44. Bölüm

43. Bölüm

Yasemin yaman
mermarid

Herkese hayırlı geceler. Hayırlı ramazanlar... Şimdiden keyifli okumalar. Hikaye sonundaki açıklamayı lütfen okuyun!

 

***

Genç kadın çalan kapıyı açtığında şaşkınlıkla kendisine gülümseyerek bakan genç kadına ve yanındaki ikiliyi görünce istem dışı o da gülümsemişti.

“Alya, siz…” Efnan bacaklarına sarılan ufaklıkla kendine gelmişti.

“Efyan, biz geldik.” Küçük Asil hayranlıkla genç kadına bakıyordu. Alya genç kadına sarıldıktan sonra çocuklarla birlikte eve girdiğinde Efnan eğilerek Asil’i kucağına almıştı. Ev birkaç dakika içinde curcunaya boğulmuştu. Çocuklar koşturuyor, yaşlılar onları izleyerek keyifleniyordu.

“Sizi buraya ne getirdi kızım? Bir yaramazlık yok değil mi?” Alya Gülay hanımın yanına oturmuş onunla sohbet ederken Efnan ikizlerin ablukası altında onlarla oynuyordu. Arada Alya’nın sorularına cevap vermeden geri kalmıyordu.

“Üniversitede üç günlük konferans var, fırsat bulunca çocuklarla geldik.”

“Çok iyi yaptınız. Bizde Ahmet’le hafta sonu size gelmeyi planlıyorduk. Siz geldiniz!” genç kadın keyifle konuşurken Asil çenesini tutarak Efnan’ı kendine çevirmişti.

“Efyan, bana bak.” Küçük çapkın genç kadına göz kırparken Efnan dayanamayarak gülmüştü. Genç kadının gülmesi o kadar ahenkliydi ki onu izleyen iki kadın derin bir iç çekmişti.

“Kardeşime acıyorum Gülay teyze,” diyen Alya’ya hak vererek “Bende,” dedi. İkili hayranlıkla Efnan’ı ve çocukları izlerken kapının açılmasıyla bakışlar salon kapısına dönmüştü.

“Dayı!” Ahmet şaşkınlıkla üzerine atlayan üçüzlerden ikisine bakarken kendisine ters bir şekilde bakan Asil ile göz göze gelmişti. Asil Efnan’ın kucağına iyice yerleşerek Ahmet’e ters bir şekilde bakarken Alya oğlunu Gülay hanıma göstererek “Şuna bak, nasılda dayısına ters bakıyor,” dediğinde yaşlı kadın gülmeden edememişti.

“Hoş geldin oğlum, neden erken geldin?”

“Erken gelmeseydim bana haber vermeyi düşünüyor muydunuz?” Ahmet Alya’ya imayla tek kaşını kaldırırken Asel ve Serdar’ı kucağına alarak salona girmişti. Karısının yanına oturduğunda Asil’i almak istemiş ancak çocuk Efnan’ın boynuna sarılarak Ahmet’e gitmemişti.

“Şuna bak karıma nasılda yapıştı, gel buraya velet,” Asil’i zorla karısından ayırarak yanaklarını öperken küçük çocuk bir yandan isyan ediyor diğer yandan Ahmet’e gülüyordu.

“Oğlum çocukla uğraşma. Sen neden erken geldin onu söyle?”

“İşleri erkenden hallettim. Akasya’ya gidecektim üzerimi değiştirmeye geldim. Baban gelmedi mi Efnan?”

“Hastaneden almamızı istemedi. Sanırım eski evine uğrayacak.”

“Anladım, keşke yanına birini alsaydı. O aileye güvenmiyorum.”

“Bende söyledim ama çok durmayacağını söyledi. Sanırım aile ile bağlarını kesecek.” Gülay hanım üzgün bir şekilde gelinine bakmıştı.

“Baban burada yaşamaya kararlı mı kızım? Sen iyi olacak mısın?”

“Rahmetli annemle yaşadığı evde kalmak istemişti. Banu için o evin uygun olmadığını düşünmüş olacak ki burada kalmaya ikna oldu. Hem kardeşim yanımızda olacak hem de o…” Efnan buruk bir şekilde gülümseyerek devam etmişti. “Benimle yakın olabilmek için olduğunu düşünüyorum. Garip geliyor,” dediğinde Ahmet gülümseyerek karısının yanağını okşamıştı.

“Adam zor zamanlar geçirmiş Efnan. Seni isteyerek bırakmadığına eminim. Seni her gördüğünde nasıl hasretle baktığını bilmen gerek. Hayat kısa bırak adam sana yakın olsun.” Efnan başını sallayarak kocasını onaylasa da onun yakınlığından utanarak bakışlarını kaçırmıştı.

“Sana gelelim Alya Hanım, neden geleceğinden benim haberim yok?”

“Neden olsun? Sürpriz oldu işte.”

“Başlatma sürprizinden Alya, üç çocukla onca yolu tek başına nasıl gelirsin. Hem benim ilk aşkın nerede? Amine neden gelmedi?”

