
Cem’in ameliyatının üzerinden bir hafta geçmişti. Ameliyattan kısa süre sonra gözlerini açmıştı aslında fakat dudaklarından tek bir kelime bile çıkmadan, acının içinden yükselen boğuk bir iniltiyle yeniden uykuya gömülmüştü. Bedeni ağır bir savaştan çıkmış gibiydi; yorgun, bitkin ve direnmeye çalışıyordu. Ağrıları şiddetliydi,bilinci tam olarak yerine gelmemişti. Doktorlar iyileşme sürecinin daha sağlıklı ilerleyebilmesi için onu kontrollü biçimde uyutmaya karar vermişlerdi.
Defne ise o günden beri babasının başucundan neredeyse hiç ayrılmamıştı. Hastane odasının camından görünen gökyüzü her gün başka bir renge bürünüyordu ama Defne için zaman sanki tek bir anın içinde sıkışıp kalmıştı. Saatler birbirine karışıyordu. Gün müydü gece mi, bazen ayırt etmek bile zorlaşıyordu. Hastane koridorlarının o keskin ilaç kokusu artık üstüne sinmişti, alışmaya başlıyordu.
Yine de şikâyet etmiyordu.
Çünkü yapabileceği tek bir şey vardı.
Beklemek.
Ve o bir de buna kitap okumayı eklemişti, beklerken boş durmamak için babasına kendisinin en sevdiği kitabı okuyordu: Şeker Portakalı.
Her akşam Cem'in yatağının yanına kıvrılıp eline kitabını alıyor ve yüksek sesle okumaya başlıyordu. Tıpkı babaların küçük kızlarına okuduğu masallar gibi. Yalnızca roller onlar için biraz değişikti.
Cümleleri bazen cilveli bir tonla, bazen de içindeki duygulara yenilerek titreyen bir sesle okuyordu. Sanki her kelime babasına giden görünmez bir yol açıyormuş gibi. Sanki bu kelimeler onların arasında yıllardır duran o mesafeyi kapatabilecekmiş gibi...
Bazen okumayı bırakıp babasının yüzüne bakıyordu. Yüzündeki çizgileri inceliyordu. Ne kadar yaşlandığını fark ediyor ve içi sızlıyordu. Babasının evine geldiği ilk günleri hatırlıyordu.
Bu gece kitabın son sayfalarına gelmişti. Defne’nin içinde küçük bir umut kıpırdanıyordu,hissediyordu ve bekliyordu da. Belki kitabın sonuyla birlikte babası gözlerini açar,ona gülümser diye umuyordu. Zaten doktorlar da artık uyanmasını beklediklerini söylemişlerdi.
Defne umutla son cümleyi de bitirdi. Cem'in yüzüne, gözlerine dikkatle baktı ama beklediği gibi olmadı. Yüzündeki tebessüm de yavaşca azaldı.
Kitabı yavaşça kapatıp komodinin üzerine bıraktı. Odanın içi sessizdi. Defne derin bir nefes aldı,sonra babasının elini iki avucunun arasına aldı. Parmaklarını dikkatle kavradı, sanki kırılacak bir şey tutuyormuş gibi. O eli dudaklarına götürüp öptü.
Sonra usulca kendi saçlarına götürdü; sanki babası gerçekten onu okşuyormuş gibi, gülümsemeye çalışarak gözlerini kapattı.
“Birlikte evimize gideceğiz baba,” diye fısıldadı.
“Hazırladığımız yemekleri yiyeceğiz. Annemi anacağız… sonra her şey yoluna girecek. Az kaldı, biliyorum.”
Gözleri dolmuştu. Hayali bile onu duygulandırmaya yetiyordu. Tam ağlayacakken kapı açıldı, Berfu içeri girdi.
Defne hemen doğruldu, gözlerindeki yaşları fark ettirmemek için hızlıca yüzünü çevirdi.
Berfu onu birkaç saniye sessizce izledi. Yeğeninin ne kadar yorulduğunu görmemek mümkün değildi. Canının yandığını ve artık bir yetişkin olduğunu görüyordu. Onun için hem üzülüyor hem de bazı şeyleri fark ettiği için seviniyordu.
“Bir şeyler ye artık Defne,saat sekiz oldu.” dedi yumuşak ama kararlı bir sesle. “Bütün gün ağzına lokma koymadın.”
Sonra biraz daha hafif bir tonla ekledi:
“Hem bırak da ben de abimle biraz baş başa kalayım. Sohbet edeyim biraz.”
Defne onun şaka yapmaya çalıştığını anlamıştı. Bu aslında “biraz dinlen” demenin başka bir yoluydu.
İtiraz etmedi.
Sessizce başını salladı.
Babasıyla halasını yalnız bırakmadan önce babasının elini dikkatle yatağın üzerine koydu ardından Berfu’ya sarıldı. Onu ne kadar sevdiğini düşündü ve gülümsedi. Birlikte üç kişilik bir aile olacakları için mutluydu, o ve halası kötü cadının hakimiyetinden nihayet kurtulmuşlardı, ikisi de konuyu açmasalar bile böyle hissediyorlardı.
Defne odadan çıkıp koridora yürüdü. Kantine doğru ilerlerken merdiven başında birini fark etti,Savaş orada elinde bir demet çiçekle duvara yaslanmış duruyordu. Belki de uzun süredir orada Defne'nin gelmesini bekliyordu.
Defne'yi görür görmez Savaş'ın yüzünde o kendine özgü rahat gülümseme belirdi. Çapkın bir bakış mıydı yoksa içten mi bilinmez ama rahatsız etmemişti bu kez.
Defne de istemsizce gülümseyerek karşılık verdi.
Savaş tuhaftı. Biraz deli, biraz sorunlu… ama iyi bir adamdı. En azından sahte değildi.İnatla Defne 'nin yanında durmak istiyordu.
Savaş yanına yaklaşıp çiçekleri ona uzattı.
“Yine çöpe gideceklerini bilsem de aldım,” dedi alaycı bir ifadeyle. “Ama bu sefer baban için değil. Senin için.”
Defne kaşlarını kaldırdı, Savaş devam etti.
“ Bu defa da ‘Benim çiçeğe ihtiyacım yok’ demezsin umarım. Eğer dersen… hemen şimdi çiçekleri bırakıp yemeğe gidebiliriz.”
