

Defne babaannesinin son zamanlarda artan emrivakilerine tepkiliydi ve bunu buz gibi bakışlarıyla babaannesine yansıtıyordu. Kocaman masada yalnız iki kişi kahvaltı ediyorken Defne masanın öteki tarafında oturuyordu. Dünkü muhabbetler tüm gece uykusunu kaçırdığı için göz altları şiş ve mordu. Feride Hanım her şeyin en doğrusunu kendisinin bildiğini düşündüğü için Defne'nin tavırlarını çocukluk olarak adlandırıyordu. Bu yüzden de geri adım atıp alttan almaya çalışacaktı. Defne sessiz , dalgın bir halde tabağındaki omleti didiklerken Feride Hanım hafifçe öksürdü ve sessizliği bozdu.
" Bundan sonra babaannenle konuşmayacak mısın?" deyip gülümseyerek torununa baktı. Defne sıkkın bir ifadeyle nefes verip ona döndü.Siniri gözlerinden okunuyordu.
" Ben artık dünkü çocuk değilim babaanne. Ne yapmaya çalıştığını, babama inat olsun diye beni kullandığını farkındayım. Aptal değilim, sadece bunları sana hiçbir zaman yakıştıramadım! Çıkarların için torununu bile satarsın sen, ne var ki değil mi?"
Feride Hanım ustalara taş çıkartan oyunculuğuyla şaşırır gibi ağzını araladı ve kırgın bir ses tonuyla buna itiraz etti.
" Çok yanlış düşünüyorsun Defne. Ben senin kötülüğünü düşünebilir miyim? Satmak da ne demek oluyor? Torunumla yaşayamadığım onca sene varken, seni yeni bulmuşken sana bu kötülüğü yapar mıyım? Sen benim canımın canısın ve ben bir büyüğün olarak sana sadece yardımcı olmak istedim. Kendini geliştir,öğren istedim."dedi. Sesi öyle güven vericiydi ki bile bile kanıyordu insan. Defne çenesi titreyerek konuştu.
" Dürüst ol, ne istiyorsun benden babaanne? "
" Defne'ciğim sanırım gece çok düşündün ve kafanda kurdun. Bire bin ekledin. Ben seni varisim olarak görüyorum ve bu yüzden kendini geliştirmeni, öğrenmeni istiyorum. Ne kadar erken , o kadar iyi. Yani dün emrivaki yapmak istemedim, ben sadece sürpriz yapmak istemiştim sana. Senin de hoşuna gider sanmıştım , şirketimizin bünyesinde en aşağıdan tırnaklarınla kazıyarak en tepeye çıkmak."
Defne hızlanan kalbini görmezden gelmeye çalışarak ve mantıklı olmaya çabalayarak konuştu.
"Peki. Savaş'ı neden tepeme bekçi gibi dikiyorsun? Belki ben istemiyorum onun bana yardım etmesini, aynı departmanda bile olmayacağız belki. "
Feride Hanım bu lafın üstüne gülümseyerek kahvesini yudumladı. Bu lafların altından kalkmak çocuk oyuncağıydı.
" Kızım, tabii ki ortaklarımızın oğluyla arkadaş olmanı istiyorum. Bizden daha girişkinler ve ileride zorlanmamak için huyunu suyunu bilmelisin.Haklarımızı şimdiden koruyabilmen lazım. Bunda kötü bir niyet yok, ha daha yakın olmanı isterim tabii ama senin de isteğin olursa. Aksi mümkün değil. Sen benim tek varisim,tek torunumsun, aralarına girip işi daha ileriye taşıman lazım. "
Defne birkez daha inandı, Feride Hanım profesyonel bir laf ustasıydı. Laflarını bir silah gibi kullanıyordu, bazense onlarla bir sanat yapıyordu. Defne'yi yanlış düşündüğüne ikna e anlayınca bir de onun kalbine oynadı. Gizli bir şüphe tohumu tüm dengeleri değiştirebilirdi.
" Sen istesen ben çoktan damat olarak kabul ederim Savaş'ı. Henüz bir erkek de getirmedin tanıştırmaya, yoksa aklın hala o aptal çocukta mı? "
Defne yutkundu ve ayağa kalkıp lafı geçiştirerek konuştu.
" Yok öyle bir şey. "
" Ah yirmili yaşlarımda olacaktım, beni terk eden kalpsiz adamı sevmeyi bırak aklıma bile sokmazdım. Seçeneklerimi de iyi değerlendirirdim, bir daha yirmi olmayacağız sonuçta. Hayattaki her yaş yalnız bir defa yaşanıyor, her şey senin elinde. Ama emin ol, yollarını gözlediğin o sarı çocuk çoktan başka aşklara yelken açmıştır. Erkekler sandığın kadar masum yaşamıyor aşkı. Birini seversin, geçer gider ve sonra yeniden birini bulur bu defa da onu seversin. Bu kadar."
Feride Hanım bazı konularda haklı olabilirdi; ancak aşkta yanılıyordu. Basitçe vazgeçilebilen veya isteyerek tercih edilebilen bir şey değildi bu. Alelade bakkaldan alınan bir şey değil, piyangonun sana çıkması gibi bir şeydir , bir şans, belki de bir ceza. Aşk gelir, bazen geçer; bazen de sessizce yerleşir ve sonsuza dek kalır. Onun matematiği her zaman bildiğimiz hesaplara uymaz. Bir ilişkide bir ile birin toplamı iki ederken, başka bir ilişkide bir artı bir onbire eşit olabilir. Kimi zaman da ikiden bir çıkar ama geriye koca bir sıfır kalır.
