
Etrafı aydınlık ve açık olan bir yerdeydim. Biraz dolaşıp hava almaya çalışıyordum fakat bir anda karşımda duran bir akrep ile olduğum yerde donup kalmıştım. Kalbim korkudan deli gibi atarken ne yapacağımı bilmiyordum. Ben daha çok kaygılanırken, akrepler ise artmaya başlamıştı. Bu artmayla daha da korkmaya başlamıştım çünkü akrepler bir o kadar büyük ve tehlikeli gorünüyorlardı. Bir kaplumbağa büyüklüğünde olmaları normal mi? Diye düşünerek kaçmaya çalışırken bir anda ,bir adım bile atamadan olduğum yerde kilitlenmiştim. Hareket edemiyordum. Sanki...sanki bir kuvvet beni yere çivilemişti.
Ben çaresizce çırpınışlarıma devam ederken, akreplerin bir kaçı birden kendiliğinden öldü, daha sonra diğer akrepler yaklaşmaya başladı. Ben hâla deli gibi çırpınırken, diğer akrepler de ölmeye başlamıştı. Neler olduğunu anlamayamazken, son kalan bir akrep ise daha çok yaklaşmıştı. Tam o anda karnımın şiş olması, beni dâha çok dehşete uğratmıştı. Şiş karnımın ağırlığını daha fazla taşıyamadığım için diz çökmek zorunda kalırken, çaresizlikten delirmek üzereydim resmen.
Bu sefer dizlerimden tutuluyordum ve daha fazla umutsuzluğa düşüyordum.
Gerçekten hamileydim ve ben bebeğimi korumaya çalışmak için karnına hiç olmadığı kadar sıkı sarılan bir anneydim. O sıra da akrep daha çok yaklaşmıştı. Akrep diğerlerinden daha çok karaydı. O simsiyah rengi, insanı yalayıp yutan cinsinden bir ürperticiliğe sahip bir görüntüydü. O derece korkunçtu işte! Akrep üstüme tırmanarak karnımın ortasına bir anda iğnesini soktuğunda, zehirin kanıma karıştığını hissedebiliyordum. Bebeğimin de zehirlendiğini hissediyordum maalesef. "Bir şeyler yapmalıyım, bebeğimin ölmesine izin veremem." Diyerek kendi kendime konuşurken, nasıl yaptığımı bilmeyerek zehiri kanımdan bir şekilde temizlemiştim. Akrep hala başımdaydı ve beni tekrar sokmak için yine yaklaşarak tırmanmaya çalıştı. Ama birinin ayağıyla ezdiğini fark ettim. Akrepi kimin ezdiğine bakmak için kafamı yukarı kaldırırken, bunun Savaş olması ile ilk önce şaşırdım. Sonra rahat bir nefes alarak, hemen ayağa kalkıp ona sıkıca sarıldım. Nefes nefese kalırken Savaş'ın beni sardığın hissettim. Bu içimdeki korkuyu biraz olsun dindirirken, Savaş'ın sesi ile biraz uzaklaştım.
" Korkma güzelim, bebeğimiz güvende. Ona hiç bir şey olmayacak."
" Söz mü?" Dedim endişeyle. O ise huzurla gülümseyerek cevap verdi. "Söz güzelim. Söz..."
Yine ona sıkıca sarılırken birden gözlerimi açmam ile kendimi yatakta bulmam bir oldu. İlk başta ne olduğunu anlayamazken, sonradan bir rüya olduğunu anladım. Fakat bunun rüya olduğuna mı şaşırayım, yoksa gördüğüm şeylere mi bilememiştim. 'Ben az önce ne gördüm böyle?' diye kendi kendime sorgulamaya başlamıştım artık.
Ayılarak gözlerimi ovalarken, rüyanın etkisi hâla üzerimdeydi. Etrafa göz gezdirdiğimde, oda da tek başıma olduğunu sonradan fark etmiştim. Derken kapının açılmasıyla yalnızlığım son bulmuştu tabii.
