
Annem...Kalbim annemin özlemiyle cayır cayır yanıyordu.
Freida McFadden
“Ahmet, koşma Ahmet! Oğlum, arkadaşına çelme takma!”
Nöbetçi olacağım günü tam da bugüne denk getirmiştim. Hava soğuktu, Nihayet zil çaldı. Çocuklar bir anda okula doğru yöneldi
"Merdivenlerden koşmayın! Halıyı kullanın, kaygan orası!" diye seslendim.
Çocukların sınıflarına dağıldı. .Öğretmen zili çalmamıştı. Hızlıca bilgisayarın başına oturdum. Bugün çocuklarla “şeker kavanozu” etkinliği yapacaktım . Daha önceden hazırlanan renkli şeker görsellerini düzenledim, kavanoz görsellerini çıkardım.
Bir yandan da küçük termosuma çay doldurdum.
bardakta hemen soğuyordu.
Tam o sırada Gülnur hoca içeri girdi.
"Arkadaşlar aylık rehberlik raporları eksik. Elvin hoca nerede?" diye sordu.
Berke hoca cevap verdi:
“Bugün dersi yok hocam.Kim bilir ne yapıyordur dedi ima ile
Bu adamdan nefret ediyordum sürekli imaları iğrençti nefes alan her kadına da yürümesi ayır komikti onu övmeyen her kadına düşmandı
Gülnur hoca sinirle başını salladı o da hoşlanmamıştı imasından idare ediyordu sadece bu gevşek adamı . Elvin hocanın evrakları genelde eksikti ama onu asıl kızdıran bu rahat tavırlarıydı.
Sonra gözü bana döndü. Bir süre öylece baktı. Umursamadım. Geçen hafta tüm belgeleri eksiksiz teslim etmiştim.
İçimden, “Bu kadın neden bana böyle bakıyor ?” diye düşündüm
--Hocam bir şey mi diyecektiniz bana
“Hayır,” dedi kısa bir şekilde.
Ama bakışları üzerimdeydi.
Tam o anda öğretmenler odasının kapısını çaldı
“Gel,” dedi Gülnur hoca.
Kapı aralandı, Mihri bana baktı
Hemen dışarı çıktım.
“Meleğim, derste olman lazım. Buraya gelmen gerekiyordu…”
“Kardelen…” dedi.
“Kardelen öğretmenim diyecektin , Mihri?” Gülümseyerek dedim.
“Öğretmenim…” dedi utangaç bir sesle.
“Söyle canım.”
"Öğretmenler Günü için Neşe öğretmenimiz herkes bir şey hazırlayacaktı... Herkes kek, kurabiye getirmiş. Öğleden sonra kutlanacak. Sürpriz olduğu için sınıf grubuna kimse yazmadı. Ben unuttum, sana söylemedim..."
Bir an durdum.
“Meleğim, deseydin ya…
Gözleri doldu.
“Özür dilerim…”
Eğilip ona sarıldım.
“Canım, sakin ol. Ben halledeceğim. Öğleden sonra değil mi? Öğle arasında gidip pasta alırım. Olur mu meleğim?”
“Gerçekten mi?” dedi umutla.
“Tabii. Benim güzelim üzülürse ben de üzülürüm. Sen şimdi sakin ol. Arkadaşlarına da söyle, öğleden sonra pasta gelecek, tamam mı?”
Mihri sevinçle yüzüme baktı.
“Şey… seni öpebilir miyim?”
“İzin almana gerek yok.”
Yanaklarıma küçük bir öpücük kondurdu. Ben de onu öptüm.
“Hadi bakalım, öğretmenler zili çalacak. Çabuk sınıfa!”
Mihri koşarak sınıfa gitti.
O sırada Gülnur hoca bizi izliyordu. Sessizce dönüp odasına gitti.
“Deli mi neydi bu kadın…” diye geçirdim içimden. En son bana “basit kadın” dediğinden beri onunla konuşmuyordum.
Termosumu ve çıktılarımı alıp hızlıca sınıfa yöneldim.
Kapıyı açtığım anda bir ağızdan bağırdılar:
“Öğretmenler Gününüz kutlu olsun!”
tüm çocuklar bana sarılmıştı şaşkınlıkla hepsine sarıldım
Bir an durakladım. Sınıf süslenmişti. Velilerin çoğu gelmişti zaten; toplamda on beş öğrencim vardı.
“Çocuklar… çok sağ olun…” diyebildim sadece.
Bazı velilerin o anı videoya aldığını gördüm. Sınıfın ortasına çekilen masanın üzerindeki kocaman pastaya baktım. Her şey özenle hazırlanmıştı. Masaya doğru ilerledim. öğrenciler sırayla hediyeleri uzatmaya başladı.