Kimseye mantıklı gelmese de Defne kalbinin derinliklerinde bir yerde güveniyordu hâlâ Ege'ye. Kendisi bilmese de kalbi gerçekleri uzun zamandır biliyordu ve bekliyordu. Yine de bunu gururuna yediremiyordu.
" Savaş denen o şımarığı istemiyorum babaanne, bunu kafana sok ve planın her neyse unut. Bugün şirkete gideceğim ama dediğin gibi kendimi geliştirmek ve seni temsil etmek için. Başka bir nedeni olamaz. Savaş denen manyakla hiç olmaz!"
Feride Hanım gülümsemeye çalıştı ve ayağa kalkıp Defne'nin yanına geldi.
"Onu henüz tanımıyorsun bile Defne, belki de çok iyi anlaşacaksınız. Neyse,hadi git bakalım, git ve onlara kimin torunu olduğunu göster. Başarılı olacağına inancım tam. "
Defne de zoraki bir şekilde tebessüm etti ve kafasını sallayarak babaannesine baktı. O anneannesinin torunuydu ama babaannesine bunu demenin bir anlamı yoktu, bu yüzden sustu ve hazırlanmak için odasına geçti.
Hazırlanması çok sürmedi, evin önüne çağırdığı taksi gelince aşağı inip hemen taksiye bindi ve şirketin adresini verip geriye yaslandı. Yolda sıkılmamak için cep telefonunu eline alıp gönderileri kaydırırken instagram ekranına bir mesaj bildirimi düştü. Mesaj,profil fotoğrafı gri ve papyonlu kedi olan az takipçili bir hesaptan gelmişti. Defne merakla mesajı açtı.
Michael Cox
Can the love forgive everything? (Aşk her şeyi affedebilir mi?)
Defne şaşkın bir şekilde mesajı okudu ve kaşlarını çattı. Bu isim ona tanıdık gibi geliyordu ama kendi fotoğrafı bile yoktu. Sahte hesap gibi görünüyordu. Birisinin ona rastgele yazdığını düşünüp çok umursamadan cevap verdi.
Defne Arslan
I don't know(Bilmiyorum)
But why? Who's this?(Ama neden sordun, sen kimsin?)
Michael Cox
No one important, I just found your profile interesting. How are you today? (Önemsiz biri, sadece profilin dikkatimi çekti. Nasılsın?)
Defne mesaja gülümseyip yutkundu. İngiltere'den biri olduğunu düşündü ve dostça konuşmaya devam etti.
Defne Arslan
I don’t know, I guess I’m okay. I’ve been unsure about how I feel for a long time. (Bilmiyorum,sanırım iyiyim. Uzun zamandır ne hissettiğimi bilmiyorum.)
Defne mesajlaştığı kişinin Ege olduğunu bilmiyordu ama tanıdık ve sıcak bir mesajlaşma olduğunu hissediyordu. Normalde kimseye cevap vermezdi ama hissetmiş gibiydi. Gözleri sanki eski günlerdeki gibi parlıyordu.
Michael Cox
There’s so much you don’t know. You didn’t ask, but I haven’t really known how I am for a long time.
(Ne çok şeyi bilmiyorsun. Sormadın ama ben de uzun zamandır nasılım, gerçekten bilmiyorum. )
Defne Arslan
Oh sorry, I'm kinda bussy. (Üzgünüm, biraz meşgulüm.)
Defne mesajı yazdı ve içinden gelen garip merakla bekledi. Yazıyor yazısını görüp tebessüm etti. O esnada taksi şirketin önüne geldi.
Michael Cox
What are you up to? I didn’t mean to bother you.(Ne yapıyorsun? Seni rahatsız etmek istemedim.)
Defne, mesajı görmesine rağmen yanıt veremeden ekrandan çıktı ve ödeme yapmak için telefondan qr kodu okuttu. Taksi ücretini ödedikten hemen sonra telefonu çantasına atıp araçtan indi.
Babaannesinin ortak olduğu şirket devasa bir büyüklükte Defne'nin suratına çarpıyordu. Turnikelerden hızlıca geçip hemen danışmayla konuştu. Staj için geldiğini kibarca anlattı. Kadın ukala bir şekilde ona baktı ve Defne'nin hiç tanımadığı birinin ismini verip onunla konuşmasını söyledi.
"Anlamadınız sanırım, ben Feride Arslan'ın torunuyum,yetkili kişilerin de haberi var. Dediğiniz kişiyi tanımıyorum. Savaş... Savaş Bey ile görüşebilir miyim? Haber verirseniz iyi olur."
Kadın, Defne'nin duruşunu dikleştirip Feride Hanım'ın ismini söylediğini duyunca hemen davranışını değiştirdi. Mahcup ifadeyle hızlıca Savaş'a telefon açtı sonrasında da Defne'ye eşlik ederek onun odasına yönlendirdi. Savaş'ın kapısına geldiklerinde Defne kadına yapmacık bir tebessümle baktı ve yine kibar olmaya çalışarak konuştu.