Başını hafifçe yana eğdi Defne'yi süzdü gözleriyle.
“Çünkü buna ihtiyacın varmış gibi görünüyor.”
Defne'nin gülümsemesi kendini sesli bir gülüşe bıraktı. Çiçekleri aldı, kokladı. Teşekkür etmeyi düşünürken,tam o anda karnı yüksek bir sesle guruldadı.
Utançtan çiçekleri yüzüne kapatıp bekledi. Rezil olmuştu, üstelik en olmayacak insana.
Savaş’ın kahkahası duyuldu.
“Tamam,” dedi. “Karar verildi. Tost yemekten bıkmışsındır. Yakında güzel bir yer var.Sana eşlik edebilir miyim?”
Defne utangaç bir gülümsemeyle başını salladı.
“ Özür dilerim. En son ne zaman yemek yedim hatırlamıyorum bile …”
Savaş güldü ama bunu hiç büyütmedi,kısa kesti ve hemen kolunu uzattı. Defne de inat etmedi ,sessizce koluna girdi ve birlikte hastaneden ayrıldılar.
Hastanenin yakınındaki küçük ama samimi olan bir restorana gittiler. Defne hâlâ kendini biraz mahcup hissediyordu. Hem babaannesine olan sinirini ondan çıkartması hem de ilk günlerde yaptığı sert davranışlar yüzünden kendini biraz suçluyordu çünkü artık onun sandığı gibi biri olmadığını biliyordu.
Siparişleri verdikten sonra cesaretini topladı. Savaş’ın gözlerine baktı. Kahverengi gözleri ışıkta bal rengine çalıyordu. Bunu daha önce fark etmemişken şimdi bunu düşünüyor olması Defne'yi biraz korkuttu. Endişeli bir ifadeyle konuştu.
“Sana haksızlık ettim,” dedi gözlerini kaçırarak. “Senin de kötü biri olduğunu sandım. Sana kötü davrandım. Hak etmediğin şeyler söyledim ama sen yine de yanımda olmaya çalıştın. Bunun için teşekkür ederim ve davranışlarımdan dolayı özür dilerim.”
Savaş hafifçe gülümsedi. Elini Defne’nin elinin üzerine koydu.
“Ben de sana iyi davranmadım,” diyerek yutkundu. “Oldukça uğraştım seninle. Ama bak… şimdi buradayız.”
Başını hafifçe eğdi.
“Geçmişi konuşmanın kimseye faydası yok. İkimiz de birbirimize haksızlık yaptık ama sonunda birbirimizi anlamayı başardık.”
Defne gergin bir bakışla elini yavaşça geri çekti. İçinde hâlâ açıklayamadığı bir huzursuzluk vardı. Ege’ye ihanet ediyormuş gibi hissediyordu. Oysa sadece arkadaşça yemek yiyorlardı ama içi yine de rahat değildi.
“Defne…” dedi Savaş bir süre sonra. “Sahildeyken birden kaçmıştın. Hatırlıyor musun? O akşam sana yanlış bir şey mi yaptım? O günden sonra zaten görüşemedik. Aklımdan çıkmıyor, sana kötü hissettirecek ne yapmış olabilirim diye çok düşündüm. Bilmek isterim.”
Defne başını eğdi. Ne diyeceğini düşündü bir an, o günü hatırladı.
Pamuk şeker…
O anın ağırlığı boğazına düğümlendi. Ege'nin aslında onu terk etmediğini de o gün öğrenmişti.
“Sen değil,” dedi yavaşça. “Sevgilimle bir anımız var da pamuk şekerle ilgili. O yüzden biraz kötü hissettim.”
Savaş’ın yüzündeki ifade bir anda değişti.
“Sevgilin mi var?” diye fısıldadı. Aslında konu bu değildi ama o buna takılmıştı.
Tam o sırada yemekler geldi ve muhabbet dağıldı ama Savaş’ın yüzündeki şaşkınlık kaybolmadı. Birkaç lokmadan sonra tekrar konuştu.
“Sevgilin olduğunu bilmiyordum. Yanında hiç görmeyince, biraz şaşırdım.”
Defne buruk bir gülümsemeyle cevap verdi.
“Haklısın, babaannemin bizi evlendirmeye çalışmasından dolayı da bir sevgilim olduğunu düşünmemişsindir. Yanımda görmemen de normal çünkü kendisi burada değil. Üç yıl önce başka bir ülkeye gitmek zorunda kaldı. Nerede olduğunu ben de bilmiyorum. Uzun bir hikâye… şimdi konuşmasak daha iyi olur.”
Savaş başını salladı. Aslında merak ediyordu ama bu lafın üzerine bir şey de diyemiyordu. O andan sonra masaya ağır bir sessizlik çöktü.Yemek bittikten sonra ufak bir hesap tartışması yaptılar ve sonra oradan ayrılıp, hastaneye kadar birlikte yürüdüler. Kapının önünde Defne durdu.
“İçeri gelmene gerek yok,” dedi nazikçe.
Elindeki çiçeği hafifçe kaldırdı.
“Sağ ol.”
Savaş eğilip Defne’nin elini nazikçe öptü ve gözlerini kısarak konuştu.
“Görüşürüz.”
Defne birkaç saniye donup kaldı. Savaş uzaklaşırken elini refleksle üzerine sildi. Neye kızdığını ya da neden afalladığını kendisi de bilmiyordu ama istemsizce sinirleniyordu kendine. Derin bir nefes aldı. Sonra elindeki çiçeği koridorda bekleyen küçük bir kıza verdi ve babasının odasına doğru hızla yürüdü.
Kapıya geldiğinde içeriden çıkan Berfu’yla karşılaştı. Berfu’nun yüzü heyecandan ışıldıyordu.
“Uyandı,” dedi. “Seni soruyor.”
Defne’nin kalbi hızla çarpmaya başladı. Bir an önce babasını görüp sarılmak istiyordu, halasının yanından ışık hızıyla geçip yatağın başına ulaştı.
"Baba'cığım?"
“Canım”
Defne yatağın kenarına oturdu ve gülümsedi,dikkatlice sarıldı.
“Babam...”
Belki de hayatında ilk kez bu kelime bu kadar içten çıkmıştı ağzından.
Cem hafifçe inledi,Defne hemen geri çekildi.
“Canın mı yandı?”dedi telaşla.
