
Herkese merhaba arkadaşlar. Oldukça uzun bir bölümle karşınızdayım. Hafta içi yayınlayacaktım ama kazaydı, cenazeydi derken yine bu güne kaldı. Havalar kötü, yağmur fırtına var. Özellikle dışarıdan sipariş vermeye alışkın olanlar çok rica ediyorum böyle havalarda aciliyeti olmayan siparişler vermeyin. Kuryelik yapan arkadaşların da canı var, böyle havalarda kaza yapma olasılıkları çok yüksek. Biraz daha düşünceli olalım! Buradan tüm kurye işi yapan arkadaşlara selam olsun. Allah kolaylık versin onlara. Keyifli okumalar!
***
Genç kız oldukça sakin bir şekilde ikiliyi izlerken içindeki fırtınayı başkasına göstermemeye çalışıyordu. Oldukça da başarılıydı. Ne de olsa birçok kez duygularını bastırmıştı. Deren’i kendi çevresinde görmeye dayanamıyordu. Banu kuzeninin ne kadar sinsi ve tehlikeli olabileceğini en iyi bilen kişiydi. Şu anda düşündüğü tek şey kuzeninin bir an önce sevdiklerinin yanından uzaklaşmasıydı.
“Parçalarım ben bu kızı!” Sevda ayaklanırken Ceylan’ın bakışları Banu’ya dönmüştü. Banu ikiliye kısa bir bakış daha atarak önündeki ayına odaklanmıştı. Umursamıyordu artık. Ablasıyla yaşamaya başladığından beri kendini oldukça güçlü hissediyordu. Sağlak ailesinin hiçbir ferdini umursamıyordu. Babası iyiydi, kendisini seven ve sevildiğini sonuna kadar hissettiren bir ailenin yanındaydı. En önemlisi artık bir ablası vardı. Ablasının varlığı genç kıza bir dağa yaslanıyormuş gibi hissettiriyordu. Kendilerine doğru gelen iki salağı umursayarak canını sıkmayacaktı.
“Abi senin bu kızın yanında ne işin var?” Sevda öfkeyle çıkışırken Deren’in şımarık küstah tavırlı sesi kulaklarına dolmuştu.
“Ay Cengiz bu kız senin kardeşin mi? Çok yazık, bir sana bak bir ona, hiç kardeşe benziyor musunuz?” Banu şaşkınlıkla elindeki poğaçaya bakarken farkında olmadan iyice sıkıp parçalamıştı.
“Ne diyorsun be sen? Lafını bil konuş kokona,” Sevda öne atılırken Ceylan’ın onu tutmaya çalıştığını ilerideki camın yansımasından görebiliyordu. Deren Cengiz’in arkasına saklanmış adama sırnaşıyordu. Korkmuş gibi yaptığını bir tek Banu anlayabiliyordu. Aynı numaraları villadayken çok görmüştü. Annesi ve diğerleri her zaman onun masum hallerine inanır, kendisine cezalar verirdi.
“Kendine gel Sevda nasıl davranıyorsun sen? Ne bu haller?” Cengiz kardeşini kınarcasına kızarken Banu dayanamayarak sert bir şekilde sandalyeyi geri itip yerinden kalkmıştı. Sandalyenin tüy ürpertici gıcırtısı sesi keserken Banu arkasını dönerek ağır adımlarla tartışan gruba doğru ilerlemeye başlamıştı. Her adımı daha sağlam, her adımı daha öfkeliydi. Sevda’nın kolunu tutarak genç kızı arkasına çekerken bakışları kısa bir an Cengiz’e değip hemen Deren’e dönmüştü.
“Bırak bu numaraları Deren, ne istiyorsun? Yine ne diye pis kokunu buraya getirdin?”
“Çok ayıp, insan kendi kuzenine böyle söyler mi?” Cengiz’in pişkin gülümsemesi genç kızın midesini bulandırmıştı. Öyle ki genç adam da bu durumu fark edince ileri gittiğini düşünmeye başlamıştı. Banu’nun tiksinen ifadesi genç adamın yutkunmasına neden olmuştu.
“Seni ilgilendirmeyen şeylere karışma. İki kişi konuşurken üçüncüye ne düştüğünü söylememe gerek yok sanırım! Sana sordum Deren, yine ne peşindesin?” Cengiz kızın sözlerine sinirlenirken dişlerini sıkmaya başlamıştı. Genç kız ona doğru düzgün bakmamıştı bile. Kahve gözleri öfkeden daha da koyulaşmış gibiydi. İçinden alevler çıkacağını düşünen adam araya girmek istemiş ama yanındaki kızın sözleriyle olduğu yerde kalmıştı.
“Ay meraklı değilim seni görmeye. Sana eskilerimi getirdim, malum artık zengin ailede yaşamıyorsun. Çöpe atacağına sana getirdim lazım olur.” Deren’in alaycı sözlerine karşılık Banu hafif gülmüştü.
“Senin çöp dediklerini satsan bir ailenin iki aylık masrafı karşılanır.” Kız uzanarak elindeki çantayı alınca Cengiz dişlerini sıkmıştı. Diğer izleyen sınıf arkadaşları da kızın gurursuz bir şekilde çantayı almasına şaşkınlıkla bakmıştı.
“Ay değişmişsin, önceden olsa ağlar sızlardın almazdın. O kadar mı düştün kız!” Deren’in alaycı sözlerine Ceylan öne çıkıp Banu’nun elindeki çantayı almak istemiş ama Banu izin vermemişti.
“Banu ne yapıyorsun, senin bunlara ihtiyacın yok. Neden kendini küçük düşürüyorsun?” Banu gülümseyerek arkadaşına bakmıştı. Etrafına kısa bir bakış attıktan sonra arkadaşlarının kınayıcı ve şaşkın bakışlarını yakalasa da umursamamıştı. Biliyordu ki şimdi geri adım atarsa Deren asla onu rahat bırakmazdı.
