
54. Bölüm: "Facia"
Korkularıyla yüzleşmeyi küçük yaşta öğrenmesi gereken Hande, bunu öğrenememekle beraber, korkuları karşısında güçlü kalmayı da öğrenememişti. Özellikle canı yandığında, küçük çocuktan daha savunmasız olurdu. Sevilmemeye alışamamıştı, ne yaptıysa kabul edememişti. Karşısında kendisine öldürecekmiş şekilde bakan annesinin bakışları tanıdıktı aslında. Kendisine küçükken de kızdığında böyle kısılan gözlerle bakardı. Sinirden kısılırdı gözleri, kısılan gözlerinin içerisi ise kızarırdı sanki bakarken, öyle şiddetli sinirlenirdi. Şimdi yine her zaman ki sinirli duruşuyla gözlerine bakan annesinin, sinirden titrediğini anlayabiliyordu. "Bunu da yapacaktın demek." derken sinirinden sesi kısılmıştı, konuşacak güç kalmamıştı kadında. Kendini toparlayacak, gücünü bularak çok şiddetli hesap soracaktı. "Açıklayabilirim anne, aslında göründüğü gibi değil." Karşısındaki kızın dediklerinin ardından dudakları aralandı, konuşacak kelime aradı ama ne dese eksik kalırdı. Sustu tekrardan, duyduklarıyla gördüklerini birleştirerek yine idrak etmeye çalıştı. "Neyi açıklayacaksın kız sen?!" Sesi hiddetlenirken herkes anlamıştı, bu gece evin önünde, büyük olay çıkacaktı. Bunu bekliyordu Fatih, kendilerini görmesi kendisinin işine gelmişti aslında, yol yakınken öğrenmişti. Bunun tek kötü yanı ise Neslihan'ın tepkileri karşısında Hande'nin yıpranacak olmasıydı. İşte bu yüzden, ortamın kontrolünü çok düzgün sağlayarak, hasarı en aza indirip, o şekilde meseleyi çözecekti. "Gördüklerimin açıklanabilir bir yanı var mı, sen hangi açıklamadan söz ediyorsun bana? Sen beni çürüttün, gençliğim senin sorunlarını, sıkıntılarını çözmekle geçti. Bana çektirdiklerinden utanmadığın gibi şimdi şu manzarayla karşımdasın. Sen nasıl evlatsın, bu mu benim emeklerimin karşılığı?"
"Neslihan Hanım, gerçekten manzara gördüğünüz gibi değil, izin verin açıklayalım." Araya girmesi gerektiğini anlayan genç adam, çabucak sözü devir aldı. Bir an önce müdahale etmesi gerekti, işleri büyütmemek için konuşarak açıklaması gerekti. "Hande, benim için öyle sıradan bir kadın değil, asla da olmadı. Ben de onun için sıradan değilim, biz birbirimizi seviyoruz." Söylenen her kelimede yüzündeki gülüş genişleyen Neslihan, dayanamayarak gülüşlerini artırdı. Sesli şekilde gülmeye devam ederken ellerini saçları arasından geçirdi. "Ne sevgisi yaa, sen bana hangi sevgiden söz ediyorsun? Daha bir sene önce, beni telefonla arayıp tehditler savuruyordun ya, 'Gel al kızını benim elimden' derken blöfler yapıyordun ya, siz unutursunuz ama ben unutmam. Sen bu adamın elinde çığlıklar atarken bana yalvarıp 'Anne kurtar beni' diyordun ya, ne çabuk unuttun kızım? Ben seni kurtardım, kurtarmakla kalmadım, yuvanı yaptım. Sen kurulu yuvanı demek bu adam için darmadağın ettin. Yazıklar olsun sana, sen benim başımı eğmedin, kopardın! İnsan içine çıkacak yüz bırakmadın bende ama ben bunu senin yanına bırakmam. Seni boş bıraktım, başımıza gelenler ortada. Bundan sonra istesen de, istemesen de gelip benimle kalacaksın."
"Gelmeyeceğim, kanunda böyle bir hakkın var diye bana bunu yapamazsın. Yeliz annemin maddi imkanı gayet yeterli, isterse en iyi avukatla her hakkını elinden alır. Üstelik gayet eğitimli, parasını nerede kullanacağını iyi biliyor, senin babamdan kalan şirketi batırdığın gibi herkes elindekini kurutmuyor. Ortada cehaletinden başka birikimin yok, o yüzden bence kimseye savaş açmaya çalışma, kolay yenilirsin. Gördüğün manzaraya gelince, öylesine gördüğün, sıradan manzara değildi. Biz birbirimizi gerçekten seviyoruz, birlikte güzel bir gelecek hayali kuruyoruz, kendini bu gerçeğe alıştırsan iyi edersin." Söylediği her kelime, karşısındaki kadının ellerinin titremesine neden olurken titreyen eli aniden havaya kalktı. Yukarı kalkan eli, sanki aynı anda aşağı indi. Öyle hızlı haraket etmişti ki, kimse müdahale edememişti. Kontrolünü ilk kez, en çok koruması gerektiği zamanda elinde tutamamıştı Fatih, kendine karşı şaşkındı. Bu kadının böyle ileri gidebileceğini asla düşünememiş, düşinmek istememişti. Hangi anne, evladına bunu layık görebilirdi? Yüzü geriye savrulurken hızla araya giren genç adam, kadını kendine çekerken neye uğradığını anlayamamıştı. Söylediği sözler ağır olsa bile yediği tokat daha ağırdı kendisi için, gururunu kırmış, yüreğini acıtmıştı. Yüzünü yanındaki adamın göğsüne kapatırken kimsenin kendisini görmesini istemeyecek kadar utanıyordu. Bir inilti döküldü dudaklarından, canının acıdığına dair dökülen inilti, iki tutam gözyaşını da beraberinde getirdi. Kendisine sığınan kadının başını elleriyle sararken çevresine bakındı. Beklediği gerçekleşmiş, annesinin beraberinde Yeliz Hanım da gürültülere gelmiş, iki kadın birden çıkmışlardı karşılarına. "Sen artık çok oldun!" demişti karşısındaki Neslihan'a öfke kusan Yeliz. Aynı kinin daha ötesi Nurcan Hanım'da da vardı.
"Ben sana o tokadın bedelini, seni yerden yere çarparak ödetmez miyim?" Gözlerinden ateş püskürürken konuşmuştu Nurcan Hanım. Bugün Hande hariç herkes sinirli, Hande ise kırık döküktü, perişan durumdaydı. "Hayır!" dedi sert şekilde araya giren Fatih, bu meseleyi kendisi çözecekti. Kararlı sesinde adeta yer gök sallanıyordu. "Bir iyilik yapmak istiyorsanız Hande ile birlikte içeri geçeceksiniz, hepiniz biliyorsunuz ki, bu işi en iyi ben çözerim." Yüzünü göğsünden kaldırdığı kadını annesine doğru ittirirken içeri geçmeleri için eliyle evin kapısını işaret etti. İçeri geçen ailesini izlerken birazdan yapacaklarının öfkesi şimdiden tenine yansıyordu. Can yakacaktı bugün, ağır cümleler kurarak, ilk hamlede yapacaklarını, kelimeleriyle ortaya dökecekti. "Anlat bakalım Neslihan Hanım, ben şimdi seni dinliyorum; biraz önce konuşuyordun ya, anlat hadi." Sesinde fırtına öncesi sakinlik vardı, tüm hesaplar görülecekti. Yanına yaklaştı, gecenin karanlığında gölgelenen yüzüne değen kızgınlık, karşısındaki kadını şimdiden ürpertmeye yetiyordu. "Git, söyle o yandaşlarına, kızımı hazırlarsınlar. Benim seninle işim yok, sadece kızımı alıp gideceğim. Seni de ödemek zorunda olduğun bedellerden kurtaracağım." Açıkça kendisine göndermede bulunuyordu. Hande'yi severek üzerine bir yük aldığını söylemeye çalışıyordu, bu nasıl anneydi böyle? Karşısındaki kadına 'Anne' demek, sokakta yavrularına sahip çıkan sokak hayvanlarına haksızlık olurdu.
"Ben sana şimdi öyle bir bedel ödetirim ki, beni unutur, kendi haline ağlarsın! Sesini kes, kapımın önünü terk et, kızın seninle gelmeyecek. Nasıl istiyorsan öyle çırpın, polis mi çağırmak istiyorsun, hadi çağır, bekliyorum!" Söyledikleriyle karşı tarafa, geçmişin hesabını soruyor, ona saklı geçmişini hatırlatmaya çalışıyordu. Karşısındaki kadının ansızın sessizleşmesi, adama istediği sonucu gösterdi. "Çağırsana, daha aramadın mı polisi, neyi bekliyorsun, hadi ara! İstersen beraber arayalım, benim de anlatacaklarım var zaten. Susuyorsam kızına değer verdiğimden, üzülmesini istemediğimden susuyorum ama Neslihan Hanım, şunu çok iyi bil, zaten kaybeceğimi anlarsam, bencilleşirim ve üzerim. Fazla fedakarlığın bazen çok acizce olduğunu düşünenlerdenim ben, öyle yeşilçam karakterleri gibi triplere girmeyeceğim. Şu duvarları aşınmış evimi görüyor musun, ben bu gecekonduda öğrendim güçlü olmayı, kimseye de benzemem, Yeliz Hanım gibi susup yedirmem yaptıklarını. Can mı yakmam gerekiyor, yakarım; acıya alışkınım nasıl olsa, ben değil, sen zararlı çıkarsın."
Büyük hesaplaşmaların görüldüğü o akşam, şimdilik durulması gerektiğini anlayan Neslihan için işler çığrından çıkılmaz bir hal almıştı. Elini nereye atarsa atsın, attığı her yerin böyle çabuk kuruyor olması, iyiden iyiye sinirlerine dokunmuştu. Yapmak istediklerini yapamayıp tehdit altında olmaktan korkunç olanı yoktu. Korkutulduğu gibi korkutacaktı, işin içinde nasıl sıyrılacağını çok iyi biliyordu. Bu kez gizli oynayacak, onların anladığı dilden konuşarak can acıtacaktı. "Şimdi gidiyorum ama bitmedi, çok kötü dönüş yapacağım. Anlayacaksın kiminle yarıştığını, dönüşüm daha sağlam olacak." Yürürken caddeye doğru, öyle sinirle yürümeye başladı ki, diğer yandan da, dakikalar içerisinde yapacaklarını aklında kurmaya başladı. Anlayacakları şekilde konuşacaktı, onlara anlayacakları oyunlar oynayacaktı. "Yolunuz açık olsun, yine beklerim." Ardından konuşan adamın söyledikleriyle tamamen gerildi. Son kozunu çok ağır oynayacaktı, ancak buraya kadar tahammül edebilmişti. "Siz zahmet etmeyin tabii, ben birkaç güne nikah için imza almaya, kızınızla birlikte geleceğim kapınıza." Ardından algıladığı sözlerle sessizce güldü Neslihan, sinirinden delirdiği halde sinsi şekilde sırıttı. Kendisini alt edeceğini sanıyordu ama onlar gibi açık değil, kendisi bu kez çok gizli ama ustaca oynayacaktı.
O akşam, evdeki herkes için oldukça zor geçmişti. Özellikle Hande için tahammül edilemeyecek kadar ağır geçen gecelerden olmuştu. Beklemediği zamanda yüzleştiklerinin ağırlığında boğulmaya, ilk günden başlamıştı.
Hasta olmuştu, yine aynı hastalık, kendini tüm incelikleriyle nüksettirmiş, yaşadığı travmayı ancak böyle dışa vurabilmişti. İlk etapta yine burnu kanamış, başlarda geçeceğini sanarak aldırmamış, beraberinde yüreğinde yaşayan acılarla yüzleşmeye devam etmişti. Beklediği gibi olmamış, hastalık artırmıştı boyutunu, ileri dereceye geçmişti. Herkes çabalamış, hastaneye gitmesini istemişti ama Yeliz Hanım, üzüldüğü zamanlarda bunun yaşanmasının çok doğal olduğunu belirterek kabul etmemişti. Sadece kanaması vardı, aslında bu da tamamen kalıcı rahatsızlığından kaynaklıydı. Çok canı yandığı, canı içten acıdığı zaman, aşırı üzüldüğünde genelde yaşardı bu durumu. "Biraz toparladı." dedi elini kızın yüzünden indiren Nurcan Hanım. Herkes başındaydı ve durumunu kontrol altında tutuyorlardı. "Yüzü ısınmış, kan kaybının ardından tekrar ısınması iyiye işaret." Kanaması çoğalınca üşümeye başlamış, bu durum da tabii herkesi endişelendirmişti. Başından bir an olsun ayrılmayan Fatih de sinirli olduğu kadar endişeliydi aslında. İçinde tüm hisler birbirine karışmışken bu durum, iyice geriyordu genç adamı. "Siz çıkın dışarı, ben başında bekleyeceğim." Kararı kesindi, zaten birinin, mutlaka başında beklemesi gerekiyordu, bu kişi elbette kendisi olacaktı. İki kadının da itirazlarını kabul etmedi, etmeyi düşünmedi. Hepsini dışarı çıkarırken kapıyı kapattı, tekrar içeriye yöneldi, pencere kenarına yürümeye başladı. Tüm aile gergindi ama kimse kendisi kadar olamazdı. Kontrollü olması gerekirken beklemediği anda o kadın, gözlerinin önünde sevdiği kadına tokat atmıştı. Çok dikkatli kişiliği vardı, öyle kolay hal hiçbir ayrıntıyı gözünden kaçırmazken bir anda gerçekleşmiş, önüne geçmek istediğinde geç kalmıştı. Buna geç kalması o kadar önemli değildi, başka korkuları vardı.
Pencere kenarında gökyüzünü izlerken yıldızlara baktı, ışıl ışıldı gök kubbe. Anlaşılan yarın hava epey güzel, güneşli olacaktı. Gökyüzündeki yıldızları izlerken korkularını düşündü. O kadın hayatlarında olduğu sürece, kolay hal rahat edemeyeceklerdi. Bir yanda aşklarını korurlarken diğer yanda hep tedirginlikler yaşayacaklardı. Hande ile tam anlamıyla güvende olabilmek için evli olmaları gerekti, yasal vasisi, yani eşi olursa onu koruyabilirdi Fatih. Kendi de hazır değildi aslında ama zamanında sevdiği kadının babasına verdiği sözü anımsadığında, kendisini mecbur hissediyordu. Bunu ona anlatamıyordu ki, anlatabilse zaten hayatları bambaşka olacaktı. Araladığı tülü geri çekerek kapatırken yatakta yatan kadına doğru ilerledi. Baygın gibi uyuyordu, onu ilk kez böyle görüyordu. Normalde uykusunun aşırı hafif olduğunu, gözlemlerinden yola çıkarak bilirdi. Hastalık nüksetmiş olmasına rağmen, şu an her ne kadar yarı baygın olsa bile yine hafifti uykusu. Uyurken hep bir tedirginlik vardı üzerinde. Üzerinin açıldığını anlarken belli belirsiz sırıttı. Yanına ilerlerken elini uzattı, aşağı inmiş örtüyü yukarı kaldırarak üzerini kapattı. "Hande." dedi baş ucuna otururken. Öylesi yarı baygın uyuyan kadınla, duymayacağını bildiği halde konuşmaya başladı. Zaten kendisini duyacağını bilse bunu yapmazdı. "Nasıl koruyacağım seni kendi annenden, nasıl geri çekeceğim? Bana evlilik istemediğini söylediğinde seni çok iyi anladım ama keşke sen de beni büyük çıkmaza sürüklediğini görebilseydin. Zaten bilsen ailenin nasıl tehlikeli olduğunu, belki kararın değişirdi ama bilmeyeceksin, bilmene müsaade etmeyeceğim. Bir şekilde, benim için şartlar zor olsa bile uzak tutacağım seni ailenden."
Oturduğu yerden kalkarken ne yapacağını bilmiyordu. Aklında birsürü plan canlanıp duruyordu. Kimi zaman çaresizlikten sahte nikah yapmayı bile göze alacak oluyordu. Böyle olaylara girerse de, içerisinde bulundukları durum iyice karışarak geri çıkılmaz hale gelecekti. Aklında birçok düşünceyle boğuşurken aralanan kapının sesine gözlerini çevirdi. Araladığı kapıdan içeri giren Nurcan Hanım, şimdi kime üzüleceğini bilemeyecek kadar çaresiz duruma düşmüştü. "Yavrum, hadi sen git uyu, azıcık da ben bekleyeyim." Bir anne olarak içi yanıyordu, yıllarca korktuğu ne varsa sadece oğlunun değil, beraberinde kendisinin de başına gelmişti. "Uykusuzsun, yorgunsundur da üstelik, müsaade et yükünü biraz üzerinden alayım. Zamanında yapmadım mı, rahmetliye de çok baktım ben; üstelik Hande başka, o benim kızım artık."
"Hayır." Çok keskin, katı şekilde konuştu. Yeni bir sorumluluğu üstlenmeye hazırdı madem, artık tüm zorlukları kendi alacaktı. "Böyle iyi anne, uyanınca arar, beni sorar, istemiyorum. İhtiyacı olabilir bir şeye, su ister, ya da ne bileyim, başka ihtiyacı olur. Burada kalmak istiyorum."
"Ah oğlum ah, sen sadece kendini yakmadın. Beni de yaktın biliyor musun, kendinle birlikte beni de ateşe attın. Öyle bir ateş ki, çekip çıkaramıyorum seni, kendimi çıkaramıyorum zaten, seni nasıl çıkarayım." İçi acıyordu ama geriye dönüş yoktu. Yeniden anne olmuştu, şimdi mutlu etmesi gereken iki evladı vardı. "Ama üzülme, ateşe biraz müdahale edeceğim, yükselmemesi için çabalayacağım. Bu böyle kalmayacak yani, onu anlatmaya çalışıyorum. Neslihan madem kapıma gelecek, olay çıkaracak cesareti kendinde buldu, sonuçlarını kendi düşünsün. Evleneceksiniz, hem de en hızlı şekilde nikahınız kıyılacak."
"İyi de nasıl?"
"Çok basit. Ben yarın gideceğim Neslihan'ın kapısına, tutacağım saçlarından, o saçlarını ellerime dolayacağım, ona bir güzel onay verdiğine dair imza attıracağım."
"Anne kendine gelir misin lütfen?!" Sesini yükseltmişti istemeden, çünkü kadının söyledikleri çileden çıkarmıştı kendisini. Öyle bağırmıştı ki, az daha Hande'nin uyanacak olmasından endişe etmişti. "Sen iyi değilsin, unuttuysan hatırlatayım, gerçi bu da unutulmaz ya! O kadın, kardeşiyle bir oldu, gözünü kırpmadan cinayet işledi. Bir cana kıydı, elinde başkasının kanı var. Yetmedi, dosyayı eşinin üzerine yıktı. Tehlike boyutunu görmüyorsun ama ben seni asla onun kapısına tek yollamam. Ayrıca mesele onun vereceği imza değil sadece, Hande istemiyor, konu açılınca benden kaçıyor. Tutturdu evimi ayıracağım diye, farkındaysan şu an hepsi birbirine karışmış durumda."
"Bağırma." dedi yatakta yatan kıza endişe içinde bakan Nurcan Hanım, uyanıp duymasından ürperdi. Şimdi, yıllar yılı sakladıkları gerçekleri öğrenmesinin asla sırası değildi. "Sen orasını düşünme, ben yarın çözeceğim hepsini. Böyle düzensizlik olmaz oğlum, ne senin; ne kendi hayatımda, ailemizde bu düzensizliğe müsaade etmem. Ben yarın Hande ile konuşacağım, alacağım kızımı karşıma, her zaman yeni başlangıçlar yapamayacağımızı, bazen bazı durumlardan vazgeçmemiz gerektiğini izah edeceğim. Onu incitmeden, olayların tamamını çözeceğim. Senin konuşmanla olmaz, sen söylersen tedirgin yaklaşır. Yeliz'le araları zaten tam olarak iyi değil, iyi olsa bile ona da tedirgin yaklaşacak. Geçmişi düşünmemiz gerek, Yeliz zorla alıkoyduran, sen de onun dediğini yapansın Hande'nin gözünde. Gerçeği kabullenmiş gibi gözükse de böyle durumlarda daima hatırlayacak."
"Bunu çözersen beni büyük yükten kurtarırsın anne. Ben memnunum halimden, başında sabahlamak, her zorlukta yanında olmak zor gelmiyor bana. Sadece Neslihan'a karşı, Hande'nin hiçbir şeyi olmak beni çok bunaltıyor."
