
🦋🦋🦋🦋🦋
Gönüllerin bağı ilk; bakışlardan, sonra da sohbetlerde mühürlenirmiş. Gerçekten de öyleydi. Savaş'ı ilk gördüğümde ondan etkilenmiştim yalan yok. Fakat bundan daha çok hiç kimsede hissetmediğim bir şey hissetmiştim. O duyguyu hâla açıklayamıyorum ama bu hissin sadece ona ait olduğunu biliyorum. Her ne kadar tatsız bir olayla evlensek de, eninde sonunda sevmiştik birbirimizi. Maalesef bazı insanlar bu kadar şanslı değil. Berdelin bedelini bir ömür çekenler var ne yazık ki...
Yıllar sonra bu adetin bittiğini zannederken ben karşılaşmıştım bu sefer. Ama mutsuz muydum? Hayır, aksine artık dünyanın en mutlu kadını gibi hissediyordum kendimi.
Sabahın ilk ışıklarıyla uyandığımda, huzurla uyuyan kocamı izlemeye başladım. Kumral saçlarını geri atarken dağınık saçlarını toplayarak biraz yanına yaklaştım. Derin bir uykusu vardı. Gerektiğinde erken kalkabiliyordu halbuki.
Yanağını severek başından öperken sıkıca sarılmamak için kendimi zor tutuyordum.
Daha fazla tatlılığına tutulmadan kolunu tutarak belimden ayırmaya çalıştım. Ağır kolunu kaldırmaya çalışırken birden belimden sarılmam ile yerimden geri sıçradım. Basım yastığın başlığına kavuşurken Savaş'ı tepemde görmemle şok geçirdim.
" Hayırdır, nereye böyle Çilem Hanım?"
" Sen en son uyuyordun sanki. Yanlış mı hatırlıyorum?"
Şüpheyle sorgularken yakalanmış gibi yutkunurarak sırıttı. " Artık nasıl bir tesir varsa sende, bir dokunuşunla uyanıveriyorum işte."
" Allah Allah! Demin yüzüne dokunduğumda uyanamadın ama. Şansa bak ki ben kalktığında tesir etmiş dokunmam."
Savaş sırıtıp, başını kaşırken bana yaklaşarak yanağımdan öptü. Sonra tekrar yatağa uzanıp bedenimi kendine çekerek iyice sarıldı.
" Bu gün ikimiz de izinliyiz. Aşağı inmiyoruz. Bugün seni bırakmam, benimsin bugün."
" Öyle şey mi olur saçmalama!"
" Olur olur, çok güzel olur."
Savaş yine sıkıca sarılırken birden kapı çalındı. Kapının çalınmasıyla Savaş birden beni bırakıp doğrulurken kahkaha atmamak için kendimi zor tuttum.
" Hani bırakmayacaktın Savaş bey? Sözünü çabuk bozdun."
" Bir rahat bırakmadılar gitti lan!"
Kıkırdayarak kendimi toplarken kapıya doğru yönelerek saçıma son kez çeki düzen vererek kimo dedim. Sesinden Serpil olduğunu anladığımda biraz rahatladım. Babaanne yada Esma hanımı bekliyordum.
Rahat bir nefes alıp, kapıyı açarak kapının ardına baktım. Serpil yüzü eğik beklerken boğazımı temizleyerek konuştum. " Buyur Serpil. Ne istedin?"
" Hanımın, Kahvaltı nerdeyse hazırdır. Aşağıya inecek misiniz diye soracaktım."
" Tamam Serpil, şimdi geliriz biz."
" Peki hanımım." Diyerek koridora doğru yürümeye başladı.
Ben arkasında bir süre baktıktan sonra kapıyı kapatarak Savaş'ın sinirlerini haline baktım. Savaş burnundan soluyarak gardroba geçerken, kendi kendine söylenmeye başladı. " Yemin ederim bir rahat bırakamadılar bizi. Yeni evli miyiz belli değil!"
Söylene söylene kıyafetlerini çıkartarak banyoya girdi. Kapıyı arkasında çarparken ben ise bu haline biraz üzüldüm doğrusu. Gerçekten canı sıkkın gibiydi artık.
Derin bir nefes alarak ben de kıyafetlerimi değiştirerek makyaj masasına geçtim. Sadece saçlarıma biraz şekil verip, pudra ve allık sürerek kendime çeki düzen verdim. Uzun süredir Beren'i görmeye de gidememiştim. Ona da uğrarırım.
