
Savaş, dün Defne’nin iyi olmadığını fark edince onu arada bir uğradığı küçük stüdyo dairesine getirmişti. Babası telaşlanmasın diye de Defne’nin telefonundan kısa bir mesaj yazmıştı:
'Arkadaşımda kalacağım, merak etmeyin.'
Niyeti kötü değildi sadece yeni ameliyat atlatmış bir adamın kızını o halde görmesi ona pek doğru gelmemişti.
Eve geldiklerinde Defne'ye maden suyu ile ayran yapıp içirmişti sonrasında ise Defne kusunca, ona yardım edip yanında durmuştu. Yüzünü ve üzerini temizleyip onu kendi yatağına yatırmıştı.
Kendisi ise gece boyunca yatağın karşısındaki berjerde oturmuş, uzaktan onu izlemişti. İçinde yaşadığı şeyleri düşünerek...
Yüzleştiği hisler ona fazla geliyordu. Çünkü planlarının hiçbirinde Defne’ye bir şey hissetmek yoktu. Hele imkânsız bir aşk… asla.
Bütün bu düşüncelerle onu izlerken kalbinin ritminin nasıl değiştiğine şaşıyordu. Göğsünde huzursuz bir hız vardı. Sanki biri kalbini eline alıp sıkıyormuş gibi.
Onu istemeyen birine kapılması olacak iş değildi. Üstelik ona evlenmeyeceklerine dair söz bile vermişti.
Başkasının sevgilisine böyle şeyler hissedemezsin, diye kendini uyarıp duruyordu, Defne'nin yüzüne baktığı her an.
Ama Defne’nin dudaklarını hatırladıkça aklı dağılıyordu. O anı zihninden söküp atamıyordu. Kendini ne kadar ikna etmeye çalışsa da içindeki hisler inkar ettikçe büyüyordu sanki.
Yavaşça yerinden kalktı, adımları neredeyse sessizdi. Defne’nin başucuna kadar geldi, uyurken yüzü çocuk gibi masum görünüyordu. Gün boyu huysuzlukla sertleşen yüz hatları yumuşamıştı. Ellerini istemsizce ona doğru uzattı ama dokunamadı. Parmakları havada asılı kaldı,sadece izledi.
Kendini ondan soğutmaya çalışıyordu.
“Dudakları biçimsiz zaten…” diye mırıldandı alçak bir sesle.
“Suratı da fare gibi.”
Kendi söylediği cümle kulağına o kadar sahte geldi ki neredeyse gülmek istedi.
“Huysuz bir çocuk sanki.”
Bunları söylerken kendi söylediklerine kendisi bile inanmıyordu. Sadece kendini kandırmaya çalışıyordu.
Gözleri yeniden Defne’nin yüzüne kaydı.
“Gözleri…” dedi.
Cümle yarım kaldı. Bir süre sessizce baktı.
Sonra başını iki yana salladı.
“Çok güzel be.”
Sanki bunu söylemek bile tehlikeliymiş gibi hemen geri çekildi. Pes etmişti. Daha ilk denemede.
Kalbi böyle atarken dilinin söylediğine nasıl inanabilirdi?
Odanın içinde huzursuz adımlarla dolaşmaya başladı. Küçücük dairenin içinde birkaç tur attı. Ellerini saçlarına götürdü.
Ne yapacağını bilmiyordu ama tek bildiği şey bunun olmaması gerektiğiydi.
Bile bile üzüleceği bir yola girmeyi kim isterdi ki? Nefesi daralınca pencereye yöneldi. Camı aralayıp gece havasını içine çekti. Eliyle ağzını kapatıp dışarı baktı ama aklı yine aynı yere gidiyordu.
O an.
Dudaklarının dudaklarına değdiği o saniye.
Sanki zaman orada durmuştu. O saniyede kalmak istiyordu.
Sanki mümkünmüş gibi.
Ayık olsaydı… onu öper miydim? diye düşündü istemsizce.
Sonra hemen kendine kızdı.
Kız zaten başkasını sayıklamıştı. Neden kendini kandırıyordu ki?
Ege...
Onun adını fısıldamıştı.
Savaş parmağını dudaklarına götürdü sanki hâlâ o sıcaklığı hissediyormuş gibi.
Homurdanarak başını eğdi.
“Hayatında ilk defa mı biri seni öptü oğlum? Bu ne heyecan lan?”
Ki Defne öpmemişti bile...
Camdaki yansımasına baktı. Yüzünde anlam veremediği bir ifade vardı.Ona ne oluyordu bilmiyordu ama bundan korkuyordu.
“Kendine gel" diye mırıldandı kendi kendine.
“Unut gitsin. Yok bir şey.”
Derin bir nefes aldı.
“Kız sana güvendi. Sakın kapılma. Söz verdin… bu evlilik olmayacak.”
Bir an durdu.
“Zaten o da hayatından çıkıp gidecek.”
Ama dönüp Defne’ye baktığında kalbinin içinden yayılan o sıcaklık yine geldi. Göğsünden başlayıp bütün vücuduna dağılan bir sıcaklık.
