57. Bölüm

•XXXXXVI•

melek şendur
meelcnmel

"Öleceğim sanırım.."

Benim kısık ve çatlak bir sesle söylediğim bu iki kelime odadaki sessizliği bozduğunda Kenan'ın avucuma bıraktığı ilacı ağzıma attım ve bana uzattığı su bardağını elinden aldım. Bardaktaki sudan bir yudum alıp hasta olduğuma dair birkaç inilti çıkardığımda elindekileri komodine bırakmıştı. Ben, koca yatakta tek başıma yatarken çok feci durumdaydım.

Yağmurun altında kaldığım günün üzerinden tamı tamına iki gün geçmişti ve ben hâlâ yatak döşek yatıyordum. Tabii o gün hastaneye gidip kontrollerimi yaptırmış, doktorun yazdığı ilaçları alarak eve gelmiştik. O günden beri bu yataktan birkaç kez kalksam da o da çoğunlukla ihtiyaçlarımı gidermek ve biraz temiz hava almak içindi. Onun dışında Kenan yemeğimi kendi elleriyle yapıp yukarı kadar çıkarıyor, kendi elleriyle de bana yediriyordu. Tabii bu süreçte Olcay'ı evden uzak tutmuş, Defne Teyze'lere bırakmıştık. Ona bulaşırsa gerçekten büyük bir vicdan azabı çekeceğim için ve onun bunu zor atlatacağını bildiğimden dolayı Kenan'dan bunu istemiştim. Aslında Kenan onunla ilgilenebilirdi ancak o da benim yanımdan ayrılmayıp benimle bir bebekmişim gibi ilgilendiği için ona da bulaşmış olabilirdi. Bu yüzden ben iyileşip kendimi toparlayana kadar ikimiz de Olcay'a yaklaşmasak iyi olurdu. Başta onu babaanneme bırakmayı teklif etsem de Olcay bu hastalık havasını soluduğu için babaannem açısından da bu pek yararlı bir durum sayılmazdı çünkü ne de olsa yaşını almış bir kadındı ve onun bu yaştan sonra yatak döşek hasta olması pek iyi olmazdı. O gece de Defne Teyze'lere gittiğimiz için durumumu görmüşler, Olcay'ın orada kalmasının daha doğru olacağını söylemişlerdi.

Evet, bir de bu vardı.

O gece bizim için her şeyin başlangıcı olmuş olabilirdi.

İKİ GECE ÖNCE

Evin çalışanı tarafından açılan kapıdan önce ben, ardımdan da Kenan içeri girdiğinde kapıyı açan genç kızdan birkaç kelime duymuş fakat umursamamıştım. Kenan onu benim yerime yanıtlarken ondan birkaç adım önde, geniş holde ilerliyordum. Geniş holü salona bağlayan noktada durduğumda salondaki koltukta yan yana oturmuş gülerek sohbet eden Defne Teyze ve Turgay'la karşılaşmıştım. Turgay'ın tıpkı oğlununkiler gibi parıldayan yeşilleri karısının üzerindeyken bir aile saadetini bölmüş olduğumu da böylelikle fark etmiştim.

Arkamdan gelen boğuk bir sesle beraber onların birbirlerinde olan bakışları dağıldı, Kenan'ın boğazını temizlemesiyle Defne Teyze de yavaşça ayaklanmıştı olduğu yerde. Üzerinde siyah kumaş bir pantolonla ona oldukça yakışmış olan bohem tarzdaki yeşil tonlarında olan gömleği varken siyah stilettolarıyla oldukça zarifti. Kızıl dalgalı saçları omuzlarından dökülürken kocasının ona bu kadar aşık olmasının nedeni ortadaydı.

"Çocuklar," dedi, tatlı bir sesle ancak bizi burada görmeyi beklemediği belliydi. Onu şirkette Kenan'ın odasındaki duygusal konuşmamızdan sonra ilk kez şimdi görüyordum. Gözleri üzerimde uzunca dolaştığında Turgay da yavaşça oturduğu yerden kalkmıştı. "Hoş geldiniz, ne güzel sürpriz bu böyle?" derken oğlu bu sefer önüme geçmiş ve annesine sarılmıştı kısaca. Defne Teyze bana doğru ilerlemek için bir hamle yaptığında önümdeki basamakları inmeye başladım.

"Defne Teyze kusura bakma, biraz rahatsızım.." dedim, mahcup bir tonda. Onun biçimli kaşları çatılırken hiç çekinmeden elini omzuma yasladı.

"Neyin var güzelim?" dedi, endişenin bulaştığı sesiyle. Kenan onu benden önce yanıtlarken Defne Teyze'nin küçük yardımıyla inmiştim basamakları.

"Soğuk algınlığı," dedi, Kenan. "Üşütmüş biraz."

Defne Teyze'nin bakışları üzerimde endişeyle gezinirken Turgay da öylece bizi izliyordu. Bakışlarımı ona çevirip göz göze gelmemizi sağladığımda bana olan bakışları ne soğuk ne de mesafeliydi. Tıpkı Defne Teyze'nin bakışları gibi şefkat doluydu. "Hastaneye gittiniz mi?"

"Onun için evden çıkmıştık ama Maran buraya gelmek istedi," diyerek annesini yanıtladığında Defne Teyze de Turgay da bunu garipsemedi. Bizi gayet hoş karşılamışlardı.

"İyi yapmışsınız, bir bitki çayı falan yaptıralım iyi gelir.." derken duraksadı, bakışlarını oğluna çevirdi. "Yemek yedi mi?"

"Anneciğim bu söylediklerinin hepsini yaptım," dedi, sıcak bir şekilde. "Hastaneye gideceğiz sadece.." dediğinde Defne Teyze onu umursamadan az önce bize kapıyı açan genç çalışana seslenmiş ve ondan benim için bitki çayı istemişti. Ona buna gerek olmadığını söyleme gibi bir girişimde bulunmadığımda o bu sefer de Olcay'ı sormuş, Kenan onu yanıtlarken de beni koltuğa doğru ilerletmişti.

"Konuşmak istiyorum," dedim, bir anda. Henüz oturmamıştım ve hâlâ ayaktaydım. Kenan da tıpkı benim gibi ayaktayken tetikte olduğu belliydi. Benim artık üzülmemi istemediği için buraya gelmeme müsaade etmişti ancak babasının en ufak bir davranışına karşılık da üzülmeme zaten fırsat vermezdi.

Turgay'ın bakışları, ona karşılık söylediklerimle beraber kısaca eşine ve oğluna dönse de tekrar benim mavi gözlerimi bulmuş, birkaç saniyelik bakışmanın ardından başını ağırca sallayarak onaylamıştı. Defne Teyze bunu beklemediği için şaşkınlık ve bariz bir gerginlikle Kenan'a bir bakış attığında Kenan sadece onun omzunu sıvazlamış, bir şey yok dercesine başını hafifçe sallamıştı.

"Konuşalım tabii," dedi, Turgay da. O, bir elini bana doğru ötekini de merdivenlere doğru uzattığında yerimden hareketlenmiştim. "Gel, çalışma odasına geçelim.." derken çoktan önüne düşmüştüm ancak yine de Kenan'ın kısık sesle söylediğini duydum.

"Yapmazsın biliyorum ama sakın onun kalbini kırma," dedi, pek de yumuşak olmayacak bir tonda. Konu ben olunca karşısında babası da olsa böyle gard alabiliyordu.

Onun dışında hiç kimsenin sesini duymadığımda ben merdivenleri tırmanırken benim adımlarıma başka bir adım sesi daha karışmış ve bu, üst katta yer alan ona ait çalışma odasının önünde son bulmuştu. Kapalı kapıyı açıp içeri geçmem için bana öncelik tanıdığında beraber içeri geçmiş ve kapıyı ardımızdan kapatmıştı. "Otur lütfen," dedi, masanın önündeki kahve tonlarındaki deri koltuğu gösterirken. Onun bu sözleriyle beraber tekli koltuğa oturduğumda o da masanın arkasındaki yerine geçmeyip tam karşımdaki diğer koltuğa oturmuştu. Yeşil gözleri yine gözlerime kilitlendiğinde bakışları yumuşaktı. "Nasılsın?" dedi, babacan bir tavırla.

"İyiyim sen nasılsın?" dedim, benden hiç beklemeyeceği bir şekilde. Her ne olursa olsun geçmiş artık geçmişte kalmış, içimde bir yerlerden gelen o sese güvenerek onu affetmem gerektiğini düşünmüştüm. Bir hata yapmış, buna mecbur kalmıştı ve hatasını anlamıştı. Daha fazla bunu uzatıp herkesi huzursuz etmenin bir manası yoktu. Babam eğer onu affetmemi istiyorsa affetmeliydim. "O gün söylediğim şeyler için özür dilemek istedim." diyerek onun cevap vermesine fırsat bile vermeden konuya girdim hızlıca. O, beni dinlerken, "Babam benim her şeyimdi ve ben tek bir gecede tüm varlığımı kaybettim.." derken kahretsin ki tekrar gözlerim yaşlarla dolmuş, onun karşısında dimdik durmam gerekirken yine becerememiştim. Bakışları daha da yumuşarken yeşillerinde hüzün egemen olmuştu. O da en az benim kadar bu kayıpla sarsılmıştı. "Bir başıma kaldım, her şeyle tek başıma mücadele etmeye çalışıyorum. Onun yerini doldurmaya çalışıyorum ne kadar başarabildiğimi de bilmiyorum ama hâlâ hissettiğim varlığı da benimle, bunu biliyorum. Yaptığım her şeyi biliyor, görüyor ve benim buraya gelme sebebim de o.. Seni affetmiş, belki de senden hiç nefret edemedi bilmiyorum. Bunu konuşacak fırsatımız da olmadı." derken buğulu gören gözlerimden akan yaşlar çoktan şelale olmuştu. "Seni affetmemi istedi, bir hata yaptığını ve bundan pişman olduğunu biliyorum. Yani en azından öyle düşünmek istiyorum, Kenan da seni bu kadar savunduğuna göre.." derken aramızdaki küçük sehpada duran peçete kutusundan bir peçete çıkarıp bana uzatmıştı. Onu elinden yavaşça alıp gözlerimi sildiğimde beni izliyordu ince tabakayla örtünen gözleriyle. "Bu yaptığım belki bir hata olabilir ama olmamasını istiyorum. Birine güvenmekle hata yapmak istemiyorum, seni affediyorum ama sakın benim bu masumiyetimi kullanma. Bir kez daha bunu kaldıramam çünkü."