Savaş'a aşağı ineceğimi söyleyerek dışarı çıkarken, tamam olur dediğini duydum sadece. Sonra koridordan merdivenlere doğru yürüyerek aşağı indim. Ardımdan Savaş da geldikten sonra kahvaltıya başladık. Bir süre eften püften konuşurken, iki ailenin toprak kavgası konuşulmaya başlandı. Aileler ne kadar barışmak istese de iki çınarın inadı barıştıramıyordu aileyi.
Olayın ciddi olduğu, dinlerken bile belliydi. İki tarafın düğünü de sırf bu yüzden iptal olmuş. Adam kızını artık vermek istemediğini söylüyormuş.
" Reyyan ana, problem sadece toprak kavgası olamaz bence. Öyle değil mi?"
Babaanne başını huzursuzca sallayarak cevap verdi. " Değil zaten. Geçmişte kalan bir problem. Bu maalesef aileyi de huzursuz ediyor."
" Peki nedir sorun?"
" Derine inmemiz özele girer kızım. Boşver, anlaşamıyorlar işte."
Önem baktığımda Reyyan bıkkinca soluk alarak konuşmaya devam etti. "Hiç değilse çocuklara karışmasalardı. Nasıl da seviyorlardı birbirlerini. Günleri sayıyorlardı zavall kuzularım."
" Buna böyle izin veremeyiz öyle değil mi? Ağalar arasında konuşulur, orta yolu bulunur herhalde."
Savaş elimi tutarak yumuşak sesiyle cevap verdi. " Merak etme canım, barışırlar. Düğün öyle kolay değil. Hepimizi konuşup orta yolu bulmasını sağlayacağız zaten merak etme."
'Umarım' diyebildim sadece. Savaş ile kendimi yerine koyunca gerçekten de zor bir durumda olduğunu anlayabiliyordum. Savaş ile ayrı kalamazdım. Buna dayanabileceğimi hiç zannetmiyorum.
Bir süre sonra konu dağılırken, erkekler de işe gitmek için yavaş kalkmıştı. Savaş ve Emin de kalktıklarında ben de odama geçip çantamı hazırlayarak aşağıya, balkona indim. Tabii Esma hanım üstten üstten bana bakarken burun kıvırarak tam gideceğim anında ciyak sesiyle durdu.
" Nereye böyle gelin?"
Gözlerimi yumarak kısık bir küfür atarken sakince arkamı döndüm.
Esma hanım kılık kıyafetime bakarken bol bol sabır dilemeyi ihmal etmedim.
" Arkadaşımıza uğrayacağım da. Rahatsız olmuş, geçmiş olsuna gideceğim."
" Telefon arar konuşursun, ne gerek var gitmene. Daha bismillah dün yeni eve geldin. İki dakika duamiyormusum evinde. Hep dışarda hep dışarda."
Dişlerimi sıkarak bağırmamak için tüm çabamı sarf ederken öfkeyle yanına gidip yanına eğilerek ben de baştan aşağı süzerek gülümsedim. " Esma hanım. Görmeyeli kocam mı oldunuz? Haberim mi yok?"
" Ne saçmalıyorsun sen gelin!"
" Diyorum ki, kocamın annesi bile değilsiniz. Ne yapacaksınız burda otursam. Bana laf atmanızı mı dinleyeceğim. Ben burada Savaş için kalıyorum. Savaş'ın karısıyım ve Savaş ile benim problemim oluyor. O yüzden siz o kıymetli canınızı sıkmayın." Gülsüm'ün olduğu balkona bakarak hüzünle soluklandım. Sonra yine Esma hanıma döndüm. " Siz bana çemkireceğinize! Oğlunuzun üzerine kuma getirttiği gelininizin yanında olmaya çalışın! Burda bu kadınla çemkirecek insan değilsiniz. Hem..." Alev denen kadına sinirle bakarak konuşmaya devam ettim. "Namus davasını, evlenmeden hamile kalan bu yüzsüze ve bunu hamile bırakan oğlunuza yaparsınız. Benim size verecek hesabım yok!"
Esma hanım biraz utançtan, biraz sinirden kızarırken başka bir şey diyemedi. Diyemez tabii, demeye yüzü mü var.
