
Merhaba arkadaşlar. Biliyorum bölümler arası oldukça fazla ancak elimden bir şey gelmiyor. Malum yeni düzen kuruyorum ve yazmaya fırsatım olmuyor. Daha kalabalığa alışamadım ve bu gerçekten biraz sürecek gibi. Umarım bölümü seversiniz. Keyifli okumlar.
***
Açelya karakoldan çıkıp arabasına doğru ilerlerken karşıdan gelen adamı görünce gözlerini kısarak onu takip etmeye başladı. Adamın üzerinde görmeye alışık olduğu deri bir ceket, siyah kot pantolon vardı. Gözlerini kapatan siyah gözlükleri onun nereye baktığını gizlese de genç kadın kendisini gördüğünü biliyordu. Adam seri adımlarla karakola doğru ilerlerken düşünceli görünüyordu. Ancak ifadesinden düşüncesinin işle alakalı olduğunu sanmıyordu. Genç kadın ister istemez ne düşündüğünü merak etti. Sonradan yaptığını fark ederek arabasına binecekken kendisine seslenen adamla duraksamıştı.
“Açelya komutanım, kaçar gibi nereye gidiyorsunuz?” Açelya gözlerini devirerek derin bir soluk vermişti. Arabanın kapısını açsa da binmemişti.
“Birincisi artık asker değilim, dolayısıyla komutanım diye seslenmeyin, ikincisi neden kaçayım?”
“Bilmem onu sen söyleyeceksin? Bir süre beni izledikten sonra kaçar gibi acele arabaya binmeye çalışan sizsiniz?”
“Sizi izlediğime o kadar eminsiniz öyle mi komiserim?” adam gözlüğünü çıkararak sağlarını kapatırken tek kaşını kavislendirerek çarpık bir şekilde gülümsemişti. Yanağının kenarındaki çukur adamın ifadesini oldukça sevimli gösteriyordu.
“Beni hafife alıyorsunuz Açelya Hanım! Ayrıca hala verilmiş bir sözünüz olduğunu unutmayın. Akşama annem seni bekliyor haberin olsun.”
“Ben söz falan vermedim? Tanımadığım insanların evine gidecek değilim.”
“Şu sözlerini annem duysaydı çok üzülürdü. Yıllardır senden bir haber almak için bekliyordu.” Açelya derin bir iç çekerek arabasına binmişti. Kapısını kapattığında araladığı camdan “Konum atarsın,” diyerek arabayı çalıştırmıştı. Adam gülümseyerek başını sallarken genç kadın gaza basarak oradan uzaklaştı.
“Kaç bakalım daha nereye kadar kaçacaksın!” Atakan komiser arkasında bir süre baktıktan sonra karakola girmişti.
***
Banu mutfakta dolanırken Zeynep Hanım kapıdan başını uzatarak genç kızın ne yaptığını izlemeye çalışıyordu. Genç kız bir yandan sessizce söyleniyor diğer yandan fırından yeni pişirdiği poğaçaları çıkarıyordu. Genç kız okuldan döndüğünden beri mutfaktan çıkmamıştı. Canının sıkkın olduğu eve girdiğinde belliydi ancak Zeynep hanım üzerine gitmemişti.
“Banu kızım geçti mi sıkıntın? Geleyim mi yanına?” kadın o kadar masum sormuştu ki genç kız başını çevirip kadına baktığında Zeynep Hanım az kalsın gülecekti. Alnına bağladığı bandana ile saçlarını geriye atmış olsa da kız çok komik görünüyordu. Alnındaki siyah bandana genç kızı savaşçı gibi gösteriyordu. Unlanmış yanakları ocağın başında olduğu için hafif kızarmıştı.
“Gel Zeynep teyze bitti işim. Dağınıklık için kusura bakma hemen toplarım şimdi.” Kadın masanın üzerindeki çeşit çeşit hamur işlerine bakarken kızın bu kadar becerikli olmasına hala alışamadığını hissediyordu.
“Kızım bu kadar şeyi kim yiyecek?” Banu etrafı toplamaya başladığında bir yandan da kadına cevap veriyordu.
