52. Bölüm

51. Bölüm: “Hesap Verme Vakti”

Ezgi Karataş
mavi_melekler

Merhabalar, nasılsınız?

 

Ben harikayım, size de öylesi harika bir bölüm getirmek istedim.

 

Yeniyıl inşallah, dünyamıza huzur ve bereket getirsin. 2025 Sağlıkla, huzurla geçsin. Umalım ki ülkedeki kadın cinayetleri son bulsun, yokluklar bitsin. Kış günü kimsenin çatısı akmasın. Ülkede zenginlerin karnı doymak bilse kimse yokluk çekmez zaten. Varlıklı insanlar doymadığı için alnının akıyla geçinenler yokluk çekiyor. Aynı zamanda üç ayların hepimize mübarek olsun, ramazana güzelliklerle kavuşalım inşallah.

 

Bölüm Şarkısı:

Ömer Öz - Mavi

 

51. Bölüm: "Hesap Verme Vakti"

 

-Hatırlatma-

 

"Fatih, benim içimde sana doğru uzanan aydınlık bir deniz var, engel olamıyorum dalgalarına. Yüreğimde akan çağlayanlar kadar derin bir deniz, mavisi berrak, senin siyah gözlerin kadar berrak. Kaçtın ya benden hani aylarca, sevgimi görmek istedin, işte burada, herkesin içinde itiraf ediyorum, ben seni denizin, martılara olan aşkından bile daha derin seviyorum. Biraz önce dediğim kurak toprağın, yağmura kavuşmayı beklediği gibi ben hep sana kavuşmanın hayalini kurup bekledim. Susturamadım içimdeki mavi denizi, aldım onu sana geldim, ben senin için her zorluğa hazırım. Burada herkesin içinde kendimi rezil etme pahasına bile olsa duygularımı sana, cesaret gelmişken açmak istedim. Seni mavi denizlerin dalgaları kadar hırçın seviyorum, deniz anlatıyor mu sana beni, ben sana sevdalandım, söylüyor mu bunu da? Bende sen varsan, ben kattım sana biraz, öyle sevdim seni. Dünümde, bugünümde, yarınımda; yediğim lokmada, içtiğim suda, attığım adımda bile sen varsın. Benim geleceğim sensin, deniz anlattıysa sana bunları, var mısın sen de benimle sevdamızı yaşamaya?"

 

İnsandık işte, neylerdik; aciz varlıklardık, akıp giden zamanın içinde savrulmaya mahkümduk. Savrulmak istemeyen Hande, sevdiği adamdan ayrı kalmamak için büyük delilik yapmıştı. Günlerce bir araya getiremediği kelimeler bugün toplanmış, burada öylece, deli cesaretiyle dökülmüştü dudaklarından. Neydi bu şimdi, neye göre doğruydu, kime göre doğruydu, bilmiyordu. Zaten doğruluğunu düşünse yapamazdı, üzerine düşünmeden konuşmuştu. Kelimeler dilinin ucundan aşağı sarkarken rezil olacağını, aşağılanacağını biliyordu. Doğru olmadığının bilincindeydi ama yapmak istemişti. Konuşmakta zorlandığı kelimeler, büyük topluluğun içinde şiir misali akmıştı dilinden. Şimdi ne yapacağını bilmiyordu, ne tepki alacağını da kestirememişti. Belki istenmeyecek, herkesin içinde geri çevrilecek, herkesin içinde rezil olacaktı. Tamamını göze almıştı, olacakları aklından geçirmeden konuştu, geçirse yapamazdı. Bugün zaten zor başlamış, güne ürperti içinde uyanmıştı. Daha uyanırken hissetmişti zor geçeceğini, kalbi acımıştı. Zor başlayan günü, onlarca insanın içinde konuşarak iyice karmaşık duruma getirmişti.

 

Bir uğultu yükseldi okulun sumum odasında, büyümeye başladı uğultu, büyüdükçe derinleşti. Herkes kendi arasında konuşurken sesler çoğalıyordu. "Aaaa!" nidaları çalındı kulaklarına, uğultunun içinde sesler yükselmeye başladı. Zamana meyledip öylece gidiyorlardı, yürüyorlardı zaman kavramının içerisinde. Şimdi sussa, sonra konuşamazdı ki, tekrar konuşma şansı olmayabilirdi. "Ooo!" Sesini algıladığı anda iyice gerildi genç kadın. Başını kaldıramıyordu, başı tamamen önündeydi, kaldırıp da cesareti yoktu sevdiği adama bakmaya. Başı önünde olsa bile duruşunu bozmadı, mahcubiyet yoktu yüreğinde, utanç ve pişmanlık da bulunmuyordu. Utanılacak davranılışı yoktu ki pişmanlığı olsun. Sadece hislerini izah etmek istemişti, doğru mekan değildi ama Hande, doğru mekanı değil, doğru zamanı istemişti. Şimdi yüreğinde yeşeren hisleri içine geri tepse, sanki başka zaman konuşamayacaktı. Sunumun bitmesi için çabalayan İbrahim Bey, "Herkes usulca dağılabilir." demişti gülüşüne engel olmak isterken. Çabucak bitmesi gerekti, ikisinin yalnız kalmasını istiyordu.

 

"Helal be, helal!" Uzaklardan belirgin şekilde gelen ses, Kuzey'in sesinden başkası değildi. Okulun öğrencisi olarak o da tabii ki sunuma katılmıştı. Uzaklardan konuşulanları mutlulukla dinleyen Kuzey, sonunda amcasının hak ettiği aşkı bulmasına seviniyordu. Herkesin, sunum odasındaki tüm insanların alkışlama nedenlerinden biri de, Kuzey'in uğraşları sonucunda olmuştu. "Yürü, kim tutar seni, kimin ablasısın, kimin yengesisin sen!" Gelen sesler, iyice utandırırken genç kadını, başını aşağıdan kaldırmadı. Kimse yadırgamıyor yaptığını, okuldan gelen tebrik sesleri çoğalıyordu. Bu ansızın gelen davranışı, normal karşılanıyordu. "Hadi dağılalım artık." dedi tekrardan İbrahim Bey, elini ağzına kapattı, gülüşlerini saklamak istedi. Şimdi sırası değildi, sakin tavır takındı. "Konuklar konuşmayacak mı İbrahim?" dedi Hürrem Hanım. Proje sahiplerinin konuşmaları bittikten hemen sonra konukların düşünceleri alınacaktı. Önceden konuşan konuklar bir kez daha konuşsa iyi olurdu. "Yok, onlar duyması gerekeni duydular, konuşmalarına gerek kalmadı." Gülüşüne bu kez engel olamadı, bıyık altında gülmeye başladı. Gençliğinin baharında bir kadına, hislerini böyle güzel, ahlaklı kelimelerle dile getirdiği için kızacak kadar cahil değildi.

 

Herkes usuldan tebrik ederken kendilerini, İbrahim Bey'in anonsuyla dağılmaya başlıyorlardı. Odadan çıkmadan önce yanlarından geçerken mutlaka tebriklerini iletiyorlardı. Fatih çoktan kalkmıştı oturduğu yerden, kamera görevlisiyle görüşmüş, şimdilik çekimi paylaşmaması konusunda sert şekilde uyarmıştı. Usuldan boşalan odada yalnızca İbrahim Bey kalmış, bıyık altında gülümsüyordu. "Tekrardan söylüyorun, toplantı burada sona ermiştir, küçük bir aşk arası veriyoruz." derken dosyalarını toparlamış, oturduğu yerden doğrulmuştu. İkisini yalnız bırakmanın zamanı gelmişti. Hürrem Hanım çoktan çıkarken İbrahim Bey de tebriğini ileterek kapıdan çıkmıştı. İzleyenler ise şaşkındı, özellikle anneler şaşırmıştı olanlara. Şaşırdıkları kadar da sevinmişlerdi elbette. İçindeki mutluluğu kelimelerle anlatamazdı Nurcan Hanım, anlatılacak gibi de değildi zaten. Hayalleri her adımda gerçek oluyordu. "Benim aslan kızım, seninle gurur duyuyorum!" demişti kendi kendine söylenirken. Şimdi içi içine sığmıyordu, artık yavrusuyla önünde engel kalmamıştı. Odayı terk eden İbrahim Bey, iki annenin yanına gelerek önlerinde durdu, gülüşüne hâlâ engel olamıyordu.

 

"Çok cesur bir evlat yetiştirmişsin Yeliz, seni de tıpkı onları ettiğim gibi, en içten dileklerimle tebrik ediyorum." Şaşkınlığını üzerinden atamadı, İbrahim Bey'in konuşmasına yanıt verecek durumda değildi. İçinde şaşkınlığın beraberinde sadece mutluluk vardı, ötesine yer veremedi. Hayalini kurduğu ne varsa gerçek olmuştu, mutluluktan öte hissi olamazdı. "O konuda benim emeğim daha çok." derken güldü Nurcan Hanım. Aşağı düşen şalının kenarını geri ardına attırdı. "Sizi de tebrik ederim elbette, ikinizin emeği çok büyük, inkar edilemez." Yüzündeki hoşgörülü tebessümü indirmeden, koridorda yürümeye başlayan İbrahim Bey'in ardından öylece baktılar. Bugünün hakkını vermişlerdi, hayallerine kavuşarak bugünün üstesinden gelmiştiler.

 

Fatih, olanların etkisinden henüz çıkamamıştı, ne yaşadığını anlamaya çalışıyordu. Bir kadın az önce, toplantı odasında, onlarca insanın içinde kendisine olan sevgisini izah etmişti. Ondan kendisine gelmesini beklerken böyle geleceği, aklının ucundan geçmezdi, büyük cesaretti doğrusu. Sandalyede öylece oturan, yerinden kalkmaya bile cesaret edemeyen Hande'ye yaklaştı. Çok hafif eğilirken kollarından tuttu, oturduğu yerden kaldırdı. Usulca eğildi tamamen, sımsıkı sarıldı. Bugün madem kendisine böyle temiz duygularla, cesur şekilde gelmişti, artık vuslat zamanıydı. Burnunu dayadı saçlarına, kokusunu içine çekerek sarıldı. Yavaşça kendini çekerken "Gel." dedi sakince, yerden doğruldu, elini uzattı, kadının aşağıda duran elini avucu arasına aldı, yürütmeye başladı. Şaşkınlık içerisindeydi Hande, yaptığı itirafın ardından böyle davranmasını ummamıştı. Her zorluğu göze alarak burada insanların içinde konuşmuştu. Pişman değildi, olumsuz tepki alacak olsa bile yine pişman olmazdı. Zaten herkes tarafından olumsuz tepki alacağını düşündüğü halde bunu yapmıştı. Sevdiği adamın eli, kendi elinin içindeyken öylece odadan çıktıklarında, karşısında ailesini gördü Hande. Nurcan Hanım ve onun ailesi, bir de Yeliz Hanım'la Alper buradaydılar.

 

"Akşam bizdesiniz, asla itiraz istemiyorum. Şimdi gidin güzelce, dersinizi verin, işlerinizi çözün. Geç gelin, siz gençsiniz, gezin güzelce." Kendini toparladı Yeliz Hanım, Nurcan'ın dediklerinin ardından ancak kendine gelebildi. Bugün aslında kendileri yemek verse daha iyi olurdu ama Nurcan da çok kesin konuşmuştu. "Evet şimdilik böyle olsun ama önümüzdeki günlerde ben alacağım sizi." Herkesin üzerinde aynı şaşkınlık vardı, atamıyorlardı üzerlerinden olanların şaşkınlığını. Olanlar çok büyüktü, Hande'nin davranışı, taktir edilesi cesaretti. Bu nedenle kimse kendine gelemiyordu. "Bugünlük bendesiniz, ardından yine sana geliriz elbette ama bugün yaşananların kutlaması bizim evde." Çevresindekilerin kendini taktir etmesini anlamıyordu, oysa tepki alacağını düşünerek böyle yapmış, herkesin içinde sevdasını dilinin ucundan aşağı dökmüştü. "Yasemin çok mutlu bugün, Hande ablasını izlemeye geldi." Kucağında Yasemin'i tutan Seda da, ağabeyi adına mutlu olarak konuşmuştu. Arasının bozuk olduğu kişi ne ağabeyiydi, ne de Hande, sadece annesiydi... Öyle uzaktılardı ki annesiyle birbirlerinden, annesinin kırgunlığından haberi bile yoktu, belki de hiç olmayacaktı...

 

Çok ötelerdeydi Hande, herkesten uzakta, utançlarının gölgesindeydi. Seda'nın kucağındaki Yasemin bile çekememişti dikkatini. "Gel biz seninle yukarı çıkalım." Elini tekrar tuttu kadının, bıraktığı elini tekrar, sıkıca alırken eli arasına, ardına dönerek ailesinden uzaklaştırdı. Yüzündeki sırıtmaya engel olamadı genç adam, böyle şaşkın, çevreden uzakta bakışları hoşuna gidiyordu. Yürütürken elini elinden indirmedi, ancak böyle yürütmesi daha kolay ve öylesi güzeldi. Yürüttü, kattan çıkacakları küçük merdivene geldiklerinde, diğer yanı kullandırdı. Merdiven yanına yapılmış düzlükten geçirdi, merdivende zorlanacağını biliyordu. "Gel bak burada asansör var." Elini bırakmadan diğer eliyle asansörün düğmesine bastı. "Öğretmenler odasında otur, beni bekle. Bir dersim kaldı, onu verip geleceğim." Sessiz kaldı, ses çıkarmadan onayladığını belirtti. Asansöre girmesi için sakince beklerken kadını, çok sürmeden kendi de girdi. Çıkacakları katın düğmesini basarken dudaklarındaki gülüşe engel olamadı. "Ben seninle ne yapacağım." dedi kadına dönerken, bugün sınırlarını çok güzel aşmıştı. Elleriyle yüzünü avuçlarken kadının yüzüne gelen saçı, kenara attırdı.

 

"Beni sevebilirsin mesela, sana geldim ya hani, sen de böyle severek karşılık verirsin." Gülüşü iyice çoğaldı, bugün itiraflar günüydü anlaşılan. Eli üzerinde olan yanağını okşadı. "Hımm..." dedi boğuk şekilde, şimdi ortam müsait olsa, dudaklarına yapışmayı çok isterdi. "Çok güzel seçenek, bugün bunu değerlendireceğim." Yanağına dokundurdu dudaklarını, anında geri çekildi. Şaşkın bakışları iyiden iyiye hoşuna gitmeye başlamıştı. "Sahi mi?" Sorduğu karşısında attığı kahkaha, asansörün içini doldurdu. Yanaklarından usulca indirdi elini, asansörün kapısı açılmıştı, şimdi sırası değildi. "Tabii ki, hadi gel, içeride beni bekle." Çoğu öğretmen gitmişti, yoksa orada öylece, herkesin içinde beklemesi mümkün değildi. Bugün çok güzeldi, sonucu da başlangıcı kadar hoşuna gitmişti. Ummadığı şekilde yürümüştü sevdiği adama, yüreğinden akan çağlayanlarla sulamıştı onun yüreğini.