" O kadar!" Diyerek son sözümü damgalayıp çıktım oradan. Konağın kapısı, Esma kadının suratına çarparken Benim ise içimin yağları erimişti resmen. Bu kadına hâla patlamamış olsam da ayağını denk almasını bilir artık diye umuyorum. Artık susmak yok. Gülsüm'un hali ortada zaten. Sustukça daha çok gömülüyor bu bataklığa. Bu kadını da artık burdan gönderme vakti geldi ama bunu sonra düşüneceğim. Şimdi sakin kalıp çok düşünmeden yola çıkmam iyi olacaktı.
Arabaya binip yola çıktığımızda Aslı'yı arayarak birazdan geleceğimi haber verdim. Uzun bir süre sonra araba dururken çantamı alarak dışarı çıktım.
Aslı'nın Beren'in toparlandığını söylemesi içimi rahatlatmıştı. Onu iyi görmek beni mutlu edecekti.
Kapının zilini basarak geri çıktıktan saniyeler sonra kapı açılmıştı. Kapıyı açan Beren olduğunda rahat bir nefes alarak boynuna sarıldım. Sevinçten kızı bozduğunu fark ettiğimde uzaklaşarak özür diledim. Sonra omzunu sıvazlayarak huzurla gülümsedim. İyi olmana çok sevindim. Sana bir şey olduğunu sandım.
" Merak etme, gayet iyiyim. Sadece biraz şok yaşadım. Bu yüzden kötü oldum. " Diyerek derin düşüncelere dalarken hemen konuyu dağıtarak içeri geçmeye çalıştım.
" Ee? bizimkisi kek yapacakmış. Nasıl olmuş, haberler sende söyle bakalım."
Kapıyı ardından kapatırken omzumdan tutarak içeri aldı. "En sevdiğinden yaptı. Frambuazlı."
" Ooo! Bugün çıtayı yükseltmişsiniz." Diyerek alayla güldüm. Aslı frambuazlı Sevmediğinden biraz şaşırmıştım. Sevmediği şeyi de hayatta yapmazdı. Yaptıramazsınız da. Bizimki biraz zor bir kızdır maalesef.
" En sevdiğinden yaptım. Frambuazlı." Diyerek tabakları indirirken, Aslı'yı hâla hayretle izliyordum. " En son bunun için inatlaştığımı hatırlarım Aslı'cığım. Hangi rüzgar esti de frambuazlı yaptın?" Aslında sevmez desem de doğru olurdu sanırım. Frambuazdan nefret eder demek daha mantıklıydı. Ya da mantıksız... Allah aşkına! Kim frambuaz sevmez ki? Tatlıyı harika bir lezzete çeviriyor.
" Valla bugün keyfim yerinde. Bu yüzden en sevdiğin tatlıyı yapayım dedim. Hak ettin." Sırıtarak düşüncelerimden sıyrılırken Beren'e bakarak, tekrar Aslı'ya döndüm. "Hayırdır? Neyi kutuluyoruz? Bilmeden bir şey mi kaçırdım?" Diyerek tekrar Beren'e dönerken, Beren göz devirerek omzumdan tutup koltuğa geçirdi. "Öylesine yapmış işte. Ne olduysa artık, bütün gün yerinde duramadı."
" Tabii ki de yanında sigara böreği de yaptım."
Sırıtarak Aslı'ya baktım. " Maşallah avukat hanım! Pek hamaratlıyız."
O da kıkırdayarak hemen cevap verdi."Ne sandın güzelim. Aslı Eryılmazdan her iş gelir!"
Aslı mutfağa geçerek diğer malzemeleri getirmeye çalışırken, biz de ardından giderek yardım etmeye koyulduk.
Börek ve pastayı masaya indirdikten sonra uzunca bir sohpete daldık. Konuyu Beren'in ailesine çevirmek istesem de, kötü olmasından korktuğum için bir şey diyemedim. Bir süre sonra tabakları doldurarak tadım testine geçtik. Aslı kendine başka bir aroma yapmıştı. Dediğim gibi frambuazdan hiç hoşlanmaz.
Ben tabii kendimden geçerek tadına verirken biraz abarttım olayı. Frambuaz düşkünlüğm yüzünden Bir tabak daha almama ramak kalmıştı.
Bir süre oturmaya devam ederken, Beren'in mutfağa gitmesini fırsat bilerek Aslı'ya döndüm. " Aslı? Beren'in durumu nasıl? Son geldiğimden beri toparlamış gibi."
