tam bir şey soracakken bana olan bakışlarıyla beni ezince vazgeçmiştim. O an aklımdan ne geçti bilmiyorum ama adamdan özür dilemeye başladım. “Be-ben özür dilerim, vereceğiniz cevaba fazla odaklanmıştım.” diyerek gereksiz bir açıklama yaparken hâlâ bileğimi tutuyordum. Dolan gözlerime küfür ederken ayağa kalktım, kalpsiz adam bana bakarken beni dövecekmiş hatta saldıracakmış gibi bakıyordu. Ayağa kalktığım için fazla yakın olunca bir merdiven yükselmek istediğim an burkulmuş ayağıma basınca yine düştüm ve o yine beni tuttu ama bu sefer kolumdan, ona döndüğüm de “Sen salak mısın, aynı şeyi neden 2 defa yaşıyorsun?” dediğin de onu itip, “Bayım lütfen bana hakaret etmeyin, sözlerini seçerek kullanınınız!” dediğim de ayağıma bakıyordu. Eğilip bileğime dokunacakken “Ayy!” Dediğimde sinirle kafasını kaldırıp, “Daha dokunmadım Bayan!” dediğin de utanmıştım. Yine neden olduğunu bilmeden gereksiz bir açıklama yapıp “Psikolojik olarak oldu herhalde.” dediğim de bileğime dokununca ağrımıştı ama bu seferde uyandığım için bi şey diyemiyordum. Bileğimi hafifçe sağa sola çevirip, kafasını kaldırdı ve “Acıyor mu?” dediğin de dolan gözlerle kafa salladım. Yine bana kaşlarını çatıp, ayağa kalktı “Sende bi şeyler ters gibi, ellemeden ‘ay!’ diyordun ama canın yandığı halde yapma diyemiyorsun!” dediğinde ağlamaya başlamıştım bile, “Çünkü bana kendimi salak gibi hissettiriyorsunuz!” dediğimde beni kucağına aldığında ona bağırarak “Bırakın beni bayım, bayım bırakın dedim!” diye bağırdığım da bi kaç koruma bize bakıyordu ve bu çok utanç vericiydi. Adam sinirle bana bakmadan “Pekte zeki olduğun söylenemez Solene!” dediğin de susmuştum. Kocaman holden geçip sağa döndük ve büyük salona geçince beni koltuğa uzanmama yardım etti. Anlamadığım bir dilde bi şeyler söyledikten sonra bi adam ona ilk yardım çantasını getirdiğin de “Ben hallederim!” diyerek hızla elinden çantayı alınca “Ya sabır!” dediğin de “Lütfen benim anlayacağım dilde konulun bayım.” diyerek sargı bezini ve kremi çıkartırken “Birisi sizi kaçırsa, arkadaşınızın vurulduğunu söylese ve eklemek istiyorum ki en sevdiğiniz hayatınızda ondan başka kimse olmayan arkadaşınızdan bahsediyorum burda, ve sizi bir eve hapis etse ve yaşadığınız şehiri geçtim, ülkemde bile olup olmadığınızdan şüphe etseniz ve yanınızda bir sürü insan var ve hepsi de yabancı bir dil konuşsa ne yapardınız bayım, çok merak ediyorum!” derken hâlâ ağlıyor ama artık bi o kadar da sinirliydim. Adama döndüğünde bana yüzünü buruşturarak bakıyordu, “Sen neden bu kadar çok konuşuyorsun?” derken o an kendimi yemin ederim ki aptal gibi hissetmiştim. Sürdüğüm kremi dişlerimi sıkarken ona fırlattım, “Ben aptal değilim!” dediğim de havada yakalayıp “Bunu sakın bir daha yapma, Solene!” dediğin de bandajı yere fırlatıp, bacaklarımı kendime çekerek sesli ağlamaya başladım. “Tanrım, yardım et bana!” diye bağırdığım da onun sesli nefes verdiğini duymuştum. Yürüme sesler gelsede kafamı kaldırıp bakmadan bi süre sesli ve daha sonra da sessizce ağlamaya başladım. Fazla ağladığımdan mıdır yoksa şuan olanlardan kaçmak istediğimden midir bilmem ama çok uykum vardı. Koltuğa dönerken bile ayağımın sızlanmasıyla zorlanmıştım. Gözlerimi kapatıp kendimi uykuya bırakmaya başladım. Aklımda Elisa, kalbimde korkuyla kendimi uykuya teslim ettim…

.