“Kurabiyeleri buzluğa atarız bir şey olmaz. Gerisini de komşuya dağıtırız artık. Benim ders çalışmam gerek, yarın sınavım var.” Zeynep hanım kızın sözleriyle şaşırmıştı. Uzun zamandır birlikte yaşıyorlardı ve ilk kez Banu’nun ders çalışmak istediğini duyuyordu.
“Ders mi çalışacaksın?” Banu başını sallayarak cevap vermişti.
“Evet, okulun son senesi düzgün bir ortalamayla bitirmek istiyorum.” Genç kızın aklındaysa öğle arası okuluna gelen kuzeni vardı. Amcasının kızı Deren her zamanki gibi onu aşağılamaya çalışmıştı. Özel arabayla okuluna kadar gelip arkadaşlarının önünde onu küçük düşürmeye çalışmış ancak istediğini alamamıştı. Artık yalnız değildi, onu seven ve sevdiği arkadaşları vardı. Özellikle Ceylan ve Sevda onu biran olsun yalnız bırakmamıştı.
Kuzeni Deren her zaman ailenin göz bebeği olurken o istenmeyen ot muamelesi görüyordu. Öz annesi bile Deren’i kendinden daha çok sever sürekli onu örnek göstererek kendi kızını aşağılardı. Bugün ilk kez Deren’den daha üstün olduğunu hissetmişti. Çünkü onun arkadaş dediği kan emiciler kendi arkadaşları gibi samimi ve içten değildi. Arabaya binip ayrılırken ki surat ifadesini ise asla unutmayacaktı. Deren’i ilk kez yenilmiş bir ifadeyle görmüştü. Bu his çok güzeldi ve Banu bir zamanlar sırf annesinin dikkatini çekmek için derslerine çalışmadığına pişman olmuştu. Hala üniversite okumak istemiyordu ancak liseyi iyi bir ortalama ile bitirebilirdi.
“Bugün okulda canını mı sıktılar kızım?”
“Önemli bir şey değil Zeynep teyze artık aldırmıyorum.” Kadın kızın elini tutarak yanındaki sandalyeye oturtmuştu.
“Hadi anlat bana, ne oldu? Ablanla bu şekilde hiç dertleşmedik. Seninle yapalım!”
“Ablam sana sorularını anlamaz mıydı?” genç kız şaşırırken Zeynep Hanım gülmüştü.
“Neden şaşırıyorsun ki? Ablan başına ne gelse imtihan diyerek sabrederdi. Zaten ona kıyabilen çok kişi yoktu. Aramızda kalsın ama ablanda insanları etkisi altına alan bir yan var.” Banu gülümseyerek başını sallamıştı.
“Biliyorum, bizim eve ilk geldiğinde çok şaşırmıştım. Ablam olduğuna inanamamıştım. Bizimkilere hiç benzemiyordu. O an çok sevmiştim.”
“Öyle, Efnan’ım bir tanedir. Bunları boş ver anlat hadi. Kim canını sıktı?”
“Bugün okula kuzenim geldi. Aklı sıra beni devlet okuluna gittiğim için hor görmek istiyordu.”
“Aranız kötü müydü?”
“Deren ailenin en sevilen çocuğu olmuştur. Annem bile onu daha çok sever. Biz babamla aileden aforoz edilen kişilerdik. Bir türlü kendimi sevdiremedim aileye.”
“Okulda nasıldı?” kadın duyduklarından hoşlanmamıştı.
“Okulda da aynıydı. Nedense benden vebalı gibi kaçıyorlardı. Ailemin parası olmasa sanırım kimse benimle konuşmazdı. Ama şimdi çok mutluyum Zeynep teyze. Artık onun elde edemeyeceği bir şeye sahibim. Gerçek arkadaşlara!” Zeynep hanım şefkatle genç kızın yüzünü okşarken Banu içten bir şekilde gülümsemişti.
“Hadi kalk yüzünü temizle. Sonrada şu yaptıklarını komşulara dağıt ki ziyan olmasın. Ablan görürse israf diye başının etini yer.” Banu kadını onaylayarak yanından ayrılmıştı. O sırada Zeynep Hanım verilecek pasta çeşitlerini hazırlıyordu.