Cem başını hayır anlamında salladı. Elini kızının yanağına koydu.
“İyiyim,” dedi. “Artık yanındayım. Birlikte hak ettiğimiz mutluluğu bulacağız. Seni çok özledim.”
Defne’nin gözyaşı babasının eline düştü. İkisi de birbirine çok acı çektirmişti. Özellikle de Cem.Ama Defne onu affetmeyi başarabilmişti ve kendi de yaptıklarının sorumluluğunu alarak babasından af dilemeye çalışıyordu.
“Ben seni affettim baba,” dedi titreyen bir sesle. “Sen de beni affeder misin? Seni kırdım, ezdim geçtim. Seni anlamak bile istemedim ”
Cem gülümsedi,Defne'den bunları duyabileceğinin hayalini bile kurmamıştı. Sadece kızının yanında olmasını ve artık yaptıkları hataları geride bırakmayı istiyordu.
“Baba kız arasında affedilmeyecek ne olabilir? Yeter ki yanımda ol. Hata da yapsan razıyım, yanında olurum. Ben senin babanım. Asıl suçlu da benim, sana zarar vermekten korkarken en çok ben sana zarar oldum. Ziyan ettim bizi, babaannen olacak o kadının kollarına ittim seni. Yapmamalıydım haklıydın. Bitsin bunlar artık. Sen evinde, benimle kal."
“Gitmem artık merak etme.” dedi Defne kararlılıkla. “Sen de haklıymışsın ama, babaannemin nasıl biri olduğunu seni kaybetme korkusuyla daha iyi anladım.”
Cem’in yüzüne derin bir huzur yerleşti.
"Sarıl bana "dedi Defne'nin dolan gözlerine bakıp. Defne dolan gözlerle yanaştı ve sarıldı. Sıkıca sarılırken kızının kokusunu içine çekti ve ellerini yavaşça onun sırtına doladı. Defne'nin dolu gözleri babasının omuzlarında gözyaşlarını akıtırken Cem sonunda Defne'nin gözünün açılmasına seviniyordu.
Bazen insanın gözünü ancak bir felaket açıyordu. Bu olaylar yaşanmasa Defne belki hâlâ yanlış insanların arasında, sahte sevgilerin içinde kalıyor olacaktı ve Cem'e düşman olacaktı ama şimdi zor da olsa önlerinde yeniden kurulabilecek bir hayat vardı. Yepyeni bir sayfa.
Onlar sarılırken kapı aralandı. Berfu içeri girdi.
Onları sarılmış halde görünce gülümsedi.
“Bu gece de buradayız.”dedi. "Doktor daha yeni uyandı,bekleyelim biraz daha diyor"
Sonra yanlarına gelip sarılmaya o da katıldı.
Üçü birden birbirlerine sarıldılar.
Berfu da mutluydu. Hayatı boyunca tam anlamıyla ait olamadığı o sıcak aile hissini sonunda bulmuş gibiydi. Abisi onun için her zaman bir baba gibiydi zaten ama artık annesinden o da tamamen kurtulmuştu ve arada kalmayacak olmak onu kuş gibi rahat hissettiriyordu.Uzun zamandan sonra ilk defa üçü de gerçekten huzurlu görünüyordu.
***
Defne,Cem ve Berfu ertesi gün öğlen eve dönmüşlerdi. Cem'in ısrarlarının sonucunda doktoru izin vermiş ve eve yollamıştı. Kapıdan içeri girer girmez Defne'yle kavga ettikleri günü hatırladı.
"İyi misin baba?"
Defne onun dalgınlığını fark edip koluna girince Cem kendini toparlayıp gülümsedi, olumsuz şeyleri düşünmeyi şu noktada bırakıyordu. Yalnızca Defne'yi ve onun geleceğini düşünme kararı aldı. Ve tabii kız kardeşi Berfu'yu da.
"Endişe etme prensesim "dedi Defne'nin saçından öpüp. Sonra da ona tutunarak salona geçti, koltuğa oturdu. Yaraları daha çok taze olduğundan canı çok acıyordu. Kolay değil birden fazla ameliyat geçirmişti,sahi bu ameliyat neyle ödenmişti?Aklına gelince Defne'ye seslenip sormak istedi.
"Defne, ameliyat masraflarını nasıl ödediniz?"
Defne bunu duyar duymaz eli ayağı titremeye başladı, belli etmemeye çalıştı ve nefes verdi. Ona babaannesiyle yaptıkları anlaşmayı söylerse kahrolacağını ve ameliyat falan dinlemeden o evi Feride Hanım'ın başına yıkacağını biliyordu. Bunu gizlemek zorundaydı, en azından babası tamamen iyileşene kadar.
"Babacığım, sen bunu düşünme. Yardım topladık biz. Ömer amca, Caner, başkaları da var tabii herkes elinden geleni yaptı. Senin hesabına erişim yetkim yoktu, gerçi o taraflar da bayağı bir karışık sanırım. Neyse işte biz de babaannemin evini terk edince beş parasız kaldık halamla. Sağ olsun Ömer amca yardım etti. Hallettik bir şekilde."
Cem tebessüm etti ve Defne'nin gelmesi için yanındaki koltuğa vurdu iki üç defa. Gel, otur yanıma demeye çalışıyordu. Defne de tebessüm etmeye çalışarak babasının yanına oturup kafasını omzuna koydu.
"Sen dert etme benim yatırımlarım var, onlarla borçlarımı kapatacağım. Ömer amcanla da konuşur hallederim. Ona da çok haksızlık ettim . Yemeğe mi çağırsak akşama? "
Defne kafa salladı ve tebessümle karışık bir ifadeyle ona baktı.
"Fatma Hanım da yok, yemekler halamla benden o zaman."dedi.
Cem'in morali birden düştü, Defne'ye belli etmemeye çalışsa da bu pek kolay olmadı. Durumları nasıl düzelteceğini düşünüyordu. O ikisinin de yemeğin üstesinden gelemeyeceğini bildiğinden fikrini değiştirdi.
" O zaman bize kadar hazırlayın onları çaya çağırırım."
Defne babasına güldü ve yanağına kocaman sıcak bir öpücük kondurdu.
"Ne yersin ne yapalım akşama?"dedi Defne babasına içten bir bakış atarak. Cem kızının bu sahiplenici tavrını görünce duygulandı, bir süre konuşamadı.