" Eh işte. Zar zor toparlandı." Ardına bakarak konuşmaya devam etti. "Annesinin ona tiksintiyle bakması, onu hiç bir zaman istememesi, derinden yaralamıştı. Ailesinin onu terk ettiğini biliyordu fakat bu kadar nefret edeceklerini tahmin edememişti maalesef. Ya kadında utanma mutanma yok! Arsız bir şey çıktı ya!"
Ayak sesleri gelirken hemen toparlanarak tabakdakilerimizi yemeye devam ettik. Pastamızdan sonra uzun uzun sohpete dalarak konuşmaya devam ettik. Günümüz öyle ya da böyle geçerken, zamanın nasıl bittiğini anlamamıştık bile. Saat beşi bulmuştu.
Yavaştan yavaştan müsade isteyerek ayaklanmaya başladım. Bir süre sonra da arabaya binerek yola çıktım.
Yol boyunca mardin sokaklarıni izlerken geçmişe dalmıştım. Ne kadar güzel günlerdi böyle. Yolu izlemeye devam ederken, birilerini fark etmem ile arabayı birden durdurdum. Alev'i fark etmiştim. Bir kadınla beraber parkta oturuyordu.
Gözlerimi kısıp biraz daha baktığımda kim olduğunu en sonunda hatırlamıştım. Savaş'ı etkilemeye çalışan o bardaki kızdı. Alev ile ne alakası var bunun diye sorgulamaya başlarken, birden telefon konuşması aklıma geldi. Kırmızı elbise, çantada keklik...bütün bu kadına söylemişti?
Evet maalesef buna söylemişti. Demek ki kuma olması için bir plandı.
Dişlerimi sıkarak öfkeyle izlemeye devam ettim onları. Etraf kalabalık olduğu için, öfkemi şimdilik dizginlemek zorunda kaldım. Burda bir olay çıkartamazdım. Başk çare yoktu. Şimdilik durmalıydım.
Her ne kadar, ikisinin boğazına yapışmak istesem de durmalıydım. Şoföre, arabayı tekrar çalıştırmasını isteyip hemen eve geçtim. Daha sonra da odamda Alev'i belemeye başladım. Odaya geçene kadar öfkemi belli etmemek için kırk takla attım resmen.
Odamda dört dönerken, salonda ayak sesleri duyunca birden duraksadım. Kapının açılıp kapanma sesini duyduktan sonra dışarı çıkarak hızla odasına gittim.
Kapısını bir hışımla açtığımda ilk başta şaşırmıştı. Ama onu umursamadım bile. Hemen boğazına yapışıp duvara yasladım.
"Şu malum arkadaşının yanından geliyorsun her halde."
" Ne, ne saçmalıyorsun sen? Kimden bahsediyorsun?"
" Bilmem, geçen gece Savaş'a yılışmaya çalışan arkadaşında bahsediyorum belki!"
" Ne! Neler diyorsun sen. Benimle bir alakası yok. Ben kimden bahsettiğini bilmiyorum bile."
" Boşuna çırpınma Alev! Seni o kadının yanında gördüm. Yani yalanlarına karnım tok."
Hala boğazından tutarken, sıkmamaya çalıştım artık. Bu kadını sevmesem de Bebeğine zarar görmesini istememiştim. Bu yüzden bozmaktan vazgeçtim. Fakat hâla öfkeliydim.
Sinirle eğilerek konuşmayı sürdürdü.
" Sen çok oldun artık. Gülsüm'ü nasıl etkilediğini bilmiyorum ama seni bu evden göndereceğim. Hem de en kısa zamanda."
Kadın yutkunarak bana bakarken, boğazını bırakarak odadan bir hışımla çıktım. Neden bilmiyorum ama bu kadının arkasından çok başka şeylerde çıkacak gibiydi. Fakat o zamana kadar ne olacağı hiç belli değildi.
Telefonu elime alarak Aslı'yı aradım. Aslı haliyle şaşırırken, bir şey mi unuttum diye sordu. Tabii bir saat önce orda olduğum için saşırması gayet normaldi.
" Alev hakkında bir şey ögrenebildin mi? Bugün sormaya fırsatım olmamıştı."
" Evet öğrendim de ne oldu? Kötü bir şey mi oldu?"
" Kim miş? Kimlerden miş?" Soruyu cevaplamayışımı umursamadan konuşmaya devam etti. Şimdi kafamın onda olmayacağını biliyordu çünkü.