“Neden küçük düşeyim ki? O kıymetlerini bilmiyor o zaman biz alalım, satar parasını iyi işlere harcarız.” Derken son sözlerini heyecanlı ve alaycı bir şekilde söylemişti. Deren sinirle öne atılırken Banu çantayı hızla arkasına saklamıştı.
“Verilen mal geri alınmaz Deren Hanım. Katkılarınızdan dolayı çok teşekkür ederim. Varsa başka atacak eşyanız yine bekleriz.” Banu kızın ifadesiyle daha da keyiflenmişti. Arkadaşlarına dönerek “Arkadaşlar, yarın hepinizi pastaneye götüreceğim. Bazı enayiler sponsor oldu, okuldan sonra sınıftakiler ayrılmasın.” Cengiz kızın her bir hareketinde daha da şaşırsa da içten içe kendine sinirleniyordu. Okulun kapısında karşılaştığı kızın Banu’nun kuzeni olduğunu öğrenince ona eşlik etmek istemişti. Daha ilk dakikada kızın Banu ile bir derdi olduğunu anlamıştı ancak genç kızı kızdırma isteğine karşı çıkamamıştı. Nitekim Banu sinirlenmişti ama bu kadar kayıtsız kalmasını da beklememişti.
“Banu ne yapıyorsun?” Sevda sessizce arkadaşına sorarken Deren son kozunu oynamaya karar vermiş olacak ki konuşmuştu.
“Sana üzülüyorum Banu biliyor musun? Annene seni göndermesi için yalvardığın o kursa ben gidiyorum. Senin yalvararak elde edemediklerini ben istemesem de alıyorum. Ne kadar zavallısın!” Cengiz kızın sözlerine sinirlenmişti. Öne çıkacakken Banu gülerek karşılık verdi.
“İstediğin kadar kursa git Deren, olmayan beyninle işe yaramaz. Dünyanın en iyi hocaları da gelse sana fayda etmez. Bir ben edemezsin!” kız ilk kez bu şekilde üsten konuşuyordu. Ancak hiç pişman değildi. Artık kimseyi alttan almayacaktı. Kimsenin kendisini küçümsemesine izin vermeyecekti. Kızın yanından geçeceği sırada Cengiz’in yanında durarak alaycı bir şekilde ona gülümsemişti.
“Kendine yakışanı bulmuşsun, tebrik ederim,” dediğinde Cengiz dişlerini sıkmıştı.
“Kendine çok güveniyorsun Banu Hanım! Notlarını biliyorum, o notlarla biraz fazla üsten konuşmuyor musun?” Cengiz tam zamanı diyerek Banu’nun üzerine oynamaya başlamıştı.
“Her şey alınan not değildir Cengiz Bey, notlardan daha önemli şeyler vardır.”
“Elbette vardır ancak sen kendini çok büyütüyorsun gibi. Kim olursa olsun fazla üsten konuşmak zarar verir. Çok mu iyisin?”
“Bundan sana ne?”
“Sadece karşımda birilerinin böbürlenmesini sevmiyorum. Bana biraz atıyor gibi geliyorsun. Kuzenin haklı galiba,” dediğinde Banu gözlerini kısmıştı.
“Ne istiyorsun?”
“Madem kendine güveniyorsun o zaman var mısın iddiasına?” Banu gözlerini kısarak genç adama bakıyordu. Altın sarısı saçlarının altındaki yeşil gözleri cin gibi parıldıyordu. Banu sarışın erkekleri sevmezdi ama kabul etmeliydi ki Cengiz’e yakışıyordu. Dişlerini sıkarken gaza gelmemeye çalıyordu. Onun ikilemde olduğunu anlayan Cengiz alaycı bir şekilde gülmüştü.
“Ne oldu küçük hanım yemedi mi? Az önce atıp tutuyordun!”
“İddia ne?”
“Önümüzdeki üniversite sınavını kazanırsan ne istersen yaparım.” Banu ciddi bir ifadeyle genç adamı tartıyordu.
“Senden ne isteyebilirim ki? Senin bana vereceğin bir şey olamaz.” Cengiz imayla “Emin misin?” diye sordu. Sevda genç kıza yaklaşarak sessizce kulağına fısıldamıştı.
“Bu fırsatı kaçırma Banu, abimden her şeyi isteyebilirsin? Pastane bile açabilir sana o kadar yani!” Banu arkadaşının sözleriyle hızla ona dönmüştü.
“Saçmalama bu ok büyük bir şey, kazanacağım bir iddiada abine haksızlık olur.”
“O kadar eminsin kendinden yani, kazanacaksın sınavı?” Banu adamın her sözüne daha da sinirleniyordu.
“Emin olmasan niye iddiaya gireyim.” Cengiz merakla etraflarına toplanan öğrencilere bakmıştı. Keyifli bir şekilde onlara dönerek “Şahit olun arkadaşlar. Banu arkadaşınızla iddiaya giriyoruz. Eğer üniversite sınavında herhangi bir üniversitenin tıp bölümünü kazanacak puan alırsa bende ona istediği yerde istediği pastaneyi açacağım. Üstelik iç mimarlığını da ben yapacağım.” Banu şaşkınlıkla ona bakarken Cengiz omuz silkerek “Var mısın iddiasına?” dedi. Genç kız adama kısa bir bakış atarak arkadaşına dönmüştü.
“Senin abin kafayı yedi galiba, böyle iddia mı olur?” dediğinde Sevda gülerek arkadaşına bakmıştı.
“Kızım ne istiyorsun? Adam kendi eliyle sana dükkân açacak, hem de her şeyi tam bir şekilde. Abim diye demiyorum ama iç mimarlığı herkese yapmaz. Genelde inşaat mühendisliği yapar. Aramızda kalsın ama abimin çift diploması var.” Genç kız arkadaşının sessizce söyledikleri karşısında yutkunmuştu. Karşısındaki adam boş biri değildi. İki zor bölümden diploma almış biri boş olmazdı. Üstelik yaşı da fazla değildi. Biran kandırıldığını düşünmeye başlamıştı.
