54. Bölüm

53. Bölüm: “Karşı Karşıya Gelmek”

Ezgi Karataş
mavi_melekler

53. Bölüm: "Karşı Karşıya Gelmek"

 

Ellerini kapının kenarlarına dayarken karşısındaki kadına, içeri giremeyeceğini ima etmek istemişti. İçeri almayacağı gibi sevdiği kadını da onunla beraber göndermeyecekti. "Konuşmamız gerek." dedi sesini zoraki bulan Yeliz Hanım. İyi değildi, üzerinde kızına yaptıklarının acısıyla soluk almakta bile zorlanır olmuştu. "Tamam, Hande yine burada seninle kalsın ama biz konuşalım. Biliyorsun, Hande'nin benden başka annesi yok. Sen ne kadar çok seversen sev, yüreğindeki anne eksikliğini kapatamazsın, bunu benden başkası başaramaz." Güldürdü sözleri kendisini, dudaklarına istemsiz gülüşler geldi. Samimi gelmeyen tavırları, konuşmalarını da komik duruma getirdi. "Sizin o dediğinizi, benim annem epeydir başarıyor. Bir kere bile hastaneye gitmemizle ilgili konuşmadı, üzerine durarak sormadı. Hande'yi buraya getirdim getireli, sizin açtığınız yaraları kapatmakla uğraştı. Siz ise hastaneye benimle geldiğini dinlemeye imkan bulamadan, anında saldırıya geçtiniz. Sizin Neslihan Hanım'dan farkınız yok, kimliğinizi gösterdiniz." Ağlamamak için yutkundu kadın, gözyaşlarını içine akıtmayı tercih etti. Konuşabilmek için güçlü kalması gerekti. "Benim gibi olamaz, ben altı yıldır zaman geçiriyorum onunla, benim yerimi alamaz. Beni kızımdan ayırma, bunu bize yapma." Elinde değildi, akan gözyaşlarından sesi istemsizce kısık çıkıyordu. Kısılan gözlerinden gelen yaşları engelleyemedi. "Tamam gönderme onu benimle, ben zaten almak için gelmedim buraya." derken yüreğindeki pişmanlığın acısı can çekişiyordu.

 

"Göndermeyeceğim tabii, yok bir de alsaydın, hangi cüretle?" Sesi yükselmedi ama oldukça soğuk, kin doluydu. Buraya kadar gelmiş olması bile kendisini sinirlendirmeye yetmişti. "Öyle bir talebim yok, gelirse tabii çok mutlu olurum ama gelmezse zorlamam ben kızımı, ben sadece konuşmak istiyorum. Önce seninle konuşalım, kabul etmezsen hemen çeker gider ama yalvarırım önce dinle, anlatacaklarım önemli." Ne anlatacaktı pişmanlığından başka, zaten onun pişmanlığını da dinlemek istemiyordu. Sıkılmıştı, bir an önce göndermek istiyordu, tatsızlığı uzatıp Hande'nin duyarak daha çok yıpranmasını da istemezdi. Kısa süreliğine dinlemeyi tercih edecekti, böylesi daha doğruydu. "Fatih." Tam bahçeye çıkacağı sırada gelen annesiyle karşılaşmayı beklememişti. Yanlarına geldiği anda, gördüğü manzara karşısında yüzünü buruşturdu. "Hande seni bekliyor, sen gelmeden başlamıyor kahvaltıya. Gönder şu kadını oğlum, gönder de yanımıza gel. Çaylar buz gibi oldu, elini çabuk tut. Sen göndermezsen, ben sürükleyerek kapının önüne atmasını çok iyi bilirim." Şiddetli konuştu, karşısındaki kadını her açıdan basit görüyordu. Yaptığı anneliği de çok basitti zaten. "Tamam anne, biz konuşacağız sadece, Hande'nin yanında kal sen, geleceğim hemen." Evin kapısından dışarıya çıkarken oldukça gergindi. Kendisini uzlaşmaya ikna edemeyecek şu kadını dinlemek bile asla istemiyordu ama sevdiği kadın için buna katlanacaktı.

 

Sevdiklerine alınır insan, zaman akarken günden güne bağlandığı sevdiğine gücenir. Küsmek umursamaktır, bir bakıma önem vermektir. Yine olanları bilmeden hareket eden genç kadın, o gün de alınmıştı sevdiğine, dinlemeden kırılmıştı. Fatih, çok uzun ısrarlara karşı tahammül edememişti, karşısındaki kadının gözyaşları içerisinde yakarmalarına dayanamayarak onu kendi evine almıştı. "Sizinle biraz kalayım, Hande'ye kendimi affettirmeye çalışayım, o beni istemezse geri giderim." demişti gözyaşları içerisinde. Yaptıklarından pişman olduğunu, bakışlarından alalade anlaşılıyordu, başlarda buna nasıl yanıt vereceğini bilememişti. Evine misafir olmak istiyordu, üstelik hatalarına karşı çok pişmandı, burada kalarak, evladının gönlünü tekrardan kazanmak istiyordu. Hande'yi onunla asla yollamazdı ama burada, ikisini kontrol altında tutması mantıklı olabilirdi. Bunu kabul etmesiyle aynı anda, Hande'nin kendisine olan kırgınlığıyla karşı karşıya gelmişti. Yüzünü asmıştı, Yeliz Hanım'ı karşısında gördüğünde, onunla hiç konuşmadığı gibi, kendisine kırılmış bakışlar sunmuştu. Seda, Yeliz Hanım'a kalacağı odayı göstermek üzere onu uzaklaştırırken Fatih, karşısına alarak, Hande'ye düşüncelerini anlatmıştı. Burada kalmasına neden izin verdiğini açıklarken hislerini izah etmişti.

 

"Seni onunla göndermek gibi bir düşüncem asla olmadı, olması söz konusu bile değil, öncelikle bunu bilmelisin. Biz dün konuştuk seninle, annenin seni bile isteye kırmadığını anlattım, sen dinledin beni. Geldiğinde hoş karşılamadım zaten kendisini, burada kalmasını da doğru bulmuyorum aslında ama o seni büyüten kadın, üzerinde emeği var. Kapıma gelip benden, evimde misafir olmayı istedi. Ben şimdi kapımıza, evimize gelen misafiri kovsam, 'Git istemiyorum' desem, ikimize de yakışmaz, kötü izlenim bırakırız. Haklı olduğumuz halde haksız duruma düşeriz, öyle değil mi güzelim?" Konuşmalarını sonuna dek dinlerken acı içinde tebessüm etti. Yaşadığı acıya, annesinin gelmesine daha çok canı yanarken karşısındaki adamın konuşması da öylesine hoşuna gitti. Kendi kişiliğine yakışır şekilde davranan Fatih, aslında Hande'nin annesine, Hande'den daha çok kızgındı. "Sarılabilir miyim sana?" dediği anda kollarını açtı karşısındaki adam, bunu kendisinden esirgemedi. Hep haksızlık ediyordu ona, anlayıp dinlemeden kırılıyordu anında. "Kalacaksa kalsın burada ama o beni sevmiyor, ben gitmeyeceğim onunla birlikte, beni zorlayacak şimdi ama ben gitmeyeceğim." Gülerek yanlarına ilerleyen Nurcan Hanım, ikisi birbirinden ayrıldıktan sonra Hande'nin hemen karşısına oturarak, elleriyle yanaklarını avuçladı. "Yavrum benim." dedi tebessüm ederek. O kadına sinir olsa bile Hande'nin iyice acı çekmemesi için arayı bulacaktı. "Biliyorum çok kırgınsın, sinirlisin ona karşı, haklısın tabii ki, bu senin en doğal hakkın ama çok katı davranma, olur mu güzel kızım? Senin için buralara geldi, seni götüremeyeceğini anlayınca burada kalmaya karar verdi. Bence ona bir şans vermek istemesen bile istemek için azıcık uğraş, en azından gönlünü almaya çalışmasını dinle, olur bir tanem?"

 

"Düşüneceğim sadece." dedi kırık dökük sesiyle. Sadece düşünecek, ona düzgün davranmak için çaba gösterecekti. Kendisine yakışmayacak kabalıklarda bulunmayacak, sakin kalmaya çalışacaktı. "Benim karnım acıktı, biz artık kahvaltı yapalım mı?" Herkesi güldürdü son kurduğu cümlesi. Birbirlerine bakan Fatih ile Nurcan Hanım, karşılıklı gülüştüler. "İkna olduk." dedi annesine bakarken, sözlerinden tebessüm eksilmedi. "Gerçekten ben de çok acıktım, hadi oturalım artık. Gel sen de böyle, normal sandalyeye alayım seni." Kendisi oturduğu yerden kalkarken kadına doğru yaklaştı. Sarsmadan, dikkatle kaldırarak tekerlekli sandalyeden, masanın takımı olan sandalyelerden birine oturttu. "Siz neden beni beklemediniz, yataktan tekerlekli sandalyeye nasıl kaldırdın?" Karşısındaki annesine bakarak hesap sorarcasına konuştu. Beklemeleri gerekti, annesinin ağırlık almaması gerekiyordu. "Zorlanmadım oğlum ben, kızım yormadı beni." Düzgünce oturtma işlemini tamamlamasının ardından, anında doğruldu eğildiği yerden. "O zorlamaz zaten anne ama sen yorulabilirsin. İkiniz düşebilirsiniz aniden, ya da başka bir kaza olabilir, dikkat edeceksiniz. Sen de aynı şekilde Hande, ben olmadan, tek başına ona binmeye çalışmıyorsun, anlaştık mı?" Karşısındaki adamın söylediklerine sadece başını salladı, ses çıkarmadı. Kendisi için endişeleniyordu, bunu normal karşıladı. Kahvaltı masasında herkesin keyfi yerindeydi, bayram havası misali akıp gidiyordu vakitler. Burada olmasını istemediği Yeliz Hanım'ı hatırladıkça geriliyordu Hande. Göz göze geldikleri anda ondan bakışlarını kaçırarak diğer yana dönmüş, kahvaltı boyunca da henüz karşılaşmamıştı.

 

Düşüncelerinin ardından çok sürmeden, eşyalarını yerleştirmiş olmalı ki, yanlarına anında geldi Yeliz Hanım. Yüzünü buruşturdu yine onu gördüğünde, adını duymak istemeyecek kadar kırılmışken yüzünü gördüğünde içi acıyordu. "Gel otur, sana da bir çay koyayım." Sürekli servis için ortalıkta dolaşan Nurcan Hanım, yanlarına gelen kadına nezaketle konuşmuştu. Tepkiliydi ona karşı ama bu tepkisini ancak Hande yokken belli edebilirdi. Kapı önünde davrandığı gibi davranırsa şimdi, evladına kötü örnek olurdu. "Yok sağ ol, ben tokum, buraya kızımı görmek için geldim, onunla vakit geçirmeye geldim." Yere eğilirken Hande'nin tam önüne, elini yanağında gezdirdi. "Soğuk sandviç de yapayım mı sana, sen çok seversin benim sandviçlerimi." İstemeden dudaklarından gelen gülüşü gizlemek için elini ağzına kapattı Nurcan Hanım. Sinir oluyordu samimiyetsiz tavırlarına, bu da yetmezmiş gibi kendisini küçümsemeye çalışıyordu ama başaramıyor, daha küçük duruma düşüyordu. Kendini geriye çekerek kadından uzaklaşmayı istedi Hande, rahatsız oluyordu. Kendisini en çok rahatsız eden de, hüzünlenecek olmasıydı. O böyle yaklaşınca Hande'ye, ağlayası geliyordu. Gözleri dolmadı, buna karşı koyabildi, durdurdu kendini. "İstemiyor musun?" dedi acı içinde Yeliz Hanım, zaten hemen onu yumuşatmayı beklemiyordu. "Tamam." dedi sakince, canı acıyarak öğrenecekti her şeyin hemen eskisi gibi olamayacağını. Yaptıklarından, dinlemeden verdiği tepkilerden çok pişmandı, yüreği kan ağlıyordu ama şimdi hemen bunu dile getiremezdi. Bakışlarıyla anlatmaya çalışıyordu, sevgisiyle pişmanlığını göstermek istiyordu.