Söyleyeceklerimi bitirdiğimde hafifçe burnumu çekmiş, elimdeki peçeteyi avucumun içerisine sıkıştırmıştım. Ben, onun yeşil gözlerine bakarken o da bir anda ayağa kalkmış, bana doğru bir adım atarak gözlerimin içine bakmaya devam etmişti. Ben de bu hareketiyle beraber oturduğum yerden kalktığımda kollarını bana doğru uzatıp beni oldukça sıcak bir biçimde kucakladı. Bu beklemediğim tavır karşısında ne yapacağımı bilemezken benden uzun olduğu için başım onun göğsüne denk gelmiş, kolları da bedenime dolanmıştı. Elini saçlarım arasında hissettiğimde bir baba edasıyla saçlarımı okşadı. "Özür dilerim," dedi, tok sesiyle. "Sen bana babanın emanetisin, kızımsın." derken gözlerimden bir damla yaş daha süzülmüş, onun üzerindeki kazağı ıslatmıştı.

Ben, birkaç saniye duraksamanın ardından kollarımı kaldırarak onun beline doladığımda nedense bir an babamın kokusu etrafımı sarmıştı. Sarıldığım beden babama ait olmuş, saçlarımı okşayan el onun eli olmuştu.

GÜNÜMÜZ

"Gemiler battı yine denizlerinde," diyen ses, bakışlarımı daldığı noktadan çekmeme neden olduğunda yanımda uzanan Kenan'a baktım. Öyle bir dalmıştım ki o çoktan komodinde duran tepsiyi mutfağa götürmüş, tekrar yanıma gelmişti.

Olduğum yerde hafifçe kayıp başımı yastığa gömdüğümde vücudumu da tamamen ona doğru çevirdim. O, dirseği üzerinde doğrulmuş ve elini başına yaslamıştı. "Baş başa bir yerlere gidelim mi?" dediğimde yüzümde gezinen güzel gözleri gülümsemeye başlamıştı. Bir insanın gözleri nasıl olur da böyle güzel gülebilirdi?

"Hastasın," dedi, elini uzatıp yüzüme düşen saçlarımı geriye doğru ittirerek. "İyileşince gideriz tabii. Nereye gitmek istiyorsun?"

"Baş başa olalım, fark etmez neresi olduğu.."

"Sevişmek mi istiyorsun?" Göz devirdim.

"Baş başa olmaktan anladığın bu mu ya?" dediğimde gülmeye başlamıştı. Güzel gülüşleri yatak odamızın duvarlarında güzel bir iz bırakırken dudaklarımda oluşan gülümsemeyle onu izliyordum.

"Ama sevişiriz de," dedi, küçük bir çocuk gibi hevesle. "Biz ve baş başa kalmak.. Cümle içinde oldukça masum ama düşününce mantıklı durmuyor pek." dediğinde elimi kaldırıp dövmeyle kaplı koluna yapıştırmıştım bir tane. Ardından da vurduğum yeri okşadım hafifçe.

"Aklın fikrin orada."

"Karım değil misin?" dedi, saçlarımla oynarken. Dudaklarımda bir sırıtış oluşurken tırnaklarımı da hafifçe elimin altındaki tenine sürtmüştüm. "Sabah akşam sevişmemiz gerek ama şu hâlimize bak." Kaşlarım havalandı.

"Ne varmış hâlimizde?" dedim, trip atmaya hazır bir tavırla.

"Yaşlandık."

"Sen kendi adına konuş be," diyerek ona carladığımda bu hâllerim onu eğlendirdiği için gülmeye başlamıştı. Zaten sırf bunun için beni sinirlendirmişti. "31 yaşına gelmişsin, ben hâlâ 24'üm. Gencecik çıtır bir kadınım, sen kendine bak." Kaşları havalanırken rolleri değişmiştik.

"Ya?" dedi, oldukça tatlı bir şekilde. Buna rağmen hâlâ saçlarımla oynarken, "Neyim varmış benim?"

Ah, hiçbir şeyi yoktu tabii ki! Hâlâ çok yakışıklıydı ve sanki her geçen gün daha da yakışıklı oluyor gibiydi. Her sabah düzenli sporunu yapıyor, yapmasa bile mutlaka koşuya çıkıyordu. Oldukça sağlıklı beslenirken de gayet fitti. Benim yokluğumda da daha fazla spora abandığı için eskisinden de heybetliydi. Üzerindeki lacivert tişörtü geniş omuzlarını sararken göğüs kasları tişörtünün üzerinden bile belli olacak seviyedeydi. Kollarındaki pazılarından bahsetmiyordum bile. Kesinlikle 30 yaşını geçmiş bir adama göre epey genç ve diriydi.

"Neyin yok ki?" diyerek kendi kendime mırıldandığımda gözlerim üzerinde gezindiği için dudaklarında çarpık bir gülüş oluşmuştu. Bakışları çapkın bir hâl alırken onu öpmek istiyordum ancak bunu yapamazdım. Hastalığımı ona da bulaştırmak istemiyordum ama onu özlemiştim. Aslında o da beni öpmek için çırpınıyordu fakat ikimizin de tek endişelendiği Olcay olduğu için bunu yapmaktan kaçınıyorduk. Olcay iki gündür evde değildi ve onu da çok özlemiştik. Onu görebilmemin tek yolu da iyileşmemdi. Sadece onu emzirdiğim için bol bol su içiyordum ki doktorum böyle söylemişti. Onu aramış ve durumu anlattığımda da bunu söylemiş, ben de uygulamıştım. Tabii Olcay'a sürekli süt sağıp onun için göndersem de artık onu görmek istiyordum. İlk kez ondan bu kadar uzak kalıyordum ve bu garip hissettiriyordu. Evde duyulmayan küçük çığlıkları olmadıkça böyle hasta kalabilirdim. "Olcay'ı özledim ya.."

"Ben de," dedi, gülümseyerek. "Az önce konuştum annemle, uyuyormuş."

Dudaklarım yukarı kıvrılırken, "Sen ne zaman gideceksin işe? Çok boşladın benim yüzümden."

"Kafam rahat, yatıyorum işte evde." dediğinde kıkırdamıştım. Benim yüzümden iyice tembel olmuştu.

"Olmaz öyle, işe gitmemiz gerek.. Öncesinde benim iyileşmem lazım tabii." dedim, mırıltıyla.

"Daha iyisin ama güzelim," dedi, gözlerime bakarken. "İlaçlar da iyi geldi sana, birazdan güzel bir bitki çayı da yaparım içeriz beraber.." derken hafifçe doğruldu yerinden. "Hadi sen de yatma böyle, daha çok hasta ediyorsun kendini." dediğinde aslında haklıydı. Böyle yatmaya devam edersem bir türlü iyiyleşemezdim. Hem böyle olunca yatmaya da alışıyordum. "Aşağı inelim, sen biraz televizyon izlersin. O esnada ben de burayı bir güzel dezenfekte ederim." Kaşlarımı çatıp bir kez daha vurdum koluna.

"Virüslüymüşüm gibi davranma!" dedim, kızarak. O, gülerken beni sinirlendirmekten büyük bir keyif duyduğu açıktı. Ben yerimde doğrulup üzerimdeki yorganı attığımda daha az önce ılık bir duş aldığım için daha iyiydim. Yemeğimi de yemiş, ilaçlarımı da içmiştim nihayetinde.

Terliklerimi ayağıma geçirip komodinin üzerinde duran telefonumla büyük su şişemi alarak ayaklandım. Bu esnada o da kalkmış, beraber aşağı inmiştik. Ben salondaki koltuklardan birine geçerken o da mutfağa geçmiş, televizyonu da açmıştım. Önce kanalları güzelce dolaşıp göz attığımda gözüme pek bir şey kestirememiş ve internete bağlanarak bu aralar sıklıkla izlediğim bir diziyi oynatmıştım. Tabii ben tüm bunları yaparken Kenan da mutfakta bana bitki çayı hazırlayıp bir yandan da etrafı toparlıyordu. Daha doğrusu dezenfekte ediyordu. Aslında ev gayet temizdi fakat hasta olduğum için dezenfekte edilmesi gerçekten şarttı.

O, dakikalar sonra yanıma gelip bitki çayını masaya braktığında ona havadan bir öpücük göndermiştim. Koltukta yine yarı yatar bir pozisyonda otururken büyük ekranda oynayan yerli diziyi izliyordum. O, geri işine dönerek önce bulunduğum katı güzelce temizlemişti. O kadar dip köşe bir temizlik yapmıştı ki bir yandan ona bir yandan da televizyondaki diziye odaklanmam zor olmuştu ve bu esnada da epey zaman geçmişti. Salonla mutfak bitişik olduğu için ilk kat geniş bir alana hakimdi. Bunun yanı sıra da Olcay için şart olan bir temizlikle ortalığı ciddi anlamda dezenfekte etmişti. Bu katı bir saatten fazla sürede temizleyip üst kata geçerken ilk hedefinin yatak odamız olduğunu az çok tahmin edebiliyordum.

Aradan geçen uzun dakikaların ardından izlediğim dizinin bir bölümünü çoktan bitirmiş, ikincinin sonlarındayken Kenan da yanıma kurulmuştu. Onun hoş kokusu burnuma dolarken başımı çevirip onu kontrol ettim baygın bakışlarımla. Duş almış, üzerini değiştirmişti. Üzerinde siyah bir tişörtle gri bir eşofman varken ayaklarını tıpkı benim gibi masaya doğru uzatmış, yanında getirdiği bilgisayarını dizlerine yaslayıp açmıştı. Bunca zaman benimle ilgilense de hâlledebildiği işlerini de böyle bilgisayarından hâlletmeye çalışıyordu.