“Onun okulu var, sınavları olacak. Bende birkaç gün kalacağım zaten. Cenk’in işleri yoğun olmasa üçüzleri de getirmeyecektim.”

“Bu dediğine sen inanıyor musun? Üçüzler sen olmadan yapamaz.” Alya omzunu silkerek gülmüştü.

“Ne yapayım, çocuklar bana düşkün.” Alya şımarıkça karşılık verirken Efnan gülmüştü. Ev ahalisi yavaş yavaş toplanırken son olarak alt kattan Mehmet Bey, Zeynep Hanım ve Banu yanlarına gelmişti. Banu yarı uykulu eve girdiğinde ablasının yanına oturarak başını genç kadının omuzuna yaslayarak gözlerini kapatmıştı. Üçüzlerden ikisi uyuduğu için önceki kargaşa yoktu.

“Alya kızım hoş geldin, nasılsın?” Zeynep hanım genç kadına sarılarak selamlamıştı. Mehmet bey ve Hilmi bey kenara geçerek karşılıklı sohbet ederken kadınlar da kendi aralarında konuşuyordu.

“Sen hala uyanamadın mı?” Efnan kardeşine şefkatle sorarken Banu gözlerini aralamadan omzunu silkmişti.

“Ders çalışmaktan nefret ediyorum,” dedi. Birkaç saniye sessizlikten sonra bacağında hissettiği acıyla yerinde sıçrarken elinde oyuncak tabancasıyla kendisine sinirli bir şekilde bakan küçük çocukla göz göze gelmişti.

“Efyan benim!” Asil elindeki oyuncakla genç kızın dizine bir kez daha vururken Banu kaşlarını çatarak “Bana bak bücür ablam benim,” dedi.

“Hayır benim,”

“Benim,” ikisi inatlaşırken Asil ağladı ağlayacak duruma geldiğinde Efnan dayanamayarak küçük çocuğu kucağına alarak yanaklarını öpmüştü.

“Efnan!” Ahmet’in uyarıcı sesi genç kadını şaşırtırken devam sözleriyle kızı utançtan yerin dibine sokacaktı. “Daha beni öpmedin, elin oğlunu niye öpüyorsun,” Alya ve Gülay Hanım gözleri büyüyerek Ahmet’e bakarken Alya gülmemek için kendisini sıkıyordu. Efnan utançtan kıpkırmızı olurken babalar adamın sözlerini duymazdan gelmişti. Banu diğerleri kadar insaflı olmamıştı.

“Abla sen eniştemi hiç öpmedin mi?” diye sormuştu. Büyükler uyarırcasına boğazını temizlerken Efnan “Banu nasıl konuşuyorsun?” diyerek kardeşini uyarmıştı.

“Ne?”

“Banu, kızım sus!” Zeynep hanım genç kızı uyarırken Suna ve çocuklar da eve giriş yapmıştı. Ortam yeniden şenlenirken Efnan yerinden kalkarak kardeşiyle birlikte mutfağa girmişti. Bir yandan masa kuruluyor diğer yandan Banu babasına ulaşmaya çalışıyordu. Açelya öğleden sonra işe gelmeyi planlamıştı ancak Efnan işe gitmeyeceği için ona izin vermişti. Bu şekilde genç kadın Fatma hanımı baştan sonra sağlık kontrolünden geçirmişti. Dışarıda yemek yedikten sonra da evine götürmüştü.

“Abla babam geç gelecekmiş, konakta işler uzamış.”

“Öyle mi, iyi ama değil mi?”

“İyi olduğunu söyledi. Annemle boşanacak biliyorsun. Benim velayetim sende, babam almak için başvuru yapacakmış.” Efnan genç kızı onaylarken kardeşinin saçlarını okşayarak iç çekmişti. Yıllar sonra bir kardeşi olmuştu. Onun iyi yetişmesi için elinden geleni yapacaktı.

“Hafta sonu benimle sohbete gelir misin?”

“Sohbet mi? Nereye?” genç kız heyecanlanmıştı. Ablasıyla yaptığı sohbetlerden hoşlanıyordu. Tasavvufu sevmişti. Onun gibi zekaya sahip biri için dinledikleri mıh gibi beynine çakılıyordu.

“Önce kursa gideceğiz. Bir ihtiyaç var mı onu öğreniriz. Sonra da bir tanıdığım var onu ziyaret eder derneğe gideriz. Başka işin varsa söyle bana.”

“Yok abla, Sevda ile buluşacaktık ama o kazulet abisi yine peşine takılır. “

“Çok ayıp Banu, sana daha önce de söyledim. Lakap takmak günahtır. Başkasını rencide edecek sözler söylemek Allah’ın sevmediği işlerdendir.”

“Ama abla yalan söylemdim ki? Adam çok kaba,”

“Olsun sen gıybet etmemeye dikkat et. Hadi masayı hazırlayalım. Bu akşam kalabalığız.” Hazırlıklar Banu’nun soruları, Efnan’ın dikkatli cevapları ile devam etmişti. Kapıda Ahmet’i gören Banu sessizce oradan sıvışırken Efnan salatayı tabağa alıyordu.

