49. Bölüm

ÖZEL BÖLÜM

monsoleil016
monsoleil016

Aylar sonra selam! Birden içimi Onat ve Birce özlemi sardı. Sonra dedim ki neden özel bölüm yazmayayım? Umarım siz de onları özlemişsinizdir ve onlara olan özleminiz bir nebze de olsa diner. Bu muhtemelen ilk ve son özel bölüm olacak. Sadece Aybige'yi evlatlık aldıkları dönemden birkaç ay sonrasını size okutmak istiyordum, o da bu bölümle nasip oldu. Umuyorum ki beğenirsiniz 🤍

Şöyle küçük bir spoiler vereyim. Onları PARADOKS adlı kitabımda da göreceğiz. Yani son okuyuşunuz olmayacak, PARADOKS okuyanlar şanslılar. 🤭

Uzun zaman sonra sahne Onat ve Birce çiftinin, iyi okumalar! 🤍

                                                                                  

BİRCE SAĞLAM KARA

Anne olamayacağımı ilk öğrendiğim gün, hayatta çoğu şeyin benim için bittiğini hissetmiştim. O ve devamındaki birkaç gün etrafı nasıl birbirine kattığımı hatırlıyorum. Sonrasında ise hiçbir şey olmamış gibi, birden üzüntümü dışarıya göstermeyi kesmiştim. O günden sonra herkes güçlü olduğumu sandı. Oysa ben sadece kabullenmiştim. Tanrı'nın bana çizdiği sınırları sorgulamamayı öğrenmiştim. Askerlik, başlı başına insana her şeyi sorgulamamayı öğreten bir meslekti. Kayıpları, eksilmeleri, yarım kalışları ve daha nicesini bana öğretmişti.

Ama kimse bana eksikliğin her zaman yokluk olmadığını söylememişti.

Aybige hayatımıza girdiğinden beri, içimde yıllardır adını koyamadığım boşluğun şekil değiştirdiğini fark ediyordum. Aslında o boşluk, doldurulmayı değil, zamanını bekliyordu. Anne olamamak, içimde anneliğin hiç olmadığı anlamına gelmiyordu. Sadece başka bir yerden, başka bir zamanda, başka bir kalpten gelmesi gerekiyormuş.

Onu ilk gördüğüm anı hatırlıyorum. Üzerindeki kirli mont, gözlerindeki korku ama o korkunun altında gizlenen tuhaf bir metanetle sanki erken büyümek zorunda kalmış bir çocuk gibiydi. Bana baktığında kalbim hızlanmamış, aksine garip bir şekilde sakinleşmişti. Bazen insanlar kalbinize yıldırım gibi düşmez, usul usul yerleşirdi. Aybige de onlardan biriydi.

Aybige'den önce evimiz sessizdi. Düzenliydi, her şey yerli yerindeydi ama bir şey eksikti. Akşamları kapıyı açtığımda beni karşılayan sadece Onat'ın ayak sesleriydi. Şimdi ise kapıyı açtığım an, evin içinde başka bir hayat akıyordu. Küçük adımların telaşı, kahkahalarla ev artık nefes alıyordu. Kendime en çok şaşırdığım anlar, annelik reflekslerinin içimden kendiliğinden yükseldiği anlar olmuştu. Aybige'nin saçını okşarken, alnını okşayıp ateşine bakarken, uykusunda üstünü örterken bunları öğrenmediğimi farkındaydım. Bunlar bana öğretilmemiş, aksine içimden gelen şeylerdi. Sanki yıllardır içimde bekleyen bir şey, doğru zamanda uyanmıştı.

Onat'ın ise sert duruşunun, disiplininin nasıl yumuşadığına yakından şahit oluyordum. Aybige'ye seslenirken sesi değişiyor, her şeyi onunla yapmak için can atıyordu. Sevgi, insanı en beklenmedik yerinden dönüştürüyordu. Bizim hayatımızda hep ölüm vardı. Şimdi ise hayat vardı. Küçük, inatçı, umut dolu bir hayat.

Tim... Biz bir aileydik zaten ama Aybige geldikten sonra bu kelimenin anlamı değişmişti. Aybars'ın sert bakışlarının nasıl yumuşadığını, Şimal'in Aybige'ye saç örgüsü öğretmeye çalışırken ki sabrını, Oğuzhan'ın kahkahalarının nasıl daha gür çıktığını görüyordum. Alperen onunla çocuklaşıyor, Yiğit sessizce onu izliyordu ama gözlerindeki sevgiyi görmemek mümkün değil. Selin ise her koşulda onu öpmeyi ihmal etmiyordu. Aybige sadece bizim değil, hepimizin kalbine dokunmuştu.

Abim ve Elvin ise sürekli arayıp Aybige'yle görüntülü konuşuyorlardı. Henüz Aybige bizimle yaşamaya başlayalı beş ay olmuştu. Bu süre zarfında bir kere göreve gitmek zorunda kalınca, Aybige'yi abimlere emanet etmiştim. Onları o kadar sevmişti ki sürekli soruyordu. Oya ve Gürkan evlilik hazırlıklarında olduğu için pek sık görüşemiyorduk ama Aybige Oya'ya hala dediğinden beri Oya her gün mutlaka bize uğruyor, on dakika da olsa onu görüyordu. Şimdi mi? Şimdi ise tim ve Aybige'yle beraber çiftliğe gidecektik ve ona hazırlanıyorduk.

''Baba! Bu saç örgüsü hiçte bana Şimal teyzemin öğrettiği gibi olmadı!'' Aybige dudaklarını büzmüş, ağlamak üzereydi. Onat ise önündeki sanki saç değilmiş de çözemediği bir nesneymiş gibi bakıyordu. Bu sahneye karşı kahkaha atmamak için kendimi zor tutuyordum.