" İstanbul da bir zaman bir barda çalıştığını öğrendim. Sonra da fırsatını bulup buraya yerleşmiş işte malum."
" Polat abiyle nasıl karşılaşmış? Ben burdayken buralardaydı."
" Senden önce İstanbul'a gitmiş olabilir ya hani! Çilemcim."
" Neyse, başka ne öğrendin?"
"Hâla araştırıyorum."
" Önemli bir şey öğrenirsen haber ver olur mu?"
" Arkadaş dedektif miyim, avukat mı belli değil!"
" Sen dedektif olmalıydın. Avukat olucam diye inat ettin işte."
Göz devirdiğini tahmin ederken, bıkkinca soluk alarak cevap verdi. "Bir şey bulursam sana haber veririm görüşürüz."
Görüşürüz diyerek telefonu kapattıktan sonra odama geçerek biraz uzandım. Bir süre de odada dört döndükten sonra da aşağıya inerek yemeğe geçtim.
Neyseki Alev denen o kadın etrafta görünmüyordu. Nerde olduğunu sorma zahmetinde bile bulunmadan yemeğe oturarak aileyle beraber bir şeyler yemeye çalıştım.
Yemekten sonra odamıza geçerken Savaş'ın yorgunluğunu bile sonradan fark etmiştim.
Savaş ceketini bıkkınca çıkartarak koltuğa otururken, ben de yanına giderek onun yanında oturdum.
"Sevgilim? İyi misin?"
" İyiyim... Yani idare eder."
İmalı bakışlarımla devam etmesini beklerken bıkkın bir soluk alarak konuşmaya devam etti.
" Bu aralar çok yoğun günler geçiriyoruz. Resmen mahvolduk. Batmaktan korkuyorum, bu ihale için tüm gün titizlikle çalışıyoruz ama biraz endişeliyim. Babamı mahçup etmekten korkuyorum."
Omzunu ovarak usulca yanına yaklaştım. " Sorun nedir? Bir aksilik mi var?"
" Aksilik yok. Sadece...Bilmiyorum sanki birileri işimizi sabote etmeye çalışıyor gibime geliyor. Eskisinden daha çok aksilikler çıkmaya başlıyor. İlk başta dert etmemeye çalıştım ama idare etmekte zorlaşmaya başlıyoruz.
Omzundan sarılarak yanağında usulca öperek başımı yasladım. " Her şey düzelir merak etme. İş hayatı bu, zorluklar elbet olacak."
" Toparlarız değil mi?" Benden moral beklediği belliydi. Bu yüzden daha çok moral vermeliydim."
" Hem biliyor musun? Bir dönem bizimkiler batmanın eşiğine gelmişti. Sonradan toparladılar. Yani merak etme Sevgilim, her şey düzelecek."
Belime sarılarak ciddi yüz ifadesiyle gözlerime baktı. Ben de ona bakarken düşünceli haliyle konuştu. " Ben batsaydım, ya da batarsam..."
" Hiç bir şey olmayacak. Herşey yoluna girecek merak etme." Yanaklarını avuçlayarak konuşmaya devam ettim.
"Ben güveniyorum kocama, o her şeyin üstesinden gelir."
"Eğer beş parasız bir adam olsaydım, yine beni sever miydin?"
Sırıtarak yüzüne baktım. "Birden ne oldu da böyle duygusallaştın sen."
" Sadece ne cevap vereceğini merak ediyorum."
Kaşlarımı şaşkınlıkla açarken birden ciddiyete bürünerek daha çok yaklaşıp anlıni anlıma yaslayarak cevap verdim.
" Benim paraya değil, sevgine, şefkatine ihtiyacım var. Bana olan bu bakışlarına ihtiyacım var."
Yüzünün her bir tenine dokunarak konuşmaya devam ettim. " Beni görünce yüzündeki gülümsemene ihtiyacım var."
Savaş'a daha çok yaklaşarak burun buruna geldiğimde, gülümseyerek durdum. " Savaş, benim senin varlığına ihtiyacım var. Sen yanımda olduğun sürece, senin sevginin, sadakatini, bana olan saygının hakiki olduğunu bildiğim sürece... kaybettiğin paranın hiç bir önemi yok. Para yine bulunur, yine kazanılır. Fakat sevgi kolay bulunan, sürdürülebilir birşey değildir."
Etkilenen gözleriyle bana bakarken, kaşlarımı çatıp, gülümseyerek devam ettim.
