
Bölümü beklettiğim için özür diliyorum düzenleme kısmı fazla zamanımı aldı umarım beğenirsiniz
Bir kardelen rüzgârıdır gözlerin
Nurullah Genç
Yüzümdeki maskemi, makasla yüzümün hatlarına göre kesip tekrar yerine oturtmaya çalıştım.
Cildim maskenin altında gerilmiş, gözlerimin altındaki hafif morluklar daha belirginleşmişti. Derin bir nefes aldım ve banyodan çıkıp salona geçtim. Mihri battaniyesine sıkıca sarılmıştı . Sütlaç ise Mihri gibi battaniyenin altında gizlenmiş, minik gözleriyle onu izliyordu.
Mihri masal kitabını eline almış, hecelerini dikkatle ve yavaşça çıkarıyordu. Okuması yavaştı ama gelişeceğini biliyordum.
De-be Ali ile okula gi-bi -yor -du
“Haydi, Mihri, tekrar oku,” dedim.
“Debe…” dedi Mihri, başını kitaptan kaldırmadan.
“Konuşmuştuk ya, ‘b’ harfinin göbeği var, değil mi?”
“Hıhı,” dedi ufak bir gülümsemeyle.
“Peki ya ‘d’ harfinin neyi vardı?”
“Popsusu!” dedi
Gülümseyerek başımı salladım. “Aferim sana,” dedim.
kitabı tekrar okumaya başladı.
Mihri biraz sinirle heceleri çıkarmaya çalışırken, Sütlaç battaniyenin altından sessizce çıkıp yanıma süzüldü. Kucağıma aldım; boynumu yalıyordu. Ne zaman bunu yapmayı öğrenmişti, bilmiyordum Sütlaç’ı su kabının yanına götürdüm ama kabın içi boştu. Hemen sürahideki sudan doldurdum. Sütlaç diliyle suyu yavaşça içti, gözlerini hafifçe kısarak
Yüzümdeki maskenin sertliği cildimi iyice gerginleştirmişti; hemen banyoya gittim, maskeyi çıkardım ve yüzüme nazikçe masaj yaptım.
Odamın kapısını arkamdan yavaşça kapattım. Sanki duvarlar bile üstüme geliyordu. Kendimi oyalamak için doğruca gardırobun önüne gittim. Kapaklarını açtım ve hiçbir şey düşünmeden düzenlemeye başladım.
Askıdaki kıyafetleri tek tek çıkarıp tekrar astım. Katlı olanları düzelttim, çekmeceleri boşaltıp yeniden yerleştirdim. Her şeyi kusursuz yapmaya çalışıyordum. Çünkü başka türlü kafamın içindeki karmaşayı susturamıyordum. Gardırobu bitirdiğimde derin bir nefes aldım ama rahatlamadım.
Mutfağa geçtim.
Tezgâhın üzerinde bekleyen kabın içindeki şişmiş bulguru gördüm. Elime aldım. Üzerine zeytinyağı döktüm, ardından domates ve biber salçasını ekledim. Kaşığı kavrayıp karıştırmaya başladım. Sert, hızlı, sabırsız hareketlerle…
Önceden doğradığım sebzeleri ekledim. Hepsini birbirine yedirdim.. Eve geldiğimden beri bir türlü sakinleşemiyordum. Sürekli bir şey yapma ihtiyacı… Sürekli bir hareket hâli…
Gözüm saate kaydı.
Dört olmuştu.
Korkut hâlâ mesaj atmamıştı.
Elime limonu aldım, kısırın üzerine sıktım.
“Ne aptalsın Kardelen…” diye fısıldadım kendi kendime. “Adam bulmuş senin gibi saf birini, tabii umursamaz. Her seferinde sevdiğini söyleyip duruyorsun… Adam sıkılır tabii.”
İç sesim acımasızdı.
“Bir kere olsun seni haklı bulsa ne olur sanki?” diye devam ettim. “Kim bilir benim hakkımda ne düşünüyor… Evlilik meraklısı… Çocuklarımız falan… Sus artık!”
“Ne kadar oldu ki sevgili olalı? Sen neyin kafasını yaşıyorsun? Hem… ne diye bu kadar yakınlaştın ki… ama off dayanamıyorum ki ”
Mutfağı toparladım ama içimdeki o enerji bir türlü bitmedi. Yerimde duramıyordum. Kendime yeni bir iş çıkardım.
Akşam için havuçlu pirinç pilavı yapmaya karar verdim.
Dolaptan havuçları aldım. Rendenin üstünde ileri geri hareket ettirirken çıkan ses mutfağı doldurdu. Tam o sırada bir ses duydum.
Başımı kaldırdım.
Mihri, ayaklarını sürüye sürüye mutfağa geliyordu. yüzü asılmıştı. Dudaklarını büzmüş, gözleri dolu dolu…
“Canım sıkıldı…” dedi.
Elimdeki yarım havucu ona uzattım yavaş yavaş kemirdi tavşanlar gibi
. Onu dikkatlice kucağıma aldım ve mutfak masasının üzerine oturttum.
“Bana yardım etmek ister misin, Mihrim?”
Gözleri bir anda parladı. Başını hevesle salladı.
Ona bir salatalık ve soyacak verdim. Önce nasıl yapacağını gösterdim. Küçük parmaklarıyla dikkatlice tutmaya çalışıyordu. Sonra o da benim gibi yapmaya başladı.
Ben de pirinçleri yıkamaya koyuldum.
Bir süre sessizlik oldu.
“Kardelen…” dedi sonra.
“Elim suyun içindeyken başımı çevirdim. “Ne oldu?” dedim.
“Hiç…” dedi ama sesi öyle demiyordu.
“Hayır, söyle…” dedim, bu kez
Bir an duraksadı.
“Dayımla kavga ettiniz, değil mi?”
Hemen gözlerini kaçırdı. Sanki kızacakmışım gibi…
“Bunu nereden çıkardın?” dedim.
“Çünkü üzgünsün…” dedi sessizce. “Dayım seni üzdü.”
Bir an hiçbir şey diyemedim.
Derin bir nefes aldım.
“Evet…” dedim sonunda. “Üzdü.”
“Gerçekten mi?” diye sordu.
Başımı salladım. “Evet… Hem de çok.” dedim.
Bir an sustum.
“Ama… ben de onu üzdüm.”
Mihri kaşlarını hafifçe çattı.
“Neden birbirinizi üzüyorsunuz ki?” diye sordu.
Gözlerimi kaçırdım.
“Bazen oluyor…” dedim kısaca.