''Sevgilim, ben yapabilirim?'' Onat'ın bakışları zorda olsa Aybige'nin saçından ayrılıp bana döndü. Kızının saçlarını örme isteğini anlayabiliyordum ama sanırım Aybige'nin sabrının sonlarına geliyorduk. Derin bir iç çekti ve:

''Peki, bu seferlik böyle olsun. Ama bir dahakine başaracağım.'' deyip ayağa kalktığında yüzümdeki gülümsemeyi gördü ve kaşları havalandı.

''Ne yani Birce? Başaracağıma inanmıyor musun?'' hızlıca başımı salladım ama yüzümdeki gülümseme yerindeydi.

''Kesinlikle inanıyorum kocam. Sen istediğin her şeyi başarırsın.'' dediğimde eğilip dudağıma bir öpücük bıraktı. Endişeyle bakışlarım Aybige'ye döndüğünde:

''Onat! Ne yapıyorsun çocuğun yanında!?'' omuzlarını silkti ve görmekten asla usanmayacağım gülümsemesiyle:

''Öyle güzel kocam dedin ki öpmezsem hatırım kalırdı.'' ona bakıyordum, gülüyordum. Gülen sadece dudaklarım değil, gözlerimin içi de gülüyordu. Derin bir nefes alıp tam bir şey diyecekken Aybige'nin sesiyle bakışlarımız ona döndü:

''Anne, babam benim de kocam olabilir mi? Sen onu çok seviyorsun ve kocam diyorsun. Ben de onu çok seviyorum! O benim de kocam olsun!'' dediğinde gülerek yanına gittim ve onu gıdıklamaya başladım.

''Bak bakalım sen bana aykız! O benim kocam! '' dediğimde çoktan onu gıdıklamaya başlamıştım. Kahkaha atarak:

''Anne! Ay,tamam!! Anne!! Ama babam geçen gün bana da sevgilim dedi, haberin olsun!'' dediğinde bu söylediğine gülmeden edememiştim. O sırada Onat gelip Aybige'yi kucakladığında:

''İkiniz de benim sevgilimsiniz çünkü. Şu hayatta sevmeye layık gördüğüm nadide çiçeklerimsiniz.'' Aybige, Onat'ın bu cümlesiyle çoktan ona sarılmış, başını boynuna gömmüştü. Bu görüntü içimi sıcacık etti.

''Ama ben annenin kocasıyım Aybige. Çünkü onunla evliyim. Senin ise babanım, tamam mı?'' Aybige aklına bir şey gelmiş gibi kafasını hızlıca Onat'ın boynundan çekti ve:

''Nasıl yani? Ben evlenince benimde mi kocam olacak?'' birden o kadar hızlı bir şekilde bana döndü ki Onat'ın refleksleri sağlam olmasaydı düşebilirdi.

''Anne! Ben evlenmek istiyorum.'' artık bu bardağı taşıran son damlaydı. Kahkahamı tutamadım. Onat ise benim aksime oldukça ciddi bir şekilde Aybige'ye bakıyordu. Yavaşça çenesinden tutup onu kendine çevirdi:

''Bak bakayım sen bana. Ne evlenmesi kızım? Yok sana evlilik falan. Sen ömür boyu annenle babanla yaşayacaksın. Unut onu.'' bu kadar kıskanç olması bana da sürpriz olmuştu.

Bir gün Aybige kreşten erken çıkmış, karargaha bizim yanımıza gelmişti. Şansımıza teğmenlerden birinin de çocuğu oradaydı. Çok güzel anlaşmışlar ve bütün gün beraber oynamışlardı. Eve giderken ise Aybige Onat'a ''Baba, ben Ege'ye aşık oldum.'' deyince Onat, çocuğun babasına üç gün tuvalet temizletmişti. Adamın suçu ne dediğimdeyse, ''Emrime karşı mı geliyorsun asker?'' diyerek, rütbeyi kullanıp beni de susturmuştu. O gün bugündür Aybige'nin Ege'yle karşılaşmasını pek istemiyordu.

''Niye baba ya! Bak annemin kocası sensin. Ben de koca istiyorum, bana ne!'' deyip ağlamaya başlayan Aybige'yle Onat ne yapacağını bilememiş, şaşkın gözlerle bana bakıyordu. Ben ise bunun olabileceğiyle ilgili uyarıyı çevremdeki birkaç kişiden aldığım için oldukça rahattım. Hızlı bir şekilde Aybige'yi Onat'ın kucağından aldım ve:

''Onat, sen yoksa Aybige'ye bugün ata bineceğimizi söylemedin mi?'' Aybige'nin ağlaması yavaşlarken doğru yolda olduğumun farkındaydım. Onat ise hayretler içinde bana bakıyordu.

''Söylemedim. Sürpriz yapmak istemiştim.'' Aybige hızla kafasını boynumdan çekip kara gözleriyle bana baktı.

''Ne!? Ata mı bineceğiz anne?'' yüzümde bir gülümsemeyle başımı salladım.

''Eveet.'' elimdeki saate bakarak: ''ama biraz daha geç kalırsak sanırım binecek at bulamayacağız.'' dememle Aybige'nin kucağımdan atlaması bir oldu.

''Tamam, tamam! Ben hemen ayakkabılarımı getirip geliyorum. Bana ayakkabılarımı giydirirsin değil mi babacığım?'' babacığım demesiyle Onat'ın bakışları ona döndü. Bütün dünyayı önüne serebilecekmiş gibi ona bakıyordu:

''Giydiririm güzelim.'' Aybige ellerini neşeyle çırparak:

''Yaşasın! Hemen geliyorum.'' diyerek odaya doğru koşmaya başladı. Arkasından bakarken Onat'ın sesiyle bakışlarım tekrardan ona döndü.

''Her geçen gün beni kendine aşık etmeyi nasıl beceriyorsun? Sahada terörist avcısı, evde anne, yatakta dünyanın en ateşli kadınısın.'' bakışlarım yüzüne çıktığında kendime engel olamayarak ona doğru adımladım. Üstünde beyaz bir gömlek vardı, bu renk ona çok yakışıyordu. Ellerim gömleğin yakasını bulduğunda yüzümüzün arasındaki mesafe oldukça azdı:

''Seni çok özledim. Bu gece Aybige'yi Sinem'e mi bıraksak?'' Sinem ve Aybige uzun zamandır kız gecesi yapmak istiyorlardı. Bu gece neden o gece olmasındı? Onat yutkundu. Adem elması, beni oldukça etkileyen adem elması yine oradaydı.