"Siz gidebilirsiniz,teşekkür ederim."
Kadın telaşlı bir ifadeyle geri çekilirken Defne de somurtarak kapıyı tıklatıp içeri girdi. Savaş koltuğunda oturmuş, bilgisayarından bir şeylere bakıyordu. Defne'yi görünce gülümseyerek ayaklandı.
" Hoş geldin Defne, hemen birer kahve söylüyorum. " deyip telefonla bir yeri aradı. Defne de etrafa bakınıp rahatsız bir şekilde onun karşısına oturdu. Savaş ona tebessümle bakıp koltuğa geri dönerken Defne somurtmaya devam ediyordu.
" Daha iyi misin ? Dün ufak bir kaza geçirmiştin. "
Defne göz devirerek konuştu.
" İyiyim,sağ ol ama umursuyormuş gibi yapmana gerek yok. İkimiz de birbirimizi sevmiyoruz,bu gayet açık."
Savaş gözlerini kısarak güldü, Defne'nin çocuksu tavrı onu eğlendiriyordu. Onun gözlerine doğru bakarak yumuşak tonla konuştu.
" Sen kendine fazla mı anlam yüklüyorsun? Neden seni seveyim ya da sevmeyeyim ki? Sadece seninle biraz uğraştım , o kadar yani." dedi bıyık altından gülerken. Defne; kaşları çatık, kolları göğsünün altında birleşmiş bir şekilde ondan kurtulmayı bekliyorken , biri içeri kahvelerle girdi. Defne sakince kahveyi eline aldı ve Savaş'a döndü. Kahveleri getiren kişi odadan çıkınca hemen konuşmaya başladı.
"Artık beni yönlendirir misin gerekli departmana. Burada vakit kaybetmek istemiyorum. "
"Ne acelemiz var canım? "dedi Savaş. Defne de bunun üzerine kısık ama yine de sesli bir şekilde söylendi.
"Ay canın çıksın..."
Savaş kaşını kaldırıp Defne'ye baktı, sonra umursamamayı tercih edip keyifle kahvesinden bir yudum aldı. Defne de ona bakmamak için yere bakarak kahvesini hızlıca içiyordu.
Sessizlik odada hakimken Savaş mırıldanır gibi bir tonda konuştu.
"Hep böyle misindir?"
"Nasıl mıyım, anlayamadım?"
Savaş, Defne'yi yavaşça süzerken dudakları yanlara doğru kıvrılıyordu.
" Sana burada iyi davranıyorum ama sen saygısızca şeyler yapıyorsun."
Defne sinirlendi ama belli etmemeye çalışarak ayağa kalktı.
"Saygısızlığı başlatan sendin." dedi. Bunun üzerine Savaş bir şey demeden ayağa kalktı ve onun yanına gelip eliyle kapıya doğru nazikçe yönlendirdi.
" İkimizde burada çalışacağımız için bence nazik bir başlangıç yapmalıyız. İş yerinde karşılıklı saygı önemli, dışarıda bana ne istersen de ama burada olmaz. Bu sana uyar mı?"
Defne, kapıya doğru yürürken arkasına doğru hafifçe dönerek baktı. Savaş samimi görünüyordu ama yine de ona güvenemezdi. Sakin bir bakışla gülümsedi ve başıyla onayladı.
" Anlaştık! İş yerinde saygı, dışarıda hiçbir şey. "
Defne bunları söyledikten sonra kapıyı açıp dışarı çıkarken Savaş da peşinden gülümseyerek geliyordu.
Birlikte merdivenlere yöneldiklerinde Defne açılan asansörü işaret edip gülümseyerek Savaş'ın kolundan çekiştirdi. Savaş tedirgin ve gergin bir yüz ifadesiyle etrafa bakarken asansörde bulmuştu kendini.Derin bir nefes alıp Defne'ye döndü,bir yandan da 4'ü tuşladı.
" Orada seninle bir arkadaşım ilgilenecek. Satın alma ve tedarikte, muhtemelen sen de oradan başlarsın."
Defne hafifçe başını salladı, Savaş'la pek konuşası yoktu. Beraber staj yapacağı yere varıp gerekli kişilerle konuştular. Savaş arkadaşına Defne'yi çok yormamasını söyleyip gülerken Defne gitmesi için içinden dualar ediyordu. En sonunda gitmek için merdivenlere yöneldiğinde Defne'ye seslendi.
"Çıkarken yanıma uğrarsın, giriş çıkış için özel kart verelim sana."
Defne umursamadan ona bakıp birazdan kendisine işi öğretecek olan kişinin yanına doğru ilerledi. Kendisini tanıtarak başladı ve henüz yarım dönem eğitim aldığını söyledi. Pek bir şey bilmediği için özgüvensizdi.
"Sorun değil Defne. Ataberk ben, bana ismimle seslenebilirsin. Ben elimden geldiğince işi sana öğretmeye çalışırım zaten sen bir stajyer olduğun için zor şeyleri sana bırakmayız. Sıkıntı yoksa ekiple tanıştırayım seni, sonra da biraz gözlem yap bakalım"
"Teşekkürler Ataberk, uyum sağlamaya çalışacağım..." dedi Defne gülümsemeye çalışarak ama oldukça gergin ve telaşlıydı. Ataberk'le beraber diğerleriyle de tanışırken içten içe korkuyordu. İçinde ya beceremezsem düşüncesi vardı ama çevresindeki insanlar ona moral verip durdukları için gün içinde bu korku da azalmaya başladı.