 

"İstemiyorsan akşama elimle pizza yaparım sana, yanına sevdiğin fırında makarnamdan hazırlarım. Biz şimdi kahvaltımızı yapalım, sonra beraber sana aldığım hediyeleri açarız." Yerinden doğrulurken kızının hemen yanına bir sandalye çekerek oturdu. Gayet sakindi, sabırlı ve soğukkanlı olacaktı. Büyük sabırla yaşananların üstesinden gelecekti. "Alayım madem bir çayını, uzun süre birlikte olacağız nasılsa." dedi gayet kendinden emin şekilde. Karşısındaki Nurcan Hanım'a bakarak konuştuğunu gören Fatih, sinirlense bile sakin kalmayı tercih etti. "Burada uzun süre kalacağınıza göre, evdeki eşyaların yerini de öğrenin, burada yardımcılarınız yok. Bence mutfağa giderek temiz bir çay bardağı alıp gelip kendi çayınızı kendiniz doldurabilirsiniz." Şimdi oturan annesinin masadan kalkmasını izleyecek kadar kişiliksiz değildi. Bozulsa bile belli etmedi Yeliz Hanım, sessizce yerinden kalkarken mutfağa doğru ilerledi. Gerçekten suçunu bilmese susup katlanmazdı ama yaptıklarına karşılık böyle tepki aldığını anlıyordu.

 

Zaman öylece akıp gitti, günler birbiri ardınca ilerledi. Kendini affettirmek için uğraşan Yeliz Hanım'ın çabalarına karşılık daha çok sessizliğe gömüldü Hande. Suskunlukla göstermek istedi kırgınlıklarını. Buradan gitmeyecekti, onunla dönmemeye kararı kesindi. Nereye giderdi, kiminle kalırdı, orasını bilmiyordu ama aslında devamlı burada durması da doğru değildi. Uzun süre okula gitmemişti, çünkü ağrıları günden güne çoğalmış, tekerlekli sandalyeden de yine uzun süre kalkamamıştı. Yanındaydı devamlı Yeliz Hanım, daima anneliğini, sevgisini göstermek için özen gösteriyordu. Bilmediği gerçek vardı, Hande çok ciddi kırgındı, yüreğinin kapılarını kapatalı epey oluyordu. Ondan gelecek sevginin tamamına örtmüştü kendini, açmak istemiyordu. Sürekli yanında duruyor, elleriyle yemekler hazırlıyor, pahalı hediyelerle gönlünü kazanmaya çalışıyordu kimi zaman. "Sana ne getirdim." demişti elindeki küçük karton parçasıyla önüne eğilirken. "Bak." Eliyle kartonu açarak önünde tuttu. Üzerinde yıldız desenleri olan yapışkandan başkası değildi. "Uzun zamandır istiyordun ama imkan bulamamıştık hani, odanın tavanını bunlarla süsleyecektik, sen benimle gelmediğin için ben de buraya getirmek istedim." Sesi olabildiğince hüzünlüydü, konuşurken yaptıklarının pişmanlığını taşıyordu konuşmalarında. "Buradaki odan çok güzel, orayı süsleriz istersen." Sessiz kalırken bakışlarıyla istemediğini zaten belli etti. Konuşmasına gerek yoktu, zaten bakışlarıyla hislerini rahatça belli ediyordu. "Tamam anneciğim, sevmedin anlaşılan, kalsın o zaman, başka yapışkan bakarız." Kendi sesi bile kırgınken Hande'nin düzgün tepki vermesini bekliyordu. Bu mümkün değildi, annesi onun için bundan böyle kapanmayacak yaraydı.

 

Neslihan Hanım'la çok sürmeden görüşmeye başlamışlardı yeniden. Kapısına kadar gelmiş, "Benim ne suçum vardı da hiç aramadın, ben o olaylarda hep seni korudum." derken yine kendini ispatlamaya çalışmıştı. İkisinin ortak özelliği, daima anneliklerini kanıtlama üzerine kuruluydu. "Yeliz'e kırgın olabilirsin ama benimle gel o zaman, bu evde durman çok manasız." der demez kendisine, kurduğu cümleyi reddetti, hiddetle geri çevirdi. Kimseyle gelmeyecekti, burada gayet mutluydu. Şimdilik, daha iyi çözüm bulana kadar sürekli kalacaktı. Neslihan'ın kurduğu cümle karşısında gerilen Yeliz Hanım, kendini durduramayarak ağır konuşmuştu. "Fırsatları çok seviyorsun tabii, benimle arası bozuk olunca bunu değerlendirmekten ayrı haz alıyorsun." derken artık kayış kopmuştu, yine tartışma oluşacaktı anlaşılan. Öyle gergindi ki, bu kez kendisi üzerinden olay çıkarmalarına izin vermeyecekti. İkisi çoktan tartışmaya başlamışlardı bile, sanki hiç tartışmıyorlarmış gibi, aynı hızda ve heyecanda devam ediyorlardı. "Sen benim doğurduğuma annelik yapma çabalarını bırak artık, çok istiyorsan git başkasının evladını sahiplen ama benim hayatımdaki insanlardan uzak dur." Neslihan Hanım'ın çoğul konuşmasını dinlerken neye uğradığını bilemedi. Neden o şekilde konuşmuştu, neden sadece kendisinden söz etmek varken 'Benim hayatımdaki insanlar' demişti? Üzerine durmak istemedi, sadece ikisinden aynı anda kurtulacak bir hamlede bulunmayı düşündü. Tartışmalarına son noktayı koyması gerekti, bunun için aklında güzel düşünceler vardı. Yanlarına yaklaşan Nurcan Hanım'ı gördüğünde artık o ikisine iyi bir ders vermesi gerektiğini biliyordu. İkisinin yanında hiç hitapta bulunmamıştı Nurcan Hanım'a, bir kere bile 'Anne' dememişti ona, bunun zamanı çoktan gelmişti.

 

"Anne!" Seslendi usulca, sakin şekilde, mırıldanırcasına ama gayet de kendini duyurarak konuştu. Bugüne nasipti, tam yerinde olmuştu. Kullandığı kelime karşısında iki kadın birden döndü kendisine. Yanına yaklaşan Yeliz Hanım, kendince çok sevinçliydi, uzun sürenin ardından ilk kez kendisi ile konuşarak seslenmişti. "Söyle canım." Çok heyecanlıydı anlaşılan, epey de mutlu olmuştu. "Ne oldu, bir yerin mi ağrıyor, yoksa karnın mı acıktı? Canının istediği ne varsa, ben hemen hazırlarım." Ellerini tutan Yeliz Hanım'dan soğukça geri çekti kendi ellerini. Bu kez de Neslihan geldi yanına, tam karşısında dururken aşırı mutluydu, bunca olan bitenin ardından kendisine seslenmişti anlaşılan. Kendisiyle gelmeyi kabul ederdi de, bir an önce bu saçmalıktan kurtulurlardı. Sadece kendisiyle gelmesini umdu, başka isteği yoktu. "Ne oldu bebeğim, dönmek mi istiyorsun, hemen gidelim evimize." Yanına yaklaşan Neslihan'dan da geri çekti kendini. Karşılarında kendilerini izleyen Nurcan Hanım'a çevirirken bakışlarını, sandalyesini onlardan çekti, ona doğru sürükledi. "Nurcan Anne!" Tekrardan, ismini kullanarak seslenmesiyle birlikte, iki kadını birden şaşkınlığın beraberinde hayal kırıklığına uğrattı. Yanına yürüyen Nurcan Hanım'ın ise yüzünde kocaman, umut dolu gülümseme vardı. Büyük hatalarını düzeltmek için daima sabretmiş, selamete çıkmayı ise bugün tamamen başarmıştı. "Canım." dedi ona yaklaştığında yere eğilirken, ikisinin yanında kendisine sığınması ayrı hoşuna gitmişti. Kendisine 'Anne' diyeli epey oluyordu ama onların yanında ilk kez demişti. "Akşam yemeğinin yanına tatlı olarak canım puding istedi, senin yemeklerini çok seviyorum ama senden onu hiç yemedim. Bugün puding yapar mısın bana, tabii zahmet olmazsa?" Güldürdü sözleri, karşısındaki kadını sevinçle güldürdü. Ellerini tutmuşken kaldırdı, dudaklarına dokundurarak öptü.

 

"Ne zahmeti, sen iste, ben dünyaları sererim senin önüne. Beraber yapacağız, sen yanımdayken ben mutlu şekilde yapabilirim, sen de bana yardım edeceksin, olur mu inci tanem?" Kollarını uzatarak kadının boynuna doladı, onu çok seviyordu. Sadece "Olur." dedi sarıldığı kadınla konuşurken. Aklına gelen cümleyi tekrardan eklerken "Ben de zaten seninle beraber yapmak istemiştim." dedi, şimdi gerçekten çok mutluydu. İki annesi de, Nurcan Hanım'a 'Anne' dediğini bu şekilde öğrenmişti. Artık böyle acımasız davranma kararı almıştı. Hisleri gerçekti zaten, sığınabileceği en güzel insana, liman misali görerek sığınmıştı biraz önce. İki tane annesi vardı ama Nurcan Hanım gibi değildi, bunu göstermenin zamanı çoktan gelmişti, geç bile kalmıştı asıl annesine seslenmekte. Böyle davranarak tartışmalarını noktalandırırken anneliğin, tartışmalardan ibaret olmadığını göstermek istemiş, bunda başarılı olmuştu.

 

İlerleyen zamanda uzun süre görüşmediler Neslihan Hanım'la; ne o aradı sordu, ne de Hande onu aradı, öylece geçti günler. Buradan gitmemekte kararlı olduğu kadar, aslında gitmesini gerektiğini de çok iyi biliyordu, burada kalması kendisine yakışmıyordu. Düşüncelerini Fatih'e açarken ondan beklemediği bir cevap alan Hande, neye uğradığını bilememişti. "Düşünme burada olmanı, burası senin evin sayılır, istediğin kadar kalacaksın tabii." derken çok ciddiydi, onu hiç bu şekilde ciddi görmemişti. "Yakında Neslihan Annenle konuşup nikah izni alacağım, bana kağıt imzalayıp verse yine yetecek. Gerisini o zaman çözeceğiz, böylelikle burada kalman da nikah sonrası hiç sorun teşkil etmeyecek." Neslihan Hanım'ı tanımıyordu, tanısa böyle konuşmazdı. İkisinin ilişkisinden haberi yokken, Hande bunu söylemeye daha cesaret bile edememişken o, kalkıp nikah izni mi verecekti? Bu mümkün değildi, inanması imkansızdı. Üstelik iki annesinden kurtulmak için nikahlanıp bu eve sığınmak da ayrıca içini acıtıyordu. Başka seçeneği kalmamıştı, yine alalacele evlenecekti, belki aynı acıların daha ağırlarını yaşayacaktı. Karşısındaki adamı düzgün tanımıyordu, tanıyacak imkan bulamadan evlenmek istemiyordu. Yeliz Hanım'la dönmeyi düşündü kısa süreliğine ama gururu el vermedi, kırgınken böyle derinden, dönmek istemiyordu. Nereye gideceğini, kiminle kalacağını bilmiyordu, bildiği gerçek ise artık kendi yolunu çizmesi gerektiğiydi. Aklıyla kalbi arasına sıkışıp kaldığı günlerde nasıl kararlar alacağını düşünürken iyice bunalmıştı. Başka acılardan kurtulmak için yine başka bir adamın gölgesine sığınmayacaktı. Evini ayırma kararına varmıştı, kendisi çok rahat bunu başarabilirdi. Tek odalı bile olsa evini tutacak, başkalarının gölgesine sığınmayacaktı. Kendine ait yeni bir hayat kurmak istiyordu. Kendi yolunu çizmesinin zamanı epeydir geliyordu.