''Kesinlikle bırakmalıyız.'' tam dudaklarımız birleşeceği sırada, artık hayatımızın en büyük gerçeği olan o sesi duyduk.

''Anneciğim! Babacığım! Ben hazırım.''

🫧

Çiftliğin önünde durduğumda, gördüğüm şeyle şaşırmadan edememiştim. Hakkari aslında çok güzel bir şehirdi. Çoğu insan, Doğu'da olduğu için pek fazla imkan olmadığını sanıyor ama yanılıyordu. Aksine memur kesim fazla olduğu için, çok fazla etkinlik yapılacak yer vardı. Burası da onlardan sadece birisiydi. Geniş ahşap kapının ardında, kocaman bir at çiftliği vardı. Bu çiftliği Oğuzhan bulmuştu. Bir akşam, onda alışık olmadığım bir heyecanla:

"Mutlaka Aybige'yle buraya gitmeliyiz," demişti. Şu an bütün tim buradaydık.

Çiftliğin tabelası oldukça sadeydi. Ahşap çitler düzgündü. Toprak yol, yürüdükçe ayakkabının altından ses çıkarıyordu. Aybige durup etrafına bakıyor, yeni şeyler gördükçe gözleri büyüyordu. Şehirde büyümemiş olsa da, bu kadar geniş bir alan onun için yeniydi. İçeri doğru yürürken ilk fark ettiğimiz şey sesler olmuştu. Kuşlar, rüzgâr, uzaktan gelen at kişnemeleri hiçbiri birbirine karışmıyordu. Aybige başını kaldırıp bana baktığında gülümsüyordu. Bu gülümseme bile burada olduğumuzun ne kadar doğru olduğunun bir kanıtıydı.

Çocuklar için ayrılmış oyun alanını görünce adımlarım yavaşladı. Tahtadan yapılmış salıncaklar, tırmanma ipleri, küçük ahşap evler vardı. Her şey doğanın parçası gibi duruyordu. Sanki burası sonradan yapılmamış da, zaten hep buradaymış gibiydi. Aybige salıncağa doğru koştuğunda arkasından ''Yavaş Aybige!'' diye bağırmadan duramamıştım. Onat'la el ele yürürken bakışlarım etrafı taramaya devam ediyordu. Biraz ileride yemek bölümü bulunuyordu. Taze ekmek kokusu rüzgârla birlikte buraya kadar geliyordu. At ahırlarına doğru baktığımda kapılar açıktı. Atlar her zaman bana çok güzel gelirdi. Aybige koşarak yanımıza geri geldiğinde, atlara yaklaşırken adımlarını yavaşlattı. İlk defa bir atla bu kadar yakındı. Aybige elini uzattığında at başını eğdi. Yüzünde kocaman gülümsemeyle:

''Anne! Baba! Bakın beni sevdi!'' Onat elimi bırakmadan ona eğilip yanağına kocaman bir öpücük bıraktı.

''Seni sevmemek mümkün mü bebeğim?'' Aybige yine her zamanki gibi babasına cilveli bir şekilde gülümsedi. Uzun zaman sonra ilk defa bir mekânda, onu koruma içgüdüsüyle hareket etmiyor, paniklemiyorduk. "Ya bir şey olursa" demedim. Çünkü burası oldukça güvenliydi. İçeriden gelen seslerle bakışlarımız yemek köşesine döndü. Bizimkiler çoktan masaya oturmuş, kahvaltıyı sipariş etmişlerdi bile.

"Aşkıııım!" Sinem'in sesi daha masaya varmadan Aybige'nin kulaklarına ulaşmıştı. Küçük bedeni bir anda hareketlendiğinde elimden sıyrılıp ahşap zeminde koşmaya başladı.

"Deyzeeem!" teyze demesi için defalarca uyarmamıza rağmen, inadına "deyze" demekte ısrar ediyordu. Sinem eğilip kollarını açtığında Aybige hızını kesmeden neredeyse üzerine atladı. Sımsıkı sarıldılar. Onat'la birlikte masaya doğru yürüdüğümüzde bizim için ayrılan masaya oturmuştuk bile.

"Günaydın," dedik aynı anda.

"Günaydın!" diye karşılık verdi herkes. Onat'ın dizleri masaya değdiğinde ben sandalyemi biraz daha yaklaştırdım. Aybige hâlâ Sinem'in kucağındaydı. Yanağını göğsüne yaslamış, orada gayet mutluymuş gibi duruyordu. Şimal gözlerini kısıp Aybige'ye baktığında yüzündeki gülümsemesi kocamandı.

"Şu güzelliğe bak ya. Gün ışığım benim." dediğinde Aybige kıkırdadı. Sonra başını hafifçe kaldırıp Şimal'e baktı.

"Sen Aybars abimin gün ışığı değil miydin Şimal deyze?" bir anlık sessizlik oldu, ardından herkes kahkaha atmaya başladı. Şimal'in gözleri şaşkınlıkla açıldı. Henüz hiçbiri tam anlamıyla Aybige'nin hazır cevap oluşuna alışamamıştı. Aybars, hiçbir şey söylemeden eğildi ve Şimal'in başına usulca bir öpücük kondurdu. Sonra Aybige'ye döndü.

"O benim, sen de onun gün ışığısın." Aybige bu cümleye yine kıkırdadı.. Yüzünü saklamak ister gibi Sinem'in göğsüne tekrar gömüldü. Sinem elini Aybige'nin sırtında gezdirirken göz göze geldik. Sefa'yla beraber eve çıkmışlardı ve oldukça mutluydu. Gerçi Sefa şu an görevde olduğu için biraz tripkolik bir moddaydı ama yine de onun adına mutluydum. Ona kocaman gülümsedikten sonra Oğuzhan'a döndüm.

