35. Bölüm

34.bölüm:

Berna
maviay_63

Savaş ile bir bahçede oturuyorduk. Savaş eline aldığı küçük demet çiçekleri kulağımın arkasına takarken bir kaç demet saçımı öne aldı.

 

" Saçların böyleyken daha güzel."

 

" Biliyorum, demiştin."

 

" Ne zaman dedim ben? Hatırlayamadım."

 

Gülümseyerek cevap verdim. " Şapşal, bir düğün dönüşü dedin ya! Hatta saçlarımı sen açmıştın, buklelerimi öne almıştın. Hatırlamıyor musun?"

 

Gülümseyerek başımdan öptü. " Sen öyle diyorsan öyledir."

 

" Şapşal. Bu aralar çok unutmazsın."

 

" Biliyorum, senden dolayı olabilir."

Gülümseyerek yanağından öperken bir gürültüyle yerimden zıpladım.

 

Gözlerimi açtığım an Savaş'ın odasında olduğumu yeni yeni idrak edebilmiştim. "Sabah sabah ne bu gürültü lan!" Savaş böyle söylene söylene ayağa kalkarken aşağı inmeye çalıştı.

 

Aşağıdan gelen çanak çömlek sesleriyle bende ayaklanırken, Savaş ile beraber aşağı indik.

 

Aşağı indigimizde Emin'in ardından bıraktığı enkazı yeni fark etmiştik. Tavalar tencereler yerlere sarılırken Emin ise süt dökmüş kedi gibi mahsunca bize bakmıştı.

 

" Kusura bakmayın. Tavayı ararken biraz dağıttım." Savaş biraz etrafa baktıktan sonra şakaklarını tutup bıkkınca konuştu.

 

"Dışarı, hadi oğlum dışarı! Kahvaltıyı biz hazırlarız. Dışarda bekle... bekle yoksa elimde kalacaksın.

 

" Ben o zaman çıkayım."

 

" Çık!" Savaşın bağırması ile yerinden zıplayan Emin yandan yandan dışarı kaçarken, ben ise bıkkın bir soluk alarak etrafı toplamaya koyuldum.

 

" Bırak güzelim bırak, zaten sabahımızın bir güzelce içine etti."

 

" Boşveer! Hem çok komik, sayesinde ilk sabahımız eğlenceli geçti." Diyerek kıkırdadım. Savaş ise kaşları hava da şaşkınca bana baktı.

 

" Bak seeen! Öylemi?"

 

" Öyle" Diye cevap verdiğimde sırıtarak devam etti. " Desene Eminin buraya gelmesi sana yaramış.

 

" Valla ne yalan söyliyeyim, bir heyecan lazımdı bize. Mutlu ol." Dedim yanağını sıkarak. Savaş da göz devirerek elimi üzerinden çekerek elindeki tencereleri dolaba koydu. Hepsini yerleştirdikten sonra mutfağa geçerek kahvaltı hazırlamaya başladık. Peynir zeytinleri çıkarırken Savaş tekrar dolabı açarak bu sefer yumurta çıkardı.

 

" Ben bir yumurta kırayım en iyisi. "

 

Elindeki yumurtaları alarak haylazca gülümsedim. " Ee, sen şu geçen günkü krepleri yapsan olmaz mı? Ne yalan söyliyeyim tadı damağımda kaldı."

 

Belimden tutup gülümseyerek konuştu.

 

" Çok mu sevdin sen krepleri?"

 

"Hemde nasıl! O yüzden sen şimdi krep için malzemeni hazırla, yumurtayı ben hallederim. Tamam mı?"

 

Başını iki yana sallayarak sırıttı. Sonra beni yine kendine çekerek, şakağımdan öpüp diğer dolapları karıştırmaya başladı.

 

Ben de tavayı çıkartarak onunla beraber hazırlamaya başladık. Bir süre sonra da hazırladıklarımızı dışarı çıkardık. O sırada sandalyeye yayılan Emin'e sinirle bakan Savaş ise ayağını tekmeleyerek ayağa kaldırdı.