"Bence iyi bile dayandı," dedim, mırıldanarak. Bakışlarım televizyon ekranındayken söylediklerimi duyuyordu. "Ben olsam öldürüp cesedini parçalara ayırmıştım." dediğimde güldü. "Kadına aşığım diyip şiirler yazıyor, sonra da başka karılarla alem yapıyor.. Sen yapsan öldürmüştüm seni."

"Padişahım ben, öldüremezsin beni." dediğinde burnumu kırıştırıp ekranda oynayan diziye baktım.

"Padişah madişah dinlemem ben," diyerek homurdandığımda bir kez daha gülmüştü. Siyah çerçeveli gözlüklerinin ardından bakışlarını bana çevirdiğinde sanki tüm bunları o yapmış gibi ona ters ters baktım.

"Ben izleyiciyim sadece, bakma öyle." diyerek savundu kendini.

O, bana öylece bakmaya devam ederken bilgisayarının ışığı da yüzüne vuruyordu. "Şu an seni öpmek istiyorum," dedim, yine dengesiz bir tavırla. Bu tavırlarıma alışık olduğu için hiç şaşırmadı.

"Ben de beni öpmeni istiyorum," dediğinde elimi öpüp onun yanağına yaslamıştım. Ona yavru köpek bakışlarımı atarken, "Bakma şöyle, öperim." demişti. Kıkırdadım. Günlerdir bunu söyleyip duruyordu.

"Öp artık," dediğim anda gözlüğünün ardındaki bakışları dudaklarıma düştü. Normal bir zamanda olsa benden hiç uzak durmaz, bu hâlde olmama rağmen beni sürekli öpüp koklardı fakat ikimiz de bir an önce bu hastalıktan kurtulmayı ve Olcay'ı görmeyi istediğimiz için birbirimizden olabildiğince uzak duruyorduk. Öyle ki beraber bile uyumuyorduk. Ben koskoca yatakta tek başıma yatarken Kenan da odanın diğer ucundaki koltukta yatıyordu. Aslında onu misafir odalarından birine kovsam da o benden anca bu kadar uzak kalabilmişti.

"Senden gelecek mikroba da razıyım ama-" dediği an elimin altındaki yastığı suratına yapıştırdım. O, tam da suratına isabet eden yastığı çekerken gülmeye başlamıştı yine. "Olmaz yavrum, iyileş önce. Olcay olmasa yemin ediyorum tek bir öpücükle de yetinmezdim, haberin olsun."

"Hayvan!"

"Eyvallah."

Ona ters ters bakarken beyaz dişlerini göstererek bana bir gülücük hediye etmiş, bakışlarımı yumuşatmıştı. "Dışarı çıkalım mı?" dedim, yattığım yerde ona doğru dönerken. "Hava da güzel, dolaşalım biraz hadi.." dediğimde bakışları arkamda kalan bahçe kapısına dönmüş, dışarıya bir bakış atmıştı. Kasvetli geçen günlerin ardından bugün hava daha iyiydi. Güneş tepede bizi selamlarken benim de temiz hava almam iyi olabilirdi.

"Olur tamam," dedi, beni onaylayarak. "Ama üzerini sıkı giyin hâlâ tam olarak iyileşmedin." Ellerimi bir çocuk gibi çırpıp oturduğum yerden hızla ayaklandığımda bana bir bakış attı. "Bakıyorum da hemen iyileştin?" Kıkırdadım.

"Ya bir şeyler yapmak istiyorum, evde olmaktan sıkıldım. Eve tıkılıp kalmak daha çok hasta ediyor beni." dediğimde kucağındaki bilgisayarı kapatıp ayaklarını masadan indirdi. "Dolaşalım, yürüyelim biraz.. Olmaz mı?"

"Olur," derken ayaklanmıştı. Ben de televizyonu kapatıp onun peşine takıldığımda beraber yukarı çıkmış ve giyinme odasına geçmiştik. Tabii o önce çalışma odasına geçip eşyalarını bıraktıktan dakikalar sonra yanıma gelmişti. Bu esnada ben de dolabı inceliyordum. "Kalın giyin." dedi, bir kez daha. Hava çok güzeldi ve tepede güneş vardı. Fakat buna rağmen dışarısı soğuktu çünkü sonbahara biraz sert bir giriş yapmıştık.

Ben gözlerimi dolabın içerisinde gezdirirken elime gelen gri kot pantolonumu çıkardım. Palazzo tarzda bir pantolondu. Onu üzerime geçirip üzerimdeki kazağı da çıkardığımda sadece siyah sütyenimle kalmıştım. Pantolonum kalçamı sıkıca sararken bir kez daha ne kadar iyi kilo verdiğimi fark ettim. Gerçekten de çok fazla kilo vermiştim ancak güzel görünüyordu, bana yakışmıştı.

Uzun uğraşlar sonucu siyah uzun kollu bir body çıkarıp onu da giydiğimde Kenan bir yandan beni izliyordu. Üzerine geçirdiği gri salaş gömleği onun beyaz tenine müthiş bir uyum sağlarken geniş omuzları yine kendini belli ediyordu. "Ne bakıyorsun öyle?" derken sırıtmaya başlamıştım. Siyah bir kemeri takarken boy aynasında kendimi inceliyor, arkamda o da çıktığı için onu dikizliyordum. Gömleğinin düğmelerini ilikliyordu.

"Güzelliğine bakıyorum," dediğinde sırıtışım bir gülümsemeye dönüştü yavaşça. Kendisinin ördüğü saçlarıma dokunmayıp öylece bıraktığımda çoraplarımı da ayağıma geçirmiştim. Ardından da makyaj masasına oturup sadece bir nemlendirici sürerken kirpiklerime de rimel geçmiş, dudaklarımı hafifçe renklendirerek o soluk görüntümü yok etmeye çalışmıştım. Gayet iyi göründüğüme kanaat getirdiğimde birkaç gümüş küpe ve yüzükle kendimi süsledim. En sonunda da siyah topuklu botlarımı ayağıma geçirirken Kenan da arkamda oyalanıyordu. Ben oturduğum yerden kalkıp dolapta asılı olan deri ceketlerimden birini alarak üzerime geçirdiğimde o da kolunu başımın üzerinden uzatıp kendi ceketini aldı.

"Uyumlu olduk yanlışlıkla," dediğimde arkamdan çekilmeden önce başımın üzerine bir öpücük bırakmıştı. Bununla beraber gülümsemeye başladığımda ona doğru dönüp yeşil gözlerine baktım. Eli belime dolanırken aslında birbirimizden uzak durmamız gerekiyordu fakat aramızdaki çekim öylesine kuvvetliydi ki bu çok zor oluyordu. "Ya yaklaşma bana artık, vallahi kurtulamayacağız bu döngüden."

"Seni özlüyorum," dedi, oldukça etkileyici bir sesle. Sanki yeterince etkileyici bir adam değilmiş gibi bir de dibime girip bu ses tonuyla konuşuyordu.

Gözlerime kenetlenmiş olan yeşil gözlerinden kaçarak elimi sert göğsüne yaslayıp onu kendimden yavaşça uzaklaştırdım. Pekâlâ, gerçekten birbirimizden uzak durmalıydık çünkü bu şekilde iyileşemezdim. "Bakma öyle gözümün içine sokak köpeği gibi," derken yanından hızla geçip çantamla telefonumu almıştım.

"Köpek olduk yani şimdi de?" Güldüm. O, vücudunu bana doğru çevirirken elindeki ceketi yavaşça omuzlarından geçirdi. "Öyle olsun bakalım."

"Alınganız bu aralar," dedim, sorarcasına. Bu esnada önce giyinme odasından ardından da yatak odasından çıkıp aşağı inmiştik. Çok geçmeden de beraber evden çıkıp arabaya bindiğimizde hava gerçekten güzeldi. Geçtiğimiz diğer günlerin aksine kasvetli değildi ve bu havanın bugün bana güzel geleceğini düşünüyordum. "Nereye gidiyoruz?"

"Konak'a götüreyim seni, seversin." Ellerimi çırptım.

"Süper," dedim, heyecanla. O, arabayı çalıştırıp bahçeden yavaşça çıktığında ben de emniyet kemerimi takmıştım. "Uzun zaman oldu gitmeyeli."

"Gidelim, güzel bir yemek yiyelim beraber.. Havan da değişir."

"Sinemaya mı gitseydik ya?" Bakışlarım ona döndü, gözlerim kısılırken.

"Gidelim birtanem, ona da gidelim. Nereye istiyorsan gidelim." dediğinde yüzümde aptal bir sırıtış oluştu. Her istediğimi koşulsuz yapması bende çocuksu bir heyecan uyandırırken gerçekten de ondan başkasıyla yapamayacağım ortadaydı. Beni artık çözmüştü ve nasıl davranmasını biliyordu. Oysa sadece şımarıklık yapıyordum ama o bundan da keyif alıyordu.

Yolculuğumuz keyifle akıp giderken çok geçmemişti ki Konak meydanına varmıştık. Hatta Kenan arabayı meydanda bırakmış, mini turumuza yürüyerek devam etmeye karar vermiştik. Tepedeki güneş içimizi adeta ısıtırken bunun bana iyi geldiğinin farkındaydım. Günlerdir evde hasta yatağında yattığım için bu kasvetten kurtulmak iyi hissettirmişti.

"Off," Gözlerim ağırca kapanırken ağzımdaki lokmayı usulca çiğniyordum. Ayranımı açan Kenan'ın üzerimdeki bakışları kısıldığında iştahla elimdeki kumruyu yemeye devam ettim.

"Ne bu iştah?" dedi, gıcık bir tavırla. Omuz silktim.

"Özlemişim.. Uzun zaman oldu." derken elindeki ayranı içmem için uzattı. "İzmirli değilsin sen anlamazsın." Güldü.

"Başladı yine.." Başını iki yana salladı iflah olmazsın dercesine. "Yarı İzmirli sayılırım ben de." Burnumu kırıştırdım.

"Asla ben olamayacaksın."