"Gerçekten dediğin kadar varmış Oğuzhan. Çok güzel bir yer." dedim. Başını salladı.

"Evet komutanım. Yemekten sonra at bineceğiz. Söyledim yetkililere." dedi. Bu cümle daha bitmeden Aybige heyecanla elini çırpmaya başladı. Ayakları sallandığında gözlerinin parladığını görmek mümkündü.

"At mı?" dedi nefesi hızlanarak. Selin bu anı kaçırmadı. Sandalyeden hafifçe doğrulup kollarını açtı ve:

"Biraz da ben sarılayım şu güzelliğe. Gel bakayım." Aybige hiç tereddüt etmeden Sinem'in kucağından inip Selin'e doğru gitti. Kucağına otururken yüzünde aynı heves vardı. Aybige'nin bir kucaktan diğerine bu kadar rahat geçebilmesi, etrafındaki insanlara duyduğu güvenin bir göstergesiydi. Şimal bu sırada Onat'a döndü.

"Komutanım, Oya'nın düğün tarihi belli oldu mu?" Onat'ın yüzü bir anda değişti. Gözleri masaya kaydığında çenesi kasılmıştıı. Yüzümdeki gülümsemeyle göz devirmeden duramadım. Hâlâ alışamamıştı. Oya'nın evleniyor olması gerçeği, zihninde bir yere oturmuyordu. Gürkan'ı seviyordu, bunu inkâr etmiyordu. Doğru adam olduğunu da biliyordu. Ama mesele bu değildi. Mesele, kız kardeşini paylaşamıyor oluşuydu. Koruma içgüdüsü abilikten geliyordu. Sıkıntılı bir nefes aldı ve:

"Bir ay sonra," dedi. Masadaki herkes neredeyse aynı anda konuştu.

"Hayırlı olsun." Onat başını usulca salladı. Dudaklarının kenarında zoraki bir tebessüm vardı. O an elimi dizinin üzerine koyduğumda bakışları bana döndü ve elimi avucuna alıp bir öpücük bıraktı.

Kahvaltılıklar tamamlanmıştı. Tabaklar doldu, çaylar tazelendi. Masadaki sesler artık susmuş, yerini tabak çanak sesleri almıştı. Aybige nazlı nazlı Selin'in kucağından kalktı. Önce ayakları yere değdi, sonra bana baktı, ardından bakışları Onat'a yöneldi. Küçük adımlarla babasının yanına geldi.

"Babacığım, bana sen yedirir misin?" Onat'ın yüzü bir anda aydınlandı. Kocaman bir gülümseme yayıldı yüzüne. Eğilip Aybige'nin alnına bir öpücük bıraktıktan sonra dizini işaret etti.

"Otur bebeğim," dedi. Aybige hiç düşünmeden dizine çıktı. Onat çatalı eline aldığında masadaki her şeyden yedirmeye başlamıştı. Aybige oldukça iştahı açık bir kızdı, bu konuda şanslıydık. En sevdiği şeylerden biriyse babasının elinden yemek yemekti. Onat ise bu işi dünyanın en önemli işiymiş gibi yaptığı için kızımız geldiğinden beri birkaç kilo almıştı bile.

''Komutanım, biz de yıllık izin için sizinle konuşmak istiyorduk. Albay müsaade etti ama size de danışmamızı istedi.'' Yiğit'in sesiyle bakışlarım ona döndü. Selin'le sandalyeleri yan yana, el elelerdi. Onat bir yandan Aybige'ye peynir yedirirken, bir yandan bakışlarını Yiğit'e çevirdi:

''Nereye gidiyorsunuz?'' Selin hevesle konuşmaya başlayınca yüzümdeki gülümsemeye engel olamadım. Onu bu durumda, biriyle el ele tutuşurken görmek bile paha biçilemezdi.

''Fethiye'ye gideceğiz komutanım. Görev sonrası izni bu şekilde kullanmak istedik, müsaade ederseniz.'' Onat başını salladı.

''Pazartesi karargaha bildirin tarihleri. Sorun yok.'' her ne kadar kucağında çocuğu varken baba olsa da, söz konusu askerleri olduğunda Onat disiplin sahibi bir komutandı. Yemekler bitmişti. İsteyenler kahvesini içmeye devam ediyordu. Biz ayağa kalktığımızda Aybige yerinde duramıyordu. At binme alanına gideceğimizi duyduğu andan beri içindeki sabırsızlık, bedenine sığmıyordu. Onat'la birlikte el ele yürümeye başladık. Yanımızda Sinem ve Alperen vardı. Diğerleri masada oturmayı tercih etmişti. Hepimiz yan yana yürüyorduk ama Aybige çoktan önümüze geçmişti. Koşuyor, saçları rüzgârda savruluyor, kahkahası açık alanda yankılanıyordu. Alperen gözlerini Aybige'den ayırmadan bize döndü ve:

"Çok güzel bir kız çocuğu," dedi duru bir sesle. İç çektim.

"Evet, çok şanslıyız ona sahip olduğumuz için." Sinem başını çevirip bize baktığında:

"O da çok şanslı sizin gibi anne ve babaya sahip olduğu için," dedi. Tam o sırada Aybige birden durdu. Geri dönüp bize baktığında gözleri parlıyordu.

"Bakın! Benim boyuma göre at varmış!" dedi heyecanla. Hep birlikte gülmüştük. Aybige'nin yanına görevli bir kadın geldi. Yüzünde yumuşak bir bir ifadeyle dizlerini hafifçe büküp Aybige'nin seviyesine indi.

"O bir midilli güzellik. Sen ve senin gibi çocukların binmesi için uygun. Binmek ister misin?" dedi. Aybige önce bana baktı, sonra Onat'a. Bize danışıyordu ama ne kadar istediğini de gözlerinden anlayabiliyorduk. Onat'la aynı anda başımızı salladık. Kadın yavaşça Aybige'yi kucağına alıp midillinin üzerine yerleştirdi. Ayaklarını dikkatle ayarladı ve dizginleri tuttu. Midilli yürümeye başladığında Aybige'nin kahkahası havayı doldurdu. Sesinde korku yok, saf bir sevinç vardı. Onat'la yan yana durup onu izlerken yüzümüzdeki gülümsemenin farkındaydık. Onat bir süre sustu ve sonra:

"Bundan birkaç sene önce seni bir daha bulamayacağımın düşüncesi beni mahvediyordu." başımı ona çevirdiğimde göz göze geldik. Anlatmaya devam etti.