Gün boyu o katta koşuşturup durdu ve insanların yaptığı işleri gözlemledi. Gözüne çok zor gelmemişti ama yine de herkesten çekiniyordu. Hem Feride Hanım'ın torunu olarak anılmak da istemiyordu. İş bitiş saati gelince Ataberk ona ince bir dosya verip Savaş'a vermesini istemişti. Bu yüzden de mecburen yukarı kata çıkmak zorunda kaldı. Asansöre binip hızlıca 7.kata çıktı, Savaş'ın odasına gelip kapıyı tıklattı. Savaş'ın donuk sesini duyup içeri girdi.
"Sen miydin? "Savaş sanki beklemiyormuş gibi mırıldanınca Defne ona yavaşça yaklaşıp elindeki dosyayı masaya sertçe bıraktı.
"Çok şaşırmışa benziyorsun, çıkışta gel diyen sen değil miydin?"
"Ateşkes yapmıştık hani en son, yine kaba saba tavırlara başladın."dedi Savaş, masaya adeta fırlatılan dosyayı incelerken. Dosyayı çekmecesine koyup gülümsedi.
"Ben de tam çıkacaktım, istersen seni de bırakabilirim."dedi, bir yandan da montunu giydi. Defne başını iki yana çevirip
"Sağ ol gerek yok."diye mırıldandı.Savaş Defne'ye bir kart uzattı ve sonrasında kendi eşyalarını toparladı. Odasının ışığını söndürüp kapısını açtı, Defne'nin geçmesine izin verip ardından kendisi de çıkıp merdivenlere yöneldi. Defne şaşkın bir şekilde ona bakıp
"Yedi katı da yürüyerek inmeyeceksin herhalde "dedi. Savaş umursamıyormuş gibi görünüyordu, sadece nazikçe konuştu.
"Öyle yapmayı düşünüyordum, senin için bir sakınca mı var?"
"Hayır yok da saçma geldi, ben asansörle ineceğim."
Savaş etrafa bakındı ve elini cebine koyarak Defne'nin yanında ilerledi. İçinde bir tedirginlik olsa da belli etmemeye çalışıyordu. Yanına yaklaşınca ona bakıp laf attı.
"Seninle gelmemi istiyorsun yani"
"Aynen. Çok istiyorum lütfen gel."deyip sahte bir gülüş attı Defne. Birlikte zoraki bir şekilde asansöre bindiler ve giriş kata bastılar. Aynı anda bastıkları için elleri üst üste geldi, Defne çekingen bir şekilde hızlıca elini çekip asansör kapısına doğru döndü. Savaş ise ona doğru dönerek izlemeye başladı.
Savaş tam ona bir şey diyecekken birden ışıklar söndü ve asansör sarsılarak iki kat arasında durdu. O sarsılmayla birbirlerine çarparlarken asansör durduğunda Savaş panikle yere çöktü. Defne ne olduğunu anlamak için telefonun ışığını açtı ve Savaş'a doğrulttu.
"Asansörde mi kaldık?"
Savaş ses vermezken Defne tuşlara basıp yardım çağırmaya çalışıyordu. Savaş'ın fenalaştığını fark etmeden tuşlara basıp bağırıyordu.
"Kimse yok mu?!"
"Asansörde kaldık!"
Defne bir an duraksadı ve Savaş'ın hiç tepki vermediğini düşünüp ışık tuttu. Savaş, boncuk boncuk terlemişti ve bembeyaz görünüyordu. Defne şaşkın bir şekilde etrafa bakınırken ne yapacağını bilemeden Savaş'ın yanına çöktü ve onu hızlıca dürttü.
"Şaka mısın sen ya, Savaş?"
Savaş nefes alamıyor gibi görünüyordu. Defne onun montunu çıkartıp gömleğinin yakasını hızla açtı çantasındaki suyu alıp hızlıca eline döktü ve sakin kalmaya çalışarak Savaş'ın yüzüne sürdü. Savaş neredeyse çocuk gibi ağlayacakken ve nefes alamıyorken Defne onu sakinleştirmenin bir yolunu arıyordu.
"Panik atak mı geçiriyorsun anlamıyorum ki. Şimdi bana bak, seninle nefes alıp vereceğiz tamam mı?"dedi Defne, onun ellerini tuttu ve gözlerinin içine baktı. Savaş kafasını hayır anlamında sallayarak konuştu.
"Olmaz oksijen yok burada,nefes alamıyorum. Merdivenle inecektim ben, senin yüzünden! Yardım çağır, nefes alamıyorum Defne, şaka değil... "
Defne kaşlarını çattı ve korkarak onun elini sıktı. Savaş'ın asansör ve kapalı alan fobisi olduğunu bilmiyordu. Gerçi normalde o da asansörde kalmaktan korkardı ama bir ortamda daha çok korkan biri varsa diğerinin korkusu garip bir şekilde bitiveriyordu.