"İyileştin sen sanki?" dedi, bu gıcık tavrıma karşılık. Benim ısrarlarımla uğradığımız seyyar bir satıcının sahile doğru attığı birkaç sandalyelerden birinde otururken güneş tepedeydi. Neredeyse herkes dışarıda, bu güzel havanın keyfini sürerken o da bana oturarak eşlik ediyordu.

Yaktığı sigarasının dumanını aksi istikamete üflerken elimdeki ekmeği ona doğru uzattım. Bakışları bana döndüğünde ısrarla kese kağıdına sarılı ekmeği ona doğru uzatmaya devam etmiştim. Birkaç saniyelik bakışmamızın ardından bana göre küçük fakat ona göre büyük sayılan bir ısırık aldı. Bu kadar az ve delicesine sağlıklı beslenmesi beni şaşırtıyordu. Aslında fazlasıyla iştahlı bir adamdı ama bu aralar az yemesi gözümden kaçmıyordu. "Oh yarasın kocama." Pipetimi dudaklarıma yaslayıp ayranımdan büyük bir yudum aldım. "Yemiyorsun bu aralar,"

"Yiyorum," derken işaret parmağıyla hafifçe sigarasına dokunmuş, uzayan külün ahşap masanın üzerindeki kül tablasına düşmesini sağlamıştı.

"Eskisi kadar iştahlı değil ama." Gözlerim kısılırken elimdeki ekmekten küçük ısırıklar alıyordum. "Yaşlılık kompleksine girdin de zayıflamaya mı çalışıyorsun?" dediğimde kıkır kıkır güldü. Dudaklarımda keyifli bir gülümseme oluşurken güldüğü için kısılan gözlerine bakıyordum.

"Yaşlı değilim ben," diyerek düzeltti beni.

"Onu biliyoruz canım."

"Canını yerim senin," Başımı hafifçe omzuma doğru eğdim sevimlice. O da elini uzatıp parmaklarıyla çenemi kavrayıp hafifçe sıktı. Ben güldüğümde elini koluma yaslayıp hafifçe okşamıştı. "Üşümedin değil mi?"

"Yo, hava güzel.. İyiyim gayet." dediğimde rüzgârın yüzüme doğru savurduğu perçemlerimi kulağımın arkasına sıkıştırdı. Onun ördüğü saçlarımdan yüzüme doğru düşen arsız tutamlarımı kolayca zapt ederken ben de yemeğimi yemiş, onunla sahilin tadını sessizce çıkarmıştık. Ben yemek yerken sessizliğimiz sürse de yemekten sonra kalkıp sahilde biraz yürümüştük. Tabii bu süreçte ara ara ona takılsam da bütünüyle keyifli vakitler geçirmiştik. Ara ara iyi olup olmadığıma dair bana yönelttiği sorular dışında bana ayak uydurmuştu.

"Aşkım," dedim, başımı ona doğru çevirirken. Bu esnada elindeki kese kağıdını bana uzatmıştı. Az önce yine benim isteğimle birlikte bana aldığı sıcacık kestanelerdi bunlar.

Elindeki kestaneleri alırken bir çocuk gibi mutluydum. Dudaklarımda zapt edemediğim o şımarık gülümsemeyle gözlerimi yeşillerine diktiğimde ilgili bakışları bendeydi. Kolunu omzuma dolayıp ona sokulmamı sağlarken, "Sevgilim," dedi, sorarcasına. Ardından benim dikkatsizliğimi fark ederek, "Çok sıcaklar, dikkat et.. Yardım edeyim mi sana?"

Sırıtışım büyürken yanağımın içini hafifçe dişledim. Kendimi bugün liseli ergen aşıklar gibi hissediyordum. "Olur," dedim, bu teklifini geri çevirmeyerek. Bu esnada salak salak sırıttığımı fark ederek dudaklarında hafif bir gülümseme oluşmasına izin verdi.

"Ne oldu?" dedi, gayriihtiyari. Elimdeki kese kağıdını tekrar ona gönderirken oturduğum yerde arkama yaslanmıştım.

"Özlemişim benimle böyle ilgilenmeni," dedim, onu izlerken. O da rahatça arkasına yaslanırken kese kağıdının içerisine bir bakış atıp hafifçe sallayarak sıcak kestanelerin birbirine karışmasını sağladı. "Çok tatlısın." Güldü güzel gözleriyle.

"Öyle miyim?" Başımı olumluca salladım. Bu esnada oturduğum yerde ona doğru kayarak iyice ona sokulmuştum. Çenemi omzuna yasladığımda bakışları usulca bana döndü. Gözlerim yeşillerinden ayrılıp pembemsi dudaklarını bulduğunda dudakları hafifçe yukarı kıvrılmıştı. Elimi kaldırıp parmaklarımı usulca yüzünde gezdirmeye başladım bu esnada. Güzel gözleri batmak üzere olan güneşin o görkemli ışığında daha belirgin hâle gelirken gözlerinin ihtişamını kaçırmak istemiyordum.

Bakışları yüzümün her bir köşesinde gezinirken çok kısa bir an yeşil gözleri benden ayrılıp etrafı kolaçan etmişti. Güldüm, parmaklarım yüzünü okşarken. "Aklını bu kadar çabuk çeldim mi?" dediğimde bakışlarını bana doğru eğdi. Çenem omzuna yaslı olduğu için yüzlerimiz yakındı.

"Aklımı çeleli uzun zaman oluyor," dediğinde alt dudağımı hafifçe dişleyip bakışlarımı tekrar dudaklarına indirmiştim. Bu sefer beklemedi, dudaklarını dudaklarıma yasladığında gözlerim ağırca kapandı. Dudaklarımı oldukça yavaş bir şekilde öperken birkaç günlük hasretim ona kavuşmamla beraber nüksetmişti. Midemde yine o tatlı sızı oluşurken şakaklarıma derin bir ağrı saplandı.

Baş döndürücü öpücüğü aklımı başımdan alırken oldukça nazikti. Dudaklarımın üzerindeki dansına iştahla karşılık verememek benim için zorlayıcı olsa da zaten bu öpücüğü, vücudumun verdiği tepkilerin hepsini barındıramayacak kadar kısaydı. Etrafta olan yüzlerce insana rağmen beni öpse de bu bana yetmiyordu. Ona özlem duyan bedenim de ruhum da daha fazlasını istiyordu.

Birkaç günlük sakalları arasına gömülen pamaklarım uyuşmuş vaziyetteyken gözlerimi tam olarak açabilmiş değildim. "Kenan," diye mırıldandım, sıcaklığına doğru. Günlerdir hasta yatağından çıkamayan ben, bu arsızlığı nereden buluyordum bilmiyordum.

"Hm," diye bir mırıltı çıkardıktan sonra dudaklarıma bir öpücük daha bıraktı o güzel dudaklarıyla. Dilimle usulca dudaklarımı yaladığımda o özlediğim tadı da damağıma yayıldı yavaşça. Gözlerimi aralayıp onun yeşilleriyle karşılaştığımda parmaklarımla yanağını okşamaya başlamıştım.

"Evimize gidip sevişelim," dedim, arsızca. Bu teklifim de onu güldürdü. Güzel, melodik gülüşü etrafımda dalgalar hâlinde yayılırken elindeki kestaneyi bana doğru uzatmıştı. Ben de bu teklifini geri çevirmeden başımı hafifçe uzatarak elindeki kestaneyi ağzıma attım.

"Bu gidişle bana da bulaştıracaksın ve biz hiç iyileşemeyeceğiz," dediğinde bu söylediğinden hiç rahatsız değildi. Tek düşündüğümüz şey Olcay olduğu için birbirimizden uzak durup ona da bulaştırmamaya çalışıyorduk ancak ben sadece bu kadar dayanabilmiştim. Onu öpüp yatağımıza sokmamam için epey direnmiştim bana göre.

Ve daha fazla direneceğimi de sanmıyordum.

🔥🔞🔥

Nefes nefese bir şekilde kendimi yan tarafa doğru attığımda sırtım yatağın yumuşacık yüzeyiyle buluştu.

"Aklımı kaçıracağım," dedim, çıplak göğsüm hızla inip kalkarken. Terden enseme yapışan saçlarımı elimle geriye doğru itip bakışlarımı beyaz boyalı tavana doğru çevirdiğimde yanımdaki bedenin de benden farkı yoktu. Gözleri kapalıyken o da benim gibi nefes alış verişlerini düzene sokmaya çalışıyordu.

Ne kadar süredir buna devam ettiğimizi ve hangi ara odamıza kapandığımızı bilmiyordum. Tek hatırladığım şey Olcay'ı uyuttuktan sonra odaya geçtiğim o andı.

Bedenimi ona doğru çevirip tüm yorgunluğuma rağmen dirseğim üzerinde dinç bir şekilde doğrulduğumda bakışlarım üzerindeydi. "Yoruldun mu?" dediğimde göğsü hareketlendi, kısık gülüşünü işittim. Elimi kaldırıp çıplak göğsüne yasladığımda derin bir nefes verdi kızarık dudakları arasından. "Bu kadar çabuk mu? Yaşlanıyor musun yoksa?" Bana yandan bir bakış atıp elini dağılmış saçlarından geçirmişti. Alnına doğru dökülen birkaç serseri tutamı geriye doğru ittiğinde çıplak teninin üzerine bir öpücük bıraktım. Dudaklarımı sürükleyerek boynuna doğru tırmanırken eli ensemi kavradı yavaşça. Göğsüne yaslı elimi pürüzsüz teninde kaydırıp boynuna yaslarken boynuna minik öpücükler bırakmaya başlamıştım. Benim sayısız öpücüklerimle beraber boğazının gerisinden bir mırıltı yükseldi."Bayılıyorum iniltilerini duymaya.." Dilimi beyaz tenine sürttüğümde sıcak nefesi saç diplerime çarpmıştı. Bakışlarım onun tutkuyla harmanlanmış yeşil gözlerini bulurken dudaklarım çenesine yaslandı. "Çok seksi." derken dişlerimi hafifçe çenesine geçirmiştim. Bununla beraber ensemdeki eli sıkılaştı, boştaki elini belime yaslayarak beni tekrar kucağına çekti çevik bir hareketle. Dolgun kalçalarım onun taş gibi olan sertliğine yaslanırken alt dudağımı dişleyip başımı geriye doğru attım. Saçlarım omzumdan aşağı dökülürken kalçamı hareketlendirmiştim.