“Korktun mu?”
“Anlamadım?” Cengiz kızın düşünmesine engel olmaya çalışıyordu. Eğer dedikleri kadar zekiyse kandırıldığını anlamasını istemiyordu.
“Korktun mu dedim, neden düşünüyorsun?”
“Senin karın ne olacak? Diyelim kazanamadım, o zaman benden ne isteyeceksin?”
“O zaman gelince düşünürüz.”
“Olmaz öyle şey, benden ne istediğini bilmeden seninle iddiaya girmem.” Cengiz kısa bir an düşündükten sonra cevap vermişti.
“Ailemin önünde benden özür dileyeceksin!” dediğinde Banu duraksamıştı.
“Sebep?”
“Geçende beni rezil ettin aileme, bu sebep yeterli mi?” Banu dişlerini sıkarken susmuştu. Cengiz daha fazla dayanamayarak konuşmasına devam etti.
“Neden cevap vermiyorsun? Kabul mü?”
“Bu kadar saçma bir iddia yok, olmaz…”
“O zaman kuzeninden az önceki sözlerin için özür dileyeceksin. Ne de olsa az önce fazla üsten konuştun.” Banu elleri yumruk olurken dişlerinin arasından konuşmuştu.
“Asla,” derken Cengiz yine umursamazca omzunu silkerek “Sen bilirsin! Ben zarardayım, olurda şansına kazanırsan koca dükkân vereceğim sana,” derken Cengiz oldukça rahattı. Banu sonunu düşünmeden cevap vermişti.
“Kabul, madem dükkânı vermeye bu kadar meraklısın o zaman kabul. O da senin…”
“Sakın o cümleyi tamamlama,” okul zilinin çalmasıyla genç kız arkadaşına dönmüştü. Sevda ve Ceylan oldukça şaşkındı. İkilinin iddiaya girmeleri kadar iddia konusu da çok fazla gelmişti. Sevda için sorun değildi aksine bu durum onu eğlendiriyordu. Özellikle eve gittiklerinde ailesinin abisini azarlamalarını dinlemek için heyecanlıydı. Düşündükçe keyifleniyordu.
“Derse geç kalacağız hadi gidelim.” Banu iki arkadaşının koluna girerek kantinden ayrılırken Cengiz yüzünü sıvazlayarak yanındaki kibir abidesine dönmüştü. Az önce gülümseyen ifadesi taş gibi sertleşirken dişlerinin arasından öfkesini sessizce fısıldamıştı.
“Seni bir daha mahallemin etrafında görürsem bir daha bu mahalleye adım atacak ayakların olmaz. Bu kıza yaklaşmayacaksın!” Deren şok olmuş bir şekilde genç adama bakarken Cengiz sinirli bir şekilde oradan ayrılmıştı. Ardındaki sinirli kızı umursadığı yoktu. Okul güvenliğinden çıkar çıkmaz telefonu eline alarak Ahmet’i aramıştı. Ahmet o sıralarda Akasya’nın yanına seraya gidiyordu. Arabanın içinde telefon sesi yankılanırken genç adam keyifle cevap vermişti.
“Hayırdır kardeşim, sen gün içinde önemli bir şey olmasa aramazsın!” Ahmet sorarken karşıdan derin bir soluklanma sesi gelmişti.
“Bana bir dükkân borçlusun!”
“Anlamadım?”
“Baldızınla iddiaya girdik. Eğer sınavı kazanırsa ona dükkân alacağım,” dediğinde Ahmet gür bir kahkaha atmıştı.
“O zaman şimdiden mekân bakmaya başlasan iyi edersin, çoktan kaybettin!” Ahmet’in dalgacı sesi Cengiz’in yutkunmasına neden olmuştu.
“Sence iddiayı kazanabilir mi?”
“Hiç şüphem yok, kesin kazanacak.”
“Bugün kuzeni okula geldi, kızın canını sıktı haberiniz olsun. Bu zengin bebelerin dertleri de bitmiyor. Pek anlaşamıyorlar sanırım.”
“Öyle, Banu o evde mutlu değildi. Ailesi tarafından dışlanıyordu. Bu yüzden Efnan kardeşinin üzerine daha çok titriyor. Kardeşimi üzeyim deme Cengiz üzerim seni,” Ahmet arkadaşını tatlı bir şekilde uyarırken Cengiz çıkışmıştı.
“Abi zarardayım diyorum sana senin ettiğin lafa bak,” dediğinde Ahmet yeniden gülmüştü. Kısa bir sohbetin ardından telefonu kapattıklarında genç adam derin bir nefes alarak arabanın radyosuna uzandı. Arabanın içini her zamanki gibi güzel bir Karadeniz şarkısı şenlendirmişti. Sinan Sami’nin adam gibi sevgili şarkısı çalarken Ahmet arada şarkıya eşlik ediyordu.
Yıllardır uyumişum
Bir rüyaya dalmişum
Yalan dolu sözlerede
nasil da inanmışım
Şansım beni bulmadi
Çok denedim olmadi
Adam gibi sevgilida
Bu dünyada kalmadi…
“Kalbi abi kaldi sevgili…” Ahmet arabanın içinde yüksek sesle bağırırken dışarıdan duysalar bile umursamıyordu. Aklında sadece Efnan vardı. “Ah be güzelum, yaktun bu uşaği!” derken kendi kendine gülüyordu. Yine fabrika ayarlarına dönmüştü. Seraya geldiğinde arabadan son ses müzik dışarıya taşıyordu. Akasya’nın söylenerek seradan dışarı çıktığını görünce gülerek arabadan inmişti. Müzik hala çalarken arkadaşıyla karşı karşıya kalmıştı.
“Ne yapıyorsun Ahmet ne bu ses?” diye sorarken Ahmet gülerek arkadaşına bakmıştı.