"Aynen öyle, ancak evlenirseniz Neslihan'ın karşısında çok daha dirayetli olabilirsin. Düzenimiz yok oğlum, bir düzenimiz olsa güç de bizde olacak. Evli değilsiniz, burada kalıyor, şimdi kendini affettirmek için Yeliz de geldi, iyice komik duruma düştük. Buyursun kalsın, başımın üstünde yeri var ama bu kadar dağınıklığa da izin veremem."
"Yarın evde olacak zaten, rahatça konuşursunuz." Fatih'in söylediklerini, aralık kapıdan girerken dinleyen Yeliz Hanım, istemsiz umutsuzluğa kapılmıştı. İçeri tamamen girerken yanlarına yaklaştı. "Uyku tutmadı, Hande'yi kontrol etmek istedim. Bu arada, konuştuklarınızın çoğunu duydum, Hande sabah, kendine gelirse, mutlaka işe gitmek ister. Küçükken de böyleydi, okula gideceğim diye tutturur, herkese hastalık bulaştırırdı. Dinlenmesi gerek ama durduramayız."
"Göndermeyeceğim, toplantının iptal olduğunu sanacak, o şekilde durduracağım." Fatih'in söyledikleri karşısında iki kadın da birbirine baktı. Yanlış olsa bile mecburlardı şimdilik, dinlenmesi açısından bunu yapmaları gerekti. "Koskoca kadınım ben, bana yalan mı söyleteceksiniz?" Yeliz Hanım'ın dedikleri karşısında zaten sinirli olan Fatih, iyice gerildi. "Yalan söylemek, önceden yaptıklarının önünde çok masum kalır bence."
"Sen niye bana tepkilisin, hastaneye gittiğini öğrensen, senden gizli gitmiş olsa, benim yaptıklarımdan daha ağırlarını yapardın."
"İşte olay tam olarak burada başlıyor. Size söyleyemediğini, bana çok rahat söylüyor. Üstelik ilişkimizin çok yeni başladığı zamanda, oraya gitmek için benden yardım istedi, size anlatamadı. Sizi altı senedir tanıdığı halde size sığınamadı."
"Seninle gittiğini bilsem hırçınlaşmazdım, zarar gelecek korkusuyla gözüm döndü." Karşısındaki kadının dedikleri, iyice sinirlerini bozarken sakin kalmak için dişlerini birbirine bastırdı. Sadece sevdiği kadın için sabır gösterecek, sakin kalmaya çalışacaktı. "Ben onun gibi değilim, gördünüz kapıda hepimize yaptıklarını, ben yara açan olmadım, hep kanayan yaralarını kapatmaya çalıştım. Çok severken farkında olmadan zarar vermişim, bilemedim, bilsem sevmeye bile kıyamazdım zaten."
Sessizlik hakim oldu içeriye, kimse konuşmadı, konuşmak istemedi. Aynı şekilde kimse odadan çıkmak da istemedi. Fatih zaten burada kalmakta kesin kararlıydı, oda kapısına ilerledi, kapattığı kapıya yaslanarak beklemeye devam etti. "Üzülme sen." dedi karşısındaki Yeliz'e merhametle bakan Nurcan Hanım. "Gelecek, Allah'ın izniyle, dönecek seninle. Düzen alacağız, ardından nikah için gerekeni yapmaya başlayacağız. Ben yarın konuşacağım kızımla, hepsini konuşarak çözeceğiz. Öyle ev ayırmak falan yok, olacak iş değil zaten, Hande bunları anlayabilecek yaşta ve olgunlukta, konuşarak çözeceğiz. Burada istediği kadar kalabilir ama düzen sağlamamız gerek, ev tutarak düzen sağlayacağını sanıyor. Yapamayacak, iyice darmadağın olacak, ben buna izin vermem."
Sustular... Annesinin söylediklerini dinlerken sessiz kaldı Fatih, susmayı tercih etti. Söyledikleri doğruydu, Hande'yi ikna ederlerse, büyük sıkıntıları geride bırakmış olacaklardı. Yaslandığı kapıda beklerken duyduğu iç çekme sesiyle sarsılan genç adam, yatakta uyuyan kadına anında çevirdi bakışlarını. Gördüğü manzara ürperticiydi, Hande iyi değildi, iyi gözükmüyordu. Sarsılıyordu, uykusunda sarsılıyor, devamlı iç çekiyordu. Güçlü bir travmanın etkisinde olduğu ortadaydı. Yanına yaklaşırken gördüğü manzara iyice çoğalmaya başladı. Bedeninin her yanına yayılan o dalga, devamlı bacaklarını kendine çekmesine neden olurken yatakta devamlı sarsılarak kasılıyordu. "Hande." dedi yanına ilerlerken, seslenişi çok sertti... Sadece Fatih değil, beraberinde herkes endişelenmişti. Yeliz Hanım'ın endişesi daha sakindi, evvelden yaşadıkları için biliyordu bunun olacağını. Hazırlıklıydı ama bugüne denk geleceğini düşünememişti. "Korkma yanındayım." Elini tuttu sevdiği kadının, sıkıca kavradı parmaklarını, yanında olduğunu, dokunarak hissettirmek istedi. "İnat etmeyelim, bir hekim görsün." dedi araya giren Nurcan Hanım. Böyle ilerlemeleri, kendi kendilerine müdahale etmeye çalışmaları doğru kabul edilemeyebilirdi.
"Yok şimdilik sıkıntı, sakin kalın." Yatağın kenarına oturan Fatih, yavaşça Hande'nin bedenini kolları arasına aldı. Başını göğsüne yerleştirirken sıkıca kollarına sardı kadının bedenini. "Yanındayım ben, hadi kendine gel." Her sarsıldığında daha sıkı sarmalarken elleriyle saçlarını okşadı. Yavaşça kadının başını göğsüne yapıştırdı. "Geçti." Elleri saçlarında, terden alnına yapışan saçlarını okşayarak geri ittirmeye devam etti. Birkaç dakika kaldılar, Hande'nin sarsılmaları yine oldu ama öncelere oranla daha azalmaya da başladı. "Çok terliyor." Kendi canı acıyormuş gibi kızının yüzüne baktı Yeliz Hanım, alnından akan terleri izledi, özellikle yüzü sırılsıklamdı. "İyi bir işaret." dedi soğukkanlı kalmaya çalışan genç adam. Hastaneye hemen götürmek istememişti, bunun yerine daha soğukkanlı olmayı tercih etmişti. "Çok kan kaybetti, böyle düşünürsek terlemesi, iyiye işaret."
Kollarında tutmaya devam etti, sıkıca sardığı kollarını çok az gevşetti, soluğunu rahat almasını istedi. Ellerini saçlarında gezdirmeye devam etti. "Hande." Seslendi tekrardan, kendine gelmesi için çabalamaya devam etti. Saçlarından indirdiği elini yanağında gezdirdi. "Geride kaldı güzelim, ben yanındayım; seni üzen ne varsa, hepsini kaldırdım ortadan. Bir annenle tartıştın, aldım seni buraya getirdim. Ötekiyle tartıştın, anında yolladım. Hep böyle olacak, seni yıpratan ne varsa, tamamını kaldıracağım ortalıktan." Sakinleşiyordu ama tam anlamıyla değil, yine küçük kasılmalar devam ediyordu. Yanlarına yürürken gayet soğukkanlı davranmaya çalıştı Nurcan Hanım, bir de kendisi deneyecekti. Yatağın diğer yanına otururken ellerini oraya uzattı. "Bana bırak biraz, deneyeyim bir kere." Başlarda tedirgin olsa bile yavaşça, Hande'nin bedenini, annesinin almasına izin verdi. "Dene anne, olmazsa hemen arabayı hazırlayacağım, hastaneye gidelim." Olup bitenleri uzaktan öylece seyreden Yeliz Hanım, sakin kalmak için bacağını hafif ritmik adımlarla yere vurmaya devam etti.
"Anneciğim." Kolları arasında saçlarını okşayan Nurcan Hanım, yanağına dudaklarını dokundurdu. Kaldırırken yüzünü kızın yüzünden, eliyle yanağına dokundu. "Güzel kızım, hadi kendine gel. Birazdan gün ağaracak, ışıyacak her yer. Ben sana yumurtalı ekmek kızartacağım, sevdiğin kurabiyelerden hazırlayacağım. Sonra belki kırlara da gideriz, sen yine bana çiçekler toplarsın; piknik yaparız beraber, hadi güzel gözlüm." Aklına ilk geleni yapacaktı Nurcan Hanım, parmaklarını yüzünde gezdirmeye devam etti. Dudaklarını hareket ettirdi, aklına ilk gelen sureyi okumaya başlarken kollarındaki yavrusunun iyileşmesini diledi Rabbi'nden. Dudaklarını devamlı hareket ettirirken ellerini sırasıyla saçlarında ve yüzünde gezdirmeye devam etti. Başlarda zorlandı, bildiği sureleri okurken diğer yandan da sarsılan bedenini kontrol altında tutmaya çalışmak hiç kolay değildi. Yorulduğuna değmişti, sakinleşmeye başlıyordu Hande, öncekine oranla, sarsılma şiddeti daha azalmıştı. "Rahatlıyor." dedi şaşkınlığını gizleyemeyen Yeliz Hanım, bunu beklememişti. Kollarındaki kızının yanağını öptü Nurcan Hanım, kendine getirmeyi başarmıştı. "Gelecek tabii, benim kollarım şifalıdır, çünkü benim hünerlerim senin gibi sadece bilim üzerine kurulu değil." Karşısındaki kadının kişiliğine söz etmeden duramamıştı. Sinirliydi ona karşı, bugün kapılarında olay çıkaran Neslihan'la, şimdi burada ahkam kesen Yeliz'in birbirlerinden çok farklarını göremiyordu. "Sen arada bana danış, başın sıkışırsa çekinme." dedi tekrardan kelimelerine bastırarak konuşan Nurcan Hanım. Amacı, karşısındaki kadını terslemekti aslında sadece.
"Tabii, sizin evlatlarınız var nasıl olsa, anne olabilmişsiniz, benden daha iyi bilirsiniz." Bulunduğu yerden ayrılmak üzere kapıya yönelen Yeliz Hanım'ın son günlerde canı yeteri kadar yanıyordu. "Ben hiç doğurmadım, nereden bileceğim, öyle değil mi?" Kapıyı sert şekilde kapatarak çıkan kadının ardından ikisi de bakakaldı. İstemsizce güldü Nurcan Hanım, öyle manada bulunmamıştı aslında. "O niyetle yapmadım ben, kötülük etmek istemedim, kendisi kötü anladı."
"Tamam anneciğim, ben anladım, onun niyeti kendinden kötü. Hadi bırak Hande'yi, sen de çık, ben kalacağım." Sakince başını salladı Nurcan Hanım, artık çıkması gerekti. Yavaşça dizlerinden indirdiği başını, yatağın üzerine bıraktı. "Sakinleşti iyice, kanama da olmuyor artık, içini rahat tut." Yerinden doğrulan annesine umursamazca baktı, kanaması olabilirdi, buna bile sarsılmaları kadar önem vermiyordu. "Sarsılmaları geçti, benim için bu daha önemli." Karşısındaki evladının dediklerinin ardından tebessüm etti. Yerinden doğruldu, kapıya ilerledi. "İnsan sevince, her sorunu kendine sıkıntı eder tabii." Usulca araladığı kapıdan çıkan annesini izledi. Bugün çok zor zamanlar geçirmişler, zorluklarla dolu geceyi ardlarında bırakmışlardı. Sevdiği kadın gözü önündeydi, şimdilik yanındaydı.
Sabaha uzanan vakitlerde, günün ağarmasına yakınken, göz kapaklarına düşen ağırlığa meydan okumaya çalıştı genç kadın. Usulca kaldırmaya çalıştı kirpiklerini, kendini soğukta kalmış kadar üşümekte hissederken aynı zamanda yorgun da hissediyordu. Üstelik kurumaktan, neredeyse çatlama noktasına gelmiş dudaklarının bir miktar suyla ıslanmaya ihtiyacı vardı. Önce göz kapaklarını kaldırdı, su bulması için bunu yapması gerekiyordu. "Fatih." Sesi sanki çok kısık mırıldanıştan ibaretti Hande'nin. Karşısındaki adamın bedenini gördüğü anda, ismi dökülmüştü dudaklarından. Burada mı beklemişti kendisini? Şaşkındı Hande, kendisini beklediğini aklı idrak edemeyecek kadar şaşkındı. "Uyandın mı?" dedi kendisine doğru yürüyen genç adam. Yüzünde tebessüm etmeye çalışan bir hal vardı, sanki yorgunluğunu böyle gizlemeye çalışıyordu. "Gece çok zor olsa bile açtım gözlerimi. Anlaşılan kendi zorluğumda seni de yormuşum." Çok mahçup şekilde konuşan genç kadın, yorgunluğunu gizleyemedi. Bulunduğu pencere kenarından uzaklaşarak tamamen Hande'nin yanına gelmişti. "Yormadın beni, düşünme bunları, sen iyisin, değil mi?" Yatağında zorlukla bile olsa doğrulabilen genç kadın, sadece başını sallayabildi. Çekindi başlarda ondan, su istemek için kelime aradı dudaklarında. "Ben." Kelime aradı dudaklarında. Sabaha kadar kendisini beklemiş birine bunu söylemek kolay değildi. "Biraz su rica etsem senden, daha çok mu zahmet vermiş olurum?" Söylerken yüzü kızardı, alışkın değildi, alışık olmadığı olayların şaşkınlığını da beraberinde yaşıyordu. "Hayır küçük hanım, hiç zahmet vermezsiniz." dedi yerinden kalkan genç adam. Usulca bardağa suyu doldururken karşısındaki kadına uzattı. "Teşekkür ederim." Sıcacık tebessüm etti kadın, kendisini böyle ince sevmesi, burada beklemesi hoşuna gitmişti, mahçup olduğu kadar hoşnut olmuştu.
"Beni çok korkuttun Hande, hepimizi korkuttun, annelerimiz de çok endişelendi." Kendisine söyledikleri karşısında göstereceği tepkiyi o an çözemedi. Sabaha kadar kendini tekrarlayan hastalığıyla uğraşmıştı. Beraberinde gördüğü kabuslar, bedeninde kasılmalara sebep olmuş, sürekli çırpındırmıştı genç kadını. "Özür dilerim, inan elimde değildi." Canı acırken dün akşamı hatırladı, Neslihan Hanım'ın kapı önünde çıkardığı rezillikler belirledi gözlerinde. "Kendi adıma ama en çok Neslihan annem adına özür dilerim." Aklına geldikçe elleri titriyor, canı yeniden acıyordu. "Ben özür dilerim asıl, zamanında Yeliz annenden korudum seni ama Neslihan Hanım aniden saldırdı, kontrol edemedim. Daha hazırlıklı davranabilirdim. Ben var olduğum, yanında durduğum sürece, bir daha böyle durumlarla karşı karşıya gelmeyeceksin." Yerinden kalkarken tekrar kadının yanına geldi, yatağın kenarına oturdu. "Hande." dedi sakin bir sesle, gerçeği söylemek istiyordu. Karşısındaki kadın, gayet aklı başındaydı, ondan yeterince gerçek saklarken üstüne yalan söylemek, çok rahatsız ediciydi. "Sabah okula gelmeni istemiyorum, iyi görünmüyorsun, dinlenmen gerek."
"Halsizim, aslında ben de istemiyorum." Tepkisi karşısında şaşırdı Fatih, biraz beklemediği gibi davranmış olması afallatsa bile belli etmedi. "Toplantıdan ötürü gelmem gerekiyor."
"Sen düşünme toplantıyı, ben girerim senin yerine. Gelmen risk içeriyor Hande, sabaha kadar sen anlamasan bile çok kanaman oldu. Sürekli sarsıldın, kabuslar gördün, üşüyorsun, farkında olmasan bile üzerinde titreme var." İkna olacak gibiydi, bunu görmek kendisini zorluklardan çıkarırken aynı zamanda şaşırtıyordu genç adamı. Sevdiği kadın, böyle uyumlu, söz dinleyen kişiliğe mi sahipti? Biraz önce Yeliz Hanım'ın söylediklerini anımsadı, öyle bir anlatmıştı ki, yalan söylemeden ikna edemeyeceğini düşünmüştü. Bunu düşünmesine rağmen, sakladığı gerçeklerin gölgesinde, üste bir de yalan söylemek çok ağır gelmişti. "Sana hayatın her yerinde şimdiden ağır gelmeye başlıyorum, benim sıkıntılarımı çektiğin yetmiyor gibi işyerinde de çoğu görevimi üstleniyorsun."
"Biz aile olacağız yakında, birbirimizi idare etmemiz gerek, böyle konuşmanı istemiyorum." Üzerine örtüyü çekerken kadına tebessüm etti. "Hadi sen güzelce dinlen, ben bir annelerimize bakayım." Yerinden kalkan adama kadın da tebessüm etti. "Olur." dedi tebessüm ederken başını yastığa tekrardan bıraktı.
İçeriye ilerleyen genç adam için şaşkınlık orada da kendini sürdürdü. Mutfakta karşılaştığı babasını burada böylece beklemiyordu. Sabah çok erken kalkan Mustafa Bey, kimseden ses çıkmayınca mecburen çayı kendisi koymuş, kendince kahvaltı hazırlamaya başlamıştı. "Kahvaltı mı hazırlıyorsun baba?" derken şaşkınlığı sesini taradı. Normal şartlarda bu saatlerde annesi çoktan kalkar, kahvaltı masasını donatırdı. "Yapmaya çalışıyorum, inşallah başaracağım." Gülmemek için sıktı kendini Fatih, anlaşılan Mustafa Bey bugün, kahvaltı hazırlamayı geciktiren Nurcan Hanım'a karşı kendince tavır sergiliyordu. "Karnım acıktı, uykusuzdum, üstüne şimdi acıkacağım tuttu." Sinirle kaşlarını çattı Mustafa Bey, zaten yeterince gergindi. "Oğlum, hatları birbirine karıştırma istersen, olur mu evladım? Size küçük yaştan bu zamana ben baktığım için hatları karıştırıyorsun, ben senin babanım, annen değilim, aklında bulunsun."
"Tamam çayı hazırla, ben köşedeki pastaneden simit poğaça gibi atıştırmalıklar alırım. Ayrıca annem nerede, şimdiye kalkmış olması gerekirdi?"
"Kalkmaz olur mu, tabii kalktı. İçeride genç kız gibi kendini süslüyor, dua et de yakında, senin evleneceğin kadını elinden almasın. İyice kafayı yedi yemin ederim, kendini kaybetti. Bugün hepiniz gidecekmişsiniz, kızıyla tek başına kalacakmış, canı ona güzel gözükmek istiyormuş."
"Anneme karşı biraz daha anlayışlı olmaya çalış, yaşadığı acıyı birden bırakarak başka evreye geçti. Düşün ki günlerce hasta yatıyordu, sonra aniden ilaç kullanmaya başladı, bu da öyle bir durum aslında." Sessizleştiler, yaşanan acılar, şimdiki umutlar kadar belirgindi, unutulmazdı. "Ben çıkar pastaneden atıştırmalık alır gelirim şimdi, sen çayı hazırlasan yeterli, bir de masaya kahvaltılıkları bırak." Yaşananlar tekrardan, her şekilde anımsandı. Acıların ardından gelen umutları hatırladıkça annesinin içerisinde bulunduğu durumu kabullenmek daha kolaydı ama Hande'ye kendini çok kaptırmıştı, bu da gözden kaçacak şekilde değildi.
"Herkese günaydın." İçeri yüzünde çiçekler açarcasına giren Nurcan Hanım, son derece şık görünüyordu. Yarım kollu, diz kapaklarını geçen, bordo renginde saten elbise giyinmişti. Açık kestane renginde, beline uzanan gür saçlarını serbest bırakmıştı. "Çok güzel gözüküyorsun anneciğim." dedi şaşkınlığını gizlemeden. Uzun yılların ardından annesini böyle görmeyi beklemeyen genç adam için şaşkınlık, hiç bugün olduğu kadar keskin durmamıştı. "Teşekkür ederim canım." dedi tebessüm eden Nurcan Hanım. Yeni imajıyla ilk kez oğlu tarafımdan eleştirilmişti. Güzel gözükmek istiyordu, artık yeniden anneydi, tekrardan evlat sahibi olmuştu. İçeride uyuyan kızı uyandığında, kendisini güzel görsün istiyordu. "Düğün ya da başka özel davet mi var, yoksa öylesine mi?" Yeterince hassas bulduğu annesini sarsmadan, neden böyle giyindiğini sormak istedi. Her zaman temiz giyinen, kendine bakan kadındı ama bugün bir başka özenmişti annesi. Başka biri olmuştu, farklı bir kadına dönüşmüştü. "Bugün siz hepiniz gideceksiniz, ben kızımla tek kalacağım. Beraber zaman geçireceğiz, ben ona doğruyu yanlışı gösterirken güzel de gözükmek istiyorum."
