
Evet sevgili tatlı okurlarım. Yepis yeni güzel bir hikayeyle daha beraberiz 😊
Oy ve yorumlarınızı unutmamak üzere buyrun sayfaların arasında kaybolmaya.
Bu arada ilk kitabı çıkmıştır ve (Tuzak bölümüne kadar) yani tahmini ellinci bölüme kadar kitap olarak çıkmıştır dilerseniz okuyabilirsiniz.📖
Neyse haftaya görüşmek üzere canlar.🤗👋☺️kendinize çok çok iyi bakın 💞💞💞
🦋🦋🦋🦋
Şöminenin önünde oturmuş huzurla otururken az önceki yaşananları hâla idrak etmeye çalışıyorduk. Bunlar gerçek mi diye arada bir Savaş'a bakıyordum resmen.
" Az önce ne oldu?"
Savaş yanağımdan öperken, sırıtarak cevap verdi. " Olması gereken oldu Ela gözlüm."
"Biz şimdi gerçekten..." Biraz kıpırdayıp yüzümü Savaş'a çevirerek cümleme devam ettim. " Sevgili mi olduk?"
Sırıtarak başını koltuğa yaslarken, beni kendine daha çok çekerek başımdan öptü. Ayak ayak üstüne atarken bile hâla kıkırdıyordu.
"Sevgili değil, Karı koca. Biz evliyiz."
Yüzümü indirerek biraz utanırken, o ise bana sarılarak boynumdan öptü. "Benden utanmana gerek yok ufaklık. Biz zaten hep karı kocaydık. Bunu anlamak için zamana ihtiyacımız vardı sadece." Biraz kıkırdayarak devam etti. "Yedi ay kadar bir zamana."
Ben de gülümseyerek ona bakarken, tekrar yanağımdan öperek konuşmasını sürdürdü. " İnadını kırmak zor oldu ama başarı başarıdır. Öyle değil mi?"
Sorusuna gülümseyip, boynuna sarılırken kokusunu içime çektim. Sonra da huzurla gözlerimi yumdum. "Sanırım biraz sinir bozucuyum ha?"
" Çok değil. Sadece kafan karışık o kadar."
" Biliyorum." Diyerek dudak büzdüğümde, yanağıma dokunarak cevap verdi.
" Bakıyorum da uysallaştın sen. Bu başka bir Çilem."
" Olabilir. İnsan değişen bir varlıktır."
" Öyle mi?" Diyerek alayla sırıtırken, ben ise başımı sallayarak "Öyle." diye cevap verdim. Bu halime sırıtarak belimden tutarken, yanağımda öperek gıdıklamaya başladı. Kıkırdayarak onu durdurmaya çalıştığımda ise hiç umursamadan gıdıklamaya devam etti. Ben ise artık vazgeçmiş, gülmekten karnıma ağrı girene kadar kıkırdıyordum.
Kıkırdamalarımız zamanla birbirine karışırken, ketılın sesiyle anca durabilmiştik. Ben rahat bir soluk alırken, ayağa kalkarak kahveleri hazırlamaya başladım. Savaş ise kollarını ve sırtını koltuğa yaslayarak, yine ayak ayak üstüne atıp uzandı.
Kupaları elime alarak tekrar koltuğa geçtiğimde, elimdekileri sehpaya indirerek kollarımla beline sarıldım. Başım onun göğsünde iken, o da sıcacık kollarıyla beni sardı.
Ona sıkıca sarılmama kıkırdayarak izleyen sevgili kocam, başımdan öperken huzurlu ses tonuyla bir şeyler mırıldandı.
"Bir ömür böyle kalabilirim. Yeter ki sen yanımda ol." Ben gülümserken, başımdan bir kez daha öperek kokumu içine çekmeye başladı.
" Seni kaybetmeme ramak kalmıştı. Gitmek istediğini söylediğinde bütün umudumu kaybetmiştim neredeyse."