"Ama bak şimdi buradasın. Üstelik dünyalar güzeli bir kız çocuğuna sahibiz." kalbim sıkıştı. Onat'ın yüzünü avuçlarımın içine aldım. Sakalının sertliği, teninin sıcaklığı hepsine oldukça aşinaydım.

"Eğer sen olmasaydın, ben bu işten bu kadar güçlü çıkamazdım. Varlığım, yaşama sebebim, canım kocam." dedim. Ona kocam demem çok hoşuna gittiği için, bunu söylediğim her zaman gülüyordu. Eğilip alnıma bir öpücük kondurdu.

"Dünyalar güzeli karım benim," dedi. Tam o anda Aybige bir kahkaha daha attı. Ses bizi kendimize getirdi. Bakışlarımız birbirinden kopup ona döndüğünde midillinin üzerinde, kahkahalar içinde gülüyordu.

"Babacığım! Sen de gel!" diye seslendi. Onat hiç tereddüt etmeden ona doğru ilerledi. Ben olduğum yerde kaldım. Onları izlerken iç çekmeme engel olmamıştım. Tam o sırada yanımda bir gölge hissettim. Gelen kişi Sinem'di.

"Bu akşam Aybige sende," dedim sakin bir sesle. Kaşlarını kaldırdığında bana döndü.

"Ne oldu?" yüzündeki ifadeyi görünce gülümsedim. Ne olduğunu tabi ki anlamıştı.

"Yani, teyze-yeğen günü yapın diyorum." dedim. Sinem bana iyice yaklaştığında sesini alçalttı.

"Sen şuna kocamla beş yüzüncü kez balayı yapmak istiyorum desene." gözlerimi devirdim. Omzuna hafifçe vurdum.

"Salak! Ne anladıysan o işte." gülümsedi.

"Deyzeler bugünler için var hayatım, merak etme." buna Aybige kadar onun da hevesli olduğunu bildiğim için teklif ediyordum. Beraber vakit geçirmeyi seviyorlardı.

Onat Aybige'yi izlerken gülüyor, Aybige midillinin üzerinde ona bir şeyler anlatıyor, o da ciddiyetle başını sallıyordu. Sanki dünyanın en önemli meselesini konuşuyorlardı. Aybige midilliden indiğinde ayakları yere değdi ama yüzündeki gülümseme sabitti. Yanakları kızarmış, saçları dağılmıştı. Onat ona doğru eğilip bir şeyler söylediğinde Aybige başını salladı. Sonra Onat bana döndü.

"Biz de binelim mi sevgilim?" dedi. Uzun zaman olmuştu ata binmeyeli. Açıkçası içimdeki heyecana engel olamamıştım. Başımı salladığımda Sinem, Aybige'yi kucağına aldı.

"Siz anne-baba etkinliği yapın, biz de Aykızla parka gidelim." dedi gülerek.

"Eveeet!" diye bağırdı Aybige, kollarını açarak. Onlar parka doğru ilerlerken Aybige'nin kahkahaları çiftliğin her yerindeydi. Onat yetkili kadına döndü.

"Yetişkinler için at binme alanı nerede?" diye sorduğunda kadın eliyle arka tarafı işaret etti.

"Arka tarafta beyefendi." dediğinde kadına teşekkür ettim. Onat'la el ele tutuşup gösterdiği yöne doğru yürümeye başlamıştık. Toprak yol ayakkabılarımızın altında eziliyordu. Onat bana döndü.

"En son ne zaman bindin ata?" diye sordu. Omuz silktim, hatırlamıyordum.

"Çok uzun zaman oldu, hatırlamıyorum." dedi. Gülümsedi.

"Beraber mi binelim? Ayrı ayrı mı?" başımı kaldırıp ona baktım. Bakışlarımdaki cilveyi görmemesi imkansızdı.

"Beraber," dediğimde güldü. Atların yanına yaklaştık. Ahırdan gelen koku burnuma hücum etti. Gözüm hemen beyaz bir ata takıldı. Çok güzeldi.

"Bu çok güzel," dedim görevliye dönerek. Kadın başını salladı.

"Evet ama o güzellik sakat. O yüzden şu an dinleniyor. Sizi şöyle alayım." dediğinde başka bir ata yönlendirdi bizi. Bu atın yeleleri siyahtı. Görevli hızlıca hazırlık yaptıktan sonra bize döndü.

"Yardıma ihtiyacınız var mı?" diye sordu. Onat başını yok dercesine sallamıştı.

"Yok, teşekkürler." kadın uzaklaştığında, etraf sessizdi. Sadece ata binen biz vardık. Atın nefes alışını duyabiliyordum. Onat elimi tuttuğunda avucu sıcaktı.

"Önden güzellikler," dedi. Gülümsedim. Elinden destek alarak ata bindiğimde derin bir nefes aldım. Yükseklik, kalbimi hızlandırdı ama korkutmadı. Onat arkamdan bindi. Ağırlığını hissettiğim an, sırtım gevşemişti. Bir kolu belime dolandı. Ensemde sıcak bir nefes hissettim, ardından bir öpücük kondurdu.

"Hazır mısın bebeğim?" dedi. Başımı hızlıca salladım.