"Sen bir kahvaltı hazırlasan da, biz de hayatı güzel görelim." Karşılıklı olarak annesiyle konuşan babasına ters şekilde baktı Fatih. "Kendi işini kendin yapabilirsin." Soğuk konuşurken kahve makinesinden hazırladığı kahvesini eline aldı genç adam. Tam o sırada içeri giren Yeliz Hanım da içten şekilde "Günaydın." diyerek gelmişti mutfağa. Karşısındaki Nurcan'ı bambaşka görüntüde görmek de ayrıca şaşkınlık vermişti kendisine. "Günaydın Yeliz Hanım, çıkmadan sizi görmem iyi oldu. Konuşmak istediklerim vardı." Öylece baktığı kadının yüzünde küçük tebessüm oluştu. "Tabii." dedi kibar şekilde. "Hande'yi henüz çok yeni tanıyorum, neyi sevip sevmediğini bile bilmezken gece boyu sarsılmalarına, kabuslarına tanık oldum. Neslihan, ona ne yaptı ki, sabaha kadar 'Kapıyı aç anne' diye sayıkladı? Bunu siz, benden çok daha iyi bilirsiniz. Öğrenmek istiyorum, çünkü yarasını öğrenmeden pansuman yapamam."
"Bana anlattığı kadarını biliyorum ben de, küçükken okula gitmesin diye hep kapıyı kilitlermiş üzerine. Hande'nin okuma, sürekli eğitim üzerine çabalama isteği buradan geliyor. Kısıtlandıkça daha çok aykırı kişiliğe sahip oldu. Bu kısımda tabii ben de elimden geleni yaptım."
"Mutlaka yapmışsınızdır ama yetmemiş anlaşılan. Gelmesem, oraya gitti diye siz de üzerine kapıları kilitleyebilirdiniz." Sinirlendi, istemeden üzerinde tekrardan oluşan öfke, çok sert şekilde bağırarak konuşmasına neden oldu. "Yapmazdım!" Yükseltti sesini, bağırarak girdi araya. Sıkılmıştı artık suçlanmaktan. Sürekli yargılanmak, eleştiri yağmuruna tutulmak, bir yerden sonra bunaltmaya başlamıştı. "Ben onun kahramanı oldum, karanlıklardan ben çıkardım onu. Ben olmasam, kendi karanlığında kaybolacaktı, senin bana teşekkür borcun var, kendi annene değil. Hatırlatırım, senin annen attı benim kızımı Neslihan'ın önüne, ben ise siz tekrardan bir araya gelesiniz diye, elimden gelenin ötesini yaptım."
"Seninle iddaalaşmayacağım." dedi sakin şekilde Nurcan Hanım. Ne yaparsa yapsın, tek kelime etmeyecek, asla sinirlenmeyecekti. "Ben Neslihan değilim ama sen de değilim, anneliğimi kimseyle yarıştırmıyorum. Hande'nin kalbini böyle daha iyi kazanıyorum, yapabilirsen yolundan ilerlemeyi sana da tavsiye ederim." El çabukluğuyla kahvaltı hazırlarken sözlerini esirgemedi. Herkese hak ettiği şekilde davranmasını bilir, daha ağır da konuşurdu ama bunu, içeride uyuyan kızının mutluluğu için yapmayacaktı Nurcan Hanım. "Ben çıkayım yavaştan, önce galeriye gitmem gerek, ardından pastaneye uğrarım, kahvaltıya yetişmeye çalışırım." Ortamı yumuşatmaya çalışırken yapacaklarını anlattı. Çıkması gerekiyordu, galeride hızlıca yapması gereken işleri vardı. "Kahvaltıya yetişirsin oğlum, anan bu hızda hazırlarsa, rahat yetişirsin." dedi söylenen Mustafa Bey. Sinirlenmeye başlarken elindeki el bezini tezgaha fırlatarak bıraktı Nurcan Hanım. "Hazırlıyorum!" Yükseltti sesini ama aynı zamanda, sakin kalmak için de çaba göstermeye çalıştı. "Gel oğlum, ben seni geçireyim, babanın modu yüksek, burada kalırsam devamlı bana sataşacak."
Öylece elindeki işi bırakan Nurcan Hanım, mutfaktan çıkarak dışarı kapıya ilerleyen oğlunun ardından yürüdü. "Emekliye ayrıldı ya, evde oturdukça bana sarıyor." Söylenmeden duramadı, kocasının kendisini sinir etmekte üzerine yoktu. Kapıyı ilk kez bu haliyle açan Nurcan Hanım, salık saçlarıyla dışarıyı izledi. Birkaç adım attı, merdivenlere ilerledi. Fatih, ardına dönerek çok şaşkın şekilde baktı annesine. Ağaçların üzerinde duran kuşların kendisini başı açık görmesinden rahatsız olan annesi, başı açık şekilde bahçeye çıkmıştı. "Sen içeride Yeliz'e dedin ya hani, Hande'yi tanımak istediğini, ben de sana yardımcı olayım. Hande, tahinli çöreği çok seviyor, o olmadan kahvaltı edemiyor. Bugün hazırlayamadım, yetiştiremedim, aklında bulunsun."
"Mesaj alınmıştır, bugün sadece onu mutlu etmek için çaba göstereceğim." Bahçe kapısını aralayarak dışarı çıkarken gülerek konuştu genç adam. Gelirken çoğu pastaneyi dolaşıp arayıp bulacaktı. Şaşkınlığını bastırmaya çalışıyordu ama mümkün değildi. Annesini böyle görmek afallatırken kendisini, böyle bahçeye çıkmış görmek, tamamen şaşırtmıştı. Bahçeye çıkmakla kalmayan Nurcan Hanım, bahçe kapısımın önüne kadar gelmişti. Kapıdan çıkarken arabasına doğru yürümeye başladı. Hande ile zaman geçiren Nurcan Hanım'ın günden güne değiştiğinin farkına vardı. Ardına dönerek bir kez daha baktı annesine, orada öylece duruyordu... Kendisine tebessüm ederken el sallıyordu. Yüzünde umut dolu bir gülüş vardı. Şaşkındı, çok afallamıştı. Annesi değişmekle kalmıyor, sanki başka bir kadına dönüşüyordu.
Sabahın erken saatlerinde uyanan genç kadın, düne oranla kendini çok daha iyi hissediyordu. Kanaması tamamen durmuş, uykusunun kalan kısmında daha rahat etmişti. Dün yaşadıklarını unutamamış, henüz çıkaramamıştı aklından. Yüreğindeki yaraların sızısı çok tazeydi, hemen iyileşecek gibi de değildi. Nurcan Hanım tarafından uyandırılmıştı o sabah, sıcacık karşılanmıştı. Üzerini değiştirmesine yardımcı olmuş, tekerlekli sandalyesine oturtmuştu kendisini. Bugün bildiği tek gerçek, o sandalyeden kurtulamayacağı olmuştu. Gününü sandalyede geçirecekti, hem bacağı, hem de sakat olan kolunun el bileği çok ağrıyordu. Kahvaltı masasına oturduklarında, gözleri tek kişiyi aradı Hande'nin. Bakındı öylece, ardından durduramadı kendini. "Fatih nerede?" dedi ürperti içinde, acaba Neslihan Hanım'la tartışmaya mı gitmişti? Daha çok olay çıkmasını, sevdiği adamın canının sıkılmasını istemiyordu. "Gelir kızım birazdan." Çayları bardaklara doldururken yanıtladı Nurcan Hanım, üzerine durmadı, başlarda anlamadı Hande'nin gerginliğini. "Galerisi var ya onun aynı zamanda, orayı kontrole gitti." Tedirginliğini anlayan Yeliz Hanım, sakince yanıtladı karşısındaki kızını. Doldurduğu çayı kızın önüne bırakırken yüzüne bakan Nurcan Hanım da, tedirginliğini anladı.
"Gelir gelir, sen varken dışarda takılmaz o, çok sürmeden eve dönecektir." derken güldü Nurcan Hanım, ima ile baktı kızına. Ortamı yumuşatmaya çalıştı, yüzüne baktığı anda, Hande'nin tedirginliğini çözmüştü. "Doğruyu söyleyin, Fatih nereye gitti?" İyiden iyiye çoğaldı tedirginliği, merak etmeye başladı. Konuşurken dışarı kapının açıldığını anlayamamış, ancak sevdiği adamın sesini duyduğunda, onun geldiğini idrak edebilmişti. "Sana çok sevdiğin tahinli çöreklerden alabilmek için biraz gecikti sadece." Yanına doğru yürüyen sevdiği adama bakan kadının gözlerinde şaşkın tebessüm oluştu. Yaklaştıkça kendisine, yüzündeki tebessüm çoğalmaya başladı kadının. Sandalyesinin önüne diz kırarak eğilen Fatih, önce aldığı kese kağıdındaki çörekleri, Hande'nin yanındaki masaya bırakırken aldığı çiçekleri ise kadının kucağına bıraktı. "Tabii sevdiğin karanfil çiçeklerini bulabilmek de biraz zaman aldı." Çiçekleri eline alırken sıcacık tebessüm etti Hande, sevdiği karanfil çiçeklerini unutmamıştı. Bunu unutmamıştı, tanıştıkları ilk zamamlardan aklında tutmuştu anlaşılan.
"Sana o şekilde davranmak istemezdim ama mecbur kaldım, beni, bizleri utandırmadığın için teşekkür ederim canım." Yanlarına hızlı geldi Fatih, annesi ile Hande'nin tam karşısında durdu. "Benden sessizliği karşılığında çiçek istedi." dediği anda içinde sanki kapılar aralandı kadının. Dudaklarına dudaklarında kızarmadığı kadar, şimdi kıpkırmızı kesildi. "Ne çiçeği?" derken başta tedirgin oldu Nurcan Hanım, aklına hep korktukları geldi. Sonra toparladı kendini, sakince oğlunun açıklamasını dinledi. "Hastanede annesine çiçek verecekmiş, hissederse çabucak kendine gelirmiş." Karşısındaki adam konuşurken daha çok utandı kadın, utandıkça da bakışlarını daima gizledi. "Öyle mi?" dedi sesini sıcacık tutarken ellerini saçlarında gezdiren Nurcan Hanım. "Ben sana ellerimle ektiğim çiçeklerden toplarım bahçeden." Yüzü bir an için kızarırken defalarca kez de sarsıldı, sarsılırken titredi. "Karanfil." dedi sadece dudakları arasından, iniltiden ibaret çıktı sesi.
"Ne, anlamadım?" Konuşan, soran Fatih oldu. Beraberinde kimse de, pelteleyerek dilinden dökülenin ne anlama geldiğini anlamadı.
"Karanfil çiçeği..." Sesine bir tuhaflık geldi, her denemesinde daha çok zorlandı konuşmakta.
"Bir daha tekrarla." Üzerine doğru eğildi. Ürkse de geri çekilemedi kadın, içine işlemekte olan kokusunu, utanmasa ciğerlerine kadar çekerdi. "Karanfil çiçeği sever annem." Yine tekrarladı, halsiz düştü tekrarlamaktan ama vazgeçmedi. Üzerinden doğruldu, etrafına bakındı. "Siz anladınız mı ne demek istediğini?" derken ilk defa anlamakta zorlandı. Herkes de beraberinde birbirine bakındı, evet, kimse anlamamıştı. "Karanfil..." dedi tekrardan ama bakışlarını asla kaldırmadı Hande, defalarca aynı konuşmaları tekrarlayacak gücü kendinde bulsa da, bakacak gücü edinemedi. "Tamam anladım, zorlama daha kendini." Gülerek konuştu, geç de olsa anlamıştı. Gülüşü tebessümdü, bakışlarını eğik tutuşu güldürmüştü genç adamı. "Hastane üzerinde bir çiçekçi bulur, en güzel karanfil demetini hazırlatırız annene." Elini çenesine dokundurdu, çenesine okşadığında daha da ürperdi ama geri çekilemedi kadın.
"Keşke zamanında bahçemize karanfiller de ekmiş olsaydım." derken tebessüm etti Nurcan Hanım. Tebessümü buruktu. "Rahmetli kızım da çok severdi Hande'ciğim, onun zamansız gidişinden sonra daha hiç ekemedim, elim varmadı."
"Belki bir gün tekrardan ekeriz anne." derken bakışlarını, bakışları aşağıdaki kıza değdirdi adam. Çok kısa süren bakışmaların ardından herkes odasına dağılmış, Hande de tekrardan odasına gönderilmişti.
Geçmişin sayfaları dökülerek aralanırken iyice tebessüm ettirdi genç kadına. Sustu, sustular, öylece baktılar birbirlerinin gözlerine. Yanlarına doğru yürüyen Nurcan Hanım, yavaşça Hande'ye doğru uzandı. "Ben alayım mı onları canım, suya yerleştiririz?" Karşısındaki kadının elini uzatması sonucu, anlamını anlayamadığı refleksle, Hande'nin çiçekleri daha sıkı kavradığını gördü Fatih. Davranışlarını incelediği dönemde, tanımak isterken bunu görmek kendisini tuhaf duruma düşürdü. Aynı zamanda yeni özelliklerini tanımak istedi. "I-ıh." derken çiçeklere sıkıca sarıldı. Vermek istemedi, bunu görse bile nedenini anlayamadı Fatih. "Çiçeklere karşı biraz hassasiyetimiz var sanırım, bence kalsın, çiçekler de kahvaltı etsin bizimle." Eğildiği yerden hemen doğrulmadı genç adam, sevgi içinde baktı kadının gözlerine. Elinden bırakmazsa kahvaltı edemezdi, bileği zaten sıkıntılıydı, bunu göz önünde tutmak gerekti. "Nasıl isterse öyle olsun, ben elinde çiçeklerle zorlanmasın diye almak istedim, rahat kahvaltı etsin istedim." Sevgi içinde, uyumlu şekilde konuştu Nurcan Hanım, bir anne yapıcılığına sahip bakışlarından merhameti esirgemedi. "Ben elimle yediririm kızıma, hiç sıkıntı değil, zevkle yaparım." Gözlerinin içi gülerken baktı evladına, bugün onunla tek başına zaman geçireceği için ayrıca mutluydu. Bugünü çok güzel geçirmek adına ne gerekiyorsa yapacaktı.
"Bence gerek yok, kendisi kahvaltı edebilir." Yapıcılığı elden bırakmadan araya girdi Fatih, gözlerinin içindeki sevgiyi göstererek konuşmasını sürdürdü. Öylece, olduğu yerde, Fatih'in davranışlarını inceleyen Yeliz Hanım'ın, keyfi iyice yerine gelmişti. Bundan böyle, kızını daha iyi anlayan, gerçekten çok güzel seven biri vardı hayatında. "Çiçekler bizimle kahvaltı etsin ama senin kucağına çok fazla geliyorlar, sen zaten çiçekler kadar güzelsin. Bence onlar bize, kahvaltı masamızın üzerinde eşlik etsinler. Böylelikle Hande de kahvaltısını, desteğe ihtiyaç duymadan yapsın. Olur mu, anlaştık mı?" Yüzünde eğlenir bir tebessümle sordu. Sağ yanağını okşadı baş parmağı. Yüzünde olumlu ifade oluşan Hande, elindeki çiçekleri Nurcan Hanım'a uzattı. Yerinden doğrulurken rahatça soluk aldı genç adam, ortamı istediği şekilde yatıştırmıştı. Herkesi tebessüm ettiren davranışları, beraberinde huzurlu kahvaltıyı da getirdi. Huzur içinde yaptılar kahvaltılarını, keyifle devam ettirdiler. Huzurla başlayan kahvaltılarını ilerletirken, içinde oluşan kırgınlığın verdiği hüzünle, Yeliz Hanım'a çıkışmadan yapamadı Hande. "Burada kalıyorsun ama boşuna çabalama, seninle hiçbir yere dönmüyorum. Akşam Neslihan annem geldi olay çıkardı diye de, kendini bu olayın üzerinde aklamaya çalışma." Tartışmaları başlarken kurduğu cümle beraberinde, kinini tamamen harmanladı. Artık onu görmeye tahammülü yoktu, iki annesi de aynı yaraları açıyordu kendisinde.
"Tamam kızım, nasıl istersen öyle olsun. Ben buraya hatalarımın bilinciyle geldim, amacım sadece sana yakın olmak." Kahvaltı masasını esir alan gerginliğin içinde sakin kalmak için çaba gösterdi Yeliz Hanım, sabırlı olacaktı. "Sen kahvaltını yap canım, güzelce ye tahinli çöreklerini, bak biz bugün beraberiz, birlikte zamam geçireceğiz." Yüzündeki tebessümle ortamı yumuşatmaya çalışsa bile ortamın hemen yumuşamayacağını iyi biliyordu Nurcan Hanım, bugün kendisine çok zor işler düşüyordu. Tartışmaları kısa sürmüş, çevredekilerin çoğu, tartışmanın uzamaması için çaba göstermişlerdi. Boş çay bardaklarını mutfağa taşıyan Nurcan Hanım'ın ardından ilerleyen Yeliz, sinir içinde söylenmeye başladı. "Göreceksin, ikna olmayacak, bana olan kininden yola gelmeyecek. Böyle sallanıp sürüneceğiz, bakalım nasıl çıkacağız işin içinden. Hep ikna olmasına verdin kendini, hiç düşündün mü, ne halt yiyeceğiz ikna olmazsa?"
"Düşünme bunları, ben çözeceğim hepsini. En kötü ihtimalle, alır bizim Dudullu'daki eve yerleştiririz. Nikaha kadar biraz sen gidersin, biraz ben, öyle idare ederiz." Sinirle güldü Yeliz Hanım, artık tahammül edemiyordu. Kaç zamandır kendini affettirmek için çabalamaktan yorulmuştu. "İkna olmayacak ki, nikah da istemeyecek. Neslihan'ın istediğiyle evlendi, büyük acılar çekti ya, şimdi buna da ben onay veriyorum diye sıcak bakmayacak."
"Birazdan Fatih çıkacak, sen de çık bir yerlere, seni nereye istersen bıraksın. Yalnız kalmamız gerek, onunla tek kalmazsam ikna edemem. Oraları düşünme, mutlaka ikna olacak. Çaresizlik, kimi zaman çareyi bulmaya yardımcı olur, böyle düşün." Çayları tekrardan doldurduğu bardakları tepsiyle beraber kavrarken ardına döndü Nurcan Hanım. İçeriye yürürken Fatih'in yerinden kalktığını gördü. "Sana da doldurmuştum annem, biraz hızlı olmadı mı?" Hemen kalkmasını istememişti ama Fatih'i tanırdı, kalktığı zaman onu geri çevirmek zor olurdu. "Gelince içerim, toplantıya yetişmem gerek." Kapıya ilerlemeden önce Hande'nin yanına yürüdü. Yere eğilerek kadının önüne, tekrardan yanağına dokundu. "Toplantı olayını düşünme, ben çözeceğim. Hastasın, iyice dinlen, toparlanmaya çalış. Anlaştık mı?" Başını salladı sadece, yüzünde ise aşkı çağıran tebessüm oluştu. Kadının saçlarına dudaklarını dokunduran adam, usulca geri çekti kendini. Aileler buradayken çok yaklaşmak istemedi. Eğildiği yerden doğrulurken annesinde gezdirdi bakışlarını. "İlaçlarını mutlaka içir, sakın aksatmayalım, zamanı gecikmesin." Sıkıca tembihledi, sanki küçük bir çocuktan söz edercesine konuştu. Hande, sırasıyla herkeste göz gezdirdi. Şaşkınlıkla önce Fatih'e, ardından Nurcan Hanım'a göz gezdirdi. "Yasemin'den mi söz ettin?" dedi merak içerisinde.
"Hayır, senden." Fatih'in gayet normal şekilde söylediğine güldü Hande, şaşkınlık içerisinde güldü. "Yok artık." dedi gülüşü çoğalırken. "Çocuk muyum ben? Aşk olsun." Güldü adam, sevda içinde güldü. Yaşanacak kocaman bir aşkın gölgesinde güldü kadına. "Olsun, aşk güzeldir." Karşısındaki adamın iması ile gülerken yanakları utançtan al al olmuştu. Başını önüne eğerken karşısındaki adamın uzaklaşarak gitmesini bekledi. Önüne dönerek yarım kalan kahvaltısını devam ettirmeye çalıştı. "Yavrum." Yanına gelerek Hande'ye eğilen Yeliz Hanım, yanağını sevgi içinde öptü. "Benim çıkmam gerek, Fatih arabasıyla bırakacak beni. Birkaç işim var, onları çözüp akşam geleceğim." Hande'den tepki beklemeden hızlıca yerinden doğrularak kapıya doğru ilerledi. Herkesin evden çabucak çıkmasını anormal buldu Hande, niye evde Nurcan Hanım'dan başka kimse kalmamıştı? Üzerine durmadı, bir yerde hoşuna gitti. Annesiyle birlikte evde durmak hoşuna gitmişti.