Bu his dudaklarının kenarını istemsizce kıvırdı.
Farkında olmadan gülümsüyordu.
Bunu fark edince hemen kendine hafifçe tokat attı.
“SALAK! Topla kendini.”
Bakışlarını Defne’den kaçırdı.
“Öyle bir şey olmayacak.”
Tekli koltuğa oturdu. Dirseklerini dizlerine dayayıp başını ellerinin arasına aldı.
Defne mışıl mışıl uyurken o, kafasının içinden onu silmeye çalışarak geceyi sabah etti. Durmadan kendine aynı şeyi söylüyordu.
Olmaz.
Olsa bile olmaz.
Savaş içindeki duygularla boğuşurken Defne hafifçe kıpırdadı. Dudaklarından anlaşılmayan bir mırıltı döküldü. Ardından yavaşça gözlerini araladı.
Başta nerede olduğunu anlayamadı.Tavan farklıydı,oda yabancıydı. Bir anda doğrulup etrafına baktı ve korkuyla sıçradı.
Onun ani hareketiyle Savaş da yerinden fırladı.
“Defne?”
Defne’nin gözleri panikle etrafı tarıyordu.
“Neredeyim ben?” dedi telaşla. "Ne oldu bana?"
Savaş ona birkaç adım yaklaştı ama ürkütmemek için mesafesini korudu. Sesini mümkün olduğunca yumuşattı.
“Merak etme. Güvendesin.”
Defne hâlâ tedirgindi.
“Dün gece biraz fazla içtin,” dedi Savaş. “Kendinde değildin. Ben de seni buraya getirdim. Baban hasta ya… seni öyle görüp telaşlanmasın diye.”
Defne başını eğip üzerindeki kıyafetlere baktı. Her şeyin yerli yerinde olduğunu görünce omuzları biraz gevşedi.
Yine de yüzünde mahcup bir ifade vardı. Savaş da onun ne düşündüğünü anlayabiliyordu, bir an aralarında istemeyeceği bir şey olduğundan korkmuştu.
“Gitmem lazım,” dedi hızlıca.
“Merak etmişlerdir.”
Ayağa kalktı,biraz başı dönse de toparlandı. Köşedeki montunu fark edip hemen gidip aldı.Montu giyerken Savaş da onu izliyordu,gitmesini istemiyordu ama ne diyebilirdi ki?
Defne kapıya yönelmek üzereyken Savaş dayanamadı. Kolunu nazikçe tuttu.
“Biraz bekle.”
Defne ona şaşkın bir şekilde baktı. Yüzündeki ifadeyi anlamlandırmaya çalışıyordu.
“Babana zaten arkadaşında kalacağını yazdım,” dedi Savaş. “Şu halinle gitme.”
Bir an sustu, saçmaladığını fark etti.
“Yüzün bembeyaz.”
Bakışları kısa bir an Defne’nin gözlerinde takılı kaldı.
“Biraz sakinleş,” dedi daha yumuşak bir sesle.
“Bir şeyler yiyelim. Sonra ben seni bırakırım.”
Defne de duraksayıp Savaş'ın gözlerine baktı. O bakar bakmaz gözlerini kendisinden kaçırdığını fark edince gülümsedi. Sanki Savaş'ın hislerini fark etmiş gibiydi.
"Peki, kahvaltı edelim madem. Teşekkür ederim beni koruduğun için ,dün nasıl bir haldeydim hatırlamıyorum bile. Çok aptalca bir şey yaptığımı o an sinirle anlamamışım. Sadece babaannemle konuştuğumu hatırlıyorum. Bir de içtiğim şeylerin nasıl içimi yaktığını."dedi Defne çekingen tavrı biraz yumuşamıştı. Savaş'a güvenmeye başlamıştı.
"Bir dahakine hatırlayabilecek kadar iç, seni oradan buradan toplayacak halim yok küçük hanım"
Defne'ye baktı ve çapkın bir gülüş attı. Sonra da stüdyo dairenin içindeki mini mutfağına doğru yürüdü. Defne de kafasında soru işaretleriyle arkasından ilerledi. Bu defa küçük olduğunu vurgulamasına kızmamıştı.
"Şey... Dün seni çok rahatsız ettim mi?"
Savaş'ın istemsizce dudakları yukarı kıvrıldı,sonra ise Defne'ye bakıp gülümsedi.
"Hangi birini söylemeliyim bilemedim." dedi itiraf edercesine. Defne dudağını ısırarak mahcup bir şekilde başını kaşıdı.
"Ne yaptım ki?"
"Neredeyse üzerime kusuyordun, daha ne olsun!?"
Defne de gülümseyip biraz rahatlamış bir ifade ile esnedi, sonra ise ağzının biraz kötü kokabileceğini düşünüp eliyle banyoyu işaret ederek geri çekildi.
"Ben bir yüzümü yıkayıp geleyim" dedi. Savaş da kafa sallayarak kahvaltı için bir şeyler çıkartıp hazırlamaya koyuldu.
