
Merhaba arkadaşlar. Uzun bir ara oldu. Ancak gerçekten kötü günlerden geçiyorum. Hayatı günü birlik yaşıyoruz. Yarının ne getireceğini bilmeden. Hiç beklemediğiniz bir anda beklemediğiniz kayıplar yaşayabiliyorsunuz. Şu bir yıl içinde büyük kayıplar verdik. Sonuncusu gerçekten can yaktı. ölümün yaşı yoktur ancak genç ölüm olunca daha bir üzülüyor insan. Allah hayırlı ölümler nasip etsin.
***
Genç kadın pencereye en yakın olan kişiyi, Fatma hanımı hızla kapıp yere yatırmıştı. Kadının başını elinin altında saklarken bir yandan da kapıdan içeriye giren Atakan’a bakarak “Eslem ile Nergis’, salondan çıkarmasını söylemişti. Silahını arabada bıraktığı için pişman olmuştu.
“Başını sakın kaldırma Fatma teyze birazdan yanına geleceğim,” diyerek salonun kapısına kadar sürünmüştü. Silah sesleri geliyordu ancak evde kırılan pencere ya da kapı yoktu. Açelya’nın hızlı fikir yürütmesiyle bu saldırının onlara olmadığını anlamıştı.
“Nereye?” Atakan dış kapıya yönelen kadını kolundan tutarak yere eğmişti.
“Dışarıya bakacağım, sen ailenle kal.” Atakan itiraz edecekken Açelya hızla kurtulup kapıdan dışarı çıktığında Atakan çaresiz geride kalmıştı. Açelya dikkati bir şekilde arabasına doğru ilerlerken bir yandan da silah seslerinin evden uzaklaşıyordu. Genç kadın arabasından aldığı silahıyla seslere doğru temkinli bir şekilde ilerlerken birkaç dakika sonra siren sesleriyle olduğu köşeden olanları izlemeye başlamıştı. Kimisi gelen polislerce tutuklanmış, kimisi de kaçmaya çalıştığı için kovalanmaya başlanmıştı. Saldırının kendileriyle alakalı olmadığını anladığındaysa derin bir nefes almıştı. Bu mahalle güvenli değildi. Tecrübesinden anladığı kadarıyla uyuşturucu çeteleri çatışmıştı. Atakan’ın böyle bir mahallede ailesini tutması aklına yatmamıştı. En kısa sürede onunla konuşup bu mahalleden taşınmasını sağlamalıydı.
Genç kadın bahçe kapısından içeriye girdiğinde ışıkları sönük olan eve kısa bir bakış atmıştı. Bahçe kapısını kapatarak eve doğru seri adımlarla ilerlerken dış kapı hızla açılmış kendisine yöneltilen silahla karşı karşıya kalmıştı. Açelya ani tepkiyle elindeki silahı genç adama çevirmişti. İki keskin bakış birbirine bakarken derin bir rahatlamayla silahları aşağı indirmişti.
“İyi misin?” Atakan genç kadını incelerken Açelya başını sallarken genç adam derin bir nefes almıştı.
“Evdekiler nasıl? Çok korkmuşturlar.” Açelya eve girerek ışıkları açmıştı.
“Açma ışıkları!” Atakan ileri atılırken Açelya ona ters bir şekilde bakmıştı.
“Saldırı size yönelik değil, birkaç çete karşılaşması. Şimdi acil olan eşyalarınızı alın buradan gidiyoruz.” Açelya yerdeki kızı kucağına alarak hala yerde uzanan kadının yanına gitmişti.
“Fatma teyze iyi misin? Hadi kaldıralım seni,” yaşlı kadının yerden kalkmasına yardım ederken kadın dualarla ona karşılık veriyordu.
“Ah kızım çok korktum. İyi misiniz?” Fatma hanım kızın yüzünü okşarken hala yerinde duran Atakan’a ters bir bakış atarak “Kız ne dedi duymadın mı? Ya da sonra gelir eşyaları alırsın.” Atakan annesine şaşkınlıkla bakarken kapı arasından ona bakan genç kızı görünce “Nergis hanımı evine bırak ben eşyaları hallederim,” dedi. Atakan kontrolü tamamen kaybettiğini hissediyordu.