Günün niye yorgun geçtiğini bilmiyordu, akşam olanlara yordu bugünün yorgunluğunu. Kendisine ait olduğunu bildiği odasında, dolabındaki elbiselerini düzenlerken yüzünde tebessüm vardı. Güzel giyinmek istemişti, akşam sevdiği adam geldiğinde, onu hoş bir görüntü ile karşılamak istiyordu. Bulduğu saten ama günlük giyilebilecek elbiselerden birini eline alırken bu kombinin kendisine yakışabileceğini düşündü. Bulunduğu odanın kapısı vurulurken beraberinde Nurcan Hanım'ın sesi duyuldu. "Gelebilir miyim canım?" dedi sakince. Sesi kapının ardından gelmişti. "Olur anneciğim." Sıcacık tuttu sesini, bugün çok mutluydu. Kapı aralanırken usulca, ağır şekilde içeriye ilerlemeye başladı Nurcan Hanım. Üzerinde, yapacağı konuşmanın hazırlığı vardı. "Senin o anneciğim diyen dillerini yerim ben, niye kapattın kendini odaya?" Yatağa ilerlerken kızının hemen yanına oturdu. Yanağına dokundururken dudaklarını, kızı kendine çekti. "Akşam Fatih gelecek ya, düzgün giyinmek istedim. Elbise seçiyordum. Onunla beraber Yeliz Annem de gelir büyük ihtimalle. Biliyor musun anne, ona ne kadar kızgın olsam bile hayatta olduğu her gün umutla soluk alıyorum. Senin kollarında ağlayarak Allah'a dua ettiğim günü hatırlıyorum."
"Dualarımız kabul oldu, öyle değil mi bir tanem?" Nurcan Hanım'ın dediklerine karşılık başıyla onay verdi Hande. O günleri hatırladıkça istemsizce gerilse bile şimdiyi hatırlayınca mutlu oluyordu. "Rabbimiz yaralı yüreklerin sesine merhametle bakar yavrum." Konuya en hassas yerden girdi. Doğru yeri yakalamıştı, elinden bu kısmı kaçırmadan konuşmalarını sürdürecekti. "Zor zamanlarımızda bizi duyduğu için ona teşekkür etmeliyiz, şartlarının; özellikle emir ve yasaklarının dışına çıkmamalıyız." Başını önüne eğdi Hande, düşündü Nurcan Hanım'ın dediklerini, ne kadar başarabildiğini bilmiyordu. "Güzel kızım, canımın içi benim..." Konuşurken incitmemek için elinden geleni yapacaktı. "Biz kadınlar, doğamız gereği, çok kırılgan yaratıldık. Bir yere kadar hayata karşı güçlü kalabiliriz. Üstelik senin özel bir durumun var Hande, nasıl ev tutacağını hiç düşündün mü? Kimle kalacaksın kızım? Evi tuttuk diyelim, nasıl yardımcıya para yetireceksin? Ev kiralarının aşırı pahalı olduğu dönemde, sen kimseden yardım almadan, kendi çabanla; hem evini ayırmak, hem yanına yardımcı almak istiyorsun."
"Tamam, burada kalırım, Fatih bana, burada istediğim kadar kalabileceğimi söyledi. Biliyorum, uygun değil ama en azından biraz para biriktirir, öyle eve çıkarım." Umut içinde konuşan kızını kendine çekerken tekrar saçlarını öptü. Asla kırmadan konuşmak için büyük çaba gösterecekti. "Sen ne kadar para biriktirirsen biriktir, hazır para günü gelince bitecek. Yükün altında bir süre sonra yine boğulmaya başlayacaksın. Okula yakın, uygun fiyatlı ev bulabilecek miyiz bakalım? Bulduk diyelim, ileride ya işin değişirse, o zaman ne yapacaksın? Burada devamlı kalamazsın, nikahı kabul etmedin, bunu anladım ama şartlar böyleyken burada duramazsın. Senin burada devamlı ya da çok uzun süreli kalman, Allah katında çok büyük günah. Senin burada durman, bir yanlışın olmasa bile zina anlamına gelir. Bunun hesabını, Allah'a nasıl veririz, hiç düşündün mü?" Çaresizliğin kapıları, aralanarak çarptı genç kadının yüzüne. Çaresizlik içinde çare aradı, çıkış kapısı bulmak istedi ama sanki Nurcan Hanım'ın her kelimesi, çare kapılarını yüzüne kapattı. "Ben şimdi, bu kadar çaresiz miyim? Çare bulmak, böyle mi zor oldu?"
"Değilsin annem, Allah mutlaka, her çaresizliğin ardına çareyi de saklamıştır. Biliyorum, senin için kabullenmesi çok zor. Sanıyorsun ki yine aynı olayları yaşayacaksın, haklısın tabii böyle endişeleri yaşamakta. Sana annen olarak söz veriyorum, asla canın acımayacak, kendi evladımdan çok, senin mutluluğun için çaba göstereceğim. Sen benim emanetimsin, Allah'ın emanetisin bana, benim önceliğim seni düşünmektir. Kabul etmezsen anlarım seni, o yükün altına seninle beraber hepimiz gireriz, ayırırız evini ama iyi düşün kızım. Gerek var mı bunları yaşamaya, senin özel durumun varken niye yaşayasın? Rabbi'miz seni zaten özel yaratmış, üstelik beraberinde, kadın olman da seni doğan gereği daha hassas yapmış. İzin ver, hayatındaki insan, yükünün çoğunu üstlensin. Hande, sen ev tutamazsın yavrum, Neslihan annen buna müsaade etmez. Dün yaptıklarını gördün, burada kaldığın için Fatih seni bir şekilde korudu, göndermeyerek seni elinden almayı başardı. Şimdi bu şekilde başardı, ya sonra ne yapacak, nasıl koruyacak seni? Eline imkan vermezsen olmaz, sana yetemez. Neslihan annenin eline imkan vereceğine, gel bize imkan tanı. Durumun ortada, biriyle kalmaya ihtiyacın var, izin ver yanındaki insanlar biz olalım. Sen bugün kabul et, ben sana asla yük bırakmam, hepsini kendim çözerim, gelinliğini ellerimle dikerim." Söylenenleri dinlerken her kelime ayrı işledi yüreğinin derinliklerine. Öylece durdu, dakikalarca konuşacak kelime aradı. Bekleyip düşünürken bir kere sadece, "Anne." diyebildi güçlük içinde. Sesi pelteledi, konuşmakta güçlük çekti.
"Annem, söyle meleğim." Yüzünü avuçladı elleriyle, sona yaklaştıklarını iyi biliyordu. Konuşmalarının ardından artık ne karar alırsa saygı duymayı iyi bilecekti. Bunca konuşmanın ardından düşünceleri değişmezse, saygı duymasını bilecekti. "Ben hep zor durumda bırakıyorum sizleri, sürekli kendimi düşünemem. Anlattıklarından anladığım da zaten, kendim için nikahı kabul etmek. Doğru bulmuyorum ama hayatım hep birilerinin elinde olacak. İşte senin anlattığın gibi oluyor, çaresizlikler çare yaratıyor." Kollarını aralayarak karşısındaki kadına sıkıca sarıldı Hande. Kimseyi kendi bencilliğine alet edemezdi. Üstelik dün Neslihan Hanım'ın yaptıklarının üzerine, bugün Nurcan Hanım'ın sözlerini ekleyince, nikahı kabul etmenin daha doğru olacağını anladı. Dün yaşananların acısını çıkarmak için atacaktı kendini riske, zaten Nurcan Hanım'ın dediği gibi her türlü riskteydi. Karşısındaki kızının sarılmasına karşılık verirken memnuniyetle gülümsedi Nurcan Hanım, amacına ulaşıyordu. "Biz akşam geldiğinde, Fatih'e güzel haberi birlikte verelim, mutfağa girelim mi anneciğim, kıyafeti sonra seçeriz." Yanındaki elbiselere bomboş şekilde baktı. Şimdi bildiği tariflerden birini denemek istiyordu. "Kek yapmak istiyorum." diye ekledi tekrardan. Yapıp yapamayacağı konusunda kendine güveni yoktu, daha önce mutfağa girmiş, çok olumlu sonuç alamamıştı ama en son girdiğinde de zaten yaşı küçüktü. Şimdi yapacak, sevdiği adam için tekrar deneyecekti.
Zamanın geri kalanında sadece bildiği tarifi uygulamak için çok çabalamıştı. Sağlam eliyle kaseyi tutmak zorunda kalmış, daha iyi kavramıştı. Böyle olunca mecburen keki sakat kolunu kullanarak çırpmak zorunda kalmıştı. Zorlansa bile yardım etmek isteyen Nurcan Hanım'ın yardım tekliflerini geri çevirmişti. Kendisi yapacaktı, Fatih için hazırlıyordu, sadece kendi emeği olsun istiyordu. Kolu ağrıdan iyice sızlayana kadar çırpmıştı, güzel olduğunu iyi biliyordu. Bunca uğraşın ardından kötü olamazdı. Müdahale etmek istese bile yapamadı Nurcan Hanım, gönlünü kırmak istemedi. Birkaç kere çırpması gerektiğini anlattı ama Hande, çok özenerek çırptığını, gayet iyi olduğunu izah edince diretemedi. Hande yanında olmasa, biraz onarmak için uğraşırdı, kolu tutmadığı için unu da çok katmıştı, olacak gibi değildi. Öylece kalıba dökerek fırına sürerken içi rahat değildi Nurcan Hanım'ın ama mecbur kalmıştı. Yüzünü buruşturdu, ortaya çok kötü sonuç çıkacağını biliyordu ama çare kalmamıştı. Kalan zamanını sadece Nurcan Hanım'a yardım ederek geçirmişti Hande. Yemeklere tuz şeker atmasını isterken onu kontrolde tutabilmişti ama keşke keki hazırlatırken de yapabilseydi, orada müdahale edememişti.
Kek hazırladığı sırada kendi yemekleriyle ilgilenen Nurcan Hanım, dönüp baktığında ise Hande bırakmamış, elletmemişti kendisine. İstese bile toparlayamamıştı yaptığı keki. Fırından çıkardıkları keke mutlulukla baktı Hande, ilk defa kendi emeğiyle tarif hazırlamıştı. "Şimdi hiç ellemeyelim, görüntüsünü bozmayalım anneciğim. Çok heyecanlıyım, Fatih tatsın istiyorum, ilk o denesin." Hande'nin söylediklerine gözlerini devirirken bunu ona belli etmeden yapmaya çalıştı Nurcan Hanım. "Yandık." dedi dudakları arasından homurdanarak ama çok sessiz söyledi. Hande, kendini yaptığı kekin görüntüsüne kaptırdığı için söylendiğini duymuştu ama ne dediğini anlamamıştı. "Bir şey mi demiştin anne?" diye sordu sakince. Kendini çok mutlu hissediyordu, sevdiği adama, onu mutlu edecek haberi, sevdiği tarifi yaparak vermiş olacaktı. "Çok güzel gözüktüğünü söyledim canım." Yüzünü buruşturmamak için tuttu kendini. Bugün imtihanı büyüktü, kızını üzmeden bunu atlatmaları gerekti. Özellikle önden Fatih ile konuşacaktı ki, onu üzmeden bunu atlatmaları için çabalamış olacaklardı. "Ben onun neyi sevip sevmediğini henüz çok iyi bilmiyorum, zamanla öğreneceğim ama şimdi bilemiyorum, tatlıyla arası nasıldır?" Bakışlarını kekten ayırmadan yanıt veren Nurcan Hanım, "Çok iyi." diyebildi sadece. Görüntüsü de çok yamuktu kekin, topak şeklinde, çok kalın olduğu, görüntüden kendini belli ediyordu.
Geri kalan zamanda üzerini değiştiren Hande, çok güzel şekilde giyinmiş, sevdiği adamı düzgün karşılamak istemişti. Saçlarını salık bırakmış, yüzünü makyajla hafifçe toparlamıştı. Üzerini giyinerek görüntüsünü özenle düzenlemiş, ardından tekrar mutfağa giderek üzerine, Nurcan Hanım'ın kendisine verdiği süslü mutfak önlüğünü geçirmişti. Bir süre daha, zamanını ona yardım ederek geçirmişti. Zamanları güzel geçmişti, yemekleri karıştırırken hep verdiği kararı düşünmüştü. Başka seçeneği kalmadığı için mecburen kabul etmişti. Üstelik bugün Nurcan Hanım'ın kendisiyle yaptığı konuşmanın ardından bir karara daha varmıştı, usül ne gerektiriyorsa, onu uygulayacaktı. Tüm kırgınlıklarını kenara bırakarak Yeliz Hanım'la dönecek, nikaha kadar onunla beraber kalacaktı. Sonuçta tek kalamazdı, bu gerçeği kabul etmişti madem, Neslihan Hanım ile kalmaktansa, Yeliz Hanım'la geçici olarak kalmayı tercih ederdi. Yemekleri özenle karıştırırken daima gelecek zamanı düşündü. Bugün aldığı karar, herkes için dönüm noktası olacaktı. Durarak düşündü, doğru değildi ama çok çaresizdi. Nurcan Hanım'a hak vermemek imkansızdı, böyle karmaşanın içinde yapamazdı. Düşünmemeye, kafasını meşgul etmemeye çalıştı. Şimdilik daha etkili çözüm yoktu.
"Hoş geldin!" Kapıyı yüksek sesle tepki göstererek açarken keyfi oldukça yerindeydi Hande'nin. Aslında hâlâ tedirgindi ama bunu belli etmemek için çaba gösteriyordu. Çalan kapıya Nurcan Hanım'dan önce, hızlı şekilde gitmişti. Yeniden bugün sandalyesinden doğrulabilmiş, destek çubuğu ile aksayan adımlarını atmaya başlamıştı. Araladığı kollarını çabucak sevdiği adamın boynuna dolarken onu epeyce şaşırtmıştı. "Biz bugün annemle sana kek yaptık, daha doğrusu ben kendim yaptım, annem hiç müdahale etmedi. Sana güzel haberi tatlı yiyerek vermek istedik." Söyledikleri güldürdü karşısındaki adamı, yanlarında aileler varken çok temas edemese bile kendine çekerek saçlarına dudaklarını dokundurdu. "Merak ettim bak şimdi, neymiş acaba bu güzel haber?" Kendini geri çekerken karşılarındaki Nurcan Hanım'ın bakışlarında onay gören Hande, tekrardan aynı bakışları Fatih'e çevirdi. "Ben aslında hazırladığım keki yerken sana haberi vermek istedim ama olmadı, durduramadım kendimi, şimdi söyleyeceğim. Biz bugün Nurcan Anne ile konuştuk, bana olması gerekenleri anlattı. Ben seninle çıktığım yolda hiç pişman olmadım, pişman olacak olsam zaten bilirsin, tüm okulun önünde itirafta bulunmazdım. Bir yola çıktık madem, doğru olan o yolu en güzel şekilde bitirmek. Ben seninle bu yolu, en güzel şekilde tamamlamaya hazırım. Ne gerekiyorsa yapalım, işlemleri başlatalım."
"Hande, annem sana ne söyledi bilmiyorum ama buna asla mecbur değilsin. Ben seni daima beklerim, ne zaman kendini hazır hissedersen o zaman gün almaya gideriz. İstersen bekleriz yine, kendini mecbur hissetmeni istemiyorum." Başını çabucak iki yana salladı, bunu gerçekten tüm kalbiyle istiyordu. Çıktıkları yolun sonucu olmalıydı. "Biz birbirimizi zaten tanıyoruz, nikah sürecimiz olana kadar da iyice tanıyacağız. Sen düşünme böyle, hepsinin üstesinden birlikte geleceğiz. Sana güzel haberi aslında, hazırladığım keki yerken vermek istedim ama durduramadım kendimi. Biz annemle birlikte sana çok güzel kek yaptık, daha doğrusu sadece ben yaptım. Çok güzel oldu, bence yiyince çok seveceksin. Konuşmaları biterken Nurcan Hanım'a kendini çevirdi. "Çok güzel oldu, öyle değil mi anneciğim?" Düşüncesini almak istedi, onayını almaya ihtiyaç duydu. Ürperti içinde bakakaldı Nurcan Hanım, birazdan olacakların Hande'yi üzmemesi için çok çaba gösterecekti. "Olağanüstü." dedi dudakları arasından mırıldanırken. Düzeltmesi, artık mümkün değildi ama başka yol bulması gerekti. "Yani çok güzel." dedi tekrardan konuşmalarını tamamlarken, nasıl tepki göstereceğini bilemiyordu. "Hadi gel sana da göstereyim, bence beğeneceksin." Fatih, ilk kez elini tutan Hande karşısında şaşırırken bunun afallamasını üzerinden atamazken Nurcan Hanım'ın bakışlarıyla ortada terslik olduğunu anladı.
Zaman öylece ilerlerken huzur içinde yemeklerini yemişlerdi. Hande hariç herkes gergindi ama bu gerginliği Hande anlamasın diye de ayrıca çaba gösteriyorlardı. Birazdan çay içeceklerdi ve Nurcan Hanım, herkese kekin halinin içler acısı olduğunu anlatmıştı. Şimdi geriye bunu, Hande'yi incitmeden anlatmak kalmıştı. El birliğiyle mutlaka başaracaklardı, herkese önden anlatmıştı zaten. Yemek yedikleri zaman sürecinde devamlı sevdiği adama, gün içerisinde aldığı kararlardan söz etmişti. "Nurcan Anne bana, burada istediğim kadar burada kalabileceğimi söyledi ama Allah'ın gücüne gitmesin diye, ben geri dönme kararı aldım." Karşısındaki kızının tüm masumiyetle söylediği sözler, Nurcan Hanım'a tebessüm ettirdi. "Yeliz Annem kabul ederse, nikaha kadar kısa bir süre daha onda kalmak istiyorum." dedi sakince. Böyle konuşması, Yeliz Hanım'ı ansızın umutlandırmış, belki kendisini bağışlayacağını ummuştu. "Tabii kabul ederim, ben zaten senin gönlünü almak için burada duruyorum." Sinirinden gülmemek için kendini zor tuttu Hande, sürekli onun canını acıtmak istiyordu. Elinde değildi, kendi canı da çok yanmıştı. "Geçici olacak zaten, çok yük olmam sana, nikahımız kıyılana kadar kısa süreli kalacağım. Biliyorsun, burada bir kapım var, bana her zaman açık, buradaki ailem kararlarıma yeterince saygı duyuyor. Sürekli Fahri Bey'i ziyaret edeceğimle birlikte bil ki, yanında geçiciyim."
Kendisini resmen tehdit eder gibi konuşmuş, acımasızca iğneler batırmıştı üzerine. Derince soluk alırken sözlerini kontrollü şekilde kullanmaya başladı Yeliz Hanım. "Doğrudur kızım, ben de senin hayatında geçiciyim. Kaç kere ameliyat atlattım, bak yine toparlanamıyorum. Bir gün o, çok sevdiğin Fahri Hocan yüzünden canın yanarsa, seni korumak için beni hayatta bulamayabilirsin." Sessizlik hakim kurdu ortama, ağızlar bir anda buz kesti, kelimeler, soğuk bir bıçak kadar ürperticiydi. "Hande'ciğim." Yumuşacık sesiyle konuya giren Nurcan Hanım'ın sesinde aynı zamanda metanet vardı. "Sabah hani konuştuk seninle, günahı sevabı anlattım ya ben sana, büyüklerimize karşı saygılı olmazsak da Allah'ın gücüne gider güzel kızım. Ne olursa olsun, anne bildiğin üzerinde emeği olan birine böyle davranmamalısın. Çünkü iyiliğe iyilik her kişinin, kötülüğe iyilik er kişinin işidir. Sen hatalar yaptın, onu ameliyat masasında bırakıp yanlış hayallerin peşinden koştun ama annen hep senin yanındaydı. Daha yaraları kapanmadan evlendin, o ise seni buna rağmen çok çabuk bağışladı. Seni korumak için biraz ileri gitmiş olabilir ama lütfen daha ölçülü olalım, olur mu bir tanem?" Sessiz kaldı, karşısındaki kadının konuştuklarını dinledi ama yanıt vermek istemedi. Sessiz kaldı, bakışlarını kaçırarak aşağı eğdi.