***
Genç kadın namazını kılarak duasını ederken içten bir şekilde kocası ve ailesi için hayırlı olanları istiyordu. Seccadesini toplayarak yerinden kalktığında telefonu çalmaya başlamıştı. Arayan kişiyi gördüğünde yüzünde kocaman bir gülümseme oluşmuştu.
“Selamünaleyküm Alya nasılsın?” karşı taraftan gelen cevapla gülümseyen Efnan derin bir nefes almıştı.
“Aleykümselam gelin hanım, şükür siz nasılsınız? Seninki özledi başımın etini yedi Efyan diye,” diyerek gülmüştü. Ekranda küçük bir kafa belirirken genç kadın gülmüştü. Asil eksik dişleriyle “Efyan!” diye bağırırken Efnan sevimli çocuğa aynı şekilde karşılık vermişti.
“Asil’cim, beni mi özledi?” çocuk hızla başını sallarken genç kadın derin bir iç çekmişti. Kocası haklıydı. Bu çocuklar bağımlılık yapıyordu ve Efnan da onları çok özlemişti.
“Bende seni özledim canım, anneyi üzmüyorsun değil mi?” kadının sözleriyle odaya giren genç adamın yüzü asılmıştı.
“Karım kimi özledi acaba?” somurtarak karısının yanına oturmadan önce ekrandaki kişinin müsait olmayacağını düşünerek karısının gözlerine bakmıştı. Kız arkadaşlarıyla konuşuyorsa mahremiyet sağlamak istemişti.
“Ayne dayım yine Efyan’ın yanında. Hani yoktu?” küçük çocuğun isyanı telefondan yankılanırken Ahmet yeğeninin sesini duymasıyla hızla karısının yanına oturarak “Lan bacaksız karım o benim, sen niye benim karımı arıyorsun?” dediğinde kolunu Efnan’ın omzuna atarak karısını kendisine çekmişti.
“Ayne dayım Efyan’a sarıldı,” diyerek ağlamaklı olan küçük çocukla Efnan kocasına buruk bir şekilde bakmıştı.
“Kalbini kırdın Ahmet, çocuğa neden öyle söylüyorsun?”
“Alışsın hayatım, yeğenimde olsa sana sulanamaz.”
“Ayıp o nasıl söz?” Efnan kızsa da ifadesi o kadar sevimliydi ki genç adam gülümseyerek yanaklarını sıkmıştı. İkili ekranın karşısındakileri unutmuş gibiydi.
“Ne yapayım kıskanıyorum!” diyen adamla şok olan genç kadın telefondan gelen kahkaha sesiyle kendine gelmişti.
“Allah iyiliğini versin Ahmet, rezil olduk herkese!” Efnan yerinden kalkıp giderken genç adam gülerek arkasından bakmıştı.
“Karımı utandırdın Alya, ne diye ses ediyorsun?” Alya ekrandan genç adama gülümseyerek bakıyordu.
“Çok şükür şu halini gördük ya, çok şükür. Ayrıca karını sen utandırdın!” bir süre daha konuşan ikili genç adamın Trabzon’a gitme sözü vererek telefonu kapatmıştı. Odadan çıkıp karısının nerede olduğunu anlamaya çalışırken mutfaktan yankılanan ezgiyle gülümseyerek mutfağa yönelmişti. Efnan tasavvuf müziklerini dinlemeyi seviyordu. Özellikle ney sesiyle huzur bulduğunu söylemişti.
“Ne yapıyorsun, yardım edeyim mi?” Efnan elindeki malzemeyi kenara koyarak kocasına dönmüştü.
“Yardıma ihtiyacım yok. İstersen annemlere in sen. Bu aralar çocuklar çok yaramaz, onları yukarı çıkar. Annemler de biraz dinlenir.” Ahmet başını sallayarak karısını onaylamıştı. Ablası bu aralar yoğun çalışıyordu. Özellikle kurs yönetimi ve birkaç çalışanın yapmış olduğu müsrif harcamalar, kişisel çıkarlarını düşünen davranışlar yüzünden müdür ve diğer çalışanlar kovulmuştu. Onun yerine kısa süreliğine Suna bakıyordu. İşlerden anlamadığını söylese de birkaç günde oldukça başarılıydı. Bu durumda evdeki zamanını kısıtlamaya başlamıştı. En azından işler yoluna girene kadar bu şekilde devam edecekti.