 

Zaman böyleydi, beklentilerimizle hayallerimiz birbirinden çok ayrıydılar. Bugün amacı daha başkaydı oysa, projenin sunumu bittiğinde, karşısına geçerek konuşmayı planlarken, herkesin içinde aşkını kelimelere dizmişti. Bu kendisi için bambaşka mucizeydi, sevdiği adamın kendisi zaten mucizeydi. Bugünü hayatı boyunca unutamayacaktı, zamanın ne getireceğini bilemezdi ama bildiği bir gerçek varsa, bugünü daima hatırlayacak olmasıydı. Böyleydi hayat, biz planlar yaparken bize kurduğu planlardan ibaretti. Öylece ilerledi vakitler, çabucak doldu zaman, dersini bitiren sevdiği adam geldi, kendisini alarak okuldan çıkardı. Okul binasının çıkış kapısına geldiklerinde, kendini kadına çeviren genç adam, "Yardım edeyim mi?" dedi sakince. Kabanını elinde tutuyordu, giymeye gücü yetmiyordu anlaşılan. "Olur." Kısa sesle konuştu genç kadın, çünkü halsizdi, bugün bedenindeki ağrılarla gitmişti sevdiği adama. O konuşmayı yaparken sesi bile tam çıkamamış, bazı kelimeleri boğuk söylemişti.

 

"Gel." Elinden montu çoktan alırken kendisine yanaşmasını istemişti. Ters kollarını çevirdi montun, kadının kolunu uzattı. "Dışarısı soğuk epey, seni sevdiğim bir sahil kenarına götürmek istiyorum, bugün üşütmeyelim Çalıkuşu'nu." Zoraki tebessüm etti kadın, bunca yaşanmışlığı unutarak nasıl ona gideceğini düşündü istemsizce. Kollarına geçirdiği montun önünü kavuşturarak ilikledi. Yeniden avuçladı elini, yürütmeye başladı. Kapıdaki güvenlikler, küçük klubüye girdikleri için kimseyle karşılaşmadan okuldan çıkmayı başarmaları işine geldi Hande'nin, şimdi kimseyle konuşacak durumda değildi. Arabaya bindiklerinde kendisi arka koltuğa geçti, neden bilinmez, orası rahat gelmişti şimdi kendisine. Yüzü devamlı aşağıda olmayacaktı, toparlayacaktı mutlaka. En kısa zamanda, itirafta bulunduğu vakit olduğu gibi cesur haline geri dönecekti. "Şimdi seni götüreceğim yer var ya, benim eskiden ne zaman daralsam gittiğim, gittiğimde huzur bulduğum özel mekanımdır." Sessiz kalarak tebessümünü sükut içinde sergiledi. Karşısında araba kullanan adamla bir birlikteliğe ne kadar hazır olup olmadığını düşündü. Büyük ihtimalle, kendisini götüreceği yere vardıklarından, çıktıkları yol hakkında konuşacaklardı.

 

Arabadan indiklerinde sahilin soğuk havası, anında yüzüne çarpmıştı genç kadının. Soğuk olmasına rağmen çok güzeldi. Tuzla sahilinin en güzel kıyısındalardı. "Biraz yürüyelim mi?" dedi temiz havayı içine çeken Hande. Sunum sırasında çoğalan ağrılarından şimdi eser kalmamış, öğretmenler odasında dinlenirken iyice kendine gelmişti. "Yorulmazsan tabii." Başını iki yana salladı genç kadın, iyi hissediyordu. Yürüyerek konuşurlarsa daha hoş olurdu. "Sabahki durumuma göre şimdi çok iyiyim." Önemli konuşmaya geçmeden önce son kez cevap vermişti genç kadın. Bu defa eliyle elini tutmak yerine, rahat yürüyebilmesi için elini kadının beline sıkıca doladı, onu hafifçe kendine çekti. "Normalde soğuk havaları severim ama yanımda değer verdiğim biri olursa çabuk üşürüm." İmada bulunarak konuşmayı çok seviyordu. Ona böyle imalarda bulunmaktan mutlu oluyordu genç kadın. "Yanımda sevdiğim biri varsa bana sarılsın isterim." İlginç olan şu ki, konuşurken yanakları kızarmamıştı. Çevrelerinde belki aileleri olsa çekinirdi ama çekinecek kimse yoktu. "Biz de sarılırız sıkıca, hiç bırakmayız o zaman." İkisi de aynı anda güldü, genç adamın söyledikleri hem kendisini, hem kadını güldürdü.

 

"Sevdiklerime sıkıca tutunmayı tercih ederim zaten, bu herkes için geçerlidir, hayatımdaki çoğu insanda geçerlidir. Rahmetlinin ölümünün ardından zor zamanlar geçirdim. Geride bana kundağında bir evlat bıraktı, anne sütüne muhtaç kızıma bakmak, ona annesizliği hissettirmemek için uğraşmak çok zordu. Aynı zorluğu süt anne olayında yaşadım. Günlerce kabul ettiremedim süt anneyi, sütü kabul etmiyordu. Uzun süre uğraştım, kolay olmadı ama süt anne bulabildim. Acımla tek başıma savaşmayı öğrendim, hayata küsmek; bana göre güçsüzlerin olayıydı, acıya direnmeyi seçtim, acının beni esir almasına asla izin vermedim." Konuşmalarını sürdürürken ona kendini yeniden tanıtmayı istedi genç adam. Birbirleri hakkında bildikleri çok azdı, böyle yaparak belki ona kendini tekrardan, doğru şartlarda tanıtırdı. Zaten normal şartlarda tanışmamışlardı. "Yasemin'i sakın düşünme, ben daima onunla olacağım, annesinin yerini alamayacağım tabii, almaya da niyetim yok zaten ama ona kendini eksik hissettirmeyeceğim. Ben onu çok seviyorum, annesi olamam ama her sırrını paylaştığı, büyürken yanında olan, arkadaşlık eden, sevgiyi ve merhameti öğreten Hande ablası olacağım. Ben merhameti küçük yaşta öğrendim, babam öğretti bana merhameti; kız çocukları zaten hep babalarından öğrenirlermiş merhameti.

 

Aynı şekilde ben de babamdan aldım o değerli hissi. Keşke öğrettiklerinin ardında dursaydı ama o duramadı, bir cinayet davasının dosyasında yer aldı. Ben duracağım öğrettiklerimin ardında, biz üçümüz, çok güzel aile olacağız. Yasemin asla hissetmeyecek annesinin eksikliğini, onun için elinden gelenin ötesinde çabalayacağım. Sen benim için çok çabaladın, o kara deliğe girdiğim gün daima yanındaydın. İnandın, çabaladın; destek oldun, yüz çevirmedin, uzaklaşmak yerine yakınlaştın. Ben babamdan rahatsız olurken onun kaderini yaşadım, o kaderi yaşadığımda sen ve ailen, Yeliz annem ile Nurcan anneden başkası yoktu yanında. Şimdi aile olma zamanımız, kötü, karanlık ve kasvetli günler geride kaldı. Ben istiyorum ki bugünden sonra hiç acı çekmeyelim, daima mutlu olalım."

 

"Hande, sen bana gelmesen de ben zaten sana gelecektim. İnsan çok severse sevdiğini ağlatmak istemezmiş. Seni dün akşam, annemin kollarında ağlarken gördüğümde zaten isteklerimi aklımda bitirmiştim. Konferans odasına girmeden önce gösterdiğim tavırlardan anlarsın, sana bakışlarımda görmüşsündür. Sana gelecektim ama sen bana beklemediğim anda geldin, herkesin içinde büyük cesaret göstererek bana söylediklerinle sana hayran kaldım." Yürürlerken sahilin kokusunu içine çekti genç kadın. Yüzünde sevmenin verdiği tebessüm oluştu. "Ben aslında orada yadırganacağımı düşündüm, böyle düşünerek yaptım. Kelimeler dilimden ansızın dökülüp sonlandığında, herkesten aşağılayıcı tepki bekledim. Yadırganacağımı düşündüğüm yerde insanların gösterdiği ters tepki, beni şaşırttığı kadar mutlu etti."

 

"İşte seni bu yüzden seviyorum, korkularının üzerine gidiyorsun. Olacakları göze alarak bana gelmen daha çok hoşuma gitti. Okuldakilerin tepkisinden korkma, sunum odasında herkes seni anlayışla karşıladı, bundan sonra da zaten üzerine geleceklerini sanmam." Korkmuyordu zaten, kimseden korkacak durumda değildi. Olması gereken ne varsa onlar olmuştu. "Gel böyle oturalım." Deniz kenarındaki banka ilerlediler, yaklaştıklarında oradaki bank, dikkatini çekmişti genç adamın. Önce kadının oturması için yardım etti. Ardından kendisi yanına oturdu. "Şimdi annemler yoğun bir çaba veriyordur, yemek yapmaya çalışıyorlardır." dedi tebessüm eden Hande. Bugün güzel başlamıştı, güzel bitmeliydi. "Benim annem çok hamarattır öyle konularda, seninkine imkan tanımaz." Yeniden tebessüm etti genç kadın, çekinse bile başını adamın omzuna yerleştirdi. Öyle kalmak istedi, bundan biraz ürperdi ama içinden geldiği gibi davranmaya özen gösterdi.

 

Bugün mucizelerle doluydu, umut varken zaten mucize kendisi geliyordu hayatlarına. Çok güzel zaman geçirmişlerdi, birbirlerini tanımak için konuşarak uğraş göstermeye çalışmıştılar. Yeniydi başlangıçları, tüm zorluklara rağmen bir yola çıkmışlar, bu süreçte aşklarını yaşamak için yoğun şekilde uğraşıyorlardı. Zaman öylece akıp giderken akşama uzanan vakitlerde eve dönmüşlerdi. Özenle yemek hazırlayan Nurcan Hanım'ın kırılmayacağını bilseler, daha uzun dışarıda kalmak isterlerdi. "Ben çok sevdim orayı, yine gider miyiz?" derken kendisini arabadan indiren adamın elini tutmasına imkan tanıdı. Sesi çekingendi, sanki uzun süre aşamayacaktı utançlarını. "Gideriz." dedi kısa şekilde genç adam. Bahçeye doğru yürümeye başlarlarken elini öne uzatan Fatih, çevik haraketle bahçenin demir kapısını açtı. İçeriye ilk adımını atacak olan genç kadın, bir an düşecek gibi oldu, demir eşiğe takıldı ayağı, işte o an bacakları birbirine dolanacak gibi oldu. Eli sıyrılırken adamın elinden, yere düşecekken bir anda belinden tutan adam, çekerken geri doğru, düşmekten ışık hızıyla kurtarmıştı.

 

"İyi misin?" Kendine çevirirken dudaklarındaki gülüşe engel olamadı Fatih. Karşısındaki kadının yüzüne gelen bir tutam saçı tekrardan eliyle geriye ittirdi adam. "İyiyim, sen yanımdasın ya, ben çok iyiyim." Sesi titrese bile konuşmayı bırakmadı. "Hiç gelmeyeceksin sandım, hiç bir arada olamayacağız sandım. Gideceğini düşündüm, sana gelememekten ve ben gelemediğim için senin gitmenden korktum. Durdum sonra, dedim ki kendime, 'Fatih gitmez, bırakmaz beni, en karanlık günümde bırakmadı, şimdi mi bırakacak?' dedim, kendimi böyle teselli ettim." Yanağında tuttuğu eliyle kadının yanağını okşadı adam. Yaklaştırdı kendine, alnına dokundurdu dudaklarını. "Gittim mi, bıraktım mı seni?" Yapmadığını, asla yapmayacağını iddaa edercesine konuştu. Kendine çektiği bedenini bırakmadan, alnından indirdiği dudaklarınu saçlarına dokundurdu, koklayarak öptü. "Gitmedin, ben kendimi teselli ederken, boşuna etmişim aslında, senin gitmeyeceğini bilerek etmişim."

 

"Sen o teselliyi çoğu insana veriyorsun, sadece kendine değil. Bana da umut oldun, zor zamanlarımda senin aşkına tutunarak iyileştim. Sen aynı zamanda, benim yüreği yaralı annemi iyileştirdin. Yıllar sonra, çektiği acıların ardından, annemin yüzününün seninle güldüğünü gördüğümde, işte ben orada aşık oldum sana. Şimdi bence hemen içeri geçelim, annemin de, kızımın da sana yine ihtiyaçları var." Karşısındaki adamın söyledikleriyle gülümsedi genç kadın. Karşısındaki adamın beline kollarını doladı. "Olur gidelim, kızımız bizi özlemiştir." Konuşmasına şaşırdığı kadar sevindi adam, kendilerini böyle benimsemesi, Hande'nin özellikle böyle Yasemin'i sahiplenmesi hoşuna gidiyordu. Yürürlerken bahçeden içeriye, kapıya uzanan küçük merdivenleri çıktılar. Önden ilerleyen genç adam, çabucak evin ziline dokundurdu elini. Normalde anahtarıyla açarak girerdi ama bugün yanında Hande olduğundan, kapıyı çalmayı tercih etmişti. Kapı açılırken güler yüzüyle, yüreğinden nehirler misali akan mutluluğuyla Nurcan Hanım açmıştı kapıyı. "Benim canımın içi gelmiş." derken sıkıca sarıldı kızına. "Çabuk içeri geçin, harika bir akşam yemeği yiyeceğiz." Biraz duraksadı Hande, nasıl tepki göstereceğini bilemedi. İçeride kalmak istemiyordu, kendisine zor geliyordu evde yemek. "Hoş geldiniz." dedi üzerinde mutfak önlüğüyle yanlarına gelen Yeliz Hanım. Bugün en güzel günleriydi, evlerinde bayram havası vardı. "Ben sizden ricada bulunsam, biliyorum çok olacak ama ne olur beni maruz görün." Kendinden bağımsız konuştu Hande, elinde değildi. İstemeye mecbur hissediyordu kendisini. "Söyle meleğim, anneye ne sorunun varsa anlatabilirsin." Yüzündeki sıcacık tebessümle bakan Nurcan Hanım, kızının ellerini tutarak öptü. Onu çok seviyordu, İnci'sini alan Rabbi, yerine Hande'sini vermişti, değişen bir durum yoktu.

 

"Ben cezaevinde çok zor günler geçirdim, yani sadece bir ay kaldım ama yetti bana. Oradan ayrılınca, özgürlüğe dair teoriler edindim. Evde çok duramıyorum, özellikle yemek yiyemiyorum. Çoğu geceler cam açık uyuduğum gibi şimdilerde evde yemek yiyemiyorum. Zahmet ettiniz, hazırladınız, biliyorum ama ben rica etsem, bahçede yemek yememiz mümkün mü?" Yüzünde acı dolu tebessüm oluştu Nurcan Hanım'ın, elleri içindeki ellerini dudaklarına yapıştırıp tekrardan öptü. Annesiyle sevdiği kadını görürken içten içe tebessüm etti, belirsizce güldü. "Hassasız biraz bugünlerde." derken karşısındaki annesine kadını tanıttı. "Olacak tabii, hassas olacak, ayrıca siz karışmayın, benim kızım ne isterse öyle olacak. Bende hata, bunu düşünmem gerekti, şimdi hemen bahçeye, dünyanın en güzel yemek masasını kuruyorum." Fatih'in beraberinde Yeliz Hanım da mahcup şekilde baktı karşısındaki kadına. Hande'nin böyle bir istekte bulunacağını tahmin etmesi gerekti. Önceden önlemini alsa, baştan bahçeye kurabilirlerdi. "Düşünemedim ben, düşünmem gerekti aslında." dedi üzgün şekilde. Kimi zaman kızına yetemediğini, iyi anne olamadığını düşünüyordu. "Ben de düşünemedim, takılmayalım bunlara." dedi sakin şekilde Nurcan Hanım. "Siz geçin içeri, biz şimdi beş dakikada kurarız. Siz bahçeye geçin anneciğim, biz hallediyoruz." Yapacağı ne varsa, hepsi için çok heyecanlıydı Nurcan Hanım. Güzel günlere kavuşmanın heyecanı ve mutluluğu vardı içlerinde.