 

"Ben tekrardan aynı hataları yapmayacağım." demişti sevdiği adamın karşısına geçtiğinde, sözlerini çok bilindik şekilde dile getirmişti. "Sen ne istiyorsun bilmiyorum ama ben kimsenin gölgesine sığınmak istemiyorum. Yanında olmam seni rahatsız ediyor, toplumun edeceği sözlerden utanıyorsun, ben sana ağır geliyorum belli, hakkın var böyle düşünmekte. Yadırgamıyorum düşüncelerini, haklı olman, beni aynı döngüye zorlayabileceğin anlamına gelmez. Ben gidince zaten Yeliz annem de burada kalmaz, ikinizden aynı anda kurtulursun." Sözlerini çok net şekilde izah etmişti, sınırını çizmenin zamanı gelmişti, araya ağır duvarlar bırakmıştı. Sözlerini söylediğinde kendinden emindi, kendi hayatını kendisi şekillendirecekti. "Öyle bir kadın değilim ben, başkalarının gölgesinde hayat süremem. Tamam, zamanında çok ağır hatalar yapmış olabilirim ama artık hepsinin bilincindeyim. Kabul ediyorum suçumu, kabul edemesem bugün boşanmış olarak karşında durmazdım. Ben çok büyük yanlışlar yaptım, başkalarının baskısıyla bile olsa kendim yaptım, istemesem yapmazdım. Yanlış evliliğimi bitirirken ise bana kimse baskıda bulunmadı, kendim bitirdim. Şimdi yanlışlarından arınmış bir kadın olarak karşındayım, başka hatalar yapmayacağım. Bana düşüncelerimi sormadan, insanların ağzını kapatmak için beni nikaha zorlayamazsın." Konuşmaları hiddetliydi, yıllara, yaşadığı acılara meydan okuyarak konuşuyordu. Bugünden itibaren kendi hayatını kuracaktı, artık evini aramayacaktı, evini kendi bulacaktı. Karşısındaki adamla mutlaka bir geleceği olacaktı, nikahları da olacaktı ama bu süreç gelene kadar, kendi evinde kalacaktı.

 

"Hande." Karşısına geçen adamın bakışları yapıcıydı, konuşmalarını yapıcı şekilde gerçekleştirecekti. Anlamadan kırmıştı madem, bilincinde olmadan bam teline basmıştı, şimdi aynı şekilde gönlünü alacaktı. Kollarından tutarak kendine çevirirken kadının bedenini, bakışlarını kehribar gözlerine sabitledi. Geçen zamanda kendini iyiden iyiye toparlamış, yeniden destek çubuğuyla ayağa kalkmayı başarmıştı. "Bir çıkış yolu bulmak istedim ama niyetim seni evlenmeye zorlamak değildi." Hiddetle başını iki yana sallayan kadın, sinirli bakışlarını devam ettirdi. "Ben sana yük oldum çünkü, o yüzden çıkış yolu arıyorsun. Kabul edemedin beni, kabullenmek zor geldi sana, zor gelmese çıkış aramazdın. Burada kalmamı sorun edecek kadar yük ettin beni kendine." Soluklandı, derin nefes alarak durup düşündü. Konuşmayı tartışmaya çevirmeden sürdürecek, kırıldığı yerden tekrar onaracaktı, bu konuda kendine söz verdi. "Hande, bunun yük olmakla bir alakası yok. Sen burada kalmayı istedin ama çevremizde bunu fırsata çevirecek insanlar var, mesela Neslihan Hanım. Daha ilişkimizden haberi bile yokken bunu sorun yapıyorsa, öğrendiğinde göstereceği tepkiyi düşünmedin mi hiç? Seni benden alır, inadına alır ve ben bunun için hiçbir yasal hak talep edemem. Seni daha iyi korumaktı amacım, evliliğe zorlamak değildi. Tamam, ev mi tutmak istiyorsun, böyle rahat edeceksen tabii ki tut ama ben bu durumda da senin yanında olacağım." O an anlamıştı, son cümlesini duyduğunda farkına varmıştı, karşısındaki adam sadece kendisinin mutluluğunu düşünüyordu. "Ev tutarken yanımda durup bana sahiden destek olacak mısın?" Yüzündeki kırıklık yerini buruk tebessüme bırakırken aslında kırıklığının hayata karşı olduğunu düşündü. "Tabii ki olacağım, yalnız öyle ev bakmaya tek gitmeni istemiyorum. Bulduğun evi incelemeye birlikte gider, emlakçıyla beraber görüşürüz. Aksine asla müsaade etmeyeceğimi bilmeni umuyorum." derken sıkıca kendisini ikaz etmişti. Böyle durumlarda kuralları belirgindi, tamamen tek başına bir işe kalkışmasını istemiyordu.

 

Kısa sürede ev tutacağını öğrenen Yeliz Hanım, duruma hiç sıcak bakmasa bile susmak zorunda kaldı. Kazanamamışken henüz, Hande'yi tamamen kaybetmekten korktu. Kendisinin yüzünden olmuştu bunlar, sonuçların oluşturduğu bedeli kendi ödeyecekti. Son günlerde kendini bağışlattırmaktan başka çabası kalmamıştı zaten. Kendisiyle gelse, tüm olaylar ne güzel yerine oturacak, asla sıkıntıları kalmayacaktı. Daima hatalarını temizlemek için çabalarken umudu da vardı aslında, belki Hande vazgeçer, gelirdi kendisiyle, orasını zaman gösterirdi. Yaptıklarından ötürü pişmanlığını gösterirse, evini ayırma düşüncesinden onu vazgeçirme ihtimali vardı. Çabalarını böylelikle iyice çoğalttı, her gün kızının gönlünü almak için çabalarken pişmanlığını daima dile getirdi. "Ben senin oraya Fatih'le gittiğini bilmiyordum, tek gittin sandım, sana zarar gelecek korkusuyla o sözleri söyledim. Kızgınsın bana, kızgın olmakta çok da haklısın biliyorum ama bir de kendini benim yerime koy kızım. İnsan kaybetmekten korkunca deliriyor, bilincini kaybediyor, kaybetme korkusundan dolayı öyle ileri gittim." Yanıtlamadı sözlerini, öylece konuşan annesini dinledi sadece, samimi bulmadı. Suçlarına bahane arayan insanları samimi bulmuyordu. Sadece ters şekilde bakıyordu ona, soğuk ve umursamaz bakışlarında, ona karşı duvarlar vardı. Zaman böylece ilerlerken onun yanında inadına Nurcan Hanım'a daha çok yakınlık gösteriyordu Hande. Bunu inadına yaptığı gibi aynı zamanda içinden de geliyordu elbette, istemese böyle davranamazdı. Kendisini çıkarsızca, kimseyle yarışmadan seven birine tabii böyle davranması gerekirdi. Uzaklaşmıştı bir kere, hiç olmadığı kadar uzaklaşmıştı üstelik. Birçok hata yapmasına rağmen dönüp dolaşıp affetmekten sıkılmıştı.

 

Son günlerde aklı dalgındı Fatih'in, olanlara nasıl çözüm üreteceğini bilemiyordu. Ses çıkarmamış, Hande'nin güvenini kaybetmemek için ev tutmasını onaylamıştı ama aslında doğru bulmuyordu. Düşüncelerini ilk olarak, muaynehanesine yardıma gittiği arkadaşı Turgut'a açmıştı. Dalgın duruşu Turgut'un da dikkatini çekmişti zaten. "Yapamaz tek başına, sağlıklı olsa olur ama böyle mümkün değil. Yanına birini tutmaya kalksak, o da çok zahmetli, bakalım anlaşabilecek mi? Ben gözümün önünde olsun istiyorum Turgut, korumak istiyorum onu, böyle düzensiz bir hayat yaşatmak istemiyorum. Yıpranacak, çok yıpranacak, hepsinin bilincindeyim. Konuyu hiç açmasaydım keşke diye düşünüyorum kimi zaman, ben nikah olayından söz etmesem belki bu ev tutma kararına varmazdı." İçinde tuttuklarını kısa şekilde özet geçti yanındaki arkadaşına. Aklındaki düşüncelerle son günlerde nasıl direneceğini bilemez duruma gelmişti. "Sen konuyu açmasan da, er ya da geç, o bu karara varacaktı. Yani kendini suçlama, bunun kimseye faydası yok, keşkelere tutunarak çözüm üretemeyiz. Sürekli sizin evde kalamayacağını, bir süre sonra anlayacaktı mutlaka, yine aynı karara varacaktı. Yalnız kalamaz, ben de aynı düşüncedeyim, yanına birini tutmak da epey zahmetli gerçekten. Bana kalırsa şimdilik çabuk karar vermeyelim, zamanla tüm olaylar yoluna girecek, Hande geri, annesiyle birlikte dönecek." Şaşkınlıkla kaşları çatıldı genç adamın, son sözlerini beklemiyordu. Geri göndermesi doğru değildi, bunu yapmayacaktı. "Yeliz'le dönmesi gerek, Hande'yi biraz düşünüyorsan, buna ikna edeceksin. Kapınıza kadar gelmiş kadın, kızı dönmeye ikna olmadı diye, oturmuş sizin evde annelik yapıp kendini tekrar bağışlattırmak için sürekli çabalıyor, daha ne yapsın?"

 

"Yapamam Turgut, öyle senin söylediğin gibi kolay değil. Bana bildiğin, sevdiğim kadını, cellatının eline teslim etmemi söylüyorsun, bu mümkün değil. Bana güvendi, o akşam beni aradı, gidebilecek mutlaka başka kapıları vardı ama beni aramayı tercih etti. Oradan çıkardığımda çok perişan haldeydi, zor kendine getirdim. İçimde Allah korkusu olmasa, ben o kadını evime bile almazdım, sen görmedin, benim gibi görmediğin için bilemezsin o gün yaşananları."

 

"Çok iyi bilirim, ben kimsesiz büyüdüm, benden daha iyi kimse anlayamaz, anlamış olmama rağmen yapıcı davranmaya çalışıyorum. Ben böyle yapıyorsam, sen de yapacaksın, kırıcı değil, yapıcı olacaksın." Sinirle kaşlarını çattı Fatih, genelde hiçbir olup bitene tahammülü kalmamıştı. Olaylar içinden çıkılmaz duruma gelecek diye endişeleniyordu. "Ara bulucu muyum ben?!" Sinirle konuştu, gerginliği her yere yansıyordu. "Bana geldi, en zor zamanında bana sığındı, şimdi kalkıp onu o kadınla göndermeye ikna edecek kadar karaktersiz değilim ben."

 

"Söylediklerimi ne şekilde anlıyorsun, ara buluculuk ne alaka, ben sana yapıcı ol demeye çalıştım, sen çok alakasız bir noktaya getirdin meseleyi. Daha biraz önce, Allah'tan korktuğun için o kadını eve aldığını demedin mi bana? Öyleyse bu yüzden, bir annenin senden davacı olmaması için yine o korkuyla hareket ederek, yapıcı olacaksın. Günlerdir kendini bağışlatmak, evladının gönlünü almak için çabalayan bir anneye böyle yaklaşamazsın. Tamam, yaptıklarını asla doğru karşılamıyorum, senden Hande'yi zorlamanı da istemiyorum. Önce yapıcı şekilde konuş, ikna olmazsa annesiyle dönmeye, o zaman ev meselesini çözersiniz. Önceliğin onu dönmeye ikna etmek olsun, çünkü doğrusu bu. Tek başına yapamaz o kız, çok bunalır, yükün altında ezilir. Tamamen senden yardım alabilse amenna ama almaz, gururlu davranır, kabul etmez. O yüzden al karşına konuş, dönmeye ikna ederken ondan düşünmesini iste. Kabul etmezse eğer ev tutması için yardımcı olacağını söyle."

 

"Başka bir seçenek de olmalı mutlaka, tek imkanım, onu Yeliz'le yollamak olamaz anladın mı, kendimi buna bağlayacak kadar düşük değilim." Karşısındaki adamın söyledikleriyle güldü Turgut, isterlerse seçenek mutlaka bulunurdu. Yaklaşık birkaç dakikanın içinde geldi aklına. "Buluruz, her zaman ikinci bir seçenek vardır, aklıma şimdiden geldi bile bir fikir." Oldukça soğukkanlı şekilde konuştu, çözüm basitti. "Senin Ataşehir tarafında bir evin vardı, hani kira geliri alıyordunuz, o evde kiracı var mı şimdi?" Turgut'un sorduğu soru karşısında Fatih'in de yüzünde kocaman gülümseme oluştu. Bunu daha önce nasıl düşünememişti, çok basit çözümdü. "Sözleşmenin süresi dolmak üzere, zaten çıkacağını söylüyordu. Ben bunu niye daha önce düşünmedim diye soruyorum kendime ama yanıtı belli, Hande şimdi, gurur yaparak para ödemek isteyecek, ondan kira almak da bana çok ağır gelecek."