Sessizliğin hakim olduğu ortamda, akşam yemeği tüm hızıyla yenmeye devam etti. Kimseden ses çıkmadı, öylece beklerken yemeklerini yemeyi sürdürdüler. Çabuk geçti akşam vakti, hızlıca tamamlandı. El çabukluğuyla masayı toparlamaya başladı Nurcan Hanım, eli oldu olası hızlıydı. Yeliz Hamım'ın kendisine yardım etmesine rağmen kendi daha çabuk ilerledi. Ondan daha hızlıydı, Yeliz Hanım'dan önce toparlamıştı masayı. Sadece Hande içeride kalmış, geri kalan herkes mutfakta toplanmıştı. Yeliz Hanım, bulaşık makinesindeki temizleri boşaltırken Nurcan Hanım ise içeri girecek bulaşıkları hazırlıyordu. "Sevgimi kanıtlamak için bunu yemeye mecbur muyum?" dedi masadaki keki ürpererek inceleyen Fatih. Zaten midesi yeterince hassastı, şimdi bunu yerse ne olacağını bilmiyordu. "Başlama şimdi, duyarsa gösteririm ben sana." Sinirle söylendi Nurcan Hanım, hiç sırası değildi, düzgünce, kırmadan atlatmaları gerekti. "Yemeye başladığımda zaten anlayacak, ben bunu refleks kullanmadan nasıl yiyeceğim?" Aslında istese başarırdı ama biraz zordu. Çünkü Hande, dikkatli kişiliğe sahipti, yüzüne bakarsa anlardı.
"Tadına baksana ağabey, belki yenebilecek durumdadır." Yanındaki Seda'nın söylediklerini dinlerken mantıklı buldu. Denemesi gerekti, elini uzattı, ucundan kopararak ağzına attı. Çiğnemeye çalıştı, aslında gerçekten tadı kötü değildi ama çiğnemesi zordu. Yüzünü buruştururken güçlük içinde yuttu. İyi ki çok küçük lokma koparmıştı. "Bir şekilde yenilir ama yüz hatlarımdan anlar. Belki anlaştırmamak için uğraşırım, başarılı olurum, yine de anlar, birkaç lokmadan ileri gitmez." Elindeki son bulaşıkları makineye yerleştiren Nurcan Hanım, sakince döndü karşısındaki oğluna. "Sen de birkaç lokma al, oradan öte yalan uydur. Bugün midem ağrıyor, tatlı iyi gelmeyebilir dersin."
"Her türlü yalan söyleyeceksiniz, öyle değil mi?" Hepsine bakışlarını vererek konuşan Seda'nın aklında başka fikir vardı. "Gerçeği incitmeden söylemek zor olabilir, tamam haklısınız ama bence seçtiğiniz yalan da kırmayacak kadar düzgün olmalı. Keki değiştirelim, ancak böylelikle yüz ifadesi kullanmadan yiyebilirsiniz."
"Nasıl olacak o?" dedi merak içinde Nurcan Hanım, şimdilik mümkün görünmüyordu. "Ben iki arada bir derede kek mi yapacağım?" Zaten bugün yeterince yorgun düşmüştü. O kısımla uğraşacak halde değildi. "Ben hazırlayacağım, elim böyle durumlarda hızlıdır. Görüntü olarak tuttururum, tadına da inanır sanırım. Mutfağı terk ederek bu olayı bana bırakırsanız; şu masada görmüş olduğunuzu çöpe dökerek, diğerini hazırlayıp servis edeceğim."
"Aferin benim güzel kızıma, öyle bir zamana denk geldi ki, ben bunu hiç düşünemedim. Siz buradasınız ya, şimdi rahat olur. Hande buraya gelmez, bir şekilde oyalarız onu, sen de çözersin." Kendisiyle ilk kez böyle sevgiyle konuşan annesine burukça tebessüm etti Seda. Hep Hande söz konusu olunca, böyle sevgi dolu davranırdı. Zamanında da rahmetli ablası yaşarken aynı böyle davranırdı. Son planda olmaya alışmıştı. "Hande'yi zaten bugün epey oyalayacağız, haberiniz olsun. Gitmek istiyor ama göndermeyeceğim, bu halde bir yere gidemez. Daha dün atak geçirdi, bugün onu size emanet etsem, bana ihtiyacınız olabilir. Üstelik Neslihan, dünün hırsı ile kapınıza dayanırsa, daha ağır yaralar açabilir. Yarına kadar buradasınız, yarın kahvaltının ardından Neslihan'ın kapısına gideceğiz. Elime yazılı dilekçeyi, nikah iznini almadan hiçbirinizi bırakmayacağım."
"Çok doğru karar ama Hande'yi durdurabilmek öyle kolay olmamalı. Orta karar yok onda, ya hep; ya hiç olacak. Şimdi sabah annen anlattı, konuştu kendisiyle, gitmek isteyecek. Düzen alma kararına aldı ya, hemen bugünden uygulamaya başlamak ister." Yeliz Hanım'ın söyledikleri, hiç düşündürmedi Fatih'i, mutlaka çözecekti. Oyalamak için önlerinde uzun zaman vardı. "Siz onu bana bırakın, hadi çıkalım, Seda tek kalmadan yapamaz."
"Seda sen başla." dedi Nurcan Hanım, elindekileri makineye tamamen yerleştirmesi gerekti. "Ben şunları bitirmeden çıkamam." Yerleştirmeye devam etti, şimdi çıkması mümkün değildi. "Ben de çayı koyayım o zaman." Çaydanlığa yönelen Yeliz Hanım'a dikkatlice baktı Fatih. Biraz daha değişiyor, uyumlu birine dönüşüyordu. Üzerine durmadı, ne yaparsa kendine yapardı, bunu iyi biliyordu. Herkesi içeride bırakırken çabucak kapıya yöneldi. Kapıyı araladığı anda gördüğü kadın ile şaşırırken önlemini aldı, kapıyı hızla kapattı. Elini, kapattığı kapının üzerine dayarken içeride olanları görmesinden endişe etti. "Yanınıza gelecektim ben, seninle konuşmak istemiştim." Elini kapının kenarından indirirken kadının gözlerine dikkatlice baktı. Kendisinden bakışlarını hâlâ kaçırması şaşırtırken genç adamı, aynı zamanda hoşuna gidiyordu. "Ne konuşacaksın benimle?" Sesinde aşkın beraberinde hafif alay vardı. Bakışlarını kaldırmaya çalıştı ama bunda çok başarılı olamazken bakışları aşağıda, öylece elleriyle oynamaya başladı.
"Annemle dönsem?" Kimden söz ettiğini anlasa bile konuyu makaraya çevirmek istedi Fatih. Çekinerek kurduğu cümle karşısında, dudakları kenara kıvrıldı genç adamın. "Anlamadım, hangi annenle döneceksin sen?" Yüzünde eğlenir ifade vardı, oyalamak için böyle konuşuyordu. "Yani benim annemi de hesaba katarsak, yaklaşık üç tane annen var." Karşısındaki adamın söyledikleriyle tebessüm etti kadın. Gerçekten hayatı karmakarışıktı, burada haklıydı. "Yeliz Annem'le döneyim." Olayları açıkladı, aslında karşısındaki adam biliyordu, alay ederek konuşmuştu kendisiyle ama yine açıklama yaptı. "Tamam ben bırakacağım sizi ama şimdi değil." Oyalamaya şimdiden başladı, biraz zor olacaktı kendisi açısından, bunu sezmişti. "İçeride annelerimiz çay demliyorlar, ben daha senin, benim için hazırladığın kekten gözlerinin içine bakarak yiyemedim."
"Ben aslında buna hiç hazır değilim, sonuçta beğenmeme ihtimalin var." Karşısındaki kadının söylediklerinin ardından, içi acıdı, yalan söylemek zorunda kaldığını bilmek, istemsizce rahatsız etmişti kendisini. Yaptığı doğru değildi, bunu ileride huyunu suyunu daha iyi öğrendiğinde asla yapmayacaktı. Yalan söylemektense canını yakma ihtimalini göze alarak gerçeği söylemeyi tercih etmesi gerekti. "Bilemeyiz, birlikte bakarak göreceğiz." dedi sakince. "Sen hadi geç içeri, çaylarımızı içmeden ikinizi de bir yere bırakmıyorum." İçeriye geçirirken yanındaki kadını, sözleri kesin ve katı söylenmişti. Bugün onu bırakmamakta kararlıydı, geceyi yanında geçirmesini, bugünlük gözünün önünde olmasını istiyordu.
Sıcak çaylar, çaydan daha sıcak sohbetler eşliğinde ilerlerken beraberinde dilimlenerek tabaklara alınan kekten de yenilmişti. Fatih'in tepkisini merakla beklemişti Hande, ilk lokmayı alışını heyecanla izlerken eli kalbinde beklemişti adeta. Yüz ifadesini izlese bile anlayamamış, gözlerine dikkatle bakmasına rağmen anlayamamıştı. "Beğendin mi?" derken sesi incecik çıkmıştı. Sevmeme ihtimalinden ürperirken ürpertisi, sesine yansımıştı. Bir lokma daha aldığını görünce, henüz yanıt almadan anlamıştı Hande, galiba beğenmişti. "Çok güzel olmuş, ben hayatımda böyle güzel kek yemedim." demişti üzerine çayını içerken. Yalan söylemesi doğru değildi ama onu mutlu etmeyi seviyordu, bunun için şimdilik değeceğini düşündü. "Ben sadece, sana güzel haberi, sevdiğin bir yiyeceği hazırlayarak vermek istedim. Eğer beğendiysen ne mutlu bana. Kolumdan dolayı biraz zorlandım ama değdi sanırım, bildiğim güzel tarifler çok var. Başka bir gün belki kurabiye yaparım sana." Karşısındaki kadının ince, sıcak çıkan sesi, konuşmalarındaki hassasiyeti, istemsizce germişti karşısındaki adamı. Ansızın Nurcan Hanım'la göz göze gelen Fatih'in, annesiyle göz ifadeleri aynıydı. Üzüntü vardı ikisinin de bakışlarında.
"Benim için bir şeyler yapmak zorunda değilsin, özellikle bir şeyler hazırlamaya hiç mecbur değilsin. Sevgini böyle değil, direkt söyleyerek izah etsen daha iyi anlarım seni." Kelimeleri sabitti, net ve anlaşılır. İçinde yalan söylemenin verdiği rahatsızlıkla, ancak böyle konuşabilmişti. "Olsun, ben yine hazırlarım, seviyorum zaten böyle işlerle uğraşmayı." Sessizlik hakim oldu ortalığa, kimseden ses çıkmazken çaylar içilmeye devam etti. Çayların içildiği vakitte Hande, gitmek için tuttursa bile onu durdurmayı başardı Fatih. "Sevdiğin yapbozu bugün beraber tamamlayacağız, önce onu bitirelim, ardından beraber çıkarız, ben bırakacağım sizi." Sessiz kaldı Hande, gitmeyi bunu yapmaktan daha çok istiyordu aslında, bir önce Yeliz Hanım'la dönerek düzen kurması gerekti. Ses çıkarmadı, sonuçta bir şekilde geri dönecekti. Burada asla kalmayacak, geceyi evinde geçirecekti. Fatih, dikkatlice izlerken Hande'nin tavırlarını, anlamıştı bugün işi çok zordu. Önce yapbozla oyalamaya çalışacaktı, ardından nasıl başa çıkacağını bilmiyordu ama şimdilik aklında kesin olarak yapboz vardı. Zaten epey uzun sürerdi yapboz, zamanlarının çoğunu alırdı.
Zaman ilerlerken akşamın tüm vakitlerinde, gitmek için çaba gösteren Hande'yi durdurmakla uğraşmıştı Fatih. Gitmesini istemiyordu, en azından bu akşamı kendisiyle geçirmesi gerekti. Üstelik daha toparlanmamıştı, tekrardan nöbet geçirebilirdi. Yarın Neslihan Hanım'ın kapısına giderek nikah için imzalı izin sözleşmesi alana kadar, Hande'yi bu akşamlık bırakmayı düşünmüyordu. Yapbozu tamamlamak için uğraşırlarken amacı aslında sadece Hande'yi oyalamaktı. "Yerleştirdim." dedi sesi oldukça boğuk çıkan genç kadın, konuşurken kendi bile anlayamamıştı sesinin nasıl çıktığını. Yorgun düşünce böyle olur, sesi boğuk çıkardı. Elinde kalan son parçayı yerleştirirken sesi güç çıksa bile yapmaktan mutlu olmuştu. "Ben yaptım, ben bitirdim." Sesi yine boğuk çıktı ama buna mukabil sevincini izah etmekten çekinmedi. Yapbozu tamamlamayı başarmıştı, gitme zamanları gelmişti. "Kalksak mı artık, hani diyorum bizi bıraksan." Karşısındaki adama bunu söylerken çevresine bakındı. Oturma odasında kendilerinden başka kimse yoktu. İki annesini aradı, Nurcan Hanım ile Yeliz Hanım mutfaktalardı anlaşılan, gürültüler oradan geliyordu. "Niye acele ediyorsun, daha yapboz yeni bitti?" Karşısındaki adamın soğukkanlı şekilde söyledikleri tebessüm ettirdi genç kadına. "Geç olursa ikimiz için de sıkıntılı, ondan dolayı demiştim." Açıklamada bulundu, çekinerek durumu izah etti. Bugün evine dönerek düzenini kurmak istiyordu. Gerçi sorsalar evini de bilmiyor, artık Yeliz Hanım'ın yanını evi olarak göremiyordu.
"Çaylarınızı tazeleyeyim mi oğlum?" Yanlarına Nurcan Hanım'ın ne ara geldiğini anlayamamıştı Hande, aklı gitmekteydi, bu nedenle dikkatini veremiyordu. "Bitirmişsiniz yapbozu, çok çabuk olmuş." Karşısındaki annesinin söyledikleriyle yerinden kalkarken tebessüm etti genç adam. Elinden çaydanlıkları almak için ellerini uzattı. Kendisi doldursa daha doğru olacaktı. "Hande Hanım bugün bizden çabuk sıkılmış anneciğim, kendisini bırakayım diye hızlı davrandı, benden önce tamamladı, yapbozda beni geçti." Gülmemek için kendini tuttu Hande, karşısındaki adam bunu hep yapıyordu. Oysa yapbozun çoğunu Fatih tamamlamışken bunu sadece kendisini motive etmek açısından söylemişti. Proje yaptıkları sırada da hep böyle davrandığından bunu anlayabiliyordu. "Birer çay daha içelim, ardından kalkarız." Çayları doldurmasının ardından demlikleri tekrardan annesine uzattı. Gözlerle konuştular o sırada, annesine bunun asla olmayacağını bakışlarıyla anlatmıştı Fatih. Kalktığı yere tekrardan uzatırken önce Hande'ye uzattı çay bardağını. "Dikkatli tut, elini yakma sakın." Kendi eliyle tutturdu bardağı, kadının bileğinin zayıf olduğunu biliyordu. "Biz Yeliz'le mutfaktayız oğlum, ihtiyaç olursa seslen mutlaka." Elleriyle Hande'ye bardağı tuttururken annesine bakmadan konuştu Fatih. "İhtiyaç olursa kendim gelirim üstesinden, siz rahatınıza bakın." derken bakışları annesinde değil, karşısındaki sevdiği kadına sabitlenmişti.
..."Bitirdim işte." Aradan geçen kısa dakikalarda, tebessüm içinde baktı karşısındaki adama. Elindeki boş çay bardağını aşağıda tutarken gözlerinin içi gülüyordu kadının. Şimdi geriye zaman geçirecek ne kalmıştı? "Artık bizi bırakabilirsin bence." Gözlerindeki hüznün inadına, dudaklarına zoraki tebessüm kondurdu genç kadın. "Benden bu kadar çabuk mu sıkıldın Hande?" Kendisine yönelttiği soru karşısında, şaşkınlıkla kaşlarını çatarken neden böyle sorduğunu anlayamadı. Gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı. Bugün güleceği yoktu, yüreğinde yeşeren hüzne engel olamayacak kadar canı acıyordu. "Sıkılmadım, sadece gitmek istedim." Yüreğindeki hüznü bastıramadı. "Erken daha, bak ne güzel birlikte zaman geçiriyoruz. Saat kaç olursa olsun, ben sizi her türlü bırakırım, orasını düşünme."
"Burada kalınca, gözlerimdeki hüzün, sana değecek, seni de üzecek diye endişe ediyorum." Elinde olmadan, dudaklarından akıttı kelimeleri. Ortada dönen büyük bir yalanı ortadan kaldırmak istiyordu. "Ne hüznüymüş o?" Karşısındaki kadının elinden bardağı alırken karşılarındaki sehpaya bıraktı, tekrar kadına dikkatlice çevirdi bakışlarını. "Benden ne saklıyorsun bilmiyorum ama kalbini yoran her hüzünden bana anlatabilirsin." Sessizlik hakim oldu ortalığa, konuşamadı kadın, kelimeleri birbirine dolayacak diye ürperdi. Hüznü yüreğine ağır gelince de tökezlerdi çoğu zaman sesi. "Özür dilerim." Yüzünde durgunluk kendini arttırırken kurduğu cümle, iyiden iyiye şaşırttı genç adamı. İki kelimelik cümle, iyice ürpertti Fatih'i, olup bitenleri anlamaya çalıştı. "Hande, korkutmaya başlıyorsun beni, neler oluyor?" Başlamıştı madem, endişelendirmişti onu, şimdi izah etmesi gerekti olanları. "Neden özür diledin?" Şaşıran bakışları aydınlatması gerekirdi, konuşmuşsa devamını getirmesi gerekirdi. "Ben seni bugün, büyük bir yalana ortak ettiğim için senden özür dilerim. O kekin bana ait olmadığını biliyorum, senin için çabalamak isterken ne kadar ileri gitmişsem artık, seni yalan konuşmaya mecbur bıraktım. Sadece sana değil, evdeki herkese zararım dokundu. Hepiniz çabaladınız, ben kırılmayayım diye büyük uğraşlara girdiniz. Başta anlamadım, yani sen keki yerken anlayamadım. Daha sonra, henüz çok yeni idrak edebildim. Çok güzeldi tadı, sağlam olmayan birinin elinden çıkamayacağı ortadaydı. Sana asla kızgın değilim, sakın beni yanlış anlama, asıl kendime kızgınım ki, sen de dahil evdeki herkesi bir yalana ortak etmişim."
Şaşkınlığı, dinlediği kelimeler karşısında iyiden iyiye çoğalırken bunu nasıl anladığını çözemedi. Sormayacaktı tabii, önceliği nasıl anladığını sormak olmayacaktı. Başta üstten tuttuğunu sandı ama düşüncesi kısa sürdü. Böyle bir mesele, böylesi kırgın bakan bakışlar, üstten tutma işi değildi. "Akşam yemeğinin ardından, kısa süreliğine mutfağa girmiştim. Su almaya çalışırken yanlışlıkla çöpün olduğu tarafa gitmişim, geç anladım. Orada gördüm, hazırladığım kek çöpteydi. Kızgın değilim, kırgın değilim, bunlara alınacak yaşı çoktan geçtim ben. Sadece biraz üzgünüm, seni yalan söylemeye mecbur bıraktım. Şimdi mahcubum sadece sana, böyle olsun istemedim." Yüreğindeki merakları aydınlatmak istercesine konuşması içindeki sevgiyi iyice gün yüzüne çıkardı. Karşısındaki kadın, her satırı ezberlenecek bir kitaptı sanki, daha iyi anlamıştı. "Ben seni dinledim, şimdi aynı şekilde beni dinlersen çok sevinirim." Söyledikleri karşısında sustu kadın, karşısındaki adamın dediklerinin ardında dinleme kararı aldı. "Sana geçici olarak yalan söyledim, yakın zamanda gerçeği anlatacaktım. Orada kekin değişmesi gerekti, Seda'dan rica ettim, o hazırladı. Seni mutlu etmek, yüzünü güldürmek için çabalarken amacım, senin gibi olgun birini, saçma yalanlarla motive etmek değildi, ben öyle bir adam değilim.
Hayatına girdiğim zamandan şimdiye dek sana hep olaylar karşısında dik durmayı öğrettim ben, bunun için yeri geldi, canını bile acıttığım oldu. Pişman değilim, çünkü ben sana hayata tutunmayı öğretiyorum, seni masallara inandıramam, yaşamın zorluklarını öğrenmeni istiyorum. Sana ansızın olmadığını söyleyemezdim, biraz zamana ihtiyacımız vardı, o yüzden böyle bir yöntem tercih ettim. Senin hazırladığını yersem yüzümle tepki gösterebilirdim, sen o şekilde hızlıca anlasan belki alınabilirdin. Ondan ötürü böyle bir önlem almak zorunda kaldık. Sen özür dilenecek hiçbir şey yapmadın, suçlu arayacaksan hepimizde suç var, sana düzgün izahta bulunabilirdik. Ben seni daha çok yeni tanıyorum, bir rahatsızlığın var ve ben gözle görebildiğim için sadece bunu biliyorum. Bu durumun seni, haddinden hassas yaptığını da biliyorum tabii, insan psikolojisinden anlayabiliyorum ama huyunu henüz çok iyi bilmiyorum. Biraz zamana ihtiyacımız var, birbirimizi tanımamız gerek ama bu süreçte sürekli kendini suçlamanı istemiyorum. Canın acıdıysa geç karşıma hesap sor, ben bunun sorumluluğunu alırım. Kendini suçlarsan sana yetemediğimi hisseder, ben kendimi kötü hissetmiş olurum. Bana, yani bize bunu yapma, aşkımıza bunu yaşatma, olur mu? Ben her zaman senin yanında olacağım, daha dürüst şekilde seninle olmaya çalışacağım, sen sadece süreci zorlaştırma, bu ikimize de yetecektir."