“Yardıma ihtiyacın var mı hatun?” Efnan kocasının sesini duyunca ağır bir şekilde ona dönmüştü. Sevimli bir kaş çatmayla kocasına bakarken Ahmet gülümseyerek karısına yaklaşmıştı.

“Boşuna uğraşma istesen de kızgın görünemiyorsun. O kadar sevimlisin ki…” Efnan gözlerini kapatarak kocasının kendisine yaklaşmasını beklemişti. Biliyordu ki ne söylerse Ahmet daha da ileri götürecekti.

“Beni utandırmaya bayılıyorsun değil mi?”

“Hem de nasıl? Utanınca şu yanakların elma gibi kızarıyor. Yenilesi oluyor.”

“Ahmet!” genç kız sessizce adamı protesto ederken Ahmet karısının kızarmış yanaklarını avuçlarının arasına alarak alnına dudaklarını bastırmıştı. Şu bir gerçekti ki genç adam karısına temas etmeden duramıyordu. Onun tepkileri ruhunu okşuyordu. İçinden şükretmeden duramıyordu. Alnını genç kadının alnına yaslayarak derin bir iç çekmişti.

“Birkaç gün kaçalım mı?” Efnan adamın sözleriyle kendine gelirken “Hıı,” dediğinde Ahmet gülmüştü.

“Birkaç gün baş başa bir yerlere gidelim. Sadece biz olalım.”

“Ayıp olmaz mı? Annemler ne der?”

“Onlar sevinir. Alya’lar gittikten sonra bizde kaçalım. Çok kalabalığız ben karımla baş başa kalmak istiyorum.”

“Evimizde zaten baş başayız Ahmet. Hem ben ailemizle olmayı seviyorum.”

“Bende seviyorum ama sana doyamıyorum. Yanlışlıkla elim bile değse hemen kızarıyorsun. Bana da yazık, kızarınca çok güzel oluyorsun.” Efnan adamın sözlerine gülümsemişti. Genç adam gülümseme karşısında derin bir iç çekerek kadının iki yanağını usulca öpmüştü.

“Ne yapıyorsun Ahmet, biri gelecek şimdi.”

“Gelsin bana ne!” genç adam geri çekilerek karısının güzel gözlerine odaklanmıştı. O gözlerde boğulmaya razıydı. Karısının gözleri bir girdaptı ve o girdapta boğulmaya hevesliydi.

“İş yerinde bir şey oldu mu?” Ahmet konuyu değiştiren karısıyla gülmüştü. Geri çekilerek genç kadını serbest bırakırken bu kez yanlarına Alya ve Suna gelmişti. Suna oldukça dalgındı. Bu durum Alya’nın da Ahmet’in de dikkatinden kaçmamıştı. İkili sessizce gözleriyle anlaşırken ablasıyla konuşmayı olaylar durulduktan sonra yapmayı planlamıştı. Masa hazırlanmış aile üyeleri yerlerine geçmişti. Çay faslı için salona toplandıklarında oldukça keyiflenmişlerdi.

“Ahmet biz eve çıkalım mı? Babam bize çıkacaktı!” Ahmet karısına hak verirken Banu’ya dönmüştü.

“Banu bu akşam bizde kalacaksın değil mi? Baban üst kata gelecek. Yarın ev için eşya bakılacak.”

“Tamam enişte siz çıkın ben Suna ablaya yardım edip gelirim.” Efnan anne babasına sarılarak yanaklarını öpmüştü. Gülay hanıma da sarıldıktan sonra Ahmet’le evden ayrılmışlardı. Kendi evlerine çıktıklarında Ahmet hemen karısının önüne terliklerini bırakmıştı.

“Şu halıları yıkamadan ne zaman alacaksın?” koridorun halısı üzerine çocuklar yemek dökmüştü. Bu yüzden halı yıkamaya gönderilmişti.

“İki güne gelir dedi annem. Biliyorsun onun tanıdığına verdik.” İkili odaya geçerek üzerlerini değiştirip daha rahat bir kıyafet giymişlerdi. Genç kadın mutfağa geçerken Ahmet’te peşinden gelmişti.

“Ne yapıyorsun?”

“Agah Bey için yemek hazırlayacağım. Geldiğinde aç olabilir.”

“Ona hala rahat bir şekilde baba diyemiyorsun?”

“Alışamadım sanırım. Zamanla alışırım diye düşünüyorum.” Genç kadın hafif gülümserken hafif bir şeyler hazırlamaya başlamıştı. Ahmet sessizce ona yardım ederken Efnan genç adama bakarak onunla sessizliğin bile huzur verdiğini hissetmişti. Genç adama öyle bir dalmıştı ki farkında olmadan tamamen içten gelerek uzanıp kocasının yanağına dudaklarını bastırdığında adamı ne hale soktuğundan habersizdi. Genç kadın geri çekildiğinde adamın kıpırdamadığını görünce eğilerek ona baktı.