 

Çok sürmedi, evdeki herkes bahçe masasının çevresinde toplandı. Heyecanlı başlayıp, korkulardan sıyrılıp güzel geçirdikleri günün akşamı da aynı güzellikte devam etmeye başladı. Herkes otursa bile bir türlü oturamayan Nurcan Hanım, sürekli masanın kontrolünü sağlamakla uğraşıyordu. Genel anlamda Hande'nin yakınlarındaydı sürekli. "Tabağına salatadan da koyayım mı anneciğim?" demişti içtenlik içinde. Karşısındaki kadının sorduğu soru karşısında ikileme düştü, zaten önündeki yemeği yemekte zorlanıyordu. "Yok, böyle çok iyiyim ben." derken kesin kararlıydı. Yemeği yemekte zorlanırken bir de salatayla uğraşamazdı. Eline çatalı aldı, patlıcan kızartmasının tanelerini parçalamaya çalıştı ama tek başına çatalla olmuyordu bu işlem. Yanındaki Fatih'e baktı, şaşkınlığına engel olamadı. Lavaşa dürerek çok rahat yiyordu. Kendisi hariç herkes rahattı yeme konusunda. "Şey." dedi gevelerken, nasıl söyleyeceğini bilemedi. İlk olarak Nurcan Hanım'ın bakışlarıyla karşılaştı. Kendisine ne olduğunu sorarcasına bakıyordu. "Ben bir tane bıçak alabilir miyim?" Sorduğu soru karşısında aniden herkesin gülüşüne şahit oldu. Kendisini çatal bıçak kullandırmaya alıştıran Yeliz Hanım bile gülmüştü tutumuna.

 

"Anneciğim ortamımıza göre hareket etsek, olur mu bir tanem? Ben onu sana böyle ortamlar için öğretmedim, sadece bizim davetlerde bıçak kullansan yeterli. Zaten bu yemek de çatal bıçakla yenmez." Yeliz Hanım'ın dedikleriyle iyice afalladı, önündeki patlıcan kızartmasını nasıl yiyeceğini gerçekten bilmiyordu. Herkes kendisine tebessümle bakarken kendisine ilk el uzatan Fatih oldu. "Ben sana yardım edeyim." derken elini lavaşa uzatarak böldü. Önündeki tabaktan kızarmış patlıcanları alarak içine özenle yerleştirdi, ardından lavaşı yuvarladı. Eline uzatırken yüzünden tebessümü düşürmedi. "Böyle dene, bence rahat edeceksin." Herkesin tebessümü içinde eline dürümü alırken biraz şaşkındı. "Ağabeyimin değerini bil, şimdiden seni eliyle beslemeye başladı." dedi gülerken Seda. Söyledikleri herkesi güldürmüştü. Utansa bile kıvranarak, sessizce elindekini yemeye başladı Hande, başı önünde, söylenenlere aldırmadı. Zor bir yemekti, özellikle elleri batmıştı ama yemeye mecbur hissetti kendisini. Bulunduğu yere uyum sağlaması gerekti, yemek bitince ardından ellerini yıkayacaktı.

 

Öylece akıp giden vakitti huzur içinde güzel bir akşam yemeği yendi. Herkes çok mutluydu, keyifler yerindeydi. Yaşanan onca güzelliğin içinde bir olay daha dikkatini çekti Hande'nin. Haddinden öte üzerine titriyordu Nurcan Hanım, kendisine küçük çocuk misali davranıyordu. Bunaldığını hissetse bile bunu belli etmekten kaçındı. Yemeklerin yenmesinin ardından çaylar demlenmiş, sıcak çay eşliğinde sohbetler devam etmişti. Yerinden asla Hande'yi kaldırmayan Nurcan Hanım, o bahçede otururken Yeliz Hanım'la birlikte yine bahçe masasına çay servisi açmıştı. Özenle hazırladığı tarçınlı cevizli keki ve kadayıf dolmasını tabaklara yerleştirdi. Servisleri tamamlamasının ardından hemen Hande'nin yanına oturmuş, bir an olsun yalnız bırakmamıştı kızını. "Yesene yavrum, senin için özel olarak yaptım hepsini." Yanına oturduğundan kısa süre sonra konuşması, biraz şaşırttı kadını. Şaşkınlığını belli etmedi, gerilse bile anlaştırmamak için çaba gösterdi. "Yiyorum anneciğim, çok güzel olmuşlar." dedi güleryüzle. Yeliz Hanım duymamıştı anne dediğini, duyacağını bilse şimdi demezdi. Henüz onun yanında Nurcan Hanım'a 'Anne' dememişti, biraz bekleyip alıştırarak diyecekti, şimdilik çekiniyordu.

 

"Aç bakayım ağzını." Çatala keki takması, ağzına uzatmasına iyice şaşırdı. Neden böyle davranıyordu, gittikçe kendisine bağlanıyordu. Hoşuna gitse bile şimdilerde bunalıyordu. Sözünü ikiletmeden ağzını araladı, tam o sırada, karşısında oturan Fatih'le göz göze geldi Hande. Sanki bunaldığını anlamış gibi hali vardı. "Bırak da kendisi yesin anne, daha rahat edecektir." dedi sakin şekilde. İtiraz edecek gibi oldu ama herkesin içinde oğlu tarafından uyarılınca bir daha diretmedi Nurcan Hanım. Yaptığı doğru değildi, biliyordu ama içinde Hande'ye karşı olan sevgisi, günden güne büyüyordu. "Tamam canım, sen kendin ye, ben o sırada, bir isteğimi konuşacağım." Önüne döndü, aklındakileri söylemenin sırası gelmişti. Hazır Yeliz de dikkatini kendilerine vermişken konuşacaktı Nurcan Hanım. Konuşmalarına başlamasına imkan kalmadan Seda, kollarında Yasemin'le içeri girerken herkesin dikkati onun üzerine çoğaldı. Yerinden doğrulan Hande, kollarını karşısındaki Yasemin'e uzattı. "Alabilir miyim biraz?" derken sesi şimdiden sıcacıktı. Şaşırsa bile tebessümünü esirgemedi Seda, aile manzarasını görünce mutlu oluyordu. "Olur ama uykudan kalkınca biraz huysuz oluyor, gördüğün gibi şimdi de çok sızlıyor." Çekindi Hande, kucağında ağlamasını istemedi. Uzattığı elleri havada kalırken ne yapacağını bilemedi. "Sen ver kızım, ağlarsa ben alır, sakinleştirir, geri Hande'ye veririm." Kendinden emin konuşurken Nurcan Hanım, şimdilerde amacı, Yasemin'i daha çok Hande'ye bağlamaktı. Böylelikle istekleri gerçekleşir, ikisini tez vakitte evlendirirdi. Zaten az önce Seda, içeri girmese, nişan mevzusunu açacaktı.

 

"Merhaba, ben geldim." derken uzattığı kollarının arasına aldı, daha kucağına aldığı anda, diliyle gevelediğini duydu. Ne dediğini anlamaya çalıştı genç kadın. Yasemin, heceleri birleştirerek, boğuk bir sesle, "Merhaba." demişti kendisine. Şaşkınlığını üzerinden atamadan öylece durdu, önce duyduklarını algılamaya çalıştı. Dudaklarından bilinçsizce, duyduğu kelimenin etkisiyle kocaman kahkaha dökülürken yanağına uzattı dudaklarını, incitmeden öpücük bıraktı. Sadece Hande değil, ortamda herkes gülmüştü duyduğu kelimeye. Ağlamanın aksine, konuşmuştu Yasemin, beklenmedik şekilde konuşmuştu. "Oh." dedi tekrardan kokusunu içine çekerken. "Meleğim benim, çok özledim ben seni, geldim uyuyordun, uyandırmaya da kıyamadım." Konuşmaları sürerken Hande, yerinden çoktan kalkan Fatih'in desteğiyle, çok zorlanmadan sandalyeye oturdu. Seda'nın elinden içi süt dolu biberonu aldı, hazır Hande'nin kucağındayken içirecekti. "Neyse ki artık bitti, daima beraber olacağız. Ayrı kalmayacağız bundan sonra, daha sık görüşeceğiz." Hande'nin konuşmaları devam ederken Fatih, elindeki sütü karşısında duran kızına uzattı. Sütü almak istemediği için Hande'ye sığınan Yasemin, ağlamaklı sesler çıkarmaya başlamıştı.

 

"Yok." dedi incitmemek için uğraşan genç adam. "Yok güzelim, ağlama tamam, yanındayım ben." Henüz verememişti sütü, vermeye çalışmıştı sadece. "Bir de ben deneyeyim, ister misin?" Elini süte doğru uzattı Hande, ne yapacağını o an şaşırmıştı aslında. Çok mümkün değildi Hande'nin başarılı sonuç alması ama şans verebilirdi Fatih. Sütle dolu biberonu kıza uzattı. Aldığı biberonu bebeğe incitmeden uzattı ama istediği sonucu alamadı genç kadın. Yeniden ağlayarak huysuzluk yapması, içten içe üzmüştü genç kadını. "Hande tamam, hepimize böyle davranıyor arada, uykudan kalkınca alamıyor hemen sütü. Sen bana uzat, tekrar deneyeyim. Olmazsa anneme denetiriz, onu annesi gibi görüyor zaten, ondan alma ihtimali yüksek." Kadının kollarından alırken ağlamasını durdurmak için eliyle saçlarını okşadı. Kendine bastırdı, susmasını beklerken kadının elinden sütü aldı. "Akıllı benim kızım, biraz nazlanır ama alır sonra, üzmez babasını." Eline veremedi biberonu, nadiren eliyle tutardı ama kendisi uzatınca, kendi elinden içmeye başladı. "Hep böyledir benim meleğim, ya babasında susar; ya bende, ya da annesinde, yani şimdiki annesinde." Nurcan Hanım'ın kurduğu cümle karşısında yüzü sapsarı kesildi Hande'nin, tepki vermek orada kalsın, ansızın nutku tutuldu. Kendisini Yasemin'e alıştırmaya çalışıyordu ama yaklaşımı doğru değildi.

 

"Ben onun, annesinin uzaklarda olduğu, gelemediği ama aslında gelmesinin mümkün olmadığı için gelemediği, onu çok sevdiği gerçeğiyle büyüten Hande ablası olmak istiyorum. Beni bu konuda anlayacağınızı umut ediyorum, Yasemin hiçbir zaman, beni annesi olarak bilmeyecek. Daima ölümün de hayat kadar gerçek olduğunu, bir pedagog yardımıyla, en güzel şekilde öğreteceğim. Beni annesi olarak bilirse, toprağın altında yatan birine saygısızlık etmiş olurum, buna asla izin vermem." Böyle bir konuşmaya girmesi gerekti, geç bile kalmıştı aslında. Konunun açılmadan kapanması açısından doğru şekilde düşüncelerini izah etmişti. Fatih, işte o an; kızına sütü içirirken Hande'yi dinlediğinde, konuşmalarına hayran kalmıştı. Bakışları, sevda içinde dolandı sevdiği kadının üzerinde, hayranlığını bakışlarıyla belli etti. "Benim kızım akıllı zaten, nerede nasıl davranacağını çok iyi bilir. Ben daima senin yanında olacağım zaten, Yasemin konusunda hiç zorlanmayacaksın. Ben aslında biraz önce anlatacaktım düşüncelerimi, Yasemin'imiz uyanınca konu aktı gitti." Aklındakileri şimdiden izah edecekti Nurcan Hanım. Bir yerden başlamaları gerekti, sürekli aynı yerde duramazlardı. "Ben diyorum ki, hepimiz için hayırlı olanı yapalım. Kendi aramızda da olur, sizi yormak istemem. İki aile arasında nişan yapalım, ilişkinizin bir adı olsun istiyorum."

 

"Benim için uygun zaten." dedi Yeliz Hanım. Severek kabul ederdi. "Benim evimde yaparız, zaten nişan, kızın ailesinin evinde olur. Gelir benden istersiniz, tabii henüz Neslihan'ın haberi yok, Hande görüşüyor onunla ama ne zaman söyler bilmiyorum. Kabullenecek mutlaka zamanla, benim evime gelir, ikimizden istersiniz. Çok güzel ortam ayarlarım ben, evin bahçesini varana kadar her yeri donatırım, mekandan daha güzel yaptırırım. Benim zaten hayalimdi, çok çabaladım ikisi açısından, isterim elbette nişan töreniyle isimlendirilmesini ama Hande ne der, orasını bilemiyorum."

 

"Görüyorsunuz, ben acı dolu bir evliliği geride bıraktım." Gerildi biraz ama sinirlenmedi, gerginliğini belli etmemeye çalıştı. Sakin kalarak yanıt verebilirdi, düzgün konuşacaktı. "Hayatta kalabilmek için birini öldürmeye teşebbüs ettim. Cezaevinde kaldım, oradan çıksam bile toparlanmam uzun zaman aldı. Size tabii ki hak veriyorum ama inanın yorgunum, bunca yara kabuk tutmadan ben nasıl iyileşmeye çalışırım."

 

"Yavrum benim, sen elini bile atmayacaksın inan bana." Heyecanla konuştu Yeliz Hanım, ikna ederse çok güzel olurdu. "Düşün ki bir eğlence mekanına gidiyorsun, hazır mekanda yiyip içip gülüp eğleniyorsun. İşte bu da öyle, git Dilek Teyzenlerde kal, nişan saati konuk gibi gel eve. Sana söz veriyorum, asla incinmeyeceksin. Öyle herkesi doldurmayız sen istemezsen, aile arasında olur. Neslihan Anneni bana bırak, seni üzmesine izin vermem. Ben düzgünce izah ederim ona, istersen hiç bilmesin, çok sonra söyleriz." Başını iki yana şiddetle salladı, bunu göze alamazdı. Şimdilik haberi olmasa bile anlatacaktı annesine, alıştırarak anlatacaktı. "Asla, haberi olacak." dedi ürperti içinde. Hatasını anlamış sonuçta, gelmiş mahkemede şahitlik etmişti. "Tamam ben ona düzgünce izah edeceğim. Sen kabul et, hepsi beni kontrolümde olacak, karışmak istersen beğenmediklerinle beğendiklerini ilet ama istemezsen o da kalsın. Sadece bana bırak kızım." Heyecanlı konuşuyordu, heyecanlı olmamak elde değildi. Konu açıldığında bile mutluluktan kalp atışları hızlanmıştı. "Ben de yardım ederim, normalde Yeliz'e bırakmazdım ama nişan madem kız kısmının evinde olacak, olsun ben yine yardım ederim. Biz iki kadın birleşince, hepsinin üstesinden geliriz. Sen tamam de, gerisini bize bırak."