Bunu söylerken daha sıkı sarılıp konuşmasını sürdürdü.
" Sensiz bir hayatı düşünmek bile istemiyorum." Gülümseyerek başımı göğsüne yasladım. " Bende...bende istemiyorum." Dedim.
Bir süre sonra tatlı anımıza son vererek kendimizi toparlayıp kahvelerimizi yudumlamaya başlarken, daha çok sokuluyorduk birbirimize. Bu ise birbirimize olan bağı daha da güçlendiriyordu. Çünkü ona sarıldıkça daha çok güvende hissediyordum kendimi. Ona sarıldıkça kendimi daha çok evimde gibi hissediyordum.
Fakat aklıma gelen bir soruyla bu büyülü anı istemeden de olsa bozmuştum.
" Savaş?" Önümdeki bir tutam saçımı arkaya atarken " Hım?" Diyebildi sadece.
" Kaç sevgilin oldu?" diye bir soru sorar sormaz bir anda yüz ifadesi değişmişti. Sormaz olaydım.
Bıkkın bir nefes vererek doğrulduğunda, sinir bozucu olduğumu anlamıştım.
Anın içine ettin Çilem. Sen böyle devam et emi!
"Ciddi misin?"
" iki." Demin kendini azarlayan ben mi idim? Hey Allah'ım! Bari sus be kadın sus! Kaşlarını yukarı kaldırarak hayır diye cevap verirken, ben ise devam ettim.
" Üç mü?" Kaşlarını yine havaya kaldırırken, bende şaşkınca devam ettim.
"Dört?" Bu sefer başını olumsuzca sallarken, iyice merak etmiştim.
"Kaç?" Korkuyla sormuştum son soruyu.
"Beş." Gözlerim fal taşı gibi açılırken, şaşkınlıkla konuştum. " Beş sevgilin oldu ve hiç birinin elini bile tutmadın mı?
"Hayır, çünkü dediğim gibi kendime de karşımdakine de saygısızlık etmek istemedim ve iyi ki de etmemişim. Sanırım bütün bunları senin için sakladığımdan haberim yoktu."
Bunu söyleyip yanaklarımı severken.
Bana yaklaşıp, yavaştan yavaştan öpmeye çalıştı. Fakat kapının çalınması ile olduğu yere mıhlanmıştı.
"Yine kim bu münasebetsiz!" Diye söylenirken, ben ise dudaklarımı içe doğru çekerek gülmemek için çaba sarf ediyordum. Fakat bir işe yaramamıştı.
" Böyle yapınca gamzen ortaya çıkıyor ve beni nasıl etkilediğini anlayamazsın" Diyerek yine bana yaklaşmaya çalışırken, kapının tekrar çalınması ile bu büyülü an yine bozuldu. Bir hışımla ayağa kalktı. Ben ise arkasından giderek sakinleştirmek için yanında durdum.
Savaş öfkeyle kapıyı açarken ben ise Emin'in olmasına şaşırmıştım. Savaş burnundan soluyarak sinirle sırıtırken, Emin ise Savaş'ın kolunu vurarak içeri buyur etti kendini.
"Benim yakışıklı abim! Naber!"
Ben gülmemek için içimde büyük bir savaş verirken, Savaş ise Emin'i boğmamak için büyük bir savaş veriyordu.
"Emin?"
" Efendim abim benim!"
"Bu saatte ne işin var senin burada?"
Sakin kalmaya çalıştığı o kadar belliydi ki.
" Bu saatte derken? Saat hala dokuz."
Diyerek kol saatine bakarken, ben ise bunların bu halini kıkırdayarak izliyordum. Savaş, hâla ölümcül bakışlarını Emin'e doğrulturken Emin hiçbir şey olmamış gibi konuşmaya devam etti.
" Abicim bu gece misafir kabul edersiniz her halde?"
" Niye buradasın? Konuş!"
" Yoksa... abi siz salonu mu değiştirdiniz? Çok değişmiş."