***
Genç kadın yanında uyuyan iki kızının üzerini örterek düşüncelere dalmıştı. Ailesinin yanına geleli aylar olmuştu ancak eski kocasının tarafından çocuklara yönelik hala bir haber çıkmamıştı. Kendisi için sorun değildi ancak kızlarının kendi aileleri tarafından önemsenmemesi canını yakıyordu. Gece yarısına kadar gözüne uyku girmemişti. Mahalledeki komşuları onu ve çocuklarını el üstünde tutuyordu. İçten içe buna minnettar olsa da elinden somut bir şey gelmiyordu. Uyuyamayacağını anladığında sessizce yattığı yerden kalkarak odadan ayrılmıştı. Adımları oldukça sessizdi. Mutfağa geçerek kendine sıcak bir içecek hazırlamak istemişti.
Mutfağın ışığını yakmak yerine tezgah altı ledleri yakarak sessizce kendisine su ısıtmaya başlamıştı. Oldukça düşünceliydi. Isınan suyu bardağa aldığında poşet meyve çaylarından birini alarak bardağa daldırmış masaya geçerek çayının demini almasını beklemeye başlamıştı. Geleceğini düşünmesi gerekiyordu. Özellikle iki kızı için planlama yapması lazımdı.
“Kızım, neden karanlıkta oturuyorsun?” Gülay hanım tıkırtıları duyunca yerinden kalkarak odasından çıkmış, kızını mutfakta düşünceli bir şekilde görünce derin bir nefes almıştı.
“Gelsene anne, uyandırdım mı?” genç kadın buruk bir şekilde annesine bakmıştı.
“Yok kızım susamıştım o yüzden kalktım,” diyen kadın kızını üzmek istememişti. Genç kadın başını sallayarak yerinden kalkıp annesine su doldurmuştu. Annesinin önüne suyu bırakarak karşısına geçip oturdu.
“Neden bu saatte ayaktasın kızım, bir de bu kadar düşünceli?” Suna derin bir iç çekerek annesine bakmıştı.
“Kızları düşünüyordum anne, bunca zaman geçti onlar hala arayıp sormadı. Hiç mi merak etmiyorlar torunlarını?” genç kadının sesi sona doğru kısılmıştı. Gülay hanım uzanarak kızının elini tuttu.
“Varsın aramasınlar kızım, hem çocukların keyfi yerinde. Ne kadar mutlu olduklarını görmüyor musun? Kızlar halinden memnun, sen kendini düşün.”
“Benim neyim var? Ben iyiyim şükür.” Suna anında annesine itiraz etmişti.
“Kızım işe girdiğinden beri evden işe işten eve gidiyorsun. Arkadaşlarına uğramıyorsun, kimseyle doğru düzgün vakit geçirmiyorsun. Kadınlar seni özledi. Hafta sonu toplanıyoruz sende geleceksin.”
“Anne çocuklarla vakit geçireceğim biliyorsun.”
“Onlarla her gün vakit geçiriyorsun zaten. Biraz da kendine odaklan kızım. Senin ruh halinde önemli. Sen iyi olmazsan çocuklar nasıl iyi olacak.”
“Anne!”
“Ayrıca geçenlerde Esma teyzen geldi seni soruyordu. Son zamanlarda ziyaret etmediğin için şikayet ediyordu. Karan da uzun zamandır eve geç geliyormuş. Kadın bir başına kaldı. Geçende evde düşmüş, iki saat olduğu yerde kalmış kadın.” Suna Esma teyzesinin düştüğünü duyunca hızla yerinden kalkmıştı.
“Düştü mü?” genç kadın oldukça endişelenmişti. Gülay hanım istediği tepkiyi alınca hemen duygusala bağlamıştı.
“Ah kızım kadın kaldı bir başına. Biliyorsun kızı Sevda de başka şehirde. Tayin isteyecekmiş yakında, nasip olursa gelecek.”
“Anne ya niye daha önce söylemedin. Karan’ın da alacağı olsun, daha dün gördüm neden bir şey söylemedi?”
“Karan oğlumla sık sık görüşüyor musunuz?” Gülay hanım hevesle sormuştu. Genç kadın annesinin sesindeki tınıdan şüphelenerek gözlerini kadına dikti. Gülay hanım kızının dik bakışlarına karşılık gardını indirmemişti.
“Bu nasıl bir soru şekli Gülay sultan?”