 

"Bana hiç bakmayın." dedi kucağında kızını uyutmaya çalışan genç adam. Kendisi tabii ki istiyordu ama olaylar böyle yeniyken karşısındaki kadını bunaltmak istemezdi. "Hande neyi nasıl isterse öyle olacak. O ne derse öyle ilerleriz. Mutlaka olacak ama bekleyelim derse anlayabilirim." Söylenenler, özellikle yanındaki adamın dedikleri hoşuna gitti. Seçeneği kendisine bırakmaları tebessüm ettirdi kadına. "Tamam." Kelime dudaklarından döküldüğü anda iki annenin de sevinç çığlıkları doldurdu ortalığı. Fatih tepkisizdi, memnuniyetini sakince, yüz hatlarıyla belli ederken anneler öyle değildi, mutluluklarını birbirlerine sarılarak göstermiştiler. Yerinden tebessümle doğrulan Hande, yanındaki adamın kucağındaki bebeğe kollarını uzattı. Sevinç çığlıklarına uyanmış tekrardan, olanları anlamaya çalışıyordu. "Benim aileme zamanla alışacaksın Yasemin'ciğim." Karşısındaki kadının söyledikleriyle hem kadın, hem de adam gülmüştü.

 

O akşam Hande'yi, yanında Yeliz Hanım'la beraber bırakan Fatih, aklındakini sormuştu kadına. Yeliz Hanım içeri girerken Fatih, kısa süreliğine durdurdu Hande'yi, bunu yalnız sorsa daha iyi olacaktı. Kapı önünde bekledikleri, akşamdan geceye uzanan vakitte, "Seni annem biraz bunalttı mı, bana mı öyle geldi?" dedi merakla sorarken. Birkaç saat önce bunu çok rahat hissetmişti, hislerinde yanılmazdı kolay hal ama yine de kendinden emin sormak istemezdi, yanılabilirdi de, belli olmazdı. "Yok." Sesi sıcacıktı, ne olursa olsun, bunu sorun etmezdi. "Sadece bana çok bağlandı, hayatımda böyle sevilmediğim için biraz değişik buldum ama ben onu çok seviyorum." Karşılıklı durdular öylece, sessizliğin içinde olanları anlamaya çalıştılar. "Ben yine de konuşurum kendisiyle, biraz boğdu seni, görünce müdahale ettim zaten. Yetişkin olduğunu unutmaması konusunda uyarırım. Korkma, senden duyduğumu demem. Sen şimdi içeri geç, ben sabah seni buradan alacağım." Sadece bakışlarıyla onayladı karşısındaki adamı, sessizce içeriye ilerledi. Bugün öyle yorucu geçmişti ki, bir an önce uyuyarak dinlenmek istiyordu.

 

Sabaha rahatsızca uyanınca, nedense gözünü açtığı çoğu gün böyleydi. Kendini buraya ait hissetmiyordu, böyle hissetmek de, açıkçası daima rahatsız ederdi kendisini. Neslihan Hanım'dayken, belki onun evinde daha rahat ederdi, Yeliz Hanım'ın evinde olduğu gibi rahatsız hissetmezdi kendisini ama orada da huzuru yoktu. Henüz bir yere ait olamamıştı, bundan böyle hayatında ne olurdu, onu da bilmiyordu. Yatağından kalkarken vakit kaybetmedi, zorlansa bile çabuk hareketlerle yatağının üzerini kapattı. Ayna karşısına ilerledi, kendini kontrol etti. Sevdiği elbiselerinden birini üzerine geçirdikten sonra makyajını tamamlayacaktı. Önce odasındaki banyoya girdi, elini yüzünü yıkadı. Uykusu olsa bile uyuyamamıştı, kendini yabancı hissettiği, yük hissettiği yerlerde ya da huzursuz olduğu ortamlarda, genelde uykusuz ve yorgun olurdu. Banyodan çıkarken dolabına yöneldi. Sevdiği klasik ama şık duran, aynı zamanda daima giydiğinde huzur bulduğu çiçekli elbiselerden geçirdi üzerine. Aynadaki görüntüsüne tebessüm etti, hayatın nereye sürüklediğini bilmeden yürüyordu ama varsın olsun, gidişlere bırakacaktı kendini, kadere teslim etmekten başka seçeneği yoktu şimdilik. Çabuk tamamladı makyajını, çabuk hazırlanmayı seviyordu, oyalanmaktan hoşlanmazdı. Eline çantasını alırken aynanın önünden doğruldu.

 

"Günaydın Serap Hanım." Sabahın erken saatlerinde kalkarken ilk gittiği yer, mutfak olmuştu. Karşısındaki yardımcılarına baktı, ardından mutfak masasında göz gezdirdi. Kahvaltı servisini buraya açmıştı. "Günaydın." dedi karşısındaki kadın, sesi durgundu, erken saat olmanın verdiği durgunluk vardı anlaşılan. Henüz kimse daha açılamamış, kendine gelememişti. Buraya servis açmıştı ama annesi ortalarda yoktu. "Kahvaltı hazır Hande Hanım, anneniz sıkıca tembihledi; kahvaltı edecek, ardından ilacınızı alacaksınız." Sadece başını salladı, böyle dediğine göre annesi evde değildi ama neredeydi acaba? "Nerede annem?" dedi çevresine bakınırken, kesin yine derneklere gitmişti. Dernek içerisinde kahvaltılar oluyordu arada, kahvaltı sırasında yapılan toplantılara katılmış olabilirdi. "Nişan alışverişine çıktı." Şaşkınlığa büründü ansızın, beklememişti bunu. Dün sadece bir kere ağzının ucuyla kabul ettiğini belirtmesi, annesini anında harekete geçirmişti. Üzerinde durmadı, kendisi hiç ilgilenmeyecekti bunlarla. Zaten daha Neslihan Hanım'ın haberi yoktu, onu çözene dek nişan yapamazlardı. Kahvaltı masasına oturduğu sırada telefonuna gelen bildirimi açtı. Fatih'ten gelen mesajı açarken diğer yandan kahvaltısına başladı. "Seni evden alacağım, okula beraber geçeceğiz, sakın bir yere kıpırdama." Yolunu uzatıp bunu yapmasına gerek yoktu aslında, kendisi bir şekilde gidiyordu. Üzerine durmadı, şimdilik sorun değildi kendisini alması. Bunu belki kendisiyle zaman geçirmek için yapıyor olabilirdi.

 

Dışarıya baktı, bahçe içerisinde, doğum gününde Alper'in kendisine aldığı arabaya göz gezdirdi Hande. Buradan okula giden yol, epey trafik oluyordu. İstanbul trafiğinde kendini kontrol ederek araba kullanması epey riskliydi. Buna bir süre daha kalkışmayacak, belki hiçbir zaman da riske girmeyecekti. Zaten bu duruma Yeliz Hanım, oldukça tepkiliydi. Tek başına yola çıkmamasını, arabaya heves ederse kendisinin Hande'yi istediği yere götürebileceğini izah etmişti. 'Ben kullanırım, beraber çıkarız, arabanı öyle görürsün.' demişti katı şekilde. Nurcan Hanım'ın tepkisini tahmin edebiliyordu, böyle hevesleri olduğunu bilse, sanki çok sert çıkışacaktı kendisine. Ona bu hevesini açmaya cesaret bile edememişti bir türlü. Kahvaltısını çabucak tamamlamasının ardından ilaçlarını aldı, biraz dinlendi ve yerinden doğruldu. Fatih'in gelerek kendisini almasını bahçede bekleyecekti Hande. Dışarıda olduğunu yardımcılarına belirterek kapıya ilerledi. Dış kapıyı açarken içeriye dolan temiz havayı içine çekti. Dışarıya adımını attı, evin kapısını kapattı. Küçük merdivenleri inerken başını kaldırdığı anda, bahçe kapısının önünde gördüğü gölge karşısında öylece kalakaldı. Gördüğü görüntüyü tanımaya çalıştı, bekledi sadece. Baktıkça karşısındaki kişiye, usulca tanımaya başladı. Yüz hatlarını gördüğü anda, midesine giren bulantıya engel olamadı. Başını şiddetle iki yana salladı, hayal görmeyi temenni etti ama değildi, gerçeğin ta kendisi duruyordu karşısında.

 

"Merhaba kızım." Yıllarca katı, umursamaz ve ilgisiz bulduğu Seher Hanım, bugün karşısına tüm samimiyetiyle gelmişti. Sesi öylesi durgundu, konuşma şekli kırık döküktü. Neden geldiğini asla merak etmiyor, merak etmeyi bile tercih etmiyordu. "Siz." dedi şaşkınlığına engel olamadan, yutkunmakta zorlandıkça, solukları birbirine dolandı. Sesi titredi genç kadının, epeyce tökezledi. Sinirinden sesini bile bulmakta zorlanıyordu. "Siz buraya hangi yüzle geldiniz bilmiyorum ama sizin bilmeniz gereken önemli bir gerçek var. Şimdi hemen kapımdan defolup gitmezseniz, anında polis çağırırım." Bugün üzerine düşenleri konuşacaktı, zamanında üzerine düşen bedelleri ödediği gibi şimdi konuşma sırası kendisine gelmişti. "Boşuna mağduru oynamayın Seher Hanm, kapıma gelip böyle boynunuzu bükmeyin; yakışmıyor size, emanet duruyor sizde bunlar. Sanmayın ki buradan haklı çıkarak gidersiniz, herkes biliyor benim yaşadıklarımı. Başta siz şahit oldunuz ama sessiz kalmayı denediniz. Herkes sizin gibi susmuyor emin olun, mahkeme günü hakim bile anladı beni, acırcasına baktı yüzüme. Hayatta kalmak için öldürmeye teşebbüs ettiğim, boşanma davasının olduğu mahkemede ortaya çıktı. Şimdi buradan gitmezseniz, aynı utancın on katını yaşatırım size." Konuşmaları ağırdı karşısındaki kadın açısından, susmayı tercih etti Seher Hanım. Bir süre sustular, ortalıkta soluk seslerinden ötesi duyulmadı. Buraya gelmeye mecbur kalmasa, hayatların karartan şu kızın karşısına çıkmazdı.

 

"Doğru kızım, sen çok haklısın. Yine mağdur edilen sensin, haklı olan sensin, herkes senin etrafında dönüyor, tüm dünya seninle beraber. Benim oğlum yoğun bakımda yattı günlerce, doktorlar bile üzülmedi haline, senin yüzünden yattı o hastanede ama haklı olan mutlaka sensindir. Ben buraya zaten senin için gelmedim, sana hesap sormaya da gelmedim, eşimden başka kimsenin umrunda değilsin bizim ailede. Beni buraya getiren, korkunç bir trafik kazası geçiren Fahri Hocan oldu, söz konusu o olmasa, asla gelmezdim." Korkular, tedirginlikler, şaşkınlıkların içine karışan soluk sesleri, öylece ortalıkta gezindi. Aslında merak etmemesi gerekti ama içindeki vicdan, buna el veremedi. Susması gerektiği yerde başladı konuşmaları. "Benimle ne ilgisi var acaba?" Sormaması gerekti oysa, hemen kapısından polisle aldırması gerekti bu kadını, merak etmemesi gerekti. "Dedim biraz önce, ağır trafik kazası geçirdi. Arabası kamyonun altına girmiş, durumu ağır. Yoğun bakımda tedavi altında, doktorlar, bir sürprizle karşılaşarak sonsuzluğa uğurlayabileceğimizi söylediler." Söyledikleri karşısında öylece bekledi genç kadın, olanları idrak etmeye çalıştı. Şaşırmaması gerekti, günün birinde Fahri Bey'in bu dünyadan sessizce çekip gideceğini biliyordu. "Onu anladım, ben ne yapabilirim, benden ne istiyorsun?"

 

"Tüm bedeni makinelere bağlı, her yeri sargılı, yarası kapanmıyor. İyileştiğini sandığımız günlerde daha kötüye gidiyor. Sadece bir ara açtı gözlerini, kısık sesle konuştu, seni sayıkladı. Başta inanmadık, inanmak istemedik ama çok sürmeden anladık, sayıkladığı isim sana ait. Ben seni vicdanınla baş başa bırakıyorum, canın isterse gelir görürsün. Yok ben istemiyorum dersen seni anlayamam ama kabul ederim, yanlış duymadın, seni anlayamam, anlamak istemiyorum. Sen bize akıl almayacak kötülükler yaptın, benim evladım senin yüzünden canından oluyordu az daha, bunları unutmayacağım. Haklı çıkma çabalarına devam edebilirsin, hakim seni anlamış olabilir ama ben anlamayacağım. Benimle gelmeni de istemiyorum ayrıca, canın isterse, ben gittikten sonra gelirsin. Lokman Hekim İstanbul Hastanesindeyiz, yerini biliyorsun zaten."

 

Öylece bekledi, olanları anlamaya çalıştı. Yine aynı vicdan azabının içine sıkışıp kaldı. İnsanlar ne çok seviyordu kendisini hassas noktasından, merhametinden vurmayı. Karşısındaki kadın, en ağır sözleri yüreğine ok gibi batırarak çekip gitmişti. Ağlamayacaktı, sabırla durdu öylece, ağlamak istemiyordu, bugün olamazdı. Kapıdan çıkan kadını izlerken bekledi sadece. Hassas noktasına hançerler batırarak gitmişti. Oraya elbette gidecekti ama tek başına değil. Yanında mutlaka kendisini oraya gideceği için yargılamayan biri olacaktı. Kendi kendine durdu, beklemeye başladı. Çok sürmedi, giden kadın tarafından kapanan bahçe kapısı, bir başkası tarafından açıldı. "Hande." İçeriye girerken kapıyı tekrar kapattı, öylece orada duran kadının yanına gitti. Bakışlarındaki şaşkınlığa ve meraka engel olamadı. "Neyin var senin, beni mi bekliyordun sen burada, oturup beklesene, niye böylesin?" Yanına yaklaşırken kadının bakışlarındaki üzüntüyü gördü. Ağlayacak gibi hali vardı, bakışları buruktu, gözleri dolu. "Sana anlatmak zorundayım, Yeliz anneme söylersem bana çok kızar, sinirlenip bağırır, anlamaya çalışmaz. Aynı şekilde Neslihan annem de kızar, 'Ben sana şahitlik ettim, senin yaptığına bak' der büyük ihtimal. Nurcan anneye söylesem belki anlayış gösterir ama seni de o büyüttü, o senin annen olduğuna göre, belki sen de anlarsın beni. Anlamayıp kızarsan kabullenirim ama ne olur önce dinle. Bugün Seher geldi, Fahri Hoca kaza geçirmiş, yoğun bakımdaymış, durumu ağırmış, belki ölebilirmiş bile, öyle söyledi bana. Beni sayıklamış bir ara, bana istersem gelmemi söyledi ama ben kararsızım."

