6. Bölüm

5. BÖLÜM: BİR TABAK YEMEK MESELESİ

Döne Gül Elmas
mervegokcen

Bölüm şarkısı: Ömer Öz - Anason

 

Deniz: Ya, baba. Bende uçurmak istiyorum.

Deniz gökyüzünde yumuşak hareketlerle süzülen, rengarenk olan uçurtmayı heyecan ile izliyordu. Babası Aslan Bey oğlu Denize bakarak gülümsedi ve uçurtmayı ona verdi. Baba oğul uçurtmayı uçururken arkadan gelen sevimli bir ses ile o yöne odaklandı.

Elif: Aga, aga ..... Aga renkli kuş yakalamış. Baba aga renkli kuşu bana da versin! Bende istiyorum.... ( Aga: abi, renkli kuş: uçurtma)

Küçük kız babasının bacağına sarılarak renkli kuş olarak adlandırdığı uçurtmayı abisinin ona vermesini istedi. O hâliyle o kadar güzel ve tatlı duruyordu ki babası onu kırmak istemiyordu. Kızına yaklaşarak burnuna küçük bir öpücük kondurdu.

Aslan: Babacığım daha güzel bir fikrim var. Sana yeni bir renkli kuş yapalım.

Küçük kız neşeyle dans ederken bir anda annesini farketti. Koşarak annesine sarıldı ve ona birşeyler anlatmaya başladı.

Elif : Anne biliyor musunuz, babam bana renkli kuş yapacak. Sende bizimle beraber yapmak ister misin???

Elif o kadar masum sormuştu ki soruyu annesi Meryem ona istese de hayır diyemedi. Elif abisi Deniz'in yanına gitti ve heyecanlı bir şekilde konuşmaya başlamıştı. Abisi onu ne kadar çok dinlemek istemese de sevgisi daha ağır basmıştı. Meryem ve Aslan çocuklarını huzur içinde izlerken bir yandan da enfes bir kahvaltı hazırlıyorlar dı. Masada bir sürü yiyecek vardı. Zeytin'den peynire, reçel'den meyve suyuna, yumurta'dan menemen'ine kadar her şeyi ile sofra paha biçilmez görünüyordu. Ailecek masanın etrafında toplandılar. Deniz aliesinin ne kadar güzel olduğunu görerek Allah'a tekrardan şükür etti. Kahvaltılarını yarılmışlardı ki bir silah sesi duyuldu. Aslan eşi Meryem'e dönerek ' çocukları al ve yukarı çık! Ben diyene kadar da odadan çıkma! ' dedi. Meryem eşinin dediklerini yaparak çocukları alarak odaya girdi ve kapıyı kitledi. Elif korkuyla ağlarken Deniz içindeki anlaşılmaz mutlulukla karışık huzursuzluk onun ruhunu bir çıkmaza sokuyordu. Birkaç dakika sonra içeriden gelen silah sesiyle evi buruk bir hava kapladı. Meryem çocuklarını birbirine emanet ettikten sonra aşağıya indi. Eşinin cansız bedenini görünce göz yaşını tutamadı ve ikinci kurşun onu sonsuz bir yaşama ( yani ölüme) götürdü....

 

Elif Baturalp'e gülümseyerek hastaneye doğru ilerledi. İçeriye girdiğinde arabayı çalıştırdı tam oradan uzaklaşırken duyduğu son şey bir silah sesi ve sevdiği kadının yani Elif'in acı dolu çığlığı oldu..... ( Bir önceki bölümün son kısmından alıntı)

 

Elif tekrardan sevdiği bir insanı kaybetmek istemiyor du. Canını umursamadan sevdiği adam için hızlıca arabanın yanına koştu. Baturalp sol göğsünden vurulmuştu ve Elif doktor olduğu için bunun nasıl bir sonucu olabileceğini biliyordu.

Baturalp: El...Elif.... Uzaklaş buradan.

Elif hayır manasında başını salladı ve kurşun geçirmez camı kaldırarak bir sonraki kurşun için önlem aldı. Baturalp'i zor da olsa diğer koltuğa alarak arabanın başına geçti. Silah sesleri artarken oradan uzaklaştı...

🖤

Karabatak: Yesene kızım şu yemeği. Ben öldürmeyeyim diye açlıktan ölmeye mi karar verdin!!?

Leyal: Ye-me-ye-ce-ğim!! Allah, Allah. İstemiyorum neyini anlamıyorsun?

Karabatak artık sinirlenmişti. Gözlerinden bile belli olan öfkesi bir insanı saniyesinde öldürebilecek kadar büyüktü. Leyal'ın kaptığı enfeksiyondan dolayı hem kendini güçsüz hem de yorgun hissediyordu. Ne yemek yiyecek hali vardı ne de iştahı. Karabatağın onu ikna etmeye çalışmasının bir çok nedeni vardı . Bu nedenlerden bir tanesi de kardeşinin isteğiydi. Onu ikna etmek için son bir kez daha konuşmaya karar verdi.

Karabatak: Gel seninle bir anlaşma yapalım. Sen bu yemeği ye ben de sana istediğin bir şeyi yapayım.