“Ne var sorma şeklimde kızım? Düzgün bir şekilde soruyorum.” Gülay hanım aynı şekilde kızına cevap vermişti.
“Anne!” Suna uyarırken kadın omzunu silkerek söylenmişti.
“Ne diyeyim kızım, Esma teyzen seni gelini olarak düşünüyor haberin olsun!” dediğinde Suna şaşkınlıkla ona bakmıştı.
“Saçmalama anne, o nasıl söz?” genç kadın yutkunarak bakışlarını kaçırmıştı. Çok sevdiği Esma teyzesinin arada kendisine imalarda bulunmuştu ancak Suna şakaya vurmuştu.
“Anneye saçmalama denmez kızım. Ayrıca Karan oğlumdan iyisini mi bulacaksın?”
“Anne, o nasıl söz. Benim iki çocuğum var!”
“Ne olmuş varsa, gönüller bir olduktan sonra emini kızları kendi kızı gibi görecektir. Karan oğlum bir tanedir!”
“Anne neden anlamıyorsun? Karan ve ben…”
“Neden olmasın? Mahallede Karan’ın seni sevdiğini bilmeyen yok, bir sen görmüyorsun!” Gülay hanım sözlerini bitirdiğinde dilini ısırmıştı. Suna’nın gözleri sonuna kadar açılırken güçlükle nefes almıştı. Zaman biran için durmuştu. Gülay hanım kızının tepki vermemesi karşısında endişeyle Suna’yı omuzlarından sarsmıştı.
“Kızım kendine gel!”
“Anne az önce ne dedin?” yaşlı kadın derin bir iç çekerek başını iki yana sallamıştı.
“Gerçekten fark etmedin mi? Neyse ben söylemedim varsay o zaman. Oğlanı utandırma sakın!”
“Anne Karan’dan bahsediyorsun sen? O beni nasıl sevebilir?”
“Neden sevmesin? Bir eksiğin mi var? Mahalleli sana ne diyor Suna?” genç kadın kısa bir süre duraksamıştı. Utansa da “Mahallenin güzeli,” diyerek mırıldanmıştı.
“Çok mu güzelsin kızım? aynaya baktığında kendini dünya güzeli mi görüyorsun?”
“Elbette hayır anne, çok güzel değilim ama çirkinde sayılmam. Allah’ın yarattığı hiçbir canlı çirkin değil.”
“Senin güzelliğin kalbinden Suna, bu sokakta seni kim sevmiyor ki? Anne babanın en büyük gururu bu, sen ve kardeşin. İyi insanlar oldunuz. Çok şükür kimsenin malına canına, ırzına göz dikmediniz. Namusunuzla büyüdünüz, helal kazanıyorsunuz. Seni sevmeyen yok,” dediğinde Suna utanmıştı. Allah vardı bu yaşına kadar mahallede kimseden kötü bir söz söylememişti. Yeri gelmişti mahalledeki çocuklarla kardeş olmuştu, yeri gelmişti evlat. Tamamen doğal davranışlardı bunlar.
“Anne yine de…”
“Bak kızım, kötü bir evlilik yaptığın için hayata küsemezsin. İki tane pırıl pırıl evladın var. Onların geleceğini düşünmem doğal. Ama onlar için hayatını düzene sokmalısın. İyi düşünmelisin. Şimdilik ortada bir şey yok ama olur da sana böyle bir teklifle gelirse hemen kestirip atma. Allah için Karan benim oğlum gibi, seni ona emanet etmeyi çok isterdim.”
“Anne lütfen.”
“Sen şimdiden düşünmeye başla. Düşünürken kızlarını aklından çıkarma. İkisinin Karan’a ne kadar düşkün olduğunu biliyorsun.” Suna’nın aklı iyice karışmıştı. Ne düşüneceğini bilmiyordu. İçinden hala Karan’ın onu seviyor olabileceği düşüncesi vardı. Anlaşılan bu gece uyku ona haramdı.