“Ahmet!” genç adam önüne eğilen yüzü fark edince iç çekerek “Sonum olacaksın,” dedi.

“Allah korusun, o nasıl söz?”

“Şöyle ani hareketler yapma kalbime indireceksin,” Ahmet karısının yanağını okşarken kapı zilinin çalmasıyla Efnan heyecanlanarak kapıya yönelmişti. Çalan zil apartman kapı ziliydi. Bu da bekledikleri misafirin geldiğini gösteriyordu. Kamera ekranından gelen kişiyi teyit ederek kapıyı açtığında diyafondan asansörle en üst kata çıkması için babasına uyarıda bulunmuştu.

“Biraz sakinleş Efnan,” Ahmet karısını uyarırken genç kadın derin bir nefes aldı. Asansör sesi duyulduğunda genç kadın öne çıkarak babasını karşılamıştı.

“Hoş geldiniz!” ileri atılıp adamın elini öperken Agah Bey şefkatle genç kadının başını okşamıştı.

“Allah razı olsun kızım, el öpenlerin çok olsun.”

“Hoş geldiniz Agah baba, buyur içeri geçelim.” Agah bey eve girerken oldukça mahcup görünüyordu. Efnan babasının ceketini alarak asarken bir yandan da “Ben yemeği hazırlayayım,” dediğinde Agah Bey araya girmişti.

“Benim için hazırlayacaksan aç değilim kızım, gelmeden önce eski bir arkadaşa uğradım. Birlikte yedik.” Ahmet adamı salona alırken Efnan ocağa çay koymak için mutfağa geçerken oldukça heyecanlıydı. Ahmet ve Agah Bey sohbete dalarken bir süre sonra Banu da onlara katılmıştı. Genç kız yatma zamanına kadar babasının kolunun altından çıkmamıştı. Başın adamın göğsüne yaslamış haftaların psikolojik yorgunluğunu babasının göğsünde dindirmişti. Arada ablasına bakıyordu. Onun kalbinin kırılmasını istemediği için dikkatli davranmak istemişti ancak ablasına her baktığında onun kendilerini gülümseyerek izlediğini görünce içi biraz olsun rahatlamıştı. Ablası kıskanmıyordu.

“Çay içer misin hayatım?” Ahmet kendi boş bardağını alarak ayağa kalktığında Efnan’a sormuştu. Efnan kaçamak bakışlarını babasından çekerek kocasına ters bir bakış atmaya çalışmıştı.

“Teşekkür ederim almayayım.” Ahmet çay doldurmaya geçerken genç kadının kulağına babasının iç çekme sesi gelmişti.

“Çok şükür mutlu görünüyorsun.” Agah bey kızına buruk bir şekilde gülümserken Efnan başını sallamıştı.

“Elhamdülillah. Yorgunsanız odanızı hazırladım. Dinlenmek isterseniz…”

“Henüz yorulmadım. Biraz daha sizinle oturmak istiyorum.”

“Babacım yarın eşya bakacağız değil mi?” adam kızının şakağını öperek başını sallamıştı.

“Sen okulundan geri kalma, ben birkaç eşya alırım.” Banu yüzünü asarken Efnan gülümseyerek “Banu da size eşlik etsin. Evi düzenlemek için çok heyecanlıydı.” Dedi. Agah bey kızının dediğini hemen kabul etmişti. Adamın heyecanla kabul etmesi salonun kapısından giren Ahmet’in gülümsemesine neden olmuştu. Agah Bey’in karısının ağzının içine bakarak her söylediğini kabul etmesi genç adamı gülümsetmişti. Banu hevesle yerinden kalkarken ablasına bakarak “Ben nerede yatacağım abla?” diye sorduğunda Agah Bey şaşkınlıkla kızına bakmıştı.

“Sen burada kalmıyor musun?” dediğinde Banu başını iki yana sallayarak babasına gülümsemişti.

“Ben Zeynep teyzelerle kalıyorum. Biliyor musun baba bana çok güzel bir oda düzenlemişler. Odamı çok sevdim. Ablam yeni evlendi bende onları rahatsız etmek istemedim. Mehmet amca da Zeynep teyze de bana çok iyi davranıyor.”

“Eminim iyi davranıyordur kızım. Sen rahatsan sorun yok.”

“Çok rahatım.” Agah bey yerinden kalkarak kızına bakmıştı.

“Ben yorulmuşum kızım, yerimi göster de yatayım.” Genç kadın hevesle ikiliye kalacakları odayı gösterirken bir kez daha kocasına teşekkür etmişti. Evlendiklerinde fazla masraf olmaması için iki odayı düzenlemek istememişti ancak Ahmet misafirimiz olur diyerek eşyaları alıp yerleştirmişti. İkili kendi odalarına geçtiğinde Efnan beklemeden kocasına sıkıca sarılmıştı.