" Savaş, eğer senin sevginin sahte olduğunu hissetseydim eğer, değil ağayken, dünyanın padişahı olsan yine de yanında kalmazdım. Çeker giderdim, beni asla burda tutamazdın. Fakat senin sevginin de, sadakatini de gerçek olduğunu anladığım an...işte o an ne olursa olsun bırakmayacağım anladım. Bırakamazdım da. Benim senden başka sığınacak hiç bir limanım yok artık. Olmasın da istemiyorum. Seninle her zaman mutlu olurum ben."
Gülümseyerek yanaklarını sevmeye devam ederken elimi tutarak usulca öptü. " Her seferinde beni etkilemeyi nasıl başarıyorsun?"
Gülümseyerek başımı eğdim. Sonra tekrar Savaş'a döndüm. " Beni güzel seven bir adam bulduğum içindir."
" Güzel sevilince daha güzel oluyorsun Peri kızı." Dedi ve sonra bedenime sarılarak boynumdan usulca öptü.
Ben de karşılık vererek sarılırken son kez konuştu. " İyi ki varsın Peri kızı. Her ne kadar çekingen bir yapın olsa da."
Gülümseyerek başımı boynuna gömerken kıkırtı sesleri kulaklarımı doldurmuştu bile.
🌺🌺🌺🌺🌺
" Hanım ağam..."
Kadın sert bir tokat atarak kızı yere devirirken, korumalar şaşırmıştı. Hanımlarının bu tepkisini beklemiyorlardı.
"Bir daha kendi çıkarlarına göre hareket edersen, seni öldürürüm. Anladın mı? Ondan nefret etmen umrumda değil! Bana sadece bebeği öldürt. Zamanı geldiğinde de bana getir o kızı."
" Hanım ağam ben bir şey..."
- Sakın ben bir şey yapmadım demeye kalkma! Herşeyden haberim var benim! Seni oraya, Çilem'i bana getir diye koydum. Sonra ne yaparsan yap! İster oranın hanım ağası ol, ister kuma umrumda değil! Benim işime çomak sokamayacaksın!"
Alev, çaresizce başını eğerek " Peki hanımım." Diyebildi sadece. Kadın ise kararmış gözleriyle eğilerek, kızın çenesinden tutup konuşması a devam etti.
" Nerden peydahaldığın belli olmayan bu bebeğini sağ istiyorsan, dediğimi yapacaksın. O kızın bebeğini doğmadan öldüreceksin. Tıpkı benim gibi o kızda evlat acısı çeksin, beter olsun istiyorum anladın mı?"
Dişlerini sıkarak çenesini kenara atarken kendi kendine konuşmaya devam etti.
" Abisinin yaptıklarının bedelini, kendi öz kardeşi ödeyecek. Hemde mistiyle. Hazar ağanın kemikleri sızlayacak mezarında." Kadına tekrar dönerek konuşmaya devam etti.
"Bana Çilem Yaman'ı getireceksin, hemde hemen. O kadını acıların en büyüğünü yaşatacağım. Yaman konağına ateş düşecek ve o ateş ile cayır cayır yanmalarını istiyorum."
Uçurumun ucuna gelerek derin bir soluk aldı. Öfkeli ve acı dolu kalbi onbeş yıl önceki gibi hâla sert ve derindi.
" Çok yakında Hazar ağayı, o çok sevdiği kardeşine kavuşturacağım. Çilem Yaman, bir gün seni öldürmem için yalvaracaksın. Abin yalvarmadı ama sen ayaklarıma kapanacaksın."
Bastonu sert bir şekilde vurarak gökyüzüne baktı. Yine oğlunun orda bir yerlerde olduğunu düşünerek izlemeye başladı. Tıpkı onunda izlediğini bilerek...
Neyse cancağızlarım. Bugünün de sonuna gelmiş bulunduk. Ayrılmadan önce
bir kaç sorum olacak.
Sizce bu Alev denen kadını kukla gibi oynatan kadın kim?
Hazar ağa kim ve Çilem ile ne alakası var?
Bir de Savaş ve Çilem arasındaki çekimi nasıl buldunuz?
Haydi yorumlara😁😄💕💕
Siz unutmadan ben oyları hatırlatayım. Oyları unutmayınız teşekkürler.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 80.55k Okunma |
3.69k Oy |
0 Takip |
48 Bölümlü Kitap |