O, elindeki salatalığı büyük bir ciddiyetle soymaya devam etti. Sonra çok sessiz bir şekilde mırıldandı:
“Siz kavga edince yalnız kalıyorum…”
Hemen elindeki soyacağı yavaşça aldım. Ona döndüm. Küçük yüzünü avuçlarımın arasına aldım .
“Dayınla olanlar seninle alakalı değil, meleğim,” dedim
“İkimizin de istediği tek bir şey var…”
“Ne?” dedi.
“Seni üzmemek.”
Eğilip yanağına uzun bir öpücük kondurdum.
tencereye biraz yağ koydum
Mihri ise ciddi ciddi salatalık soymaya devam ediyordu. Arada bir kabuklar masaya düşüyor, o da minicik elleriyle toplayıp kenara koyuyordu.
Bir süre sonra bana doğru eğildi.
“Kardelen…” dedi fısıltıyla.
“Hımm?” diye karşılık verdim, gözüm hâlâ pirinçteydi.
Ben havuçların üzerine yıkanmış pirinçleri ekledim. Hafifçe karıştırdım. O sırada Mihri, soyduğu salatalığın bir parçasını bana uzattı.
“Bunu sen ye,” dedi.
Salatalığı elinden aldım. Küçük bir ısırık aldım.
Kapının açılma sesiyle zihnimdeki düşünceler bölündü.
Özlem gelmişti.
“Eyy ahali! Neredesiniz?”
“Mutfaktayız!” diye seslendim.
Yanımda duran Mihri kıkırdadı.
Özlem biraz sonra mutfağa girdi. Üzerindeki montu gelişigüzel çıkarırken konuşmaya başladı.
“Yemek hazır mı ya? Çok acıktım.”
“Yarım saate hazır olur,” dedim.
Gözü hemen Mihri’ye kaydı.
“Naber küçük cadı?” dedi ve uzanıp burnunu sıktı.
“Kardelennn!” diye itiraz etti Mihri hemen.
“Özlem, lütfen… burnuna dokunulunca huysuz oluyor.”
“Huysuz şirin seni,” dedi gülerek.
Mihri elindeki soyacağı daha sıkı tuttu. Özlem almak isteyince geri çekti.
“Bırak! Ben yapacağım!”
“Ah ama cazgırsın sen… ver de yapayım salatayı,” dedi Özlem.
“Olmaz!”
“Tamam,” dedim araya girerek. “Özlem sen üzerini değiştir. Biz Mihri’yle sofrayı kurarız.”
“Siz bilirsiniz,” dedi ve çıktı.
Kısa sürede Mihri’yle sofrayı kurduk. O küçük elleriyle tabak taşırken sendeliyordu
Özlem de gelip oturdu. Masaya geçtik.
İlk lokmayı alır almaz gözlerini kapattı.
“Allah Korkut’tan razı olsun.”
“Ne alaka?” dedim kaşlarımı çatarak.
“Ne zaman ona sinirlensen mutfaktan çıkmıyorsun, ben de doyuyorum,” dedi sırıtarak.
Mihri kıkırdadı.
İkisine de baktım.
“Sinirli değilim.”
“üzgünsün ,” dedi Mihri ağzı doluyken.
“Kesinlikle,” dedi Özlem.
“Belki biraz…” dedim istemeden.
Özlem kaşığını bırakıp bana döndü.
“Kardelen, şu siyah takımını alabilir miyim?”
“Tabii… neden?”
“Hafta sonu toplantı var,” dedi.
“Sormana gerek yoktu.”
“İş nasıl gidiyor?” dedim.
“Gitmiyor, it gibi çalışıyorum ama değmiyor resmen ”
Tam o sırada Mihri’ye baktım.
kaşığındaki pilavı yavaşça masanın döküyordu
Özlem’le göz göze geldik.
Özlem eğilip masanın altından sütlacı aldı.
Mihri’nin yanakları kızardı.
“Mihrim…” dedim.
Başını eğdi.
“Ama…” dedi kısık sesle. “… kedi maması güzel değil ki… bizimkiler daha güzel…”
Özlem güldü.
“Küçük cadı…”
Mihri hemen başını kaldırdı.
“Sensin cadı!” dedi.
Özlem, Mihri’nin saçlarını nazikçe okşadı. Artık eskisi gibi kavga etmiyorlardı; tam tersine, Mihri sürekli Özlem’e hayrandı. Özlem ne yapsa, Mihri onu taklit ediyor, her hareketini dikkatle izliyordu.
Özlem ile beraber makyaj yapıyorlardı. Başta pek istemesem de, bu an bana da mutluluk veriyordu. Özlem ise gözle görülür şekilde keyifliydi. Mihri için bir sürü küçük pembe fırça almış, makyaj masasının yanına dizmişti. belli etmemeye çalışsa da bağlanmıştı. Mihri giderse ikimiz de ne yapacağımızı bilmiyorduk.
Özlem bir anda Mihri’ye baktı.
“Tahmin et bakalım, sana ne aldım?” dedi gülümseyerek.
Mihri heyecanla sandalyeden kalktı.
“Ne dedi?” diye sordu merakla.
“K harfi ile başlıyor!” dedi sevinçle özlem
Mihri sandalyesinden fırladı ve hızla koştu:
“Kuromi değil mi? Söz vermiştin, aldın mı?”
“Bak bakalım odana,” dedi Özlem, gülerek.
Mihri, Sütlaç’ı kucağına aldı ve odasına doğru koştu. Sütlaç, resmen yardım istiyordu gözleriyle;
“Özlem, ama olmaz ki, benim almam gerekiyordu, ayın on beşine az kaldı,” dedim hafifçe uyarır gibi.
“Kardelen, konuştuk,” dedi Özlem.
“Olmaz,” dedim ben de kararlı bir şekilde.
“Tamam,” dedi Özlem dudaklarını büzerek. “Sen de maaşın yatınca bana kapatıcı alırsın. . Son paramla Kuromi’yi aldım.”
Gülümsedim. Mihri, mor bir tavşan olan Kuromi’sini gösterdi; biraz sevimsizdi . Mihri odasına gidince biz de sofrayı topladık.
O sırada Özlem bana dikkatle bakıyordu.
“Ne oldu?” diye sordum.
“Kardelen, kapatıcı almak ister misin?” dedi imalı bir şekilde.
Kaşlarımı çattım.
“Boynun canım arkadaşım,” dedi Özlem gülerek.
“Küçük ....kaşımış olmalıyım, ondan olmuştur,......sivilceler bu aralar fazlaca çıkıyor bende ” dedim saçmaladım
“Anladım,” dedi Özlem, imalı bir şekilde.