“Güzel şarkı sende dinle işte ne var?” Ahmet kıza aynı şekilde karşılık verirken gülüyordu. Akasya arkadaşının neşesiyle neşelenmişti. Birlikte seraya girip bitkilerle ilgilendiler. Yeni bitkilerin aşılanması, olgunlaşanların toplanıp ayrılması hakkında konuştular. İmzalanacak belgeler imzalandı, misafirlik için söz verildi. Ahmet oradan ayrılmadan önce “Artık doğum iznine çık Akasya, yeğenim bitkilerin arasına doğacak diye korkuyorum,” dedi. Akasya gülerek omzunu silkmişti.
“Daha doğuma var Ahmet abartma istersen. Gayet sağlıklıyız biz.”
“Abartma mı? Akasya son ayındasın farkındasın değil mi? Onur kızmıyor mu sana?” genç adam gerçekten endişeliydi.
“Kocamı karıştırma Ahmet, zaten her gün izne çıkmam için baskı yapıyor.”
“Doğru olan bu sende biliyorsun. Hem Efnan da senin için endişeleniyor. Bir şey olacak diye korkuyor.”
“Haftaya çıkarım izne siz merak etmeyin. Evde sıkılıyorum anlamıyor musunuz?”
“Sen oyalanacak bir şey bulursun. Hem annen de sizinle değil mi? Kadını evde tek bırakıyorsun.” Ahmet kızı ikna etmeye çalışıyordu. Kısa bir süre sonra seranın önüne başka bir araba durmuştu. Genç kadın arabadan inen kızı görünce kaşları çatılmıştı.
“Bunun burada ne işi var?” Aslı arabadan inerek onlara doğru ilerlerken Akasya öne atılacakken Ahmet onu durdurmuştu.
“Öğreneceğiz neden geldiğini. Sen sakin ol.” Genç adam kaşları çatılı bir şekilde kızın kendilerine gelmesini bekledi. Akasya avını bekleyen atmaca gibi bakıyordu.
“Sizin burada ne işiniz var Aslı Hanım? Seraya gelmek sizin görevlerinizin arasında yok.” Ahmet’in soğuk sözleri karşısında genç kız yüzünü asarak cevaplamıştı.
“Benimle yabancıymışım gibi konuşma Ahmet, çok üzülüyorum.”
“Üzülüp üzülmemeniz beni ilgilendirmez Aslı Hanım. Ayrıca beni aramanızdaki amacı anlayamadım.” Ahmet kızın rahat durmayacağını biliyordu. Seraya kadar geldiyse dilinin altında bir bakla olduğunu hissediyordu.
“Ahmet daha ne kadar inat edeceksin? Oturup konuşalım. Biliyorum amcan istedi diye evlendin kızıyla. Sen beni seviyorsun…”
“Kes!” Ahmet elini kaldırarak kızı susturmuştu. Sesi o kadar sert ve öfkeli çıkmıştı ki karşısındaki kıza midesi bulanarak bakmıştı.
“Ne sevgisi… Sevgiyi ağzına alma sen. Midemi bulandırıyorsun. Ben evli bir adamım ve karımı seviyorum. Senin iğrenç düşüncelerini benden de ailemden de uzak tut.”
“Yalan söylüyorsun.”
“Yalan mı? Aslında sana teşekkür etmeliyim Aslı, beni bıraktığın için çok teşekkür ederim. Sen beni bırakmasaydın ben Efnan ile asla evlenemezdim. Hayatımı senin etrafında rezil ederdim. Senin sevginde neymiş, şimdi hissettiklerimin yanında toz zerresi bile değil. Karıma duyduğum sevgiyi tahmin bile edemezsin. Efnan benim hayatım, geleceğim. Kimsenin onu üzmesine izin vermem. Aklını başına al Aslı yoksa fena olur.” Ahmet son sözlerini söyledikten sonra arabasına binmişti. Akasya öfkeyle Aslı’ya bakarken kızın bakışlarındaki ifadeden hoşlanmamıştı. O bakışları biliyordu, yıllar önce görmüştü. Aslı rahat durmayacaktı bu belli oluyordu. İçini bir sıkıntı kaplarken kızı geride bırakarak seraya girdi. Kapıdaki adamlara da Aslı’yı içeri bırakmamalarını söylemişti.
***
Efnan laboratuvardaki dosyalarını tamamlarken her fırsatta özel olarak hazırladığı ilacın formülüne çalışıyordu. Genelde tek başınayken çalışırken bu kez Mercan da ona katılmıştı.
“Abla bunları ne yapacağım?” Elindeki dosyayı gösteren genç kız Efnan’ın “İkiye ayır,” sözleriyle dosyaları ortadan ikiye ayırmıştı. Mercan neden bu şekilde yaptıklarını bilmiyordu. Ama patronu istediyse vardı bir bildiği.
“Efnan Hanım, pazarlama müdürü sizinle görüşmek istiyor.” Kapıdan başını uzatan laboratuvar çalışanı genç kıza haber verirken Efnan kaşlarını çatarak ona bakmıştı.
“Pazarlama müdürü şahsi görüşme yapmadığımı bilmiyor mu?”
“Kendisine söyledim ama sizi görmek için ısrar ediyor. Ne yapalım?” Efnan sıkıntıyla nefes alırken içinden bir istiğfar çekmişti. Dualar ederek Mercan’a dönerken “Mercan dosyaları benim dolabıma kilitle anahtarı bana getir,” dedi. Kız önündeki kağıtları toparlarken Mercan genç kadının dediğini yapmıştı. İkili birlikte laboratuvardan çıkarak ofisine geçmişti. Ofise girdiğinde Hakan denen adamı görünce sinirlenmişti.
“Buraya bakın, ben yokken odama kimse girmeyecek demedim mi?” Efnan ilk kez bu kadar kızgındı. Kızgınlığını da dışarı vurmaktan geri durmamıştı. Bu durum karşısında şaşıran çalışanlar sessiz kalırken adam ayağa kalkarak “Efnan Hanım bu kadar kızacak ne var?” diye pişkince sormuştu.