"Biliyorum, ben asla kırgın değilim sana, kızgın hiç değilim, kendimi suçladım ama sanırım haklısın, suçlu aramamak gerek. Ben bugün sana, seni mutlu edecek bir haber verirken güzel, bildiğim tarifi hazırlamak istedim ama olmayınca olmadı işte." Tutmayan kolunu haraket ettirdi, sakat elinin parmaklarıyla oynadı. "Ellerim böyle çarpık olunca, karıştırmakta zorlandım sanırım, ondan ötürü kek güzel olmadı." Genç adam, kadının oynadığı parmaklarının olduğu elini tuttu, kaldırarak dudaklarına doğru yaklaştırdı. Kadının şaşkın bakışları arasında öptü elini. "Ellerin çarpık ama o ellerinle çok güzel İngilizce metin çıkarıyorsun, kendine haksızlık etme. Kendin için yaptıkların daha önemli, beni yemek yaparak değil, ancak böyle mutlu edersin. Gördüğün gibi benim yabancı dilim senin kadar iyi değil."
"Hayır, çok iyi." Karşısındaki kadının söylediklerini anlamaya çalıştı genç adam. Gözlerine anlamsızca bakarken kadın çok bekletmeden aydınlattı kendisini. "Yabancı dilin kötü değil, metni ben çıkarmadım ki, ben tek kolumla uğraşırken hep sen yardım ettin."
"Amaç beni övmek değil, kendini yermek olmuş sanırım, ben böyle anladım." Güldü kadın, gerçekten biraz öyle olmuştu. "Projede senin çaban daha büyük, bunu kabul etmemiz gerek. Ben cezaevine girince tüm yoğunluk senin üzerine kaldı. Tek başına görevi üstlenmiş olduğun için yabancı dilin benden kötü olamaz." Geçen zamanda yaşananları anımsarken dudaklarında hüzünlü tebessüm oluştu genç kadının. O zamanları anımsamak hüzünden başka ne getirebilirdi zaten kendisine? "Bence biz konuyu değiştirsek güzel olur." dedi ortamı yumuşatmaya çalışan Fatih. Tekrardan tebessüm ettirdi karşısındaki kadına. "Haklısın, artık biz annemle beraber kalkalım, sen bizi eve bırakırken konu epey değişecektir." Kurduğu cümle, alayla güldürdü adamı, bunu beklememişti. Söyledikleri aslında, Hande'nin kendisine de iyice tebessüm ettirdi, beklemedikleri konuyu açmıştı. "Benden kurtulmaya ne kadar meraklıymışsın, oysa ben tüm gün işyerinde olunca çok özlemiştim seni." Şimdilik böyle konuşuyordu ama vakit ilerledikçe oyalaması zorlaşabilirdi. Şartlar nereye varırsa varsın, bu gece onu kontrol altında tutacak, asla eve göndermeyecekti. "Ben de çok özledim seni ama artık bir şeyleri düzene alalım istiyorum, ne olur anlamaya çalış beni. Eve gidelim, ben uyuyup uykumu alayım. Zaten şu sıralar çok rahat uyuyorum, bana aldığın yeni kolyemden dolayı olabilir."
Eliyle boynundaki çiçek desenli kolyesini tutarken muzipçe tebessüm etti. Aklına eğlenceli bir akım geldi Hande'nin, bunu gerçekleştirecekti. "Bedelleri hep farklı yerlerde ödedim, hani diyorum, bu defada kendi evimin bahçesinde ödesem hiç fena olmazdı." Kolyesini tutarken elleriyle iyice gülüşünü muzip hale getirdi. Bakışlarına yüklerken cilvesini, bunu aynı zamanda belirsiz yapmaya çalıştı. "Hımmm..." Keyifli şekilde mırıldandı Fatih, kendisinin davranışından eğlendiğini, onun sesinden anlamıştı Hande. "Bizim evin bahçesi buna çok uygun, sen bunu bir düşün bence." Bakmaya korktuğu gözleri, daha büyük korkuyla, üstelik cilveli şekilde baktı. "Düşüneyim." Eliyle kadının, yüzüne gelen bir tutam saçı, kulağının ardına yerleştirdi genç adam. İkisinin bakışları birbiriyle kesişecek mesafeye gelmişti. Öyle yakındılar birbirlerine, öylesi dikkatli bakıyorlardı. "Sen zaten son zamanlarda çok ciddileştin, bu ciddiyeti geride bırakmamız için bizim evin havası çok iyi." Sadece gidebilmek için bunları yapabildiğine kendi bile inanamaz olmuştu. Amacı biraz eğlence yaratmak, beraberinde de tabii buradan gitmekti. Şaşkınlıkla kadına bakan adam, söylediklerini anlamaya çalıştı. "Kim, ben mi ciddileştim?" Farkında olmadan iş stresini buraya yansıtarak gerçekten ciddiyeti çok mu abartmıştı?
"Evet, bazen çok gereksiz ciddiyet gösteriyorsun, bence artık biz kalkalım; bana bizim evin bahçesinde bedel ödetirken o ciddiyet, yerini aşka bırakacaktır. Daha demin de dedim ya, sen bence bunu bir düşün." Gülmemek için dudaklarını birbirine bastıran genç adam, olayı anlamaya başladıkça kendini kahkaha atmamak için zor tutmuştu. Şimdi daha iyi anlıyordu karşısındaki kadının neden böyle davrandığını. "Düşündüm." Dudaklarındaki gülüşü alaycı şekilde göstermeye başlarken aralarındaki mesafeyi biraz azaltarak tamamen yaklaştırdı kendini. "Sanırım haklısın, o kolyenin bedelini sana çok kötü ödetmem gerek." Söylediklerinden ürperse bile keyif aldı kadın, sonunda döneceklerdi. "Ama çok iyi düşündüm de, ben o bedeli sana burada ödeteceğim, bizim evde." Kendini ürpererek geri çekerken olanları anlayamadı. Niye gitmek istemiyordu şimdi, o kadar cilveyi boşuna mı yapmıştı? "Ne?!" Yüksek sesle bağırarak tepki gösterdi. Yaptığı hamle karşısındaki adamı güldürmeye, sesli şekilde güldürmeye başladı. "Sadece kolyenin değil, gitmek için yaptığın yaramazlıkların bedelini de ödeyeceksin şimdi." Yaklaşarak mesafeyi, önce yanağında kapattı, ardından aynı hızda diğer yanağına, sonra dudağının kenarına öpücükler kondurdu. Karşısındaki kadının kahkahalarına aldırmadan yüzünün her yerini öpmeye başladı.
"Y-yap-ma..." Kesik solukları arasından konuşmaya çalıştı ama sesi de oldukça tökezledi. Böyle çabuk anlamasını beklemiyordu Hande, öyle şaşkındı ki, şaşkınlığını da ancak kahkahalarla gösterebiliyordu. Yüzünün her yerine öpücükler konduran adam karşısında gülüşlerine engel olamadı. "Beni zayıf olduğum yerden, aşkından vurmaya kalkarsan seni böyle yaparım işte." Yüzüne kondurduğu öpücükler sırasında aynı anda konuşurken kadının gülüşlerini iyice çoğaltmıştı. Bunu biraz bilinçli, güldürmek açısından yapıyordu. Geçen zamanda bunca acının ardından gülerek çiçek açmasını istiyordu. "Uslu duracaksın." Son kez daha yanağındaki çukuru öpen adam, usulca geri çekti kendisini. Yüzünde gülüşlerden çiçekler açan kadını izledi kısa süre. "Uzun zamandır, daha önce böyle güldüğümü hatırlamıyorum." Açıklamasının ardından başını aşağı eğdi. Yaptıklarının utancı, yüzüne yeni yeni yansıyordu. "Sen gül diye uğraşıyorum zaten, sen gülünce çok güzel oluyorsun." Bakışları aşağıda öylece bekledi. Dinlenmeye çalıştı, attığı kahkahalardan yorgun düşmüştü. Aklına gelenle tekrardan soluklanan genç kadın, yeni cümlesini kurmaya çalıştı. Şimdi gitmekte gerçekten başarılı olacaktı. "Biz kalkarsak ben daha mutlu olacağım, bence artık kalkalım, çok ciddiyim." Kurduğu cümleyle anında toparlanan adam, yeni bir oyun kurması gerektiğini anladı, ancak böyle ortamı dağıtabilirdi.
Koltukta karşılıklı oturuyorlardı.
Aralarında bir sehpa değil, bir dünya sessizlik vardı. Oyalamak için aklına yeni fikir gelmişti ama bunu nasıl yapacağını düşünüyordu genç adam. Zor değildi aslında, bunca kahkahanın ardından daha eğlenceli duruma gelinebilirdi. Hande'nin bakışları pencerede, dışarıdaki karanlıkta; ama kalbi hâlâ o odanın sıcaklığında asılıydı, gitmek istiyordu. Belli, ellerini dizlerinde sıkıyor, parmak uçlarında kararsız bir titreme oluşuyordu. Fatih onu izlerken gözleriyle bir dalgayı durdurur gibiydi. Ona ulaşmak istiyor ama sessizliğin üzerine bastığında bile çatlayan bir cam vardı sanki aralarında.
Bir an, dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme belirdi.
Bir çocuk edasıyla ama yetişkin bir adamın sabrıyla söyledi:
"Gel bak sana ne göstereceğim."
Hande, kaşlarını kaldırdı, yüzünde o tanıdık şüphe.
Yorgun ama içinde hâlâ ışık kalmış bir yüzdü bu.
"Ne göstereceksin yine?" der gibi baktı.
Fatih elini uzattı.
El, bir teklifti aslında; kalmaktan yana, oyalanmaktan yana, biraz da gülmekten yana.
Hande durdu, sonra başını yana eğip, elini onun eline bıraktı.
O an odadaki hava değişti.
Bir kahkaha henüz atılmamıştı ama onun sesi çoktan duvarlara sinmişti.
"Taş kâğıt makas," dedi Fatih,
"ama dikkat et, bu sefer ciddi oynuyorum."
"Hayır!" dedi hiddetle elini geri çekmek isteyen Hande, bunu oynayamazdı. Şimdi oynarsa, kollarındaki böyle güçsüzlük ve aşırı halsizlikle kesin kaybederdi. "İtiraz yok, hem bak kazanırsan, sizi hemen bırakacağım."
"Kaybedersem bırakmayacak mısın, e aşk olsun yani, kaybedeceğimi zaten biliyorsun."
"Oyun sadece Hande, burada kalman için yapmıyorum, amacımız eğlence. Kaybedersen de bırakırım tabii, hadi başlıyorum."
Hande'nin gözlerinde küçük bir kıvılcım oluştu.
"Eğer kazanırsam..." dedi,
"beni eve hemen bırakacaksın.
Ama bu bileğimle... imkânsız."
Sesinde bir umutsuzluk değil, daha çok alışılmış bir kaderin kabullenişi vardı.
'Kazanamam ama denerim.' der gibiydi.
Fatih sustu, gülümsedi.
Bir olgun adam sessizliğiyle, ama içinde binlerce sözcük taşıyan bir sessizlikti bu.
Sanki şöyle der gibiydi:
"Belli olmaz.
Belki bu gece her şey değişir."
Eller havada buluştu.
Bir, iki, üç.
Taşlar, kâğıtlar, makaslar havada dans etti.
Ellerin çıkardığı ses, odanın içinde yankılandı.
Hande gülmeye başladı.
O gülüş, sanki sabahın ilk ışığıydı.
Fatih, gülüşün her notasında biraz daha kayboldu.
Bir an durdu, sonra alaycı bir ciddiyetle,
"Böyle güleceksen oyunu unuturum," dedi kadının gözlerine bakarak.
Hande gülmekten nefesini toparlayamadı.
"Güldürme beni," dedi gülüşleri arasında,
"kazanacağım varsa da kaybedeceğim."
Fatih, yüzünde o tanıdık, derinden gelen bir tebessümle eğildi.
"Sen gülünce..." dedi,
"bütün oyunlar anlamını yitiriyor."
Ama bunu söylerken kelimeler yerine bakışı, kelimelerden daha çok pkonuştu;
sesinden çok susuşu sevdi kadın.
Bir el daha.
Bir kahkaha daha.
Fatih bilerek yavaşladı.
Parmakları, kâğıt olacağını bile bile ağırlaştı.
Hande'nin eli onun taşını sardı.
Küçük bir sessizlik.
Sonra bir çığlık:
"İnanamıyorum! Kazandım!"
O kadar içten, o kadar çocukça bir sevinçti ki...
Gözleri ışıldadı, elleriyle yüzünü kapattı,
"Ben küçükken hep kaybederdim," dedi,
"hep!"
Fatih, o sevinci izledi uzun uzun.
Sanki birini değil, bir zamanı seyrediyordu:
onun geçmişine uzanan bir anı,
kaybeden küçük bir kızı,
ve şimdi, sonunda kazanan kadını. Bunu bilerek yapmıştı genç adam, sadece sevdiği kadın mutlu olsun diye, bile isteye yenilmişti.
Eğildi.
Parmak uçlarıyla Hande'nin saçlarını geriye topladı,
bir tel saç yüzüne düşmüştü,
onu öper gibi aldı eline.
Sonra, alnına yakın bir yere,
çok yavaş bir öpücük bıraktı.
"Tabii ki kazanacaksın," dedi,
"çünkü ben kaybetmekten hiç korkmadım." İma içinde söylediklerini kadın anlamamıştı, anlamamasını tercih etti Fatih.
O an her şey sustu.
Kahkahanın yankısı bile kımıldamadı.
Sadece birbirlerine bakan iki insan vardı,
bir oyunun içinde değil artık,
bir sevginin içinde,
bir gülüşün kıyısında.
Akım böyle devam etti, Hande her gitmek istediğinde, onu durdurmak için oyalama çabalarına girdi Fatih. Bunda epey başarılı olmuştu ama ne yapsa, Hande'ye gitmeyi unutturamamıştı. Eliyle kahve hazırlamış, gitmeyi unutturmak için ilk böyle çaba göstermişti. İlk kahvelerini içerlerken yine yalnızdılar, evdeki iki anne de, kendilerini yalnız bırakmak için mutfakta oturuyorlardı. Her ne kadar gitmek istese bile kahvesini keyifle içmişti Hande, sevdiği adamın elinden içmek mutlu etmişti kendisini. Kahvelerin içilişi tamamlanırken genelde iş ağırlıklı konuşulmuştu. Yeni tanıyorlardı birbirlerini henüz, konuşacak konu çoktu aslında ama nereden başlanacağını bilemiyorlardı, çekiniyorlardı birbirlerinden. Hande'nin yeniden konuyu gitmeye getirmesiyle, elini karşıdaki sehpada bekleyen boş kahve kupasına uzattı Fatih. "Bir kahve daha, sonra hemen kalkarız." dedi yerinden kalkarken, bugün kararlıydı, üzerlerindeki Neslihan tehlikesini attıklarından emin olmadan, en azından bu akşamlık onu hiçbir yere bırakmayacaktı.
..."Yoruldun oğlum, bedeninden çok, zihnin yoruldu." İçeri girdiği anda kahve makinesinin yanına yaklaşan oğluna, iç geçirerek konuştu Nurcan Hanım. Sevmenin bedellerini çok hızlı ödemeye başlamıştı. "İyiyim ben, sadece durumun ciddiyetinin bilincinde değil, o yüzden gitmek için böyle tutturuyor. Anlasa o kadının nasıl tehlikeli olduğunu, zaten tutturmaz. Önemli olan, durumun ciddiyetini belli etmeden onu korumaya çalışmak, diğer türlüsünü herkes başarır." Önüne boş kupayı bıraktığında hemen çalıştırdı kahve makinesini. Yorgun değildi, sevdiği kadınla bir yola çıkmıştı, şimdi böyle onu tanımaya çalışıyordu. "Yarın Neslihan'ın kapısına giderek ondan imzalı kağıt aldıktan sonra ancak sizi evinize bırakabilirim. Şimdi güvende değilsiniz, Hande farkında değil, zaten farkında olsa tutturmaz, olmamasını tercih ediyorum tabii."
"İyi diyorsun da, kafasına koyduğunu yapar o." dedi araya giren Yeliz Hanım, kendi kızını iyi tanıyordu. "Tutturdu şimdi, inadı tuttu. Benim açımdan gelmek istemesi çok iyi tabii ama böyle acele etmesi doğru değil. Gel gör ki tutturduğunu elde edene kadar direnir, hep böyledir. Şimdi düzen kurmayı aklına yerleştirdi ya, hemen gitmek ister."
"Akıllı benim kızım, biz sabah konuştuk, ben doğruyu yanlışı anlattım kendisine, ondan böyle davranıyor. Üzerine varmayalım, birazdan uykusu gelince unutur gitmeyi. Sen böyle üst üste kahve içiriyorsun ama uykusunu kaçırmasın sonra." Sözlerini tedirginlikle tamamlayan Nurcan Hanım'a bakan Yeliz Hanım, Fatih'ten önce yanıtladı kadını. "Yok, bilinen aksine, kahve onun uykusunu kaçırmaz. Akşam içince daha iyi bile uykusu gelir. Yalnız sorunumuz büyük Nurcan, tahmin ettiğin gibi gitmeyi unutmayacak." Kendisi daha çok zaman geçirdiğinden kızıyla, iyi tanırdı. İşleri gerçekten zordu. "Ben mi konuşsam, ricada bulunsam acaba, belki beni dinler." Sözlerini yineleyen Nurcan Hanım'a, elinde kahve kupası ile beraber sert şekilde kendini çevirdi Fatih. "Hayır, siz sakın karışmayın, benim planım var, ikna olmazsa onun uygulayacağım." Aklında, asla istemese bile mecburen yapması gereken bir plan canlandı. "İçeri gelmek istemediğinize eminsiniz, öyle değil mi?" Mutfaktan çıkmadan önce dikkatlice sordu. Uzun süre burada durmaları, anlaşmaları bir bakıma güzeldi ama şaşırtıcıydı aynı zamanda. "Benim açımdan sıkıntı değil ama sonra kavga etmeyin." Espriyle karışık söylediklerine, iki kadın aynı anda güldü.
"Yok oğlum, biz çıkarlarımız aynı olunca, gayet iyi anlaşıyoruz." Nurcan Hanım'ın söylediklerine ikisi aynı anda gülerken Fatih de gülmüştü. "Çok açık sözlüsünüz." dedi elinde kahveyle içeri ilerleyen genç adam. Mutfaktan çıkmadan önce açıklamada bulundu. "Bir şeyler yaparken daha dikkatli olun, Hande anlamış kekin ona ait olmadığını." İki kadın da şaşkınlıkla önce birbirine baktı, ardından tekrardan karşılarındaki adama döndüler. "Çöpte görmüş ötekini, hiçbirimizin aklına gelmedi çöpü dışarı çıkarmak." Onlar sormadan anlattı Fatih, herkesin aklındaki soruları aydınlattı. "Nasıl şimdi, ne hissediyor, çok üzüldü mü?"
"İyi iyi, çok iyi." dedi sırıtarak. "Çabuk toparladı, gidebilmek için beni kandırmaya çalıştı ama yemiyorum rollerini."
"Anladığında ne hissetti, nasıl açıkladı?" İçini estiren merakla sordu Yeliz Hanım.
"Kendini suçlayacak kadar olgun davrandı, beni bile şaşırttı. Ben kırılmasını, kızmasını beklerken onun tepkileri şaşırtıcıydı. Sadece üzgündü ve suçluluk hissi vardı üzerinde. Önemi kalmadı artık, ben zaten ona bu gerçeği kısa zamanda anlatacaktım. Yaptığımız oyun asla doğru değildi, bunu en başından biliyordum. Hoş şekilde öğrenmese bile öğrenmesi iyi oldu." Konuşmalarını tamamlamasının ardından elinde kahve bardaklarıyla içeriye yürümüştü.