“Allah razı olsun Ahmet, sen olmasaydın ben cesaret edemezdim.”

“Allah senden de razı olsun güzelim. O nasıl söz. Senin cesaret edemeyeceğin bir şey yok.”

“Yine de tek başıma olsaydım onunla aynı evde kalmaya cesaret edemezdim. Sabah bizimkileri kahvaltıya çağıralım.” Genç adam karısına sıkıca sarılarak kokusunu derince içine çekmişti.

“Hadi yatalım sabah erken kalkacaksın.” İkili üzerlerini değiştirerek yatağa geçtiğinde genç kadın beklemeden kocasının kollarının arasına girmişti. Ahmet hemen onu sarmalarken huzurlu bir uykuya dalmışlardı.

Genç kadın sabah ezanıyla uyanarak abdestini alıp namazını kılmıştı. Kocasını kaldırıp namaz kılmasını istediğinde Ahmet uyku sersemi dediğini yaparak yeniden yatağına uzanmıştı. Genç kadın her zaman yaptığı gibi namazdan sonra uyumamış, Kur’an okumak için salona geçmişti. Bir süre Kur’an okuduktan sonra uykusu ağır bastığı için başını masaya yaslayarak gözlerini kapatmıştı. Önünde Kur’an’ı uykuya dalarken birkaç dakika sonra yanına gelen adamdan habersizdi.

Agah bey hafif tıkırtılarla gözlerini aralamıştı. Yıllardır yaşadığı evde koruma içgüdüsüyle uykusu iyice hafiflemişti. Henüz erken saat olduğu için hava hala aydınlanmamıştı. Evde gezen birinin olduğunu anlayabiliyordu. Sessizce odasından çıktığında evde ışığı yanan tek odaya, salona geçmişti. Kızını masanın üzerinde uyuklarken görünce sessiz adımlarla ona yaklaşmıştı. Önündeki kitabın yanına başını koymuş gözleri kapalı olan kız adama melek gibi görünmüştü. Adam derin bir iç çekerken ıslak gözlerle kızını izlemeye başlamıştı. Eli ileri uzanıyor ama çekinerek geri çekiyordu.

“Özür dilerim hayatım,” adam sessizce konuşurken kızı gibi başını masanın üzerine koyarak sessizce Efnan’ı izlemeye başlamıştı. İlk kez kızını doyasıya, çekinmeden izliyordu. Bakışları biran olsun karşısındaki yüzden ayrılmıyordu. Gözleri kapanmadan önce gözünün önüne Efnan’ın annesinin sureti gelmişti.

“Seni çok özledim Esin,” eski karısını sayıklarken uykuya dalmıştı.

Genç adam uyandığında yanında karısını göremeyince yine salonda uykuya daldığını düşünmüştü. Bazen namazdan sonra Kur’an okurken salonda uykuya dalıyordu. Yüzünde gülümsemeyle salona girdiğinde gördüğü manzarayla şaşırmıştı. Baba kızı aynı masa üzerinde uyurken görünce dayanamayarak onlara yaklaşmıştı. Masanın diğer tarafına geçtiğinde Agah beyin bir eli karısının yanağındaydı. Ahmet dayanamayarak telefonunu alıp onların resmini çekmişti. Karısı uyanmadan babasını uyandırmanın daha doğru olduğunu düşünen genç adamın tek düşündüğü Efnan’ı utandırmamaktı.

“Agah Bey,” adam Ahmet’in sesi ile hızla gözlerini aralamıştı. Bakışları önce karşısındaki kızının yüzüne daha sonra da kendisine seslenen adama dönmüştü.

“Uyuya kalmışım,” adamın sesi boğuk çıkmıştı. Kendini toparlayarak yerinden kalkarken omuzları çökmüş bir şekilde kapıya yönelmişti. Ahmet arkasından üzgün bir şekilde bakarken karısının sırtını sıvazlayarak “Hayatım, uyan!” diye seslendi. Birkaç seslenişten sonra Efnan gözlerini açmıştı. Kocasını karşısında görünce hafif gülümserken “Saat kaç?” diye sordu.

“Yediye geliyor, burada sırtın ağrıyacak hadi yerine geç.” Efnan başını iki yana sallayarak yerinde doğrulmuştu.

“Kahvaltıyı hazırlamam gerekiyor. Bizimkileri çağıracağız unuttun mu?”

“Bu saatte mi?”

“Zaten çok vakit yok Ahmet, kahvaltıdan sonra işe gideceğiz. Laboratuvarı boşladım bu aralar. Hem son ilacı sağlık bakanlığına göndereceğim.” Ahmet başını sallarken bıcır bıcır konuşan karısının uyku mahmuru gözlerine hayranlıkla bakıyordu. Karısının gözleri daha bir koyulaşmış, dipsiz kuyulara benzemişti.

“O zaman Banu’yu da kaldır, sana yardım etsin.”

“O biraz daha uyusun, bu arala ders dinleyeceğim diye iyice uykusuz kaldı. Nasıl bir inat ettiyse ders çalışmadan durmuyor.”