"Hazırım." at hareket ettiğinde ilk hissettiğim şey özgürlüktü. Rüzgâr yüzüme çarpıyor, saçlarım savruluyordu. Ayaklarım yerden kesilmişti ama düşmüyordum. Çünkü Onat arkamdaydı. O varken, dengem kaybolmazdı. Her adımda içimdeki ağırlık hafifledi. Sanki yıllardır omuzlarımda taşıdığım sorumluluklar, atın hareketiyle geride kalıyordu. Doğanın ortasında, silahsız, rütbesiz, plansız sevdiğim adamla beraber nefes alıyordum. Onat'ın göğsü sırtıma değiyor, kalp atışlarını hissedebiliyordum. Onu duymak bana güven veriyordu. At ilerledikçe manzara netleşti. Hakkari dağları boylu boyunca önümüzdeydi. Onat'ın kollarında, bu siyah atın üzerinde, rüzgârla birlikte hareket ediyordum.

"İyi misin?" dedi Onat kulağıma.

"Çok. Uzun zamandır bu kadar iyi hissetmemiştim." dedim. Biraz daha hızlandığımızda kahkahama engel olamamıştım. Yüzüme çarpan rüzgar, Onat'ın kalp atışları özgürlüğümü, yaşadığımı hissettiriyordu. Belimi biraz daha sıkı sardığında at biraz yavaşladı.

"Böyle anlar insana yaşadığını hatırlatıyor." dedi. Başımı geriye yasladığımda şakağıma değen sakalını hissettim.

"Ben de tam bunu düşünüyordum," dedim.

Bütün gün Aybige'nin kahkahalarıyla, çiftlikteki başka hayvanları ziyaretimizle, yer yer Aybige'nin Onat'ı başka çocuklardan kıskanmasıyla geçmişti. Uzun zaman sonra timle beraber nefes almak çok iyi gelmişti.

🫧

Arabada ilerlerken camdan dışarı baktım, Hakkâri'nin dağları yavaş yavaş geride kalırken hava değişiyor, gökyüzü başka bir maviye dönüyordu. Onat direksiyonu tek eliyle tutuyor, diğer eli vitesin üzerinde duruyordu. Arada bakışlarıyla bana bakmayı ihmal etmiyordu. Ona döndüm ve merakımı daha fazla bastıramadan:

"Nereye gidiyoruz?" dedim. Gözlerini yoldan ayırmadan gülümsedi.

"İlk zamanlarda gittiğimiz bir bungalov vardı, hatırlıyor musun?" dediğinde zihnim o güne gitti. Yüzümde kocaman bir gülümseme belirdi. İçimde çocuksu bir heyecan baş gösterdi.

"Evet," dedim hevesle.

"Oraya gidelim dedim. Uzun zamandır baş başa bir şeyler yapamıyoruz." haklıydı. Hayat, bizi sürekli bir yerlere yetiştirmişti. Sorumluluklar, görevler, Aybige'nin dünyası hepsi çok kıymetliydi ama bazen insanın, sadece eş olabildiği bir ana da ihtiyacı vardı. O bungalovu düşündüm. Aramızdaki ilk yakınlaşma o bungalovda olmuştu.

"Orası bize çok iyi gelmişti. Havuzu da var, çok güzeldi.'' bir an duraksadım, sonra aklıma gelen düşünceyi tutamadım:

"Keşke bikini alsaydım." Onat bana yandan baktığında yüzündeki muzip gülümsemeyi saklamadı. Elimi aldı ve avucunun içine yerleştirdi. Başını eğip elime bir öpücük kondurdu.

"Çoktan hallettim. Siz çiftlikteyken gidip aldım." dedi. Şaşkınlıkla ona döndüğümde gülümsemem daha da büyüdü.

"Sen harikasın kocam," dedim. Bu kelimeyi duyduğu an, direksiyonun başında derin bir iç çekti.

''Bu gece benden kaçabileceğin bir yer yok. Kocam demeye devam et." dedi sakin ama tehlikeli bir sesle. Cilveli bir gülümsemeyle ona baktım.

"Kaçmak isteyen kim?" dedim. Araba virajı döndüğünde yol daraldı, ağaçlar sıklaştı. Telefon çekmiyordu ama umurumda değildi. Aybige'nin güvende olduğunu biliyordum. Bir süre sonra ahşap bir kapıdan içeri girdik. Yol, çakıl taşlarıyla kaplıydı. Araba yavaşlayınca ağaçların arasından bir yapı belirdi. İki katlı, tamamen camdan yapılmış bir bungalovdu. Gün ışığı camlardan içeri süzülüyordu. Yapı doğayla yarışmıyor; ona uyum sağlıyordu. Sıcak bir evi andırıyordu. Bahçesinde çok büyük olmayan bir havuz vardı. Sudan hafif buhar çıkıyordu. Araba durduğunda heyecanım kendini tekrardan hatırlattı. Kapıyı açıp indiğim an, temiz hava ciğerlerimi doldurmuştu. Onat yanıma geldiğinde elimi tuttu.

"Hoş geldin," dedi sanki ilk kez geliyormuşuz gibi. Camdan yapılmış kapıyı açtığımızda içerisi beni ilk kez görmüş,m gibi büyüledi. Ahşap detaylar içeriye oldukça sıcaklık katıyordu. Yukarıya çıkan ince bir merdiven vardı. Üst katta ki yatak odasının da her yeri camdı. Perdeler açık bırakılmıştı. Doğa, sanki odanın içindeydi. Çantamı bir kenara bıraktığımda camdan havuza baktım.

"Çok huzurlu hissediyorum," dedim fısıltıyla. Onat arkamdan geldi. Kollarını belime doladığında çenesini omzuma yasladı.

"Bu huzurunu iki katına çıkarmak için banyoya bıraktığım bikinileri giy ve gel. Sıcak suyun içinde gevşeyelim.'' kalbim o kadar hızlı atmaya başladı ki beni duyacağından dolayı endişelendim. Banyoya doğru ilerlemeye başladığımda o da peşimden gelmişti. Bikiniler banyodaki tezgahın üstünde duruyordu. Siyahtı. Onat bana her zaman siyahın çok yakıştığını söylüyordu.

''Yine siyah hı? Tam bedenimi bulmayı nasıl başarıyorsun acaba?'' bana doğru bir adım attı ve birden iki eliyle belimden tutup beni kendisine çekti.