İçeri girdiği anda gördüğü manzara karşısında gözlerini devirmemek için kendini zor tutmuştu. Hande, olduğu yerde emanet misali oturuyor, gözleri ise kenardaki yürüteçine kayıyordu. "Birileri benden çok çabuk sıkılmış anlaşılan." Yanına otururken kahve kupalarından birini, karşıdaki sehpanın üzerine bıraktı. Eline, Hande'ye yapmış olduğu kahveyi alırken ona doğru çevirdi kendini. "Sıkılmadım, oturuyordum ben, sadece biraz gerildim." Eliyle kahveyi tutabilmesi için çabaladı genç adam. Karşısındaki kadının sağlam elini avuçlayarak parmaklarıyla tutması için yardımcı oldu. "Dikkat!" dedi elini yukarı kaldıran genç adam. "Sıcak olduğu için çok dikkat etmeliyiz. Tutamazsan yanındayım, destek iste benden." Ses çıkarmadı kadın, zorlanmadan tutabiliyordu. "Bu son kahve bak, bu kahve de bitince hemen gideceğiz." Karşısındaki kadının dedikleri karşısında alaycı şekilde güldü genç adam. "Kahve bitmez, içinde gece saklı, bitmesi için önce geceyi içmen gerek." Sözlerindeki ima değdi kadının gözlerine. Öylesi ışıldattı delici bakan kehribar gözlerini. İkisinin gözlerindeki aşk, bakışlar doğrultusunda birbiriyle kesişti.
Hande'nin eli, kahve kupasının etrafında ısındıkça, gözleri de usulca buğulandı. Oysa konuşmak istiyordu. "Geceyi içmek..." diye tekrarladı kendi kendine, alayla değil, anlam arar gibi. Öylece tekrarladı kelimeleri, hoşuna gittiği, kadının şiir misali parlayan kehribarlarından belirlenmişti. Fatih'in sesi, kahveden yükselen buhar gibi yumuşaktı ama bir o kadar da sevdanın baritonluğu sertleştiriyordu desibelini, keskindi konuşması.
"Her yudumda biraz korkunu, biraz geçmişini içersin. Belki de sonunda kalmaz hiçbir şey." Hande gülümsedi, ama o gülümsemenin içinde hem direnç hem kırılganlık vardı.
"O zaman içelim," dedi, "ama gece fazla gelirse, beni tut."
"Tutarım," dedi Fatih, "ama düşersen bırakmam." Kahve buharı arasında tekrar göz göze geldiler. Gecenin ilk yudumu, belki de o bakışta saklıydı.
..."Kalkalım n'olur, bitirdim kahvemi de, çıkalım bir an önce." Uzun zamanın ardından yine aynı konuya gelmesi sonucu, gerilse bile ses çıkarmadı genç adam. Nasıl tepki göstereceğini çözemedi, istemsizce sinir olmakla beraber, psikolojisini anlamaya çalıştı. "Tamam, sen hazırsın sanırım, ben de arabamın anahtarını bulayım, hemen çıkalım." Birazdan yapacaklarına inandırmak için girişini sağlam yapması gerekti. "Ama gitmeden bazı durumları güvence altına almam gerek. Benden ayrıyken tekrar nöbete girersen büyük sıkıntı. Annenin bir telefonuyla gelirim gerçi ama olsun, biz yine olmaması açısından önlemimizi alalım. Sıcak bir ada çayının ardından hemen kalkıyoruz, ağrılarına çok iyi geleceği gibi atak geçirme ihtimalini biraz olsun düşürecektir, anlaştık mı?" Çok sakin şekilde sordu, şüphe uyandırmamak için böyle hevessiz yaklaşması gerekti. Yapacağı hamleden ötürü biraz heyecanlıydı ama bunu belli etmemeye çalışıyordu. "Hayır diyemem, çok severim zaten." İstekle kurduğu cümle rahatlattı genç adamı, işi kolaylaşmıştı. "Ama bak, içtiğim anda hemen kalkalım, olur mu? Sonra yeniden yiyecek ya da içecek getirmeni istemiyorum." Kendisiyle pazarlık yapmasına sinirlense bile belli etmedi, zaten sinir olduğu kadar hoşuna da gidiyordu. "Anlaştık." dedi yerinden doğrulurken, karşılarındaki sehpada bulunan boş bardakları eline alarak mutfağa doğru hızlıca yürüdü.
İçeri girdiğinde annesini de, Yeliz Hanım'ı da odaya, Hande'nin yanına yollamıştı. Şimdi açıklayamayacağı bir atağa kalkışacaktı, açıklama yaparak zaman kaybetmek istemiyordu. Hızlıca kaynattı çayı, çabuk hazırladı, elini çabuk tutmak istedi. Zaten çok zaman kaybetmişti, bu kararı önceden vermesi gerekti. El çabukluğuyla yaptığı çayı kupaya doldururken diğer eliyle de mutfak dolabına uzandı. "Ağabey." İçeri giren Seda ile başta ürperse bile çabuk toparladı kendini. Gördüğü sıcak çaya bakarken iç geçirdi genç kadın. "Ada çayı mı o?" Sorarken canının istediğini düşündü, akşamın böyle saatlerinde çok hoşuna giderdi. "Ben de istiyorum, bana da hazırlar mısın?" Konuşurken Fatih'in yaptığı hamleye dikkat kesildi aynı zamanda. Elindeki toz ilacı, usulca çayın içine dökerken çok temkinli davranıyordu. "Bir dakika, ne yapıyorsun sen?" Hafif yüksek sesle söylediklerini duyduğunda, çabucak ardına döndü. "Bağırma, beni sinir etme, yeterince yorgun ve gerginim." Gerçekten bugün çok yorucu geçiyordu. Üstelik yapmaya mecbur kaldığı hamleden de hiç memnun değildi. "Sana inanamıyorum!" derken sesini iyice alçalttı Seda, yaptığını tam anlamıyla yanlış olarak görmese bile doğru da bulmuyordu. "Kızın çayına uyku ilacı mı katıyorsun, senin çözümün bu mu gerçekten?" Tozu dökmesinin ardından çay kaşığı ile karıştırmaya başladı. Kendisiyle konuşan Seda'nın yüzüne bakmadan yanıtladı kardeşini. "Başka seçeneğim yok, burada kalması gerek. Durumun ciddiyetini biliyorsun, ne yapıyorsam o kadından korumak için yaptığımı anlayabilirsin."
"Şaşırdım sadece ama yadırgamadım seni, ben kolay yargılamam kimseyi." Seda'nın söylediklerini dinlerken çayı iyice karıştırmıştı. Olmuştu, istediği kıvamı almıştı. Çayı içmesinin ardından beş dakika geçince, derin bir uykuya dalacaktı. "Beni kimse yargılayamaz zaten." derken kendinden emindi. Çok net şekilde konuşmuştu, çünkü ikna etmek açısından elinden geleni yapmıştı, şimdi konuşurken içi rahattı. "Sabah uyanınca anlama ihtimali var." Konuşurken aslında yapıcı olmaya çalıştı Seda, ihtimalleri göz önünde bulundurmaları gerekti. "Yok." dedi eline çay bardağını aldığında. Hepsini aklında düşünmüş, netleştirerek yaptığı işe kalkışmıştı. "Sabah gözünü açtığında, bir saat öncesini hatırlamayacak. Çayı içtiğini hatırlarsa, tabii anlar ama içtiği çayı bile anımsamayacak." Şaşkınlıkla gözlerini devirdi Seda, böyle temkinli olmasını beklemiyordu. Her olup biteni planlayarak ilerlemişti, şüphe uyandırmadan ilerlemekteydi. "Sana pes diyorum, daha da diyecek söz bulamıyorum. Tamam, belki kendince haklı nedenlerin olabilir ama yaklaşımını yine doğru bulmuyorum, kızı ilaçla uyutmak nedir Allah aşkına, güzellikle yanında kalmasını istesen kalma ihtimali vardı." Sessiz kalırken şüphe uyandırmamak için sakin olmaya çalıştı. Bilinçsizce konuşan kardeşine istemsizce sinir olmuştu. "Seda!" dedi dişleri arasından konuşurken. "Sabah annem gitmesi için ikna etmişken şimdi kalmasını istesem, yine şüphe edecekti. Şu anda en doğrusu böyle yaklaşmak. Bana bak, çeneni kapalı tut, Hande çayını içip uyuyana kadar sesini çıkarma."
Konuşması biterken aynı anda içeri ilerledi. Oturma salonundan hızlıca geçerek Hande'nin oturduğu koltuğa yürüdü. Geldiğinde gördüğü manzaraya da aynı anda sinir olmuştu. "Al bak, hazırladım hemen." Dikkatlice tutması açısından yardımcı oldu. "Dikkatli olalım, sıcak çünkü, düzgün tut." Parmaklarıyla kavramasına yardımcı olurken kadının elleri, kendi ellerine değdiğinde tebessüm etmişti genç adam. Çayı tutturmayı başardığında eliyle yanağına dokundu. Yaptığı hamle nedeniyle vicdan azabı çekiyordu ama kendince haklı sebepleri olduğundan ötürü, mantığı hep mecbur kaldığını söylüyordu genç adama. "Ben bitirince hemen kalkacak mıyız?" Sorduğu soru karşısında yaptığını tekrar doğru buldu. Ailesinin nasıl tehlikeli olduğunu anlatamadığından böyle zor kullanmaya mecbur kalıyordu. "Kalkacağız." Sesi alçak ama sert söyledi, sanki vicdan azabı, sesine yansıyordu. "Hande Hanım nurdan ve benden çok sıkılmış anlaşılan, akşamdan bu yana pazarlık halindeyiz." Yeliz Hanum'a bakarak söyledikleri içerideki herkesi tebessümde bıraktı. "Seninle ya da burayla alakalı değil. Evine gitmek istiyor bir an önce, düzen oluşturmak istiyor, düzeni dağıldı." Yeliz Hanım'ın söyledikleriyle yüzünü buruşturdu Hande, ona tahammülü kalmamıştı. "Sayende." dedi soğuk şekilde.
"Siz niye hepiniz birden buraya toplandınız?" dedi sinir içinde Fatih. Herhalde Hande'nin hâlâ annesine sinirli olması, beraberinde yapmaya mecbur kaldığı hatalar, sinirlendirmiş olmalıydı genç adamı. "Ben size içeri geçin derken gelip burayla oturmanızı söylememiştim. Herkes hazırlansın, anne sen geleceksen bizimle, sen de hazırlan lütfen. Yeliz Hanım, aynı şekilde hazırlanmak için çıkar mısınız buradan?"
"Aaa, ne oluyor şimdi sana, niye tersliyorsun bizi?" Şaşkınlıkla soran Nurcan Hanım'a baktı sadece. Düğümü burada anlatamıyordu ama anlatması gerekti, zaten kendisi anlatması bile onlar anlardılar, Önder kendisinin anlatması doğru olurdu. "Terslemedim, gelecekseniz hazırlanmanızı söyledim sadece." Göz işareti yapmayı bilmediği gibi sevmezdi de aynı zamanda. Dışarı çıkmaları gerekti, Hande birden uyuklarsa, durumu bilmedikleri için gereksiz endişeleneceklerdi. "Geleceğim tabii, kızımı ellerimle teslim edeceğim, bensiz olmaz." Karşısındaki Yeliz Hanım'a bakıp sinsice gülerek yerinden kalktı Nurcan Hanım, çok sürmeden ardından Yeliz de doğrularak üzerini değiştirmeye gitmişti. "Sen çayını bitir, ben arabamın anahtarını almaya gideyim." Yanına yaklaştığı kadının alnına dudaklarını bastırırken kendini tebessümle geri çekti.
..."Sizi buraya yolladım, çünkü bilmediğiniz detaylar var. Birazdan Hande fenalaşarak uyuklayacak, siz de gereksiz endişelenecektiniz." Yaptığı açıklama karşısında iki kadın aynı anda şaşkınlıkla birbirine bakarken olup bitenleri anlamaya çalışıyorlardı. "Yine nöbet mi geçirecek, neyi var ki?" Şaşkınlıkla konuşan Yeliz Hanım'a bakarken nasıl anlatacağını düşündü genç adam. Öyle kolay anlatılacak bir hamle yapmamıştı. "Ağabeyim, çayına ilaç katmış, ondan acısını sizden çıkarıp hepinizi tersledi." İçeri giren Seda, hızlı şekilde Fatih'ten önce açıklamıştı olanları. "Ne?!" dedi hiddet içerisinde Nurcan Hanım. Kimse beklemiyordu, Yeliz Hanım da başta şaşırmıştı ama Fatih'in annesi kadar tepki vermemişti, olağan karşılamıştı. "Oğlum sen delirdin mi, aklını mı kaçırdın sen? Öğrenirse neler olur, hiç düşünmedin mi acaba? Sana daha güvenmeye çok yeni başlıyor, güvendiği bile söylenemez, hâlâ geçmişteki hatalarından ötürü korkuyor senden, çekiniyor istemsizce. Öğrenirse, tekrar korkularıyla yüzleşecek, belki boşa korkmadığını, çekinmekte haklı olduğunu düşünecek. Önceden mecburdun tamam ama şimdi değilsin, isteklerini sürekli zor kullanarak elde edemezsin."
"Tamam o zaman, geçelim karşısına; Neslihan'ın ne kadar tehlikeli olduğunu anlatalım anneciğim. Nereden başlayalım, yıllar önce işlediği cinayeti anlatalım mı, kendini aklamak için yaptıklarını konuşalım mı? Size konuşması kolay, ben bu gece onu bıraksaydım, o kadın imkanları değerlendirip çok ağır problemler çıkarırdı. Sabah olacak, gideceğim kapısına, izin kâğıdı alacağım, ancak o zaman biraz içim rahat bırakabilirim."
"Konuşurduk, orta yolu bulurduk. Ben konuşurdum, araya ben girsem ikna ederdim. Gerek yoktu bunu yapmana. Senin yüzünden sürekli kızımdan bir şeyler saklıyorum, yaralarını sarmaya çalışırken bir yara da ben açıyorum. Ben sıkıldım senin oyunlarına ortak olmaktan." Üzgün ama aynı zamanda sinirli konuşan Nurcan Hanım'a bakarak acımasızca güldü Seda. İstediği lafı yapıştırmanın zamanı gelmişti. "Hande'ye destek olamadığın zaman, ağabeyime destek oluver anne, ne olacak sanki. Zaten senin Hande'ye olan sevginin çoğu sebebi de, ağabeyime olan sevginden kaymaklı." Üzgün yüz hatları aniden sertleşen Nurcan Hanım, şaşkınlık ve öfke içerisinde baktı karşısındaki kızına. "Ne diyorsun kız sen, yine ne ima ediyorsun?" Sinir içinde konuştu, son günlerde kızının davranışlarından aşırı rahatsız olmuyordu. "Yalan mı?" dedi kin içinde Seda, kırgınlığı gittikçe içinde büyüyor, öfkeye karışıyordu. "Benden başka herkesi sevdin sen. Halil Ağabeyimin yarasını, Fatih Ağabeyimle kapattın, ona tutundun sıkıca, öyle iyileştin. Ama ablam vefat edince, bana bir kere bile sarılmadın, hep ben sana destek oldum. 'O gittiyse sen varsın' dedin mi hiç anne? Demedin, hep ben senin çevrende oldum, sen beni hiç görmedin. Benden başka herkes sana teselli olabildi, öz evladın dururken sen çareyi hep başka yerlerde aradın."
Seda'nın sonunda gelen ani patlaması, herkesi anlamsız bir şaşkınlığa sürüklerken kimse olup bitenleri anlayamamıştı. Geçen son zamanlarda kardeşinin davranışlarına anlam arayan Fatih ise bu uzun, hırçın konuşmanın ardından, olanları çözmeye başlamıştı. Olanları anlıyordu, şimdi geriye sadece çözüme kavuşturmak kalmıştı. "Ne diyorsun yavrum sen, ben seni yok mu saydım?" Sinirinden soluk soluğa konuşmaya başladı Nurcan Hanım. Sesi boğuklaşmış, ne konuştuğunu bilemeyecek kadar kendinden geçmişti. "Tamam anne." dedi sakinleştirmek için kadının koluna dokunan Fatih. Şimdi sırası değildi, kendisi bunu yarın ilk fırsatta çözecekti. Sakinleşmeye ve durmaya niyeti yoktu Nurcan Hanım'ın. "Seni okutmak için hasta baktım ben, milletin altına temizledim sana harçlık verebileyim diye, sen bana bunları nasıl yakıştırırsın? Tabii, senin zaten benim mutluluğuma alerjin var, ondan böyle davranıyorsun, beni mutlu görmeye tahammülün yok senin. Bunca yıl sonra ilk kez kendime mutlu olacak bir çare buldum ben, ilk kez yüzüm gülüyor, başkası olsa sevinir; ne güzel annem mutlu oluyor der ama sen tam tersini yapıyorsun."
"Senin çaren hep başkalarında, öyle değil mi anne? Ben hariç herkes sana çare olabiliyor, bir ben olamıyorum." Söylediği kelimelerden mana çıkarmaya çalıştı Nurcan Hanım, ne demeye çalıştığını, bu son kelimelerle anlamlandırmaya çalıştı. Uzun zamandır kızının üzerinde oluşan tuhaflığı çözemezken şimdiki konuşmaları ise tamamen düğümü oluşturmuştur kendisinde. Tam sinir ve kin içinde kızıyla konuşacakken gördüğü manzara karşısında bundan vazgeçti. "Yavrum." Yanlarına yorgunca gelen Hande ile tüm ilgisini ona vermek zorunda kaldı. Yanına yaklaşarak ilgi içerisinde baktı karşısındaki kızına. "N'oldu annem sana, neyin var, iyi misin?" Yorgun gözüktüğünü gördüğünde ilacın tesir etmeye başladığını anlamıştı. "Bir anda uyku bastırdı, başım dönmeye başladı, tam gideceğimiz zaman neden böyle olduğumu anlamadım." Araya girerek annesini durdurdu Fatih, kendisi ilgilense daha iyi olacaktı. "Birden kalktın, kolunla bacağını zorladın, ondan olmuştur. Gel biz seninle biraz dinlenelim, geçecek kısa zamanda."
"Ayrılma yanımdan, ilk kez yaşıyorum, çok ürperiyorum." Karşısındaki kadının dedikleriyle ellerini tuttu genç adam. "Dinlenelim, geçecek güzelim, gel hadi." Ara yerden uzaklaştırırken Nurcan Hanım'ın sesi yankılandı tekrardan. "Bugün baban amcanlarda, babaannenin yanında kalacak. Uyuduktan sonra benim odama yerleştir, bu gece kızımla uyuyacağım." Kesin konuştu, bunu büyük keyifle yapacaktı. Başka türlü bugün kendini mutlu edemezdi. Fatih, yanında Hande ile beraber, anında oradan uzaklaşmıştı ama kendisinin söylediklerini büyük ihtimal duymuştu. Seda, olduğu yerde sinirle sırıtırken aynı zamanda annesine olan kızgınlığıyla mırıldandı:"Kıyamam yaa, yanında istediği insan yüzünden zarar gördüğünü henüz idrak edemiyor." Seda'nın söylediklerinden sonra iyice çileden çıkan Nurcan Hanım, hışımla ardına döndü. "Saygısız!" Kendinden geçmiş bir öfkeyle çıkıştı kızına, artık tahammül edemiyordu. "Anladım bana kasıtlısın, zaten oldu olası kastın vardı ama ağabeyine karşı saygılı olacaksın."
"Biraz önce kendin kızıyordun anne, söyleniyordun sürekli, bakıyorum şimdi hemen kayırmaya başladın. Benim sana değil anneciğim, senin bana kastın var. Ben hata yapamam ama ben hariç herkes hata yapabilir. Yasemin abla vefat edince ağabeyim bu eve, evlilik dışı çocukla geldi, senin bir alkış tutmadığın kaldı, tabii onun getirdiği çocukla dağıttın psikolojini. Bir ben sana iyi gelemiyorum, bir ben dağıtamıyorum senin psikolojini. Benimle ilgilenmen için ya çocuk olmam gerek, ya da bedenimde herhangi bir organın eksik olması gerek. Sen eksik olmayanı sevemiyorsun anne, kusursuz olanı hayatında istemiyorsun. Rahmetli ablama o kadar düşkündün, ona bakmak seni öyle kendinden geçirmiş ki, ondan parça taşımayan kimseye sevgini veremiyorsun."
Karşısındaki kızı her konuştuğunda, olup bitenleri çözemezken sinirleri birbirine karışmıştı. Seda, sözlerini tamamladığında artık burada durmayı anlamsız bulmuştu. Hızlıca oradan uzaklaşırken ardından kısa süreli bakakaldı Nurcan Hanım. Kendini toparladığında, "Allah'ım." diyebildi acı içinde. Yaptığı konuşmanın ne manaya geldiğini, kendisine neden böyle davrandığını anlayamamıştı. Böyle bir konuşmayı hak edecek ne yapmıştı, nerede yanlış yapmıştı da böyle konuşmaya maruz kalmıştı. "Allah'ım ben neyi nerede eksik bırakıyorum, sen yol göster Ya Rabbim!" Bunların hesabını soracaktı, neye dayanarak böyle bir konuşmaya cüret ettiğini öğrenecekti. Evlatları arasında asla ayrım yapan bir anne olmamıştı, kızını ikinci plana da atmamıştı asla, öyle zihniyete de dahil değildi. Neye dayanarak kendisine bunları söylerdi? "Ben sana sorarım şimdi, derdin neymiş, artık bunu anlama zamanı."