“Ben yokken odama girilmesinden hoşlanmıyorum Hakan Bey, malum birçok önemli dosya var.” Adam imalı bir şekilde “O dosyaları görmemde sakınca olduğunu sanmıyorum,” dediğinde Efnan odanın kapısını açık bırakarak Mercan’la birlikte masasına doğru ilerlemişti. Özellikle Mercan’a böyle durumlarda kendisiyle yan yana olmasını istemişti.
“Yanlış düşünmüşsünüz Hakan beyi sizin hiçbir özelliğiniz yok. Ayrıca ofisime gelme hadsizliğini neye borçluyuz?” dediğinde adamın ifadesi değişmişti.
“Önemli bir konuda konuşacaktım, mümkünse yalnız!” dediğinde Mercan’ın gözleri büyürken Efnan yumruk olan ellerini masanın altına saklayarak yerinde dikelmişti.
“Haddinizi bilin Hakan Bey, size bu yüzü kim verdi? Benim sizin gibi insanlarla bire bir toplantı yapmadığımı herkes bilir. Şimdi odamı terk edin!” dediğinde Hakan kaybedecek bir şeyi yokmuş gibi konuşmuştu.
“Kocanızın nerede olduğunu merak etmiyor musunuz?” Efnan adamın sorusuyla duraksamıştı. Mercan şaşkınlıkla adama bakıyordu.
“Kocamın nerede olduğunu biliyorum, bilmeseydim bile bu sizi ilgilendirmezdi.”
“Eski sevgilisiyle randevuda!” Efnan adama cevap verecekken telefonuna gelen bildirimle susmuştu. Ekrana düşen mesajla buruk bir şekilde gülümsemişti.
“Öyle bile olsa bu sizi ilgilendirmez. Şimdi çıkın!”
“Efnan Hanım kocanız sizi kullanıyor görmüyor musunuz? Aslı onun sevgilisi, sizin gibi biri nasıl öyle bir adamla evlenir. Babanızın zoruyla evlendiğinizi biliyorum!” dediğinde Efnan elini sert bir şekilde masaya vurarak “Kocam hakkında doğru konuşun Hakan Bey, ben kocama güveniyorum. Sizin iftiralarınızla kocamı itham etmeyeceğim. Şimdi çıkın ofisimden, bir daha da sakın gelmeyin!” Efnan ilk kez sesini yükseltmişti. Mercan ve diğer çalışanlar bu duruma şaşırırken karşısındaki adama sinirlenmeden edememişti. Yumuşacık, pamuk gibi ablasını ne hale getirmişti. Efnan ise öfkesine yenildiği için sürekli tövbe çekiyordu. Hakan kapıdan çıkacağı anda Efnan seslenmişti.
“Hakan Bey, muhasebeye uğrayın. Bu haftadan sonra işe gelmenize gerek yok!” Efnan’ın buz gibi bakışları adamı delip geçerken adam öfkeyle ileri atılmıştı.
“Beni kovuyor musunuz?” Hakan sorarken Efnan arkasını dönerek kapıdaki çalışanlara “Hakan beyi dışarı çıkarın,” dediğinde çalışanlar hemen kadının dediğini yapmıştı. Hakan saydırarak kurtulmaya çalışırken Efnan telefonundaki mesajı açmıştı. Gönderen Akasya’ydı. Kendisine video ve kısa bir mesaj atmıştı. Mesajda “Aslı bugün seraya geldi,” diyordu. Videoyu açmadan önce “Herkes dışarı çıksın, bugün olanlar Ahmet beyin kulağına gitmesin,” dediğinde Mercan ve diğerleri hızla odadan çıkıp kapıyı kapatmıştı. Efnan sinir boşalması yaşarken ziyaretçi koltuğuna yığılırcasına oturmuştu.
“Estağfurullah, Allah’ım sen affet. Ben benden çıktım sen affet,” derken sessizce gözyaşı dökmüştü. Öfkesine yenilmişti, sesini namahreme çıkartmıştı. Gözlerini silerek Akasya’nın attığı videoyu açmıştı. Video güvenlik kamerası görüntüleriydi. Seranın dört bir tarafı titizlikle izleniyordu. İçerideki bitkiler özel ve nadir bulunan bitkilerdi. Onları korumasız bıkamazdılar.
Videoda Aslı’nın seraya gelişi, Ahmet’in karşısına dikilişi ve sözleri net bir şekilde uyuluyordu. Kızın sözlerinden çok genç kadın kocasının sözlerini merakla dinlemişti. Adamın her bir sözünde omuzlarından yükler yavaş yavaş hafiflerken kocasının kendisini sevdiğini söylediği sözlerle yeniden ağlamaya başlamıştı.
“Şükürler olsun… Allah’ım çok şükür,” duasını ederken başını geriye yaslayarak bu kez gülümsemişti. İstem dışı yüzü aydınlanmıştı. Kulaklarında kocasının sürekli ‘Karıma duyduğum sevgiyi tahmin bile edemezsin. Efnan benim hayatım, geleceğim,’ sözleri dönüyordu. Genç kadın şükretmeden edemiyordu. Bugün onun için hep ilkler oluyordu. İlk kez sesini yükseltmişti, ilk kez birini işten çıkarmıştı ve ilk kez kocasının kendisini sevdiğini iliklerine kadar hissetmişti. Babasını araması gerekiyordu… Ondan habersiz müdürlerden birinin işine son verdiği için ne açıklama yapacağını bilmiyordu ama babasına bildirmek zorundaydı.
Telefonu eline aldığında ofisinin kapısı sert bir şekilde açılınca genç kadın yerinde sıçramıştı. Ahmet endişeli bir şekilde ofise girerken Efnan haberin duyulduğunu hemen anlamıştı.