 

Yutkundu önce, bir süre konuşamadı, bekledi genç kadın. Dolan gözlerinin akmaması için kendini zor durdurdu. "Görsen öyle ağır konuştu ki, sanki tüm olanların sorumlusu benmişim gibi davrandı bana. Umrumda değil, düşünceleri de aynı şekilde, beni ilgilendirmiyor. Ben sadece, oraya giderek Fahri Hocayı görmek istiyorum. Büyük ihtimalle son olur, belki daha göremem ama son bile olsa görmem gerek. Yalnız gitmeye zaten niyetim yok, oraya tek gitmeye çok ürperiyorum, beni anlayacak kimse de yok ki benimle gelsin. Kızma bana yalvarırım, yargılama beni, oraya gitmek zorundayım." Sessiz kaldılar, kısa süreliğine susan genç adam, duyduklarına tahammül etmeye çalıştı. Şimdi sert tepki verirse, henüz güvenini kazanma aşamasındayken, kazanamadan kaybedecekti. Üstelik gizli iş yapmamış, danışıyordu kendisine. "Seninle bir şart karşılığında gelirim." dedi dudakları kenara kıvrılırken, olayı biraz eğlenceli duruma getirerek ortamı yumuşatsa güzel olacaktı. Şaşkınlıkla tepkilerini izleyen kadının yanağını okşadı, baş parmağını yanağında gezdirirken dudağına indirdi. "O insanların, özellikle Seher'in karşısında ezilip büzülmek yok, bunu biraz önce de yapmışsın anladığım kadarıyla, benim hiç hoşuma gitmedi. Özellikle Seher karşısında, onun dediklerine aldırıp kendini suçlamanı istemiyorum, sen suçlu değilsin, kaç kere söyleyeceğim bunu sana. Yaşayabilmek için o bıçağı savurdun, onu bile bilerek değil, anlık bilinç kaybıyla yaptın. Diğer kadınlar gibi toprağın altında olmadığın için o adam yoğun bakıma düştü. Keşke oradan çıkamasaydı ama ben bu kez seni cezaevinden çıkaramazdım. Bizden uzakta olsun canından, tek temennim bu. Aynı şekilde senden de böyle düşünmeni istiyorum."

 

"Ben biliyorum zaten, hepsinin bilincindeyim ama..." Elini dudakları üzerine dokunduran genç adam, susmasını istercesine bekledi. Suçsuz olduğundan ötesi yoktu, daha ilerisine müsaade etmezdi. "Aması yok, modumuzu yüksek tutuyoruz. Şimdi hemen okula geçelim, çıkışta hastaneye gideriz. Annenlerin haberi olmayacak, içini rahat tut, sırrın bende." Gülerek konuştuğunu gören genç kadın, kendi de tebessüm etti. Gerçekten iki annesinin de bilmemesi gerekti. Yoksa asıl hesap vermek o zaman zorlaşacak, vicdanı o vakit iyiden iyiye paramparça olacaktı. "Teşekkür ederim." dedi tebessümü çoğalırken, çekinrek bile olsa sarıldı karşısındaki adama. Henüz alışamamıştı, ürperiyor, elinde olmadan çekiniyordu. Bunu da aşacak, karşısındaki adama zamanla alışacaktı. "Gecikmeyelim, hadi yavaşça çıkalım, ders başlar birazdan." Yeniden elini tutarken kadının, ürpermesine belli belirsiz, ona göstermeden sırıttı. Karşıya doğru yürürlerken evin bahçesinden çıktılar. Yolun karşısında duran arabaya ilerlediler. "Çok güzel." dedi iç geçirirken genç kadın, araba görünce mutlu oluyordu. "Senin arabanı oldum olası çok severim, lacivert normalde dikkatimi çekmez ama çok hoş bir lacivert. Böyle hafif parlıyor, gizemli duruyor." İlk öyle tanımıştı yanındaki adamı, lacivert arabasını görerek tanıyabilmişti. O günleri hatırladıkça ürperse bile tedirginliklerini köşeye çekerek hatırlamamaya çalıştı. "Sana da kullandırırım bir gün, geçiririm seni direksiyon başına. Şimdi derse yetişelim, bana ileride hatırlat, söz sana kullandıracağım." Sessiz kaldı, ancak yanında biri varken direksiyon başına geçmeye cesaret edebilirdi zaten. Biri varken bile çok zordu. Alper'in kendisine doğum gününde hediye olarak aldığı arabanın başına geçememiş, Yeliz Hanım'a kullandırıyordu. Onunla biniyor, o kullanırken içinde yolu izleyerek hevesini almaya çalışıyordu.

 

Arabada yolun bitmesini beklerken aklına olanlar geldi. Çerçeve olayını hatırladı istemsizce, şimdi Fatih'le konuşsa, kendisinden şüphelenebilirdi. Zaten ne konuşacaktı, haberinin olup olmadığını bile şu an bilmiyordu. Susması daha doğruydu, üzerine konuşursa olay uzardı. "Annem seni çağırıyor, dersten çıkınca önce hastaneye, oradan anneme geçeriz." Karşısındaki adamın konuşmaları karşısında içine huzur doldu, annesine gidecekti. Anneleri içinde en çok onu seviyor, sevmek istiyordu. O çok özeldi, zor zamanlarındaki enkazdan ona tutunarak çıkmıştı. "Bana kızımı getir dedi bugün, sana büyük bir sürprizi varmış." Şaşkınlığına merak, beraberinde annesine olan yoğun sevgisi eklendi. O böyle davrandıkça ona olan sevgisi artıyor, hemen yanına gitmek istiyordu. "Şimdi sürprizse söylemezsiniz, senin haberin var mı?" İçindeki meraka engel olamadan sordu, elinde olmadan meraklanmıştı. Bunu direksiyondaki adama sorarken yüzünden tebessüm eksilmedi kadının. "Çok ilgilenmesem bile biliyorum ama söylemeyeceğim, annem sıkı uyardı." İyice şaşırdı genç kadın, böyle bir tutum sergilenmesini beklemiyordu. Tavırlarını biraz tuhaf karşılasa bile konuşmadan duramadı, şaşkınlığını konuşmalarıyla belli etti. "Niye ilgilenmiyormuşsun sen?"

 

"Beni ilgilendiren sadece sana olan sevgim, gelecek güzel günlerimiz. Sana sürprizi ben yapsaydım tabii ilgilenirdim ama şimdi annem bize böyle rakip olunca çok ilgilenesim gelmiyor." Şakayla karışık konuştuğunu anlayan genç kadın, istemsizce sesli şekilde güldü. O gülüşü gören adam, eliyle direksiyonu yana kıvırdı, okulun sokağına girerken kadının yüz hatlarını inceledi. Yanındaki kadını sevmek, her zorluğa değerdi. "Yürüyelim mi biraz?" Park yeri gözüne çarparken okula uzak kaldığını anladı. Kabul ederse yürüyebilirlerdi. Park alanına para ödemek istemiyordu. "Olur." dedi alçak sesle genç kadın, anlamıştı serbest park alanı bulduğunu, ses çıkarmadı. Aracı durdurmasını bekledi sadece, çok kısa sürdü beklemesi, kısa vakitte durdurdu, tamamen park etti. Arabadan aşağı inen genç adam, kısa sürede dolanarak kadının yanına ilerledi, kapısını açarak elini ona doğru uzattı. "Gel." dedi sakince inmesini beklerken. İndirdi, elini bırakmadan kendine çekti, diğer eliyle kapıyı örterek aracın kapılarını kilitledi. "Anlaşılan annem daha çok aramıza girecek." Yanındaki kadını güldürmek için benzer bir espri yaptı. Yalan değildi aslında, Hande'ye çok bağlıydı annesi. "Sürprizini merak ettim." dedi gülerken kadın. Gerçekten merak ediyordu, mucizelerle dolu anneye sahipti. Kendine bile itiraf etmekten utanıyordu ama kalbi en çok Nurcan annesiyle mutlu oluyordu. Yürümeye devam ederlerken içindeki heyecan çoğaldı.

 

"Kolay gelsin Hüseyin ağabey." Yanındaki kadının elini bırakmadan kapıdan girerken bahçe kapısının yanındaki güvenlikle konuştu. Okul kapısından geçerken tek umudu, bir an önce bugünü bitirip, Hande'yi hastaneye ulaştırmaktı. O insanlarla yüzleşmeye hazırdı ama Hande'yi bilmiyordu, o belki, hastaneye gittiğinde kötü olabilirdi. Daima yanında duracak, o vakitlerde asla yalnız bırakmayacaktı. "Sağ ol kardeşim, sana da iyi dersler." dedi güleryüzle konuşan Hüseyin Bey. Önünden geçerek ilerleyen gençlere hayranlıkla baktı. En çok da Fatih'e hayranlık duyuyordu, her adamın yapacağı iş değildi yaptığı. Yanında kardeşi Sezai ile çalışan Hüseyin Bey, hayranlığına dile getirmek üzere konuştu kardeşine. "Yaptığı büyüklük, gerçekten büyüklük; düşünsene Sezai; kadın buna herkesin içinde aşkını ilan etti, nasıl sahip çıktı. Yüce gönüllülük bence, başka açıklaması olamaz. Yarı yolda bırakmadı kızı, belki sevmiyordu ama istemese bile sahip çıktı." Sevme ihtimali de vardı ama nedense sevmeden sahiplendiğini düşünüyordu. Belki de olayla çok aniden karşılaşmışlardı, bunun etkisinden böyle düşünüyordu. "Öyle deme, sevmese bırakırdı, bir şekilde istemediğini belli ederdi. Bunlar zaten deli gibi aşıktı birbirlerine, ben zaten bakışlarından anlıyordum ikisinin de."

 

"Yani adam sevmese, kadın niye böyle herkesin içinde riske girerek konuşsun, şimdi bu da var yani. Bence adamın vereceği tepkiden haberi vardı, yani kendisini sevdiğini bildiğinden tahmin ediyordu." Kendinden emin şekilde konuştu Hüseyin Bey, evet bunu iyi biliyordu. İnsan başka tepki alacağını bilse böyle riske girmezdi. Yine de ne olursa olsun, büyük cesaretti herkesin içinde konuşmak. Alacağı tepkiyi bilse bile insan, böyle rahat konuşamazdı. Yargılanmaktan korkardı, ters tepki almaktan çekinirdi. Göze aldıysa tüm bunları, gerçekten cesurdu, belki de insanlar cesaretini alkışlamıştı. "Çok yakıştılar aslında, maşallah diyeyim. Allah daim eder mutluluklarını, bunca çaba boşa gitmez inşallah." İçtenlikle dua etti, öylesine dememişti, gerçekten yakışıyorlardı. Kardeşi haklıydı, önceden anlaşılıyordu birbirlerine bakışlarından, konuşmalarından ve tavırlarından, aslında birbirlerini ne kadar sevdikleri, çok net anlaşılıyordu. Yürekler önceden mühürlenmişti, geriye sadece konuşmak kalmıştı. Durup dururken toplum içinde konuşarak kendini riske atmazdı kadın, kabul edilmeyeceğini bilse yapmazdı.

 

Zaman öylece akıp geçerken tekrardan okul müdürüyle görüştüler. Aynı şekilde tebrik alırken ikisi de, Hande daha utangaçtı yanındaki adama göre. İbrahim Bey'den övgüler yağarken kendilerine, öylece başı aşağıda bekledi. "Böyle güzel bir projeyi bize özveri içinde sunduğunuz için size tekrardan teşekkür ederim." dedi tekrardan konuşan İbrahim Bey. Çok güzel iş çıkarmışlardı, Hande'nin zamansız itirafı, kimseyi etkilemediği gibi herkes tarafından hoşgörüyle karşılanmıştı. "Şimdi gelelim yarına, bizi daha güzel sunum yarın bekliyor. Ailelerinizi de çağırabilirsiniz mutlaka, kısaca konuşma yapılacak. Hande, senden ricam kızım, bu defa duygularından azıcık uzaklaş, daha proje odaklı konuşalım. Zaten ilk sunumdan daha kısa sürecek, size plaketi teslim edeceğim, öğretmenlerimizin tebriklerini alacak, kısaca konuşacaksınız, hemen bitecek." Ses çıkaramadı genç kadın, sessizce karşısındaki müdürü dinledi. "Tabii." diyebildi sadece, ne denilse onu yapacaktı. Yarını çok rahat atlatacaklardı, düne göre daha iyi olacaktı. "Sana şu ingilizce metni hazırladığın dosyayı teslim edeyim kızım, şimdilik sende kalsın." Eline aldığı kapaklı dosyayı kıza uzattı, öylece almasını bekledi. Başı önünde olan Hande, uzatılan dosyayı görse, müdürün dediklerini duysa bile başını kaldırıp alamadı. "Alsana kızım." dedi tekrardan seslenen İbrahim Bey. Başta duymadığını ya da göremediğini sanmıştı ama bakışları kendisindeydi, görüyordu ama belki duymuyordu. Seslendi, nasıl duymazdı ki?

 

"Hande, iyi misin?" Başladı tekrar konuşmaya İbrahim Bey, neden böyle davrandığını tahmin edebiliyordu aslında. Olanların ardından biraz çekiniyor, kimi zaman ürperiyor, utançtan titriyordu. "Ben alayım hocam, o daha dünün etkisinden çıkamadı, yakında kendine gelir." Elini uzatarak karşısındaki müdürün elinden dosyayı aldı. İkisi de gülerken Hande'nin yüzü iyice kızardı ama tepki gösteremedi. "Gel çıkalım biz." Ardına dönerken elini kadının omzuna doladı, yürümesini beklerken yavaşça çıkardı dışarı. Arkalarındaki kapıyı kapattı, kadınla beraber dışarı çıktı. "Hadi al bunu, git dersine gir, ders arasında yerinden kalkma, sınıfta otur, ben gelip alacağım seni." Elinden dosyayı refleksle alırken adamdan bakışlarını kaçırdı, sanki bakarsa kül olacak gibi hissediyordu yüreği. Aylar geçmiş, ona karşı sevgisini kelimelere dökmüştü, el eleydiler ama bu hissi içinden atamıyordu. "Sen nerede olacaksın?" dedi sakince. Çıkınca hastaneye gideceklerini hatırlarken gerildi, son zamanlarda zaten sürekli geriliyordu. "Aynı katta olacağım seninle ama dersim yok, 11 H'nin dersi boş, oraya girip kontrol edeceğim sadece." Eliyle düğmesine bastığı asansörün gelmesini bekleyen adamı izledi. Nasıl ilerleyeceklerini düşündü ama bilemedi, düşünmek istemedi. Aralarında olacakları şimdilik zamana bıraktı, hâlâ geçmişte olanlardan dolayı ondan istemsizce ürküyordu, bu ürperti, daima üzerindeydi.

 

Geçmesini istemediği zaman, istemese bile bir şekilde ilerledi. Dersleri bitti, vakit çabucak aktı gitti. Şimdi yine istemediği insanlarla karşı karşıya gelecekti ama neyse ki oraya tek başına gitmeyecekti. Yanında sevdiği adam olacaktı, bunun verdiği güven vardı üzerinde. Dersleri tamamlandığı anda yanına gelerek kendisini alan Fatih'le beraber okuldan çıktı Hande. Arabaya kendisini bindiren adam, çok sürmeden kendi de binerek direksiyona sarıldı. Zor zamanlar kendilerini bekliyordu, Seher'le karşı karşıya gelecekleri için çok gergindiler. Hande'nin hatrı olmasa, oraya asla gitmezdi Fatih. Zaten Hande'nin de oraya isteyerek gitmediğini iyi biliyordu, güvenini kagbetmemek için kabul etmişti. Kendisiyle gitmek istemesi ayrıca hoşuna gitmişti. Yol akarken öylece, aracın camından dışarıyı izledi genç kadın, olanları düşünmeye devam etti. Uzun zamandır görüşmediği Birsen'i hatırladı ansızın, davanın sonuçlanmasının ardından bambaşka kişiliğe bürünmüştü. O gün kendisine yaptıkları, öyle kabullenilecek şekilde değildi. Yeliz Hanım anlatmıştı kendisine, 'Ona çok güzel göz dağı verdim, sahipsiz olmadığını gördü, daha seninle uğraşamaz' demişti Birsen'le konuştuklarını izah ederken. Keşke öyle ileri giderek ağır konuşmasaydı, yine de bunların olmasını istemezdi ama annesi kendisinden habersiz böyle davranmıştı.