Dış kapıdan gelen seslerle genç kadın gülümsemişti. İki küçük kız dayısıyla neşeli bir şekilde eve girmişti. Ahmet onlarla çocuk gibi eğleniyordu. Efnan’ın yüzünde kocaman bir gülümseme oluşurken yemeği ocağa koyarak salona doğru ilerledi. Omzunu kapının kenarına dayayarak kocası ve iki küçük kızı izlemeye başladı. Ahmet yerde yatmış kızlar dayıları gıdıklıyordu. Ev oldukça sesliydi. Bir süre daha onları izledikten sonra iç çekerek mutfağa geçmişti. Diğer yemekleri hazırlarken akşam ailesini yemeğe davet etmeyi düşünüyordu. Annesi sabahtan beni halsiz hissediyordu. Yemek yapamayacağını düşünen genç kız yemeği onlarla yemek istiyordu. Gerçi kardeşi de yemekle ilgilenebilirdi ancak Efnan’ın içinden ailesiyle yemek yemek gelmişti.
“İşin bitti mi?” Ahmet kapıda belirdiğinde Efnan ona dönerek gülümsedi.
“Çocukların sesi neden kesildi?” Efnan mutfaktaki saate baktığında akşam yediye geldiğini görünce zamanın çabuk geçtiğini fark ederek “Annemleri yemeğe çağıralım diyeceğim ama annem sabah rahatsızdı. Yemekleri aşağı taşısak senin için zahmet olur mu?” Ahmet karısının yanına giderek sıkıca sarılmıştı. Şaşıran genç kadın elleri ıslak olduğu için kocasına karşılık veremese de gülümsemişti.
“O nasıl söz karıcım, ailemiz için asla zahmet olmaz. Bir daha duymamış olayım. Hadi sen aşağı inecekleri hazırla bende çocukları anneme indireyim. İkisi de yorgunlukla uyudu.”
“Uyudu mu bu saatte mi? Daha yemek yemediler!” Efnan şaşırmıştı. Endişeyle salonda uyuyakalan çocukların yanına giderek elini alınlarına götürerek ateşleri olup olmadığını kontrol etmişti. İkisi de iyi görünüyordu.
“Ne oldu, neden koşturarak buraya geldin?” Efnan çocukları göstererek sessizce “Bu saatte uyumaları normal mi? Dokuzdan aşağı uyumazlardı. Hasta olmalarından korktum.”
“Merak etme onlar iyi. Sabah erkenden kalkıyorlar zaten bu yüzden arada bu saatte uyumaları sıkıntı değil. Endişelenecek bir şey yok. Ben onları aşağıya indireyim.” Efnan başını sallayarak kocasını onaylamıştı. Telefonu eline alarak kız kardeşini aradı. Yukarı çıkıp yemekleri aşağıya indirmesinde ona yardım etmesini istemişti. Banu yukarı çıktığında elinde bir tabak karışık hamur işi vardı. Efnan gözlerini kısarak kardeşinin elindekilere bakarken başını iki yana sallayarak “Yine kim kızdırdı seni?” diye sormuştu.
“Önemli değil abla, hallettim ben,” Efnan kardeşinin üzerine gitmeyerek susmuştu. Birlikte yemekleri annesinin evine taşıyarak yemek masasını kurmuştu. Annesi ve babası salonda oturmuş sohbet ediyordu. Yıllardır bu manzaraya aşina olduğu için sevimli bir şekilde “Babacım,” diyerek Mehmet beyin yanına oturarak kollarını beline dolayıp başını yaşlı adamın göğsüne yaslamıştı.
“Babasının huzuru söyle güzelim. Her şey yolunda mı? Damat seni üzmüyor değil mi?” Mehmet bey nazlanan kızına aynı şekilde karşılık verirken Efnan sessiz bir şekilde kıkırdamıştı.