“Özlem…” dedim biraz sinirle
“bana ne bağırıyorsun Kardelen Hanım? Kapatıcı al dedim artık ne kadar şey ediyorsa dağ sığırcığın … bilmem artık ateş ile barut yan yana olursa ...
“Olmadı,” dedim
“Tıtıtı,” dedi dilini çıkararak. “Çarpılacaksın hem, sen kötü bir arkadaşsın Kardelen.”
“Nedenmiş?” diye sordum şaşkın.
“Çünkü insan detayları anlatır,” dedi alayla.
“Öyle bir şey yok!” dedim hızla.
“Allahım, kime kaldım ben ya… Evlenince ne olacağını sana soramayacağım değil mi?”
“Özlem sana hiçbir şey anlatmam,”
. “Hem evlenmiyoruz biz Korkut’la, daha erken.”
Özlem suratını astı
“En azından şu morlukların detaylarını anlat, ayy, ayıp şeyler konuşalım, hoşuma gidiyor,” dedi Özlem gülümseyerek.
“Özlem, reglin mi yaklaştı acaba bu azgınlığın sebebi ne ?” diye şakayla karışık sordum.
“Ben azgınım canım, sadece doğru erkek yok,” dedi Özlem ciddi bir şekilde.
Of, Özlem, of… Ben tabakları makineye yerleştiriyordum, Özlem ise mutfak bezini kalçama hafifçe vurdu.
“Özlem, zaten sinirliyim,” dedim hafifçe kaş çatmıştım
“Ay ne oldu ya, siz iyiydiniz en son?” diye sordu şaşkınlıkla.
“İyiydik ama…” dedim
“Ama ne?”
“Korkut’la bir gelecek istemem, hata mı?” dedim.
“Değil,” dedi Özlem hemen.
“İşte ama bilirsin, … olmaz, anladın mı? Yani huzur istiyorum ama tedirginim,” dedim sessizce.
“Doğru olan senin tedirgin olman, ayrıca doğal, şimdi yürüyen bir tehlike ile beraber olmak ben olsam kaçardım sen iyi dayanıyorsun
“Anlamıyor beni özlem … Korkut’a bir şey olursa, ben bilmiyorum… o ihtimal sürekli aklımda,”
Özlem dikkatle beni dinliyordu. Gözlerini benden hiç ayırmadan…
“Hep ailem olsun istiyordum…” dedim yavaşça.
“Ne kadar insanlardan uzak duruyorum biliyorsun ama… yine de ailem olsun istiyorum… Evim olsun istiyorum…”
Boğazım düğümlendi. Ama sustum.
“...Hak etmiyor muyum?” dedim bu kez daha kırık bir sesle.
“Canım acıdığında gidebileceğim bir yer olsun istiyorum… Kapısını kapattığımda bütün kötülüklerin dışarıda kaldığı bir yer…”
Gözlerimi kaçırdım.
“Bazen…” dedim fısıltıyla, “bazen yalnız ölme düşüncesi sarıyor beni… Yani hani… yalnız ölmek istemiyorum abim yalnızdı ölürken ”
Özlem’in bakışları sertleşti,
“Eninde sonunda senin de bir hayatın olacak,” dedim. “Seni sevecek biri olacak korkut olsa da olmazsa da ”
“Sen böyle şeyler söyleme,” dedi hemen. “Kardelen, ölümü düşünmek için çok gençsin.”
Başımı salladım.
“Özlem… ben şu an abimden büyüğüm,” dedim. Sesim bu kez daha sakindi
“Oysa onun benden büyük olması gerekiyordu… Demek ki ölmek için yaşlanmak gerekmiyor. Biliyorsun…”
“Yapma bunu,” dedi hemen. “Düşünme.Atlatık bunu kardelen suçlama kendini olanlar senin suçun değildi ”
“Düşünüyorum…” dedim. “Borçluyum… Yıldırer’e borçluyum. Onun bir ailesi olmadı… Ama ben toparlayacağım. ”
Özlem başını iki yana salladı.
“Kardelen… kendini fazla hırpalıyorsun.”
“Olabilir,” dedim. “Ama anla beni… Korkut bunu anlamıyor. Sence anlıyor mu? Onun için deli gibi endişelendiğimi… Her an bir şey olacakmış gibi tetikte olduğumu…”
“Bir evimiz olsun istiyorum…” dedim. “ bizim olsun. O zaman… Korkut kötü hissettiğinde gelir. Günün sonunda yalnız olmaz. Bana gelir…”
Bir an sustum.
“Buradaki ev güzel… ama bu değil,” dedim. “Ben… başka bir şey istiyorum. Bahçesi olan küçük bir ev… Sen gelirsin… Belki ilk misafirim sen olursun…”
Gülümsedim ama o gülümseme içimi acıttı.
“Sevince…” dedim fısıldayarak, “insan istemeden kuruyor bu hayalleri…”
Kısa bir sessizlik oldu.
Özlem bana baktı. dudaklarını büktü.
“İlk misafir olarak sana borcam alacağım,” dedi.
İstemeden güldüm.
“Özlem… nefret edeceğim, başka bir şey düşün,” dedim.
“Düşünürüz Kardelen,” dedi kaşlarını çatarak. “O zaman sana en iyi ev hediyesini alacağım.”
“Ee, yemek?” diye sordu şaşkınlıkla saatine bakarken
Öğretmenler günü yemeğini hiç aklıma getirmedim istemiyordum çünkü
“gitmeyecek misin?” dedi hafif sitemle.
Omzumu silktim.
“Kardelen, evde kalmayı düşünmüyor musun inşallah?” dedi Özlem.
“İstemiyorum pek,” dedim kısa bir cevapla.
“Şimdi,” dedi, “duşa giriyorsun.”
Kaşlarımı çattım.
“Özlem—”
“Hayır,” dedi parmağını kaldırarak.
“Gitmek istemiyorum.”
“Gideceksin,” dedi net bir şekilde. “Hem kafan dağılır.”
Kolumdan tuttu.
“Özlem…”
“Yarım saat,” dedi beni banyoya sürüklerken. “Ve saçlarını ben yapacağım. İtiraz edersen…”
Durdu, gözlerini kıstı.
“Tüm gece başının etini yerim.”
İçimden bir of çektim
“Tamam…” dedim.
Makyajımı yeni bitirmiştim. Aynaya baktığımda yüzümde tanıdık ama aynı zamanda yabancı bir ifade vardı bordo bir elbise giyinmiştim
Özlem’in Dyson’ını kullanmak işe yaramıştı; saçlarım tam istediğim gibi yapmıştı özlem . Dalgalar hâlâ derli topluydu. Ve… saçlarımı tutturduğum o toka
Korkut’un verdiği toka.