 

" Kalk lan! Yengene yardım et! Diğer kahvaltılıkları getir sende."

 

Emin korkuyla içeri girerken, Savaş ise göz devirerek tabakları masaya indirdi. Nihayet masaya geçtiğimizde bu sefer Emin elindeki telefonla bir türlü yemeğe başlayamadı. Ara sıra bir şeyler atıştırma da doğru düzgün yemiyordu.

 

Bir süre sonra da son mesajla ayaklandi.

 

" Hayırdır? Nasıl bir mesaj aldın da böyle ayaklandın?"

 

" Hiiç."

 

"Hıhı hiç belli."

 

Emin bizden uzaklaşınca kolundan dürtüp kızdım.

 

" Sanane kimse kim, belki kız arkadaşı utandırma çocuğu."

 

"Belli zaten, yoksa şu kahvaltıya top patlasa yarıda bırakmazdı."

 

Yemeğimizi yemeye devam ederken Emin içeri geçip hazırlanarak çıktı.

Biz ise tekrar kahvaltımıza dönerek yemeğe devam ettik.

 

Kahvaltı telaşı biter bitmez de Soylu'yu dışarı çıkartıp biraz gezdik. Bu sefer yaylada ve etrafında gezdik. Bir süre sonra da Savaş ile içeri geçip biraz oturduk. Savaş yine kollarıyla beni sararken kulağıma yaklaşıp fısıldayarak konuştu.

 

" Hazır Emin yokken. Odamazı çıkalım mı? Ne dersin?"

 

" Savaş..."

 

" Efendim güzelim?"

 

" Hazır değilim. Biraz zaman versen."

Başımdan usulca öpüp daha çok kendine sararak cevap verdi.

 

" Bakalım bunda ne kadar bekleyeceğiz."

 

" Üzgünüm." Derin bir soluk alarak başımdan öptü. " Sorun değil. Daha yeni anlıyorum."

 

Gülümseyerek boynuna sarıldığımda saçlarımı severek daha çok sarıldı.

 

Televizyondan film izleyerek zaman geçirirken bir süre sonra uykuya dalmıştık. Bizi uyandıran ise Savaş'ın kolunu dürtükleyen Emin beyimiz olmuştu.

 

"Savaş abi, Savaş abi..."

 

" Ne lan ne!!" Emin önce bir irkilse de cesaretini toplayarak devam etti.

 

"Odanıza mı geçseniz. Malum yenge hamile. Burda rahatsız olur şimdi."

Savaş bıkkın bir nefes verip ayaklanırken vuracağını zannetmiştim. Fakat gayet sakin hareket ediyordu.

 

"Oğlum sen burada kal, biz bu gece eve dönüyoruz. Tamam mı?"

 

"Abi nereye? Ne güzel kaliyorduk beraber."

 

"Yok yok sen burda rahatına bak, biz en iyisi gidelim yoksa bize rahat yok."

 

"Savaş..." diye cümleme baslayacaktım ki sözümü keserek bana döndü.

 

" Hadi güzelim, topla pılını pırtını eve gidiyoruz. Sen de bir süre burda kalırsın Emin, annenin siniri yatışınca dönersin. Oldu mu?"

 

Savaş'a daha fazla itiraz etmeden yukarı çıkarak valizimı alıp aşağı indim. Emin ardımızdan bizi yolculamak için dışarı çıkarken Savaş ise valizimi arabaya koyarak Emin'e baş selamı verip arabaya girdi.

 

Emin gitme der gibi Savaş'a bakarken ben ise bu haline gülmemeye çalıştım.

 

" Savaş abi, daha yeni gelmiştiniz, bu ne acele böyle. Hem belki poker oynardık. Ua da dama değil mi yenge?"

 

Emin köpek yavrusu gibi bana bakarken burda yalnız kalmak istemediği belliydi zavallımın.

 

" Çilem, arabaya bin gidelim artık."

 

Emin umutla bana bakarken ben ise kıkırdayarak arabaya girdim. Sonra ise Emin'e döndüm. " Üzgünüm Emin, inan bana seni güvenliğin için yapıyorum."