***
Genç kadın evinin ışıklarını yakarken bir yandan da kucağında uyuyan küçük kızı sabit tutmaya çalışıyordu. Ardından eve giren ikiliye kısa bir bakış atarak “İçeri gelin ben Eslem’i yatırayım,” dedi. Ev oldukça sade döşenmiş, içinde az eşya vardı. Koridorun ışığından kapıları açık olan odalar görünüyordu. Genç adam annesini loş aydınlatmadan görünen salona geçirmişti. Salonun ışığını yakarak karşılıklı yerleştirilen kanepelerden birine annesini oturtmuştu. Fatma hanım yerine otururken etrafını incelemeye başlamıştı. Salon orta büyüklükteydi. Duvara asılı led televizyon, hemen altında ünite vardı. Ünitenin üzeriyse fotoğraf çerçeveleriyle doluydu. Hepsi timdeki arkadaşlarıydı. Kimi şehit olmuş, kimi Açelya gibi emekli olmuştu.
“Neye bakıyorsun oğlum?” Atakan eline aldığı çerçeveye dikkatle bakıyordu. Fotoğrafta Açelya ve şehit olan kocası vardı. İkisinin de üzerinde üniformaları vardı ve ikisinin de gözleri ışıl ışıldı. Genç adam nefesinin tıkandığını hissetmişti. Acıyı hiç bu kadar derinden hissetmemişti. Kızın parıldayan gözleri kara bir buluta dönmüştü. Yutkunarak elindeki çerçeveyi yerine bırakırken başka bir fotoğrafı incelemeye başladı. Sekiz kişiden oluşan timin fotoğrafı genç adamın dikkatini çekmişti. Adamların arasında iki tane kız vardı. Biri Açelya diğeri sivil olan şişmanca bir kızdı. Asker olmadığı belliydi ancak genç kadın için önemli olacak ki çerçeveyi ortaya yerleştirmişti.
“Yemek söyledim birazdan gelir,” Açelya konuşarak salona girdiğinde Atakan ile göz göze gelmişti. Adamın elindeki çerçeveyi görünce sıkıntıyla nefesini dışarıya vererek konuşmuştu.
“Kırılmadığı sürece istediğin gibi bakabilirsin,” yaşlı kadının yanına geçerek oturmuştu.
“Bunlar timdeki arkadaşların mı?” diye sorduğunda Açelya başını sallamıştı.
“Öyleydi,” kısa cevapla Fatma Hanım oğluna fotoğrafa bakmak istediğini söylemişti. Genç adam timin fotoğrafını annesine uzatırken Açelya iç çekerek kadınla birlikte resimdeki arkadaşlarına bakıyordu.
“Bunlar şehit olan arkadaşların mı?” diye soran kadınla Açelya buruk bir şekilde gülümsemişti. Parmağıyla baştaki arkadaşını göstererek “Aslan, yeni evlenmişti. Şehit olduğunda karısının hamile olduğunu bile bilmiyordu,” dedi. İkinci arkadaşı bekardı, üçüncüyse evli ve bir çocuk babasıydı. Diğer arkadaşını gösterdiğinde yutkunarak “Sinan, nişanlıydı,” dediğinde fotoğraftaki şişmanca sivil kızı göstererek “Nişanlısı Asya, haberi aldığında iğne ipliğe döndü. Şu anda evli her hafta kocasıyla Sinan’ın ailesini ziyaret ediyor.”
“Hayırlı evlatmış, kocası da kendi de…”
“Öyle,” diyen genç kadın fotoğraftaki kocasına buruk bir şekilde bakmıştı. Başından beri onu izleyen Atakan gözlerindeki ifadeyi kaçırmamıştı.
“Bu senin kocandı değil mi? Allah rahmet etsin, şehadeti kabul olsun.”
“Amin,” diyen kız kapı zilinin çalmasıyla genç kadın yerinden kalkarak kapıya gitmişti. Sipariş ettiği yemekleri alarak salona geçmişti. Atakan sessizce onu izliyordu. Genç kadın mutfaktan tabak kaşık alırken Fatma Hanım oğluna yardım etmesi için işaret etmişti. Masayı kısa sürede kuran ikili sessiz hareket ediyordu. Fatma hanımın iki koluna giren ikili onu masaya geçirtirken güçsüz bacakları ağrımaya başlamıştı.
“Fatma teyze bacakların nasıl bu hale geldi?” diye soran kadınla Atakan konuşmuştu.
“Kısmı felç geçirdi, şükür yavaş yavaş iyileşiyor. Yakında eskisi gibi yürüyecek.”
“İnşallah. Yarın seni benim doktora götüreyim. Fizik tedavide iyidir.” Açelya yaşlı kadına bakarak içten bir şekilde gülümsemişti. Kadın uzanarak genç kadının elini kavramıştı.