Normalde takmaya kıyamadığım, tokayı takmıştım bugün.
"Bence çok güzel oldun," dedi Özlem, gülümseyerek arkamdan.
"Gelir mi sence?" diye sordum usulca. Sesimden belli oluyordu; umudum
"Gelir," dedi Özlem kararlı bir sesle. "Seninki seni asla yalnız bırakmaz,
"Yani… diyorsun?"
"Diyorum," dedi göz kırparak.
Tam o sırada Mihri yanıma geldi, gözlerinde kıpır kıpır bir sevinçle gülümsedi.
“Çok güzelsin,” dedi. “Tıpkı Barbie bebeğime benziyorsun!”
Sonra gözleri Özlem'e kaydı. İkisi de bir an birbirlerine baktılar.
“Ne oluyor Mihri’m, Özlem ablana niye öyle bakıyorsun?” dedim hafifçe kaşlarımı kaldırarak.
Mihri, o minik boyuyla Özlem’e dik dik baktı.
“Kardelen, Özlem neden böyle... alık?” dedi, dudaklarını büzerek.
“Senin alıklığın bulaşmış olabilir,” dedi Özlem, gözlerini devirerek. “Cadı!”
“Ayy, başlamayın ne olur!” dedim, ellerimi havaya kaldırarak.
Neyse ki ikisi de sonunda sustu. Kısa bir sessizlik oldu.
Mihri birden duraksadı, sonra yanıma geldi. Küçük elleriyle gözlerimi kapatmak ister gibi yaptı.
“Kapat gözlerini,” dedi fısıltıyla.
“Tamam canım, hadi kapattım,” dedim gülerek.
Gözlerimi kapattığım anda bir kıpırtı hissettim. Birkaç saniye sonra Mihri heyecanla seslendi:
“Aç!”
Gözlerimi açtım. Mihri, ellerinde bir hediye paketi ve bir demet çiçekle karşımda duruyordu. “Güzelim boncuğum… sen bana hediye mi aldın?”
Mihri başını öne eğdi. Küçük parmakları birbirine dolanmıştı, gözleri yerdeydi.
Yavaşça konuştu:
“Öğretmenler Günün kutlu olsun…” dedi.
Sesi titriyordu.
“Sen… dünyadaki en iyi öğretmensin. Hep gülüyorsun bana… duraksadı Her şeyi ilk sen öğrettin…”
Bir an durdu.
“Ben büyüdüğümde… senin gibi olmak istiyorum. İyi olacağım…” dedi daha kısık bir sesle.
Gözlerim dolmaya başladı ama kıpırdayamadım.
“Babam…” dedi
“Babam iyi ki seni bize gönderdi… Annem söylemişti… Ondan duydum…”
Başını biraz daha eğdi.
“Babam seni… bizim için gönderdi…”
Yutkundum. Boğazımdaki düğüm acıtıyordu.
Dizlerimin üzerine çöktüm. Küçük yüzünü görmek istedim ama o hâlâ bakmıyordu.
Titreyen bir sesle konuştum:
“Mihrim…” dedim.
Elimi yavaşça çenesine götürdüm, yüzünü bana çevirdim.
Küçük kollarını bana doladı.
Artık tutamadım.
Onu sıkıca sararken gözlerimden yaşlar sessizce akmaya başladı.
“Mihrim…” dedim
Yavaşça başını kaldırdı. Gözleri doluydu.
“Kardelen…” dedi kısık bir sesle. “Ben… yanlış bir şey mi söyledim?”
Kalbim sıkıştı.
“Hayır,” dedim hemen. “Hiç yanlış bir şey söylemedin.”
“ dudaklarını büzerek. “Ben seni üzmek istemedim.” dedi
Elimi yanağına koydum.
“Beni üzmedin,” dedim fısıldayarak. “Sadece… çok güzel sözler söyledin.”
“Güzel sözler insanı ağlatır mı?” diye sordu safça.
Gözlerim doldu.
“Bazen…” dedim.
“Ben seni mutlu etmek istedim,” dedi.
“Ettin,” dedim gülümsemeye çalışarak. “Çok mutlu ettin.”
Küçük parmaklarıyla elimi tuttu.
“Sen hep burada kalacaksın değil mi?” diye sordu. “Gitmeyeceksin…”
Bir an sustum.
“Ben…” dedim ama devamı gelmedi.
Gözleri korkuyla büyüdü.
“Gidersen…” dedi sesi titreyerek, “ben kiminle yemek yapacağım? Sütlaç’a kim bakacak? Kim saçımı tarayacak?”
Hemen başını iki yana salladı.
“Kalırsın. Sen kalırsın. Çünkü… babam seni bize gönderdi.”
“Ben buradayım,” dedim kulağına fısıldayarak. “Şu an buradayım… tamam mı?”
Küçük kolları boynuma dolandı.
“Hiç gitme…” diye mırıldandı.
Gözlerimi kapattım.
Mihri hâlâ boynuma sarılıydı. Küçük kalbinin hızlı hızlı attığını hissediyordum. “Mihrim…” dedim fısıltıyla.
“Ben seni bırakmak istemiyorum,” dedi.
Kalbim sızladı.
“Ben de seni bırakmak istemiyorum,” dedim dürüstçe.
“E o zaman kal,” dedi hemen, sanki çözüm bu kadar basitmiş gibi.
Gözlerimi kaçırdım.
“ bazen… bizim istediğimiz gibi olmuyor,” dedim.
Kaşlarını çattı.
“Ben büyüyünce seni alırım,” dedi bir anda. “Kendi evime götürürüm. Sen benimle kalırsın.”
“Öyle mi?” dedim.
Başını hızlıca salladı.
“Evet. Sana da oda yaparım. Büyük bir oda. İçinde pembe şeyler olur… ama sen sevmiyorsan mavi de yaparız.”
Dayanamadım, güldüm.
“Ben her rengi severim,” dedim.
Bir an sustu. Sonra sesi tekrar ciddileşti.
“Ama şimdi gitme…” dedi. “Büyümeme daha çok var.”
Bu sefer gözlerim doldu.
“Elimden gelse…” dedim yavaşça, “zamanı durdururdum.”
Küçük elleriyle yüzümü tuttu.
“Ağlama,” dedi. “Sen ağlayınca ...burası acıyor elini kalbine götürmüştü sen demiştin ya ”
O kadar masumdu ki…
“Dikkat et, makyajın bozulacak,” dedi Özlem, kenarda elini beline koymuş, bizi izliyordu.
Hemen elimi uzatıp onu da yanıma çektim.