 

"Oğlum dert ettiğin şeye bak yaa, gerçekten çok sorunlusun. Bırak kira ödesin, başkasına ödeyip de senden uzakta olacağına sana ödesin. Böylece kontrolünde, gözünün önünde olur, kontrolünden çıkmaz. Ataşehir biraz okula uzak kalıyor ama orasını çözeriz, bir yol mutlaka buluruz. Sen bırakırsın olmazsa, bu kadarını kabul eder, ya da ulaşım için başka yöntem buluruz. Zaten bunların hiçbirine gerek kalmayacak, Yeliz'le geri dönecek, mesele kapanacak. Önceliğin lütfen, onu geri dönmeye ikna etmek olsun. Yapıcı davranmanı istiyorum ya hani, aynı zamanda, yapıcı şekilde de düşün biraz. Bekar kadın, hasta üstelik, tek başına yaşamaya çalışırsa, senin de yükün çoğalacak, yüklerin altında ezilecek, bunalacaksın, yetişemeyeceksin hiçbir şekilde. Olmaz değil, mutlaka olur ama annesiyle dönmesi mümkünken, ev tutma olayına kalkmasın." Başlarda doğru bulmasa bile arkadaşının dediklerini, aynı zamanda üzerinde düşündü. Konuştuklarında mantık aradı, aradığında da bulmakta zorlanmadı, özellikle ayrı ev konusunda dedikleri doğruydu. İşleri kolaylaştırmaları gerekti, ayrı ev olayına kalkışırlarsa işler zorlaşacaktı.

 

Gelecek günlerde, Turgut'un dediklerine usulca hak vermeye başladı Fatih. Gözlemlediğinde olanları, Yeliz Hanım'ın yoğun çabalarını gördü. Sürekli uğraşıyor, evladına sevgisini, pişmanlığını kanıtlamak için kendini perişan ediyordu. Bir şansı sahiden hak ediyor muydu? Bunun üzerine düşünmeden edemedi, gerçekten yapıcı şekilde davranmanın zamanı gelmiş miydi gerçekten? Davranışlarını günler boyunca inceledi, gerçek bir anne gibi davranmaya devam ederken arada Nurcan Hanım'la kapışan Yeliz Hanım, istemsizce güldürürdü Fatih'i. Sürekli kapışırlar, özellikle mutfakta tartışma çıkardı. Arada yanına gelen Nurcan Hanım, bu kez de kendisine söylenirdi. "İşin ucunda Hande olmasa, asla çekmem bu kadını, sıkmaya başladı iyice. Benim evimde bana kafa tutamaz, şimdiye dek kapının önüne atmadığıma dua etsin. İşlerime burnunu sokuyor sürekli, yemek yapmayı bile bilmiyor, tek bildiği, mutfağımı dağıtarak düzenimi bozmak." Kendisine bunları söyleyen annesini dinlerken gülmemek için kendini zor tutmuştu. Düşündüklerini, Turgut'la olan konuşmalarını kısaca izah ederek özet geçmişti annesine. Paylaşması gerekti, anlatabileceği en doğru insanın ise annesi olduğunu düşünmüştü. "İki seçenek de mantıklı, Yeliz'i sevmiyorum ama Allah biliyor ya, kadın çabalıyor. Zamana bırakalım, ben de arada Hande ile konuşurum, dönmek isterse gider. İstemezse zaten seçenek çok basit, geçsin Ataşehir'deki eve. Yardımcıya gerek yok, ben zaten orada kalırım, çiçekler gibi bakarım kızıma. Bırakalım, zaman verelim ona, en güzelini kendi tercih etsin." Karşısındaki annesinden böyle onay almak da ayrıca rahatlatmıştı genç adamı. Bu hayatta en büyük şansı annesiydi, tüm sevdiklerine o yetişiyordu.

 

O akşam usulca ilerlerken Hande'nin kaldığı odaya, yatakta öylece uykuya kaldığını gördü Fatih. Baş ucunda bekleyen Yeliz Hanım'ı gördüğünde iyice şaşırırken tekrar Turgut'a hak verdi. Zaten arkadaşının anladıklarını kendi annesi de anlamıştı, Yeliz Hanım gerçekten pişmandı ve çok çabalıyordu. Sanki Hande de ona karşı yumuşayacak gibiydi, sadece birilerinin ona gerçeği göstermesi gerekti. Kendisine birkaç gün önce ikazla konuşan Turgut'un son kurduğu cümleyi anımsadı. "Yeliz'e karşı yumuşaması için uğraşmazsan, Neslihan'ın şovlarına kanar, o kadınla gider. Böyle olursa, en çok pişmanlık yaşayan da sen olursun, Neslihan'a kandıkça senden uzaklaşır, senden uzaklaşmasını istemiyorsan ortamı yumuşatacaksın." Sözleri gerçekten doğruydu, şimdi neden öyle konuştuğunu daha iyi anlıyordu. Hande çok seviyordu annesini, onu sevdiğinden uzaklaştırırsa, tehlikeli birine gitmesine kendi sebep olabilirdi, buna göz yummayacaktı. "Hoş geldin." Kısık sesle konuşurken bakışlarını yatakta uyuyan Hande'den çekerek kendisine sabitledi Yeliz Hanım. Yatakta uyuyan kızının başında öylece oturuyordu. "Bakmak için gelmiştim, öyle uzanmıştı yatakta, konuşmadı bile benimle, tek kelime etmedi. Yanında durdum, pişmanlığımı dile getirmeye çalıştım, sesini çıkarmadı. Çok sonra, öylece uykuya daldı, o benden yine gitti uyuyarak ama ben bırakamadım, yanında durmak istedim." Oraya yürürken nasıl tepki göstereceğini bilemedi, sadece gördüklerini tarttı aklında. Gerçekten pişmandı, gerçek bir anne kadar sevgiyle dolu yüreği, pişmanlıklara sarmalanmıştı. "Beni umursamıyor olmasına değil, aç uyumasına canım yanıyor. Yemeği ben yaptım diye ağzına bile sürmek istemedi, hazırladığım masayı terk edip odasına geçti."

 

"Annem erken çekildi odasına, biraz rahatsız bugün, yemeden uyuduğunu bilmesin, şimdi kafasına takar. Zaten o olsa, aç bırakmaz, kendi hazırlardı. Tamam çaba gösteriyorsunuz, siz kendiniz hazırlamak istiyorsunuz ama sizin elinizden lokma yemeyecek kadar kırgın size karşı. Siz çıkın artık isterseniz, bu odada beklemenizin kimseye faydası olmadığı gibi zararı dokunuyor. Ben bundan sonrasını çözerim, ilgilenirim onunla, yiyecek bir şeyler de hazırlarım üstelik, siz de yatıp dinlenin. Sabah sakince, tekrardan konuşuruz, bir çözüm üretmeye çalışırız."

 

"Bana sen de çok kızgınsın, öyle değil mi? Hande hiç affetmeyecek beni, sen de affetmesin diye daha çok uğraşacaksın." Sakince söylediklerine rağmen kurduğu cümle, istemsizce sinir etti kendisini. "Bakın fark ettiniz mi bilmiyorum ama ben şu an gayet tarafsız davranmaya çalışıyorum. Zamanında size çok sinirlenmiş olabilirim fakat şu an onarma taraftarıyım, dağılmış parçaları iyice savurmam." İçine umut geldi o anda, kendisine karşı eskisi gibi sert davranmayan Fatih, sanki duvarlarını yıkmaya çalışıyordu. Konuşmaları sırasnda gözlerine dikkatle bakan Yeliz Hanım, bu hisleri çok az bile olsa görebilmişti. "Tamam çıkayım o zaman, sen yemek yapabilecek misin? İstersen hazırlayayım, ona söylemeyiz, 'Ben yaptım' dersin, öyle doyururuz karnını."

 

"Yeliz Hanım, lütfen çok rica ediyorum, şöyle çocuk gibi hareketlerinize bir son verin. Siz evinizde yardımcılar olmasına rağmen uyduruk yemekleri kendiniz yapabiliyorsanız, benim elimden çok daha rahat gelir. Üniversite zamanında tek kaldım ben, tek yaşıyordum, elimden gelir öyle işler, çok mükemmel olmasa da çözerim, şimdi artık çıkarsanız memnun olurum. Üzülmeyin, bir şeylerin düzelerek rayına oturması için çaba göstereceğim. İyi geceler, Allah rahatlık versin." Çıkması için son kelimelerini vurgularken odadan ayrılışını izledi. Böyle umut vererek konuşmak istemiyordu ama orta yolu bulmaları gerekti. Yanından çıkarak geçen kadını izlerken kendisi içeri girdi. Yatağa yürüyerek yatakta uyuyan kadının baş ucuna ilerledi. Yüzündeki tebessüm genişlerken elini kadının saçlarına dokundurdu. Uyandırmak için dokunurken saçlarına, amacı incitmeden uyandırmaktı. Saçlarında hissettiği dokunuşlarla kıpırdanırken gözlerini aralamaya çalıştı. Yorgundu, üzerinde daha çok, sevdiklerine olan kırgınlıklarından kalma yorgunlukları vardı. Zorlanarak bile olsa gözlerini aralarken karşısında gördüğü adamla biraz şaşırdı. "Günaydın demek için çok uygun bir saatte değiliz, baktım çok erken uyumuşsun, bir de kuşlar bana aç uyuduğunu söylediler, o yüzden uyandırmak istedim." Yatağından doğrulurken dikkatlice karşısındaki adama bakmaya çalıştı. Kimin söylediğini çok iyi biliyordu. "Beni sana mı şikayet etti, çok yanlış oynamış." Onun elinden yemek yemeyecekti, yüzüne bile bakmıyor, tek kelime ederek konuşmuyordu. "Çok kızgınsın ve ben seni çok iyi anlıyorum ama onu biraz anlamaya çalışalım, olur mu güzelim? Buraya kadar geldi, büyük pişmanlıklarla kendini sana affettirmek için çaba gösteriyor, böyle sert davranmayalım. Affetmesen, şans vermek istemesen bile en azından anlamaya çalış, elinden yemek bile yememen çok acımasızca."

 

"O bana acımadı, ben neden ona acıyıp merhamet edeyim, ayrıca acınacak durumu da yok zaten. Buraya pişman olduğu için geldiğini değil, kendini sana kabullendirmek için geldiğini düşünüyorum. Sen ikna ol, beni onunla gönder istiyor, tek amacı beni tekrardan kendi evine götürmek ama izin vermeyeceğim, ben kendi evimi tutmakta kararlıyım." İstediği konuya gelmişti madem, aklındakileri söyleyecekti. Bunları mutfakta konuşsalar daha doğru olacaktı. "Benim karnım çok acıktı, sen de zaten yememişsin, aşağıda yiyecek bir şeyler hazırlayayım, hem şu ev meselesini de yemek yerken konuşuruz. Üzerini değiştirip yanıma gelirsin." Yerinden doğrulurken hızlı adımlarla odadan çıkarak mutfağa ilerledi. Söz hakkı vermeden uzaklaştı odadan, mutfakta yemek yerlerken konuşmaları daha doğru olacaktı. Buzdolabını araladığı anda gözüne ilk çarpan, dolabın kenarında duran kıyma çekti dikkatini. Bununla ortaya yiyecek olarak ne çıkaracağını düşündü. Ne sevdiğini, nelerden hoşlandığını henüz hiç bilmiyordu, zamanla mutlaka öğrenecekti ama şu an bilgisi yoktu. Buzdolabı poşetine sarılı kıymayı çıkarırken dolabı örttü, kısa süre düşündü. Aklına şimdi gelen en pratik yemek, kıymalı makarnaydı, sevip sevmediğini bilmiyordu ama şansını deneyecekti.