.

Bana seslenen sesle, hareketlendim. Gözlerimi açmadan “Öff kalkıyorum Elisa!” diye söylendim. Ses ısrarla “Solene, Solene uyan.” dediğin de ağlamaya başladım, o Elise değildi. Ayağımın ağrısı epeyce hafifleyince oturdum. Yine o adam karşımdaydı. Ona yalvararak, “Lütfen, lütfen Elisayı bana göster. Bak, anlamıyorsunuz o benim arkadaşım değil, Ablam! Hayatımda ondan başka kimsem yok ki benim. Bi o bir de canım var.” derken ağladığım için sesli nefes verip, “Sakin ol, ağlamayı kes.” dediğin de ayağa kalkıp “Lütfen ne istersen yaparım, bak uykumda da o var uyandığımda da o. Vuruldu dedin, göster bana lütfen.” dediğim de yüzünden sinirlendiğini görebiliyordum. “Uzatma Solene, yemek hazır.” dedikten sonra benden cevap beklemeden arkasını dönüp gittiğinde kendimi koltuğa bıraktım. Arkamdan “Kalk ve sofraya gel!” diyen sesi emir ve sinir doluydu. Bi şey demedim, saçlarımı kulağımın arkasına sıkıştırıp, göz yaşlarımı sildim ve ayağa kalkıp o adamın gittiği yöne doğru yürümeye başladım. Hazır sofraya oturmadan ayakta beni bekliyordu, ondan uzakta durduğum için sandalyeyi çekip “Madam, lütfen.” derken sesi yumuşamış ve yüzündeki sert ifade silinmişti. Çektiği sandalyenin tam karşısına oturunca gülerken, çektiği sandalyeye yani tam karşıma oturdu. Masada yok yoktu. Beni odama götüren kadın gelip servis yapmaya başladı, önce adamdan başlayacakken farklı bir dilde beni gösterdiğin de kadın benim tabağımı alıp servis yapınca, merakla “Hangi dili konuluyorsunuz? İlk defa duydum.” dediğim de gözlerime bakarken “Türkçe, Türkiye’ye daha önce gittin mi?” dediğin de ona kafamı hayır anlamında sallarken “Hayır yada gittiysem bile ben bilmiyorumdur.” derken sonda sesim fısıltı gibi çıkmıştı. Sohbeti devam ettirmem gerekiyordu. “Neredeyiz? Sorduğumda ülkemde olduğunu söylediniz ama neresi burası?” dediğim de kadın bu sefer o adamın servisine başlamıştı. Adam gülerken sakince “Yurdundasın merak etme Solene.” dediğin de biraz daha rahatlamıştım. “İsmin yani bana isminizi söylemediniz?” dediğim de kafasını hafifçe kaldırıp gözlerime fazla manidar bi şekilde “Baran, Baran Areyiz” dediğinde kafa salladım. “Peki Baran bey, beni neden kaçırdınız?” dediğim de dudağının köşesi kıvrılırken önce davranıp “Elisa mı, bi türkün Elisa’yla ne gibi bi alıp veremediği olabilir ki?” derken kafam iyice bulanmıştı. Gözlerime bakarken artık gülümsüyordu. “Konu Elisa değil ki, konu sensin Solene.” derken ismime fazla baskı yapıyordu sıksık. “Ben mi?” derken bende güldüm, “İmkansız ben, hıh ben yani ben bi Fransız’ım. Ve daha önce bi Türk’le karşılaşmadım.” dediğim de kafasını hafif eğip kaşları havalandı. “İsminin anlamı ne Solene?” dediğin de kafam karışmıştı ama cevaplayıp “Işık saçan, güneşli ama ne alaka?” dediğim de “Doğrular da bir güneş kadar açık değil mi Solene?” dediğin de hiç bir şey anlamamıştım. “3,5 yol önce kendini bi denek gibi kullandırmışsın.” dediğin de yutkundum. Gözlerimi kaçırınca devam etti, “Hafıza silme göründüğü kadar kolay değil bildiğim kadarıyla, üstünde yapılan kişiler bile kendini ölüme hazırlarken yaşam oranı %25lik ve ölümü %75likken neden o masaya yattığınızı çok merak ettim doğrusu?” dediğin de ayağa kalktım, tam