 

"Sen en başından haklıydın, ben bugün yine yenildim Seher denen o kadına, asla karşılarında ezilmeyeceğim, kendimi suçlamayacağım. Göreceksin bak, dimdik gideceğim oraya, vicdanımı rahat tutacağım." Aklına aniden gelenleri direksiyonu çeviren adama söyledi. Sessiz kaldı, yanıt vermedi kendisine, konuşacak cümle kalmamıştı anlaşılan. "Oraya sadece Fahri Hoca için gidiyorum, buna herkes şahit, başta sen tabii. Bilmesen zaten benimle gelmez, belki konuşmazsın da, herkes bilincinde." Bir ara durdu direksiyondaki adam, dikiz aynasından dikkatlice kendisine baktı. Ardından tekrar sessizliği tercih ederek yanıtsız bıraktı. Öylece beklediler, yol akmaya devam etti, zaman da öylesi geçti gitti. "Ben o değil de, annenin bana hazırladığını çok merak ediyorum, yemek mi yaptı acaba?" Konuşmaları sürerken konuşmasını, bildiğini söylemesini istedi ama karşısındaki adamın buna niyeti yoktu anlaşılan. "Yemek yapsa sürpriz saymazdı, genelde yemeği sürpriz olarak saymıyor o." İçindeki merak çoğalsa bile karşısındaki adamdan ses çıkmamasına şaşırdı. Çoğu konuda soğukkanlı olmayı başarabiliyordu. Bakışlarını kaldırıp bir ara göz göze geldiğinde, dikiz aynasından kendisine bakarak güldüğünü gördü. Sessizce güldüğünü gördüğünde yanakları kızarırken genç kadının, bakışlarını tekrar aşağı eğdi.

 

Hastane kapısından girdikleri sırada diğer yana ilerleyerek danışmanın önünde durdular. Hande, konuşacak güç bulamazken kendisinde, eski kayınpederinin ismini söyleyerek, odasının hangi katta olduğunu öğrenmesi gerekti. "Eski eşimin babasını ziyaret için geldim buraya, eski kayınpederim oluyor." Açıklama yapması gerekti, yabancı olsa alınmazdı buraya. Danışmadaki kızı izlerken boynundaki çiçek desenli, aynı zamanda taşlarla donatılmış parlak duran kolyeye gözleri değdi. Kendisinin tarzıydı, giyimine çok yakışırdı böyle kolyesi olsa, kendinde çiçekli giyinmeyi severdi. Bakışlarını kızın boynundaki kolyeden çekerken tekrar konuşmasını sürdürdü. "Fahri Soydere." dedi yeniden. Bugün sanki dünden daha zor geliyordu genç kadına. "Kontrol ediyorum." Önündeki bilgisayardan ekranı kontrol eden kadını izledi. "Kolyeniz altın mı?" Kendinden bağımsız sormuştu, bazen bazı konuşmaları mantığının dışında gerçekleşirdi. Sessizlik hakim oldu ortalığa, kendisini duymaması imkansızdı. "Bana mı dediniz, kusura bakmayın, anlayamadım; evet, altın." Geç olsa bile yanıt gelmişti. Gerçekten çok zarif gözüküyordu, beğenilmeyecek şekilde değildi. "Çok güzelmiş." derken iç geçirerek, yanındaki Fatih'in kendisini izlediğinden habersizdi Hande.

 

"Gel, dikkatli ol, burası biraz gereksiz merdivenlerle dolu." Asansörden indiklerinde, küçük merdivenlerle karşı karşıya gelmişlerdi. Kendi inerken ilerlememiş, sabırla kadının inmesini beklemişti. Kadın indiğinde ise beklemesine gerek kalmayan adam, yürümeye devam etmişti. Yoğun bakım ünitesine çıkacak olan koridora ulaştıklarında uzaktan gördüğü manzara dikkatini çekti genç adamın. Henüz Hande görmemişti, görse nasıl olacağını merak ediyordu aslında ama canının acımasını da istemiyordu. Seher'in yanında oğlu Aras da vardı, aslında buraya, bunu göze alarak gelmeleri gerekti. Hande'nin başı aşağıdaydı, o görmemişti ama anlaşıldığı üzere hem Aras, hem de Seher görmüştü kendilerini. Gördüğü manzara karşısında aniden gerilirken asla geciktirmeden yanındaki kadının elini yine aniden, sımsıkı tuttu. Öyle sıkı kavradı ki, parmaklarını geçirdi kadının parmaklarına. Çok sürmeden başını kaldıran kadın, Fatih'in niye böyle davrandığını anlamıştı. Sinirden yapışmıştı eline, kendisini sahiplenmek, tekrardan onların önüne atmayacağını göstermek istiyordu. Tam karşısında durdular. Daha çok güçlü kalmak için çabalayan Hande, uzun zaman sonra eski kocasıyla karşılaştığında, bakışlarını daima yukarıda tutmaya çalıştı. Utanılacak ne yapmıştı ki, daima direnmişti, şimdi de direnecekti.

 

"Hoş geldin demenizi beklerdim ama diyemezsiniz, hoş gelmediğim, sizin her halinizden belli; tabii, beni beklemiyordunuz." Konuşurken oldukça rahattı Fatih, kendinden emin şekilde konuştu. Aras'tan hiç ses çıkmazken Seher, sinirle kaşlarını çatarak önüne döndü. "Koluna taktığın kadınla aynı kalitedesin, bu nedenle; tek gelmiş, yanında seninle gelmiş, pek anlam ifade etmiyor bizim açımızdan." Seher'in dedikleri karşısında güldü genç adam, umursamazca sırıttı. Söylenecek çok söz vardı ama böyle insanlarla söz yarıştırarak onların seviyesine inmeyecekti. Sessizlik hakim olurken ortama kısa süreliğine beklediler. "Görüş saatinde gelmişizdir umarım." Zorlukla kendini bularak konuştu Hande. Bir an önce görerek şuradan çekip gitmeyi istiyordu. "Şimdi bilmiyorum, doktor çıkacak tekrardan dışarı, o izin verirse girersin." Sakince konuştu Seher, sadece içerideki eşini düşünüyordu şimdilerde. Ortamı tekrardan sessizlik aldı, öylece beklediler. "Gel." Yanındaki kadının elinden tutan adam, kenara çekti. "Şu köşede otur sen, dinlen biraz." Uzun süre böyle kalamayacağını düşünerek koltuğa oturmasına yardımcı oldu. Yorucu bir gün olacaktı, en çok zihinler yorulacaktı anlaşılan. Karşılarındaki Aras'ın konuşmamasını, sessizce yoğun bakımın kapısına bakmasına şimdilik şaşırmadılar. Herkes bilincindeydi, şimdilik susuyordu, sanki konuşmak için zaman bekliyor gibi duruşu vardı.

 

"İlaçlarını aldın mı sen?" Yanına gelen adamın dedikleriyle duraksadı, bugün gerçekten ilaç almayı unutmuştu. Başkalarına yetişmeye çalışırken kendini ihmal ediyordu. "Yok, yani alamadım. Yanımda ama, içerim birazdan." Kadın konuşurken adam, karşılarında duran su sebiline dikkat kesildi. Aşağı inip de onu burada, karşısındaki insanlarla yalnız bırakmak istemedi. Karşı duvarda, hemen kenarda duran su sebili çekti dikkatini, hastanelerde genelde olurdu. Gözleriyle aramış, çabucak bulmuştu. Yerinden kalkarak oraya ilerledi. Bardakmatikten aldığı plastik bardağı sebilin su veren bölgesine tutarak hızlıca içini doldurdu. Yeniden yanına gelerek bardağı uzattı. Kendisi gelene kadar karşısındaki kadın, çantasından ilaçlarını çıkararak eline hazırlamıştı. "Teşekkür ederim." dedi bardağı diğer eline alırken. Bugün yeterince zordu, ilaçları hatırlatması iyi olmuştu, aksi taktirde, hareketi azalabilirdi. İlacını içmesine rağmen yanındaki adamın oturmayıp öylece başında dikilmesi şaşırttı kendisini. Yerinde duramıyordu, severdi bu özelliğini. Sürekli hareket halindeydi, yerinde duramıyordu. "Uzat bana." Elindeki boş bardağı alırken anında sebile ilerledi, yanındaki çöp kutusuna attı. Sebilden uzaklaştığı anda, arkasını döndüğü gibi sert bedene çarpan Fatih, dengede kalmayı başardı. Yok sayarcasına diğer yana ilerledi genç adam, var sayarsa sanki, büyük olaylar çıkacaktı. "Şerefsiz." dedi diğer yana, koltukta oturan kadına ilerleyen genç adam. Dudakları arasından tıslarcasına konuştuğu için sesi kısık çıktı, bağırarak söylerdi ama hem olay çıksın istememiş, hem de dişleri arasından konuşmuştu. Koltuktaki kadının yanına geçti ama oturmadı, öylece durdu olduğu yerde.

 

"Konuşacaksanız ardımdan değil, yüzüme konuşun Fatih Bey, siz çok seversiniz tehditler savurmayı." Kısa süreli sürmüştü sessizlik, susacağını sandıkları yerde, konuşmayı sürdürmesine şaşırmadı genç adam. Ondan zaten suçlu gibi davranmasını beklemek saçma olurdu. "Yüzün kalmadı senin, son olanlara bakınca yüz göremedim sende, o yüzden sessiz söyledim." Yine kızışacaktı ortalık, oturduğu yerden olanları izleyen Hande, kavga çıkacağını düşünerek iyice gerilmeye başladı. Tam konuşmak üzere oraya dönen Aras'ı susturması gerektiğini düşündü Seher Hanım. Tartışma çıkarsa işler iyice birbirine dolaşacaktı. "Aras kes sesini!" Çok sert şekilde aralarına girdi, sırası olsa bile şimdi değildi. "O başlattı anne, ben zaten susuyordum, o sataştı bana!"

 

"Kim başlattıysa başladı, kimin neyi başlattığının önemi yok, susacaksın, sesini keseceksin." Karşısındaki kadını şaşkınlıkla izledi Hande. Sabah kendisini suçlarken şimdi oğluna nasıl böyle davranabiliyordu, orasını anlayabilmiş değildi. "Siz onun kusuruna bakmayın, sen de kusura kalma kızım. Aynı zamanda sabah sana dediklerim için de beni mağdur karşıla. Acılarım çok büyük, yoksa ben seni çok iyi anlıyorum. Ben de kadınım sonuçta, hepsinden önce anneyim." Sözleri çelişkili geldi kendisine ama üzerine durmadı. Bu insanlar artık kendisiyle iletişim halinde olmayacaktı, o nedenle umrunda değildi. "Sabah söylediklerinizi umursamadım zaten, acınızın cehaletine verdim. Buraya eşiniz için geldiğimi biliyorsunuz, emanet duran anlayışlı insan rollerinizi de yemiyorum." Sessizlik yine hüküm sürdü ortalığa, kimseden gürültü çıkmadı. Suskunluğun içinde uzun süre daha beklediler. "İhsan'la görüşmüyorum." dedi suskun kalamayan Aras, sessiz kalamadı. İstedi ama sessiz duramadı. Sabırla soluk alarak karşısındaki adamı izledi Fatih, gerçekten katlanılacak şekilde değildi. "Aferim sana." Alay edercesine kurduğu kısa cümle, Aras'ı iyice sinirlendirse bile sakin kalmaya çalıştı. Herkes el birliğiyle kendisini düşman görüyordu. "Görüşmeyeceğim de, düşüncem değişmedi; bana ne yaparsan yap, ben senin gibi olmayacağım. Sen kötü bir insansın, sana benzememek için daima uğraşacağım, bunu aslında sana değil, iyiliği sadece, toprağın altında yatan günahsız kardeşin için yaptığımı bil."

 

"Bana bak, sana karşı anlayışlı olmaya çalışıyorum diye benim sınırlarımla oynama." Karşısındaki adama ilerlerken gözlerinde, baş etmeye çalıştığı öfkesi vardı. "Git istediğinle görüş, dilersen İhsan'la aynı masada yemek ye, kadeh tokuştur. Canın ne istiyorsa ama onu yap ama sakın, sakın ola benim ölmüş kardeşimin adını ağzına alma. Buraya geldik diye de boş hayallere kapılma, zaten benim gelmemi beklemiyordun, gördün işte, hayallerini gerçekleştiremeyeceksin. Şimdi sesini kes, iyi bir evlat ol, en azından şu köşede baban için dua etmeyi dene, böyle kirli kişilikle duan kabul olursa tabii." Tehdit edercesine, kin dolu bakışlarını gönderdi adamın üzerine. Konuşmaları bitse bile bakışlarına değdirdi öfkesini, bunu belirtmekten kaçınmadı. Kavgaları şiddetli hale gelebilirdi elbet, böyle bir ihtimal vardı ve çok yüksekti ama içeriden çıkan doktor, herkesin sakin kalmasına neden oldu. Herkes susarak çıkan doktorun yaptığı açıklamayı dinlemeye başladı.

 

...§Zaman öylece akıp giderken hep en korktuklarıyla imtihan olurdu insan. Burası dünyaydı, imtihan yurduydu, insan eksikti her açıdan, ziyan olmaya meyilliydi... Yapılan açıklama, elbet herkesi derinden etkilemişti. Bugünden sonra hayat eskisi gibi akıp geçmeyecekti, bir yerlerde bazı hayatlar tökezleyecek, belki uzun süre duracaktı. İçeriden çıkan doktorun açıklamasının ardından, görüp göremeyeceklerini sormuşlar, görebilmek için ısrarcı olmuşlardı. Durumu ağırdı, kanaması henüz durmuyordu Fahri Bey'in, görüşün riskli olacağını açıklamışlardı. Israrcı olsalar bile göremedikleri gibi yoğun bakım katında duramamışlardı. Her an beklenmedik, daha ağır, telafisi olmayan acılarla karşılalabilirlerdi; yani Fahri Bey'in durumu, zamansız bir gidişle sonuçlanabilirdi. Hastaneden anında çıkmışlardı, daha sonra gelmeleri gerektiğini Hande'ye açıklayan Fatih, onu da alarak hastaneden çıkarmıştı. O insanların içinde durarak daha çok bunalmasını istemezdi. "Sessizce gidecek dünyadan, yaşarken de duyuramamıştı zaten sesini." Zoraki konuşabildi genç kadın, sesini bulmakta zorlandı. Kendini üzgün hissediyordu, acı çekiyordu kayınpederini düşünürken... Kendisinin sakin ama acı dolu üzüntüsünün aksine, direksiyon başındaki adamda, yoğun derecede sinir vardı. Onu anlayabiliyordu, çünkü kendisi de, o adamı gördüğü anda bembeyaz kesilmişti. İşin ilginç yanı, hastaneye gittiğinde onu göreceği, aklının ucundan dahi geçmemişti. Unutmuştu belki, hesaba katmak istememişti. Oysa görmesi kadar normal ne olabilirdi ki.