" Lafı kıvırma. Hiç bir şey değişmedi. Şimdi, öt bakalım ne oldu?"
"Eee... bir içeri gireyim her şeyi anlatacağım."
Kapıdan içeri sıvışması ile durumdan bir süreliğine kurulurken, Savaş'ın sinirleri iyice bozulmuştu.
Emin koltuğa oturarak yayılırken, Savaş ise kafasına vurup kendini düzeltmesini söyleyerek benimle beraber koltuğa geçti. Artık kızmaktan vazgeçmiş gibiydi.
Emin yaramaz çocuklar gibi efendi efendi oturmaya calışırken, Savaş ise elini omzuma yaslayarak koltuğa yaslandı. Bu hali beni deli gibi heyecanlandırırken Emin'e renk vermemeye çalışıyordum. Her ne kadar Emin için normal olsa da -karı koca olduğumuz için- benim için bambaşka bir şeydi. Heyecandan elim terlerken Savaş'a bakarak, Emin'e sinirli bir şekilde bakışını izledim.
" Kendime bir kahve koyayım öyle konuşuruz." Diyerek sıvışmak için ayağa kalkan Emin'e döndüğümde, Savaş keskin komutuyla Emin'i oturttuğunda, Savaş'ın bu haline kıkirdayarak izledim.
"Ne için geldin. Daha doğrusu ne halt ettin!"
"Şeyy..." Elini ensesine alarak karıştırdı. Sonra nasıl anlatacağını kafasında hesap ederek cevap verdi.
"Abi, sanırım ben bittim."
" Lan oğlum, uzatma söyle! Sinir etmeye başlıyorsun beni."
" Annemin, annesinden kalma porselen tabaklarını kırdım."
"Hepsini mi?"
" Yaani...en son bir kaç tanesi sağlam kalmıştı sadece."
"Ooo! Hakikaten bitmişsin sen, e yarın cenazene geliriz artık merak etme."
"Annem şimdilik bilmiyor."
" Haa! Fırtına öncesi sessizlik bu yani."
" Öyle sayılır."
Kıkırdayarak ben de konuşmaya katıldım." Gerçekten nasıl becerdin bunu merak ediyorum."
" Valla yenge ne sen sor, ne ben söyliyeyim!"
" Çocukken de sakardı bu. Lan annen onları göz önünde bile bulundurmazdı. Sen nasıl bulup da becerdin kırmayı?"
" Bir şeyler ararken denk geldim. Ben nerden bileyim annemin porselen takımlarını oraya saklayacağını!"
" Buraya ne için geldin peki?"
" Bir kaç gün burada kalsam. Annem hayatta burada aramaz beni. Aklına bile gelmez."
" Lan yürü! Başka kapıya!"
" Savaş saçmalama. Dışarı mı atacaksın çocukcağızı?"
" Olmaz bir hafta bununla kalamam. Lan oğlum buraya niye geldim! Karımla başbaşa vakit geçirebilmek için geldim buraya. Ne diye buraya geliyorsun. Git başka yere!"
" Başka yerim olsa giderdim. Sana da muhtaç kalmazdım."
"Git lan o zaman!"
" Savaş yeter. Sakin ol! Emin sen de merak etme. Bir kaç gün kalırsın, sonra da annen sakinleşir belki. Bu kattaki odaya geçersin tamam mı?"
" Hay yaşa yenge! Zaten uykumda vardı. Ben bütün gün uyurum merak etmeyin siz."
" Lan uzatma, bari git zıbar!"
" Savaaş!"
"Hiç Savaş mavaş deme, anın içine... tövbe tövbe!" Son anda susarken, kafasını sinirle kenara kaydırıp sakinleşmeye çalıştı.
"Tamam boşver. Daha çok zamanımız var. Bu haftalık böyle olsun." Bana derin bir şekilde bakıp, kollarıyla kendine çektiğinde sakinleşmeye çalıştı.