gidecekken birden bağırınca irkildim. “Otur!” dediğinde korkuyla yerime sindim, “Sohbet ediyoruz, lütfen.” dediğin de yutkundum. “Bilmiyorum, çok araştırdım ama o ameliyattan önce ne yaşadığımı bilmiyorum, ne yaşadım da her şeyden vazgeçtim bilmiyorum.” Korkuyla “Si-siz önceki hayatımdan birisi misiniz?” dediğim de yüzünde bir mimik bile oynamamıştı. “Hiçbir şey yok demek, kimseyi mi hatırlamadın?” dediğinde korkmuştum. “Be-ben uyandığımda hiçbir şey hatırlamıyordum ki zaten o ameliyat masasına yatmamın sebebi bunu istememdi ama dedim ya size de bayım neden yaptım, ne yaşadım da kendimden vazgeçtim, bilmiyorum.” derken kalbim ağrımıştı, sözlerim ağır gelmişti, kendi sözlerim bana ağır gelmişti. Derin bi nefes çekerken, ağlamamak için epeyce direnmeye çalışıyordum. Artık onun önceki benim hayatımdan birisi olduğunu anlamıştım. “Be-ben uyandığımda her şey kurulu bi düzendeydi. Evim, iş yerim ve yapmam gerekenler ve..” devam edemeden gözlerim dolmuştu, adam merakla “Ve?” dediğin de devam etmek zorunda kaldım. “O ameliyata girmeden önce kendime bi not bırakmışım, belki de beni durduran şey o nottu.” dediğim de daha dikleşecek, merakını saklamadan “Ne yazmıştın?” dediğin de “Be-ben kendime ‘Eski hayatını merak etme, araştırma. Sadece mantıklı düşün, ameliyatın riski bu kadar fazlayken eğerki o ameliyattan sağ çıktıysan, bi aptallık yapıpta o eski hayatını merak etme.’ diyerek kendimi tembihlemişim. Bi kaç şey daha var, be-ben ismimi bile değiştirmişim ve bunu kendimden saklamamışım. Ve-ve bi anı kutusu bırakmıştım galiba eski hayatımdan kalan eşyalar ama öyle fazla şey yok. Ne anlama geldiklerini bilmiyorum.” derken burnumu çektim, “Be-ben anladım, beni tanıyan birisisin yani Solene’yi tanımıyorsun ama eski beni tanıyorsun. Neyim oluyorsun, kimim var bilmiyorum, herkesten kimse yoksa bile kendi hayatımdan her şeyden nasıl vazgeçtiğimi emin ol bende bilmiyorum.” dediğim de Baran denen adam kafasını yana çevirip boğazını temizleyip bi kaç saniye bekledi, söylediklerim onu etkilemiş olmalıydı. Bana döndüğün de derin bi nefes aldı ve “Asil, senin önceki ismin Asildi.” dediğinde dudaklarım aralandı, vücuduma giren anlamsız uyuşuklukla korku bastırdı. Odağımı hızla değiştirerek onu tekrar ettim “Asil” tuhaf bi histi, “Be-ben bi türk müyüm?” dediğim de kafasını hafifçe kaldırıp gurur duyarak “Sen bir Kürt’sün.” dediğinde daha şaşırmıştım. Kürtleri tarihte duymuştum, ben bi Kürt’tüm. İsmimi tekrar ettim, hoşuma mı gitmişti bilmiyorum ama sesli bi şekilde “Asil” dediğim de düşünmeye çalışıyordum. Eski Solene’nin ismi Asil’miş…

.

Evettt, bir bölümün daha sonuna geldik serçelerrrrr…🥳

Ya herkes çok uzattın diyecek ama bi kaç bölüm garanti etmek istedim sizin için, bu bölüme olan tepkilerinizi ACAYİP MERAK ediyorum. Lütfen yorum yapıp en azından bi kaç kelime söyleyin. Ben yazarken aşşırı keyif aldım ve sezon finali verirken de aklımda ki tek fikir buydu.

Artık her şey bi düğüm oldu, bu KÜÇÜK olay sizi şaşırttıysa sonrakine bayılacaksınız benceeeee….🤭🤭🤭🤭

Neyse kitabıma destek vermeyi unutmayın lütfeennnn. Seviliyorsunuzzz😽😽😽😽💕💕

Bölüm : 17.01.2026 12:11 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...