Defne ağzını çalkalayıp yüzünü yıkarken dün akşam ne olduğunu hatırlamaya çalışıyordu, yanlış bir şey yapsa herhalde Savaş söylerdi diye düşünüyordu ama ya utandırmamak için susuyorsa?
"Bir daha da bu kadar içersem... "diye mırıldandı aynadaki haline bakarken. Makyaj denen bir şey kalmamıştı yüzünde belli ki Savaş yüzünü defalarca kez yıkamıştı.
"Abartma Defne, bir şey olsa anlardın herhalde. Sarhoş bir kadını kullanacak kadar kötü biri değil sonuçta." diyerek kendi kendine söylendi.
Derin bir nefes aldı ve gülümsemeye çalışarak banyodan çıkıp Savaş'ın yanına gitti. Savaş ikisi için bir şeyler hazırlamıştı bile.
"Kusura bakma,dolapta yiyecek çok bir şey yoktu.Genelde buraya çok gelmem "dedi ve Defne'nin oturması için sandalyeyi çekti. Defne otururken oldukça dürüst bir şekilde konuştu.
"Genelde burayı kadınlarla görüşmek için mi kullanıyorsun yani?"
Savaş kendi yerine geçerken Defne'nin dediği şeyle şaşırarak öksürdü. Ne diyeceğini bilememişti ve utanmış hissediyordu.
" O da nereden çıktı?"diyerek muhabbeti değiştirmeye çalıştı.
"Her neyse. Önemi yok sonuçta senin özel hayatın beni hiç ilgilendirmez." dedi ve gülümsedi Defne. Savaş'ı utanırken görmek onun komiğine gidiyordu. Bu kadar şaşırıp utanacağını tahmin etmemişti.
Savaş, Defne'ye hafifçe yaklaşarak çapkın bir ifadeyle alay eder gibi konuştu.
"Aynen öyle. Birdahakine dikkat et bu kadar çok içtiğinde yanında ben olmayabilirim. Lavuğun biri de gelebilirdi yanına."
Bunun üzerine Defne kahkahayı patlattı. Aklına Caner'in Savaş'a lavuk dediği geldi. Savaş ne olduğunu anlamaya çalışır gibi bakınca Defne durumu anlatmak ister gibi konuştu.
"Şey... Caner de senin için'lavuk' diyor da. Komik geldi." dedi ve gülmeye devam etti. Savaş gözlerini devirip kendi içinde Caner'e kinlendikten sonra Defne'nin gülüşüne gülümsedi.
"Çok ayıp ama" dedi Defne'ye imalı bir bakış atıp. Defne muzip bir halde gülümserken kafa salladı.
"Tamam haklısın özür dilerim. Dün birnevi beni kötü insanlardan kurtardın bu yüzden seninle bugün uğraşmayacağım."
Savaş da gülümsedi ve kafa sallayıp kahvaltısını etti. Defne'nin yüzüne uzun uzun bakıp ne kadar güzel olduğunu düşündü. Her ne kadar kendi kendine kaldığında bunu inkar etse de onu beğeniyordu.
"Ege'yi çok mu seviyorsun?" ağzından bunlar çıkıverdi birden. Gerçekten istemsizce sormuştu. Belki de sadece düşünüyordu.
Defne şaşkın bir ifadeyle donakalırken Savaş lafını toparlamaya çalıştı.
"Yani ben sadece merak ettim."
"Sana ismini söylememiştim ki..."dedi Defne bir aydınlanma yaşarken. Sonrasında içinde garip bir his oldu, Savaş'ın kendisini araştırmış olabileceğini bile düşündü.
Savaş gülerek cevap verdi.
"Dün gece sayıklayıp durdun, Ege sevgilindir diye düşündüm ben de."
Kalbinde bir yerlerde kıskançlık tohumları filizlenmişti. Bu durum oldukça canını sıkıyordu. Daha dün bir bugün iki iken nasıl olur da bu kıza böyle kendini kaptırabiliyordu?
"Evet,Ege benim sevgilim. Neyi merak ettin anlamadım ama, onu çok seviyorum ve özlüyorum."
Defne duraksayarak tamamladı cümlelerini. İçinde açıklayamadığı garip bir his oluştu. Ege'yi gerçekten çok özlediğini fark edince gözleri doldu. Savaş'ın yüzüne bakarken dolan gözleri dudaklarını bükmesine sebep oluyordu.
"Sen iyi misin?"dedi Savaş, Defne'yi neredeyse ağlayacakmış gibi görünce. Korkmuştu da karşısında Ege için ağlamasından. O Ege için ağlarken o ne için ağlardı orasını bilmiyordu. İçinden kendine sabır dileyerek derin bir nefes aldı.
"Sen çok iyi bir dost olurdun eğer böyle tanışmış olmasaydık."dedi Defne tebessüm etmeye çalışarak ve ayaklandı. "Ben gitsem iyi olur. "
Savaş bir anda kendini, sevmeye başladığı kızın dostu olarak bulmuştu.İçten içe kendiyle dalga geçiyordu. En azından onun sevdiği kişiler arasında olduğunu anlayıp gülümserken Defne'nin kalkışıyla o da ayaklandı.