“Kolay mı, Cengiz ile fena iddiaya girdiler.”

“Günah Ahmet, ne iddiası. Ben kabul etmiyorum böyle bir şeyi. Hem gerekirse ben kardeşime açarım istediği pastaneyi.” Ahmet gülerek başını sallamıştı.

“Merak etme karıcım, maksat Banu iyi puan alsın. Sonrasını düşünürüz.” Genç kadın üzerini değiştirmek için odasına giderken Ahmet’te onun peşine takılmıştı. Genç kadın kıyafetlerini alıp odada ki banyoya girerken genç adam yatağın üzerine oturarak az önce çektiği fotoğrafa iç çekerek bakıyordu. Baba kız seyirlik bir görüntü oluşturuyordu.

“Neye bakıyorsun öyle içli içli.” Efnan kocasına sorarken Ahmet buruk bir şekilde ona gülümseyerek “Gel yanıma,” diyerek elini uzatmıştı. Genç kadın başındaki yazmayı düzelterek kocasının elini tutarken o da yatağın üzerine oturarak Ahmet’e döndü. Genç adam telefonu karısına döndürdüğünde genç kadın şaşkınlıkla ekrandaki resme bakmıştı. Agah beyin kendi yüzünü okşaması genç kadının içini sıcacık etmişti. Babasından böyle bir şefkat görmeyi beklememişti.

“Bunu ne zaman çektin?”

“Sabah uyandığımda baban yanında uyuyordu. Görünce dayanamadım çektim.”

“Teşekkür ederim,” diyen genç kızın yanağından aşağıya bir yaş süzülmüştü.

“Neden ağlıyorsun?”

“Sence istersem annemi anlatır mı bana? Eğer sorarsam onu üzer miyim?” genç adam derin bir iç çekerek karısının ıslak yanaklarını silmişti.

“Sanmıyorum, mutlu bile olabilir.” İkili odadan çıkarak mutfağa geçtiğinde Ahmet karısına yardım ediyordu. Kahvaltı hazır olduğunda ailesine haber vermek için Ahmet’i göndermiş kendisi de kardeşini uyandırarak babasını uyandırmasını istemişti. Yarım saat sonra iki aile üyeleri toplanıp kahvaltıya oturmuştu. Çoşkulu bir şekilde kahvaltı yaptıklarında babalar bir araya oturmuş sohbet ediyor, kadınlarsa şimdiden gün içinde yapacakları işleri konuşuyordu.

“Agah baba, benim bir tanıdığım var. İstersen mobilya için yardımcı olurlar.” Ahmet sorduğunda babası Hilmi Bey de onu desteklemişti.

“Ahmet haklı, memleketten tanıdıklar mobilya üretiyor. Ürünler oldukça sağlamdır. Size uyarsa onlarla görüşelim. Hem aynı gün teslimat yapabilirler.”

“O zaman ilk onlara gidelim. Fazla gezmeye gerek yok.” Efnan babasına kısa bir bakış atarak önüne dönmüştü. Banu ablasına bakarak “Sende bizimle gelecek misin?” Efnan başta kendisine yönelen soruyu anlamamıştı. Banu’nun “Abla, sen gelecek misin?” diye tekrar sordu. Efnan kardeşinin sorusuyla bakışlarını babasının yanında oturan kardeşine dönmüştü.

“Bizim işe gitmemiz gerekiyor Banu, siz eşyaları alınca düzenlemenize yardım ederim olur mu canım?” genç kadın o kadar naif konuşuyordu ki dinleyenlerin kulaklarının pasını siliyordu. Genç kız başını sallayarak onu onayladıktan sonra Efnan babasına kaçamak bir bakış atarak yerinden kalkıp çayları tazelemişti. Babasının önüne çayı bıraktığında adam fısıltıdan ibaret “Sağ ol kızım,” dedi. Efnan sessiz konuşsa da onu duymuştu. Yutkunarak “Afiyet olsun,” diyerek yerine geçmişti. Titreyen elleri masanın altında birbirine bağlanmış bir şekilde dururken Ahmet uzanarak elini kavradı.

“Sakin ol hayatım,” karısının kulağına eğilerek söylediğinde kapı zili çalmıştı. Efnan kaçacak yer bulmuşçasına hızla yerinden kalkarak kapıya koşmuştu. Kapıyı açtığında Açelya tüm ihtişamıyla karşısında duruyordu.

“Abla!” genç kadın can suyu bulmuş gibi Açelya’ya sarılırken Açelya şaşkın bir şekilde ona karşılık vermişti.

“Kötü bir şey mi oldu?”

“Sadece…” Efnan ne söyleyeceğini bilmiyordu ancak Açelya da kendisine iyi gelen bir yan vardı.

“Efnan kim geldi?” Ahmet’in sesiyle genç kadın geri çekilerek Açelya’ya eve girmesi için yol vermişti. Genç kadın salona girdiğinde kalabalık aileyle yüz yüze gelmişti. Agah beyi gören kadın Efnan’ın az önce kendisine neden sarıldığını anlamıştı.