İlk olarak . Örülmüş atkılar, çoraplar… patikleri elime alınca bir an durdum. Ne kadar uğraşılmıştı, belli oluyordu.
. Kalem setleri, küçük kutular içerisinde şekerler olan … Her biri ayrı ayrı düşünülmüştü.
“Canım öğretmenim” yazan kupa… Onu elime aldığımda istemeden gülümsedim.
“Çocuklar… çok teşekkür ederim. Gerçekten hiç beklemiyordum.”
Velilere doğru döndüm.
“İyi ki geldiniz, çok mutlu ettiniz beni.”
Sonra hemen toparlandım.
“Hadi bakalım, bu güzel pastayı keselim .
Birkaç veliyle birlikte masanın yanına geçtik. Plastik tabakları, çatalları çıkardık. Pastayı dikkatlice dilimlemeye başladım.
“Biraz küçük keselim, herkese yetsin,” dedim gülümseyerek.
Velilerden biri,
“Hocam, siz oturun biz hallederiz,” dedi.
Başımı salladım.
“Yok, birlikte yapalım.
Çocuklar heyecanla sıraya girmişti. Kimisi zıplıyor, kimisi arkadaşına yer tutuyordu.
Elimdeki tabağa bir dilim pasta koydum.
“Al bakalım,” dedim Ela’ya.
Ela, önde duran iki dişiyle kocaman gülümsedi, tabağını iki eliyle tutup yerine geçti.
Ardından diğer çocuklara yöneldim.
“İrem, sıra sende… dikkat et dökme,” dedim.
Eylül heyecanla öne atıldı, “Bana da öğretmenim!” diye seslendi. Gülümseyerek ona da uzattım.
Eymen sabırsızca yerinde zıplıyordu.
“Tamam, sana da geliyor,” dedim.
Hasan tabağını uzatırken gözlerimin içine baktı, teşekkür etti. Çınar ise pastaya odaklanmıştı, tabağını alır almaz arkadaşlarının yanına koştu.
Veliler de yardımcı olmaya başladı. Bir yandan tabak uzattılar, bir yandan çocukları sıraya dizdiler. Kısa sürede herkesin eline bir tabak geçti.
Ben de velilerle birlikte tabak dağıtmaya devam ediyordum.
“Hocam, size de ayıralım,” dedi bir veli.
Gülümsedim.
“Birazdan alırım, önce çocuklar yesin.”
Güzel bir Öğretmenler Günü geçiriyordum. Öğlen arasında hızlıca dışarı çıkıp Mihri için pasta almıştım. Yine de içim tam rahat etmemişti; yol üstünde ev böreği yapan bir yerden bir tepsi börek de almıştım.
Okula döndüğümde doğruca Mihri’nin sınıfına gittim. Kapıyı açtığım an içeride bir telaş vardı. Çocuklar koşturuyor, veliler masaları düzenliyordu. Herkes öğretmenleri için bir şeyler hazırlıyordu.
Mihri’yi hemen fark ettim. Sınıfın bir köşesinde, sessizce oturmuştu. Gözleri arkadaşlarının üzerindeydi ama kendisi o kalabalığın dışında kalmış gibiydi.
“Elinize sağlık, kolay gelsin,” dedim içeri girerken. Börek ve pasta kutularını masaya bıraktım.
Velilerden biri gülümseyerek yaklaştı.
“Ay hocam, gerek yoktu,” dedi.
“Olur mu, çocuklar için,” dedim.
Arka tarafta iki veli kendi arasında fısıldaşıyordu. İstemeden kulak misafiri oldum.
“Bu Elvin hoca var ya…” dedi biri.
“Ne olmuş yine?” diye sordu diğeri.
-“Bir veliyle ....anla işte kız ”
“Elinize sağlık, kolay gelsin,” diyerek sesimi biraz yükselttim, konuşmalarını böldüm. Göz göze gelince sustular.
Bir başkası söze girdi, konuyu değiştirmeye çalışarak:
“Hocam sizin sınıf da maşallah ilk o şube okumaya geçti
- Sağ olun dedim onlara dik dik bakarak
Gülümsedim ama aklım Mihri’deydi.
Onun yanına yürüdüm.
“Meleğim, sen neden yardım etmiyorsun?” dedim.
Mihri başını çevirdi.
“İstemiyorum,” dedi.
Omuzlarını silkti.
Elimde birkaç balon alarak , yanına döndüm.
“Hadi bakalım, biz de balon üfleyelim.”
“İstemiyorum,” dedi sessizce.