Dudaklarından kaçan bir inilti odamızın duvarlarına çarptığında gözlerimi yumdum. Az önce sarf ettiğim sözlerimde ciddiydim. Bunu duymak bile beni delirtiyordu.

Görünen oydu ki bu gecenin biteceği yoktu.

Kalçamı hafifçe kaydırıp onu kolayca içime aldığımda o kadar ıslaktım ki bu kolay olmuştu. Daha dinlenmeye fırsat bulamayan vücudum onun için bir kez daha kasılmıştı.

Hareketlenen ellerini tutup yatağa sabitlediğimde bunu beklemiyor olacak ki şaşırdı fakat bana karşı çıkmadı. Onun kucağında onu delirtircesine oldukça yavaş hareket ederken sabahlığımın kuşağını çözüp ellerini yatak başlığının demirlerine sıkıca bağladım. Dudaklarından dökülen gülüşle beraber geri çekilip belime kavis verdiğimde beni izliyordu gözlerindeki parıltılarla.

Hiç düşünmeden elimle sertliğini kavradığımda o kadar büyüktü ki parmaklarım tamamını kavrayamamıştı bile. Bu, dudaklarım arasından sert bir soluk bırakmama neden olduğunda diğer elimle saçlarımı tek omzumda toplayıp ona doğru eğildim. Dudaklarım onun etrafını sardığında inledi bir kez daha. Boğuk, erkeksi iniltisi vücudumu hareketlendirirken saniyeler içinde hızlanmıştım. Başım ileri geri hızla hareket ederken ağzımdan çıkan sesler onun baştan çıkarıcı iniltilerine karışıyordu.

"Nasıl bu kadar iyi olabilirsin?" Nefes nefese, neredeyse fısıltı hâlinde sarf ettiği kelimelerle beraber güldüğümde buna dakikalarca devam etmiştim. Akan sıvısının bir kısmını tükettiğimde bir kısmı da göğüslerime sıçramıştı. Bu görüntüyle gözleri adeta ışıldarken kucağında hafifçe kayıp ona doğru yükseldim. Yeşil gözleri bembeyaz, dolgun göğüslerimdeyken ellerimi yatak başlığının demirlerine yaslamıştım. O, istediğim şeyi anlayarak dilini sağ göğsüme sürttü önce. Bu, dudaklarımda bir iniltinin doğmasına yol açtığında tenime bulaşan sıvıyı saniyeler içerisinde tüketti. Hem de unutamayacağım dil darbeleriyle.

"Aferin babacık," dediğimde artık sabrı kalmamış olacak ki ellerini kumaş parçasından kurtarmak için çırpınıyordu. Bu çırpınışları oldukça seksiyken bir an onu hiç çözmemeyi aklımın ucundan geçirmiş ancak bana türlü işkenceler yapmasını çok istediğim için hızla ellerini çözmüştüm. Ellerini çözmemle beraber beni hızla üzerinden ittiğinde saçlarım beyaz çarşafın üzerine dağıldı, heybetli bedeni üzerimde hoyratça hareket etmeye başladı. İki elimin bileğini tek eliyle kavrayıp başımın üzerinde sabitlediğinde onun her anlamda bu kadar kocaman olması beni bir kez daha baştan çıkardı.

"Babacık, ha?" dedi,o boğuk ve baştan çıkarıcı sesiyle fısıldayarak. Bunu Olcay üzerinden söylememden nefret ettiğini bilsem de ispatlayamıyordum ancak hoşuna gittiğini biliyordum. Gözlerim onun koyulaşan yeşillerinden ayrılmazken dişlerimi alt dudağıma geçirdim, o içimde sert darbelerle gidip gelirken.

Yeşilleri gözlerimden ayrılmazken ellerimi hareket ettirmek için hiçbir çaba göstermiyordum çünkü hâlimden memnundum. Karanlık odada tenini aydınlatan tek şey dışarıdaki ay ışığıyken her hareketinde gerilen kasları göz alıcıydı. Alnına doğru düşen birkaç tutamı, şehvetle kısılmış yeşil gözleri ve öpücüklerimin etkisiyle pembeliğini yitirmiş kızarık dudaklarıyla adeta bir baş yapıttı. Boynunda belli belirsiz parıldayan zinciri aramızda sallanırken ikimizin iniltileri de birbirine karışıyordu aynı zamanda.

"O kadar irisin ki.." dedim, iniltilerim arasında. Dudağının kenarı kavislenirken gözleri gözlerime kilitlenmişti. "Nasıl bu kadar iyi olabilirsin?" diyerek onu tekrarladığımda bu sözlerimde ciddiydim. Gerçekten nasıl olur da bu kadar iyi olabilirdi.

"Yetmiyor," dedi, mırıltı hâlinde. Aralık dudaklarım onunkilere temas ettiğinde öpüşmüyorduk ama birbirimizi çok net hissediyorduk. Onu öpmek için başımı hafifçe kaldırdığımda hareketlerimizden dolayı dudaklarımız bir türlü kavuşamamıştı. "Nasıl bir kadınsın ki, içinden çıkmak istemiyorum?" dedi, sıcak nefesi dudaklarıma çarparken.

Beni öldürecekti.

"Çıkma," dedim, güzel gözlerine bakarken. Dilim alt dudağına çarptığında bu çabama bir son verip beni öptü sertçe. "Çıkma, sabaha kadar si-" Edepsiz sözlerimi kesti aynı sertlikle.

"Değil sabaha kadar," dedi, sık nefeslerinin arasında. "Ömrümün sonuna kadar içinden çıkabileceğimi düşünmüyorum."

Bunu istemiyordum da zaten.

Altımızda bulunan yatağın gıcırtısı artarken en sonunda küçük bir ses çıkmış, yatağın bir kısmı hafifçe çökmüştü. Gecenin başından beri gıcırdıyordu ki iyi dayanmıştı.

Bacağıma yaslı eli belime hızla dolandığında ikimiz de bunu umursamadık. En zirve noktaya ulaştığımızda açıkçası ikimizde de derman kalmamıştı.

Terleyen bedenlerimiz birbirine çarparken ellerim onun ellerinden kurtuldu. "Yatak kırıldı," dedim, gülerken. Göğsüm hızla inip kalkarken o da yatağın çöken tarafına bir bakış attı. "Belliydi, şu heybetinle şimdiye kadar nasıl kırılmadı şaşkınım doğrusu.."

Gözleri beni bulurken güldü ve koca eliyle yüzümü avuçlayıp dudaklarıma derin bir öpücük bıraktı. Saniyeler içerisinde üzerimdeki ağırlığı yok olurken kendini yan tarafıma atmıştı. "Hallederiz yarın," dedi, nefeslerini düzene sokmaya çalışırken. Kolunu bana doğru kaldırıp sözsüz bir teklifte bulunduğunda ona doğru sokulup kolumu beline doladım. Üzerimden sıyrılan yorganı düzeltirken şakaklarıma bir öpücük kondurmayı ihmal etmedi.

Bir süre ikimiz de nefes alış verişlerimizi düzene sokmaya çalıştığımızda bu sessizliğimiz de dakikalarca sürmüştü. Kolumu kaldıracak takati kendimde bulamıyordum ama bu tempoda onunla sonsuza dek devam edebilirdim. Ona olan açlığım her zaman hat safhadaydı.

"Devam edecek miyiz?" diyerek arsızca konuştuğumda mavi gözlerimi ona doğru kaldırmıştım. Bana üstten bir bakış atarken dudaklarında bir hareketlilik oldu.

"Benden gizli ne yiyip içiyorsun sen?" dedi, şüpheyle. Bir yandan da bu arsızlığıma gülüyordu.

"Beni azdıran sensin," derken vücuduna yaslı olan elimi hareketlendirip karın kaslarına dokundum. Elimin altında hissettiğim kasları, beyin fonksiyonlarımın kısa bir an durmasına neden olduğunda derin bir nefes almıştım.

"Böyle giderse kırılan tek şey yatak olmayacak," dediğinde kıkırdayıp başımı biraz daha ona doğru kaldırmıştım. Bununla birlikte sağ eli yüzüme tırmandı ve hiç düşünmeden dudaklarını dudaklarıma yasladı. Yumuşacık dudakları, dudaklarımı kendine hapsederken yüzümdeki eli boğazıma dolandı bir anda. Bu sertlik, kasıklarımda bir zonklama yaratırken hafifçe doğruldum. Bu hareketim, göğüslerimin onun bedenine temas etmesine neden olurken tam olarak dizlerim üzerinde yükselmiştim. Bu esnada dudaklarımızın bağlantısı kopmazken dilim dudakları arasına sinsice sızdı. "Nasıl oluyor da bu kadar çabuk sertleşiyorum senin için?" dedi, hayıflanırcasına. Fısıltısı dudaklarımız arasına bir mesafe koyarken o da doğrulmuş ve arkamdaki yerini çok geçmeden almıştı.

"Vücudumun her köşesinde istiyorum seni," diyerek son sözlerimi sarf ettiğimde gecenin devamında da pek bir şey değişmemişti. Defalarca çeşitli pozisyonlarda bana en büyük tatmini yaşatmış, her seferinde de aynı delice istekle kavrulmuştum. İkimiz de gün doğana kadar durmamış, bitmek tükenmeyen bir enerjiyle devam etmiştik.

(***)

Gün ışığı odanın camından içeri doğru sızarken elimi komodine doğru uzatıp saati kontrol ettim. Henüz saat erkendi ancak kalkıp duş almam gerekiyor, ardından da Olcay'ı kontrol etmem gerekiyordu.