 

"Yardım edilecek bir şey varsa, ben de yapayım mı?" Ne ara geldiğini anlayamazken yanına yaklaşarak kendisiyle konuşan kadına karşı şaşırdı. Çabuk gelmemişti yanına aslında, o geldiğinde çoğu işi bitirmişti. "Hayır, ben çabucak hazırladım, makarna sever misin, kıymalı yaptım." Söyledikleri karşısında tebessüm etti genç kadın. "Yani, severim tabii." Yapabildiği en pratik yemek çeşidi olduğunu düşündü. Kendisi için aceleci şekilde ama özenle hazırlamıştı. "Zaman olsaydı daha iyi seçenekler çıkarabilirdim ama senin çabucak ilaç içmen gerek, durum böyle olunca, makarnadan iyi seçenek bulamadım." Kıymalı sosu tabakta hazırlarken yaktığı yağın içine döktü. "Üniversite zamanı da öyle, benim için makarna çok pratik çeşitti ama tabii yapabildiğim tek yemek değildi. İstersem dört beş çeşit yemeği rahatça yaparım, bildiğim sınırlı olsa bile tarifler var." Sessiz kalırken öylece karşısındaki adamı izledi, aklında hep aynı sorular vardı. Buraya bir öfkeyle gelmişti ama bir an önce evini tutarak gitmesi gerekti. Böyle ne zamana kadar ilerleyecekti, bu gidişin sonu var mıydı? Mutlaka yoktu, bir yere varması, sonuca ulaşması gerekti. "Önceden annem çok güzel üzüm hoşafı hazırlamıştı, ondan mı istersin, yoksa portakal suyu var dolapta, o mu olsun?" Karşısındaki adamın dedikleriyle anında atladı, aklına neyi sevdiği çabucak geldi. "Üzüm hoşafı." dedi keyifle. Oldu olası çok severdi zaten. "Ben sana yardım edeyim, kendim çıkarırım." Sessizce söyledikleri, yemekleri tabakları servis eden adam tarafından duyulmamıştı anlaşılan, duysa belki, kadının tek başına dolabı açmasına müsaade etmezdi. Buzdolabını araladığında, uzun, şekilli sürahi içinde duran sıvı üzüm hoşafına elini uzattı. Tutma kısmından kavrarken sağlam kolunu kullandı. Diğer sakat koluyla ise köşedeki kalorifere tutundu. Şimdi dolabın kapağını nasıl geri kapatacaktı? Kapatmasa daha iyi olacaktı, elindeki sürahiyi masaya yerleştirince kapatırdı. Elini dayadığı kaloriferden çekerken dengede kalmaya çalıştı. Kollarının birbirine dolanması ile elindeki cam, ağır sürahinin yeri boyladığı gibi tuzla buz olması sanki aynı anda gerçekleşmişti. İstemsizce dudaklarından ölçülü bir çığlık döküldü, bağırırken saatin geç olduğunu hatırlamasıyla kendi sesini ölçülemeye çalıştı. Zaten istese de sesi öyle çok çıkmazdı, aşırı bağıramazdı.

 

"İyi misin?" Yanına gelirken endişelenen genç adam, o an nasıl tepki vereceğini bilememişti. Zaten nasıl olduğunu da hatırlamıyordu, her şey kendi kontrolünün dışındayken olmuştu. Konuşamadı kadın, elleri beraberinde sanki, o anda tüm organları kilitlendi. "Bilmiyorum, ben nasıl oldu bilmiyorun." Çaresizliğin beraberinde gelen utanç duygusuyla, ne dediğini bilmeden konuştu. Yükünü azaltmak isterken iyice yük olmuştu, başına iş açmıştı. "Tamam boş ver onu, nasıl olduysa oldu, sen iyi misin?" Tekrarladı sorusunu, yinelemek zorunda kaldı. İlk sorduğunda şoklanmış, cevap verememişti kendisine. "İyiyim." dedi ama sesi net çıkmadı, epey boğuk çıktı. Böyle çıkabilmesi bile kendince mucizeydi zaten. "Tamam, sen otur hadi, kalkma bir süre ki, yerlere basma, tehlikeli olabilir. Ben ortalığı toparlayayım, sonra birlikte yemek yiyelim." Konuştuklarına karşılık kadının yüzünde tek mimik yakaladı genç adam, sadece mahcubiyet duygusu barındırıyordu. Utançtan kızaran yüzünde aynı anda devam eden mahcubiyet, başını yerden kaldırmasına engel oluyordu. "İsteyerek olmadı." dedi sadece epey kısık sesle, şimdi sadece canı yanıyordu. "Yardım etmek istemem doğru değildi, bunu çok iyi biliyorum, bir daha asla yapamayacağım işlere kalkarak sana yük olmayacağım." Konuşmalarından çok, yüzündeki ifadeden rahatsız oldu genç adam. Öyle gereksiz mahçupluk vardı ki yüz hatlarında, insan istemese bile rahatsız oluyordu. "Biz de yapıyoruz, bu evde Kuzey, günde rahat üç tane bardak kırıyor, niye bu kadar büyütüyorsun olayları?" Sessiz kaldı kadın, konuşmaları ikna etmemişti karşısındaki kadını. Eliyle sandalyeyi işaret ederken ağır şekilde yürüyerek oraya geçmesini bekledi. "Geç otur sen, birazdan geleceğim." Ardına dönerek, cam kırıklarının olduğu yere basmadan mutfaktan çıktı. Temizlik malzemelerini alarak önce şurayı temizleyecekti.

 

"Tamam, bak gördün işte, iki dakikamı bile almadı temizlemesi, değmedi yani o kadar üzüldüğüne." Elindeki temizlik kovasını kenara bırakırken tezgaha ilerledi, hazırladıklarına göz gezdirdi. Yaptığı makarnayı tabaklara servis etmesinden kısa süre sonra masanın üzerine bıraktı. "Dene bakalım, çakma şefliğimi nasıl bulacaksın?" Söyledikleri tebessüm ettirdi kadına, kısa süreliğine bile olsa yüzünü tekrar güldürebilmeyi başarmıştı. Kendi de karşısına otururken eline çatalı aldı. "Yesene." Uyarırken kendisi yemeye başladı. Kötü değildi, istediği gibi yapmıştı. "Bekle, içecek bir şeyler getireyim." derken yerinden kalktı, buzdolabına doğru yürüdü. Söyledikleri karşısında kendine sinirlenerek güldü kadın. "Benim ziyan ettiğimden başka içecek var mı ki acaba?" Buzdolabını karıştırırken aradığını çabuk buldu. Tencere içerisinde hoşaf vardı, onu bardaklara ilave edecekti. "Her zaman bir çözüm mutlaka vardır, o dökülen son değildi." dedi tencereyi çıkarırken.

 

Yemeklerini yerlerken açması gereken konuya giriş sağladı genç adam. Bir yerlerden başlaması gerekti artık Fatih'in, sürekli arkadaşı Turgut'un dedikleri dönüp duruyordu aklında. "Hande." dedi konuşmasına başlarken, bu nasıl söylenirdi, orasını bilmiyordu ama sözlerini seçerek konuşacaktı. "Yeliz Annene, yaptığı yemeği bile yemeyecek kadar mı kırıldın?" Öyle sormuştu ki, tam o anda içi sızlayan kadının boğazına durmuştu yediği lokmaya, buna anlatmaya hisler eksik kalabilirdi. Kendisi için çabalayan kadına karşı her yumuşamak istediğinde, aklına o ağır sözleri geliyor, sınırlarının dışına geçemiyordu. "Bence yaptığı yemeği yemiyor olmam, kırgınlığımı dile getirmeye yetmez." Beklediği cevabı almıştı, şimdi onu daha iyi anlıyordu genç adam. Bir bakıma, bu kadar derin kırılması da güzeldi, Hande'yi gözlemlediği kadarıyla, Neslihan'a böyle ağır kırılmıyordu, çünkü onu çok önemsemiyordu. Yeliz Hanım'ı hâlâ çok seviyordu ki, kırgınlığı öylesi ağırdı. "Çok ileri gitti biliyorum, seni üzdü, kırıp geçti, bunu da biliyorum. İnsan hep en sevdiğine kırılır bu hayatta, bu hissi bilirim ama biraz olaylara, onun açısından baksak, daha doğru olmaz mı? Seni kaybetmekten çok korkmuş, öyle endişelenmiş ki, bu endişe, onu büyük bir yanlışa sürüklemiş. Benim annem de yıllar önce endişesinden dolayı, çok büyük hatalar yapardı, yeri gelince çocuk aklımla ona çok küstüğüm olurdu ama sonra babamın uyarılarıyla onu çabucak bağışlardım. 'Bir gün onun kızmasını bile özlersin' derdi hep babam, geç kalmamayı öğretirdi bana. Bence onu biraz anlamaya çalışarak, senin için gösterdiği çabalara, çok küçük de olsa şans vermelisin."

 

"Bu ne şimdi." Konuşurken sinirlenmeye hazır bir hali vardı, gözlerinde bu tepkiyi gören genç adam, zaten böyle davranmasını bekliyordu. Hazırlıklı olacak, kendisi sakin kalmaya çalışacaktı. "Beni onunla göndermek istiyorsun, şimdiden alt zemin hazırlıyorsun, öyle değil mi? Tabii, baktın ben nikaha razı olmadım, evinde kalmam seni epey rahatsız etti." Sakin kaldı, sakin olmaya çalıştı, böyle tepkiler alacağını en baştan bilerek konuşmalarını başlatmıştı. Önündeki bardaktan içeceğini içerek bardağı masaya bıraktı. "Hayır, senden rahatsız olmadım, bende istediğin kadar kalabilirsin. Ayrıca ev tutman için sana yardım edeceğim, sözümü tutacağım. Zaten konu bu değil, ben sadece gördüklerimi söyledim Hande, böyle sert davranılmaz. Ben sana ev olayında yardımcı olacağım, senin için en uygun hayatı kuracağız birlikte, nasıl rahat edeceksen öyle ilerleyeceğiz ama bu süreçte, annene çok küçük de olsa bir şans tanımanı istiyorum. Üstelik bunu ona bile belli etmeden yapabilirsin. Yanında git demiyorum, 'Anneciğim' diyerek boynuna sarılmanı da beklemiyorum. Şans verdiğinden onun haberi bile olmasın gerekirse, mesela bunu, senin için çabalarını görmeye çalışarak yapabilirsin. Üstelik o da çok pişman, böyle yapmak istememiş. Korkudan, endişeden ileri gitmiş, her gün senin için gözyaşı döküyor."

 

"Bana ettiği bunca sözü yutarak onu bağışlamamı mı istiyorsun şimdi?" Biraz daraldı, sorduğu soru karşısında rahatsız oldu. Kendisini çok farklı anlıyordu ve bundan rahatsız oluyordu genç adam. "Hayır, yutmanı istemiyorum, onu bağışlamanı da istemedim. Bunu yapmak istemiyor olmanı çok iyi anlıyorum, çünkü güvenmiyorsun, seni tekrar kıracağını düşünüyorsun. Çok doğal bir düşünce, bağışlamayacaksın zaten, sadece biraz davranuşlarını izleyeceksin. Rahatsız olursan yine ondan uzaklaş, zaten yakınlaşmanı da istemiyorum ama dediğim gibi, bir gün pişman olacağını bildiğin halde, böyle katı davranmanı istemiyorum. İnsan zamansız kaybedince sevdiklerini, bu defa yüreğinde eşsiz pişmanlıklar kalıyor, bunu yaşamanı istemiyorum." Sessiz kaldılar, uzun süre konuşmadılar. Kendince hak verse bile şimdilik susmayı tercih etti genç kadın. "Şu ev meselesine gelecek olursak, ben aslında sana uygun evi buldum ama beğenip beğenmeyeceğini bilmediğim için sana söylemekte tereddüt ettim." Fatih, aklındakileri uygulayarak, Yeliz Hanım konusunda Hande'yi biraz yumuşatmaya çalışmıştı. İlk girişiminde bulunmuştu, şimdilik çok üzerine gitmeyecekti, bu kadarını yeterli buldu. Şimdi asıl önemli olan konuya gelecekti. "Beğenirim!" dedi heyecanla atlayan genç kadın. Artık kendi düzenini kurmak istiyordu, her türlüsüne razı gelebilirdi. "Bir odadan oluşan stüdyo bile olabilir, benim için hiç önemli değil, sadece düzenim olsun. Zaten birikmiş param var hazırda, anında kira sözleşmesini imzalarım." Biraz duraksadı, şimdilik parası vardı ama sonradan yetiremeyebilirdi. Sadece kira miktarını öğrense, gücünün yetebileceği miktar olsa, gerisini çözebilirdi. Kimseden beklentisi olmayacaktı, kendi maaşıyla çabalayacaktı. "Şey." dedi gevelerken. Ücretini düşününce biraz tökezlemişti. "Kira ücreti ne kadar buranın, benim için önemli olan kısım bu." Sadece kendisi, tek başına karşılayacağı için düşünmesi şarttı. Tüm şartları göze alarak ev tutması gerekti.