“Sevgi çemberi!” dedim neşeyle.
Üçümüz sarılmıştık. Sonra Mihri heyecanla hediye paketini uzattı. Yavaşça açtım. İçinden bir çerçeve çıktı. İçine Mihri beni çizmişti; kocaman gülen gözlerle, kalp şekilli bir elbise içinde... diğer kutuda ise bir parfüm vardı.
“Güzelim… harika çizmişsin. Ama bu parfüm... pahalı değil mi? Sen bunu nasıl aldın ki?” diye sordum, şaşkın ve biraz da endişeli sesle
“Kumbaramdaki paralarla,” dedi gururla.
Ama biz saymıştık, en fazla 500 TL vardı içinde.
“Bu kadarı yetmez dedim şüpheyle.
Mihri hafifçe yana döndü, gözleri gizlice beni süzüyordu. Özlem ise bakışlarını kaçırdı, “Biraz… cadıya yardım etmiş olabilirim,” dedi, gülüşünü bastıramayarak.
“Özlem… ne gerek vardı ? Hemen hesabına atacağım o parayı değmez o kadar paraya
Parayı kolay kazanmıyordu sürekli kart borçları vardı ama benim canım arkadaşım sürekli aynıydı
Ellerini havaya kaldırdı
“Eğer o parayı hesaba atarsan… bir daha benimle konuşma.Ayrıca beni düşünme köpekler gibi çalışıp kraliçeler gibi yaşıyorum
Tam o sırada çantasından bir paket daha çıkardı ve bana uzattı.
“Bu da var.”
Kaşlarımı çattım. “Özlem, bu ne ?”
“Belin yollamış,” dedi
Şaşkınlıkla bakakaldım. Kutuyu elime aldım. Parmaklarım hafif titreyerek paketi açtım… Kutunun içinden, değeri gözlerimle bile anlayabileceğim kadar pahalı bir bileklik çıktı.
“Yuh…” dedi Özlem, gözlerini devirmeden edemeyip.
Mihri merakla daha da yaklaştı, gözleri kutuya kilitlenmişti.
- Annem bana söylemişti sana süpriz yapacaktı sözümü tutum ve söylemedim sana
- Mihri kuş sen benim arkamadan neler çeviriyorsun dedim yutkunarak
- Cadıya bak sen dedi özlem
- Mihri kıkırdadı
“Ben… yani, bunu kabul edemem ki,” dedim fısıltıya yakın bir sesle. “Özlem baksana, bu çok fazla… bana fazla.”
Kutunun içindeki küçük notu gördüm. Kağıdı açıp okumaya başladım.
“Umarım hediyemi beğenmişsindir.
Sen gerçek bir öğretmensin.
Kızıma iyi geldin… kızımın içindeki acıyı azalttın.
Bu dünyada çocukların kalbine dokunmak çok özeldir ve sen bunu yaralı kızımda başardın.
Kardelen… bu hayatta en büyük şansım sensin. Tıpkı abin gibi bana iyi geldin.
Hayatımızdaki yerin o kadar özel ki tarifi yok.
Yıllar sonra ilk defa bir cümle kurmak için güç buldum.
Seni gerçekten seviyorum.
Her zaman daha iyisini hak ediyorsun her anlamda bazen kalbini dinlememen gerekiyor ..belki de biliyorsundur bunu uygula olur mu arafta kalma sakın
son cümlesi beni düşündürdü kalbimi dinlemezsem yaşamam ki ben
Boğazım düğümlendi.
Özlem notu bitirir bitirmez sessizliği bozdu.Sanırım o da duygusallaşmıştı
“Yeter bu kadar dram ama ya küçük kadınlara döndük !”
Durgunlaştım.
“Belin…. Hiç beklemiyordum. O hep soğuktu; sadece Mihri söz konusu olduğunda insani tepkiler verirdi. Ama bu kez… bana tepki vermişti.
“Mihri, annen iyileşiyor.”
Söz ağzımdan çıkar çıkmaz kendimi tutamadım. Kısa, kırık bir kahkaha döküldü dudaklarımdan. gözleri kocaman açıldı.
“Gerçekten mi?” dedi nefesi kesilmiş gibi.
Başımı salladım.
Ellerini çırpmaya başladı, zıplıyordu.
“Anne! Annem iyileşiyor! Sütlaç duydun mu? Annem iyileşiyor!” diye bağırdı, sanki dünyadaki en büyük mucize gerçekleşmiş gibi.
Onu izledim.
İçimde bir yer… buruktu
Özlem ise susuyordu. Gözleri bendeydi. O benim ne hissettiğimi anlamıştı.
“İyi bir şey bu,” dedi sonunda, temkinli bir sesle.
Gülümsedim.
“Evet,” dedim. “İyi bir şey.”
Özlem kaşlarını çattı.
“Kardelen…”
“Ne var?” dedim hemen.
“Sen…” dedi, kelimeleri tartarak. “Bu habere sevinmedin.”
Bir an sustum.
“Sevindim,” dedim. “Tabii ki sevindim.”
Mihri hâlâ dönüyordu.
“Annem gelince ona her şeyi anlatacağım! dedi bana bakarak. “
Kalbim sıkıştı.
“Anlatırsın,” dedim zorla gülümseyerek.
.Özlem bir adım yaklaştı kısık sesle konuştu
“Peki sonra?” diye sordu alçak sesle.
Gözlerim yere kaydı.
“Sonra…” dedim. “Annesi gelir.”
“Ve?” dedi Özlem.
Derin bir nefes aldım.
“Ve ben…” dedim, kelimeler boğazımda düğümlenerek, “ben artık gereksiz olurum.”
Mihri’nin kahkahası ile sevinçle baktım
Özlem başını iki yana salladı.
“Sen ciddi misin?” dedi.
“Özlem,” dedim yorgun bir sesle. “Bir çocuğun annesi varken… kimseye ihtiyacı kalmaz.”
“Yanlış,” dedi net bir şekilde.
Başımı kaldırdım.
“Çok yanlış,” diye tekrarladı.
Özlem bana baktı.
Ben Mihri’ye…
Yutkundum
Belin yavaşta olsa toparlanıyordu
Kendini toparlıyorsun, dedim içimden. Mihri için ayağa kalkıyorsun.
Gel Belin, dedim sessizce. Gel ve kızını al.
O seni bekliyor… sana ait.
Derin bir nefes aldım.
bak, dedim içimden, sanki abim beni duyuyormuş gibi, senin sevdiğin kadın hâlâ ayakta.
Kızın için…
Mihri için…
O sırada özlem huysuzlaşmıştı Mihri ile laf dalaşına giriyordu
gözüm saate takıldı.