Savaş'ın bakışlarımdan etkilenir gibi bana bakmaya başlaması ile neler olduğunu anlamaya çalışmıştı. Rüyanın etkisi ile yine ona umutla bakarken Savaş ise daha fazla dayanamadan bu sessizliği bozmuştu.
" Ne oldu? Niye öyle bakıyorsun?"
" Şey, yok bir şey. Yeni ayıldım da, o yüzden böyleyim."
" Hım, emin misin?" Diye sorduğunda, gözlerimi yorgunca kapatıp baş sallayarak iyi olduğumu söyledim.
Bir süre şüpheyle baktıktan sonra daha fazla üstelemeden masadaki telefonunu alarak dışarı çıktı. Ben de derin bir soluk alıp, ağrıyan başımı tutarak söylenmeye başladım.
"Artık rüyalarıma da nüfus etmeye başladın Savaş." Diyerek alayla güldüm.
Sonra kendi kendime söylenmeye devam ederek örtüyü kenara çekip ayağa kalktım. Sonra banyoya girip elimi yüzümü yıkıyarak toparlanmaya çalıştım. Bir süre ıslak yüzümle aynaya bakarken içimi bir korku kaplamıştı. "Rüyan hiç hayra alamet değil Çilem. Hem de hiç."
Bunu dememin bir sebebi vardı. O da bunu üçtür görmemdi. Bu akrep hep rüyamda görünüyordu ve her geçen gün daha da korkunç görünüyordu.
Yüzümü eğip sirkelenerek banyodan çıktım ve gardroptan kıyafetlerimi çıkartıp giyinerek toparlanmaya çalıştım. Sonra da Savaş'ın ardından ben de aşağı indim.
Herkes yavaş yavaş kahvaltıya inerek yemeğine başlarken ben ise hâla durgundum. Bu halimi Savaş fark edip ne olduğunu sorduğunda bile sadece yorgun olduğumu, uykumu alamadığımı söyleyebildim.
Kahvaltıdan hemen sonra da erkekler işe gitmek için dışarı çıkarken, ben de biraz dinlenmek için yukarı çıktım. Gördüğüm rüyadan sonra kendime gelememiştim. Öyle ki ne kadar uzansam da bir türlü uyku tutmamıştım. Bu yüzden en sonunda ayağa kalkarak biraz odayı turladım. Sonra Savaş'ın çalışma odasından bir kağıt ve tahta kalem alarak tekrar odama geçip bir şeyler çizmeye başladım. Resim çizmek iyi gelebilirdi diye düşündüm.
Uzun süre düşündükten sonra akrep resmi çizmeye karar verdim. Hem belki somutlaştırarak kafamın içinden atabilirdim. Biliyorum belki pek mantıklı gelmiyor ama denemeye değerdi.
Ayak ayak üstüne atarak, kağıdı sabitleme panosu ile sabitleyip dizimin üstüne koyarak çizmeye başladım. Çizdikçe kafam dağılır düşüncesi pek işe yaramamıştı. Sanırım pek etkili olmayabilir. Resmimi tamamladığımda bir süre pencereden dışarıyı izledim. Hayatın sessiz, sakin akışını gökyüzünden izledim. Daha sonra resmi kenara bırakıp aşağı inmeye karar verdim. Saatler olmuştu odadan çıkmayalı. Tabii salondaki olaylardan bir haber aşağı inmiştim haliyle. Çünkü bizimkiler ile beraber tanımadığım bir kaç kadın daha vardı. Çoğunlukla kırklı ellili yaşlarında kadınlardı.
'Hoşgeldiniz' Diyerek ellerini öpmeye hazırlanırken Reyyan ana heyecanla ayaklanarak Serpil'i çağırıp hazırlıkları yapmasını istedi. Kafam karışık şekilde Reyyan anaya döndüm.
"Neyi hazırlayacaklar?"