 

Diyerek gülmemeye çalıştım. Savaş arabayı çalıştırırken Emin ise ardımızdan bakakalmıştı.

 

Savaş'a dönerek bakmaya başladığımda " Ne var?" Diye söylendi.

 

" Biraz fazla olmadı mı? Çocukcağızın hiç bir zararı yoktu bence."

 

" Zararı yok?" Sırıtarak devam etti. " Sana olmasa da bana var. Seninle doğru düzgün uyanamıyoruz bile Çilem. Emin sağolsun çok güzel uyandırıyor."

 

" Tamam bir şey demedin. Ne yapıyorsan yap!"

 

" Yapıyorum zaten. Konakta daha çok başbaşa kalıyoruz!"

 

Sırtımı koltuğa yaslayarak Savaş'a bakarken o ise sinirden sırıtarak yola bakmaya devam etti.

 

Yayla yollarında nihauet düz yola ulaştıktan dakikalar sonra konağa dönmüştük.

 

Reyyan ana içeri girdiğimiz gibi bizi el ele görünce keyfi yerine gelmişti. Nihayet sorunun çözülmesine sevinen diğer aile de rahat bir nefes alırken masaya geçerek akşam yemeğine geçti. Biz de elimizi yüzümüzü yıkayarak sofraya geçtik.

 

Herkes yemeğe başlarken Esma hanım ise telefonla birilerini dakika bir arayıp duruyordu. Tabii, kim olduğunu tahmin etmek zor değildi.

 

Esma hanım iyice sinirlenirken, Savaş ve ben ise kaçacak bakışlarla birbirimize bakıyorduk. O sırada Esra sofraları sessizliği bozarak Esma hanıma döndü.

 

" Merak etme yenge, yakında gelir. Çok uzak kalamaz o."

 

" Gelecek tabii. Sonra da kırdığını tabaklarin hesabını verecek o şebek!"

 

Esma hanım tekrar ararken, daha çok sinirlendi. " Emiin, Emin! Sen elime düşersin elbet."

 

" Yenge, bir süre gelmez o sende tanıyorsun oğlunu."

 

" Hele gelmesin daha neler neler yaparım ona! Sen söyle nasıl o takımlarım. Üstelik benim canım anamdan kalmıştı. Ben onlar kırılmasın diye en köşelere sakladım."

 

Esma hanım telefonu sinirle masaya indirirken yerimden zıplayarak yutkundum. Bu kadın Emin'i sakladığımız öğrense kim bilir ne kadar sinirlenir. Zaten iyice gerilmiş, biz ona tuz biber oluruz öğrenirse.

 

Savaş önündeki eti bıçakla kesip çatalla alırken rahatlıkla cevap verdi. " Merak etme yenge, hangi deliğe girdiyse muhakkak çıkar. Daha fazla dayanamaz o."

 

" Umarım öyle olur." diyerek yeneğine başladı. Ben ise hayretler içinde, Savaş'ıncaz önceki yalan performansına hayretler için bakakaldım.

 

Savaş bu halime umursamadan yemeğe devam ederken, ben ise Reyyan ananın sesi ile anca kendime gelebilmiştim. " Kızım, yemek yemeyecek misin?"

 

" Hım?"

 

" Kızın dalgın görünüyorsun, bir şey yoktur umarım."

 

Savaş, dudaklarını içe doğru çekerek keyifle bana bakarken ben ise Reyyan anaya dönerek anca cevap verebildim.

 

" Ha yok! Yani hiç bir sorun yok merak etmeyin. Gözüm bir yere daldı sadece. Olur ya."

 

" Başka bir şey olmasın da"

 

Savaş dönerek cümlesine devam etti. "Bir an hâla küssünüz zannettim."

 

" Yok babaanne merak etme. Biz gayet iyiyiz." Diye cevap verirken, Savaş'a dönerek gülümsedim. Savaş da gülümserken Reyyan ana rahatlamış gibi soluk verirken yemeğine devam etti. Ben de konuyu daha fazla uzatmadan yemeğine devam ettim.