O sırada sınıfa koşarak yeşil gözlü, kumral saçlı bir çocuk girdi. Nefes nefese kalmıştı, belli ki acele etmişti. Elinde renkli su maymuncukları vardı, avucunda parlıyorlardı.
Doğruca yanımıza geldi. Mihri ürkek gözlerle ona baktı. Çocuk beni fark edince bir an duraksadı, biraz çekindi.
“Gel bakalım,” dedim
Yavaş adımlarla yaklaştı.
“İsmin ne senin?”
“Ilgaz,” dedi gür bir sesle.
“Sen kaçıncı sınıfsın?” diye sordum.
Parmağıyla koridoru işaret etti. “Dördüncü sınıf.”
“Peki burada ne işin var?” dedim gülümseyerek.
“Kız kardeşim burada,” dedi ve Mihri’nin sırasını gösterdi.
“İsmi ne?”
“Gülru.”
O sırada Mihri’nin bakışları Ilgaz’ın elindekilere takılmıştı. Renkli maymuncuklar ışıkta parlıyordu
Ilgaz bir an durdu, sonra Mihri’ye baktı.
“Şey… sana getirdim bunları,” dedi utangaçça.
Mihri şaşkınlıkla yüzüne baktı. Ne diyeceğini bilemedi.
Tam o anda sarı saçlı, yeşil gözlü bir kız koşa koşa yanımıza geldi.
“Abi! Maymuncukları getirdin mi?” dedi sevinçle.
“Getirdim,” dedi Ilgaz, hafifçe gülerek.
Gülru hemen Mihri’ye döndü.
“Bak, abim getirdi!” dedi heyecanla.
Mihri sessizdi. Sadece bakıyordu.
Ayağa kalktım. Mihri’nin gözleri hâlâ Ilgaz’ın avucundaydı. içinden yaşıyordu her şeyi.
“Bana verir misin bir tane?” dedi sonunda, çok kısık bir sesle.
Ilgaz hiç düşünmeden bir tane uzattı.
Mihri eline alınca yüzü değişti. Küçük bir gülümseme yayıldı yüzüne.
“Çok güzel…” dedi hayranlıkla.
“Evet, çok güzel. Bizde iki kavanoz var,” dedi Gülru gururla.
Mihri tekrar Ilgaz’a baktı.
“Benim olsun mu?” diye sordu.
Ilgaz başını salladı.
“Olur… ama yarın geri getir. Sadece bugünlük veriyorum,” dedi ciddi bir ifadeyle.
Mihri hemen başını salladı. Maymuncuğu avucunda sıkıca tutup oynamaya başladı. Yüzünde uzun zamandır görmediğim bir mutluluk vardı.
Tam o sırada Ilgaz bana döndü. Gözlerini kısarak dikkatlice baktı.
“ kardelen öğretmenin sen… annesi misin?” diye sordu.
Mihri “anne” lafını duyunca bir an durdu.
Ilgaz ikimize baktı, merakla kaşlarını çattı.
“Neden senin saçların siyah… ama Mihriban’ın saçları sarı, güneş gibi? Boya mı?” dedi.
Mihri’nin gözleri doldu, elindeki maymuncuğu yavaşça bıraktı.
Hiç beklemeden elini tuttum, parmaklarını sıkıca kavradım.
Ilgaz şaşkınca bize baktı.
“Neden ağlıyorsun ki?” dedi.
Cevap vermedim. Eğildim.
“Hadi meleğim, gel… elini yüzünü yıkayalım,” dedim.
Mihri’yi alıp sınıftan çıktım. Arkamızda Ilgaz ve Gülru’yu öylece kalakalmış bıraktık.
Lavaboya geldiğimizde yüzünü yıkadım. Ama gözyaşları durmuyordu.
“Kardelen… eve gidelim, ne olur,” dedi titrek bir sesle.
Başımı iki yana salladım.
“Olmaz meleğim. Bak, arkadaşların var senin,” dedim.
“Kim?” dedi hemen.
“Gülru ve Ilgaz.”
“Hayır!” dedi hızlıca. “Onlar benim arkadaşım değiller.”
Bir an durdum.
“Ama sana Ilgaz maymuncuk verdi. Sen ağlayınca o da üzüldü,” dedim
Mihri gözlerini kocaman açtı.
“Öyle mi?”
“Tabii,” dedim.
Sonra biraz daha yaklaştım ona.
-sınıfta herkesin annesi var dedi hüzünle
“Senin de annen var. Sadece yanında değil.”
Mihri başını eğdi.
“Ben… yalan söyledim,” dedi.
Kaşlarımı çattım.
“Nasıl bir yalan?”
“Annem bugün gelecek dedim…”
İçim sızladı ama sesimi sakin tuttum.