Savaş'ın elini sıktı ve yüzüne üfledi, onun ne hissettiğini çok iyi biliyordu.Daha önce o da panik atak geçirmişti çok kez.
"Sakin ol ve benimle nefes al! Bir...."derin bir nefes aldı ikisi de, şaşırtıcı bir şekilde Savaş ona uymuştu. Defne ona bakarak nefes verdi, Savaş da aynı şekilde. "İki..." Yine nefes alıp verdiler. "Üç..." Sonra yine ve yine aldılar."Dört..."
Kısa süre sonra asansörün ışıkları açıldığında ikisi açıklanamayacak bir pozisyonda oturuyorlardı. Savaş yavaşça Defne'ye bakarken Defne de sevinçle gülümsedi.
"Çalıştı!"
Daha sonra Savaş'ın kucağında olduğunu fark edip utançla ayağa kalktı. Savaş yerde nefesini toparlamaya çalışırken Defne elini ona dostça uzattı. Savaş minnettar bir şekilde Defne'ye bakıp elini tuttu ve ayağa kalkıp ona tutundu. Giriş katta durunca ikisi de hızlıca aşağı indi, Defne afallamıştı, Savaş'ın kolundan tutup yürümesine yardım ediyordu. Savaş da hızlıca dışarı çıkmaya çalışıyordu.
Temiz havaya çıkar çıkmaz sanki yıllardır nefes almıyormuş gibi iştahla derin nefesler aldı Savaş. Defne de yanında ne yapacağını bilemeden öylece durdu. Saat yedi buçuk falandı, ikisi de aç ve huzursuzdu. Defne iyi olduğunu görünce nazik olmaya çalışarak konuştu.
" Asansöre binmen için zorladım,afedersin. Böyle olduğunu bilmiyordum. "
Savaş yeni yeni kendine geliyordu, Defne'ye bakıp kafa salladı.
"Sen olmasaydın, içeride duramazdım. Bana yardım ettiğin için teşekkür ederim. Ben kendimi biliyordum bu yüzden binmemeliydim,senin suçun değildi."diyerek elini tuttu. Defne şaşkın bir şekilde ona baktı ve nazik olmaya çalışarak elini geri çekti.
"Taksi çağırmamı ister misin?"dedi. Savaş olumsuz anlamda başını eğdi, gülümsemeye çalışarak
"Biraz hava almaya ihtiyacım var, sahile gitsek olur mu? Gelir misin benimle? "dedi. Defne onun gerçekten iyi olmadığını fark edip mecbur hissederek kafa salladı.
"Tabii, gelirim."
Defne kendini bir anda Savaş'ın yanında bulunca ve bunu kendi isteğiyle yapınca şaşırmıştı. Savaş'ın da herkes gibi korkuları olan bir insan olduğunu fark etmişti.
Savaş arabasının anahtarını Defne'ye uzattı ve gülümsedi.
"Umarım ehliyetin vardır. "
Defne de tebessüm etti. "Var ama tecrübesiz bir şoförümdür."dedi. Savaş da onunla birlikte gülümseyip konuştu.
"Al işte sana bir fırsat "
Defne hızlıca Savaş'ın arabasına geçip çalıştırdı. Daha önce böyle yalnız trafiğe çıkmamıştı ama kendine de bu konuda güveniyordu. Savaş da güvenmiş olacak ki sorun etmemişti.
"En yakın sahile"deyip tüm yetkiyi Defne'ye bırakmıştı.
Defne'nin şimşek hızında(!) araba yolculuğunun ardından sahile gelip beraber konuşarak sakince yürümeye başladılar. Defne, Savaş'ın korkusunun nedenini merak etse de bir türlü soramamıştı ama cevap çok geçmeden kendiliğinden geldi.
" Bu meraklı bakışlarından anladığım kadarıyla neden bu kadar kötü olduğumu merak ediyorsun. Sen sormasan da ben anlatayım. Herkes geliri iyi olan bir ailem olduğu için böyle insani sorunlarım olamaz sanıyor. Halbuki benim de bir zamanlar çocuk olduğumu unutuyorlar."
Defne meraklı bir şekilde bakınırken Savaş köşedeki seyyar köfteciyi gösterip sordu.
"İstersen önce şuraya oturup sipariş verelim, ikimiz de çok aç olmalıyız"
"Öyleyim"dedi Defne gülümserken, beraber oraya geçip iki yarım köfte ekmek sipariş ettiler. Defne seyyar köftecinin taburesine oturup Savaş'ın anlatmasını bekledi, Savaş da oturup konuşmasına devam etti.
" Zengin bir ailede doğmak biraz korkunç bir şey aslında,mecburi bir yalnızlık. Gerçi sen de bilirsin. Herkes çok meşgul, toplantıda, orada burada... Herneyse işte. Bir gün ben evde kimse yokken babama gideceğim diye evden çıkmışım,çocuk aklımla yürüyerek giderim sandım herhalde... "diye anlattı Savaş,travmalarına gülerek.
Defne başıyla meraklı bir şekilde onayladı ve dinlemeye devam etti.
" Yürüdüm bir süre gittim bir yerlere sonra bir araç geldi, onu tam hatırlayamıyorum ama sanırım nereye gittiğimi sordular. Babama gittiğimi söyledim, şirketi falan anlattım sanırım. Fidye için beni kaçırmışlar meğerse babamlara da ulaşıp o zamanın parasıyla 700bin lira istemişler."