Koltuğa yaslanarak anın tadını tekrar çıkarmaya çalışırken, Emin'in sesi ile yine doğrulmak zorunda kaldık.
" Şey, kendime bir kahve koyup hemen odama çekilcem, hiç merak etmeyin. Siz rahatınızı bozmayın."
Emin aradan sıyrılıp mutfağa geçerken Savaş ise kendi kendine konuşuyordu.
" Lan oğlum bunun acısını çıkartmaz mıyım?"
Emin elinde kahvesi ile tekrar odasına dönerken, Savaş gittiğine emin olup, hemen kolumdan tutarak ayağa kaldırmaya çalıştı.
" Kalk kalk! En iyisi odaya geçelim, yoksa bu daha çok gelip gider. Bilirim bunun huyunu sabaha kadar dört döner. Hem acıkırda şimdi bu. Elimden kaza çıkacak burda kalırsak. Hadi!"
Beni belimden tutup kaldırmaya çalışırken, ben ise ona ayak uydurarak onunla beraber yukarı çıkmaya çalıştım.
Koridora geldiğimizde, benim odama geçtik. Valizim hâla eskisi gibi duruyordu. Hâla elbiselerimi yerleştirmemiştim tabii.
Savaş valizi fark ettiğinde, benden uzaklaşarak valizi kendi odasına götürdü. Ben de onun ardından giderken, konuşmaya başladı.
" Valizin burda kalacak, benim odamda. Zaten yeterince ayrı kaldık." Gülümseyerek kollarımı boynuna sardığımda, aklıma haylaz bir fikir geldi. Sanırım biraz takılmaktan zarar çıkmazdı.
" Ne düşünüyorum biliyor musun? Bugün ben diğer oda da kalayım. Bu duruma biraz alışana kadar. Sonra beraber yatarız, ne dersin?"
Kafasını yana kaydırarak, imalı bir şekilde bakarak konuştu.
" Allah Allah!"
" Evet, bence çok iyi fikir. Ben bu fikri sevdim." Diyerek odadan çıkmaya çalıştım. Fakat Savaşın beni kendine çekmeye çalışması ile hiçbir şey yapamadım tabii.
" Çileem!.. Zorlama Peri kızı. Zorlama." Diyerek belime sarıldığında yutkunmadan edememiştim. Gerçekten bunları yaşıyor muyduk? Bildiğin flört etmeye başlıyorduk.
Heyecandan deli gibi atan kalbimin normale dönmesini bekleyerek yanağından öptüm.
" Benim de senden ayrılmaya niyetim yok tatlı prensim. Sanırım buralardan gitseydim de bu acıya kalbim dayanmazdı. O kesin."
"Seni senden de korumak zorundayım desene!"
Acıyla gülümsedim. haklıydı maalesef. Artık kendime hiç bir şekilde merhametim yoktu. İnsanlara bu kadar merhametli olurken, kendimi es geçiyordum.
" Hâla rüya mı diye kendi kendime sorguluyorum. Gerçekten bunu yaşadık mı? Sonunda kavuştuk mu yani?" Bunu söylemesi ile sırıtırken, biraz uzaklaşıp yüzüne baktım.
" Rüya değil, gerçeğim sevgilim. Kanlı canlı!"
Sırıtarak tekrar kendine çekerken konuşmaya devam etti. " Sevgilim demeleye başlamışsın." Diyerek bana doğru eğilip yanağımdan öptü. Sonra tekrar doğruldu. Ben ise bu haline kıkırdaya kıkırdaya dinledim.
" Yavaş git. Zaten sana dokununca anca kavrayabiliyorum gerçekliğini. Bir de böyle güzel cümleler söylersen aklımı kaçırabilirim." Diyerek boynumu öperek sarıldı. Ben ise bu haline kıkırdaya kıkırdaya izledim. Bu adam aşık olunca çok mu tatlı oluyordu yoksa bana mı öyle geliyor? Ben bunu yerim ama! Aşırı tatlı olmuş benim kocam.