"Bırakayım seni"
"Çok teşekkür ederim, iyi ki varsın. Dün sen olmasaydın başıma çok kötü şeyler gelebilirdi."dedi ve Savaş'a sıkıca sarıldı, Savaş neye uğradığını şaşırırken ellerini onun sırtına koyup karşılık verdi. Gözlerini kapatıp bir anlığına zaman dursun istedi.
"Ne demek, müstakbel nişanlımsın sonuçta "deyip geri çekilirken gözlerine uzunca baktı. Defne'nin bu lafla yüzü düştü. Bu olayı bir anlığına unutmuştu.Hatırlayınca kötü oldu, kalbinde Ege varken yalandan bile olsa onunla nasıl nişanlanabilirdi? Aklı hiç çalışmıyordu bu duruma bir çıkış yolu bulamıyordu.
"Savaş... Nişan muhabbetini duymak bile istemiyorum. Bir yolunu bulup dedenle konuşsan, beni istemediğini söylesen? Babaannemi bir şekilde ikna edemez mi? "
Savaş aslında bunu çok denemişti ama bir şekilde onu da susturuyor buna mahkum ediyorlardı. Belki bir yolunu bulabilirdi ama bunun için de zaman lazımdı.
"Emin ol çok denedim ama şuan bu nişanı engelleyecek bir gücüm yok. Sana söz verdiğim gibi nişanla oyalayacağız onları sonra bir yolunu bulur nişanı attık deriz. Güven bana,istemediğin hiçbir şey olmayacak."
Defne gülümsemeye çalışarak baktı ve üzerini giyip kapıyı açtı,mırıldanarak Savaş'ın gözlerine baktı.
"Sana güveniyorum, bir yolunu bulacağına inanıyorum." dedi. Savaş da onun gözlerine bakıp içtenlikle tebessüm etti. Sonrasında evden çıkıp beraber arabaya geçtiler. Savaş, Defne'yi evine kadar bıraktı ve sonra arkasından uzun uzun bakarak oradan ayrıldı.
***
Defne eve geldiğinde her şey yolunda görünüyordu, gece gelmedi diye olay çıkmamıştı ve bu babasıyla ne kadar yol kat ettiklerini gösteriyordu. Defne dolaylı olarak yalan söylemiş olduğu için biraz üzülse de babasını üzmekten çekindiği için bunu gizlediğini kendine hatırlattı. Babaannesinin yaptığı şey hem anlamsız hem de acımasızdı. Defne'yi satın alınmış bir eşya gibi kullanmayı kendine hak görüyordu.
Cem kızının dalgın dalgın televizyona baktığını görüp merakla yanına sokuldu.
"Reklamlar mı ilgini çekti?"dedi. Reklamlara bakmadığını elbette biliyordu. Defne afallayarak düşüncelerinden kurtulup babasına dönüp baktı.
"Hı?" bir an ne olduğunu anlayamamıştı. "Şey... kafam karışık da biraz"
Cem gülümsedi ve kızına sarıldı. Hâlâ yarası taze olduğundan hafifçe yapabiliyordu bunu. Kızının saçlarını koklayıp öptü.
"Ege'yi mi düşünüyordun?"dedi onun saçlarıyla oynarken. Defne, Ege'nin ismini duyunca duygulanıp başını eğdi, ağlamak istemiyordu artık, ağlamaktan çok yorulmuştu çünkü.
"Onu çok özlüyorum baba" diye mırıldandı.Çenesi seyirmişti.
Cem kızının dolan gözlerine baktı ve yanağını avcunun içine alıp buruk bir tebessümle konuştu.
"Ben de anneni çok özlüyorum. Seni anlıyorum ama üzülme, sizin sonunuz bizimki gibi olmayacak. Gelecek o deli çocuk yanına, hem ona bir sözüm var."dedi ve ağlamamak için gözlerini kaçırdı. Dilan'ı öyle özlemişti ki bütün hücreleri titriyordu onu düşünürken. Kızının aynı acıyı yaşamasını istemiyordu.
"Ne sözü? Ege'yi sevmezdin ki sen... "
Cem,Defne'nin kafasını omzuna yasladı ve mırıldanarak konuştu.
"Sevmiyor değilim ama neticede ben bir kız babasıyım. Damada karşı sert durmak lazım. Sana mektup yazmıştı ya, onu yazarken ona bir söz verdim. Sizi kendim evlendireceğime dair."dedi Cem, itiraf ettiği için biraz gerilmişti. Bunu söylerken Defne yüzüne baksın istemediği için onun başını omzuna bastırmıştı.
"Baba... Sana inanmıyorum. Gerçekten Ege'yle evlenmeme izin verecek misin?"dedi sevinçle Defne.Sonra babasının yüzünü görünce sevincini gizlemeye çalıştı, pek beceremese de.
"Zamanı gelince." dedi Cem sertleşerek. Kızını yeni kaybetmişken hemen evlenmesine razı olamazdı. Üstelik o daha kendi ayakları üzerinde durmayı bile bilmiyordu.
Defne babasının böyle düşünmesine gülümseyerek konuştu.