“Gideriz kızım, Allah razı olsun.” Yemekler sessizce yenirken Açelya çay yapmak için mutfağa geçmişti. Atakan peşinden giderken genç kadın derin bir iç çekerek “Söyle hadi,” dedi. Atakan mutfağa girerek iki kişilik masanın başına oturmuştu.
“Askerliği özlüyorsun!” bu bir soru değildi.
“Elbette özlüyorum. Askeriye kendimi bulduğum yerdi. İçim boşalmış gibi hissediyorum.”
“Neden dönüyorsun?”
“Mümkün değil. Gazi olarak emekli oldum. Vücudumda platin olmayan kemik yok,” dediğinde Atakan üzgün bir şekilde ona bakmıştı.
“Senin adına üzüldüm. Bundan sonra ne yapacaksın? O gün vücudunda platin varmış gibi değildin!” dediğinde genç adam Sağlak’ların evindeki olaydan bahsettiğini anlamıştı. Gülümseyerek adama cevap verdi.
“Düşün bakalım, ben bu haldeyken hepinizi hakladım. Sağlam olsaydım ölünüz çıkardı.” Atakan kızın sözlerine gülmeden edememişti. Gerçekten de onca adamını kolaylıkla halletmişti. Buna kendisi de dahildi. Yeniden gülerken Açelya adamın karşısına geçerek oturmuştu.
“Şu kız, gerçekten tehlikede olabilir. Emniyete haber verdim. Bugün onun için gizli koruma talep ettim. Sende dikkat etmelisin.” Açelya endişelense de soğukkanlı kalmayı başarmıştı. Başını sallarken bir yandan da cebinden telefonunu çıkararak Efnan’ı aramıştı. Karşı taraftan gelen kısa bir telefon çalışından sonra kulaklarına bayram ettiren melodik sesi duymuştu.
“Açelya abla, hayırdır bu saatte?” Efnan’ın sesini içine çekerek huzuru dinlemişti.
“Selamünaleyküm Efnan,” dediğinde karşı taraftan selamı alınmıştı.
“Aleykümselam abla, bir şey mi oldu?”
“Yarın sabah geç geleceğim, işe gitmesen olur mu? Bu aralar daha dikkatli olmalıyız.”
“Olur abla, yarın babam gelecek zaten. Onu evine yerleştireceğiz. Sen işini halledebilirsin.”
“Gözün aydın o zaman. Dışarı çıkman gerekse bile çıkma, beni mutlaka ara.”
“Abla bir şey mi oldu? Ailem tehlikede değil değil mi?” Efnan kendinden çok yakınındakileri düşünüyordu. Açelya kızın içini rahatlatarak telefonu kapatmıştı.
“Onu kardeşin bellemişsin.” Atakan konuşurken Açelya bakışlarını kaçırmıştı. Genç adam iç çekerek konuşmasına devam etti.
“Aileni ne zaman arayacaksın? Anneler seni merak ediyordur.”
“Sanmıyorum. Ölüm döşeğinde olan kızlarını arayıp sormayanların hayatımda yeri yok.”
“Yine de!”
“Bu konuyu kapatalım. Eğer hala hatırlıyorsan eskiden bana nasıl davrandıklarını bilmen gerekir. Ne de olsa kapı komşusu olarak büyüdük. Gerçi eski tombalak halinden eser kalmamış ama…” Atakan kaşlarını çatarken Açelya keyifle “Ne yalan mı?” diye sormuştu.
“Başlama yine çalı süpürgesi. Sanki sen çok doğru bir şeydin. Açtırma ağzımı!” genç kadın gülerken gözünün önüne birbirinin saçına yapışmış iki çocuk gelmişti. Biri yarım dünya gibi şişman, diğeri fasulye sırığı gibi ince cılız. Temel reisteki safinaz ve kabasakal gibiydiler. İkisi sürekli kavga ederler ancak başka çocuklara karşı korurlardı. Açelya erkek egemenliğinin olduğu bir ailede doğmuştu. Erkek çocuklarının yüceltildiği kız çocuklarının hamal gibi görüldüğü bir evde büyümüştü. Eline bıçağı aldığında daha altı yaşındaydı. Annesi ona patates doğramasını söylediğinde elinde kocaman bıçakla patatese bakıyordu. İki parmağını kesmiş ama ağlamasına izin verilmemişti. O hiçbir zaman annesinin prensesi olmamıştı. Aksine erkek kardeşlerinin hizmetçisi olmuştu. Ona ilk güzel sözü söyleyen kocası olmuştu. Başta inanamamıştı ancak kocası sürekli önüne çıkarak ona olan sevgisini belli etmişti. İlçeye görevli olarak gelen asker geri dönerken Açelya’yı eşi olarak götürmüştü.