“Afiyet olsun,” Açelya’yı iki gündür görmeyen Zeynep Hanım yerinden kalkarak “Ah kızım hoş geldin, neredesin sen iki günde özlettin kendini.” Açelya daha ne olduğunu anlamadan kendisini Zeynep hanımın kollarında bulmuştu. Bu duruma alışık olmayan genç kadın bocalarken Gülay hanımın sesiyle kendine geldi.

“Açelya kızım gel kahvaltı yap.” Genç kadın başını iki yana sallayarak cevap vermişti.

“Afiyet olsun ben kahvaltımı yaptım.”

“Abla bir çay iç istersen bende ortalığı toparlayayım.” Suna ve Banu genç kadına gülümseyerek “Sen hazırlan istersen biz etrafı toparlarız,” dedi. İkiliye minnetle bakan genç kadın odasına geçerken kısa sürede hazırlanarak salona dönmüştü. Kızlar çoktan masayı toparlamış salonda oturmaya başlamıştı.

“Ahmet sende hazırlan istersen, birlikte geçelim.”

“Ben seraya gideceğim Efnan, Alya da Akasya ile biliyorsun. Serada yeni bitkileri inceleyecek.” Genç kadın onaylarcasına başını sallarken Açelya ile evden ayrılmıştı. Ahmet çıkmadan önce Açelya’ya dönerek “Abla sana emanet,” dediğinde Efnan kocasının da kendisi gibi Açelya’ya abla demesine gülümsemişti.

“Başım üzerine,” ikili arabaya binip yola çıktıklarında Efnan derin bir iç çekerek “Hastan nasıl oldu abla?” dedi.

“İyi şükür, bacaklarında sıkıntı var ama yakında iyi olur.”

“İnşallah. Sen akrabalarınla görüşmediğini söylemiştin. Barıştınız mı?” Efnan büyük bir heyecanla sormuştu. Açelya’nın bir başına kalmasından hoşlanmıyordu.

“Fatma teyze akrabam değil. Eski mahalleden komşum. Annemden çok emeği vardır üzerimde.”

“Yine de öyle söyleme abla. Anneler ne kadar zor olsa da seni doğurması bile büyük haktır. Bedeninden can çıkardı kolay değildir.”

“Öyle ama doğurmak değil, yetiştirmek önemli. Sevgi vermek, saygıyı öğretmek. Çocuğunun yanında olmak önemli Efnan. Sen ailenin başka biri olmasını ister miydin?” genç kadın kısa bir süre duraksadıktan sonra başını iki yana sallamıştı.

“Şükür ki babam beni dayıma vermiş. Agah beyin ailesinde büyüdüğümü hayal bile edemiyorum. Yine de seni doğurana dua et abla. Allah iyi yola döndürsün.”

“Amin, onun oğulları var Efnan, bana lüzum yok.”

“Öyle deme…” Efnan’ın içi acımıştı.

“Öyle, beni çoğunlukla komşular büyüttü. Onlara karşı geldiğim tek şey kocamla evlenmek oldu. Onunda cenazesine gelmediler. Ne var biliyor musun Efnan, her şeyi unutabilirdim de benim şehidimi bir başına bıraktılar o musalla taşında işte bunu asla unutmam. Kocamın kimi kimsesi yoktu. Devlet tarafından yetiştirilmiş, o da borcunu ödemek için asker olmuştu. Ben desen yoğun bakımda yarı ölüydüm.” Açelya’nın her bir sözü Efnan’ın canını yakmıştı.

“Allah şehadetini kabul etsin.”

“Amin,” araba sessiz bir şekilde fabrikaya giden yolu tamamlamışlardı. Arabadan indiğinde bakışlar genç kadının üzerine dolanmıştı. Şu birkaç gündür iş yerinde konuşulan tek konu kovulan pazarlama müdürü Hakan Bey ve Aslı hanımdı. Kimse neden kovulduklarını bilmiyordu. Tek tahminleri Aslı üzerine olmuştu. Genç kızın eskiden Ahmet’in sevgilisi olduğunu duyanlar bu yüzden işten atıldığını düşünüyordu. Bazıları ise Efnan’ın böyle bir şey yapmayacağını söylüyordu.

“Efnan Hanım, hoş geldiniz.” Mercan koşturarak genç kadının yanına gelmişti. Efnan selam vererek devam etti.

“Nasılsın Mercan, işler nasıl?”

“Şimdilik bir sorun yok. Ama pazarlama müdürü işten çıkarıldığı için birçok söylenti yayıldı.”

“Söylentiler önemli değil Mercan. Biz işimize bakalım. Abla sen ne yapacaksın?”

“Ahmet Bey gelene kadar buradayım. Sen nereye ben oraya.”

“Ama biz laboratuvara gideceğiz. Seni oraya sokamam.”

“O zaman ben senin odanda beklerim. Sen çıkacağın zaman bana mesaj at. Gelir seni alırım.”