Gülümseyerek elimle boynunu sararken aklıma bir an rüya meselesi geldi.
" Savaş?"
" Efendim güzelim?"
" Beni ilk gördüğünde ne hissettin. Yani sen beni rüyanda gördüğünü söyledin ya önceden."
Bir süre düşünmüş gibi bana bakarken en sonunda belime sarılarak cevap verdi. "Gerçek olduğuna inanamamıştım ilk başta. Peri kızı gibiydin. Rüyamda seni ne zaman görsem bir türlü yaklaşamıyordum. Hep uzaklaşıyordun benden. Ama..."
" Ama?"
" Ama bu sefer uzaklaşmadın. Kaçmadan öylece durdun ve ben sana yaklaştıkça daha çok şaşırmıştım. Çünkü kaçmıyordun, gerçekten yaklaşabiliyordum sana."
" Aslında kaçmayı düşünmedim değil. O an ben de hilmiyorum nasıl bir cesaret girdi içime. Başıma bir şey gelseydi o kadardı."
Başımdan öperek belime sarıldı. "Neyseki bendim." Gülerek cevap vermeye çalıştım. "Evet, ama seni tanımadığım için sen de tehlike radarlarımdan biriydin." Sırıtarak daha çok sarıldı. " Neyse, geçti artık."
Eğilip dizlerimden kaldırarak yatağa yatırdı. Sonra kendisi de yanımda uzanarak daha çok sarıldı. Birbirimize sokularak sarılırken konuşmamıza devam ettik.
" O değil de, seni gördüğüm gün varya. O gün seni gelinlikler içinde görmüştüm. Gelinlikler içinde güzel bir bahçenin içinde dolaşıyordun ve ben yine sana ulaşmaya çalışıyordum."
Birden yataktan kalkarak şaşkınca Savaş'a baktım.
"Ne!.. şaka yapıyor olmalısın!" Başıyla onaylayarak gülümseyerek devam etti.
" o gün çok tuhaf ve bir o kadar inanılmaz bir gündü benim için. Seninle evlendiğimde bile hâla şaskınlığımı üstümden alamamıştım
"Bir dakika bir dakika, aradım derken."
Bana yaklaşıp konuşmasını sürdürdü.
" Ne kadar rüyalarım da gördüğüm hayali bir kız olsan da senin hep gerçekten yaşadığına inandım. Bir gün seni gerçekten bulma hayali ile yaşadım. Berdelde de başka biri ile evleneceğimi sandın ama seni karşımda görünce... Kaderin oyunu, ben seninle ilk karşılaşmadan sonra umudumu kesmişken..." Bana daha çok yaklaşıp gülümseyerek konuşmaya devam etti.
" Berdelle evlendiğim sen çıktın."
" Benden vazgeçmiştin yani."
Huzurlu bir gülümseme bırakıp konuşmasını sürdürdü.
" Seninle kavga ettikten sonra umudumu hepten kestim. Üstelik fedakarlık yapmak zorundaydım. Kardeşimin aşk acısı çekmesini göze alamazdım. Reha da bir anlaşmaya gidince bu evliliği kabul ettim.
Yılmazdan bahsedince birden suratım düştü ama çok belli etmemeye çalışıyordum. Savaş yanıma iyice yaklaşıp konuşmaya devam etti.
" Artık evli olacağım için senden ümidimi kesmiştim. Bir daha seni göremeyeceğimi sanmıştım, tâki uçurumda haykırışlarını duyana kadar."
Ona şaşkınca bakarken konuşmaya devam etti.
" Seni son kez görmek istemiştim. Son kez gözlerine bakmak istemiştim. Bu yüzden arabayla peşinden gittim. Fakat bazı adamların seni zorla kaçırdığını fark ettiğimde işler iyice karışmıştı. Hemen neler olduğunu anlamak için, tekrar peşinden gitmeye devam ederken, bir süre sonra bizim konağın önünde durdular. O zaman anladım berdele verilen kadın sen olduğunu."