Yüzümü yastığa gömüp üzerimdeki yorganla kendimi tamamen kamufle ettiğimde banyodan gelen su sesi kesilmişti. Çok geçmeden banyonun kapısı açıldığında o ferah koku ciğerlerime dolmuş, gözlerimi kapatmama neden olmuştu. Bir bebek gibi onun kokusu eşliğinde tam şu anda uyuyabilirdim.

"Güzelim," diyen sesini aradan geçen dakikalar ardından duyduğumda kafama kadar çekmiş olduğum yorgan nazikçe çekilmişti. Kapalı gözlerimi yavaşça açarken çıplak omzuma bir öpücük bıraktı. "Kalk hadi, hasta olacaksın."

Başımı ona doğru çevirip yeşillerine baktığımda güzel gözleri üzerimdeydi. "Hastayım zaten ama sana." diyerek arabesk tarzda konuştuğumda güldü oldukça tatlı bir şekilde. Elimi kaldırıp yanağına yaslarken diğer elim de onun geniş omzuna tutunmuştu. "Beni bırakıp gittin,"

"Duracak gibi değildik," derken siyah tişörtünün sardığı omzunu okşadım hafifçe. Ardından eğilip dudaklarımı öptüğünde hemen arkamda duran komodinin üzerindeki bebek telsizinden Olcay'ın sesi duyuldu.

"Aman, ben de ne eksik diyordum!" diyerek hayıflandığımda son kez tutkulu bir öpücük bıraktı dudaklarıma.

"Ben bakarım," dedi, parmaklarıyla çenemi okşarken. "Keyfine bak sen."

Onun üzerindeki ellerimi çekip olduğum yerde hafifçe gerindiğimde o da doğrulmuştu. "Ne kadar iyi bir babacık?" Bana bir bakış attı, odadan çıkmadan önce. Ben o çıkana kadar onu kestiğimde bir süre daha yerde debelenmiş, ardından kalkmıştım. Direkt kendimi banyoya atıp orada uzun bir süre vakit geçirdiğimde sıcak duş bana iyi gelmiş, tüm bakımlarımı da yapmıştım. Saçlarımı kurutup şekillendirdikten sonra banyodan çıkıp giyinme odasına geçtim. Dolabımdan siyah eşofmanlarımı çıkardığımda iç çamaşırlarımın bulunduğu çekmeceden de kendime bir takım çıkarmıştım. Onları üzerime geçirip banyoda nemlendirdiğim yüzüme azıcık makyaj yaptığımda kendimi epey iyi hissediyordum. Yüzümde tuhaf bir ışıltı varken bunu makyajla bozmamaya özen göstermiştim.

Dalgalı saçlarımı elimle dağıtıp gri, uzun çoraplarımı ayağıma geçirdikten sonra terliklerimi giyip önce giyinme odasını ve ardından da yatak odasını toparladım. Odadaki işlerim bittiğinde aşağıdan gelen güzel kokuları ve minik kızımın kıkırtılarını takip ederek aşağı inmiştim.

"Öyle mi diyorsun?" diyen Kılıç'ın sesini duyduğumda onun hangi ara geldiğini bilmiyordum ama geleceğinden haberim vardı. Hatta onun gibi Yiğit'le Bige'nin de. Onları kahvaltıya ben davet etmiştim. Aslında onlar gibi Olcay'ı da çağırmak istemiştim ancak Kılıç'la aynı ortamda biraz tuhaf olacağını bildiğimden ona çok ısrar etmemiştim.

"Günaydın," diyerek cıvıldadığımda birden bana doğru koşturan Karlos'a doğru eğildim. Onun tüylerini okşarken, "Hoş geldiniz." demiştim aynı neşeyle.

"Hoş bulduk yengecan," dedi, üçü de aynı anda. Bu, beni güldürürken Karlos'un tüyleri arasına bir öpücük bıraktım. "Ne bu güzellik sabah sabah, kraliçem?" diyen Kılıç'a doğru ilerlediğimde tek kolunu bana doğru kaldırmış, onunla kısaca kucaklaşmıştık.

"O benim her zamanki hâlim bir kere." dediğimde bu hâllerime alışık oldukları için gülmüştü. Ardından da Yiğit ve Bige'yle kucaklaşıp onlarla hasret giderdiğimde Olcay da Bige'nin kucağındaydı. O ikisiyle balayından döndükten sonra doğru düzgün bir araya gelememiştik ve nasıl olduklarını merak ediyordum. "Ee anlatın bakalım, neler karıştırıyorsunuz yine?" diyerek ben gelmeden önce konuştukları ancak ben gelince dağılan konuya atıfta bulundum.

"Kahven," diyen Kenan, kupamı elime tutuşturduğunda gözlerimi kısarak ona baktım. O, bu bakışlarımı umursamayarak yanağıma bir öpücük bıraktığında elini belime yaslayıp beni sandalyelerden birine yönlendirmişti. Sandalyemi de çekip oturmamı sağladığında kupamı masaya bıraktım. "Gel aşkım sen de," diyerek Bige'nin kucağında gevezelik yapan Olcay'a doğru ilerledi ancak Olcay'ın kıpırdamaya niyeti yok gibiydi.

"Bibi," diye mırıldandı huysuzca. Bige'nin kucağında oldukça rahat görünüyordu ve ikisi de hâlinden memnun gibiydi.

"Ver Kılıç'a," dedim, sinsice. Bu, Yiğit'le Bige'nin imayla gülmesine neden olduğunda Kılıç da kahvesini yudumlarken bana ters bir bakış gönderdi. "Bibi'yi rahat bırak anneciğim." dediğimde en sonunda Bige'yle istemeyerek de olsa birbirlerinden ayrılmışlardı. Babası onu, salondaki oyun alanına götürürken masadaki ilgi dağılmıştı.

"Kılıç ilgilenirdi, zaten bir işe yaradığı yok." diyen Yiğit'e güldüğümde Kılıç başını salladı iki yana.

"Çok komiksiniz,"

"Üzülme, Olcay'ın yeni çıtır bir sevgilisi var zaten." diyerek Bige bu sözleri sarf ettiğinde masada kısa bir sessizlik olmuştu. Bakışlarım usulca Kılıç'a dönerken şaşırdığı belliydi. Bu kadar hızlı olması mı onu şaşırtmıştı yoksa Olcay'ın onu gerçekten unutmasına mı?

Bir süre ondan çıt çıkmadığında Kenan da masaya geri dönmüş, yanımdaki boşluğa yerleşmişti. "Kim?" dedi ancak sesinde bir merak yoktu. "O herifledir kesin, kiminle olacak?" dediğinde kaşlarım çatıldı, şimdi ondaki şaşkınlık bize geçmişti. Hadi ama Kılıç, Korhan'ı biliyor muydu?

"Sen biliyor muydun?" dedi, Bige şaşkınlıkla. Kenan dışında hepimiz Kılıç'a şaşkınlıkla bakarken başını olumluca sallayıp kahvesinden küçük bir yudum aldı.

"Yanılmadım değil mi, onunla beraber?" diye sordu ancak cevaptan emindi. Oysa Olcay'la Korhan arasında bir şeyler vardı ancak bir ilişki içerisinde hemüz değillerdi. "Hiç şaşırmadım, zaten hanımefendinin aklından çıkmıyordu." Çatık kaşlarımı düzeltmeden ona ters bir bakış attığımda ağzımı tam açmıştım ki Kenan buna müsaade etmedi.

"Bak sen seviyordun," diyerek benim için aldırdığı zeytinlerden tabağıma doldurmaya başlamıştı. Bakışlarımı ona doğru hafifçe çevirip göz göze gelmemizi sağladığımda sadece benim duyabileceğim şekilde mırıldandı. "Karışma sakın."

"Niyeymiş o?" dedim, merakla. Bu esnada Yiğit'le Bige de konuyu dağıtmaya çalışıyordu.

"Anlatırım sonra.." dedi, saçlarımı kulağımın arkasına sıkıştırırken. Ardından yanağımı okşadı hafifçe. "Hadi kahvaltını yap,"

Onun bu sözleri kafamı karıştırırken benden uzaklaşmış, masadaki sohbete dönmüştü ancak beni o da şaşırtmıştı. Kılıç'ın Korhan'ı bilmemesi için Bige'ye defalarca tembih etmişti ama o, Kılıç'ın bunu bilmesine hiç şaşırmamıştı. Bilmediğim bazı şeyler vardı ve bunları merak ediyordum.

Aklımdaki soru işaretlerinden kurtulup kahvaltımı yapmaya koyulduğumda masadaki sohbete eşlik etmeye koyulmuştum. Bige'yle Yiğit'in evliliği masanın en önemli konusuyken uzunca bir süre sadece onlardan bahsetmiştik. Onların evliliği de hızlı olmuştu ancak zaten uzun süredir birliktelerdi.

Onlarla epey vakit geçirdiğimizde ben de fazlasıyla keyifliydim. Sevdiğim insanlarla uzun zamandır vakit geçirmiyorduk ve bunu özlediğimi söyleyebilirdim. Onlarla oturup sohbet etmekten epey keyif alıyordum.

Salonu dolduran kahkahalarımız sürerken bu sefer sadece Kenan'la ben vardık. Kılıç, Yiğit ve Bige, dakikalar önce kalktıklarında çok ısrar etsek de oturmaya devam etmemişlerdi. Hatta öyle ki akşam yemeğine kalmaları için adeta yalvarmıştık. Beraber keyifli bir akşam yemeği de geçirdiğimizde ardından birer kahve içmiş, sonrasında kalkmışlardı. Şimdi de Kenan'la ben mutfağı toparlıyorduk.

"Olcay'la Kılıç'ın gerçekten ayrılma sebebi ne?" dedim, gülüşüm bir gülümsemeye dönerken. Beni o kadar çok güldürmüştü ki artık çenem ağrıyordu.

"Ben de yeni öğrendim," diye yanıtladı beni. Suyla çalkaladığım fincanları o makineye dizerken ben de onu izliyordum. "Üzülüyorum aslında onlar için.. İyilerdi yani," derken kaşlarım havalandı.

"Olcay'a çok sormuştum ama sadece uzun zamandır anlaşamadıklarını söyledi." derken iyice meraklanmaya başlamıştım. Oysaki Olcay'la bu konuyu çok konuşmuştum ve Kılıç'ın ona çok aşıkken ondan ayrılması bana da saçma gelmişti.