 

"Hayvan herif!" Elini direksiyona öyle sert geçirmişti ki, beraberinde korno da sert şekilde çalmıştı. Karşısındaki adamın tavrından etkilenerek ürperse bile içindeki kadının içindeki üzüntü geçmedi. Yoğunlaştı acısı, bitmek tükenmek bilmemekle birlikte çoğalmaya başladı. "Geçmiş karşımıza, masum insan rolleri oymuyor, şerefsizin babasını düşündüğü yok, derdi sadece, yaşananların üzerinden prim kasmak." Fatih'in öfkeyle söyledikleri, zamanında yaşadıklarının gerçeğiyle karşılaştırdı Hande'yi. Zaman çabuk unuttursa bile yaşananları herkese, aslında unutulacak olaylar yaşanmamıştı. Gözleri aniden doldu genç kadının, karşısındaki adamın verdiği tepki de uyandırdı belki acılı yüreğini. Gözlerinden yaşlar, ansızın akmaya başladı. Öyle ağırca değil, birden geldi yaş silsilesi. Direksiyon başında kadının görüntüsünü görse bile üzerine durmadı adam, ağlayınca rahatlayacağını düşündü. Öyle bir ağlamak değildi oysa, ağlamanın ötesinde hisler yaşıyordu Hande. Sesli şekile büründü ağlamaları, çoğaldıkça sesi gürleşti. Solukları sert şekilde ciğerlerinden çıkmaya başladı. İniltili, boğuk sesler çıkararak soluk verdiğini gören genç adam, başta astım nöbeti geçirdiğini sandı ama öyle değildi. Astım nöbeti değil, bir çeşit sinir krizi geçiriyordu. Elleri yukarı kalkan kadın, o adamın üzerine bıçağı savurduğu zamanı hatırlıyordu. Yukarıda tuttuğu ellerine bakarken eline onun kanının bulaştığı zamanı anımsıyordu.

 

"Geçti, geride kaldı." Direksiyonu yana kırarak arabaya köşeye çekti, zoraki durdurabildi aracı. Trafikte olsa yapamazdı ama evlerinin olduğu mahalleye yaklaşmıştı. Durdurduğu araçtan aşağı çabucak indi. Ön kapıyı kapatırken arka kapıya ilerledi. "Hande." Seslendiği kadın, elleri yukarıda, boğuk sesler çıkararak ağlıyordu. Kapıyı açmış, öylece kadına bakıyordu adam. "İn aşağı, biraz sakinleşmen gerek, kendine gel." Kolundan tutup çekerken aşağı indirmekte zorlanmadı, çabucak indi kadın. Temiz havaya ve değer verdiği insanların ilgisine ihtiyacı vardı. "Beni." Kesik, sadece bir kelimeden oluşan cümle kurabildi, cümlesini tamamlamaya mecali kalmamıştı. Havadaki ellerini adama uzattı, sarılmak istedi. "Bırakma." İkinci kelimesini kullanarak cümleyi tamamladı. Sarıldı karşısındaki adama, bunu ondan hâlâ çekinse bile yaptı. "Seni bırakır mıyım hiç, karlı yollardan çıkıp gelerek bana ulaşan baharsın sen, yarım kalan baharımsın." Sıkıca sarıldığı kadının saçlarını öptü. 'Bırak beni!' diye kendisine yalvardığı günler geldi adamın aklına, şimdi tam tersini istiyordu, hayat ne tuhaftı. Yere kapanıp 'Beni bırak' diyerek yalvaran kadın, şimdi 'Bırakma' diyerek kollarında ağlıyordu. Bunun olacağını zamanında ikisi de düşünemezdi, akılların ucundan dahi geçmezdi. Bugün yeniden başlıyorlardı, sevgiye, aşka ve umuda tekrardan başlıyorlardı. Yeniden başlamaktı zaten aşk, her gün acıya rağmen tekrar başlayabilmekti...

 

Uzun zaman önce hazırlıklara başlayan Nurcan Hanım'ın içi kıpır kıpırdı. Yüreği yerine sığmıyordu, bugün kızının odasını verecekti. Yüzünü güldürecekti meleğinin, o gülünce kendisi de mutlu oluyordu aslında. İşleri tek başına yetişirdi aslında ama aynı zamanda, kusursuz da olmasını istiyordu. Yıllardır tanıdığı, daima zor zamanlarında yardımına yetiştiği, eşinden ayrı, çocuğuyla hayata tutunan, komşusu olan Gülizar'ı çağırmıştı yanına. Yardım etmek istiyordu ona, maddi yardımda bulunmak istiyordu, öylece para verip gururunu kırması, doğru olmadığı için yardıma çağırmıştı. Çoğu işi kendisi üstlenmişti zaten ama Gülizar'ı da boş bırakmamış, nevresimleri değiştirerek yatağı düzenlemesini istemişti. Bir ara aklına gelenle, kendi odasından, Hande'nin zamanında kendisine verdiği resim çerçevesini alarak hazırlattığı odaya geldi Nurcan Hanım. Odayı incelerken içinde çiçek resmi olan çerçeveye baktı. Hande'ye hazırlattığı odaya yerleştirmek istedi başlarda ama sonra ansızın vazgeçti. "Bu bende kalmalı, kızım bunu bana, annesine yaptı." dedi kendince tebessüm ederken. Geri kendi odasına götürecekti, kendisinde kalması doğruydu.

 

"Çok seviniyorum ablam, seni böyle görüyorum ya, sanki yüreğim bayram ediyor. Sen zor günlerinde acılarını unutup bana arka çıktın, şükür Rabbi'me, seni de mutluluğa kavuşturdu." Yüzündeki tebessüm, Gülizar'ın dedikleri karşısında iyice çoğaldı. Evet, bugün yüzü gülüyorsa, yeniden olabilme imkanına kavuştuğundan olsa gerekti, Allah'ın mucizesinden ötesi değildi. "Dualarınla Gülizar'ım, senin dualarınla oldu." Konuşması bittiği anda, elinde çerçeveyle tekrar kendi odasına ilerledi. Bugün en büyük gündü, kızına odasını vererek, onu buraya, bu eve iyice alıştırmış olacaktı. Yavaşça kazanıyordu güvenini, hemen olması mümkün değildi zaten. Normalde çok sabırlı biri değildi ama söz konusu Hande olunca, her zorluğu göze alırdı. Kendi odasında duran, açmaya kıyamadığı poşetleri eline alarak, tekrar kızı için hazırlattığı odaya geldi. "Gülizar, sana zahmet, şunları yerleştiriver, özenli yerleştir, tablo gibi özen, olur mu kızım?" dedi ikazcı davranırken, tek eksik görmek istemiyordu. Yere hevesle bıraktı poşetleri, birazdan kızı gelecekti, o gelmeden bitmesini istiyordu. "Yatağı ayarladım, şimdi onları da hallediyorum abla, sen merak etme." Odanın neredeyse tamamı bitmişti, içerisinde eksik kalmamıştı, tüllerine ve perdelerine varana dek hepsini tamamlamıştı. Oturma odasına geçerken eline telefonunu aldı, rehberden oğlunun ismini buldu. Hızlı şekilde yazdığı mesajı, anında oğluna gönderdi. "Okuldan çıktığınız gibi geliyorsunuz, bana anında kızımı getir." dedi sevgiyle mesaj atarken, içinde büyük mutluluk vardı.

 

İşler tamamen bitmiş, şimdi sadece kızınn gelmesini bekliyordu. Yapılan işlerde Gülizar'ın emeği, elbette çok büyüktü. Oturmuş karşılıklı yorgunluk kahvelerini içtikleri vakitte, tekrardan teşekkürlerini iletti. "Sen olmasan yetiştiremezdim Gülizar'ım, ellerin dert görmesin." İçtenlikle konuştu, aslında kendisi yapmıştı çoğunu ama varsın olsun, ona yardımı dokunacak, böylelikle incitmeden para verecekti. "Canım ablam, dedim işte, seni iyi gördüm, bana yetecek inşallah. Sen olmasan ne olurdu halim, her anne evladına tutunarak çıkar karanlıktan ama ben bunu da başaramadım. Öyle annellik de güçlü yapamadı beni, sen sarsmasan kendime gelemeyecektim. Bana gururun, aşktan daha üstün olduğunu gösterdin." Eşi tarafından ihanete uğrayan Gülizar, bunu uzun süre sineye çekmişti. Çocukları için yaptığını sansa bile aslında sadece aşkından sessiz kalmayı seçmişti. 'Kocam eve dönecek' demişti daima, kendisini mahallede bir kadınla aldatarak evi terk eden eşinin dönmesini beklemişti sürekli. "Geride kaldı artık hepsi, o adam arıyor mu şimdi seni?" Büyük merakla sordu Nurcan Hanım, yeniden eşinin karşısına geçip yalvarmasını istemiyordu. "Aramak ne kelime ablam, aramayı geçti, kapımda yattı ama ben kapattım o sayfaları. Sadece çocuklarımın babası olduğunu unutmuyorum, hepsi bu kadar." Yüzünde memnun tepkiler oluştu Nurcan Hanım'ın, istediği şekilde ilerlemişti. Aksi olsa, asla ona yardım ederek destekte bulunmazdı. "Aferim kızıma." Taktir edercesine konuştu, zaten kadındaki ışığı görmese, yardım etmek istemezdi. Değiştiremeyeceği insanlarla uğraşmazdı, tarzı değildi.

 

"Görsen ailemi, hepsi benden nasıl uzaklaştılar." Karşısındaki kadını dinlerken acı şekilde güldü Nurcan Hanım, bilirdi öyle insanları. 'Ne olmuş yani aldattıysa, çocuklarının babasıdır, bırak dursun başında.' derlerdi, toplumda erkeğe verilen değer, öyle kolay hal bitecek gibi değildi aslında. Yıllarca böyle ilerlemiş, erkeklerin yükseltildiği kadar kadınlar aşağı çekilmişti. Oysa kız çocuklarının diri diri toprağa gömüldüğü dönemde, Peygamber Efendimiz Hz Muhammed (SAV) değil miydi, torunlarını sırtını alıp sokaklarda gezdiren? Kadını aşağılayan toplumlar, sözde Müslüman gibi davranırlardı yaptıklarının dinle uzaktan yakından alakası yoktu. "Bana inançsız mışım gibi davranıp benim dinimi sorgulamaya çalıştılar ama sözlerimle dövdüm, izin vermedim." Elindeki kahve bardağını masanın üzerine bırakan Nurcan Hanım, olanları hatırlarken iç geçirdi. Bu mahallede, Gülizar'ın neler çektiğini en iyi kendisi bilirdi. Yakındı ona, sadece komşusu olmasına rağmen yakındı, çünkü kadın kadına, böyle günde destek olmalıydı. "Sakın inanmayasın, Resulallah (SAV) ne demiş, 'Aldatan bizden değildir.'

Ben çok severim bu ayeti, kimse kimseyi çekmek zorunda değil. Çocuklarının yine babası olsun, yine dursun çocuklarının başında, o ayrı mesele ama senden uzak kalsın."

 

Çalan kapının sesiyle ansızın heyecana kapıldı Nurcan Hanım, kızı gelmişti, bir anne olarak şimdi kızına kavuşacaktı. Yerinden öyle çabuk kalktı ki, karşısındaki Gülizar bile şaşırmıştı yaptığı harekete. Kapıya koşar adım giderken anında kapıyı açmış, kollarını da, kapıyı açtığı anda aralamıştı. "Benim güzel kızım gelmiş." derken sıkıca sarılmış, kokusunu içine çekmeye başlamıştı. Öyle çabuk davranıyordu ki, başlarda anlayamamıştı Hande'nin üzerindeki durgunluğu. Sadece sarılmış, diğer yandan da öperek koklamıştı. "Annesinin bir tanesi." dedi doyasıya koklarken. Gördüğü manzara karşısında olduğu yerde bekleyen Fatih, başlarda nasıl tepki vereceğini bilemedi. Günden güne annesinin, Hande'ye böyle çok bağlanmasının ne kadar doğru olacağını düşündü sadece. "Hoş geldin Gülizar Teyze." Kendileri kapının çıkışındayken Gülizar da kapı ağzına gelmiş, çıkmak üzere bekliyordu. "Prensesim benim, annen sana geçen çok sevdiğin kurabiyelerden yaptı, şimdi beraber, demlediğim çayla içerek yiyeceğiz." Nurcan Hanım, kendinden o kadar geçmişti ki, Gülizar'ın varlığını bile çoktan unutmuştu. "Hoş buldum canım, kalkıyordum ben de zaten." Koluna çantasını takmış, yavaşça kapının kenarından çıkmıştı. Nurcan Hanım, yüzündeki mutluluğu indirmeden, gayet keyifli şekilde, "Görüşürüz canım, ellerine ve emeklerine sağlık." dedi el sallarken. Yanına kızı gelince, bildiği ne varsa unutmuştu. Biraz beklediler, kızının gözlerine bakarken üzerindeki kırıklığı, anında çözdü Nurcan Hanım. Bugün iyi değildi, gözleri üzgün bakıyordu. "Neyi var benim kızımın, niye böyle üzgün, sen mi bir şey yaptın?" dedi merakla. "Bak eğer kızımı üzdüysen, seni oğlum gibi görmem, çok kötü yaparım, doğruyu söyle."

 

"Yok anneciğim, biz daha tartışmaya imkan bulamadık, biliyorsun, ilişkide çok yeniyiz. Üzgün olma sebebi ben değilim, yanlış zamanda, görmemesi gereken insanları gördü. Fahri Bey'in aniden kaza haberini aldık, hastaneye gitmek istediğini bana söyleyince beraber gittik. Durumu ağır, yoğun bakımda, doktorlar, belki oradan sağ çıkamayacağını belirtti. Hem ona üzülüyor, hem de tekrardan o adamla karşılaştı, bunun etkisi üstünde. Aynı anda hem o adamı, hem annesi Seher'i görünce, böyle biraz kırıklaştı."

 

"O Seher'in zaten yolunma vakti gelmişti, inşallah üzmemiştir kızımı, başında bir tel bile saç bırakmam onun. Ne dediler, üzdüler mi yoksa, ne konuştular sizle orada?" İçindeki kine engel olmadan sordu. Son zamanlarda ipleri ele alması gerekti, yoksa yine o insanlar, beklenmedik anda hayatlarına girebilirlerdi. "Yapamazlar, ben varken yapmaları mümkün mü sence? Hepsinin ağzının payını, daha onlar konuşmaya başlamadan verdim. Benim ailemi hiç kimse üzemez bu hayatta." Konuşurken karşısındaki kadının gözlerine dikkatlice baktı. Yaptığı hamle karşısında Hande, ağırca gözlerini kaçırırken kızaran yanaklarına rağmen tebessüm etti. "Aynen öyle, aklını başına alacaklar. Bize bulaşmak neymiş, ben daha onlara göstereceğim. O Seher'in kapısına dayanmasını çok iyi biliyorum ben."

 

"Hande." Konuyu değiştirmeyi doğru buldu genç adam, şimdi tam zamanı gelmişti. Karşısındaki annesinden çekerken bakışlarını, kadına tekrar çevirdi. "Proje sunumu tekrarlanacaktı, önümüzdeki haftaya geçirmişler, yarın ki plan iptal olmuş." Şaşkınlıkla gözlerini devirdi, ortalıkta dönen olayı anlamaya çalıştı. Daha sabah, yarın olacağını öğrenmişlerken şimdi, yeniden diğer haftaya alınmasına şaşırdı. "Neden buna gerek duymuşlar, hem senin nasıl haberin oldu?" Sesi durgundu, olup bitenleri anlamaya çalışıyordu. "Bilmiyorum Hande, bana da bilgi yeni geldi. Hastanede beklerken öğrendim ama o sırada doktor, açıklama yapmak için geldi, söyleyecek imkan bulamadım. Sen niye takılıyorsun buna, boş ver, önemli detay değil zaten, önümüz de bir hafta var, hazırlanırsın rahatça. Ben çıkıyorum şimdi, yapmam gereken işlerim var, siz takılın birlikte, akşam gelince seni alır, evine bırakırım." Olumlu anlamda başını sallarken aklından geçirdikleri, anında diline yansıdı. Kendine engel olamadan sormak zorunda kaldı. "Ne işin var, nereye gideceksin?"