''Vücudunun her yerini ezberlemişken, bedeninin bilmemek ayıp olurdu.'' parmak uçlarıma çıktığımda dudağına narin bir öpücük bıraktım.

''Giyinip geleyim, sen de havuzu kontrol et sevgilim.'' başını salladı ve dışarı çıktı. Hızlıca bikiniyi üstüme geçirdiğimde biraz kilo aldığımın farkındaydım. Aybige son zamanlar da benim de iştahımı açmıştı. Bikiniyi giydikten sonra üstüme bir şey giyme gereksinimi duymadan aşağı indim. Bu bungalovun ne kadar izole ve güvenli olduğunu biliyordum.

Aşağı indiğimde Onat'ı havuzun başında suyun sıcaklığını kontrol ederken buldum. O da üstünü çıkarmış, altında şortla duruyordu. Sırtı arkadan o kadar geniş duruyordu ki, vücuduna dair en sevdiğim şeylerden birinin sırtı olduğunu tekrardan hatırladım. Yavaş adımlarla ona ilerlediğimde geldiğimi duymama ihtimali yoktu. Ne yapacağımı merak ettiği için arkasını dönmüyordu. Usulca yanına yaklaştığımda, aramızda milimlik mesafe kalınca parmak uçlarımda yükselip ensesine bir öpücük kondurdum. Derin bir nefes aldı. Ellerim omuzlarını bulduğunda yavaşça masaj yapmaya başladım.

''Kaskatı olmuşlar yine. Uzun zaman oldu, şöyle güzel bir masaj yapayım mı sana?'' dediğimde sesim fısıltıdan ibaret çıkmıştı. Anın verdiği enerji, içimde durmak bilmeyen istek buna sebep olmuştu. Onat nefes aldığında omuzları havalandı.

''İsterim.'' birkaç saniye daha omuzlarını sıktıktan sonra eline uzandım ve onu kendime çevirdim. Bana döndüğünde bakışlarımız birleşti. Ellerimi boynuna doladığımda refleksle bana doğru eğilmişti. Böyle zamanlarda parmak uçlarımda durmama gerek kalmıyor, o işi zorlaştırmamak için bana doğru eğiliyordu. Burunlarımızı birbirine sürtüp:

''Ya da siktir et masajı. Masajı evde de yaparız. Bu gece daha ahlaksız şeyler yapacağız.'' demesiyle beni kucağına alıp havuza atlaması bir oldu. O kadar aniydi ki suyun içine girdiğimizde nefes alamadığım için birden ciğerlerim patlayacak sandım. Ama Onat suyun içinde çok durmamış, hemen bizi yüzeye çıkartmıştı.

''İnsan bir haber verir!'' diye sitem etmeden geri durmamıştım. Tamam, bu tarz eğitimlerden fazlasıyla geçmiştik ama insan ani bir harekete şaşırmadan edemiyordu. Bacaklarım beline dolandığında, suyun içinde kucağındaydım. Kollarım ise boynuna dolanmış vaziyetteydi. Kendini birden bana bastırınca, bikinimin ince kumaşının altından sertliğini hissettim.

''Bu nasıl oluyor Birce?'' anlamadım. Kaşlarım sorgularcasına kalktığında merak sesime de yansıdı:

''Ne nasıl oluyor?'' Onat bu sefer beni o kadar sıkı sardı ki, vücudunun her bir zerresini hissettim.

''En ufak temasınla hazır bir hale geliyorum. Beni nasıl bu kadar etkileyebiliyorsun?'' yüzüme yerleştirdiğim gülümsemeyle ona doğru eğildim. Dudaklarımızın arasında milimler vardı:

''Sen beni nasıl bu kadar çok etkiliyorsan, ben de öyle kocam.'' dememle dudaklarıma saldırması bir oldu. İstediğimi almış bir şekilde gülümsedim. Sanki onu kendime daha fazla yakınlaştırabilecekmiş gibi ensesinden tuttuğumda inlemesine engel olamamıştı. Tam geri çekileceği sırada alt dudağını dişlerimin arasına aldım ve çektim. Bu hareket çok hoşuna gidiyordu.

''Siktir Birce! Doyamıyorum, sana ne yapsam doyamıyorum!'' bir yandan boynumu öpüyor, öpücükleri git gide aşağı iniyordu. Birden göğüslerimden birini avucunun içine aldığında, dudağımı dişleyerek inledim.

''Onat!'' inlemem hoşuna gittiği için bana muzip bir şekilde gülümsedi. Bakışlarını benden çekmeden göğüs uçlarımdan birini ağzına aldı ve bu bardağı taşıran son damla oldu. Ensesindeki elim birden kafasına çıktı ve onu göğsüme daha çok yaslayıp, alt vücudumu da sertliğine bastırdım. Göğüslerimin hassas olduğunu biliyor ve bana eziyet etmeyi seviyordu. Önce birini öptü, emdi, yaladı, okşadı. Sonra aynı işlemi diğerine de yaptı. Bu sırada nefes nefese onu izliyor, yaptığı her bir hareketle ne kadar ıslandığımı hissediyordum. Birden kalçalarımdan tutup beni havuzun mermerine oturttu ve kendisini yukarı çıkardı.

''Bebeğim, saatlerce yüzebiliriz ama inan şu an içinde olmaya ihtiyacım var.'' deyip elini uzattığında kıkırdayarak elini tuttum. Onu yatakta, içimde daha çok hissedebileceğim şekilde istiyordum. Bungalovun cam kapısından girdiğimiz gibi beni tekrar kucakladı ve tüketmek istercesine öpmeye başladı. Bir yandan yukarıdaki yatak odasına çıkmayı da ihmal etmiyordu. Kendimi geri çekip:

''Bu kadar özledin mi beni? Daha üç gün önce seviştik.'' dudağıma güçlü bir öpücük kondurup beni usulca yatağa bıraktı.