“Efnan, hayatım!” Ahmet hızla genç kadının önüne çökerken karısının kızarmış gözlerini görünce endişeye genç kadının yüzünü avuçlarının arasına almıştı.
“Efnan, ne oldu, neden ağladın sen? Sana bir şey m yaptı? Öldürürüm onu!” yerinden kalkacağı sırada genç kadın adamın elini tutarak gitmesini engellemişti. Ahmet karısına üzgün bir şekilde bakarken eğilerek kadını kollarının arasına çekmişti. O kadar sıkı tutuyordu ki bırakırsa genç kadın kaçacakmış gibi hissediyordu.
“Efnan bir şey söyle!”
“Ben iyiyim Ahmet, o adamı kovdum. Muhasebeye gitmesini söyledim!” dediğinde Ahmet geri çekilerek narin karısının gözlerinin içine bakmıştı.
“Sen birini işten mi çıkardın?” dediğinde genç kadın başını sallayarak onu onaylamıştı.
“Ne yaptı? Sana dokundu mu?” derken adamın öfkeden gözleri yanıyordu. Efnan başını iki yana sallarken cevap vermişti.
“Haddini aşacak sözler söyledi, bana dokunmaya cesaret edemez. Hem Mercan da yanımdaydı merak etme.” Genç adam yeniden karısına sıkıca sarılırken söylenip duruyordu.
“Bundan sonra yanımdan biran olsun ayrılmayacaksın. Seni asla yalnız bırakmayacağım. Gerekirse ofisleri birleştiririz.”
“Abartma Ahmet, o kadar da değil.”
“Abarttığım yok Efnan, hem seni özlememiş olurum. Hep yanımda olursun fena mı?”
“Benden bıkarsın Ahmet, işte evde hep birlikte olursak zamanla sıkılırsın. İstemiyorum…”
“Sen sıkılacak kadın mısın Efnan, sen benim ömrüme geç gelen ışığımsın. Efnan…” Ahmet derin bir nefes aldıktan sonra yeni can bulmuşçasına devam etmişti. “… Seni çok seviyorum,” dediğinde genç kızın parlak gözlerine bakıyordu. Genç kadın donup kalırken çarpan kalbini sakinleştirmeye çalışıyordu.
“Ahmet… kalbime indireceksin!” genç adam karısının sözleriyle kahkaha atarken Efnan utanarak yüzünü adamın boynuna gömmüştü. Ahmet utanan karısının saklanma çabaları karşısında mest olurken geri çekilerek genç kadının gözlerine odaklanmıştı.
“Madem Hakan denen adamı kovdun o zaman yancısını da gönderelim. Aslı’yı da işten çıkarıyorum,” dediğinde Efnan duraksamıştı. Ahmet onun sessizliği karşısında derin bir nefes almıştı.
“Aslı’yı mı?”
“Bugün eşimden seraya geldi, saçma sapan konuştu. Onun senin etrafında olmasını istemiyorum Efnan, ona güvenmiyorum. Sana zarar vermesinden korkuyorum. Sen ne dersen de Aslı gidecek Efnan, ailemin etrafında dolanmasını istemiyorum.”
“Sen nasıl istersen öyle olsun, ama yeni pazarlama müdürü lazım bize.” Ahmet başını sallarken Efnan iç çekerek “Maşallah,” dediğinde Ahmet şaşkınlıkla karısına bakmıştı. Efnan utansa da uzanarak kocasının mavilerini örten kirpiklerine dokunmuştu. Ahmet gülerken Efnan gözlerini kısarak “Komik mi?” dediğinde genç adam hızla başını salladı.
“Kirpiklerime maşallah çeken ilk kişisin karıcım,” dedi.
“Maşallah, Mevla’m kocamın gözlerini, kirpiklerini ne güzel yaratmış. Hayran olmamak elde değil,” dediğinde Ahmet keyiflenmişti. Karısından ilk kez böyle sözler söylüyordu.
“Ne dersin karıcım, bugün erken çıkalım mı? Biraz dolaşırız. Sonra ailemizle güzel bir yemek yeriz olmaz mı? Hem sana güzel haberlerim de var.” İkili normal konular konuşmaya başladığında Efnan’ın içi biraz olsun rahatlamıştı. Ahmet ona Cengiz ve Banu arasında olan iddiadan bahsedince genç kadın biraz kızmış ama Ahmet’in yatıştırmasıyla sakinlemişti. Kardeşiyle kendisi de konuşacaktı.
“Ne dersin hafta sonu Trabzon’a gidelim mi?” Efnan’ın sorusuyla Ahmet ona bakmıştı.
“Trabzon mu? Olur gideriz.” Genç adam dünden razıydı zaten. Çocukları çok özlemişti, karısıyla tatil yapma fırsatını da kaçıramazdı. Fabrikadan el ele çıktıklarında alışanların bakışlarının farkındaydılar. Özellikle Efnan’ın çıkışı herkesi şaşkınlığa uğratmıştı. Hakan’ı kovduğunu öğrendiklerindeyse daha bir dikkat kesilmişlerdi. Patronun kızı hafife alınmayacak biriydi.
***
Genç kadın ulaştığı mahalleyi incelerken tanıdık bir şeyler arıyor ancak bulamıyordu. Kendisine gönderilen adresi kontrol ederken doğru adrese geldiğini görünce arabadan aşağıya inmişti. Önünde durduğu ev iki katlı müstakil bir evdi. Yüksek bahçe duvarı içerideki alanın büyüklüğünü belli etmese de Açelya bahçenin güzel olduğuna emindi. Akşam çökmek üzereydi ve genç kadın yanan sokak lambalarına kısa bir bakış atmıştı. Arabanın arka koltuğundaki paketi eline alırken derin bir nefes vermişti. O ailesinden misafir gideceği eve eli boş gitmemeyi öğrenmişti. Yolda gördüğü pastaneden özellikle Eslem’in sevebileceği tatlı çeşitlerini almıştı. Sürgülü bahçe kapısının sürgüsünü çekerek bahçeye girdiğinde yanılmadığını anlamıştı. Bahçe oldukça düzenli ve güzeldi. Duvar diplerine ekilen sarmaşık gülleri, diğer köşedeki çardağa kadar uzanıyordu. Küçük kız için olduğu belli olan salıncak ışıklandırmanın altında parıldıyordu. Ağır adımlarla evin kapısına doğru yürürken oldukça gergindi. Kiminle karşılaşacağını bilmiyordu. Eğer tahmin ettiği kişiyse ne yapacağını da bilmiyordu. Sıkıntıyla nefesini dışarı vuracakken evin içinden gelen neşeli sesle duraksamıştı.