"Çok şaşırtıyorsun artık beni, bunları düşündüğünü hiç bilmiyordum."
Cem de bıyık altından gülmüştü buna. Defne babasının yüzüne doğru çevirdi başını ve yanağına bir öpücük kondurdu.
"Seni seviyorum, iyi ki benim babamsın"dedi. Cem de ona sarılıp gülümsedi.
"Ben de seni seviyorum, doğduğun günden beri... Ve iyi ki senin babanım güzelim"
Defne utanır gibi bir ifadeyle ona bakıp tebessüm etti,sonrasında ise akşam yemeği için ayaklandı.
"Hadi yemek yiyelim."dedi ve babasının elini tutup kalkmasına yardım etti.
"Anlaşılan bu akşam halan özel bir yemekte "dedi Cem , Berfu'nun evde olmamasına dikkat çekerek.
Defne buna gülerek karşılık verdi ama yorum yapmadı. Halasının da mutlu bir ilişki yaşamaya hakkı vardı. Onun da aşktan yana yüzü gülmemişti. Bari şimdi mutlu olsun diye geçiriyordu içinden.
Birlikte yemek yediler sonrasında Defne bir bahane bulup odasına geçti. Yarın sevmediği biriyle nişanlanacaktı. Babasına bunu açıklamak istese de onun sağlığı için susmak zorunda hissediyordu. Her şeyin üstesinden kendisi gelmeye çalışıyordu ve bu çok zordu. Babaannesi olacak o kadın Defne'nin zayıflıklarını ve cahilliğini kullanıp onu kendine mecbur ediyordu.
Yatağına uzanıp babasının daha önce hediye ettiği oyuncak bebeğe sarıldı. Aklından çok şey geçiyordu ,
Bir şey olsa ve Feride Hanım artık aramızda olmasa...
diye hayal kuruyordu. İçindeki hisleri tarif etmek zordu. İçi cayır cayır yanıyormuş gibi hissediyordu. Telefonunu çıkarttı ve Ege ile olan fotoğraflarına baktı. Fotoğrafta o kadar küçüktü ki... Bu, ona Ege'nin de büyüdüğünü ve değiştiğini hatırlatıyordu. Ya eskisi gibi olmazsa geldiğinde diye düşünüp korkuyordu. Ya onu tanıyamazsa?
Ya ben onu tanıyamazsam?
Kalbinin sıkıştığını fark edip kesik nefesler alarak doğruldu. Ağlamamak için kendini sıksa da gözyaşları kendiliğinden süzülüyordu. İstemsizce dişlerini,çenesini sıkmıştı. Derin nefes almaya çalışarak olduğu yerde dururken birden nefesi kesildi ve hıçkırarak ağlamaya başladı.
Sesini kısmaya çalışsa da hıçkırıkları sesli çıkıyordu. İçlenmiş gibi ağlıyordu, özlediği kişinin bambaşka biri olarak dönmesinden korkuyordu. Yüzü,sesi... her şeyi değişmiş olabilirdi. Ona rağmen onu sevebilecek miydi? Korkuyordu.
Hıçkırık sesleri babasına kadar gitmişti. Kapı tıklatılınca Defne ağlamasını durdurmaya çalışarak kalkıp kapıyı açtı. Cem şaşkın bir şekilde ona baktı ve sordu.
"Kızım, bir şey mi oldu?"
Defne babasına bir şey demeden sarıldı, yine de dikkatliydi. Canını acıtmamaya özen gösteriyordu.
"Baba ben nefes alamıyorum artık"sesi güçsüz ve sessiz geliyordu.
Cem kızının saçlarına dokundu ve gözlerini yumarak konuştu.
"Anlat bana birtanem"dedi. Kızının canının yanması onun da canını yakmıştı. Acı çektiği ve Dilansız yaşadığı zor günleri hatırlayarak yüzünü buruşturmuştu.
"Ege'yi senelerdir görmedim, ya onu tanıyamazsam? Ya onun sesi,huyu,kendisi değişmişse? "dedi Defne ve hıçkırarak geri çekildi . Cem de Defne'nin yüzünü elleri arasına alıp konuştu.
"İnan bana annen gelse şimdi şu kapıdan girse onu kokusundan tanırım. Değişmesi umrumda bile olmaz çünkü ben de değişiyorum. Değişmek kötü bir şey değil kızım. Değişen kişi Ege ise, ne fark eder senin için? O hala Ege olacak. Eğer kalbin onu seviyorsa, o da seni hala çok güzel seviyorsa... Ne değişecek? O yanında olsaydı da değişmeyecek miydi zaten?"
Defne hıçkırmaya devam ediyordu, her şey o kadar üstüne gelmişti ki artık içli içli ağlamaya başlamıştı. Kafa salladı ve babasının gözlerine baktı.
"Onu çok özlüyorum "dedi ve dayamamayarak ağlamaya devam etti. Cem kızına sarıldı ve gözlerini yumarak konuştu.