Kenan, makineyi kapatıp ellerini sudan geçirirken, "Sen gitmeden önce," dedi, yavaşça. Ardından da yeşil gözleri bana dönerken ona uzattığım havluyla ellerini kuruladı. "İşte biz ayrıldığımızda da büyük bir kavga yaşamışlar aslında." dediğinde bunu zaten bildiğim için şaşırmadım. Olcay, o dönemlerde Kenan'a çok kızgınken bir o kadar da bu olanlara şaşırmıştı. Kılıç'ın da bunlardan haberdar olsuğunu düşünmüş, onunla epey kavga etmişti. "Sonra hâlletmişler hâlletmesine ama Kılıç bir şey söyledi.." dediğinde heyecanla gözlerimi kırpıştırdım. O da benim ifademi dikkatle izlerken, "Olcay'ın, Kılıç'ın evinde uyurken birkaç kez bir ismi uykusunda sayıkladığından bahsetti. Korhan'ı da zaten en başından bildiği için Kılıç epey sarsılmış tabii.." Dudaklarım şaşkınlıkla aralanırken ifademi inceliyordu. "Evet, ben de böyle şaşırmıştım."

"Şaka yapıyorsun?" dedim, hayretle. Elimi hafifçe savuşturdum. "Korhan mı?" Başını salladı ağırca.

"Öyleymiş," Kalçasını tezgâha yaslayıp kollarını göğsünde birleştirdi. "Kılıç sabah uyandığında çaktırmadan bir şeyler sormaya çalışmış ama Olcay'ın bir şey hatırlamadığını anlayıp bir şey dememiş.. En sonunda da ayrılmaya karar vermiş işte." dedi ve ekledi. "Olcay'ı gerçekten seviyor ve bu kararı vermenin onun için ne kadar zor olduğunu az çok tahmin edebiliyorum."

Yaşadığım bu şaşkınlıkla beraber kafamdaki parçalar yerli yerine oturduğunda Olcay'ın Korhan'a karşı hislerini de bildiğimden aslında bu söyledikleri mümkündü fakat Olcay'ın Kılıç'la beraberken gerçekten Korhan'ı unuttuğunu düşünmüştüm.

"Kılıç'ın böyle bir karar vermesi beni şaşırtmıştı ama keşke konuşsalardı," Güldü.

"Konuşsalar ne değişecek? Besbelli aklında başka biri varmış işte.." dediğinde dudaklarımı birbirine bastırdım, arkamda duran ada tezgâha yaslanırken.

"Bunca zaman Korhan onun aklında bile değildi," dedim, umursamazca. "Tamam onun ilk aşkı falandı ve gerçekten çok da yaralanmıştı ama Kılıç'la beraberken mutluydu.." derken düşünceliydim. "Biz oradayken Korhan'la bir araya geldiler, döndüğümüzde aklı karışmış olabilir. Sonuçta uzun süre Kılıç'la uzak kaldılar.. O da benim yüzümden tabii." Bakışlarımız kesişirken yanağımın içini dişledim. Her ne kadar Korhan'la ikisini yakıştırsam da Kılıç'la da müthiş bir uyumları olduğunu söyleyebilirdim. Onunla ne kadar mutlu olduklarını da hatırlıyordum ve bunu düşününce Kılıç için gerçekten üzülmüştüm. "Kılıç tarafında durumlar ne?" Omuz silkti.

"Belli etmese de üzgün tabii," dediğinde Kılıç'ın hâlleri gözümün önüne gelmişti. Kılıç her ne kadar ortamı neşelendirse de onda bir şeylerin eksikliği vardı. "Kırgın da aynı zamanda ama Olcay'ın mutlu olmasını istiyor.. Klasik."

"Yazık.." derken gerçekten de kalbim Kılıç için sızlamıştı. Omuzlarım düşerken Kenan da üzüntümü fark etmiş olmalı ki yaslandığı yerden doğrulup aramızdaki beş altı adımlık mesafeyi büyük adımlarla kapatıp koca elleriyle yüzümü avuçladı. Başımı ona doğru kaldırıp güzel gözlerine baktığımda baş parmağıyla yanağımı okşadı hafifçe.

"Yapabileceğimiz bir şey yok bebeğim," dedi, o güzel kadife sesiyle. Bakışları gözlerim arasında gidip gelirken, "İkisinin kararı sonuçta, Olcay nasıl mutlu olacaksa öyle devam edecek ilişkileri."

"Olcay'ın hiçbir şeyden haberi yok bile," dedim, üzüntüyle.

"Olmasın da zaten," diyerek yanıtladı beni. "Keyfi kaçmasın, büyümesin olay daha fazla." dedi ve ekledi. "Senin de keyfin kaçmasın, unutalım bunları." derken gözlerime beklentiyle baktı. Gözlerimi kırpıştırıp başımı usulca salladığımda başımın üzerine bir öpücük bıraktı ."Hadi sen geç bakalım içeri, ben de sana güzel bir kahve yapayım."

Onun bu sözlerinin ardından birbirimizden ayrıldığımızda o kahve makinesine doğru yönelmiş, ben de salona geçip kendimi koltuklardan birine bırakmıştım. Olcay, halının üzerine uzanmış olan Karlos'un yanına kendini bırakırken aklımda başka düşünceler vardı ve bir süre onlarla meşgul olacağım kesindi.

🌝🌝🌝

Elimdekileri mutfak tezgâhının üzerine bırakıp ocağa doğru yöneldiğimde az önce yaptığım çorbayı karıştırmaya devam ettim. Olcay'ın çok sevdiği o çorbayı yapmıştım ama kendisi ortalarda görünmüyordu. En son Jale'yle yukarıdalardı ve Jale hâlâ ortalıkta görünmediğine göre onunla ilgileniyordu.

Yaklaşık iki saat öncesinde şirketten eve gelmiştim ve güzel bir duş alıp üzerimi değiştirmiştim. Öncesinde biraz Olcay'la vakit geçirdikten sonra ona bir şeyler hazırlamak için mutfağa geçmiştim. Onu bu aralar epey aksatmıştım ve bu yüzden de işten erken gelip tüm vaktimi ona ayırmaya çalışmıştım.

Çorbayı bir süre daha karıştırıp fokurdamaya başladığı an altını kapattıktan sonra mutfağı az önce aşağı inen Jale'yle Nilgün ablaya teslim etmiştim. Nilgün abla en başında mutfağa girdiğimde bana kızdığı için onu daha fazla kızdırmak istemiyordum. Mutfaktan çıkıp merdivenlere doğru yöneldiğim esnada kapıdan gelen seslerle beraber adımlarım durdu. Büyük ihtimalle Kenan gelmişti.

"Aşkım," Topuklu ayakkabılarımın sesi zeminde yankılanırken kapıya doğru ilerledim. Kapıda görünen Kenan'la birlikte yüzüm bir gülüşle aydınlanmıştı. "Hoş geldin.." diyerek aramızdaki mesafeyi kapatıp boynuna sarıldığımda önce arkasında kalan kapıyı yavaşça kapatmış, ardından da o güçlü kollarıyla beni sarmalamıştı.

"Hoş buldum," dedi, yanağıma bir öpücük kondururken. "Bu güzellik ne böyle?" derken burnunu saçlarıma gömdüğünü hissetmiştim. Onun o sıcaklığında konaklarken ben de kazağından yayılan kokusunu solumakla meşguldüm.

"Sana hazırlandım," derken gülmüş, ben de boynuyla çenesi arasındaki noktayı öpüp ondan yavaşça uzaklaşmıştım. Ardından onun ceketine doğru uzanıp çıkarmasına yardımcı olduğumda yeşilleri benden uzaklaşıp Olcay'ı aramaya koyuldu. "Günün nasıl geçti?"

"Yoğun ve sıkıcı," diyerek konuştuğunda bu aralar gerçekten yoğun olduğu için ne kadar bunaldığını sadece gözlerinden anlayabiliyordum. Açıkçası ben de fazlasıyla yoğundum ve şirketle şantiye arasında koşuşturmaktan ciddi anlamda yorulmuştum. Ancak işleri bir şekilde yoluna koyduğum için bu aralar biraz daha rahatlamış hissediyordum. "Senin nasıl geçti günün, erken gelmişsin?" derken kolunu bedenime dolamış, beni kendine çekmişti. Beraber içeri geçerken dudaklarımda bir gülümseme vardı.

"Bugün programım çok yoğun değildi, ben de Olcay'la vakit geçirmek için erken çıktım şirketten." derken tüm ilgisi bendeydi. Bu esnada merdivenleri tırmanmaya başlamıştık.

"Patron olunca böyle mi oluyor?" dediğinde yüzümde bir sırıtış oluşmuş, bakışlarımı ona doğru çevirmiştim. Onun yeşilleri de bana dönerken dudaklarındaki sırıtışı fark ettim.

"Senin gibi işkolik olmayınca böyle oluyor," dediğimde diliyle dudaklarını ıslattı.

"Bak ya.." Kıkırdadım, iyice ona sokulurken. Aklınca tembellik ettiğimi söylüyordu ama hiç de tembel değildim! "Gel bakalım sen buraya." dediği an daha ben ne olduğunu anlamadan ayaklarım yerden kesilmiş, kendimi bir anda onun kucağında bulmuştum. Bununla beraber çığlığı bastığımda eş zamanlı olarak da dudaklarımdan anlamsız kıkırtılar dökülmeye başladı. Kollarım hızla onun bedenine dolanırken basamakları kucağındaki ağırlığıma rağmen sakince çıkmıştı.

"Kenan!" dedim, göğsüne vururken. "İndir beni, ayıp!" derken dudaklarımdaki aptal gülüşten dolayı beni pek ciddiye alır gibi değildi. Hatta beni duymazdan geldiğini bile söyleyebilirdim.

O, kucağındaki benle beraber yatak odamıza girdiğinde söylediklerimi duymuş olacak ki kapıyı kapatmıştı. Demek bu yaptığının ayıp olduğunun farkındaydı.