"Karnıyarık!"dedi Berfu alayla yanlarına gelip. Aslında abisine karnında ameliyat yarası olduğu için şaka yapmak istemişti ama Defne ciddiye alıp ayaklandı.
"En sevdiğim. Hemen yapılsın o zaman"dedi. Cem de kızının da annesi gibi bu yemeği sevmesine gülümseyerek baktı, ses etmedi. Berfu ve Defne kıkırdayarak mutfağa geçerken Cem dayanamayıp ağlamaya başladı.
"Canlarım benim..."
Sonrasında karısını düşleyip gözlerini sanki onu hissediyormuş gibi kapattı. Gözlerindeki yaşa aldırış etmeden mırıldandı.
"Kızımız artık affetti beni Dilan, görüyor musun?"
Gözlerini açtığında Dilan'ı göremediği için içinde derince bir sızı oldu. O an hatırladı hastanedeyken rüyasında Dilan'ı gördüğünü. Onun o güzel yüzünü uzun zamandır görmemişti aslında. Onu küstürdüğü için rüyalarına gelmediğini sanıyordu. Ölüm döşeğinde yatarken hastanede Dilan gelip 'Kalk'demişti. 'Kızımız ağlıyor' Orada sarıldıklarını hatırladı ve akan gözyaşlarını sildi hızlıca. Bir şeyleri düzeltmesi için Allah ona son bir şans vermişti sanki, şansını bu sefer doğru kullanmak istiyordu.Buna zorundaydı.
Telefonu çıkarttı Ömer'i aradı. Arkadaşını bu üç yıllık süreçte yalnız ve yüzüstü bıraktığı için pişman hissediyordu. Onun da gönlünü almak ister gibi konuştu ve akşam çaya davet etti. Desteği için de teşekkür etmeyi ihmal etmedi. Bir an önce toparlanıp borçlarının üstesinden gelmesi gerekiyordu. Toparlanıp silkelenmeli ve yeni hayatına güzel devam etmeli.
Akşam olunca üç kişilik çekirdek aile sofrada huzurlu bir akşam yemeği yedi. Kızlar sandığından daha başarılı olmuştu yemek konusunda, onları övgüye boğdu Cem. Daha ilk günden iyileşmiş gibiydi şen şakrak ama göğsünde, kasığında ve karnında derin yara izleri vardı. Yürümekte zorlanıyordu ve gülerken de canı acıyordu ama geçeceğini bildiğinden bozuntuya vermiyordu.
Yemekten sonra Ömer ve ailesi gelince çay içip güzelce muhabbet ettiler. Herkes Cem'in sağlığına kavuşmasına seviniyordu. Şakalar yapıp gülüşüyorlarken Cem, Ömer'le ayrı konuşmak istediğini söyleyip bahçeye çıkarttı. İşleriyle alakalı sorunlarını can dostuyla paylaşabilirdi sadece.
Onlar orada konuşurlarken, Ceyda ve Berfu da yan yana çay içip gülüşüyorlardı. Berfu hastanedeki yakışıklı doktordan ve çarpışmalarından söz ediyordu. Caner de Defne'nin dalgınlığını fark edip onu bir köşeye çekmişti, Fısıltı ile sordu.
"Söyle bakalım neyin var?"
"Yok bir şey"
Caner kaşlarını çattı ve Defne'nin ellerine vurdu. Defne sıçrayarak Caner'e baktı.
"Yalan söyleme"
"Caner ya! Yok bir şey diyorum."
"Anlaşıldı sen söylemeyeceksin biz tahmin edeceğiz."
Defne sinirlenmiş bir şekilde güldü ve kuruyan dudaklarını ıslatıp mırıldandı.
" Ege ile konuştum ama o kendi olduğunu söylemedi. Ben anladım."
"Ne! Nereden anladın?"
"Anladım işte, konuşma şeklinden falan. Instagramdan bana yazmıştı bir şeyler , ben de özlediğim biri var dedim. Onu tarif ettim. Sonra da hesabını kapatmış. Anladığımı anladı belki de korkup kapattı, kimliği açığa çıkar diye. "
Caner şaşkın bir ifade ile bakarken çenesindeki sakalları okşadı. Düşünür gibi yaparak mırıldandı.
"Muhtemelen uyarmışlardır ya da belki geri dönecektir yakında, sana yazdığına göre rahatlaşmış olmalı"dedi. Defne hafifçe öksürdü ve etrafı kolaçan edip kulağına fısıldadı.
"Bir şey daha var"
"Çok şey var da, ne zaman söyleyeceksin bilmiyorum. "dedi Caner Savaş'ı ima edip. Defne de bunun üzerine dudaklarını büzdü ve ayağa kalktı.
"Gel benimle."
Çaktırmamaya çalışarak biten çay bardaklarını eline alıp mutfağa ilerledi ve Caner'e gelmesini işaret etti. Caner de meraklı ve telaşlı bir şekilde yanına doğru ilerledi. Mutfağa vardıklarında Defne büyük bir gizemle kapıyı kapayıp Caner'e döndü.
"Caner ben bir şey yaptım."
"Sakın. Defne... "
Caner, Savaş'la arasında bir şey olduğunu düşünüp bir an gerildi fakat Defne'nin bombayı patlatması pek uzun sürmedi.
" Babaannem, babamın hastane masraflarını ödemesi karşılığında bana anlaşma imzalattı. "
"Ne anlaşması? Neye imza attın?"
"Savaş var ya..."
"Evet var öyle bir lavuk, sadede gel."
"Babaannem..."deyip yutkundu. "O Savaş denen 'lavukla' evlenmem için bana şart koştu. Yoksa parayı vermeyecekti. Ben de korktum ve imzaladım. Savaşla konuştum, benimle evlenmeyeceğine söz verdi ama yine de korkuyorum."
Caner şaşkın bir ördek gibi Defne'nin anlattıklarını dinleyip anlamaya çalışıyordu. Bu dediklerini sindirmek için bir süre bekledi ve gecikmeli olarak tepki verdi.
"Defne sen kafayı mı yedin? Ne sözü ne imzası? Ne Savaş'ı kızım sen ... Bir Ege diyorsun bir Savaş benim sinir sistemimle alay mı ediyorsun?"
Defne telaşlı bir şekilde bir ileri bir geri giderek Caner'e baktı.