Yerinden harekete geçtiğinde, bir el kolunu sıkıca tuttu. "Dur!" dedi Yeliz Hanım, şimdi sırası değildi. Ardına dönen Nurcan Hanım'la karşılıklı olarak birbirine baktılar. "Şimdi gerçekten sırası değil, bak ben de anneyim, seni en iyi ben anlarım. Bir kırgınlığı var belli ki, sana anlatamıyor olabilir, onu anlamaya çalış. Şimdi çok kırgın, üzerimde kırgınlığın öfkesi var, kırgınlık öfkeden de gürültülü olur. Şimdi gidersen çok can yakarsın, o da seni kırabilir istemeden." Doğru söylüyordu ama derdini öğrenmesi gerekti. Sinirinden ağlamamak için kendini zor tutarak yutkunmaya çalıştı. "Ben ona ne yaptım, niye bana böyle davranıyor? Neler söyledi bana, duydum işte. Gören ben aralarında ayrım yapıyorum sanır. Hiçbiri arasında ayrıma düşmedim."
"Başka kırgınlığı vardır belki, zamanla anlarsın ama şimdi varma üzerine." Yanındaki kadının söyledikleriyle sakinleştirmeye çalıştı kendini. "İçeri odama geçeyim ben, Hande benim yanımda kalacak, için rahat olsun, merakta kalırsan uğrarsın yanıma." Akşam kızını kontrol etmek istese bile Nurcan'dan çekinen Yeliz, sadece uyumlu davranmayı denedi. "Çok merakta kalırsam uğrarım belki yanınıza." diyebildi çekinerek. "Gerek kalmayacak zaten, ben varken Hande gayet mutlu oluyor, başkasına ihtiyaç duymuyor." Konuşmasını tamamladığı gibi oradan uzaklaştı Nurcan Hanım.
Yeni umutlarla geldi sabah, güneş en güzel yüzünü gösterirken umutla açtı topraklarda. Herkes kendine göre telaşlarla aralamıştı gözlerini, kendince direnişi vardı herkesin. Gözlerini erkenden aralayan ilk Fatih olmuş, soluğu kardeşinin yanında almıştı. Tam evden çıkmak üzere olan Seda'yı, çabucak yakalamayı başarmıştı. "Konuşacağız." demişti katı, keskin şekilde. Olup bitenleri tam anlamıyla öğrenmesi gerekti. Zaten kendince tahminleri vardı. Henüz konuşmaya başlamadan önce, tahminlerinin tutacağını çok iyi biliyordu. Yanılmamıştı, Seda tam olarak, Nurcan Hanım'ın Hande'ye olan aşırı ilgisine tahammül edemiyordu. Kim olsa alınırdı, kim olsa incinirdi. Seda'nın böyle davranmak aslında en doğal hakkıydı, kendini eksik hissediyor, 'Neden benimle değil de başkasıyla yarasını sarıyor?' diye düşünüyordu. İçerisinde bulundukları meseleyi mutlaka çözecekti. Nasıl yapacağını bilmiyordu. Karşısına annesini alarak konuşabilirdi ama bunu asla istemeyen Seda'ya, yapmayacağına dair söz vermişti. "Kendisi anlayabilecekse anlasın ağabey, sen söyleyince ne kadar düzelebilecek ki? Biraz toparlanacak, ardından tekrar özüne dönecek. Böyle davranışları insan gönülden düzeltmeli, yoksa tekrar aynısı gibi olur."
"Tepki göstermezsen hatasını anlayamaz Seda, senin kendi dünyanda, kendi karanlığında kaybolmanı istemiyorum." İkna etmek istiyordu ama edemiyordu, baştan söylemeyeceğine söz vermişti. "Öyle tepkiyle anlayacaksa hiç anlamasın, anlamayacak da zaten. Rahmetli ablam zamanında gücüme gitmiyordu, o ablamdı, kendi kanım canımdı. Tamam, şimdi de zoruma gitmiyor tabii, Hande ile derdim yok. Sadece çok merak ediyorum, ben varken yarasını neden başkasıyla sarmak istedi? Yani ablamın yerini ben değil de, neden o doldurdu? Canım tam olarak burada yanıyor, yoksa ben, ablamın zamanından şimdiye alışkınım ihmal edilmeye. Hatırlıyor musun ağabey, annem ablama karşı nasılsa, şimdi aynı tepkileri Hande'ye gösteriyor. Yakında kolundan tutup nüfus müdürlüğüne götürerek ismini 'İnci' olarak değiştirmek isterse şaşırmamak gerekir."
"Şunu açığa kavuşturalım, annemin yarasını Hande ile kapatmaya çalışması, sadece İnci'yle ortak noktalarının olması. Annem seni o varken de ihmal ediyordu ama bunu çözeceğiz, öyle kırgın şekilde, çevrene saldırarak ortalıkta dolaşmanı istemiyorum. Gerekiyorsa tepkini, sen de onu ihmal ederek göster ama saldırıya geçme, kendini haksız çıkarma. Sorunun olursa her zaman yanıma gel, ben her koşulda senin yanında olacağım. Biz bunun üstesinden birlikte geleceğiz, anlaştık mı?" Tebessüm etti genç kadın, yüzünde uzun süre sonra gerçek bir gülüş oluştu. Karşısındaki adama yüzü gülerken hayattaki en büyük şansının ağabeyi olduğunu tekrardan anladı. "Ben her zorlukta hep sana geliyorum ağabey, hakkını nasıl öderim bilmiyorum. Aylar önce annem, misafirlerin yanında beni tokatladığında yine sen sahip çıktın bana. O zaman beni, sadece senin için tokatlamıştı, söz konusu sendin sadece. Sizin yakınlaşmanızdan endişe ettiğinden öyle davranmıştı. Sizi bile yani senle Halil Ağabey'imi hep benden daha çok sevdi."
"Hayır, annem hepimizi eşit sevdi. Sadece İnci onun için çok başkaydı, çünkü özel durumu vardı. Kendi inançları ve doğruları gereğince onunla daha çok ilgilenmeyi uygun gördü. Yaşarken sevgisini öyle çok verdi ki, tabii beraberinde ilgisini de ona çok gösterdi. İnci'nin zamansız gidişinin ardından, sarılacak kimseyi bulamadı, ilgi gösterecek kimsesi kalmayınca uzun süre boşluğa düştü. Sana İnci gibi davranamazdı Seda, bunu sen de zaten biliyorsun. Ayrıca Hande'ye de öylesine, 'Yaramı kapatayım' diyerek bağlanmadı ki, başta amacı sadece yaptığı hataları toparlamaktı. Görebiliyorum tabii, istemeden bağlandı ve evet, bazı hareketleri artık beni bile rahatsız etmeye başlamışken senin üzülmen çok normal. Biz bunu çözeceğiz, merak etme, ben çok iyi sır saklarım, sen istemediğin sürece asla söylemeyeceğim ama kendimce başka yöntemlerle üstesinden geleceğim. Çözeceğiz birlikte, üzülmek yok, anlaştık mı?"
"Teşekkür ederim ağabey." derken sıkıca sarıldı, başka kimsesi yoktu zaten. Daha önce babaları da fark etmişti Seda'nın durumunu ama 'Sakın anneme söyleme' dediği için çaresiz kalmıştı Mustafa Bey. Söylenmesini istemeyen Seda'ya başka çözüm üretememişti. Fatih ise tüm bunları, söylemeden çözmenin yolunu bulacaktı. "Ayrıca öyle kahvaltısız da çıkmayacaksın, önce hep birlikte çok güzel kahvaltı yapacağız. Ardından ben, Hande'yi bırakırken seni de okula bırakacağım." Konuşmasını sakin şekilde sürdürdü. Beraber her zorlukta olduğu gibi bunun da üstesinden geleceklerdi.
Yeni başlayan gün, böylece ilerleyip akarken herkesin tatlı telaşları vardı. Çoktan uyanan Hande, üzerinde gerginlikle beklemeye devam etmişti. Hemen gitmek, yeniden düzenini kurmak istiyordu. Nurcan Hanım, sabah kalktığı gibi ilk fırsatta gizlice Fatih'le konuşmuş, Seda'nın neyi olduğunu öğrenmeye çalışmış ama istediği sonucu alamamıştı. "Öğrenemedim, mutlaka zamanla öğreneceğiz." diyerek annesini geçiştirmişti genç adam. Şimdilik geçiştiriyordu, uygun zamanı bulduğunda çözüm üretecekti. Zaten şimdilik üzerinde duramamışlardı. Hande öyle gergindi ki, davranışları herkesi şaşırtıyordu. Kahvaltı hazırlamakla meşgul olan annesine, gizlice konuşan Fatih, "İlaç olayını mı anladı acaba, niye böyle davranıyor?" demişti merak içerisinde. Sadece kaşlarını çattı Nurcan Hanım. Aklında düşündü, tarttı olayları ama mümkün görünmüyordu. "Yok oğlum, akşam çay içtiğini bile zor hatırlıyor, hatırlasa belki anlardı ama mümkün değil." Bugün Hande ile kendi evinde geçireceği son gün olduğundan ötürü kahvaltı masasına çok özeniyordu Nurcan Hanım. "O şimdi biraz gergin, ben sabah konuştum kendisiyle, Neslihan'a gideceğimizi bildiğinden böyle davranıyor ama ben anlattım. Senin tartışma çıkarmayacağını, aynı şekilde hiçbirinizin kendisini yıpratmayacağını anlattım." Sakince yaptı açıklamasını. Yanında tedirgince soru soran evladını sakinleştirmek istedi.
Tüm aile keyif içinde kahvaltılarını yaparlarken herkesin gözleri, masada sürekli Hande ile ilgilenen Nurcan Hanım'ın üzerinde olmuştu. Seda'nın yaşadığı durumu, Fatih ile Mustafa Bey hariç kimse bilmiyordu. Sadece onlar bildiklerinden daha dikkatli bakıyorlardı. Elleriyle doyuruyordu, bunu yapmaması için kaç kez uyarmıştı Fatih ama yine devam ediyordu annesi böyle davranmaya. "Seda gereksiz alınıyor ama Nurcan da az değil bence." dedi oğluna mırıldanan Mustafa Bey. Gereksiz alınmıyordu, her insan gibi bu duruma içlenerek üzülüyordu. "Haksız değil." dedi sinirle mırıldanan genç adam. "Seda kaç yaşında olursa olsun, anne sevgisine ihtiyaç duyuyor, annemin halini görmüyor musun baba? Kendi kızını anlayamadığı gibi kendini bir başkasına ileri derecede kaptırmış. Resmen kontrol manyağına dönüşmüş." Sinir içinde anlattı olanları, tahammül edilecek gibi değildi artık, davranışları çok göze çarpıyordu. "Seda suçlu, çünkü annenin öylece, tek başına anlamasını bekliyor. Kendini bir başka çareye kaptırmışken kendisi nasıl anlayacak hatalarını, senin aklın alıyor mu bunu?" Konuştuklarında haklılık payı yüksekti, yanlış değildi aslında. Seda alınganlık ediyordu ama Nurcan Hanım bilmeden anlayamazdı. Sorunun ne olduğunu anlamadığı için aksine, daha çok sinirleniyordu. Böyle yaptıkları sürece aralarının düzelmeleri çok zorlaşıyor, aksine iyice kötü oluyordu. "Ben halledeceğim, nasıl olacağını bilmiyorum ama bir şekilde çözeceğim." Kararlıydı, geleceklerdi üstesinden. Nasıl yapacağını kendisi de tam anlamıyla bilmiyordu ama bulacaktı yolunu mutlaka.
Herkes yerlerinden kalkmış, çıkmak için hazırlanırken Hande'nin üzerinde yoğun gerginlik vardı. Şimdi gidecekler, Neslihan Hanım'la yoğun tartışma yaşayacaklardı. Aile arası büyük ihtimalle tartışmalar çıkacaktı. Ürperiyordu, yüreği olacakları şimdiden hissederken içini derin korkular kaplıyordu. "Yavrum." dedi Hande'nin yanına gelen Nurcan Hanım, ona ilaçlarını uzatırken onun yanındaki Fatih'te gezdirdi gözlerini. "Üzerimi giyineyim, ben de sizinle geleceğim annem, bekleyin beni biraz." İlaçlarını suyla birlikte verdiği anda, hemen hazırlanmak üzere odasına ilerleyen kadının sadece ardından baktı Hande, öylece bakakaldı. Bugün yeterince gergindi, kimseye tepki gösteremeyecek kadar yorgun duruyordu. "Toparla kendini, korkacak bir şey yok. Yarını düşün, bugünü her şekilde ben çözeceğim." Zoraki tebessüm etmeye çalışan Hande, merak içinde, "Yarın ne olacak ki?" demişti. Okul vardı, iş başı yapacaklardı ama sıradan bir iş günü olacaktı. Sevdiği kadının dikkatini dağıtmak için ilk hamlesini kullandı. "Okulun duyuru panosuna baktın mı?" İlk esprisini yaparken yapacaklarını belirledi. Sevgisiyle iyileştirecekti, başka yolu yoktu. "H-ha-yır." dedi şaşkınlıkla hastalığın birbirine karışmış halinde, kekeleyerek konuştu. "Neden?" derken içindeki merak çoğaldı genç kadının. Yenilikler vardı ortalıkta ama neler olduğunu anlamlandıramadı.
"Senin itirafını gazeteciler fark etmiş. Yarın okul bahçesinde basın toplantısı varmış." Fatih'in konuşmalarının üzerine içeri gelen Seda, karşısındaki ağabeyine elindeki, içi çay dolu bardağı uzattı. Kahvaltının ardından nedense tekrardan çay içmek istemiş, kardeşi de kendisini kırmayarak çay getirmişti. "Sahi mi ağabey?" dedi şaşkınlıkla kaşlarını çatan Seda. O itirafların üzerine böyle olması beklenebilirdi aslında. "Şaka yapıyorum." derken eliyle çayını kavradı, sesini alçak tuttu. Hande'nin duymasını istememişti. Şakasını kısa süreliğine devam ettirecekti. Söylediklerinin ardından Seda ile karşılıklı, birbirlerine bakarak güldüler. "Basın toplantısı mı?" derken iyice şaşırmıştı genç kadın. Neler olduğunu anlamaya çalışan şaşkın haline keyif içerisinde baktı adam. "Evet, ben de sözcünüm. İlk açıklamayı yapacağım: 'Suçunu sevgiyle işledi.' diyeceğim." Konuşmasını tamamlayarak sözlerini bitirdiğinde adam, bunun bir şaka olduğunu kavramıştı kadın. Kendisiyle, zamanında yaptığı açıklamayı konu alarak bildiğin alay ediyor, takılıyordu kendisine. "Sen benimle eğleniyor musun, dalga mı geçiyorsun?" derken şaşkınlığını gizleyemedi. Akıl alır gibi değildi, kendisiyle yaptığı açıklamadan ötürü eğleniyordu. Bunu sorarken kendisi de tebessüm etti Hande. Karşılıklı güldüler, birbirlerine bakarken aşkla tebessüm ettiler.
Zaman akıp giderken günler, birbiri ardınca ilerledi. Kimseye tahammülü kalmadığı günlerde, büyük zorluklar yaşıyordu Hande, sanki zaman, tüm acıları üzerine getiriyordu. Geçen günlerde Neslihan Hanım'dan nikah için izin almayı başarmışlardı. Değmemişti gerildiğine, sözünü tutan Fatih, söz verdiği gibi davranarak büyük tartışma çıkarmadan annesiyle konuşabilmeyi başarmıştı. Herkes için zor olsa bile bir şekilde tamamlanmıştı. Zamanla facialar yerini güzelliklere bırakırken çok sürmemiş, yeni bir felaket çalmıştı kapısını. Beklemediği anda karşısına tekrardan çıkan Neslihan Hanım, adeta yeni bir faciaya yol açmıştı. Okul çıkışında karşılaştığı Neslihan Hanım, söyledikleriyle iyice karıştırmıştı Hande'nin aklını. Zaten aklı karışmaya müsaitken annesiyle tekrardan yüzleşmek iyice bunaltırken genç kadını, "Seni dinlemek istemiyorum." demişti açıkça annesine. Sesi katı, olabildiğince keskin çıkmıştı. Dinlerse aklı karışacaktı, zihni karmakarışık duruma gelecekti. Korkularıyla yüzleşmeye hazır değildi Hande, kendini buna şimdilik hazır hissetmiyordu. "Dinleme kızım, beni dinleme ama geçmişini düşün, olur mu annem?" Söyledikleri karşısında aklı iyice karışırken nasıl tepki göstereceğini o anda çözemedi. Aklını karıştırıyordu, sözleriyle geçmişi hatırlatırken korkması gerektiğini anlaştırıyordu kendisine. "Rahat bırak beni!" Yanından hızla uzaklaşırken şu manzaralarını Fatih'in görmemesine kendince sevindi. Ondan önce çıkmıştı dersten, şimdi okulun karşısındaki kafede oturarak onu bekleyecekti, kendisini Yeliz Hanım'ın evine bırakacaktı. Şimdilik, nikah süreci yaklaşana kadar yine orada kalmaya başlamıştı.
"Hande!" Kendisini kollarından tutarak köşeye çeken Neslihan Hanım, konuşacaklarını şimdiden belirlemişti. İkisinin bir araya gelmemesi için ne gerekiyorsa yapacaktı. "Yapma kızım, bunu kendine yapma anneciğim. Sen de korkuyorsun, bana belli etmiyorsun ama sana her geçmişi hatırlattığımda, gözlerinde oluşan korkuyu görebiliyorum. Siz mutlu olun, senin mutluluğun benim için çok daha önemli ama olamayacağını biliyorum. Ben öyle olaylar çıkardım diye şimdi sen, aşk sandığın, aslında masal olan şeyin ortasındaki kötü cadıyı ben ilan ettin. Seni kaybedeceğime dair korkuyla ben o gün delirdim, ondan öyle tepki verdim. İnsan bir kere hata yapınca akıllanır, sen ise kalkıp daha kötü hataya özeniyorsun. Bak o Yeliz, bana olan inadından seni perişan edecek, yapma yavrum, bunu etme kendine." Yutkunamayacak kadar ürperdi, Neslihan Hanım geçmişi hatırlatarak Hande'ye, aslında Fatih'in çok tehlikeli biri olduğunu anlatmaya çalışıyordu.
"Serçe aslan yüreğine konmayı seçmişse, ya her şeyi göze almıştır ya da güce aldanmış.
Bu işin sonunda ömür boyu güce dayanmak da var...
Bir lokmada yutulup, kaybolmak da..." Kurduğu cümle, Hande'nin iliklerine kadar işlemişti. Konuşmalarıyla, korkulması gerektiğini çok ürpertici şekilde izah etmişti. İliklerine kadar titrerken artık düşünmesi gerektiğini anladı genç kadın. Karşısındaki kadın annesiydi, kendisini doğurmuş, bakmış ve bu yaşa getirmişti. Çok büyük hatalar yapsa bile burada haklı olabilirdi. Sürekli kendisini evlendirmek isteyen Neslihan Hanım, ısrarla Fatih'e karşı çıkıyorsa, mutlaka bildiği vardı. "Sen ömür boyu yutularak yok edileceksin. Sanıyor musun ki seni sürekli hoş tutacak, istediğini alamadığı zaman tekrar zor kullanacak. Seni kurtarmak için zamanında çok çabaladım ben ama şimdi çabalarım da sonuç vermeyecek. Beni dinlemezsen, serçeler kadar hassas yüreğini yok edecekler. Senin o 'Anne' dediğin kadın var ya, Yeliz'den çok daha tehlikeli. Zamanında kendi evladı için nasıl da harcıyordu seni, bunları iyi düşün. Kendi çocuğunu koruyacak diye, senin gözünün yaşına bile bakmıyordu, şimdi azıcık yüzüne güldü diye, sen onda ana sıcaklığı buldun ama ana olmak öyle değil kızım. Şimdi yine kendi evladını hoş tutmak için sana böyle yaklaşıyor. Yapma kızım, giden gençliğin geri gelmez, tek kalemde silip atma hayatını!..."
Hande arkasını dönüp yürümeye çalıştı, ama adımlarının ağırlığı, annesinin sözleriyle yarışamıyordu.
"Serçeler kadar hassas yüreğini yok edecekler..."
Bu cümle, zihninde yankılandıkça adımlarını unuttu. Zaman bir anda bulanıklaştı, yüzler birbirine karıştı.
Ve geçmiş, sessizce kapısını araladı...
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 970 Okunma |
77 Oy |
0 Takip |
56 Bölümlü Kitap |