“Yine de onlar senin ailen. Erkek kardeşlerini özlemedin mi? Onları sevdiğini hatırlıyorum.”
“Severdim, büyüklere rağmen onları çok severdim. O sevgi beni hastane odasında bir başıma bıraktıklarında tükendi. Bütün akrabalarım, ailem dediğim insanlar… Ben can çekişirken beni terk ettiklerinde öldü. Ben şehidimin cenazesine bile katılamadım. Ailem de katılmadı. Benim şehidimi yolculamadılar. Hadi anne babamın gözünde değerim yoktu, ya kardeşlerim… o günlerde halimi, nasıl olduğumu soran tek bir kişi vardı,” dediğinde kısa bir süre duraksadıktan sonra parmağıyla salonu işaret ederek “İçerideki kadın,” dedi. Genç kadın fazla konuştuğunu düşünerek susmuştu. Demlenen çayı bardaklara doldurarak salona geçtiğinde yaşlı kadının önüne sehpayı çekerek çayını vermişti. Atakan kadının karşısına geçip oturduğunda üzüntüsünü belli etmemeye çalışıyordu.
“Sabah erkenden işe gitmem gerek. Bu hafta operasyon sona erecek. Yeterli kanıtları topladık.”
“Senin adına sevindim. Yeni bir yer ayarlayana kadar anneler bende kalsın. Sende git işine bak,” Açelya’nın teklifiyle Atakan şaşırmıştı.
“Emin misin? Annemin bakıma ihtiyacı var. Sen gün boyu dışarıdasın!”
“Sen merak etme ben birini ayarlayacağım. Fatma teyze de Eslem de güvende olacak.” Atakan tartışmanın faydası olmadığını düşünerek sessiz kalmıştı. Zaman geçtikçe genç kadın yaşlı kadına misafir odasını ayarlamış Atakan da salonda yatmıştı. Sabaha karşı genç kadın erkenden kalkarak kahvaltıyı hazırlamıştı. Uzun zamandır kalabalık bir şekilde kahvaltı yapmadığını hatırladığında içine bir hüzün çöktü. Yıllar vardı ki kendi evinde kahvaltı masası hazırlamamıştı. Seslere uyanan Atakan genç kadını kapıdan izlerken Açelya o kadar dalgındı ki onu fark etmemişti.
“Günaydın,” Açelya duyduğu sesle irkilirken arkasına dönerek genç adama baktı.
“Günaydın, kahvaltı hazır annenleri kaldırır mısın?” genç adam bir şey söylemeden mutfaktan ayrılırken Açelya kahvaltılıkları salondaki masaya taşımıştı. Küçük kız koşarak beline sarıldığında uzun zamandır hissetmediği huzuru hissetmişti. Birlikte kahvaltı yaptıktan sonra Açelya Fatma hanımla, Atakan ise kızıyla evden ayrılmıştı. Genç kadın kadını hastaneye götürürken bir yanda da Efnan’a telefon ediyordu. Kısa bir görüşmenin ardından telefonu kapattığında yanındaki yaşlı kadın merakla ona bakmıştı.
“Kiminle konuştun kızım? Maşallah sesi çok huzurluydu!”
“Öyle, kendisi de huzur veriyor. Patronumun kızı, kardeşim gibidir.”
“Çok şükür hayatını yeniden kurdun. O kötü olaydan sonra bir daha toparlanamayacaksın diye çok korktum.”
“Hayat devam ediyor Fatma teyze. Diğer yarımı kaybetmiş olsam da o hepimizin ulaşmak istediği mertebeye yükseldi. Şehitlik mertebesi herkese nasip olmaz teyze.”
“Öyle, Allah kabul etsin.”