 

Yemektem sonra da biraz salonda oturduk ve günü çay ve kahvelerde bitirerek odalarımız çekildik.

 

Savaş rahatça soluklanarak ceketini çıkartırken ben ise haline gülerek çantamdan şarj aletimi aradım. " Nerde bu?"

 

Kendi kendime sorduğum soruya " Ne nerde?" Diye cevap alırken bir an şaşırarak Savaş'a döndüm. Sonra sırıtarak cevap verdim. " Şarj aletimi sanırım çiftlikte unuttum. Bir türlü bulamadım."

 

" İyice baktın mı?"

 

" Baktım, valize bile baktım bulamadım. Sanırım odadaki komedinin üstünde unuttum. Onu geri aldığımı hatırlamıyorum çünkü. Tabii malum bizi apar topar çıkarttığım için..."

 

" Neyse neyse takma sen, bizimkilere söylerim alırlar bir yerden."

 

" Bu saatte?"

 

" Evet, ne olmuş?"

 

" Gerek yok hayatım, Gülsüm de vardı. Ondan alırım."

 

" Sen bilirsin." Diyerek yatağa uzanırken, sırıtarak göz devirip Gülsüm'ün odasına gitmek için dışarı çıktım. Savaş'ın bu haline sırıtırken, bir an şaşırdım. " Hayret." Diyerek kendi kendime sorgulamaya başladım. Normalde bana sarılmasını falan beklerdim. Fakat aksine gayet rahat ve umursamaz davranıyordu. " Gerçekten çok ilginç bir adamsın Savaş Efeoğlu."

 

Başımı olumsuzca sallayarak sırıtırken Gülsüm'ün kapısının önüne gelmiştim bile.

 

Kapıyı çalarak gel demesini beklemeye başladım, fakat cevap gelmemişti. Yine kapıyı çaldığımda, hâla ses gelmiyordu.

 

" Gülsüm, orda mısın? İçerken kurutma makinesini sesi geldiğinde durumu anlaşılmıştı. Makinenin gürültüsünden dolayi beni duymamıştı.

 

" Giriyorum bak!" Diyerek içeri geçtiğimde içerde kimse yoktu. Etrafı kolacan ederken, acaba dursam mı diye sorguladım kendi kendime.

 

" Gülsüm, şarj aletini ödünç alacaktım da, benimkini çiftlikte unuttum!"

 

Ses gelmeyince 'eh be!' dedim içimden. Bu kız bayıldı mı ne oldu?

 

Masadaki şarj aletini fark ettiğimde bir an durdum. " Haber vermeden almak istemiyorum ama."

 

En sonunda banyoya doğru yürüyerek kapıyı tıklattım. " Gülsüm, canım müsait misin?"

 

Makinenin sesinin kesilmesiyle nihayet beni duydu diye şükrederken, kapı birden açıldı.

 

" Masanın üstünde olacaktı canım. Benim biraz işim var çıkarım şimdi. Sen otur."

 

Tamam diyerek makyaj masasına doğru yürürken, durdurmanın bir sebebi olduğunu tahmin edebiliyordum.

 

Pofuduk sandalyeye otururken derin bir soluk alarak kollarımı bağladım.

 

Şarj aletini elime alırken, kapanmaya ramak kalmış telefonumu cebimden çıkartarak prize taktım. Fakat gözüme ilişen birşeyle duraksadım.

 

Elim havada kalırken bir an sirkelenerek telefonu masaya indirdim. Sonra hayretle masada duran hamilelik testi çubuğunu elime aldım.

 

" Bu...Bu pozitif."

 

" Geldim. Şarjı bulabildin mi?"

 

Elimdeki çubukla yüzü düşen Güls

üme bakarken, Gülsüm ise yutkunarak bana döndü.

 

" Gülsüm? Sen...sen hamile misin?"

 

Gülsüm dehşetle bana bakarken, şaskınlığımı hâla üstümden atabilmiş değildim.

 

İşler iyice sarpa sararken, artık ne olacağını kestiremiyordum...

 

Bölüm : 31.01.2026 19:27 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...