“Nergis abla dayanamıyorum,” diye çığlık atan Eslem’in kahkaha atan sesiydi. Kapı zilini çalmak için elini uzattığında kapı birden açılmıştı. Karşısında duran adam her zaman gördüğü adamdan farklıydı. Üzerinde eşofman takımı olan Atakan genç kadına imayla kaşını kaldırıp bakmıştı.
“Gelmeyeceksiniz diye düşünmüştüm komutanım!” adamın alaycı sesi Açelya’nın ters şekilde bakmasına neden olmuştu. İçeriden gelen kırılma sesiyle Atakan “Geç içeri,” diyerek kendisi de hızla içeri geçmişti. Açelya ne beklediğini bilmiyordu ancak böyle bir karşılaşma beklemediği belliydi. Soluğunu dışarı bırakarak postallarını çıkarıp eşikten içeriye adım attığında burnuna mis gibi yemek kokuları gelmeye başlamıştı. Dış kapıyı kapattığında yüzüne vuran sıcaklık aile sıcaklığıydı. Yıllardır hissetmediği, görülmeyen ama hissedilen bir sıcaklıktı. Mesleği gereği etrafı incelemeden edememişti. Duvarlarda duaların yazıldığı tablolar vardı. Kapının hemen ardında duran vestiyere kısa bir bakış atarken aynadaki yansımasını görünce duraksamıştı. Bu görüntü kendisine ait değildi. Onun gözlerinde asla tereddüt olmazdı. Silkelenerek kendisine geldiğinde içindeki cesareti yeniden bulmuştu. O Açelya’ydı. Bir zamanlar dağlarda terörist avına çıkan kadın… basit bir ev ziyaretinden mi çekinecekti! Seslerin geldiği tarafa yöneldiğinde adımları yavaşlamıştı. İçeriden üç kişinin konuşması geliyordu. Atakan kızına sitem ederken tatlı bir kadın sesi Atakan’ı sakinleştirmek istercesine Açelya’nın asla beceremeyeceği bir ses tonuyla konuşmuştu.
“Çocuk bu Atakan, ona bir şey olmasın.”
“Kız doğru söylüyor oğlum, kıza bir şey olmadı. Varsın kırılsın vazo ne olacak.” Açelya sesi duyduğunda adımları kapı ağzında kesilmişti. O sesi tanıyordu… Unutmasına imkan yoktu. Derin bir nefes alırken gözlerini kısa bir anlığına kapatıp kapıdan kendisini göstermişti. Üzerlerine düşen uzun gölgeyle bakışlar Açelya’ya dönerken genç kadının bakışları kanepede uzanmış olan kadında takılı kalmıştı. Öyle ki kendisine seslenen küçük kızı bile duymamıştı. Salon kapısında otoritesini belli eden genç kadın uzun boyuyla ortamı doldururken Atakan sıkıntıyla “Seni unuttum,” dese de genç kadın onu duymamıştı. Atakan’ın yanındaki kız şaşkınlıkla tanımadığı Açelya’ya bakarken gözlerindeki kıskançlığı kime fark etmemişti.
“Açelya abla geldi!” Eslem kızın bacaklarına dolanırken yaşlı kadının “Açelya kızım bu sen misin?” sözleriyle kendisine gelmişti.
“Fatma teyze?” Açelya hayatı boyunca unutamayacağı bu sesin sahibini nasıl görmezden geldiğini düşünmeden edememişti. O zor günlerinde ailesi onun yanında olmazken Fatma teyzesinin telefonda “İyi misin kızım?” sesi yıllarca kulağında yankılanmıştı. Tek bir cimle Açelya’nın duygularını alt üst etmişti. Pusuya düşmüşlerdi… Arkadaşları, kocası şehit olmuştu ancak kimse ona nasılsın dememişti. Fatma teyzesi hariç…
“Ah kızım sensin!” kadının yanağından süzülen yaşla Açelya dayanamayarak hızla yaşlı kadının yanına ulaşmıştı. Camlara bastığının farkında bile değildi.
“Fatma teyze!” yaşlı kadının elini öperek sıkıca sarılmıştı. Kollarının arasındaki sadece bir kadın değildi. O hayatı boyunca minnet duyacağı tek kişiydi. Tek bir sorusuyla kendisine gelmesini sağlayan kadını. Erkek çocuk odaklı ailesinin kendisine vermediği sevgiyi, saygıyı veren kadındı. Fatma teyzesi onun çocukluğundaki en temiz, en saf sevgiydi. Kadın ağlarken bir yandan da Açelya’nın yanaklarını kavramış yüzünü öpmüştü.
“Ah kuzum ne yaptın kendine, nasıl bu hale geldin sen? Ne kadar zayıflamışsın böyle.”
“Ben iyiyim Fatma teyze, seni gördüm ya daha iyi oldum. Ah ne çok özlemişim pamuk yanaklarını!” genç kadın yaşlı kadının yanaklarını öperken bir yandan da gülümsüyordu. Atakan şaşkınlıkla ikiliyi izlerken Açelya’nın annesiyle ne ara bu kadar samimi olduğunu anlamaya çalışmakla beraber, buz gibi kadının annesi karşısında bu kadar sevecen olmasına inanamıyordu. Boğazını temizlerken varlığını belli etmişti. Açelya ardına bakmadan hızla yanağını silerken zayıflık gösterdiği için kendine kızmıştı.