Leyal: Sana inanmıyorum ve o yemeği yemeyeceğim.

Karabatak: Önce ben isteğini yerine getireyim ondan sonrada yemeği yiyeceksin ama.

Leyal: Her ne istersem yapacak mısın?

Karabatak aklından 'en fazla ne isteyebilir ki' diye düşündü. Leyal'ın sorusuna evet anlamında başını salladığında içten içe küçük bir pişmanlık yaşadı.

Leyal: Seda..... Seda'yı bırakın!

Karabatak: O kadar ileri gitme. Daha makul bir şey söyle.

Leyal: Seda'ya işkence yapmayın.

Karabatak Leyal'ın her isteğinin içinde Seda'nın olduğunu far edince bir an onun yerinde olmak istedi. Leyal'ın gözlerinin içine baktığında sadece kendine karşı nefret görünce içinden birşeyler koptu. İstem dışı aklından ' bu güzelim yeşillere (gözlerinden bahsediyor) nefret yakışmıyor be güzelim ' diye geçirdi.

 

Hızla odadan çıkarak kapıyı kapattı. Seda'nın odasına girdiğinde Hyun-su oradaydı. Ona yemekleri vererek odadan çıkmasını söyledi. Hyun-su hiçbir cevap vermeden odadan ayrıldı.

Seda: Ne o, itini geri çekip sen mi gelmeye karar verdin??

Karabatak: Kapa çeneni!

Seda: Yaaa, hemen kapatıyorum. Hahahahahaha, senden korkacağımımı sandın?! Susmayacağım.

Karabatak: Sus be kadın, seni arkadaşının yanına götürüyorum.

Seda duyduğu şey karşısında bayağı şaşırmıştı ama karabatağa belli etmemeye çalıştı ve doğrusu bunu çok iyi yapıyordu.

Karabatak Seda'yı prangalar dan kurtararak Leyal'ın kaldığı odaya doğru götürdü. Kapıyı açarak içeri girdiğinde Leyal kapıdan kimin girdiğine bile bakma gereksinimi duymadı.

Seda: Leyal....

Ve sessizlik. Ne Seda'nın söyleye bileceği bir söz ne de Leyal'ın verebileceği bir cevap vardı. Birbirlerine uzun uzun baktılar . Kelimeler tükenmiş gibi.

Leyal: Ne o ,TDK, söyleyecek tek kelime olarak sözlüğünde benim ismim mi kaldı.

Seda burukca gülümsedi. Kolunu karabatak dan kurtararak Leyal'a sarıldı. İkisinin de bedeni kan kokusuyla bütünleşmiş ti. Leyal Seda'ya yaklaşarak ' özür dilerim ' dedi. Karabatak Seda'yı kolundan tutarak Leyal'dan ayırdı ve onu karşı duvarda ki prangaya bağladı. Bu sefer Leyal ile aynı ortamda bulunduğu için hiçbir tepki vermedi.

 

Karabatak işini bitirerek dışarı çıktı. On dakika sonra geri geldiğinde elinde bir tepsi ile yemek getirmişti. Bu yemekler Leyal'ın en sevdiği yemekler idi. Tepside bir tabak yaprak sarması ve bir kase cacık vardı. Yanında da bir bardak su. Leyal Seda'ya baktığında gözünün yemekte olduğunu gördü. Arkadaşının aç olduğunu fark etti. Karabatak sarmadan bir tane alarak Leyal'a uzattı ama Leyal kafasını çevirerek yemeği reddetti.

Karabatak: Ya bu sefer sorun ne? Ye artık şu yemeği.

Leyal: Seda'ya da yemek getir!

Seda: Bensiz boğazından da geçmiyor LDK'min . ( LDK: Leyal dil kurumu)

Leyal: Ayıpsın bacım. Sensiz başıma bela bile açamıyorum, görmüyor musun?!

Seda buna gülerken karabatağın siniri bozulmuştu. Cebinden telefonu çıkararak Hyun-su'yu aradı.

Karabatak:Bir tepsi yemek daha getir.

Karabatak: Ben aç değilim.

Karabatak: Senin ki için lazım.

Karabatak: Tamam, bekliyorum...

Konuşmadan iki dakika sonra Hyun-su elinde Leyal'ın ki gibi bir tepsi ile geldi. Direk Seda'nın yanına gitti ve yedirmeye başladı. Leyal arkadaşının yediğini görünce karabtağa yemek isteyen gözlerle bakmaya başladı. Sırıtarak bir kaşık cacık aldı ve Leyal'a uzattı. İçindeki anlam veremediği huzur onu rahatsız ediyordu....

                                   🖤

Elif nasıl eve geldiğini bilmiyor du. Sevdiği adamın kanı hastane önlüğünü kana bularken hızla arabadan indi ve Baturalp'in olduğu yöne doğru ilerledi. Gözünden akan her damla bir ateş misali Elif'i yakıyordu. Baturalp'i arabadan indirmeye çalışırken bir yandan da eve doğru sesleniyordu.

Elif: ABİ, ABİ!!! YARDIM ET, NOLUR!!!!