“Ahmet ona damat dediğini duyarsa çok bozulur baba, duymasın.”
“Duyarsa duysun, seninle evlendiği andan beri yeğen olmaktan çıktı, damatlık sıfatına geçti.” Banu imrenerek ikiliye bakarken adamın sözlerine gülmüştü. Gözleri kapıdaki genç adama takılırken keyifle konuşmuştu.
“Eniştemim yüzü asıldı abla,” Ahmet kapıdan baba kızı izlerken karısının babası bile olsa bu kadar yakın davranmasını kıskanmıştı. Daha kendisine bu şekilde davranmamıştı. Kendisi her fırsatta karısına yakın davranıyordu ama Efnan hala tutuktu. Utangaçlığından ona kendisi isteğiyle doğru düzgün sarılmamıştı bile. Efnan babasından ayrılarak başını çevirip kocasına bakmıştı. Adamın gözlerinde sanki kırgınlık vardı. Efnan bu görüntü karşısında canının yandığını hissetmişti.
“Gelsene oğlum neden kapıda duruyorsun?” Zeynep hanım genç adamı içeri çağırırken Ahmet homurdanarak salona girerken bir yandan da içten içe söyleniyordu.
“Hatuna çift nikah kıydık ama hala babasına ayrıcalık tanıyor,” Banu onun sözlerini anladığında gülmemek için kendisini zor tutmuştu.
“Abla hadi masaya geçelim, yoksa eniştem kıskançlıktan olay çıkaracak,” Banu ablasına eğilip söylerken Efnan yutkunarak yeniden kocasına bakmıştı. Ahmet’in gözleri babası ile kendi arasına gidip geliyordu. Ve o gözlerde gerçekten kıskançlık vardı.
“Babacım hadi masaya geçelim yemekler soğumasın.” Genç kadın hızla kalkarak annesinin de yerinden kalkmasına yardım etmişti.
“Ben iyiyim kızım fazla evham yapıyorsun.”
“Yarın doktora gidelim anne bu şekilde olman hiç hoşuma gitmiyor.” Ahmet karısının sözlerini duyunca hızla yengesine bakmıştı.
“Yenge kendini iyi hissetmiyorsan seni hastaneye götüreyim. Yemekten sonra acile gideriz.”
“Ahmet haklı anne, sen iyiyim desende benim içim rahat etmiyor.” Efnan oldukça üzgün görünüyordu. Zeynep hanımın bünyesi her zaman zayıf olmuştu. Bu yüzden küçük bir kırgınlık bile aileyi endişelendiriyordu.
“Kızım yapma iyiyim dedim. Babanı da endişelendireceksin.” Mehmet bey kızına şefkatle bakarken başını sallamıştı.
“Annen haklı sabah hastaneye gideriz. Şimdi yemeğimizi yiyelim. Annen kötü olsa ben bu kadar sakin kalabilir miyim?” Efnan ikna olsa da içi rahat değildi. Hep birlikte yemeklerini yedikten sonra çay faslı için salona geçmişlerdi. Banu’nun yaptığı tatlıları çayın yanında ikram edilmişti. Ahmet keyifle tatlısını yerken bir yandan da baldızını övüyordu. Banu gülümseyerek ablasının yanına oturmuştu.
“O zaman bana pastane açabilirsiniz değil mi?” ablasına sırnaşırken bir yandan da eniştesine bakarak onun davranışlarını inceliyordu. Ablasına her yaklaştığında eniştesinin ters bakışlarına maruz kalıyordu. Banu bu bakışlar altında oldukça eğleniyordu.
“Banu, az kenara mı çekilsen bacım?” Efnan ağzına attığı lokmayı güçlükle yutarken kız kardeşini rahat durması için dirseğiyle dürtüyordu.
“Karnımı deştin abla,” Banu homurdanırken Efnan “Kaşınma sende,” diye kardeşini uyarmıştı.
“Çocuklar rahat durun, sen okulunu oku pastane işi kolay!” Mehmet bey araya girerken yeğeninin birazdan barut gibi patlamasından korkmuştu.