 

"Şöyle anlatayım, ev sahibi aslında hiçbir para beklentisinde değil, ona kalsa ücretsiz verecek ama senin kabul etmeyeceğinden tedirgin olduğu için bunu isteyemiyor. Bu nedenle, kira ücretini sen belirlesen daha iyi olacak." Şaşkınlıkla kaşları çatıldı, kısa süre beklerken söylediklerini anlamaya çalıştı. Söylenenleri anlamaya çalışırken istemsizce güldü. "O nasıl ev sahibiymiş öyle." Şaka yaptığını, kendisine takıldığını düşündü. Kendi de gülüşünü çoğaltırken ona takılmaya başladı. "Çok şanslıymışım, bu zamanda böyle ev sahibi zor bulunur." Önündeki yemeğini yerken gülmeye devam etti. Bugünlerde kendini, önceki zamanlara oranla daha iyi hissediyordu. Sıkıntılarını yavaşça bile olsa çözmeye başlamıştı. "Sen değil bence, ev sahibi şanslı, şansı da sanırım sen olmalısın." İyice şaşırdı, söylemeye çalıştıklarını anlamak için aklını zorladı. "Allah aşkına ne diyorsun, ben bir şey anlayamadım. Şaka bile yapıyorsan bir ölçüsü olmalı, anlayamıyorum da üstelik şakalarını; bu zamanda, kira miktarını kiracıya söyleyen ev sahibi mi olurmuş?" Söyledikleri karşısındaki adamın da alayla sırıtmasına neden oldu.

 

"Yani, varmış demek ki." Keyifle konuşması iyice şaşırttı kadını. "Öyle mi, kimmiş acaba, söyle de tanışmış olalım."

 

"Ben." Karşısındaki adamın dilinden dökülen tek kelime, içtiği içeceği zor yutmasına neden oldu. Öyle şaşırdı ki, içeceğin boğazına takılmasından son anda kendini kurtararak toparladı. "Sen ciddiydin." dedi aklındaki tüm soru işaretleri cevaplanırken. Kendisine bu şekilde yardım etmesini beklemiyordu, biraz mahçup hissetse bile hoşuna gitmişti. "Ataşehir'de bir evim var, iki odalı ev, iki oda dediğime bakma, epey küçük ama sana yeteceğini düşünüyorum. Yanına yardımcı ayarlarız, gerçi annem seni yardımcıya bırakmayacak ama dur bakalım, konuşur aramızda, bir şekilde kararlaştırırız." Yüzüne ansızın gelen tebessüm, oldukça rahatladığını gösteriyordu. Üzerindeki sıkıntılardan sanki anında kurtulmuş gibi hissediyordu, yükü epeyce azalmıştı. "İyi ki varsın." dedi kendinden bağımsız, refleks içinde konuşurken. Nasıl olduğunun önemi yoktu, bir şekilde ayrı yaşamayı istiyordu. "Benim için düzenini bozmayı göze alacaksın, gerçekten iyi ki hayatımdasın." Söyledikleri, karşısındaki adama da istemsizce tebessüm ettirirken açıklama yapması gerektiğini düşündü. "Senin yüzünden düzenim dağılmayacak, önce bunu böyle bilmen gerek. İşin ucunda sen olmasan bile annem, o evi mutlaka çok uygun ücretle kiraya vermemizi doğru bulur, o yüzden düzenim dağılmayacak, senin sayende daha iyi olacak."

 

"Sen şimdi benim ev sahibim olacaksın, ben de senin kiracın olacağım, doğru mu anladım?" Gülerek, eğlenircesine sordu. Amacı sadece, bulundukları durumu alaya almaktı. "Bir de iş ve proje arkadaşımsın aynı zamanda." dedi tekrardan sözlerini pekiştiren genç kadın. İkisi aynı anda gülmeye başlarken "Yani." dedi gülerken adam, yavaşça tüm sorunları çözüyordu. Bunlara gerek kalmamasını temenni ederken Hande'nin bir an önce Yeliz Hanım'a karşı duvarlarını aşmasını umdu. Diğer türlü işler çok daha zorlaşacaktı, iyi biliyordu.

 

Akan zaman içinde eski kocasıyla tekrar karşı karşıya gelmekten bunalsa bile buna mecbur kalmıştı. Tek gitmemişti, kendisiyle gelemeyen Fatih, yanında kendi annesiyle, Yeliz Hanım'ı yollamıştı. Nasıl olsa artık daha iyiydi, kendini yürürken öncekiler gibi yorgun hissetmiyordu. Yanında gelmek isteyen Yeliz Hanım ise ansızın rahatsızlanmış, bunun beraberinde herkesi endişelendirmişti. Henüz kırgınlığı geçmemiş olan Hande bile ansızın endişeye kapılmıştı. Dinlenmesini, asla kalkmamasını söylerken soğuk, mesafeli bile davransa endişesini belli etmişti. "Benimle Nurcan Anne gelecek, sen dinlen, kendini hasta etme." derken sesini buz gibi tutarak onu bağışlamayacağını göstermişti. Zor zamanların kendisini beklediğini anlamasına rağmen, sevip saydığı Fahri Bey için hastaneye gitmeyi göze almıştı. Gittikleri anda eski kocasıyla karşılaşmak, ürpertici hislerle karşı karşıya bırakmıştı genç kadını. Bekleme koltuklarına oturduğu anda, başı arkaya doğru düşecek gibi olan kadın, iyiyken aniden fenalaşmasını, buraya gelmeye yorumladı kendince. "Yavrum, ben bir su alıp geleyim sana, hemen geleceğim." Oturduğu yerden kalkarken kızını, karşılarındaki adamla tek bırakmak istemedi ama kendine, buranın bir hastane olduğunu hatırlattı Nurcan Hanım, hastanede, herkesin içinde zarar veremezdi. Tansiyonu mu düşmüştü, kendisine tam olarak ne olmuştu, bunu anlayamamıştı ama güçlü durmaya çalıştı Hande. Şu an en dik durması gereken zamanlardaydı. Başı arkada, öylece hastane kantinine inen annesinin gelmesini bekledi. Bugünlerin geçmesini, Fahri Bey'in çabucak iyileşmesini bekledi. Üçüncü kez ameliyat oluyordu, içeride ameliyatta, canıyla cebelleş oluyordu. Bugünlerin içerisindeki belirsizliğin geçeceğini mutlaka biliyordu ama geçene kadar iyice daralacaktı anlaşılan.

 

Elinde hissettiği elle ürperirken iyice, bakışlarını aşağı indirdi. Yarı kapalı gözlerini araladı, anında kendine gelirken kendisine ilk kez aylar sonra dokunmaya teşebbüs eden eski kocasıyla karşı karşıya geldi. Uzanırcasına, başı arkada oturduğu sandalyede doğrulurken başını kaldırdı, toparlanmaya çalıştı. "Sadece iyi olup olmadığını merak ettim." Sesinde tuhaflık vardı, kendisine ilk dokunuşu olduğu gibi ilk konuşmasıydı aynı zamanda. Elinin üzerinde eli duruyordu hâlâ, ürpermemek ne mümkündü. Hızla, aniden çekerken elini beklediği saniyelere anlam veremedi. "İyiyim." Eline çantasını alırken oturduğu yerden kalktı. Ameliyathanenin kapısına yürürken orada beklemeye devam etti. Sesi öyle kinle dökülmüştü ki, 'İyiyim.' derken, sanki tek kelimeyle tehdit etmişti karşısındaki adamı. "Ben çok pişmanım Hande, belki bunu söylemek için doğru zamanda değiliz ama bilmeni istiyorum, sana yaşattığım her acı için ayrı pişmanım. Sen de öylesin, benden uzak kaldığın için pişmansın, biliyorum, kalbim hissediyor." Söylediklerini dinlerken her kelimede yüzü sarardı genç kadının, sinirinden elleri titremeye başladı. "Bana bilerek zarar vermedin, benim sana zarar vereceğimi düşünerek böyle bir önlem almaya çalıştığını anladım, senden o yüzden şikayetimi geri çektim. Şimdi hâlâ buraya gelebiliyorsan, kalbinin güzelliğinden şüphem yok, buraya gelebilecek yüreğe sahipsen bilerek yapmamışsındır." Şiddetle ardına döndü, karşısındaki adamın gözlerine ateş püskürerek baktı. Konuşmayacaktı, ne olursa olsun, tek kelime etmeden buradan çekip gidecekti. Sadece doktorun çıkıp açıklama yapmasını bekliyordu. "Bilerek yapmadın, sadece benim sana zarar vereceğimi düşündün, kendince haklıydın aslında, kendini korumaya çalıştın."

 

"Böyle mi teselli ediyorsun sen kendini, rahatlama şeklin bu mu senin?" Hiddetli sesinde tahammül kalmamıştı, çok bile susarak sabırlı kalmıştı. Yerini bildirmesi gerekti karşısındaki adama, sınır koymazsa sınırdan içeri geçecekti, buna izin veremezdi. "Ben seni o olaydan önce ikaz ettim, sen aldırmadın bile bana, umrunda değildi. Küçümsedin yine, hafife aldın, oysa açıkça anlattım sana, ben katilin kızıyım, yıllarca 'Katilin kızı' diye dalga geçtiler benimle, seni o gün aynen böyle uyardım ben. Yine sustum, son dakikalara kadar direndim, ben o gün o bıçağı kendim için savurmadım sana. Burası Türkiye, burada sessizce öldürülen kadınlar var, kimsenin çığlıkları benim gibi duyulmuyor bu ülkede. Ben buraya baban için geldim, onun kendine gelmesini bekliyorum, beni son kez görsün, sizinle tekrar görüşmemek üzere hayatınızdan yine koşarcasına uzaklaşacağım." Sözleri şaşırttığı kadar karşısındaki adamı, aynı zamanda canını acıtmuştı. Yüzünde acı çeken mimikler oluşurken Aras'ın, bir an dilinden dökülen kelimelere engel olamamıştı. Öylce konuşurken "Vursaydın keşke, daha iyi olurdu." demişti sakin sesiyle acı çekerek. "Şöyle demeseydin, dememeni tercih ederdim. Bana seçim yapma hakkı verilseydi ben ölmeyi isterdim, o gün yoğun bakımdan çıkmamayı isterdim. Sana bunca acıyı bile isteye çektirmediğim halde tüm yaptıklarımın bedelini keşke canımla ödeseydim." Sessiz kaldı, bunları söylemek için geç kalmıştı, artık ona demesi gereken sözü kalmamıştı. Öylece beklediler, içeriden doktorun çıkmasını beklerken zamanın akmasını istedi. Yine kötü olmaya başlamış, içindeki bulantı çoğalarak artmıştı. Başı karıncalanıyor, midesi stresten bulanıyordu. Çok sürmeden Nurcan Hanım da tekrardan yanına gelmiş, elindeki su şişesini kendisine vermişti. "Niye kalktın sen, otursana." demişti kendisini oturtarak su içirirken. Gergin bir gün geçiriyorlardı ve bu yüzden kararlıydı, içeriden doktor çıkmadan gitmeyecekti. Gereken açıklamanın yapılmasını ve ardından Fahri Bey'i bir kez görmeyi istiyordu Hande. Sonuçlanması gerekti bazı meselelerin, bu yüzden artık uzun süre gitmeyerek kalacaktı.

 

Hayatın planlandığı gibi olmadığın tekrar anlaması da uzun sürmemişti. Gelen telefonla kalkmaları gerektiğini izah etmişti Nurcan Hanım. Arayan Seda'ydı, durumun ciddişleştiğini, Yasemin'in çok ağladığını söylemişti. Endişelense bile kendine verdiği sözü tutmak istiyordu Hande. Şimdi buradan bugün çekip gitse, yine gelmek zorunda kalacaktı. Olayların bugün kapanmasını istiyordu. Kalsa bile Fahri Bey'in durumu sonuçlandığında kendine gelir miydi, onu görebilir miydi, burasını bilmiyordu... Sadece kalarak sonucu hızlandırmış olacaktı, bunalımdan böyle kurtulmaya çalışacaktı. Kendisinin kalacağına, buna mecbur olduğuna ikna etmişti Nurcan Hanım'ı. Her ne kadar onunla gitmek, Yasemin'le ilgilenmek istese bile şimdi yapamazdı. "Seni anne biliyor, sana anne diye sesleniyor ya, seni görünce sakinleşir inşallah. Çok kalmayıp, doktor açıklama yaptıktan sonra yine ziyaretçi kabul etmediğini söylerse hemen çıkacağım, söz veriyorum." İstemese bile mecbur kalmıştı Nurcan Hanım, çünkü Hande'nin gözlerindeki o kararlı bakışı görmüştü. "Hastanedeyiz sonuçta, herkesin olduğu bir ortamdayız, endişe edecek durum yok." dedi tekrardan kadını ikna etmeye çalışan Hande. Aklına gelen düşünceyle konuşmaya başladı Nurcan Hanım. "Ben hemen eve geçeyim, Fatih'i ararım, iş çıkışı gelir buradan alır seni." Karşılarında, kapı önünde bekleyen Aras'a göz dağı vermek amaçlı, bilinçli böyle konuşmuştu. Gerçekten eve geçtiğinde hemen arayacaktı zaten. Giderken gözü arkada kalsa bile kızını kendisiyle gelmeye çok zorlayamazdı. Kaç yaşında kız olmuştu sonuçta, nerede nasıl davranması gerektiğini o da çok iyi biliyordu, kendisini tek başına koruyabilirdi. Güvenmesi gerekti, onun güvenini kaybetmemesi gerekti.