Birkaç adımda odanın ortasındaki koca yatağa doğru ilerleyip beni yavaşça yatağa bıraktığında üzerime sinen ferah kokusunu solumakla meşguldüm. Kokusunun üzerime bu kadar çabuk sinmesi tuhaftı ama hoşuma gitmiyor değildi.

Gözlerim üzerinde dolaşırken hafifçe eğilip ayağımdaki siyah stilettoyu aynı yavaşlıkla çıkardı. Bu esnada onu sessizce izlerken o, diğerini de çıkarıp doğrulmuştu. Bakışlarımız kesiştiği an, dudaklarım hafifçe yukarı kıvrıldığında elini ensesine atıp üzerindeki siyah kazağı tek hamlede çıkardı. Tabii bu sırada farkında olmadan nefesimi tutmuştum. Kulaklarıma birkaç tıkırtı gelirken bütün dikkatim onun muntazam vücudunda dolaşıyordu. Geniş omuzlarına müthiş bir uyum sağlayan göğüs kaslarından gözlerimi alamazken bana doğru yaklaşıp sol dizini, bacaklarımın arasına yaslayarak bana doğru eğilmişti. Bana yağmurlu bir ormanı hatırlatan kokusu daha yakınıma geldiğinde nefes almayı bıraktığımı tam o an fark ettim.

Burunlarımız hafifçe birbirine sürterken çenemi hafifçe dikleştirip dudaklarımızın bir bütün hâline gelmesini sağlamıştım. Şimdiye kadarki bütün bu hareketlerimiz yavaşlığını şu saniyeden itibaren yitirirken bir elim kaslı sırtına, diğeri de boynuna yaslandı. Elimin altındaki pürüzsüz tenini parmaklarım okşamaya başladığında dudaklarımızda büyük bir şehvet vardı. Dudakları alt dudağımı hırçın bir şekilde kavrayıp küçük ısırıklar bırakmaya başladığında kendimi ona kaptırmaya hazırdım ki duyduğum sesle beraber hızla dudaklarından ayrıldım. Bu, bir şeyin kırılma sesiydi.

Kaşlarım derince çatılırken yeşil gözleri, benim gözlerim arasında kısaca mekik dokumuştu. Öpüşmemiz sadece saniyeler sürmüştü ama beni o kadar vahşice öpmüştü ki ikimiz de nefes nefeseydik. "Olcay nerede?" dedi, gözlerime bakarken. Bu esnada Olcay'ı hatırlayan zihnim, zamanda biraz geriye gitmişti. Ben çorbayı kontrol etmek için indiğimde Olcay kendi odasında, Jale'yle beraberdi ancak ben yukarı çıkacağım esnada Jale aşağı inmiş ve onun uyuduğunu söylemişti. Evet, tüm bunları hatırlıyordum ama ses, giyinme odamdan gelmişti.

"Akıl mı bıraktın bende?" diyerek elimi onun çıplak göğsüne yaslayıp üzerimden ittiğimde çatık kaşlarına rağmen dudaklarında belli belirsiz bir sırıtış oluştu. Yataktan hızla kalkıp adımlarımı giyinme odasına yöneltirken o da hareketlenmişti.

Giyinme odasına girdiğim an makyaj masamın önünde ayakta duran Olcay'ı gördüm. Onun ayaklarının dibinde duran şey benim parfüm şişemken koca yeşil gözleri hızla bana dönmüştü ama onda bir tuhaflık vardı. Küçük, tombul ayaklarına benim bordo renkli topuklularımı geçirmiş, koluna da aynı renkteki çantamı takmıştı. Bu görüntü, çatık kaşlarımın düzelmesine yol açtığında çok geçmeden odanın içerisinde bir kahkaha kopmuştu. Bu esnada arkamda bir bedenin varlığını hissettiğimde bu kişinin Kenan olduğunu biliyordum.

"Ay inanmıyorum," Başımı iki yana sallarken o da ne olduğunu anlamaya çalışıyor gibiydi. Koca gözleri etrafta dolanırken oldukça tatlı duruyordu. Bakışlarımı arkaya doğru çevirip Kenan'ı kontrol ettiğimde bakışlarımız kesişti. "Görüyor musun kızının yaptığını?" Kaşları havalandı, yerinden hareketlenirken.

"Hocası sensin," dediğinde tam yanımdan geçerken onun çıplak omzuna vurmuştum hızlıca. O, buna sadece gülerek karşılık verdiğinde Olcay'ın yanına ulaşmıştı. "Çok yaklaşma, cam batmasın ayağına.."

Bu söyledikleriyle birlikte bakışlarım yerde kırılmış olan parfüm şişesini buldu. Cam şişe kırılmış ve içerisindeki sıvı da yere dökülmüştü. Bunu o minik cadı yapmıştı ve ona gününü gösterecektim. Jale'yi uyuma numarasıyla kandırıp benim odama sızmıştı.

Kenan, kolayca çantamı elinden alıp ayağına fazlaca büyük gelen ayakkabılarımı da çıkardığında önce bir yerine bir şey olup olmadığını kontrol etmiş ve ardından onu kucağına almıştı. Olcay da babasına kavuşmanın verdiği sevinçle küçük kollarını ona sarıp göğsüne sokuldu. Bakışlarım o ikisi arasında gidip gelirken bana ne kadar tatlı bir görüntü sunduklarının farkında değillerdi.

"Nereden öğrendin sen bu yaramazlıkları?" diyerek Olcay'a sorduğunda kıkırdadım. O, cam kırıklarına basmadan benim yanıma geldiğinde bir kolunu da bana dolamıştı. "Annenden tabii, kimden öğreneceksin?" dediğinde onun hınzır bakan gözlerine baktım.

"Ya Kenan!" diye carladım ona, Olcay'ı yatağa bırakırken. Olcay ondan zar zor ayrılsa da babası yanına yerleştiği an mızmızlanmayı bırakmıştı. "Ne pisliksin ya?" Güldü. Hem de cilveli bir kız çocuğu gibi kıkır kıkır güldü.

Kollarımı göğsümde birleştirip ona huysuzca bakmaya başladığımda elini uzatıp kolumu tutmuş, ben daha itiraz etmeden beni yanına çekmişti. Tabii istediği olmamış, onun kucağına düşmüştüm ama hâlinden memnundu.

Yanağımı onun çıplak göğsüne yaslayıp bakışlarımı Olcay'a çevirdiğimde o da babasını çaldığım için mutsuz görünüyordu. Dizleri üzerinde doğrulmuş bir babasına bir de bana bakarken en sonunda yerinden hareketlendi. Küçük ellerini babasının koluna yaslayıp yanıma tırmanmaya çalışırken kıskandığı belliydi ama buradan kalkmaya niyetim yoktu.

"Ba-ba.." O koca gözleriyle bana kötü bakışlar atarken dil çıkardım ona. Bu hareketimle beraber çığlığı bastığında Kenan'ın göğsüne iyice gömülmüştüm. Kenan'ın göğsü hareketlenirken onun gülüşünü işittim.

"Küçücük çocukla," dedi, gülerken. "Hem de kendi çocuğunla kavga mı ediyorsun sen?" dediğinde omuz silktim. Bu esnada Olcay yanıma tırmanmış, sığamadığı için de tombul elleriyle beni itmeye kalkmıştı.

"Ya!" diye bir kez daha carladığımda Kenan'ın gülüşü şiddetlendi. "Koru beni aşkım!" diyerek ona iyice sokulduğumda beni sıkıca sarıp sarmalamış, diğer koluyla da Olcay'ı kucağına sığdırmıştı. Bununla beraber Olcay yakamdan düşse de her an bana saldırabilirdi. "Şuna bak ya," dedim, huysuzca onu süzerken. "O kadar içimde taşıdım seni, yazıklar olsun."

"İstersen yenisini yapabiliriz," diyen Kenan'la beraber bakışlarımı ona doğru kaldırdım. Yeşilleri bana dönerken, "Bir şey demedim ya tamam.."

"Hadi kalkın," diyerek yavaşça doğrulduğumda dağılan saçlarımı düzelttim. Ardından da yerdeki ayakkabılarımı alıp ayağıma geçirirken, "Yemek hazır olmak üzere, o esnada sen de duşunu alır inersin." Hızlıca ayaklandığımda ikisi de hâlâ yuvarlanıyordu. "Hadi Kenan.." derken uzanıp Olcay'ı kucağıma almıştım. Kenan'ın bakışları da bana dönerken o da oldukça ağır hareketlerle doğrulmuştu. "Bekliyorum aşağıda." dediğimde başıyla beni onayladı.

Onu orada bırakıp Olcay'la beraber odadan çıktığımda hedefimiz mutfaktı.

🌝🌝🌝

Selamlaaarrr🥳🥳,

Uzun bir aradan sonra bir türlü yazamadığım ve yazmayı ne kadar becerebildiğimi bilmediğim o lanetli bölümü yayınladım ve bir sonraki bölümü ne zaman yayınlayacağımı açıkçası bilmiyorum. Derslerim çok yoğun olduğu için yazmakta zorlanıyorum ve sanırım hikayemiz tükendiği için de artık yazamıyorum😪 Bu da finale yaklaştığımızın bir belirtisi ama bitirmek istemiyorum. Onlar çok uzun zamandır benimle birlikteler ve her ne kadar kurgu olsa da onlar aslında bir yerde gerçekler. Bu yüzden de benim için her bir karakterin yeri de çok anlamlı. Finali alelade bir şekilde yazmak istemiyorum, henüz aklımda da belirli bir final yokken. Sonlara yaklaşıyoruz ve hikaye hakkında sizin de neler düşündüğünüzü merak ediyorum. Final hakkında da aynı şekilde. Yorumlarınızı okumayı seviyorum, lütfen yorumlarınızı benden esirgemeyin.

Bir sonraki bölümü elimden geldiğince keyifli ve hızlı yazmaya çalışacağım.

Sizleri seviyorum, görüşmek üzere..🌸🌸💞💞💞💞💞

Bölüm : 15.02.2026 17:13 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...