"Kurşun döktüreceğiz kızım." Önce bir şasırmıştım tabii. Sonra hemen kendime gelerek konuşmaya başladım."Ne! Nasıl..."
" Evet kızım, hazırlık olana kadar da Fatma kadın da sana bir baksın."
"Ebe hatun mu?" Dedim şaşkınlıkla.
" Evet, ha! Kendisi de geldi. Hoş geldin Fatma."
" Hoş bulduk hanımım." Derken, ben ise korkuyla ona bakıyordum.
Hoş beşlerden sonra bizi tekrar aynı odaya gönderdiğinde, Ebe kadın bana ciddi bir tavırla bakmaya başlamıştı. Ben ise gerim gerim geriliyordum. Anlamaz değil mi?
" Niye kızım?" Savaş gibi soru sormaya başlamıştı bile.
"Yuh! Bunu da mı anladın Fatma teyze ya?"
" Pek çok hamile gördüm kızım ve sen gordüğ o hamilelere hiç benzemiyorsun. Şimdi, niye yalan söyledin, anlat bakalım."
"Şartlar öyle gerekti diyelim."
" O gerekli şey başınızda patlayacak da, neyse..." Kadın bıkkın bir nefes verip dışarı çıkarken, ben ise korkuyla dudak ısırarak arkasından gittim.
Sonra Ebe hatun, benim de gelmem ile son kez bana bakıp Reyyan anaya dönerken, sakince konuştu. "Hekim değilim ama bebe de kızımız da iyi gibi görünüyor."
" İyi iyi çok şükür. Savaş her ne kadar böyle şeylere kızsa da senin altınci hissin kuvvetlidir bilirim Fatma." Diyerek bana dönüp konuşmaya devam etti. " Şimdi geç bakalım kuzum. Otur şuraya." Ortada duran sandalyeye bakınca ne olduğunu anlamadım ilk başta.
"Geç hadi kızım!" Sorgulamadam omuz silkerek bıkkınca oturdum. Sonra sandalyeye oturduğumda, bir çarşaf çıkartıp üstümde açtılar. Ben buna bir an itiraz edecekken, bir kadın durdurdu beni. "Kıpırdama kızım! Yanacaksın." Yutkunarak susmak zorunda kaldım. Şahsen kadın biraz dominant bir yapıya sahipti ve ben bu kadınla hiç çatışmak istemiyordum.
Sessizce beklemeye devam ederken, eski tarz tencereden birini getirip başımın üstüne getirdiler. Sonra tıslama sesinden sonra birden yerimde zıpladım.
" Anlamı ne?" Yanımdaki kadının sorusuyla başımı kaldırırken, ebe hatun taşı eline alırken, biraz incelemeye başladı. O sırada etraftaki kadınlar da merakla onu izliyordu. Ne diyeceğini dört gözle bekliyorlardı. İster istemez ben de merak ettim ne diyeceğini.
" Ebe hatun de hele anlamı nedir?" Ebe kadın, Reyyan ananın sesi ile kendine gelirken nihayet soruları cevaplamıştı.
" Nazar... bayağı nazar var bunda."
Reyyan ana endişeyle bana dönerken ben ise nazar hikayesine inanmamıştım. Benim neyim olduğunu kurşundan mı öğrenecekler Allah aşkına! Üstelik, bir şeyim de yok.
" Ya bu kurşunlara inanmayın! Batıl inançlar bunlar."
Kadınlar biraz tersler gibi bakarken, dudağımı ısırarak cevap vermeye çalıştım. " Hem, bu fal bakmaya benzemiyor mu? Neye dayanarak bunu yapıyorsunuz? Günah bu günah! Bak valla çarpılacaksınız."
Ebe hatun ciddiyetle bana bakarak cevap verdi. " Nazara da mı inanmıyorsun kızım?"
" Aha bak ona inanırım işte! Atalarımız bile demiş. Nazar, deveyi kazana, insanı mezara sokar."