"Ne duyduysan o. İstemiyorum ben evlenmek falan Caner, bir şey yapar mı babaannem o imzayla. Yani orada anlaşmadan çekilirsem 12 milyon ödemem gerektiği yazıyordu. O kadar param yok ki, olsa da babama bunu asla söyleyemem. Zaten yeni iyileşti,öğrenirse gider kalpten bu sefer."dedi ve dudaklarını ısırarak Caner'e baktı. Aynı yavru bir kedi gibi masumdu. Caner de Defne'nin bu kadar saf olmasına yakınarak konuşmaya başladı.
"Ah safım benim, babaanneni az çok tanıdıysam seni o imzaladığın şeyle mahveder. Bir yolunu bulup halledeceğiz o parayı ya da gidip imzaladığın kağıdı bulacağız. Yine de babandan gizli olmaz, gidip söyleyelim."
Defne telaşla Caner'in elini tuttu. Yalvarır gibi bakarak mırıldandı "Caner n'olur, bak beni seviyorsan kimseye hiçbir şey deme."
"Defom, bu böyle olmaz. Tamam baban iyileşene kadar susuyorum ama bir yolunu bulup o kağıdı bulmamız lazım. O lavukla evlenmeyi bırak, yan yana bile olamazsın sen. Bana emanetsin kızım. Ege gelirse ve görürse onunla beraber beni de parçalar valla"
Caner endişesini bastırmak için gülmüştü ama bu gerçekten korkunç bir sorundu. Defne'nin babaannesi çok garip ve korkutucu bir kadındı. Caner bunu başından beri biliyordu.
"Bir de okulu bırakma kararı aldım"dedi Defne. Bütün felaketleri ardı ardına sıralıyordu.Caner neye şaşıracağını şaşırmış gibi baktı.
"Okulu bırakmak mı?"
"Özel okul, paramız yok babaanem ödüyordu zaten. Bölümü de sırf babaannem istediği için yazmıştım. Sınava yeniden girip istediğim bölümü yazacağım."dedi Defne.
"O iş öyle olmaz da konuşacağız bunu sonra, şimdi şu lavuktan kurtaralım da seni, konuşacağız her şeyi."
Defne mırıldanarak kafa salladı ve korkusunu bastırmayı umarak Caner'e sarıldı. Titreyen elleri Caner'in omuzlarına dolandı.
"İyi ki varsın"
Caner de sarılmasına karşılık verip kara kara düşünmeye başladı. Defne'ye uzun uzun bakıp sitem ederek dalga geçti.
"Keşke benim de bir Caner'im olsa , böyle bir boklar yiyip sonra hadi çözelim diye koşup ona anlatsam. Ne güzel olurdu."
Defne'nin suratı düştü, Caner'e bakıp üzüldü. Haklıydı ama babası için yapmıştı bunu. Para için değil. Salaklığından da değil...
"Tamam halledeceğiz, üzülme hemen "dedi ve Defne'nin saçlarını karıştırıp sıkıca sarıldı.
"İçeri geçelim anlamasın baban bir şey olduğunu."dedi ve kapıyı Defne geçsin diye açıp bekledi. Defne de minnettar bakışlarıyla tebessüm ederek önden ilerledi.
İkisi çaktırmadan içeri geçip köşeye oturdular. Defne bunları birine anlattığı için rahatlamışken Caner fazlasıyla gergindi ve şimdi ne yapacağız diye düşünüyordu.
O akşam hızlıca geçip gitti,ailecek Canerleri yolcu ettikten sonra Cem odasına gitmek için Defne'den destek alarak yukarı çıktı. Defne babasının kolundan tutarak yürümesine yardım ederken oldukça uzun sürdü odaya varmak.
Cem odasına girip yatağına uzanırken kendisine yardım eden Defne'ye gülümseyip konuştu.
"Bu gece babanla uyumak ister misin kızım? Bari sen evlenene kadar ara sıra yanında uyuyayım."dedi. Defne çekingen bir şekilde ona baktı ve gülümsedi.
"Baba... sana zarar veririm diye biraz çekiniyorum ama istiyorsan pijamalarımı giyip gelirim."
"Olur hadi giy gel, ben de o ara giyeyim takımlarımı. "dedi, yüzünü buruşturarak dolabını açarken.Defne de heyecanlı bir şekilde odasına gidip geldi. Cem de yavaş yavaş giyinmişti. Göğsündeki yara canını sıkmıştı ama bozuntuya vermedi.
Yatağa uzanıp Defne'ye gelmesi için işaret etti, Defne çekine çekine yatağa uzanıp babasına baktı. Cem de sırt üstü yatarken onun elini tutuyordu.
"Çok korktum, sana bir şey olacak diye."
Cem, canı acısa da Defne'ye doğru dönerek baktı.Kızının duygusallaştığını fark edip onun elini sıktı.
"Korkma..."
"Sen de gidersen ben ne yaparım? Korkuyorum çünkü seninle yapmadığımız o kadar şey var ki"
"Yaptığımız şeyler de var ama, mesela seni salıncakta sallamıştım. Mercimek çorbası yapmıştık beraber. Daha başka şeyler de yaptık."
"İşte bir daha yapamama ihtimalinden korktum. Zaten öksüz kaldım, yetim kalmaktan da korkuyorum."dedi ve birden ağlamaya başladı Defne. Gözleri loş ışıkta parladı. Cem'in de yüreği ağırlaştı ufak yastığı göğsüne koydu ve sardı.
"Düşünme bunları şimdi, bugün yeni hayatımızın ilk günü. Artık keşkeler yok. Ne istiyorsak onu yapacağız. Yaşadığımız tek bir gün bile boşa gitmeyecek."
Defne gülümsedi ve gözyaşlarını hızlıca silip kafa salladı. Nazikçe babasının elini tuttu. Gözlerini kapattı.
"Bana masal anlatır mısın baba?" diyerek mırıldandı.
Cem tebessüm etti ve kızına bakmaya çalışarak konuştu.
"Kurtla kuzu da olsun mu?"
Defne de gülümsedi ve gözü kapalı bir şekilde fısıldayarak cevapladı.
"Olsun."
Cem yorgun olmasına rağmen çocukluğunu babasıyla yaşayamayan genç kızını mutlu etmek için konuşmaya başladı.