Hâlâ yoktu.
Pencereye yöneldim, aşağıya baktım. Korkut’un arabası görünmüyordu sabrım tükenmişti.
"Kardelen, bak… kendi kaybeder. Git şu yemeğe. Bekleme artık onu." dedi özlem
"Gelir… Korkut gelir," dedim inatla. Ama sesim artık öyle kararlı değildi.
Koltukta usulca oturdum. Yanı başımda Sütlaç mırıldanarak kıvrılmıştı. Bahar geldiğinde evden atacağım diye sözler vermiştim ama… Sütlaç’ı seviyordum. Belki de bir şeylere karşı hâlâ bu kadar sevebiliyor olmak tek tesellimdi.
Saat ilerliyordu.
Ve ben hâlâ gitmemiştim.
Gitmeliydim.
Çünkü eğer Korkut hayatımın merkezi olursa… hayal kırıklığı da artırdı
Mihriyi uyutup evden çıktım en azından huysuzlanmazdı ben evde yokken
Derin bir nefes aldım, tokamı düzelttim ve çantamı elime alarak binadan çıktım.
Yavaşça yürümeye başladım.
Elimdeki uygulamadan çağırdığım taksiyi takip ediyordum. Haritada mavi nokta bana yaklaşıyordu. Ama ben hâlâ bir başka arabayı…
… görmeyi bekliyordum.
“Güzel elbise”
O tanıdık sesle irkildim hemen arkamı döndüm
Korkut
Arabasına yaslanmış bir elini cebine koymuştu üzerinde vücuduna tam oturan koyu renkli bir takım elbise vardı sakallarını kısaltmış görünüm almıştı
Korkut dışında her yere baktım gözlerim istemsizce arabanın tekerleklerine kaydı
“Kardelen” dedi derin bir sesle
“Ne var” dedim sanki az önce onu beklememişim gibi
“Kardelen güzelim benim” dedi sesi biraz daha yumuşayarak
“Korkut ismimi mi ezberliyorsun” dedim alaycı bir tonla kaşlarımı kaldırarak
“Sinirlisin”
“Neden acaba” dedim sessizce gözlerini doğrudan görmezden gelerek
“Bana bakmayacak mısın artık Kardelen güzeli” dedi
“Sana bakmam mı gerek Korkut” dedim hâlâ göz teması kurmadan
“İnadım inat diyorsun” dedi dişlerini sıkar gibi
“Ne alaka Korkut”
“Çok alaka Kardelen taktın mı takıyorsun”
“Ben mi takıyorum” dedim başımı kaldırıp ona bakarak “Seni düzeltmeye çalışıyorum ben”
“Ben düzeltilmesi gereken bir şey miyim”
sokağın ortasında birkaç kişi dönüp bize baktı ama umursamadım
“Öyle davranıyorsun çünkü” dedim sertçe
Korkut ellerini saçlarından geçirdi derin bir nefes aldı kendini tutmaya çalışıyordu
“Kardelen başa dönmek istemiyorum” dedi daha kısık bir sesle “neden sürekli birbirimizi hırpalıyoruz”
“Çünkü sen beni anlamıyorsun Korkut hem de hiç”
“Anlıyorum” dedi hemen “ama yapabileceklerim sınırlı”
“Benim için yapabileceklerin sınırlı yani”
“Sen beni seçmiyorsun” dedim kısık bir sesle
Başını kaldırdı hemen
“Öyle bir şey yok”
“Var” dedim “her seferinde o seni tüketen şeye dönüyorsun onu seçiyorsun beni değil”
Korkut bir an durdu gözlerimin içine baktı bu sefer kaçamadım
“Elinden gelse beni parçalayacaksın” dedi kısık bir sesle
“Belki” dedim
Çenesi gerildi sonra bir anda o tanıdık yarım gülümsemesi geldi
“Şu an seninle olmam seni seçtiğim anlamına gelir ama sen bana bakmıyorsun bile… sen gerçekten inanılmazsın… beni bu kadar…”
Devam etmedi
Elini yumruk yapmıştı,
“Devam et” dedim “devam et Korkut… beni bu kadar ne”
Gözlerini kapattı bir an
Sonra açtı
“Beni bu kadar çaresiz hissettiren başka kimse yok” dedi sonunda
“Sen beni seviyorsun” dedi bir anda
“Evet” dedim
“Ben de seni seviyorum” dedi
“Ne yapacağımı bilmiyorum” dedi ilk defa bu kadar açık
Farkında olmadan Korkut’a baktım
Bu sefer sadece bakmadım
İnceledim
Kaşlarının arasındaki o hafif çizgi… hep düşünür gibi duran hali
Gözleri… karanlıkta bile belirgin, derin ve yorucu
Sanki içine çekiyordu insanı
Gözlerim yüzünde dolaşırken zaman yavaşladı
Sanki sadece o vardı
Korkut fark etti
Bakışlarımı yakaladı
Kaçamadım
İstemeden dudaklarım hafifçe kıvrıldı
Çok kısa bir an… ama gördü
Her şeyi gördü
Yüzündeki ifade değişti
Gözlerini benden ayırmadan bir adım attı
“Az önce git diyordun” dedi
Ama gözlerimi ondan çekemedim
“Şimdi öyle bakıyorsun ki…” dedi
Sözünü bilerek yarım bıraktı
Kaşlarımı çatmak istedim ama bakışlarım hâlâ yüzündeydi
… dudaklarının kıvrımında… gözlerinin içinde
“Nasıl bakıyorum” dedim
Gülümsedi
Dudaklarının bir kenarı hafifçe yukarı kalktı
O tanıdık… tehlikeli gülümseme
“Benimmişsin gibi” dedi
“Saçmalama” dedim ama sesim eskisi kadar sert değildi
“Değil mi” dedi
Gözlerim yine gözlerine kaydı
O karanlık bakışların içine
“Değil” dedim ama kendim bile tam inanmadım
“Bakma o zaman böyle” dedi
“Nasıl” dedim yine
Sesi daha da alçaldı
“Beni bırakamayacakmışsın gibi”
Yüzüne baktım tekrar
Bu sefer daha dikkatli
Sanki ezberlemek ister gibi
“Sen kendini fazla önemsiyorsun” dedim
Bir an durdu
Gözleri yüzümde gezindi
- Kardelen elinden gelse beni gözlerine hapsedersin öylesine değil hiçbir bakışın bu yüzden bakışlarını seviyorum
“Ben sana bakmıyorum” dedim hemen
“Şu an bakıyorsun” dedi
Refleksle gözlerimi kaçırdım
Gülümsedi
“Yaklalandın”
-Bakmadım hem sen yürüyen bir tehlike olduğun için uzak durmalıyım
Bir an sustu
“ tehlikeliyim yani” dedi alaylı bir şekilde
“Fazlasıyla” dedim
“Ne yapıyorum mesela” dedi
“Gelip gidiyorsun” dedim “dengemi bozuyorsun”
“Senin dengen mi var”
Gözlerimi kıstım
“Çok komiksin” dedim
“Ciddiyim bazen deli gibi hareketlerin haberin olsun ürküyorum senden ...dedi “
“Bana deli deme” dedim
“Demezsem yalan olur” dedi “ama güzel bir delilik bu”
Kalbim yine hızlandı
“Bakışlarını üzerimde istiyorum Kardelen… elimde sen ve bakışların kaldı” dedi
Bir an durdum
Gözlerimi kaçırmam gerekiyordu
Biliyordum
Ama yapamadım
Korkut’un gözlerine baktım
O koyu, derin bakışlara
“Bakma” demek istedim
Ama sesim çıkmadı
Yüzüne baktım
Az önce beni delirten adamdı bu
Ama şimdi…
Sadece yorgun görünüyordu
Kaşlarının arasındaki o çizgi daha belirgindi
“Sen…” dedim ama devam edemedim
Korkut bunu fark etti
Tabii ki etti
“Ne” dedi kısık bir sesle
Başımı hafifçe salladım
“Sinirimi bozuyorsun” dedim
Yine ona baktım
“Sevmediğimden değil” dedim fısıltıyla
“Çok sevdiğimden bakamıyorum sana ”
“Kıyamıyorsun bana” dedi
“Evet” dedim
Bir an durdum
“Ve bu benim en büyük hatam olabilir”
Göz göze geldiğimizde kollarını açtı.