“Meleğim… böyle olmaz,” dedim.
Gözlerime baktı, çaresizdi.
“Kimse görmeden okuldan gitsek… ne olur?”
Bu kez daha net konuştum.
“Hayır, küçük hanım.”
“Ama…”
“Bak, annen yanında olmayabilir ama halan var. Hem de öğretmen, hem de hemen yan sınıfta. Ağlayacak bir şey yok sen güçlü bir kızsın
Gözlerini sildi.
Elini biraz daha sıkı tuttum.
“Hadi bakalım… şimdi sınıfa dönüyoruz.”
Başını salladı. El ele tutuşup tuvaletten çıktık.
Kapının önünde Ilgaz ve Gülru bekliyordu. Bizi görür görmez yanımıza geldiler.
Mihri biraz geride durdu. Gözleri hâlâ nemliydi.
Gülru hemen elini tuttu.
“Hadi ağlama artık. Sen hep ağlıyorsun,” diye fısıldadı.
“Abim ağlayanları sevmez, korkak tavuk diyor.”
“Demedim!” dedi Ilgaz hemen, kaşlarını çatıp.
“Dedin! Bana diyorsun hep,” dedi Gülru, dudak bükerek.
Ilgaz bir an sustu. Sonra Mihri’ye baktı.
“Ben… şey…” dedi, kelimeleri toparlayamayarak.
“Sen ağlayınca… kötü oluyor.”
Mihri gözlerini kaldırıp ona baktı. Hâlâ ne diyeceğini bilmiyordu.
Ilgaz cebine elini attı, bir tane daha maymuncuk çıkardı.
“Bak… bunu da verebilirim,” dedi yavaşça.
“Ama… ağlamazsan.”
Mihri burnunu çekti.
“Ağlamam…” dedi kısık bir sesle.
Ilgaz hafifçe gülümsedi.
“İyi. Çünkü… gülünce daha güzel oluyorsun.”
Mihri bu sefer gerçekten duraksadı. Ne diyeceğini bilemedi, sadece elindeki maymuncuğa baktı.
Gülru araya girdi, kıkırdayarak:
“Abim sana iltifat etti annem görse inanmaz annem ona babası kılıklı diyor
Ilgaz hemen utandı.
“Sus Gülru yine çok konuştun !” dedi.
Sonra tekrar Mihri’ye döndü.
“Saçların… gerçekten güneş gibi güzel,” dedi
Mihri saçına dokundu.
“Senin de güzel…” dedi utangaçça.
Ilgaz bir an dona kaldı. Sonra toparlandı.
“Tamam… o zaman arkadaşız,” dedi hızlıca.
Mihri başını hafifçe salladı.
Ilgaz arkasını döndü, ama gitmeden önce bir kez daha baktı.
“Yarın maymuncuğu getir ama,” dedi.
“Yoksa… konuşmam.”
Mihri bu sefer biraz daha net gülümsedi.
“Getiririm.”
Ilgaz koşarak koridordan uzaklaştı, sınıfına girdi.
Gülru kıkırdadı.
“Abim korkak tavuk oldu !” dedi.
Mihri hâlâ tam anlamıyordu. Ama gözlerindeki o hüzün biraz azalmıştı.
Sanırım Ilgaz benim meleğimi seviyordu…
Ama Mihri… sevmenin ne demek olduğunu henüz bilmiyordu.
Onun bildiği tek şey… anne sevgisiydi.
Mihri ve Gülru bana bakıyordu.
“Hadi bakalım , doğruca sınıfa,” dedim.
İkisi de el ele tutuştu. Küçük adımlarla sınıfa doğru yürüdüler. Gülru arada Mihri’ye bir şeyler fısıldıyor, Mihri ise sessizce dinliyordu. Elindeki maymuncuğu sıkıca tutuyordu.
Ben arkalarından yürürken başımı hafifçe çevirdim.
Ilgaz…
4.sınıfın kapısının aralığından bize bakıyordu. Özellikle Mihri’ye. Kollarını bağlamıştı, sanki umursamıyormuş gibi duruyordu ama gözlerini hiç kaçmıyordu.
Bir an göz göze geldik. Hemen bakışını kaçırdı.
Sınıfa girerken Mihri bir an durdu. Sanki o bakışı o da hissetmiş gibi dönecekti ama vazgeçti.
Elini Gülru'nun elinde biraz daha sıktı.
Ben kapıdan içeri girerken son kez baktım.
Ilgaz oradaydı hala
Kapının … aralığından görünüyordu.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 94.1k Okunma |
4.11k Oy |
0 Takip |
74 Bölümlü Kitap |