 

Hastane koridorunda zaman öylece akıp giderken uzun bekleyişlerin ardından doktor yoğun bakımdan çıkmış, gereken açıklamayı yapmaya başlamıştı. Her yapılan açıklamada kalbi yerinden sökülecek gibi hisseden Aras, ilk kez o anda, gözyaşlarına hakim olamamıştı. Küçük bir çocuk misali 'Baba' diye inleyerek ağlamaya başlarken Fahri Bey'in hayat boyu yatalak olacağını öğrenmişlerdi. Boyundan aşağısı işlevini tamamen kaybetmekle birlikte, artık söyleyenleri yalnızca anlayabilecek, aynı zamanda konuşamayacaktı. Feryatları hastane koridorlarını inleten genç adam, sanki şimdiden, babası hayatta olmasına rağmen kendini yetim kalmış hissediyordu. "Babam gitti benim, hayatı bitti babamın." derken inleyişlerine engel olamıyordu. Çok umut kalmamıştı aslında Fahri Bey için, şimdiden üzülmekte haklıydı Aras. Doktorun açıklamalarına bakılacak olursa, tedavi imkanları kısıtlıydı. Bedenindeki fonksiyonların çoğunun işlevini kaybettiğini anlatmıştı. Bundan sonra sadece son zamanlarını yaşayacaktı. "Ben babam olmadan yapamam!" Ardındaki sandalyeye oturmuş feryatlar içinde, başını eğerek ellerini yüzüne kapatmış, iç çekerek ağlamaya başlamıştı. Canı yanıyordu, hiçbir zaman davranışlarını doğru bulmayan, kendisini hep doğrulara yönlendirmeye çalışan babası artık, bir ölüden farksızdı. Ellerinin arasından yüzünü kaldırırken "Senin yüzünden!" dedi karşısındaki doktora, kin içinde konuştu. "Sen isteseydin iyileştirirdin babamı, üç kere ameliyat ettiğin hasta iyileşemiyorsa bu senin suçun." Öyle acı çekiyordu ki, sanki birini suçlarsa rahat edeceğini hissediyordu. İçini böyle rahatlatmaya çalışıyordu. "Ben elimden geleni değil, fazlasını yaptığım için ameliyata aldım, müdahale etmesem yaşam fonksiyonları tamamen durabilirdi; acınızı çok iyi anlıyorum ama beni suçlamaya hakkınız yok." Yerinden kalkarken doktora doğru yürüyen Aras'ın ne yapacağını anında anlamıştı Hande. Üzerindeki şoku atlatırken oraya yürüdü ama daha kendisi varamadan, Aras gitmiş, doktorun üzerine yürümüştü. "Aras kendine gel!" Gücünün yettiğince adamı doktorun üzerinden almaya çalışırken "Yapma sakın!" dedi sinirle. Hiç değişmemiş, üstelik iyice kendini kaybetmeye başlamıştı. Düzelmiş gibi davranıyordu ama aslında içindeki öfke kontrolsüzlüğünü, henüz tam anlamıyla yenememişti.

 

"Kendinize gelin lütfen, hastanede olduğunuzu unutmayın, yoksa bunu size hastane polisiyle hatırlatmasını bilirim." Karşılarındaki genç, Aras'la aynı yaşlarda olan doktor konuşurken Hande, zorlansa bile Aras'ı, doktorun üzerinden çekmeyi başarmıştı. Kendilerinden uzaklaşan doktorun ardından gözyaşları içerisinde kinini kustu. "Elinden geleni ardına koyma, babam gitmiş benim, içeri attırsan ne olacak, babamı aldın elimden!" Sözleri istemsizce sinirlendirdi Hande'yi. Kollarını tuttuğu adamı bırakırken kendi de sinirine engel olamadı. "Biraz toparlanır mısın, baban hiçbir yere gitmedi, insan soluk aldığı sürece umut vardır. Benim tanıdığım Fahri Hoca çok güçlü, mutlaka toparlanacaktır. İyileşilmese ben iyileşemezdim, benim için de aynı sözler söylenildi ama daima yatalak kalmadım." Sessizlik hakim oldu ortalığa, çok büyük iki kaybının olduğunu tekrardan anladı Aras. Önce karşısında, hâlâ güzel yüreğiyle kendisine destek olan karısını kaybetmiş, şimdi ise babasından olmuştu. "Benim tek umudum sendin, sen gidince, seninle birlikte kolum kanadım kırıldı. Şimdi babamın kıymetini daha iyi anladım, bana hep senin en büyük şansım olduğunu söylerdi, tekrardan hak verdim ona. İkiniz aynı anda çıktınız hayatımdan, beni çaresiz bıraktınız." Yine sessiz kalmayı tercih etti, bunalsa bile bunu belli etmedi. Son kez doktorla konuşmak, görüş günü isteyerek ardından gitmek istiyordu. "Sen de anneni kaybetme aşamasına geldin, ne yaşadığımı iyi anlarsın. Hande, biliyorum bana çok kızgınsın, sonuna kadar haklısın kızgın olmakta. Ben bilincindeyim, evli değiliz biz ama arkadaşın olarak, ya da bir çaresiz olarak düşün beni, ne konumda görmek istersen öyle gör ama yalvarırım isteğimi geri çevirme. Sana bir kere olsun sarılabilir miyim?"

 

Ürperdi, koşar adım kaçmak istedi ama yine yapamadı, koşar adım gitmesi gereken yerde öylece kaldı. Yutkunamadı, boğazı düğümlendi. Ne diyeceğini bilemedi, bir süre sessiz kalması, karşısındaki adamı iyice umuda düşürdü. Kabul ettiğini düşünerek araladı kollarını, sadece sarılmak istedi karşısındaki kadına. Yokluğunda yüreğini kasıp kavuran özlemle sarılmak isterken bir anda kolları boşta kaldı. İzin vermedi genç kadın, hayatında bir başkası varken vicdanına yenilirse, asıl vicdanı o vakit, sevdiği adama karşı sızlardı. "Hayır!" dedi başını şiddetle iki yana sallarken, ardına dönerek, bekleme koltuğuna bıraktığı çantasını eline aldı. "Üzgünüm ama sen de yolunu çizmelisin, beni unutman için böylesi daha doğru olacak." Yaptığı hamle, kollarını boşta bırakmıştı genç adamın. Yaşadığı hayal kırıklığı da iyice sinirlerine dokunurken içindeki özlem tamamen çoğaldı. Hastane koridorunda ilerleyen kadını izlerken gördüğü manzara, kinini iyice artırdı. Hande, koridorda kendisine doğru gelen Fatih'i gördüğünde, ona sıkıca sarılmış, sanki kendini böyle güvende hissetmek istemişti. Kendisinin boşta bıraktığı kollarını düşünmeden, diğer adama sarılmıştı. Oysa en çok korkması gereken insana açıyordu kollarını, böyle hayat mı olurdu? Bu çok adaletsizceydi, böyle olmaması gerekti.

 

İlerleyen zamanda sadece bir kere daha hastaneye gitti. Yanında yine sevdiği adam vardı, tek gitmemişti. Görebilmek ancak o zaman nasip oldu kendisine, çok sevdiği kayınpederiyle ancak o zaman görüşebildi. Ölü gibiydi, sadece gözleri açıktı, öylece tavana bakıyordu. Kendisini gördüğü anda gözlerinden iki damla yaş akmış, oraya geldiğini anlamıştı yaşlı adam. Sadece konuşmuştu, kendisini duyduğu için konuşmak istemişti. Uzunca anlatmıştı yeni hayatını ona, "Artık mutluyum, sayenizde biraz olsun mutluluğu yakalayabildim." Çok büyük borcu vardı ona karşı, o evden Fahri Bey sayesinde kurtulmuştu, iyi biliyordu. Davanın sürdüğü mahkemede, lehine şahitlik yapmakla birlikte de öncesinde, o evde kendisini koruyan, kendisine destek olan tek insandı. "İyileşeceksiniz, ben de böyleydim, yavaşça iyileştim. Benim için de doktorlar çok umutsuz konuştular ama ben vazgeçmedim. İnanıyorum ben size, yine iyileşeceksiniz, evlatlarınız için direnip onların ardında dağ gibi duracaksınız." Oysa evlatları kalmamıştı başında, ailesi tamamen dağılmıştı. Durumuna üzülen oğlunun bile ne kadar umrunda olduğu meçhuldü. Diğer kızı ise eğitim için yurt dışına gitmişti. Bir ailesi kalmamış, hasta insana teselli vererek, kendini epeyce zorlamıştı.

 

Geçen günlerde daha hastaneye gitmedi, gitmek istemedi. Fahri Bey'in durumunu görünce ansızın, yapmak istemese bile Yeliz Hanım'a karşı yumuşamaya başlamıştı Hande. Kendisini seven sayılı insanlardan biriydi, 'Ya kaybedersem?' korkusu başlamıştı içinde. Kendisine Nurcan Hanım'ın hazırladığı odada dinlenirken kapısını tıklatarak yanına gelen Yeliz Hanım, "Girebilir miyim?" dediğinde sessiz kalmıştı genç kadın. Normalde olsa karşı çıkar, sert çıkışırdı ama olanlar yumuşatmıştı kendisini. "Sana sevdiğin üzümlü kurabiyelerden yaptım, yanına ballı süt hazırladım." Normalde her akşam Nurcan Hanım gelirdi yanına, hep kendisini annesi konusunda ikna etmeye, yumuşatmaya çalışmıştı. Bugün de Yeliz Hanım'ı o yollamıştı anlaşılan. "Sana hâlâ çok kızgınım ama sonuna kadar haklı olduğunu da biliyorum, oraya gitmem en başından doğru değildi." Gerçekleri izah etti, gitmemesi gerekti. Yenildiği vicdanı, kendisine daima zarar olarak geri dönüyordu. "Beni görünce tekrar umuda kapıldı, şimdi peşimden koşacak diye korkuyorum." Kendini suçlu çıkarırken aslında biraz da Yeliz Hanım'ın tepkisini ölçmeye çalışıyordu Hande. Kendisine olan yaklaşımı, değişip değişmediğini gösterecekti. "Yok yavrum, getirme aklına öyle şeyler, sen yüz vermedikçe niye peşinden koşsun?" Yanı başına otururken elindeki tepsiyi yatağın üzerine bıraktı. Hüzünle acının harmanlanarak can bulduğu gözleriyle baktı kendisinin gözlerine. "Ben haklı değildim, seni kaybetme korkusundan öyle gözüm dönmüştü ki, ne dediğimi bilmeden konuştum. Ben seni çok seviyorum Hande, sen benim tek ilacımsın bu dünyada, kimsenin seni üzmesine izin vermem." Böyle diyordu ama kendisini en çok o üzmüştü. Önlerindeki tabaktan aldığı kurabiyeyi uzattı. "Bir tadına bakmak ister misin?" dedi güleryüzle. Sessizliğini bozarken "Sen de yersen yerim." dedi sakince. Orada yumuşadı sadece, böyle olmasını doğru buldu. "Yerim tabii annem, sen iste yeter ki ama önce sen, olur mu meleğim?" Uzattığı kurabiyeyi alırken aynı anda onun da yemesini izledi. Kendisi yerken Yeliz Hanım da tabaktan aldığı kurabiyeyi yemeye başlamıştı. Ölümün olduğu dünyada böylesini yüreğine daha çok yakıştırmış, içinden geldiği gibi davranmıştı. Tüm bunlara rağmen onu henüz tam anlamıyla bağışlayamamıştı.

 

Okulda geçen günleri ayrı güzeldi, yaşananlara rağmen seviyordu işini. Üstelik yanında çok sevdiği bir insanın olması, ayrı güç veriyordu kendisine. İşini yaparken eskisinden daha çok hevesliydi artık, öncelere oranla keyif alarak yapıyordu. Karşı karşıya geldiği hoş olmayan tesadüflere takılmıyordu. Hastanede yaşananları unutmuştu, istisna durumlar hariç orayaya gitmemeye, artık vicdanına yenilmemeye çalışacaktı. Yine dersten çıktığında koridorda buluşmuştu sevdiği adamla. Bir kat belirlemişlerdi kendilerine, ders aralarında genelde orada buluşurlardı. Artık ortak buluşma alanları haline gelmişlerdi.