"Gelecek kızım, bir gün gelecek ve sen çok mutlu olacaksın. Onu gözünden,kokusundan,gülüşünden tanıyacaksın. Hem değişmemiştir ki o kadar. Belki sakalları çıkmıştır, biraz boylanmış, yakışıklılaşmıştır. Eğer şuan bu kadar üzülüyorsan onu gördüğünde tanımama gibi bir ihtimalin yok. "
Defne kafa sallayarak geri çekilirken çenesi titriyordu.
"Sağ ol baba, biraz daha iyiyim. "dedi ama aklındaki tek şey bu değildi. Yarın nişanlanacaktı, bir de bununla boğuşuyordu. Babasına söyleyemeyeceği için tebessüm etmeye çalıştı ve gözlerini sildi.
"Ben biraz dışarı çıksam olur mu?"dedi ve babasının ellerine tutundu. Cem kafa salladı ama aslında onu böyle dışarı göndermek istemiyordu.
"Caner ve Açelya'yı da alırım yanıma."diye ekledi Defne. Cem de rahatlamış bir ifadeyle tebessüm edip kafa salladı.
"Dikkat et birtanem."deyip onu odasında yalnız bıraktı.
Defne arkadaşlarına haber verip yıllardır uğramadıkları sitedeki o kayalıkların bulunduğu alana davet etti. İkisi de neyseki hemen gelmeyi kabul ettiler.
Yorgun ve üzgün bir halde ağlayarak oraya vardığında burasının bile eskisi gibi hissettirmediğini farkına varmıştı Defne. Eskiden olsa burada sakinleşirdi, iyi gelirdi. Şimdiyse burası bile sorunlarına iyi gelmiyordu. Ona Ege'yi hatırlattığı için daha da canını yakıyordu sanki.
Kayaların üzerinde otururken düşüncelerine dalmış, gökyüzündeki o malum yıldıza odaklanmıştı. Boynunda da taşıdığı o yıldıza... Arkadaşları gelene dek gözünü kırpmadan göğe baktı.
Açelya ve Caner birlikte Defne'nin yanına gelirlerken elleri birbirine kenetliydi ama Defne'yi o halde görünce istemsizce ayrıldılar.
"Defne..."diye mırıldandı Açi, koşar gibi yanına uzandı ve sıkıca sarıldı.
"Ne oldu canım?"dedi.
Defne ağlayarak ve çenesini titreterek Açelya'ya döndü ve mırıldandı.
"Yarın ... Nişanlanıyorum o Savaş denen adamla."
Açi ve Caner şok olmuştu ve aynı anda ikisi de tepki göstermişlerdi.
"Ne!"
Birbirlerine hayretle bakarlarken Caner doğrulup Defne'ye yaklaştı.
"Bu kadar çabuk olacağını düşünmemiştim, halledemedin değil mi? Hani o şerefsiz sana söz vermişti?"diye sinirle soludu. Defne de onun kolunu tutup ayaklandı.
"Ben nişanlanmak istemiyorum Caner, Ege'nin yüzüne nasıl bakarım? " dedi ve Caner'e sarılıp ağladı. Caner ve Açelya gözgöze gelirken ikisi de Defne'nin bu haline acır gibi bakıyorlardı.
"Defne, imzalı kağıdı bulup yok etmedikçe bu dertten kurtulman kolay olmaz. Babaanneni az çok tanıdık, şeytanın yer yüzündeki yansıması gibi o. "dedi Caner ve ona sıkıca sarılıp başını okşadı. Açelya da ona destek olmak ister gibi yaklaştı.
" Sakin ol Defne, hemen kendini dibe çekme. Bu bir nikah değil ya, alt tarafı bir yüzük. Takacaksın ve bitecek sonrasını da sonra hep beraber düşüneceğiz. Eminim Ege öğrendiğinde seni anlayacaktır. Yıllardır kimseyle beraber olmadığına biz şahidiz. Ona kızgınken bile onu terk edip gitmedin sen... Belki de o gelmeden her şeyi çözüp bitireceğiz, haberi bile olmayacak bu nişandan."
Defne Caner'den ayrılıp Açelya'ya sarılırken güçlü durmaya çalıştı ve kafa salladı.
"Güçlü olacağım. Babam için bunu yaptım, bu işin içinden de çıkacağım. Beni yalnız bırakmayın nolur, Açi yarın oraya benimle gelir misin?"diye sordu Defne, sesini toparlamaya çalışmıştı ama hala içinden delirir gibi ağlamak geliyordu.Açelya Defne'nin bu haline üzülerek bakarken kafa salladı ve tebessüm etmeye çalıştı.
"Seni yalnız bırakır mıyım hiç. Gelirim tabii..."dedi. Caner de olduğu yerden onları izledi ve düşünceli bir şekilde konuştu.
"Tamam Açelya seninle gelsin ama beni bekleme. "dedi Caner oldukça kararlı görünüyordu, Defne yalvarır gibi bakınca tekrarladı.
"Olmaz Defne, ben seni o halde görüp bir şey yapmadan duramam. Gelip de mutsuzluğuna şahitlik edemem,etmem. Bunu benden bekleme." dedi ve başını yere eğdi. Defne de üzgün bir halde ona baktı ama bir şey diyemedi ve dudaklarını ısırarak Açelya'ya döndü.