“Amin…”
***
Genç kadın sabah erkenden uyanarak kahvaltıyı hazırlayıp kocasının dışarıdan gelmesini bekliyordu. Ahmet her sabah olduğu gibi koşuya gitmiş. Efnan onun bu huyuna alıştığı için bir şey söylemiyordu. Çayı demlemiş, masayı kurmuştu. Kocasının gelmesini beklerken Kuran’ını açarak kaldığı yerden devam etmeye başlamıştı. Kendini o kadar kaptırmıştı ki kocasının eve geldiğini, kapıya yaslanıp kendisini izlediğini bile fark etmemişti. Kitabın kapağını kapatıp öpüp başına koyduğunda kulaklarına kocasının “Allah kabul etsin hayatım,” diyen Ahmet’in sesi yankılanmıştı.
“Hoş geldin,” diyerek gülümseyen genç kadın yerinden kalkarak Kuran’ı üst rafa koyarak kocasına doğru ilerlemişti. Elini uzatıp genç adamın terden ıslanan saçını geriye çekmek istediğinde Ahmet yarı yolsa karısının elini yakalamıştı.
“Terliyim, dokunma,” derken derin bir iç çekmişti. Havalar iyice ısınmıştı ve gün geçtikçe daha da sıcaklıyordu.
“Hadi duş al gel. Masa hazır kahvaltı yapalım.” Ahmet kadını onaylayarak odaya geçerken Efnan arkasından gülümseyerek bakıyordu. Mutfağa geçerek yumurta haşlarken kocasının duş alıp geri dönmesine kadar yumurtalar haşlanmıştı. Üzerinde spor kıyafetle mutfağa girdiğinde Efnan yumurtaları soyup masanın ortasına koymuştu.
“Eline sağlık güzelim,” Ahmet karısının elini alarak dudaklarına götürürken Efnan yutkunarak ona bakmıştı. Gözleri ışıl ışıldı. Karşılıklı oturduklarında Ahmet karısına iç çekerek bakmıştı. Genç kadın gün geçtikçe daha da güzelleşiyordu. Ay parçası gibi parıldayan gözleri Ahmet’in içini yakıyordu.
“Neden bana öyle bakıyorsun?”
“Daha mı güzelleştin sen?” dediğinde Efnan şaşkınlıkla gözlerini büyütmüştü. Genç kadın utanırken Ahmet uzanarak karısının yanaklarını hafif sıkmıştı.
“Ahmet ne yapıyorsun?” genç kadın yanaklarını kurtarırken adam oldukça keyifliydi.
“Karımı seviyorum. Yanakların ısırılası görünüyor.” Adam her sözünden genç kadını daha da utandırıyordu. Kahvaltı Ahmet’in karısına takılmalarıyla devam ederken Efnan aklına yeni gelmiş gibi “Bugün Agah Bey gelecek. Suna ablanın evine bakacaklar.”
“Onun burada yaşamasından rahatsız olmayacağına emin misin? Kardeşini sevdiğini biliyorum. Onun buradan gitmesini istemediğini de anlayabilirim. Ama Agah Bey…” Ahmet endişeliydi. Karısının acı çekmesini istemiyordu.
“Agah Bey benim babam. Hala ona baba demek zor gelse de bu gerçeği değiştiremem. Herkesin bir nedeni vardır. Annemin evini o şekilde koruyan bir adamın kötü olabileceğini düşünmüyorum. Zaman geri dönmez Ahmet, onunla vakit geçirmek istiyorum. Annemi ondan dinlemek istiyorum. Bir kardeşten duymakla bir sevgiliden duymak aynı değil. Babam annemim ağabeyi olsa da çok yakın değillermiş. Agah bey bana annemi anlatabilir.” Ahmet üzgün bir şekilde karısına bakarken iç çekerek yerinden kalkıp karısını kolları arasına çekip sıkıca göğsüne bastırmıştı.
“Annenin nasıl biri olduğunu bilmek senin en doğal hakkın Efnan. Bunun için kendini suçlama. Amcam da yengemde seni anlayışla karşılar. Sen onların her şeyisin.”
“Biliyorum, bugün işe geç gideceğim. Hatta gitmeyebilirim de. Açelya olmayacak.”
“İyi oldu, dinlenirsin sende. Ben işe gitmeliyim. Malum Hakan kovuldu,” derken genç kadına imayla gülümsemişti.
“Haddini aşmıştı. Çoktan işten çıkarılmalıydı.”