"Ciddi misin?"dedi Defne şaşkınca, Savaş kafasıyla onayladı ve dalgaya vurmaya çalışıyor gibi davrandı.
"Maalesef, işte sonra beni bir odaya kapadılar. Oda dediğime bakma alaturka bir tuvalet, küçük bir lavabo ve ufacık bir havalandırma. Kapı kilitli çıkamadım günlerce, bir kuru ekmek bile vermediler. Musluk suyu içtim, babamlar beni bulana dek."
Defne şaşkın ve endişeli yüz ifadesiyle baktı ve kaşlarını çatarak konuştu.
"Ceza aldılar değil mi? Böyle bir şey insanlık dışı... "
"Almazlar mı, aldılar tabii. Hala hapiste şerefsizler,dedem onların çıkmasına izin vermez de... Bu şey de bana travma kaldı işte. Kapalı alan korkusu, yani kilitli kalınca çok kötü oluyorum."dedi. Defne, Savaş'ın omzuna dokunup tebessüm etti.
"Hiç göründüğün gibi biri değilsin"dedi. Savaş da güldü ve ona doğru eğildi.
"Sen öyle misin peki? Bu şımarık kızın görünmeyen yüzü nedir?"
"Şımarık ? Ben mi şımarığım..."
Defne'nin ağzından birkaç kelime çıktı ama lafı gelen köfte ekmekle kesildi.
"Yemek yiyelim istersen sonra anlatırsın, buz dağının görünmeyenlerini."dedi Savaş ve iştahla gelen köfte ekmekten bir ısırık aldı, Defne de göz kırpıp gülümseyerek yemeye başladı. Defne yerken çalan telefonunu çıkarıp babasının aradığını görünce umursamadan reddetti. Akşam yemek için ona söz verdiğini unutmuştu, önemsiz bir şey olduğunu düşünüp daha sonra ararım diye reddetmişti.Sonrasında telefonu mont cebine geri koyup yemeye devam etti.
Oradan kalkıp sohbet ederek sahilde dolaşmaya devam ettiler,Defne kendi hayatından bahsediyordu. Babasından, anneannesinden ve annesinden...
"Annemi hiç tanımadım,doğumda ölmüş. Babamla da yıllar sonra tanıştım ben daha birkaç günlükken terk etmiş beni. Anneannem ve dedem baktılar bana ,onlarla mütevazi bir hayatım vardı, durumları pek iyi olmasa da mutluydum. Sonra buraya geldim, hayatım değişti. Anneannem öldü, babam bencil adamın teki, babaannem de öyle gördüğün gibi işte. Bir süredir onunlayım. Babamla aram pek iyi olmadı. Onu sevsem de yaptığı o kadar çok hata var ki..."
Savaş da şaşırmıştı, Defne'nin böyle bir hikayesi olabileceğini tahmin etmemişti. Onu zengin şımarık kızlardan biri sanıyordu. Defne anlatıp biraz üzülünce konuyu dağıtmak isteyerek pamuk şekerciye doğru onu çekiştirdi.
"Senin moralini düzeltecek şeyi biliyorum "dedi,Defne şaşkınca ona baktı ve Savaş'ın elini attığı pamuk şekeri gördü. Onu görmesiyle dünyasının başına yıkılması bir olmuştu. Nefes alış verişi hızlanıp kalbi hızlı atmaya başladı. Başı da dönmeye başlayınca mırıldanarak konuştu. Pamuk şeker denilince aklına gelen tek şey Ege oluyordu.
"Benim gitmem lazım, kusura bakma Savaş."
Savaş o esnada pamuk şekerciye para veriyordu bu yüzden dediklerini algılayamamıştı. Defne afallayarak bir iki adım geriye gitmişti. Savaş şekeri ona uzatacakken Defne kafasını iki yana sallayarak baktı.
"Üzgünüm, gitmem gerek." dedi ve arkasını dönüp yürümeye başladı. Savaş kendisini orada öylece bırakınca Defne'nin arkasından seslendi.
"Daha pamuk şeker yiyecektik! Öylece gidiyor musun!?"
Defne göz yaşlarını durdurmaya çalışarak ve Savaş'ı duymazdan gelerek hızlı adımlarla yürüyerek oradan uzaklaştı. Savaş'ın görmeyeceği bir yere varınca oturup deli gibi ağlamaya başladı. Ege'yi unutmak istiyorken gerçekten onu unutur diye çok korkuyordu.Bir yandan başka bir erkekle dertleşmek de onu kötü hissettirmişti. Ege'ye kızsa da onu hala seviyordu. Bir başkası demek ona ihanet etmekti. Koskoca üç yıl bir şekilde geçmişti ama o, kalbinde giderek büyüyen bir yara olmuştu. Acı veriyordu ama öyle tatlı bir acıydı ki koparıp atmaya kıyamıyordu.
"Yapamıyorum, seni unutamıyorum. Çık aklımdan, ben de alayım kalbime yeni birini,rahat bırak beni!"bunları söylerken bir yandan da ağlayarak dişlerini sıkıyordu. Etraftan geçen insanlar Defne'nin deli olduğunu düşünmeye başlasalar da bu kimin umurundaydı?