“Ama amca görmüyor musun sanki bilerek yapıyor!” Ahmet çocuk gibi şikayet ederken bir yandan da baldızını gösteriyordu.
“Tamam çocuk gibi uğraşmayın birbirinizle. Sende al kocanı evine çık!” Efnan babasının sözleriyle az kalsın içtiği çayı geri püskürtecekti. İlk kez babasından böyle bir çıkış görüyordu. Zeynep hanım elinin altından kıkırdarken Banu araya girerek itiraz etmişti.
“Ama Mehmet amca daha eniştem bana söz vermedi. Bana pastane açacağına dair söz versin. Enişte zarar etmezsin. Gerçekten seni zengin ederim.” Banu heyecanla Ahmet’e konuşurken genç adam gülerek cevap vermişti.
“Tamam dedik ya, sen okulunu bitir ben sana pastane açacağım. Hem bizde faydalanırız değil mi karıcım.” Efnan utançla bakışlarını kaçırırken Ahmet onun daha fazla utanmaması için yerinden kalkarak kapıya yönelmişti.
“Hadi eve çıkalım Efnan, sabah erkenden Akasya’nın yanına gideceğim.” Genç kadın yerinden kalkarak kardeşine bakmıştı.
“Sen buraları toplayabilir misin? İstersen sana yardım edeyim?” dediğinde genç kız “Ben hallederim siz çıkın,” dedi. Efnan annesiyle alakalı birçok tembihte bulunarak Ahmet’le birlikte evlerine çıkmışlardı. Genç adam karısının peşinden evin kapısını kapatarak elindeki anahtarı kenardaki anahtar tasının içine atmıştı. Efnan odasına doğru ilerlerken genç adam seri adımlarla onu takip etmişti. Genç kadın başındaki örtüyü çıkararak düzgünce kenara bırakırken kocasının kendine sıkıca sarılmasıyla duraksamıştı.
“Bana ne zaman kendi isteğinle sarılacaksın?” Efnan yutkunurken genç adam başını karısının saçlarının arasına gömerek derin bir nefes almıştı.
“Ahmet ne yapıyorsun?”
“Çok kıskandım, amcamı kıskandığıma inanamıyorum. O bacaksız kardeşinde nispet yapar gibi sürekli dibindeydi!” Efnan gülümseyerek geri çekilmişti. Ahmet’in duygularını açık bir şekilde yaşaması genç kadını utandırsa da çok mutlu ediyordu. Ellerini uzatarak genç adamın kirli sakallı yanaklarını tutmuştu. Bunu ilk kez yaptığı için kocasının ne denli şaşırdığını görebiliyordu. Yüzünde ışıltılı bir gülümsemeyle kocasının kalbine verdiği zararı göremiyordu. Adamın kalbi deli gibi atarken Efnan uzanarak adamın iki yanağını usulca öpmüştü. Ahmet bu temasla gözlerini kapatırken deli gibi atan kalbini sakinleştirmeye çalışıyordu. Genç kadın geri çekildiğinde adamın gözleri hala kapalıydı. Efnan utansa da hafif gülümsemişti.
“Ahmet!” genç adam kulağına yankılanan melodik sesle gözlerini aralarken mavi gözleri daha bir parlak daha bir koyu olmuştu.
“Efnan!”
“Efendim!”
“Kalbime zararsın!” genç kadın adamın sözleriyle duraksarken Ahmet kızın elini tutarak göğsüne bastırmıştı. Kalbinin çırpınışlarını karısı da hissetsin istiyordu. Efnan yutkunarak kocasının derin okyanuslarına bakarken soluğu içinde hapsolmuştu.
“Ahmet!” genç kadın derin bir nefes verirken genç adam alnını karısının alnına yaslayarak “Gül kokulum,” dediğinde genç kız neredeyse bayılacaktı.
“Seni alnıma yazan kadere şükürler olsun!” Ahmet sessizce fısıldarken Efnan yüzünü kavrayan ellerin üzerine ellerini bastırarak “Elhamdülillah,” dedi.