Ben şaşkın gözlerle ona bakarken o ise sırıtarak burnumdan öpüp koluyla sarmaladı.
" Kader nereye gidersen git seni bulur derler ya, ona şuan hiç inanmadığım kadar çok inanmaya başladım."
Gülümseyerek ona bakarken konuşmaya devam etti
"Yirmi beş yaşımdan beri seni düşünürken, gerçek olduğundan bile emin değildim."
Kollarımla onu daha çok sararken, o ise saçımdan öpüp kokumu iyice içine çekerken konuşmaya devam etti.
" Bir kızımız olsa sana benzesin."
"Yok yok! Aman bana benzemesin! Ben bile kendi huyumdan çekiyorum çektiğim kadar. Bir de o çekmesin. Sana çeksin hem biraz daha cesur, kendinden emin olur."
Gülme sesi geldikten sonra cevap verdi.
" Kendimden emin olduğumu nerden biliyorsun?"
" Bilmem, öyle görünüyorsun." Dedim omuz silkerek
Saçıma eğilerek konuşmaya devam etti
" Sen de cesur ve akıllı bir kadınsın Ela gözlüm. Kendine haksızlık etme."
" Ben öyle sanmıyorum ama neyse."
" Eğer cesur olmasaydın, bugün benim önüme atlayabilir miydin sence? Hiç sanmıyorum."
Göğsüne sarılarak hemen cevap verdim. " Sana bir şey olsaydı...kendimi asla affetmezdim."
" Lütfen öyle düşünme güzelim. Bak sonunda hiçbir şey olmadı."
Bir süre mahsunca ona bakarken, sırıtarak konuşmaya devam etti.
" Artık konakta iki yabancı gibi yaşamayacağız. Bir karı koca olarak yaşayacağız ve biliyor musun?..." Yüzüme doğru eğilip, burnumdan öperek cümlelesini tamamladı.
" Artık benim Peri kızımsın. Yalnız benim kadınım."
" Sen de benim adamımsın. Sevdiğim, sevdalımsın."
Tekrar burnumdan öperek son kez konuştu. " Bir gün çocuklarımızla da çok mutlu bir aile olacağız." Dedi uyku mahmurluğuyla. Görevini kapatmış, sersemlemişçesine konuşuyordu.
" Oo! Sen çocukları da kurmuşsun kafanda. Bu ne hız şampiyon, daha karpuz keseceğiz." Diyerek saçmalamaya başladım. Fakat Savaş pek şaşırmamış gibiydi. Aksine "Hıhım." Diye bir cevapla tamamen uykuya dalıyorum. Ben de daha fazla konuşmadan gülümseyerek üstünü örttüm. Savaş belime daha çok sarılırken, yakınıma gelerek saçlarımdan öperek uykuya dalmıştı.
Bu haline yine gülerken gözlerimi yumarak ona sarıldım. Bir hafta boyunca uyuyamamıştı. Çocukcağızın gözüne uyku girmemişti benim yüzümden. Gitmeye karar verdiğimi söylediğim günden beri doğru düzgün uyumamıştı. Konakta sabah ne zaman uyansam koltukta bur köşede kıvrılmış uyuyordu. Sonra bütün gün o yarım uykuyla işe gidiyordu.
Uzun süre sonra bende kendimden geçerken beline yine sarılarak kendi kendime söylenerek gözlerimi yumdum. " Özür dilerim sevgilim. Seni bu kadar üzmemeliydim."
Çok geçmeden bende kendimden geçmiştim ve en son hatırladığım şey Savaş ve gelecekteki çocuklarımızla bir aile kurduğumuz hayal ettiğimdi.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 80.55k Okunma |
3.69k Oy |
0 Takip |
48 Bölümlü Kitap |