Defne zar zor telefonunu çıkarttı ve onu anlayan, destek olan tek kişiyi, Caner'i, aradı. Caner her zaman, her saat telefonu açar, iki eli kanda da olsa Defne'nin yanına gelirdi. Öyle de yaptı, Defne'nin kötü olduğunu fark edip ona geleceğini ve orada durmasını söyledi.
Defne kafasında dönüp duran o cümleyi zihninden atamıyordu.
Sen pamuk şekerinden daha güzel hissettiriyorsun
Pamuk şeker ikisi için belki de aşkı tanımlamanın bir yoluydu o zamanlar, Ege için özeldi ve o günden beri Defne için de özeldi. O gittiğinden beri ağzına hiç pamuk şekeri sürmemişti.
Yüzü solgun, vücudu soğuktan titriyorken Caner koşar adımlarla yanına gelip sıkıca sarıldı Defne'ye. Defne onun sarılmasıyla ara verdiği ağlamasına derin bir hıçkırıkla devam etti.
"İstemiyorum Caner, ondan başka birini sevmeyi istemiyorum..."
Caner ne olduğunu anlamadan ona sıkıca sarılırken sakinleşmesini bekliyordu.
"Neden yaptı bunu Caner, neden bunu bize yaptı? Ben onun için her şeyi göze alabilecekken o neden kaçıp gitti... ?" Defne geçen yıllara rağmen hala onun için ağladığına utanıyordu ama Caner başkaydı. O, onu her zaman anlardı. Ondan değilse de kendinden utanıyordu.
Caner, Defne'nin sırtını okşadı ve fısıltıyla konuştu.
" Geçecek diyemem Defne, sizinki geçmeyecek bir aşk. Ege de unutmamıştır seni. Gittiği yerde hep seni düşünüyordur belki."dedi. Defne ağlarken gökyüzüne bakıp acı çekerek konuştu.
"Üç yıl oldu Caner, üç yılda insan bir kere aramaz mı? Gerçekten sevse gelmez mi bir yolunu bulup? Özlemez mi?"
Caner dayanamadı Defne'nin haline, geri çekildi ve konuştu.
"Belki de zorunda kalmıştır Ege, babasını biliyorsun az çok... Gitmezse kötü şeyler olacağından korkmuştur olamaz mı?"
Defne kafasını hayır anlamında salladı ve Caner'in ellerini tuttu. Kendini kandırmak istemiyordu artık. Ege'yi içinde bitirmek istiyordu. Babaannesinin dediği gibi yeni aşklara yelken açmak istiyordu.
"Mektupta öyle demiyordu, babası yüzünden gittiyse de neden bana veda bile etmedi? Mektupta da söylemişti veda etmeye yüzü yoktu çünkü ! Aşağılık bir pislik gibi terk etti beni. Benimle işi bitince çöp gibi kenara attı,gitti işte!" Defne sinirli bir şekilde bağırırken Caner daha fazla içinde tutamadı ve Defne'yi hafifçe sarsarak ona bağırdı.
"YETER ARTIK! HİÇBİR ŞEYİ BİLMİYORSUN DEFNE! EGE SENİ BIRAKMAK İSTEMEDİ! ZORUNDAYDI!"
Defne şaşkın bir şekilde duraksadı ve titrek bir nefes verdi. Gözleri doldu ve Caner 'e bakıp yutkundu.
"Caner... Sen ne biliyorsun?"
Caner elini Defne'nin kollarından çekip uzaklaştı, Cem amcasının kızacağını farkındaydı ama iş işten geçmişti.
"Hiçbir şey bildiğim yok... "deyip geçiştirmek istedi ama Defne durmadı kollarını çekiştirdi.
"Caner söyle,lütfen! Ne biliyorsan anlat... Bunca yıl neden sustuysan anlatmanı istiyorum. Anlat yoksa arkadaşlığımız burada biter. "
Caner'i sarstı ve çığlık atarak bağırmaya başladı.
"Anlat dedim!"
Caner korku dolu gözlerle Defne'yi banka oturttu ve başını sallayıp ona anlatmaya başladı.
"Ege'nin sana söyleyemediği çok şey vardı Defne, bunu sana söylüyorum ama aklındaki Ege'nin değişmesinden de korkuyorum. Çok zaman geçti, bu nasıl anlatılır bilmiyorum, sadece bize kızmadan önce senin iyiliğini düşündüğümüz için sustuğumuzu bilmelisin."dedi Caner gözleri dolu doluydu, Defne'nin bakışları altında eziliyordu. Defne de ona bakıp dolu gözleriyle anlatsın diye umutla bekliyordu.
"Ege sen gelmeden bir sene önce, babasının zoruyla onun uyuş*cu mallarını çevresindeki gençlere satıyordu. Bunu yapmak istemese de o babası tarafından kötü birisi olduğuna inandırılmış bir çocuktu. Sonra yavaş yavaş uzaklaşmış bu işlerden babası da onu o yüzden dövdürtmüştü. Ege sana bunu söyleyemedi çünkü çok utanıyordu,seni gözünde değersizleşmekten. Babasından kaçtığı için bizde yaşamaya başladı, siz birlikteyken babası onu zorlamaya tehdit etmeye devam ediyordu... Kimbilir nelerle tehdit etti onu."