"Bu masalı annen çok anlatırdı sen onun karnındayken. Bir de derdi ki bebekler anne karnındayken her şeyi duyar ve hatırlar. Bilmem hatırlar mısın ama belki tanıdık hissedersin. Ve eğer yapabilseydim şuan sarılmak isterdim sana ama biliyorsun yaralarım var."
Defne kıkırdadı ve babasının elini öptü.Gözlerinin içine bakarak gülümsedi.
"Anlat hadi"
Cem tebessüm etti Defne'nin heyecanlı çocuksu haline. Yetişkin de olsa herkes babasının yanında çocuk oluyor diye düşünerek güldü. Başladı anlatmaya:
"Bir zamanlar küçük bir köyde yaşayan iyi kalpli bir anne ve baba varmış. Çok istedikleri halde çocukları olmuyormuş. Bir gün anne iç çekerek, “Keşke bir kızımız olsa… Parmak kadar küçük bile olsa razıyım,” demiş.
Bir süre sonra gerçekten parmak kadar küçük bir kızları olmuş. Ona Parmak Kız adını vermişler. Çok küçücükmüş ama çok zeki ve cesur bir çocukmuş. Annesi ve babası onu avuçlarının içinde sever, gözlerinden sakınırmış."
Defne gülümseyerek dinlerken Cem yutkunmak için duraksadı ve hemen devam etti.

"Bir gün babası odun getirmek için ormana gitmek üzere arabasını hazırlıyormuş. Parmak Kız demiş ki:
'Baba, ben de yardım edebilirim.'
Babası şaşırmış ama izin vermiş. Parmak Kız atın kulağına oturmuş ve ona yolu fısıldayarak arabayı doğru yere götürmüş.
Yolda bazı yabancılar bu minicik kızı görmüş ve onu almak istemişler. Ama Parmak Kız çok akıllıymış. Fırsatını bulur bulmaz onların elinden kaçmış.
Küçücük olmasına rağmen pek çok macera yaşamış. Bazen bir ot yaprağının altında saklanmış, bazen de bir kuşun kanadından kurtulmuş.
Sonunda uzun bir yolculuktan sonra annesinin ve babasının evini yeniden bulmuş.
Annesi onu görünce sevinçten ağlamış, babası da avucuna alıp sevgiyle sarılmış.
O günden sonra Parmak Kız ailesinin yanında kalmış. Küçücük olsa da ailesinin en cesur ve en akıllı çocuğu olmuş.
Ve anne, baba parmak kızlarıyla uzun yıllar mutlu bir şekilde yaşamışlar."
***
Cem eve döneli neredeyse iki hafta olmuştu. Bu süre boyunca Defne ile her günü birlikte geçirmişlerdi; Defne de bu süreçte neredeyse evden hiç çıkmamıştı. Okul kaydını sildirmiş, şirketteki stajını da bırakmıştı. Tüm zamanı babasına ve onun sağlığına ayırmıştı.
Arkadaşları da zaman zaman eve gelerek onu görmeye çalıştı, ama Cem, Defne’nin eve kapanmasını değil, mutlu ve sosyal bir hayat sürmesini istiyordu. Ona artık hayatına devam etmesi gerektiğini söyledi. Kahvaltı için toplandıklarında da bu konuyu gündeme getirdi.
"Defne'm, bu akşam Açelya ve Zeyneple dışarı çıksanıza kız kıza."
"Yok babacığım, ne yapacağım dışarıda. Seninle film izlerdik." dedi masum masum. Geldiklerinden beri korkuyordu Cem'e bir şey olmasından her anı değerlendirmeye çalışıyordu.Yanından bir an bile ayrılmıyordu.
"Ben biraz yalnız kalmak istiyorum bugün, sen de üzme beni kızlara haber ver de akşam kafa dağıtın biraz. Ben istiyorum gitmeni haftalardır evdesin, olmaz böyle"
Defne kafa salladı ve tebessüm etti. Ayaklanıp babasının yanağına bir öpücük kondurdu.
"Demek kızından kurtulmak istiyorsun ha"
"Asla, kurtulmak yok. O başka bu başka,kızımın arkadaşlarıyla da vakit geçirmesini istiyorum sadece."dedi. Berfu hala da güldü ve mırıldandı.
"Kıskanıyorum ama ya"
Defne güldü ve halasına da sarılıp öperken babasına göz kırptı.
"Beraber çıkarız istersen "dedi Berfu.
"O meşhur doktorla yemeğe mi çıkıyorsunuz yine yoksa "dedi Defne de gülerek, Cem haberi yokmuş gibi yaparak Berfu'ya baktı hemen.
"Kimmiş o "
" Senin şu doktor işte. Görüşüyoruz ameliyatından beri. Bu sefer temkinli davranıyorum ama merak etmeyin. Kolay kolay kalbimi çelemez."
"Aferin benim kız kardeşime, gördün mü bak kızım sen de halan gibi ol"
Üçü de aynı anda gülerken içerden Fatma Hanım çıkageldi. O da işine geri dönmüştü.
"İlaçlarınız Cem Bey. Başka bir isteğiniz var mı efendim?"
"Teşekkürler Fatma Hanım, siz de dinlenin biraz. Yorulmuşsunuzdur."dedi Cem ve gülümsedi.Fatma Hanım Cem'in bu değişimine hayretle bakıyordu. Kızına kavuşamadığındanmış o siniri diye düşünüp kendi kendine gülüyordu.
Herkes mutlu mesut kahvaltı ederken Defne kızlara mesaj atıp hazırlanmak için masadan kalktı.
"Afiyet olsun, izninizle "
Odasına çıkıp hazırlanırken Ege'yi düşünüp gülümsedi, yakında geleceğine dair bir his vardı içinde. Onu özlüyordu ama artık daha umutlu bakıyordu hayata. Babasıyla barıştığından beri her şeyin iyi olacağına inanmaya başlamıştı. O huysuz halinden eser yoktu.
Üzerine hem rahat hem şık bir şeyler ayarladı, banyoya girip rahatladıktan sonra akşam için güzelce hazırlanmaya başladı. Kızlarla sahil kenarında bir yerde akşam yemeği planı yapmışlardı. Havalar artık yavaş yavaş ısınmaya başladığı için mini etek sezonu açılıyordu hafiften,Defne de kusur kalmazdı tabii ki. Kendine güzel bir makyaj yapıp aynadaki haline neşeyle baktı.