“Hoş geldin Açelya, kusura bakma,” Atakan genç kadına bakarak konuşmuştu. Açelya yerinden kalktığında ayağına batan şeyle sendelemişti. Atakan öne atılsa da genç kadın kendini toparlayarak kenardaki koltuğa oturarak ayağının altına bakmıştı. Çorabı hafif ıslandığından Fatma Hanım endişeyle ona bakmıştı.
“Ah kızım ne diye dikkat etmezsin,” derken yerinden kıpırdasa da ayakları tutmayan kadının elinden bir şey gelmemişti.
“Önemli bir şey değil Fatma teyze,” Açelya bir yandan kadının içini rahatlatırken diğer yandan ıslak çorabını çıkararak ayağının altına bakmıştı. Oldukça geniş bir parça ayağının altını kesmişti. Cam parçasını çıkaracağı sırada Atakan kolunu tutup onu engellemişti.
“Ben yapayım,” dediğinde Açelya ona ters bir bakış atmıştı.
“İşine bak komiser, kendi işimi kendim hallederim.” Atakan kızın terslenmesine gülmemek için kendisini zor tutmuştu.
“Açelya abla ayağın kanıyor.” Küçük kız yanına geldiğinde Açelya onu yana çekerek kanı görmesini engellemek istemişti.
“Sen süs bebeği, oradan ters ters bakacağına çocuğu uzaklaştır. Bu yaşta kan görmesi iyi değil,” Açelya’nın seslenmesiyle Atakan başını çevirip kendilerini izleyen kıza bakmıştı.
“Nergis Eslem’i alır mısın?” Nergis genç adamın seslenmesiyle hemen öne çıkmıştı. Eslem genç kadına sarılarak ondan ayrılmak istemezken Açelya sıkıntıyla emir elini kovar gibi elini sallayarak kızı geri göndermişti. Genç kadın o kadar doğal davranıyordu ki bilmeyen biri onu askerine emir veriyor sanırdı. Atakan genç kadının davranışlarının tamamen doğal olmasından oldukça keyif alıyordu. Yaşlı kadın “Ay oğlum bırak çocuğu da kızın ayağına bak.” Atakan salondan çıkarak birkaç dakika sonra ilk yardım çantasıyla geri gelmişti. Açelya kucağındaki küçük kızla ilgilenirken Atakan önüne eğilmiş ayağındaki cam parçasını dikkatle inceliyordu. Elini genç kadının ayak bileğine götürdüğünde irkilen genç kadın neredeyse tekmesini genç adamın yüzüne geçirecekti. Son anda genç adam geriye çekilirken kıç üstü yere düştüğünde bakışları kızının omzunun üzerinden kendisine bakan genç kadının gözleriyle birleşti.
“Habersiz niye hareket ediyorsun?” Açelya genç adama ters bir şekilde bakarken Atakan aynı şekilde ona karşılık vermişti.
“Kusura bakma komutanım yaranıza müdahale edenlere tekme attığınızı bilmiyordum.”
“Boş yapma Çetin, çıkar şu camı da daha fazla ortalık batmasın.” Atakan asker selamı vererek “Emredersin komutanım,” dediğinde genç kadın duraksamıştı. Yıllardır bu hitabı duymamıştı. Fatma hanım ikiliyi keyifli izlerken gözleri Nergis’e takılmıştı. Genç kız oğlu evde yokken kendisiyle ilgileniyordu. Evin küçük işlerini yapıyor, oğlu eve geldiğinde iki bina uzaklıktaki evine gidiyordu.
“Kızım sen istersen eve geç, annen merak etmesin.” Fatma hanım genç kıza söylerken Nergis’in gitmeye niyeti yoktu.
“Ailemin haberi var Fatma teyze, madem misafiriniz var size yardım edeyim.”
“Gerek yok kızım, Açelya misafir değil, evin kızı sayılır.” Açelya ikilinin konuşmasını duysa da bir şey dememişti. Kucağındaki küçük kızla ilgilenmek onu mutlu etmişti. Hissettiği sızıyla ters bir şekilde ayağını dikkatle inceleyen adama bakmıştı.
“Yavaş olsana,” Açelya’nın sert sesiyle Atakan alttan alttan genç kadına bakmıştı.
“Şu kadarcık acıya dayanamıyor musun? Camları temizledim. Üzerine fazla basmamalısın, kanaması durmaz yoksa.” Ayağının sarılmasıyla kendisine gülümseyerek bakan yaşlı kadına dönmüştü.
“Fatma teyze senin bu oğlun hala işe yaramaz. Çok beceriksiz,” dediğinde Fatma Hanım hırıltılı bir kahkaha atmıştı.
“Ne diyeyim kızım babasına çekti.”
“Anne ne diyorsun?” Atakan şaşkınlıkla annesine bakıyordu.
“Sen sus!” iki kadın aynı anda çıkışırken genç kadın Atakan’a dönerek “Ne biçim ev sahibisin açlıktan öldüm. Git masayı hazırla,” dediğinde Atakan neyin içine düştüğünü anlamamıştı. İki kadın bir olup onunla uğraşmaktan büyük zevk alıyor gibiydi. Atakan yerinden kalktığında kıskanç bakışların hedefi olduğundan habersiz mutfağa yönelirken dışarıdan duydukları sesle hızla salona koşmuştu. Ardı ardına patlayan silah sesleri ortamı gererken ikilinin düşündüğü tek şey ailesini koruyabilmekti. Onlara bir şey olmasına izin vermeyecekleriydi!
***
Bölümü nasıl buldunuz? Umarım sevmişsinizdir. Lütfen yorum yapmadan geçmeyin!
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 21.87k Okunma |
2.43k Oy |
0 Takip |
44 Bölümlü Kitap |