Defne sessizce dudaklarını ısırıp ağlarken Caner onun saçlarını düzeltip devam etti.
"Babasının sana da onun yüzünden zarar vermesinden korkuyordu. Senden uzaklaşmayı da denedi yüz yüze ama yapamadı. En sonunda şerefsiz babasının bütün suçlarını daha çocuk yaşta olan Ege'ye ve yakın çevresindekilere atmaya çalıştığını öğrendik, bir şeyler deniyordu. Babam, polis bir arkadaşından destek aldı, Ege babasının tüm foyasını onlara söyleyecekti onlar da Ege'ye yurtdışında başka bir hayat vereceklerdi."
Caner durdu ve gözünü sildi. Şuan bunları anlattığı için pişman olmuştu. Defne hıçkırıkla ağlarken Caner'i dürttü.
"Durma, anlat..."
"Ege giderken o mektubu sen daha az acı çek diye yazdı, onu bekleyip hayatını mahvetme diye. Peşine düşme,başını belaya sokma diye. Kimsenin bulamayacağı bir yere gitmek zorundaydı çünkü babası onu polise her şeyi anlattığı ve mallarını yakalattığı için öldürebilirdi, hala bulursa ona zarar verebilir. Polis o pisliği yakalayana dek Ege'nin dönmesi imkansız. Üç yıl oldu hala bulamadılar belki de hiç bulamayacaklar."
Defne yaşadığı şokla ne dediğini bilmez bir halde sordu.
"Anneaannemi biliyor muydu giderken? "
"Hayır, anneannenin vefat ettiği gün o bunu bilmiyordu. Bilse asla gitmezdi, ölse bile yapmazdı bunu, seni yalnız bırakır mıydı Defne? Her şey bir anda oldu, o gün planlı değildi. O da bunu bile bile gitmedi. Babası sana ve bize zarar vermesin diye kendi aşkından vazgeçti. Üzgünüm... Bunu sana söyleyemediğim için."
Defne içli bir şekilde ağlarken gökyüzüne baktı, etrafta ona bakan çok insan vardı ve hepsi garipsiyordu bu durumu. Dışarıdan ayrılan iki sevgili gibi absürd duruyorlardı belki de.
Defne kendini döver gibi yakınarak ağlarken yere çöküp bağırdı, sesi gökyüzünde yankılanıyordu. Defne ağlarken ve feryat figan bağırırken çığlıklarının arasından homurdanıyordu.
"O bana anlatmaya çalışmıştı, beni terk etmediğini anlatmıştı,ben anlamak istemedim! Onu suçladım ben..."
Kendini suçlayıp dururken bir yandan da kendine vurup gökyüzüne ve denize karşı bağırıyordu. Caner, o bağırırken ağzını kapattı ve sıkıca tutarak kendine çekti.
"Defne... Yapma birtanem ,zarar vereceksin kendine"dedi. Defne Caner'in elini ısırdı ve geri çekilip, bağırdı.
"Üç yılım ondan nefret etmeye ve onu unutmaya çalışmakla geçti Caner... Bırak şimdi beni! Neden yaptınız, neden bana söylemediniz...? Ben onu anlardım, aramazdım,sormazdım ama sevdiğini bilirdim. Yaşadığını bilirdim...Neden üç yıl benim ölmemi uzaktan izlediniz !?" dedi ve kendini Caner'in üzerine bırakarak ağladı.
"Senden nefret ediyorum, bunu benden saklayan herkesten nefret ediyorum!"
"Öyle deme Defne, seni korumak için sustum ben de." Defne ağlayarak kafasını Caner'in omzuna dayadı ve elini yumruk yaparak ona vurdu.
" Herkesten nefret ediyorum"
Caner başını eğerek yere bakarken Defne'nin üzülmesine dayanamıyordu. Onun da canı yanıyordu Defne'nin her vuruşunda.
" Beni ona götür Caner, lütfen."dedi Defne titreyen elleriyle Caner'in yakasına yapışarak. Gözleri kıpkırmızı olmuştu, canının yandığı çok belliydi ve yerlerde süründüğü için her yeri toz toprağa bulanmıştı. Caner kaşlarını çatıp Defne'nin elini sıkıca tuttu ve yakasından çekti.
"Defne, canım benim kimse Ege'nin nerede olduğunu bilmiyor, bilsem keşke..." dedi. Defne çaresizce kendisini bıraktı yere doğru kollarını yere uzatarak eğildi, yere tutunarak hüngür hüngür ağladı. Üç yıldır kendisine söylenen yalan son bulmuştu, içindeki bilinmezlik son bulduğunda kalbine tarif edilemez bir rahatlık konmuştu. Kalbi ferahtı ama hala hasret çekiyordu. Tek güzel yanı artık onu özlemekten utanmamasıydı. Yerde kolları üstünde çaresizce ağlarken Ege'nin geri dönmesi için dua ediyordu kendi içinde, dışarıdan ise duyulan acı bir feryattı. Gözyaşı içinde boğulan bir kadının özlem dolu çığlıkları...

| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 24.65k Okunma |
1.68k Oy |
0 Takip |
56 Bölümlü Kitap |