Keşke bugün Ege çıkıp gelse, bana sıkıca sarılsa diye düşlüyordu kendi içinde. Bir günü bile onu düşünmeden geçmiyordu. Bu iki haftada babaannesinden ses çıkmayınca onunla yaptığı anlaşmayı da unutmuştu,dertsiz tasasız yaşıyordu hayatını. Yeni kavuştuğu babasının kollarında.
Hayatın sevdiklerine darılıp küsecek kadar uzun olmadığının artık farkındaydı. O yüzden Ege'nin gitmesinde payı olsa da Caner ve babasına kızmıyordu. Onun için yaptıklarını anlıyordu.
Akşam vakti gelince Cem'in arabasını alıp Berfuyla çıktılar, arabayı Berfu kullanıyor havasından ödün vermiyordu.Saçlarını kıvırcık yapmış parlak dudaklarıyla oldukça çekici görünüyordu. Defne de halasından aşağı değildi, ikisi de ayrı güzellikteydi.
Berfu Defne'yi gideceği yere bıraktı ve yoluna devam etti. Kızların yanına geçer geçmez sarılıp gülüştükten sonra yemek faslına geçip sohbet ettiler. Aşktan, hayattan ve ailelerden konuşup dertleştiler. Defne de gerçekten kız kıza vakit geçirmenin ruhuna iyi geldiğini fark ediyordu. Kızları da inanılmaz özlemiş olmanın verdiği etkiyle durmaksızın gülüşüp konuşuyordu.
Telefonuna gelen mesajları da okumadan kaydırıp geçiyordu her ne kadar Savaş'tan geldiğini görse de. Kızlarla muhabbetini bozmak istemiyordu.
Saat 10'a yaklaşırken kızlar kalkmaları gerektiğini söylemeye başlayınca Defne de onlara ayak uydurup ayaklandı. Hesabı ödeyip birlikte çıktılar. Telefonu çalmaya başlayınca kızlarla kapıda ayrılıp bir köşeye geçti ve telefonunu açtı. Arayan numaraya bile bakmamıştı.
"Efendim?"
"Defne?"
Duymak bile istemediği o ses: Feride Hanım'ın zafer tınılı o berbat imalı ses tonu.
"Babanın iyileşmesini bekledim. Artık iyi diye düşünüyorum sen dışarıya eğlenmeye gittiğine göre"
"Ne istiyorsun Feride Hanım! İki gün mutlu oldum diye bunu bozmak mı istedin?" diye tısladı. Sinirden elleri titremeye başlamıştı. Telefonu düşürmemek için sıkıyordu. Onu takip ettirdiğini fark edince daha sa sinirlendi.
"Beni takip mi ettin sen!?"
"Yok bir şey torunum, iki gün sonra nişanın olduğunu söylemek için aradım. Hiçbir hazırlığa ihtiyacın yok, babaannen onları da halletti. Sen kendini getir bana yeter. Gelmezsen ne olacağını tahmin ediyorsundur herhalde."
"Ne..."diye fısıldadı Defne,eli ayağı birbirine dolanmış bir halde öylece orada kalakaldı. Restoranın yanındaki bar benzeri yeri görüp oraya doğru bir hışımla yöneldi ve babaannesine bağırarak konuştu.
"Senden nefret ediyorum, seni sevdiğim günlere yazıklar olsun!"diyerek telefonu kapattı. Ağlamamak için kendini zor tutarak içeri girdi ve barın önündeki taburelerden birine oturup barmene seslendi.
"5'li T*ekila shot lütfen."
Barmen hızlıca içkileri hazırlarken Defne dertli bir şekilde ne yapacağını düşünüyordu. Telefonunu açıp Caner'i aramak istedi ama onun da başını ağrıtmaktan korkup vazgeçti. Ne yapacağını bilmediği için kendini buraya atmıştı işte. Hızlıca shotları kafasına dikip içini yakmasına izin verdi. Gözleri panikle dolmaya başlarken beş shot daha istedi. Barmen şaşkın bir şekilde ona bakıp sordu.
"Emin misin? Kötü olma sonra "
"İyiyim ben ver sen" diyip omuz silkti. Ama çoktan beş shotu arka arkaya göndermişti. Vücudu hızla alkolle dolarken bir zamanlar babasına kızdığı şeyi şuan kendi yapıyor olmaktan utandı. Yine de o anki sinirle devam etti.
"Ne yapacağım ben ya"diye mırıldandı ve bir tane daha dikti kafaya yüzünü buruşturarak tuzu ve limonu da eklemeyi unutmuyordu.
Birden çöken sersemlikle midesini tuttu. Cayır cayır yandığını hissediyordu, midesi de bulanmaya başlamıştı. Biraz beklemeye karar verdi devam etmeden önce. Telefonu çalınca endişeyle açtı. Bakmıştı ama görememişti arayan kişiyi.
"Evet?"
"Defne? Neredesin sen?"
"Siz kimsiniz? "dedi afallayarak. Arayan kişi Savaş'tı.
'"Savaş ben, iyi misin?"dedi Savaş. Sesi bihayli telaşlı çıkmıştı. Defne güldü ve bağırarak konuştu.
"Müstakbel nişanlım(!)"diyerek bir shot daha içti. Arkadaki sesler Savaş'ı daha da tedirgin ediyordu.
"Defne neredesin sen, geleyim hemen yanına"
"İstemiyorum ben seni...Gelme."
Savaş sinirlendi ve sesini yükselterek konuştu, ciddi ses tonundan Defne çekindi.
"Barmene ver telefonu hemen.Hemen!"
Defne korkup kulağından çekti hemen telefonu karşısında ona bakan barmene uzattı.
"Size telefon var."
Güldü ve elindeki telefonu barmene bırakıp bir shot daha aldı. Gözleri hafifçe kapanmaya başladı. Hala kendinde olduğu için kendine delice güveniyordu . İçtiği içkideki alkol oranı yüksek olduğu için hızlıca dağılıyordu vücuduna. Barmen telefonu ona uzatınca Defne çantasını Barmen'e verip ayağa kalktı.