"Yarın sabah bizim evin önünde buluşalım olur mu?"
Açelya da başıyla onayladı ve Defne'nin elini sıkıca tutarak tebessüm etti. Onun üzüntüsünü gerçekten kendininmiş gibi hissetmişti ve destek olmak için elinden gelen her şeyi yapacağını bakışlarıyla bile belli ediyordu.
Ertesi gün
Defne ve Açelya Feride Hanım'ın söylediği saate uygun bir şekilde evden çıkmış ve kötü cadının ihtişamlı şatosuna varmıştı. Hava sanki tüm renklerini kaybetmiş gibiydi, Defne 'nin melankolik hali zaten elini attığı her şeyi grileştiriyordu.
Defne makyaj masasında ağlarken makyajını yapan makyöz onu onuncu defa bunalmış bir şekilde uyarıyordu.
"Defne Hanım, ağlayacaksanız makyajı yapmayalım. Ağlamanız bitince devam edelim."
Defne umursamadan aynadaki yansımasına bakarken Defne burnunu çekerek sessizce ağlamaya devam etti. Bunun üzerine Açelya yanlarına yaklaşıp makyöze el işareti yaparak konuştu.
"Siz biraz mola verin, ben halledeceğim." dedi. Kadın da kafa sallayıp onları yalnız bıraktı. Defne'nin üzerinde neredeyse gelinlik gibi görünen beyaz bir elbise vardı ve sanki kefene sarmışlar gibi hissediyordu.
" Defne, lütfen. Ağlama artık, insanlar seni bekliyor. Onların da işi bu. Takılsın şu yüzükler de bitsin bu nişan. Üzgün olduğunu,ne hissettiğini biliyorum ama buraya kadar geldik daha da fazla durmayalım burada."
Defne, Açelya'ya baktı ve kafa sallayarak ellerini tuttu.
"Deniyorum ama makyajı yapıyor,yeniden gözlerim doluyor işte. Aynadaki ben değilim sanki. Bilmiyorum Açi, nasıl çıkacağım bu işin içinden. İstemiyorum ama göz göre göre gelin olmuş gidiyorum..."
Açelya yere çöküp Defne'nin ellerini sıkıca kavradı. Ona kaşlarını çatıp üzgün bir halde baktı.
"Bir yolunu bulacağız. Henüz yolun sonunda değiliz,bu kadar kolay pes edemezsin."dedi. Defne de bir aynadaki yansımasına bir de dostuna baktı.
" Yanımda olduğun için teşekkür ederim Açi, sen de olmasan..."
"Ben her zaman yanında olacağım. Bunları düşünme sen,güçlü ol. Feride Hanım'ın seni yenmesine izin veremezsin. Şimdi hazırlan ve aşağı gel. Misafirler saatlerdir seni bekliyor. Bundan kaçış yok."
Defne mutsuz bir halde aynaya baktı ve elinin tersiyle akan gözyaşını sildi. Güçlü durmaya çalışarak derin bir nefes alıp makyajı bitirmeleri için makyözleri geri çağırttı.
Açelya bir köşede beklerken Defne ağlamamaya çalışarak makyajını yaptırıyordu. Sonunda hazırlığı bitmişti, Açelya'ya bakıp ayaklandı, onun elini tutup tebessüm ederek aşağı inmek için yöneldi. Savaş'ı yolunun üzerinde görüp duraksadı. Savaş büyülenmiş gibi ona bakıyordu, her an sözünden cayacakmış yibi görünüyordu. Defne ona doğru bakarken Savaş konuşmaya başladı.
"Korkma, sana verdiğim sözü tutacağım. Bu sadece zaman kazanmamız için oynayacağımız bir oyun. Sana tekrar söz veriyorum "
Defne'nin gözleri yemiden dolmaya başlamıştı Savaş'ın kolunu tutup tebessüm etti ve bir damla yaş yanağına aktı.
"Sana güveniyorum." dedi. Savaş da o an kalbinden vurulmuş gibi acı ile gülümseyip başını eğdi. O esnada Feride Hanım yanlarına geldi ve pişkin pişkin sırıtarak konuştu.
"Ne güzel bir gelin oldun torunum."
Defne dişlerini sıkarak mırıldandı.
"Ben senin bundan sonra hiçbir şeyin değilim. Senden nefret bile etmiyorum artık. Aksine acıyorum sana, sen o kadar kötüsün ki öldüğünde cenazene tek bir kişi bile gelmeyecek. Kendi çocukların bile arkandan bir kere dua etmeyecek."
Feride Hanım, bu lafları işitmeyi beklemiyormuş gibi görünüyordu, kendi içinde kendini doğru yaptığına inandırmıştı ve onu bir gün anlayacaklarını düşünüyordu. Kendisini daima haklı buluyordu. Güç ve para sevginin bir kat değil bin kat üzerindeydi onun için. Onların da asıl olması gerekenin bu olduğunu fark etmelerini bekliyordu. Yüzü düşse de tebessüm etti ve Defne'nin kızarmış gözlerine baktı.