Ebe hatun sözlerime göz devirerek Reyyan anaya döndü. Ben ise omuz silkerek oturduğum yerde durmaya devam ettim.
" Hanım ağam ben biraz avluda oturacağım, burası biraz sıcak gibi. Biraz hava alayı."
" Tamam ebe hatun. Git sen."
Sağolasınız diyerek dışarı çıkarken, Reyyan ana da üstümde biraz dua okuyup temsili olarak tükürerek nihayet beni azat etmişti.
Bir süre sonra da, kadınlarla beraber oturup sohpete dalarak beni tamamen unutmuştu. Ben de bunu fırsat bilip avluya çıkarak ebe hatunun yanına gittim.
Ebe hatun, oturakta sessizce otururken usulca yanına oturarak bekledim. Bir şeyler demesini bekledim. Çünkü kadın kurşundan çok başka bir şeye takılmış gibiydi. Kurşuna pek inanmam, fakat rüyalara inanırım. Hele de bu kadar gerçekçi ve çarpıcıysa.
"Dün rüyanda bir şey gördün mü?" Bu kadın bir gün beni kalpten götürecek. O kesin! Aklımı okidu resmen. Bu kadın acaba insan mı? Allah'ım! Kaçsam mı acaba?
"Rüyamda seni gördüm." Dedi birden. Fakat gerisini söyleyemedi. Endişeyle bana baktı sadece. Ben ise daha çok korktum. Fakat cesaretimi toplamam lazımdı. Artık bu kadarı fazlaydı çünkü.
"Ne gördün Reyyan ana, ne olmuştu?"
" Beni boş ver de, sen söyle ne gördün? Söyle kızım?" Uzun bir soluk alırken, bir sessiz kaldı. Ne diyeceğimi, nerden başlayacağımı bilemez halde konuşmaya başladım.
"Ben...akrep gördüm." Kadının yüzü, sözlerimle daha da dehşete kapılırken, sakinleşmeye çalışarak devam etti sorusuna.
"Kaç tane gördün?"
" beş ve hepsi üstüme gelmeye, bana zarar vermeye çalışıyordu. Ben ise kaçamıyordum. Çırpınışlarım sırasında dört akrep kendiliğinden ölmeye başlamıştı ama bir tanesi...bir tanesi üstüme hala gelmeye devam ediyordu. O sıra da gerçekten hamile olduğumu gördüm. Akrep beni soktuğunda acılar içinde kıvranıyordum. Sonra nasıl yaptım bilmiyorum ama bir şekilde zehrini kanımdan çıkarttım."
Kadın uzun uzun beni süzdü. Sonra ciddiyetle ve endişeyle konuşmaya devam etti.
" Bunu bu gece mi gördün?"
" Aslında..."
" Aslında ne?"
Derin bir soluk alarak konuşmaya devam ettim. " Bunu üç gecedir görüyorum ve..."
" Ve bu gece de gördüğünde korkmaya başladın ister istemez."
Endişeyle ona bakarken konuşmaya devam etti.
" Kendine çok dikkat et kızım.
"Lütfen söyleyin anlamı ne?" Anlatmak istemiyor gibiydi fakat fazla dayanamamıştı.
" Akrep düşman demektir kızım. Bazen de gizli düşmandır. " Dehşetle onu dinlemeye devam ederken, endişeyle anlatmaya devame diyordu.
" Ama korkma, gerçek de olmayabilir. Sadece bildiklerimi söylüyorum kızım."
Bıkkın bir nefes alırken, kadın omzumu sıvazlayarak teskin etmeye çalıştı.
" Korkma kızım, korku insanın en büyük düşmanıdır. Bir insan neyi çok düşünürse, o karşısına çok gelir. Bir de dediklerine göre buralarda bir akrep görmüşsün. Belki de çok korktuğun için karşına geliyordur."
Sorunun üstüne gitmeden asıl mantıklı soruyu sormaya çalıştım. " Ne yapmam gerekiyor peki?"