“‘Nişanımız var!’” diye bağırarak orada dans etmeye başladı Defne. Ayaklarını ritme uyduruyor, ellerini havaya kaldırıyordu. Birden hafifçe öksürdü; midesi bulandı ve ağzını kapattı. Barmen o an sinirlendi ve sert bir sesle seslendi:
“Hey! Otur şuraya! Gelecekler almaya seni. İçmeyi bilmiyorsanız içmeyin kardeşim. Bu nedir ya?”
Defne konuşulanları anlıyordu ama umursamıyordu. Cesareti doruktaydı; deli gibi gülüyordu. Bir an durup kafasını salladı ve barmenle dalga geçer gibi seslendi.
“Çocuğumuz olursa senin adını koyarım, barmen kardeş! Adın neydi senin?”
“Teoman,” diye cevap verdi barmen şaşkın ama hafif gülümseyerek.
“Vaay,” dedi Defne, kahkahası mekânın içinde yankılandı.
Kafası yavaş yavaş güzelleşmeye, bulanık ve neşeli bir hâle gelmeye başlamıştı. Eline aldığı shotu ağzına götürmeden barmen onu tutup çekti.
“Yeter sana, bu kadar,” dedi.
Defne gülmeye devam etti. Masada kalan son shotu aldı; tam içmeye çalışırken elinden kayıp yere döktü. Zaten yediye yakın shot içmişti; yarım saate kalmaz kendini meyve suyu zannetmeye başlardı.
Yarım saat sonra barın kapısı hızla açıldı. Savaş telaşla mekâna girdi ve gözleri hemen Defne’yi buldu. Hızlı adımlarla onun yanına koştu.
“Defne! Ne bu hâl ya?” dedi Savaş, onu belinden tutarak. Defne’nin bedeni dengesini kaybetmiş gibiydi. Bir o yana bir bu yana savruluyor, deli gibi hareket ediyordu. Onu zapt etmek hiç kolay değildi. Savaş hızlıca Defne’nin çantasını barın üzerinden aldı. Barmen’e başıyla teşekkür etti ve tezgâhın üzerine bir tomar para bıraktı. Sonra Defne’yi nazik ama kararlı bir şekilde belinden çekerek yürütmeye çalıştı. Önce kendine gelmesi gerekiyordu. En azından yüzünü yıkaması… ayılması… Hızlı adımlarla onu kadınlar tuvaletine götürdü.
“Kendinde misin?” dedi Savaş, yüzüne dikkatle bakarken. Ama Defne hiç kendinde gibi durmuyordu. Gözleri yarı kapalıydı; bakışları kayıyor, odaklanamıyordu. Savaş onu lavabonun olduğu yere doğru çekerken ister istemez ona biraz fazla yaklaşmak zorunda kaldı. Bir an durup yumuşak bir sesle konuştu.
“Afedersin… biraz üşüyebilirsin.”
Defne gözlerini hafifçe araladı. Savaş’ın yüzüne baktı ama belli ki hâlâ onu tam seçemiyordu. Bir an sonra burnunu Savaş’ın burnuna dayadı. Ardından dudakları istemsizce onun dudaklarına değdi.Öpmüyordu ama dudaklarını onun dudaklarına değdiriyordu. Sanki yıllardır beklediği birine dokunuyormuş gibi yavaşça mırıldandı:
“Seni çok özledim…”
Savaş o anda taş kesildi.
Ne yapacağını bilemeden öylece kaldı. Kalbi göğsüne sığmayacak gibi atıyordu. Defne’nin dudaklarının sıcaklığı dudaklarında hissediliyordu. Nefesi düzensizleşmişti. Ondan etkilenmişti. O anı durdurmak ister gibi gözlerini kapattı ama Defne tüm ihtimalleri paramparça eden o kelimeyi söyledi.
“Ege…”

Savaş’ın yüzündeki ifade bir anda değişti.
Dudağında başka bir erkeğin adını duymak… hem de o anda… gururunu bir bıçak gibi kesmişti. Hızla kendine gelip Defne’yi uzaklaştırdı . Lavaboyu açıp avucuna su doldurdu ve sinirle Defne’nin yüzüne çarptı.
“Defne,kendine gel!”
Soğuk suyun etkisiyle Defne titredi. Nefesi hızlandı.
Savaş birkaç saniye boyunca derin derin nefes aldı. Kendi kalp atışlarını kontrol etmeye çalışıyordu. Sonra biraz daha sakinleşip tekrar lavabodan su aldı ve bu kez daha dikkatli bir şekilde Defne’nin yüzünü yıkadı. Islak saç telleri yanağına yapışmıştı.
Savaş havludan bir parça koparıp yüzünü nazikçe sildi. Ardından iki elini Defne’nin yanaklarına koydu. Başını biraz eğip gözlerinin içine bakmaya çalıştı.
“Defne,” dedi bu kez daha sakin ama sert bir sesle.
“Bana bak.”.
" Eve gidecek gibi misin? Bırakayım mı seni?"
Defne hâlâ kendinde değildi. Gözleri yarı kapalıydı, bakışları bulanıktı. Gerçekle hayal birbirine karışmış gibiydi. Karşısındaki yüzü seçmeye çalışırken dudaklarının kenarında hafif bir gülümseme belirdi. Muhtemelen Savaş’ı hâlâ Ege sanıyordu. Bir an tereddüt etmeden yüzünü ona doğru yaklaştırdı; sanki yıllardır beklediği birine kavuşmuş gibi, onu öpmeye yeltendi.
Savaş bir an donup kaldı.
O anın ağırlığı omuzlarına çökmüştü. Defne’nin yüzü ona o kadar yakındı ki nefesini hissedebiliyordu. İçinde bir şey kıpırdadı; gururu mu, yoksa özsaygısı mi kendisi de tam anlayamadı. Ama refleks gibi başını eğdi ve Defne’nin dudaklarının kendisine değmesini engelledi.
Gözlerini kapattı.
“Ben o kişi değilim…” diye mırıldandı neredeyse duyulmayacak kadar kısık bir sesle.
Defne zaten onu duymamıştı. Hâlâ yarı baygın, yarı uykudaydı.
Savaş derin bir nefes aldı. Sonra hiç tereddüt etmeden Defne’yi kucağına aldı. Beklediğinden daha hafifti. Sanki bütün yorgunluğu ve kırgınlığı bedeninden çekilmiş gibi.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 24.65k Okunma |
1.68k Oy |
0 Takip |
56 Bölümlü Kitap |