***
Genç kız sabah erkenden kalkmış, okul formasını giyerek mutfağa geçmişti. Önce kahvaltıyı hazırlamış sonrada önceki gün yaptığı poğaçaları saklama kabına alarak torbaya koymuştu. Arkasını döndüğünde Zeynep Hanım mutfak kapısından içeriye girdiğinde hazır masayı görünce gülümsemişti.
“Hayırlı sabahlar kızım niye zahmet ettin?” diye sorarak masayı göstermişti.
“Ne zahmeti Zeynep anne, nasıl oldun?” dediğinde kadının tek düşündüğü genç kızın kendisine ‘Anne’ hitabıydı. Efnan’dan sonra ilk kez biri ona ‘anne’ demişti. Kızın bu hitabın farkında olduğuna emin olamayan Zeynep Hanım tepki vermemişti ancak çok mutlu olmuştu.
“Şükür halimize, geçti halsizliğim. Sen gidiyor musun kızım, kahvaltı yapmadın?”
“Okulda kızlarla yaparız. Hemen gitmem gerekiyor yoksa geç kalacağım.” Oturan kadının yanağına sıkı bir öpücük kondurarak ablasından öğrendiği gibi “Allah’a ısmarladık,” dedi. Genç kız evden ayrılırken oldukça keyifliydi. Kız arkadaşlarıyla köşe başında buluşarak okula kadar yürümüştü.
“Yine döktürmüşsün Banu, midemiz bayram edecek.” Banu gülümseyerek başını sallamıştı.
“Vaktimiz yok derse gidelim. Öğle arası ziyafet çekeriz olmaz mı?” kızlar sevinçle birbirine sarılırken okulun güvenliğinden geçerek binaya doğru ilerlemişti. Üç arkadaş derslerine girdiğinde öğleden sonraki sınavını düşünüyordu. Öğleye kadar keyifli geçen okul öğle arası geldiğinde genç kız için hiçte iyi geçmeyecek gibiydi.
“Kantine gidelim, sabah kahvaltı yapmadım senin poğaçalarını yiyeceğim diye.” Ceylan keyifle konuşurken hep birlikte kantine inip çaylarını almışlardı. Banu getirdiği saklama kabını açarak masanın üzerine koyarken hep birlikte poğaçaları birbir yemeye başlamışlardı. Her bir ısırıkta iki kız arkadaşı genç kızı överken bir yandan da okuldaki dedikoduları anlatıyorlardı. Sevda bir ısırık daha alırken keyifle şakımıştı.
“Akşam bizimkiler yine abimi haşladı.” Genç kız abisinin azarlanması karşısında oldukça keyifleniyordu. Abisi çok zekiydi ve bu yüzden sürekli kendisine örnek gösteriliyordu.
“Neden?” Ceylan sorarken Banu oralı olmamıştı. En son Cengiz’e çıkıştığı günü hatırlayınca hala utanıyordu. Adamı anne babasının önünde azarlamıştı resmen.
“Neden olacak annem evlenmesini istiyor abim erken olduğunu savunuyor. Otuzundan önce evlenmezmiş.” Sevda kıkırdarken Ceylan omzunu silkerek “Çok kalmamış zaten annelerde biraz sabretsin.” Sevda poğaçasından bir ısırık daha alarak altı sene az mı?” diye sordu. Ceylan şaşkınlıkla arkadaşına bakarken merakla sormuştu.
“Senin abim kaç yaşında ki? Ahmet abilerle yaşıt değil miydi?” diye sormuş ancak sorusunun cevabını kantin kapısından içeriye giren ikili bölmüştü. Cengiz gülerek kantin kapısından içeriye girmişti, üstelik yanında üç kızın hiç hoşlanmadığı kız vardı. Banu arkadaşının neden sustuğunu anlamak için ona baktığında Sevda’nın kendi arkasına öfkeyle baktığını görünce merakla arkasını dönmüş ve malum ikiliyi görmüştü. Cengiz ve onun gülerek konuştuğu, en nefret edilesi kuzeni Deren!
***
Bölüm sonu hakkında ne düşünüyorsunuz? Yorumlarınızı bekliyorum.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 21.87k Okunma |
2.43k Oy |
0 Takip |
44 Bölümlü Kitap |