"İleride çok mutlu olacaksın ve bana teşekkür bile edeceksin."
"Seni asla ama asla affetmeyeceğim." Defne ona tiksinerek bakarken bunu söyledi. Bu sözler onun içinde alınmış kesin kararlardı. Onu hiçbir koşulda affetmeyecekti. Son nefesini verirken bile.
Savaş, Defne’nin arkasında beklerken Feride Hanım somurtarak merdivenlerden indi. Savaş da Defne’nin sendelememesi için kibarca kolunu uzattı.
“Haydi, bitirelim şunu” diye fısıldadı, dudaklarında zoraki bir gülümsemeyle.
Defne’nin ne kadar üzgün olduğunu görmemek mümkün değildi; onu tanıyan herkes, içinde kopan fırtınayı açıkça hissedebiliyordu. Savaş da bunun farkındaydı ve bu durum içini huzursuz ediyordu.
Bahçede her şey kusursuz bir düzenle hazırlanmıştı. Savaş’ın ailesi ve Feride Hanım yerlerini almış, misafirler gösterişli kıyafetleriyle ortamı doldurmuştu. Defne ile Savaş kol kola yürürken, Açelya nedime olarak arkalarından ilerliyordu. Defne’nin üzerindeki elbise neredeyse bir gelinliği andırıyordu; hafif kabarık, taş işlemeli ve kirli beyazdı. Feride Hanım, ona nişanında bile gelinlik giydirmeyi uygun görmüştü. Boynunda ise, sanki kalbinin hâlâ kime ait olduğunu sessizce haykırır gibi, Ege’nin hediye ettiği kuzey yıldızı kolyesi duruyordu. O küçük parça, Defne’nin içinde sakladığı sadakatin ve vazgeçemediği aşkın en açık ispatıydı.
Defne bahçeye adım attığı anda yükselen alkış sesi kulaklarını tırmaladı. Gözlerini kısarak etrafa bakındı; bu kalabalık, bu gösteriş… Hepsi ona yabancıydı.
Yüzüklerin takılacağı alana geldiklerinde Savaş’ın kolundan çıktı. Bir adım geri çekilip boşluğa bakar gibi durdu. Etrafında birileri konuşuyor, mutluluk ve aşk dolu cümleler kuruyordu ama Defne neredeyse hiçbirini duymuyordu. Sanki bedeninin içinden çekilmiş, uzaktan kendi hayatını izliyordu.
Yüzük takmak için eline uzandıklarında bunun bir hayal olmadığını anladı. Dudaklarını bastırdı, gözleri dolu dolu Savaş’ın dedesine baktı ama adamın umurunda değildi; Defne’nin yüzüne bile bakmadan görevini yerine getiriyordu.
Yüzükler, ikisinin de sağ elinin yüzük parmağına takıldı. Kırmızı kurdeleyle birbirine bağlanan o yüzükler, Defne’nin içindeki sıkışmışlığı daha da artırdı. Ardından adam, mutluluk ve aşkla süslenmiş uzun bir konuşmaya başladı. Defne dediklerini algılayamıyordu bile, nefes almakta zorlanıyordu. Gözleri dalgınca kalabalığın içinde gezinirken, bir anda bahçenin girişinde duran bir çift mavi gözle kilitlendi. O esnada kurdelenin makasla kesilme sesi duyuldu.

Onu görünce kalbi sızladı.İlk görüşte tanıdı. Elleri ve tüm bedeni bir anda titremeye başladı.
Şaşkın… kırgın… ve tanıdık bir sima...
Şimdi mi? diye geçirdi içinden. Şimdi mi geliyorsun?
Baktığı anda nefesini kesen, vücudunu tir tir titreten kişi Ege'ydi.
Yıllardır beklediği, vazgeçemediği aşkı… Tam da bu anda karşısındaydı.
Defne, Ege’nin biraz değişmiş olan yüzünü hemen tanımıştı. Yorgun bakışları bulanıklaştı, kalbi göğsünden çıkacak gibi çarpmaya başladı. Gözlerini ondan ayıramadan, neredeyse duyulmayacak bir sesle fısıldadı:
“Ege…”
Savaş, bu ismi duyduğu anda irkilerek başını hızla o yöne çevirdi. Uzakta, sarışın, mavi gözlü, hafif sakallı bir genç adam onları izliyordu. Bu, adını çok duyduğu Ege’den başkası değildi. O da bunu hissediyordu zaten, içini hemen bir huzursuzluk kaplamıştı.
Defne’nin gözlerinden süzülen yaşlar yanaklarına usulca inerken, inip kalkan göğsü sıkışmaya başlayınca bedeni daha fazla dayanamadı. Gözlerini Ege’den ayırmadan usulca kendini yere bıraktı.
Onu görmek, yıllarca bastırdığı her şeyi bir anda yüzeye çıkarmıştı ve Defne, ne yapacağını bilemeyen kalbinin yüküne yenilerek kendini derin bir karanlıkta bulmuştu.

| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 24.65k Okunma |
1.68k Oy |
0 Takip |
56 Bölümlü Kitap |