Ne yapacağımı bilmiyordum. Anlattıklarından sonra ne yapmalıydım ki? İyice korkmuştum artık.
" Bol bol Nazar duası oku kızım. Bir de gözünü dört aç. Öyle herkesin sözüne inanma." Korkuyla onu seyretmeye devam ederken, teskin etmeye devam ediyordu.
"Kalbi temiz insansın, bunu görebiliyorum. Korkma, dediğim gibi sadece bir rüya da olabilir. Fazla düşünme."
Sonra derin bir soluk vererek, yine devam etmeye çalıştı. " Kızım, bu sana bir büyük sözüdür. Bu hayatta ne yaşarsan yaşa, korkma. Çünkü herşey olacağına varır. Adım atmaktan korktuğun şey eninde sonunda ya olur ya olmaz. Önemli olan doğru cesareti gösterbilmendir."
Başka bir şey diyememiştim artık. Ne diyebilirdim ki? Neyden korunmam gerektiğini bile bilmiyordum. Ya da korunmamam gerektiğini...
Derin bir soluk alıp, içeri geçmek için kalkarken, Ebe kadının sorusuyla olduğum yerde kilitlendim.
" Rüyanda tek başına değildin, değil mi?"
Dilimi yutmuş gibiyken, kadın yavaş adımlarla bana doğru yürüyüp karşımda durdu. Gözlerimin içine bakarken, ona ne diyeceğimi artık hiç bilmiyordum
"Savaş ağa da vardı değil mi?" Bu dediklerinden sonra rüyasında beni ve Savaş'ı gördüğünü anlamıştım.
Ebe hatun, elini kalbime yaslayarak gözlerimin içine bakarken konuşmaya devam etti.
" Kalbindeki şu kilidi aç artık kızım. Yeterince kilitli kaldı."
Derin bakışlarıyla beni izlerken, konuşmaya devam etti. "İkinizi de zehirlemeye hiç gerek yok."
" N...nerden anladın? Birbirimizi sevmediğimizi."
" Sevmediğinizi değil, birbirinize hâla ait olmadığınızı."
Şaşkınca kaşlarımı havaya kaldırırken yine devam etti. "Bakışlar kızım...bakışlar bazen herşeyi anlatır. Birbirini bulamayan iki divane gibisiniz." Acıyla gülümsedi.
Ne yani! Bakire olup olmadığımı böyle mi anladı. Saçmalık, tamamen saçmalık!
" Bakire olduğumu böyle mi anladın yani?"
Kıkırdayarak konuşmaya devam etti. "Reyyan ananın da dediği gibi, altıncı hissim kuvvetlidir."
Ne diyeceğimi artık kestiremiyordum. Bu kadın nasıl bir şeydi böyle!
Ben hâla ona şaşkınca bakmaya devam ederken omzumdan tutarak konuşmaya devam etti.
" Savaş ile evlendiysen, kaderin bir bildiği varda seni onunla birleştirdi kızım. Artık direnmeyi bırak."
Bu sefer endişeyle ona bakarken, korkularımdan bir haber konuşuyordu halbuki. " Ama hiç bir şey göründüğü kadar kolay değil Fatma teyze. Korkuyorum..."
Huzurla gülümseyip devam etti. " sana söz veriyorum. Onunla kuracağın bu hayatta hiç bir şekilde pişman olmayacaksın. Hem de hiç"
Bunu söyleyerek arkasını dönüp gittiğinde, ben ise avlunun ortasında kalakalmıştım. İçimde bir korku vardı. Ancak Ebe kadının dediklerinden sonra ise bir cesaret girmişti içime.ebe kadın gözden kaybolurken ben ise kendimi toparlamaya çalışarak içeri girdim. Uzun uzun sohbetlerde bir süre sonra dağılırklarken ben ise hâla dalgındım. Korkum ve endişem artıyordu ama bir o kadar umutluydum.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 80.55k Okunma |
3.69k Oy |
0 Takip |
48 Bölümlü Kitap |