Ayağımdaki topuklu ayakkabıyı umursamadan, düşünmeden koştum ona doğru. Kollarının arasına atıldım, göğsüne yaslandım Duraksadım
“... gelmeyeceksin sandım,”
“Hazırlanmam uzun sürdü. Takım elbise aldım senin için... Pahalıydı biraz. Ve… sakallarımla vedalaşmak zordu.”
Ellerimi yüzüne kaldırdım, sakallarının eskiden olduğu yeri okşadım. Tenine dokunurken içimden geçenleri anlatmak zordu.
“Farklısın...” dedim yavaşça. “Gençleşmiş gibisin.”
“Beğenmedin mi?” diye sordu,
“Hayır… beğendim. Çok beğendim. Ama… sakallarını kesmene gerek yoktu,” dedim dürüstçe.
“Vardı,” dedi sessizce. “Seni her öptüğümde... tenin kızarıyor. söylemiyorsun bana zarar veriyordu sana verdiğim halde neden söylemiyorsun
- Zarar vermedin Korkut
- verdim
O an, gözleri saçlarıma takıldı.
Başını hafif yana eğerek, sanki ilk defa görüyormuş gibi baktı.
“Güzelsin,” dedi alçak bir sesle. “Fazla güzelsin.”
Arabanın kapısını açtı
Tek bir kelime etmedi ama bakışı yeterliydi
Binmemi istiyordu
Tereddütsüz bindim
Camdan dışarı bakarken heyecanımı bastırmaya çalıştım
Ellerim fark ettirmeden titriyordu
taksiyi iptal ettim
Korkut yola odaklanmıştı
Ben ise Özlem ile mesajlaşıyordum
Mihri uyanmış mı diye kontrol ettim
Her şey yolundaydı
Biraz rahatladım
Tam o sırada Korkut boğazını temizledi
“Ne oldu Korkut dedim endişeyle
“Yok bir şey” dedi
Sonra bana baktı
- eve geri dönelim mi, unuttun sanırım… kardelen
Kaşlarımı çattım
“Ayy ne unuttum… çantam, telefonum, rujum, kapatıcım, cüzdanım” dedim parmaklarımla sayarken
Korkut tek eliyle direksiyonu tutuyor
Diğer eli alnına koyulmuştu
“Ne unuttum Korkut ben ya of ama ya
Ayağımı durmadan sallıyordum
“Kardelen insanlık hali olabilir ama şaşırdım, bir insanın unutmaması gereken bir şey” dedi Korkut
“Ay korkut söyle be adam ne… Allah Allah stres oldum” dedim
Dudaklarım istemsizce büzüldü
“Çorap… nerde Kardelen, çorap” dedi
“Hı” dedim
“Çorap… bu güzel elbisenin çorabı yok mu oturduğunda elbise kısalıyor ya canım sevgilim ”
“Giydim Korkut… işte ten rengi” dedim
“Ney rengi” dedi göz ucuyla bakarak
“Ten rengi… ama en incesini aldım 8 denye… iyi yapmış mıyım” dedim
Korkut kısa bir nefes verdi
“Kardelen… çorap giymesen daha şerefli” dedi hafif alayla
“Ayy Korkut giydim ya” dedim
Direksiyondaki eli sabitti
Diğer elini… alıp bacağıma koydum
istemsizce hafifçe bastırdım
“Bak gördün mü… dağ sığırcığı modundan çık” dedim
Elinin sıcaklığını tenimde hissettim
Çorabın ince dokusundan geçiyordu
Korkut’un yutkunduğunu fark ettim
Adem elması… kısa bir an beliriverdi
Ama bu sefer durmadan temas ediyordu
Sanki her hareketi, her nefesiyle beni sınamak istiyordu
Nefesim düzensizdi ama geri çekilemiyordum, tam tersine istemsizce biraz daha yaklaşmak istiyordum
“Kardelen, bazen kelimeler yetmeyecek kadar aklımla oynuyorsun”
“Bilerek yapmadım… yani biliyorsun… çorap… ondan” dedim
“Kardelen” dedi alçak ve derin bir sesle
“Efendim… sevgilim?” dedim hafifçe gülümseyerek, kalbim deli gibi atıyordu
“ elimi alabilir miyim, yoksa şu öğretmenler günü yemeğini unutacağım? Elimden bir kaza çıkmasın, hem sende bu arabada olmasını istemezsin değil mi ” dedi, sesi ciddiydi
Hızla elimi çektim, utanmıştım, kim bilir ne düşünecekti hakkımda Korkut
rezilim rezil
“Melül melül bakma, Kardelen” dedi alaycı bir tonla
“Ama ya, utanıyorum… her seferinde yanında rezil oluyorum” dedim fısıltıyla
Korkut bu sefer elimi alıp , kasıklarına yakın bir yere bastırdı
elimin altındaki sertliği hissedince yutkundum
“Bu sefer sen dokun, ben rezil olayım” dedi
Gözlerim kocaman açılmıştı, ellerimi hızla çektim
“Ay tövbe tövbe… olmaz”
Yol boyunca Korkut istemsizce sırıtıyordu, ben pencereye bakıp dışarıyı izliyordum
“Ama olmaz böyle, seninle işim var benim domates güzelim, sen böyle kızarırsın ben sena nasıl dokunurum” dedi,
Bir eli direksiyondaydı, diğer eli hâlâ benim elimdeydi
“Korkut, sus… lütfen, utanıyorum… hem de çok” dedim,
Korkut gülmüş, elimi tutup avuç içimi hafifçe öpmüştü
“Bu günde güldük sayende, Kardelen hanım” dedi,
Ben sinirle ama istemsizce gülümseyerek ona baktım
Kısa sürede restoranın önüne vardık. Korkut arabayı park etti. Göz göze gelmeden kapıyı açtı ve indi. Ardından benim için kapımı tuttu
Restoran şıktı. Kapıdan içeri girdiğimizde loş ışıklar üzerimize süzüldü.