 

Yürürlerken dışarıya doğru, yanındaki adamın eli elindeydi. Bir eliyle kendisini tutarken diğer eliyle çalan telefonunu açmıştı. Bahçede yürüdükleri sırada, öylece onun konuşmalarına dikkat kesildi genç kadın. Beklemediği anda çalan telefonu açarken yine beklenmedik konuşmalar dökülüyordu ondan. Başlarda umursamadı ama dinlemeye devam ettikçe istemediği olayların döndüğünü anladı.

 

"Sen söylersin ücret beklentimi, ben dediğim miktardan aşağı çalışmam." Öylece dinlerken ürperiyordu. Yoksa başka yerde mi çalışmaya başlayacaktı? Birlikteyken düzenleri gayet iyiydi, şimdi niye bu karara varıyordu? "Bir yaşında kızım var, ailemle kalıyorum, kızıma babaannesi bakıyor zaten, böyle anlatırsın. Yani çocuğum var diye sorun çıkmayacağını mutlaka belirtirsin. İşime karışılmasını sevmediğimi, disiplinli olduğumu izah et yine mutlaka, ben kendi düzenimi kurar, öyle çalışırım. Kimseyi kendimden rahatsız etmem ama bir başkası tarafından rahatsız edilmeyi de sevmem." Konuşmalarından anlamıştı, okulu bırakmak istiyordu. Telefonu kapattığında sessiz kaldı, soracağı soruya cesaret edemedi. Yanıtları bildiğinden ötürü sormaktan ürküyordu. "İşten ayrılacak mısın?" Sorarken canı acıdı, oysa ne kadar mutluydu burada onunla çalışırken, kendini oldukça güvende hissediyordu. Bahçede yürümeye devam ederlerken temiz havayı içine çekti genç kadın. "Daha belli değil." İyice şaşırdı, inkar etmesini beklemişti ama ayrılacaktı anlaşılan. İçinde hissettiği boşluk duygusu, yüzündeki mimiklerine yansımıştı anlaşılan. Yansımış olmalı ki, yanındaki adamı güldürmüştü kendisinin bakışları. "N'oldu, niye öyle yüzün düştü senin?" Sergilediği tavırlar karşısında alayla gülerken kendisine oranla çok sakin davranıyordu. Yanağına doğru nasıl eğildiğini daha anlamazken, yanağında onun dudaklarını hissetti. Kendisini sakinleştirmek, sanki üzüntüsünü almak için böyle davranıyordu. "Daha belli değil, hem sen çok mu istiyorsun benim burada kalmamı?" Sorduğu soru karşısında üzgün olsa bile heyecanlanmadan edemedi. Onunla aynı yerde olmayı, aynı ortamda çalışmayı seviyor, bunu dile getireceği için ise heyecanlanıyordu. "Biz burada birlikte güzel yol kat etmiştik, ben başlamışken beraber devam edelim istedim. Alışmıştım seninle aynı iş ortamını paylaşmaya, şimdi birden böyle dediğinde kendimi kötü hissettim."

 

"Zaman geçtikçe masraflarımız artıyor, bak sen de gördün, ailelerimiz tutturdu nişan töreni diye, daha bunun devamı gelecek. İyi bir yerden iş teklifi almışken değerlendirmek istedim sadece, kesin değil, belki olmayabilir. Ben biraz disiplinli çalıştığım için her yerle anlaşamıyorum, anlaşamazsam olmaz." Yaptığı açıklama karşısında ne düşüneceğini bilemedi. Olmasını istese ayrı düşecekler, olmamasını istese, bencillik etmiş olacaktı. Yeni işe başlasa belki de daha mutlu olma ihtimali bulunan sevdiği adama karşı bencil davranamazdı. "Tam olarak ne işi, sanırım daha iyi okuldan öğretmenlik üzerine teklif aldın." Bilmediği, detayına hakim olmadığı için sormak istemişti. "Hayır öyle değil. Olumlu sonuçlanırsa eğer, hastanede biyolog olarak işe başlayacağım, biliyorsun ben, zaten 'Biyoloji' mezunuyum." Yüzündeki asıklığı tebessüme çevirmeye çalışırken konuşmalarını sürdürdü. "Hepimiz için en doğrusu ne ise o olsun öyleyse, ben de zaten sergimi açacağım. Yani burada kalıcı kalmayacağım, kendim kalıcı değilken senden kalıcı olmamı beklemem bencillik olur." Tüm yüreğiyle, içtenlik içinde söylemişti. İlerleyen zamanlarda kendisi de ayrılmak, sergisini açmak isterken ondan kalmasını bekleyemezdi.

 

Birbiri ardınca sıralanmaya devam etti günler, öylece aktı. Çıkmaz sokaklarda yolunu kaybetmişti sanki, bilinmezliğin içinde yürüyüp gidiyordu. Tam da o günlerde, tüm kararlarının değişeceğinden habersizdi Hande, hayatının alt üst olacağını bilmiyordu. Ev tutmak ve Yeliz annesinden uzaklaşmak düşüncelerinin ne kadar yanlış olduğunu, yaşadığı olayla çok rahat anlayacaktı. Zamana meyletmiş gidiyordu oysa, yoluna çıkan ağır engelle, büyük kasırgalar yaşayacağını, darmadağın olacağını bilememişti.

 

Sevmenin ve sevilmenin hayatına getirdiği güzellikleri yaşarken olmasından korktuklarıyla karşı karşıya geleceğini bilmiyordu. Akşam vakti yine sevdiği adamla beraber eve dönerken mutluydu, dakikaların ardından olacaklardan habersizdi. Elleri dudaklarının üzerindeydi, belli belirsiz gülüyordu. Yine kendinden bağımsız ona aynı sözleri, imalı yollarla söylemiş, 'Beni öpmek için bana kolye aldın sanırım.' demişti. Bunu aslında çok bilinçli yaptığı da söylenemezdi, içindeki aşkın yüreğinden ona doğru taşmasıyla, kelimeler kendinden bağımsız dökülmüştü dilinden. Söylediği sözler, dudaklarına sevdiği adamın dudaklarının değmesine neden olmuştu. Bu yüzden şimdi elleri dudaklarında, yanakları ise utançtan kıpkırmızıydı. Yürümeye devam ederlerken bir an önce içeriye, eve girmek istediğini düşündü tekrardan. Kapı önlerine yaklaştıklarında, kendisini orada bekleyen sima ile karşı karşıya gelmek, ansızın şaşırtmıştı genç kadını. Gecekondunun kapısı önünde öylece, elleri belinde, hesap sorarcasına bekleyen Neslihan Hanım'ı görmeyi hiç beklemiyordu Hande. Burada kaldığını bilse bile Fatih'le olan ilişkilerinden asla haberi yoktu. Şimdi ansızın gelip karşısına geçmesi, içten içe ürpertmişti genç kadını. Ürkse bile sakin kalmaya çalıştı. "Anne." dedi şaşkınlık içerisinde. "Haber verseydin keşke geleceğini, ben seni beklemiyordum." İçindeki ürpermeden kendini alamazken sesi tökezleyerek sürdürdü konuşmalarını. "Hoş geldiniz Neslihan Hanım." dedi kendini toparlayarak araya giren Fatih. Bu kadınla uğraşmak gerçekten çok büyük sıkıntıydı kendisi açısından. Hande'nin ısrarları ve hatrı olmasa, aralarındaki ilişkiyi ona çoktan anlatır, asla saklamazdı.

 

"İş dönüşü karşılaştık biz de öyle, denk geldik." Ortamı kurtarmaya çalışırken kelimelerini seçerek konuştu. Açıklama yapması gerekiyordu, kendini buna mecbur hissetti. İnanırdı zaten, şimdilik Nurcan Hanım'ın evinde kaldığına göre, dışarıda Fatih'le karşılaşmasını, biraz olsun normal karşılayabilirdi. Ansızın annesini gördüğünde çok ürpermişti ama endişe edecek durum yoktu. "Öyle mi?" Sakince sorgulayan Neslihan, kısa süreliğine bekledi. Sesi imalıydı ama henüz kimse anlamamıştı imalarını. Çok sürmeden dudaklarından sinir dolu bir gülüş yayıldı etrafa. Savururken gülüşünü, sözünün tek kelimesini geri çekmedi. Bugün burada tüm hesaplar sorulacak, olup bitenler ortaya dökülecekti. "Sen her denk geldiğinle, kıyı köşede öpüşür müsün kızım?" Neslihan'ın seçerek ama kin içinde kullandığı kelimeler, yüzünü bembeyaz yaptı genç kadının. Söylenenleri idrak etmeye çalışırken duyduklarını anlamlandırmaya çalıştı. Annesinin kendilerini gördüğünde anladığında, yüreğinde ürpertici bir boşluk oluştu. Bu zamanlarda korktuğu ne varsa, hepsiyle sıralı şekilde karşı karşıya gelmenin şaşkınlığını yaşıyordu.

Bölüm : 07.02.2026 22:04 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
İçindekiler
Ezgi Karataş / AŞK KARASI / 53. Bölüm: “Karşı Karşıya Gelmek”
Ezgi Karataş
AŞK KARASI

970 Okunma

77 Oy

0 Takip
56
Bölümlü Kitap
TANITIM1. Bölüm: "Mavi Deniz"2. Bölüm: "Kafesteki Kırlangıç"3. Bölüm: "Sürgün"4. Bölüm: "Şiirsel Düşler"5. Bölüm: "İstesen De Sen Benden Kaçamazsın"6. Bölüm: "Hicranın Keskin Naraları"7. Bölüm: "Sonu Belirsiz Seçenek"8. Bölüm: "Zifiri Karanlık"9. Bölüm: "Hırpaladın Sol Yanımı"10. Bölüm: "Çalıkuşu"11. Bölüm: "Zehirli Sarmaşık"12. Bölüm: "Son Koz"13. Bölüm: "Aşk Oyunu"14. Bölüm: "Aşk Oyunu"15. Bölüm: "Vedasız Terk Edişler"16. Bölüm: "Yardım Çığlıkları"17. Bölüm: "Yasemin"18. Bölüm: "Yaşamak Kavgası"19. Bölüm: "Gök Gürültüsü"20. Bölüm: "Çaresiz Serzeniş Zelzelesi"21. Bölüm: "Kuş Ölüsü"22. Bölüm: "Geçmişin Gölgesi"23. Bölüm: "Sürgün Kaçağı"24. Bölüm: "Yok Olmak"25. Bölüm: "Beyaz Gelincik"26. Bölüm: "Çünkü Sen Kadınsın"27. Bölüm: "Saygı"28. Bölüm: "İlk Karşılaşma"29. Bölüm: "Yabancı Bakışlar"30. Bölüm: "Sıcak Rüzgar"31. Bölüm: "Kırmızı Elmalar"32. Bölüm: "Sevginin İçinde Benliğini Bulmak"33. Bölüm: "Gönül/Çelen"34. Bölüm: "Yeni Alınan Karar"35. Bölüm: "Farkına Varılarak Tekrarlanan Şiddet İzlenimleri"36. Bölüm: "Elde Kalan Umudun Son Parçaları"37. Bölüm: "Kardeşimin Katili"38. Bölüm: "Kalmaktan Söz Ederken Gitmek"39. Bölüm: "İçimde İnsan Kırıkları"40. Bölüm: "Bitiş"41. Bölüm: "Bir Şans Daha"42. Bölüm: "Göz Dağı"43. Bölüm: "Pencere Önlerine Saklanmış Direnişler"44. Bölüm: "Kuşlara Yardım Yataklıktan İnfaz Edilmek"45. Bölüm: "Aşk Versin Kararını"47. Bölüm: "Yarım Kalan Bir Yol Hikayesi"48. Bölüm: "Büyük Zaman Hatası"49. Bölüm: “İyi Ki Varsın”50. Bölüm: “Deniz Anlatıyor Mu Sana Beni?”51. Bölüm: “Hesap Verme Vakti”52. Bölüm: “Sen Benim Gökyüzümsün”53. Bölüm: “Karşı Karşıya Gelmek”54. Bölüm: “Facia”55. Bölüm: “Geçmişin Karanlık Sayfalarından Geleceğe Uzanmak”56. Bölüm: “Aile”
Hikayeyi Paylaş
Loading...