Elif'in boğuk çıkan sesi her yerde yankılanıyordu. Kardeşinin sesini duyan karabatak hızla onun yanına gitti. Hem arkasından da Hyun-su'da gelmişti. Karabatak Elif'i sakinleştirmeye çalıştı ama hiçbir faydası yoktu. Baturalp'i fark eden Hyun-su karabatak la birlikte onu evde bulunan odaya ( Bir ameliyat hane düşünebilirsiniz. Hiçbir farkı yok) götürdüler. Karabatak tekrar kardeşinin yanına gittiğinde kanla kaplı hastane önlüğünü giydiğini gördü.

Karabatak: Elif ne yapıyorsun?

Elif: Sevdiğim.....

Karabatak: Sevdiğin ne?

Elif: Sevdiğim bir arkadaşımı kuryaracağım.

Elif abisinin cevap vermesini beklemeden hızla ameliyat haneye benzeyen odaya girdi. Baturalp baygın halde yatıyordu. Hızla üzerini değiştir di ve işlemlere başladı. Kurşun kalbine denk gelmemişti. Elif buna ne kadar sevinse de işine devam etti. Annesini ve babasını kurtaramasa da sevdiği adamı kurtarmak istiyordu. Bir saatin sonunda ameliyat bitmişti. Kesiği dikerek pansumanı yaptı ve yarayı enfeksiyon kapatacak şekilde sardı. Hala anestezi altında olduğu için uyanmıştı. Kapıdan dışarı çıktığında Hyun-su'nun gözlerinin , abisinin ise burnunun kızardığını fark edince güldü. Elif'e ters ters bakan karabatak içinden ya sabır çekti.

Hyun-su: Baturalp nasıl?

Elif: Taş gibi maşAllah. Allah sahibine bağışlasın.

Elif'in iç sesi: Allah'ım sen bana bağışla. Baturalp'in benden başkasına bakan gözünü oymak , baktığı kızı yolmak zorunda bırakma yarabbim. AMİİİİİİİİİİİNNNNNNNNNN 🤲🏻

karabatak: Gerek yok o bana lazım. Daha ne işlere buluşacağız.

Elif : Abi siz onu bunu boş verin de kızlara bir şeyler yedirdiniz mi?

Karabatak: Evet.

İçerden gelen sesle üçü de o yöne ilerlediler. Baturalp uyanmıştı ve ayağa kalkmaya çalışıyordu. Elif hızla gidip ona sarıldı. Baturalp acı ile inlerken karabatak onları uyarmak için hafiften öksürdü. ( Yazar notu: Abi canım o, tabi kardeşini uçan erkek sinekten bile kıskanır) Elif geri çekilerek abisine dönerek konuşmaya başladı.

Elif: Abi Baturalp'i benim adamın yanında ki odaya almamız lazım. Kontrol için. Basitte dursa tehlikeli bir operasyon.

Karabatak onaylamasada Baturalp'i kolundan tutarak ayağa kaldırdı. Tam odadan ayrılacaklardı ki Hyun-su'ya dönerek ' Sen git kim ateş açmış onu öğren gel. Ya da kendisini getir .' diyerek ikinci kata doğru ilerlediler. Karabatak Baturalp'e bir t-shirt ve altına bol bir eşofman giymesine yardımcı oldu. Bu arada Hyun-su kimin ateş açtığını öğrendi. İsmi Aslan Yalçın , 20 yaşında, çok kullanılan bir uygulamanın kurucusu ve bekardı. Hyun-su adamlara haber vererek Aslan Yalçın'ı getirmeleri üzere emir verdi. Karabatağın Aslan Yalçın la bir yakınlığı varmı diye sormak için yukarıya çıkacakken bir kahkaha sesi işitti. Dikkatlice dinlediğinde bu kahkahanın sahibinin Seda olduğun farketti. Yüzünde oluşan tebessüme küfürler savurarak yukarıya çıktı. Elif ve karabatak sohbet ediyorlardı. Baturalp ise yatak da uzanıyordu. Tam karabatağa Aslan'ı soracaktı ki baturalp'in bağlı olduğu makineden bir ses yükseldi. Bu ölümün habercisi olan bir makineydi. Üzerindeki beyaz t-shirt kırmızıya boyanmıştı.

Elif: Abi.... Lütfen..... Bir şey yap.

Elif'in gözlerinden akan her damla göz yaşı karabatağı çaresizliğe sürüklerken Hyun-su Elif'ten öğrendiği daha doğrusu öğrenmek zorunda kaldığı birkaç yöntemi denerken Elif çoktan kendinden geçmişcesine ağlıyor, bağırıyor, abisine bir şeyler yapması için yalvarıyor du.

Elif : Abi ben sevdiğim bir insanı daha kaybetmek istemiyorum. İlk defa annem ve babamın ölümünden sonra kendimi ilk defa birinin göğsünde huzur buldum. Ne olur onu da benden almasın. Bu sefer dayanamam .......

Karabatak: Söz abim, onun için her şeyi yapacağım. Ve Baturalp Elif ilişkisini sonra konuşacağız ve o zaman yanımızda Baturalp de olacak........

 

 

Bölüm : 19.01.2025 21:10 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...