“Abartmıyor musun?”

“Şu günlerde her an tetikte olmamız lazım.” Efnan ona bir şey söyleyememişti. Haklı olduğunu biliyordu. Genç kadın işinin başına dönerken Açelya da genç kadının odasına giderek telefonuyla oynamaya başlamıştı. Arada Mercan yanına gelerek bir isteği olup olmadığını soruyordu. Genç kadın telefondan işlerini hallederken sıkılarak laboratuvara doğru ilerledi. Genç kadın birkaç adım kala burnuna gelen kokuyla kısa bir duraksama yaşarken gerilmişti. Burnuna gelen çürük yumurta kokusu sülfür kokusuydu. Bu kokuyu nerede olsa tanırdı. Hızla ilerleyerek laboratuvara koşmuştu. İçeriden çıkan birkaç çalışanın arasında aradığını bulamayınca “Efnan!” diye bağırdı. Karşılık alamayınca yanından geçen birini durdurarak “Efnan nerede?” diye sorduğunda güçlükle nefes alan adam eliyle içeriyi göstererek “İçerideydi,” dediğinde Açelya hiç düşünmeden laboratuvarın içine dalmıştı. İçerisi yoğun gaz kokusu içeriyordu ve nefes almak çok zordu. Koluyla ağzını kapatarak hızla etrafa bakınmaya başladı. Aradığını yerde baygın görünce kendini unutarak hızla Efnan’ın yanına koşup genç kadını kucakladığı gibi hızla dışarıya çıkarmıştı. Bir yandan da binanın boşaltılması için emirler yağdırıyordu. Binadan çıkıp Efnan’ı uygun bir yere yatırırken hızla telefondan gerekli yerleri aramıştı. Ambulans ve gaz tespiti için yetkililer kısa sürede fabrikanın bahçesine girerken Açelya deli gibi Efnan’ı uyandırmaya çalışıyordu. Gaza ne kadar süre maruz kaldığını bilmiyordu.

“Efnan ablacım aç gözlerini beni korkutma.” Eğilerek genç kızın ağzına dayadığı oksijen tüpünü kontrol ediyordu. Bu tüpü genç kadının odasından almıştı. “Efnan aç o güzel gözlerini, seni de kaybedemem.” Açelya tamamen kendinden geçmiş bir durumda korkularıyla yüzleşiyordu. Genç kız ve diğer çalışanlar gelen ambulanslara alınırken genç kadın bir an olsun Efnan’ın elini bırakmamış sürekli ona seslenmişti. Ambulansın acı sesi caddelerde yankılanırken kısa sürede hastaneye varmışlardı. Genç kadın acil müdahale odasına alınırken Açelya çaresizce kapıda öylece kalmıştı. Titreyen ellerine bakarken sırtını duvara vererek yere çökmüştü.

“Allah’ım yardım et. Bu masuma merhamet et!” sürekli dilinde dua ileri geri sallanırken kafasını ellerini arasına almıştı. Kısa bir an bilinç kaybı yaşarken kendisinde az da olsa gaza maruz kalmış olduğunu yeni fark ediyordu. Eliyle acilin kapısına vururken az önce Efnan’ı emanet ettiği sağlıkçılardan biri onu görünce hemen müdahale etmişti. Açelya’da diğerleri gibi kırmızı alana alınırken genç kadının bakışları Efnan’ı arıyordu. Acil müdahaleye alınan çalışanlar ve onlar dışarıda ki kaostan habersizdi.

Haberi alan aile üyeleri hastaneye akın etmişti. Ahmet çıldırmış gibi acile girmeye çalışırken onun yanına gelen arkadaşları genç adamı durdurmaya çalışıyordu.

 

“Efnan!” genç adam o kadar gür bağırmıştı ki yürekleri dağlamıştı. Zeynep hanım ve Mehmet bey kızlarının hayati tehlikesi olabileceğini duyunca fenalık geçirerek bayılmıştı. Hilmi bey karısına destek olmaya çalışırken Agah bey bir köşede donmuş bir şekilde boşluğa bakıyordu. Herkes darmadağın olurken onları toplamaya çalışan Alya ve Suna’ydı.

***

Arkadaşlar biliyorum bölümlerin arası uzun oluyor ancak elimde olan bir şey değil. son bir buçuk yılda bir çok sorunla karşılaştık ancak bir kaç aydır şu kentsel dönüşüm olaylarıyla uğraşıyoruz. gerçekten zor. Bir çok olumsuzlukla uğraşıyoruz ve içinden çıkılamayacak sorunlarla baş etmeye çalışıyoruz. Değişen kanunlar gerçekten insanları zor duruma bırakabiliyor. Böyle giderse taşınma olaylarına gireceğiz gibi. belki de şehir değiştireceğiz ve bu karmaşada ben aklımı toparlayıp yazamıyorum. Bekleyenlerden çok özür dilerim. Hakkınızı helal edin.

 

Bölüm : 07.03.2026 02:56 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...