 

Duraksarken afalladı genç adam, böyle sormasını beklemiyordu. Aklından geçenleri anlatırdı ama sırası değildi, bir şekilde başından savacak, nereye gideceğini söylemeyecekti. "Yani sen dersleri bitirdi benimle beraber, ben ondan sordum öyle." Çekindi, sorduğu sorunun doğru olmadığını anladığından, kendini tekrardan açıklama yapmak zorunda hissetti. Öyle hesap sorması ne kadar doğruydu, orasını bilmiyordu. "Bankaya uğramam gerwk, ardından Sevinç Hanım'a geçeceğim, Yasemin orada, onu alıp getireceğim." Yasemin'i alma olayı doğruydu ama bunu en sona bıracaktı, başka işi vardı. Banka olayı gerçek değildi aslında, o an aklındaki sürprizin bozulmaması açısından, basit bir yalan söylemişti. "Anne, Hande sana emanet, ben akşamı bulmadan gelirim." Durumdan ve söylenenlerden son derece memnun kaldı Nurcan Hanım, demek akşama kadar kızıyla vakit geçirecekti. "Gel annem sen, biz seninle içeri geçelim, benim sana sürprizlerim olacak." Elini, kızının omzuna dolarken içeri geçmesi için kendiyle birlikte yönlendirdi. Kapıyı ardlarından kapatırken yanında kızıyla içeri ilerledi. "Şimdi ellerimle gözlerini kapatacağım, birlikte içeri geçeceğiz, ben gözlerini açtığımda, sana gösterdiklerimi göreceksin." Üzerinden kabanını çıkarırken eliyle, çabuk bir haraketle askıya astı. "Çok heyecanlandım." dedi tebessüm eden genç kadın. Şimdiden kalbi hızlı çarpmaya başlamıştı.

 

"Canım kızım benim, inci tanem, geldik, şimdi gözlerini açacağım, bakalım sevecek misin?" Zor yürüttü, eliyle gözlerini kapatınca, odaya kadar yürütmesi kolay olmadı ama çok da sürmeden geldiler. Çiçek gibi parlatarak düzenlediği odayı, şimdi kızına gösterme zamanı gelmişti. "Ne göstereceğini bilmiyorum ama çok seveceğime eminim anneciğim, çünkü sizin düşünmeniz yetiyor." Gülmesine engeo olamasa bile itiraz etti Nurcan Hanım, beğennezse anında değişirdi. "Beğenmezsen söyleyeceksin bir tanem, anne hemen değişir, sevmediğin ne olursa düzeltir." Yanağını öperken elini hemen kaldırmadı gözlerinden. Biraz daha bekletti, iyice heyecanlandırmak istedi. "Şimdi yavaşça açıyorum gözlerini." Ellerini ağırdan çekmeye başlarken ikisi de heyecanlıydı. Usulca ellerini aşağı indirdi, merakla beklemeye başladı. Yüzüne tebessümün gelmesini bekledi, sadece kızı gülsün istiyordu. "Burası." dedi anlamaya çalışan kadın. Tam olarak süprizin ne olduğunu, nerede olduğunu anlamaya çalışırlarken içerisinde bulundukları odayı inceledi. Krem renginin hakim olduğu duvarlara uyan, krem rengi başlığa sahip yatakla tamamlanmıştı renk uyumu. Krem rengine uyacak, kiremit remgi, büyük, üzeri taşlarla dizayn edilmiş, demode ama çok şık bir dolap vardı. Bej rengi tüller, kahverengi tonundaki perdelerle birbirine uydurulmuştu. Bordo rengi tuvalet aynasının önünde her çeşit makyaj malzemesi bulunuyordu. "Burası senin yeni odan, artık bana her geldiğinde burada kalacaksın. Rahmetli kızımın odasıydı, sen hayatıma girince, artık onun geri gelmeyeceğini kabullendim. Bundan böyle burası senin, gel dolabını açalım, senin için çok güzel elbiseler aldım."

 

"Benim odam mı olacak şimdi, sahiden bana mı ait burası?" Odayı inceleyerek çevresindeki dönerken kendini durduramadı. Araladığı kollarını kadının boynuna sıkıca doladı. "Anneciğim çok güzel burası, sen beni buraya kapatsan çıkmam, daima kalmak isterim." Karşısndaki kadını güldürürken söylediği sözler, kendisine sarılan kızının saçlarını koklayarak öptü. "Beğendin mi sahi, sevmediğin bir yer varsa söyle, hemen değiştiririm." Geri çekilirken sevgiyle baktı içerisinde bulunduğu odaya. Yeliz Hanım'ın evinde kalırken odası buradan daha büyük ve lüks dururken Hande burada, Nurcan Hanım'ın kendisine küçücük imkanlarla hazırladıkları karşısında kendini mutlu hissediyordu.

 

"Ne beğenmemesi annem, bayıldım, her detay birbirinden güzel olmuş. Benim için o kadar uğraşmışsın, beğenmeyeceğim tek yer yok, ellerine sağlık." Gerçekten çok sevmişti, günlerce çıkmaz, kalırdı bu odada. İçerisinde emek vardı, sevginin vermiş olduğu emek vardı üstelik. "Canım kızım, sen mutlu ol, senin o güzel yüzün gülsün, bak ben daha sana neler yapacağım. Şimdi sen odanı incelerken ben sana hazırladıklarımdan güzelce tabak hazırlayacağım, bugün değişiklik yaparak burada yiyelim." Karşısındaki annesine karşılık, dudaklarında sıcacık tebessüm oluştu genç kadının. "Olur." dedi sıcak ses tonuyla, bugünü böyle geçireceklerinden dolayı mutluydu. Odadan çıkan Nurcan Hanım'a tebessüm eden Hande, çaprazında kalan tuvalet aynasına doğru ilerledi. Üzerindeki makyaj malzemelerinin beraberinde olan mücevher kutusuna bakarken kutunun içini açtı. İçerisi renkli tokalarla doluydu, kutunun diğer yanında ise yine makyaj malzemeleri vardı.

 

Zaman böylece ilerlerken artık hayat eskisi gibi değildi, olmamaya meyilliydi. İki taraf için de değişen yaşam, Hande'yi daha büyük zorluklara sürüklüyordu. Kendi vicdanını dinlerken yine kendi hayatına zorlukları alıyordu. Nurcan Hanım'la arasındaki bağ, çok daha güçlü, kopmaz hale gelirken oraya sık gider olmuştu. Kendisi için hazırladığı odadan zaten çıkası gelmiyor, oraya her gittiğinde, Nurcan Annesiyle, odasında zaman geçiriyordu. Çok bağlanmışlardı birbirlerine, böylesi de zaten daha doğruydu. Fahri Bey'i ziyarete ise yine Fatih'le beraber gitmişlerdi, durumu aynıydı. Yoğun bakıma alınmamıştı, alınana kadar gidecekti mutlaka. Oraya gittiğinde eski kocasıyla karşılaşmaktan gerilse bile gitmeye devam edecekti. Son gittiklerinde ise sadece Seher Hanım'la konuşup, eski kayınpederi hakkında kısaca bilgi almıştı. Ziyaretçi alındığı zamanlarda kendisini aramasını söylemiş Seher'e, hastanede çok durmadan çıkmıştı. Oraya giderken sevdiği adama yük olmak istemezdi ama ailesine, yani iki annesine de hastaneye gittiğini anlatmaya cesareti yoktu. İnsana sevdiği, aşık olduğu adam, ailesi de oluyordu aynı zamanda. Aile bildiklerine açamadığı sorunlarının en ağırını ona açmış, hastaneye gitmesi gerektiğini söylemiş, o ise, anlayışla karşılamıştı kendisini.

 

Şehrin trafiğinden, o akşam geç ulaşmıştı eve, hiç varmamayı tercih ederdi aslında. Eve daha kapıdan girdiği ilk vakitlerde anlamıştı olay çıkacağını. Hissetmişti sanki, içinde kasvet oluşmuştu içeriye girerken, bunalma gelmişti kendisine. Elindeki telefonuyla çantasını masanın üzerine bırakırken servis açan Yeliz Hanım'la karşı karşıya geldi. "Hoş geldin." dedi masanın üzerini düzenlerken, anlaşılan yemekleri bugün Serap'a hazırlatmak yerine kendisi hazırlamıştı. Arada yapardı böyle. "Merhaba anneciğim, ben bir ellerimi yıkayıp geleyim, öyle yemeğe başlayalım." Çantasıyla telefonunu masadan almadı, şimdi taşıyası yoktu, öylece banyoya ilerledi. Ayna karşısında, musluktan akan suyu defalarca çarptı yüzüne, kendini rahatlatmaya çalıştı. Şimdi astımının tutmasına hazır değildi, olmaması için sessizce dualar etti. Yüzünü kurularken aynadaki görüntüsüne baktı, tebessüm etti, günü güzel geçirecekti. Odasındaki banyodan çıktı ama üzerini değiştirmedi. Böyle kalmak istiyordu, zaten daha uyumak için epey erkendi. "Ben geldim." İçeriye güleryüzle girerken tam aksine, annesinin oldukça tuhaf yüz hatlarıyla karşı karşıya geldi. Bakışlarını başta çözemezken yanına yürüdü. İlerledikçe anladı ki, kendisine kızgınca, öfke içinde bakıyordu. Burnundan soluyan halini çözmeye çalıştı, anlamak için uğraş gösterdi. "Anneciğim, iyi misin?" Şaşkınlıkla ve ürpererek sordu. Beklemiyordu böyle bakmasını, neden buz gibi durduğunu anlamaya çalışıyor ama anlam veremiyordu.

 

"Bu ne, çabuk bana bunu açıklıyorsun?" Yüzüne doğru, kendisinin biraz önce masada bıraktığı telefonun ekranını çevirerek tuttu. Şaşkınlık içerisinde yüzüne döndürdüğü ekrana baktı. Seher Hanım'dan gelen mesajı, kendi de ekranda okudu. "Bizi kırmayarak geldiğin için tekrardan teşekkür ederim kızım. Yarın akşama kadar arada ziyaretçi alacaklar, yetişebilirsen gel, olur mu? Seni görmeye, Fahri'nin çok ihtiyacı var, sayıkladıkça dilinde sürekli senin ismin dönüyor. Gelirsen hepimizi çok mutlu edersin." Sesli şekilde okurken ekrandaki mesajı, sonlara doğru sesinin titrediğini hissetti. Bunu beklemiyordu, asıl hesaplaşma şimdi başlamıştı. Hesap verme vakti gelmişti, vicdanıyla beraber, annesinin kendisine yaptığı dayatmaları denkleştirmeye çalışacaktı. Hangisinin ağır basacağını bilmezdi ama bildiği tek gerçek varsa, bugün perişan olacaktı. Hesap verme vaktinde yapacağı konuşma, yüreğini perişan edecekti.

 

 

Bölüm sonu...

 

Yakalandı sonunda Hande, zaten belliydi yakalanacağı. Günün birinde bu hesabı vereceğini kendi de biliyordu. Tartışma büyük olacak, büyüyecek ve çok ilerilere akacak.

 

Bunun beraberinde, romantik sahneleri nasıl buldunuz? İyi miydi, başrollerin sahneleri, istediğiniz gibi çoğalmış mıydı? Bu konuda görüş ve önerilerinizi bekliyor olacağım.

 

Her bölüm ilerlediğinde romantik sahneler iyice çoğalacak, öyle birden samimiyet olmaz. Yavaş ilerlemek istiyorum ki, aşklarını samimi şekilde aktarabileyim. Gelecek bölümde görüşmek dileğiyle, hoşça kalın, sizleri seviyorum...

Bölüm : 07.02.2026 22:00 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
İçindekiler
Ezgi Karataş / AŞK KARASI / 51. Bölüm: “Hesap Verme Vakti”
Ezgi Karataş
AŞK KARASI

970 Okunma

77 Oy

0 Takip
56
Bölümlü Kitap
TANITIM1. Bölüm: "Mavi Deniz"2. Bölüm: "Kafesteki Kırlangıç"3. Bölüm: "Sürgün"4. Bölüm: "Şiirsel Düşler"5. Bölüm: "İstesen De Sen Benden Kaçamazsın"6. Bölüm: "Hicranın Keskin Naraları"7. Bölüm: "Sonu Belirsiz Seçenek"8. Bölüm: "Zifiri Karanlık"9. Bölüm: "Hırpaladın Sol Yanımı"10. Bölüm: "Çalıkuşu"11. Bölüm: "Zehirli Sarmaşık"12. Bölüm: "Son Koz"13. Bölüm: "Aşk Oyunu"14. Bölüm: "Aşk Oyunu"15. Bölüm: "Vedasız Terk Edişler"16. Bölüm: "Yardım Çığlıkları"17. Bölüm: "Yasemin"18. Bölüm: "Yaşamak Kavgası"19. Bölüm: "Gök Gürültüsü"20. Bölüm: "Çaresiz Serzeniş Zelzelesi"21. Bölüm: "Kuş Ölüsü"22. Bölüm: "Geçmişin Gölgesi"23. Bölüm: "Sürgün Kaçağı"24. Bölüm: "Yok Olmak"25. Bölüm: "Beyaz Gelincik"26. Bölüm: "Çünkü Sen Kadınsın"27. Bölüm: "Saygı"28. Bölüm: "İlk Karşılaşma"29. Bölüm: "Yabancı Bakışlar"30. Bölüm: "Sıcak Rüzgar"31. Bölüm: "Kırmızı Elmalar"32. Bölüm: "Sevginin İçinde Benliğini Bulmak"33. Bölüm: "Gönül/Çelen"34. Bölüm: "Yeni Alınan Karar"35. Bölüm: "Farkına Varılarak Tekrarlanan Şiddet İzlenimleri"36. Bölüm: "Elde Kalan Umudun Son Parçaları"37. Bölüm: "Kardeşimin Katili"38. Bölüm: "Kalmaktan Söz Ederken Gitmek"39. Bölüm: "İçimde İnsan Kırıkları"40. Bölüm: "Bitiş"41. Bölüm: "Bir Şans Daha"42. Bölüm: "Göz Dağı"43. Bölüm: "Pencere Önlerine Saklanmış Direnişler"44. Bölüm: "Kuşlara Yardım Yataklıktan İnfaz Edilmek"45. Bölüm: "Aşk Versin Kararını"47. Bölüm: "Yarım Kalan Bir Yol Hikayesi"48. Bölüm: "Büyük Zaman Hatası"49. Bölüm: “İyi Ki Varsın”50. Bölüm: “Deniz Anlatıyor Mu Sana Beni?”51. Bölüm: “Hesap Verme Vakti”52. Bölüm: “Sen Benim Gökyüzümsün”53. Bölüm: “Karşı Karşıya Gelmek”54. Bölüm: “Facia”55. Bölüm: “Geçmişin Karanlık Sayfalarından Geleceğe Uzanmak”56. Bölüm: “Aile”
Hikayeyi Paylaş
Loading...