“Hanımım yeri geldiğinde elini masaya vurabiliyormuş.” Genç adam karısına takılırken Efnan gözlerini kısarak “Eğleniyor musun kocacım?” dediğinde Ahmet donup kalmıştı. Adamın şoka girmesiyle Efnan gülerek yanından ayrılırken kocasını tek bir kelimeyle alaşağı edebilmekten mutluydu. Üzerine örtüsünü alarak alt kata inmek için dış kapıdan çıkarken kocasının sesini duymuştu.
“Ağzıma bir parmak bal çalıp kaçamazsın karıcım, kaçma gel buraya!” Efnan gülümseyerek alt katın kapısını çaldığında Gülay Hanım gülümseyen gelinini karşılamıştı.
“Hayırdır kızım, sabah sabah yüzünü aydınlatan nedir?” Gülay hanıma cevabı üst kattan seslenen oğlu vermişti.
“Güzelim nereye gittin?” Efnan utançla bakışlarını kaçırırken hızla eve girerek kapıyı sertçe kapatmıştı. Gülay hanım gelinine gülerken mutfak kapısından başını uzatan Suna ile göz göze gelmişti.
“Hayırdır gelin, bizimki seni sabah sabah rahat bırakmadı mı?”
“Abla ya,” Efnan salona girerken Hilmi beyi görünce duraksamıştı.
“Selamünaleyküm baba, nasılsın?” gazetesini okuyan yaşlı adam gelinini görünce gözleri parlayarak ona bakmıştı.
“Aleykümselam kızın, şükür halimize. Seni gördüm daha iyi oldum.”
“Allah razı olsun.” Genç kız gülümserken yaşlı adam merakla sormuştu.
“Bugün işe gitmeyecek misin?”
“Yok baba, Agah Bey gelecek. Onu karşılamak istiyorum.” Adam anlayışla başını sallarken genç kadının telefonu çalmıştı. Arayan numara kayıtlı değildi. Genç kadın başta açmak istemese de ısrarla çalan telefona cevap vermişti. Bir süre karşı tarafı dinledikten sonra yerinde dikelmişti.
“Emin misiniz?” dediğinde Hilmi Bey de kızın çıkışıyla yerinde dikelmişti.
“Hayırdır kızım?” Efnan telefonu kapattığında bir süre sessiz kalmıştı.
“Efnan kızım ne oldu?” Gülay hanım gelininin beyaza kesen yüzü karşısında endişelenmişti. Genç kadın endişeli bir şekilde ikiliye bakarak “Babam, Sağlak malikanesine gitmiş. Başına bir şey gelmesinden endişeleniyorum” dedi.
“Ne olacak kızım, adam orada kalmayacaktır. Annesiyle konuşacakları vardır.”
“Yine de o evdekiler çok tehlikeli.” Genç kadının aklına Banu geldiğinde hızla telefonuyla kardeşini aramıştı. Kısa bir çalıştan sonra karşı taraftan oldukça yorgun bir ses duyulmuştu. Yorgunda olsa kardeşinin sesini duymak Efnan’ın derin bir soluk almasına neden olmuştu.
“Abla konuşmayacak mısın?”
“Neredesin Banu?” Efnan’ın selam vermeden direk konuya girmesi herkesi şaşırtsa da garipsememişlerdi. Genç kadın o kadar endişeli görünüyordu ki onu anlayabiliyorlardı.
“Evdeyim abla bir şey mi oldu?”
“Evden çıkma bugün, okula gitmeni istemiyorum. Kalktığında üst kata gel,” dediğinde genç kız sevinçle “Gerçekten mi?” dedi. Kızın hevesle sorması Efnan’ın başını iki yana sallamasına neden olmuştu. Kardeşi okulu sevmiyordu. Arkadaşları olmasa okula gitmeyeceğinden endişeleniyordu.
“Hadi canım sen uykuna devam et sonra yanıma çıkarsın. Bugün işe gitmeyeceğim.”
“Tamam abla,” diyerek telefonu kapatışlardı. Genç kadın bu kez babasını aramak istemiş ancak telefona cevap alamamıştı. Birkaç dakika sona evin kapısı çaldığındaysa kapıda ki sürprizden haberi yoktu.
***
Bu hafta bir bölüm daha gelecek. Takipte kalın yorum yapmayı unutmayın lütfen.
***
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 21.87k Okunma |
2.43k Oy |
0 Takip |
44 Bölümlü Kitap |