''İnlemelerini, sesini sesli bir şekilde duymaya hasret kaldım. Ayrıca istiyorsak on dakika önce sevişelim, ben seni yine özlerim.'' tamam, daha fazla konuşmaya gerek yoktu. Onu kolundan tutup yatağa çektiğimde tekrardan öpüşmeye başladık. Artık onu içimde istiyordum. Elim şortuna gittiğinde ne yaptığımı anladığı için bana yardımcı oldu ve şortu çıkardık. Ama dudaklarımız asla birbirinden ayrılmıyordu. Baksırını da altında görünce, isteği olmayan bir çocuk gibi homurdanmadan edemedim.

''Şunu da çıkar ve içime gir artık.'' Onat'ın gözlerinin karardığını gördüm. O kadar hızlı bir şekilde baksırını çıkardı ki, karşımda çırılçıplaktı. Birden iki eli kalçamın altına girdi ve beni kaldırdı. Ellerinden biri, bikini altıma bir kanca gibi takıldı ve çıkardı. Bakışları ordaydı. Her gördüğünde, beğeniyle süzmesi beni çok etkiliyordu. Bakışları gözlerimi bulduğunda:

''İçine girmemi mi istiyorsun?'' ses tonu o kadar sert ve tahrik edici çıkmıştı ki konuşamadım. Başımı salladım. Birden kalçalarımın altından tutup beni kendine doğru çekti ve kadınlığıma gömülmeden önce:

''Uslu bir kadın ol ve seni yalarken çığlıklarını duymama izin ver.'' birden dilini hissetmek, karnımı içime çekmeme sebep oldu. Bu çok başka bir şeydi ve Onat bu işte o kadar iyiydi ki. Dili klitorisimi bulduğunda önce emdi, sonra her yerini diliyle tarumar etti. O esnada çığlıklarımı, inlemelerimi tutamıyordum.

''Onat! Evet, o kadar iyisin ki! Ah, orası! Evet, evet.'' vücudum yavaştan titremeye başlayınca çok yakın olduğumu hissettim.

''Geleceğim, lütfen durma!'' bu onu daha da hızlandırdı. Bakışlarım aşağıya kayınca, bana bakan gözlerini görmek boşalmamı hızlandırdı. Bacaklarım titrerken, Onat dilini ordan çekmemiş aksine yavaş yavaş masaj yapar gibi yalıyordu. Derin bir nefes aldım ve:

''Sıra bende sevgilim.'' dediğimde birden Onat'ın ağzı oradan çekildi ve sırtı yatakla buluştu. Kucağındaydım. İkimiz de birbirimize temas ediyordu.

''Bu eziyeti bitireceğim ve seni içime alacağım.'' dediğimde yüzünde muzip bir gülümseme belirdi.

''Üstüme bin ve bize bu zevki yaşat güzelim.'' sertliğini elime aldığımda kendimi üzerine hizaladım. Yavaş yavaş içine girerken ikimiz de inlememize engel olamamıştık.

''Siktir! Çok iyi! Daha tam anlamıyla içinde sayılmam ama bu ile çok iyi hissettiriyor Birce.'' dediğinde üstünde zıplamaya başlamıştı. Şimdi tam anlamıyla içimdeydi.

''Onat! Ah!'' elleri göğüslerimi bulduğunda, onları yoğuruyor ben ise kucağında zıplamaya devam ediyordum.

''Evet güzelim. Aynen böyle! Hadi, her şeyinle al beni!'' o kadar derinden inledi ki boşalacağım sandım. Elleri göğüslerimden ayrılıp belimden tuttuğunda onun desteğiyle biraz daha hızlandım. Yaklaşıyorduk, hissediyordum. Birden durduğunda bakışlarım ona kaydı. Aniden içimden çıktı ve beni yatağa yatırdı. Arkam dönüktü. Bu pozisyonda içime girmeyi çok sevdiğini biliyordum. Ne olduğunu idrak edemeden sertliğini içimde hissedince zevkle karışık çığlık attım. Arkamdaydı, arkamda oluşu beni daha çok tahrik ediyordu.

''Seviyorsun değil mi arkanda dikilmemi? Söylesene bebeğim?'' inkar etmedim. Başımı geriye atarak inlediğimde.

''Evet! Kahretsin, çok hoşuma gidiyor.'' birden çenemden beni tuttu ve kafamı ona dönmeye zorladı. Beni öptüğünde geri çekildi ama ağzı ağzımdan ayrılmadı. Hareketleri hızlandığında yaklaştığını hissettim. Benim de içimde bir alev topu belirdi, Onat ritmi hızlandırdı ve o alev topu vücudumun her yerine yayıldı. Onat'ın da sıcaklığının içime aktığını hissettim. Yavaşladığında birden gülmeye başladık.

''Çok iyiydi.'' dediğimde dudağıma bir öpücük kondurdu ve usulca içimden çıktı.

''Her geçen gün diğerinden daha güzel oluyor. İnanamıyorum bize.'' başımı salladım. Gerçekten öyleydi.

''Yoruldun mu?'' bunun davetkar bir soru olduğunun farkındaydım.

''O kadar antrenmanı boşuna mı yapıyoruz komutanım? Yorulur muyum sence?'' dediğimde gecenin başka bir sahnesini başlattığımın farkındaydım.

O gece, birbirimizi tüketene kadar tenimize doymuştuk. Uzun zaman sonra Onat'la baş başa bir gece geçirmek ruhumu dinlendirmiş, ikimize de çok iyi gelmişti. Ama her ne olursa olsun ikimizin de aklının evde bizi bekleyen kızımız Aybige'de olduğunu biliyordum.

Onat yanımda uyurken nefesinin ritmini dinlemiştim. Bu adamla birlikte, eksik sandığım her yerim tamamlanmıştı. Bir zamanlar sadece hayatta kalmaya çalışan bir kadındım. Şimdi ise yaşamak için sebeplerim vardı. Kocam, yuvam ve bana "anne" diyen bir kıza sahiptim. Benim için hayat birbirini bulan iki kalp ve onları bekleyen küçük bir hayattan ibaretti.

                                                                             🫧

 

Bölüm : 02.01.2026 17:41 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...