Masaya doğru yürürken birkaç baş döndü. Baktılar.
Korkut yanımdaydı. Masaya oturduk. Öğretmenler, eşleri, sevgilileri... tanıdıklar ve yarı yabancılar bir aradaydı. Selamlaştık,
Ben bir an durup masaya göz gezdirdim. Korkut’a döndüm
Gömleğinin üst düğmesini açıktı
Bu adamın düğmesi niye açıktı ki sakin ol sen medeni bir kadınsın adam takım elbise giymiş az uyumlu ol
. Kravatı yoktu bana ters bunlar dekolte niye veriyo bu adam
. Oturuşu, bakışı, arada bir dudak kenarındaki belli belirsiz gülümseme... hepsi insanın dikkatini çekecek kadar etkileyiciydi
O anda karşı masadan bir bakış hissettim.
Elvin.
Hayır hayır şansıma bu kadın sevgilimi yerdi yanlış anlaşılmasın gözleri ile sorun korkut değildi yani erkek olması onun için yeterliydi birkaç evli öğretmene de yürümüştü Elvin güzel kadındı onu çirkinleştiren tavrıydı güzelik ve tavır bir bütündü
İngilizce öğretmeniydi kadını sevmiyordum adını koyamıyordum karışık bir duyguydu sevmiyordum ama ona asla kötü davranmadım sadece o kadınla konuşurken mutsuz hissediyordum sanırım herkes ile iyi olmak zorunda değildim
Bakışlarını hiç saklamıyordu. Gözleriyle Korkut’u izliyor, Gülümsemese bile dudaklarındaki kıvrım, içinden geçenleri belli ediyordu. Kadehini yavaşça kaldırdı, gözleri hâlâ Korkut’taydı. Sanki bir belgesel izliyordu ilgisini çeken, etkileyici, nadir rastlanır bir canlı gibi.
O an içimde bir şey kıpırdadı.
Kıskançlıktı bu.
Ama dışımdan hiçbir şey çaktırmadım. Sadece bardağıma uzandım, bir yudum aldım.
Çünkü kıskanıyordum neden kıskanıyordum ki korkut kadına bakmıyordu bile
Kaşlarımı hafifçe çattım. Elvin’in bu kadar açık açık bakmasına anlam veremiyordum. Üstelik Korkut’un hemen yanında oturuyordum… ve bu bakışlar hiç saklanmıyordu.
Korkut ise farkında değil gibiydi. İçimden “neden takım elbise giydi ki bu adam…” diye geçirdim. Sinirim iyice bozuldu.
Restorandaki kalabalık uğultu masaların arasında dolaşıyordu. Tabak sesleri, garsonların hızlı adımları… ama benim dikkatim sadece bizim masadaydı.
O sırada masanın diğer ucundaki erkek öğretmenler kendi aralarında sohbete dalmıştı. Kısa sürede Korkut da sohbete dahil olmuştu. Rahat görünüyordu. Sanki hiçbir şey umurunda değilmiş gibi.
Berke hoca ise baştan beri onu süzüyordu. Gözlerinde tuhaf bir ifade vardı. Bir şeyler yapacak gibi…mixer gibiydi adam
Ve yaptı.
“Ne iş yapıyorsun Korkut?” dedi, sesi biraz yüksek çıkarak. Masadakilerin dikkatini çekmek ister gibi.
Korkut başını kaldırdı, sakince baktı.
“Şu an dinleniyorum diyelim,” dedi, masadaki peçeteyle oynarken.
Berke alaycı bir şekilde gülümsedi.
“Anladım… işsizsin yani,” dedi. “Biz de Türkiye derecesi ile Ankara’ya atandık.”
Masada kısa bir sessizlik oldu. Birkaç kişi rahatsızca kıpırdandı. Ben ise içimden “kime hava atıyorsun?” diye geçirdim. Utançtan yüzüm kızarmıştı… ama Berke adına.
Korkut ise hiç alınmış gibi görünmüyordu.
-“Şirketim var.
Neden eskiden asker olduğunu söylememişti .Sanki şirketim var cümlesi ona ait değil değildi istemeyerek söylemişti
Berke kaşlarını kaldırdı, alayını sürdürdü.
“Az önce ‘işsiz’ dedim diye alınmadın değil mi?” dedi. “Şirketinin adı ne? Kesin butik, küçük bir şirkettir. Tabii… buldun atanmış öğretmen kızı, kaçırmayayım dedin.”
. Gerçekten yerin dibine girmek istedim.zNe alaka ne alaka
Korkut bu kez peçeteyi masaya bıraktı.
“Savarlar Grup.”
Berke’nin yüzündeki alay bir anda dondu.
Gözleri büyüdü. Dudakları aralandı ama bir şey diyemedi.
Masadakiler birbirine baktı.
Ben ise Korkut’a baktım.
bildiğimiz Savarlar mı?” dedi Berke, sesi bu kez daha temkinliydi
“Evet,” dedi Korkut kısa ve net.
Korkut başını bana doğru eğdi. Sesi sadece benim duyabileceğim kadar alçaktı.
“Bu adamı döverim ben,” dedi dişlerinin arasından.
“—Korkut, lütfen…” diye fısıldadım hemen.
“Ne lütfen lan,” dedi yine kısık sesle ama siniri belli oluyordu. “Kıl kuyruk… sen bu adamla beş gün berabersin bir de…”
Elimi masanın altından yavaşça onun bacağına koydum. Parmaklarım hafifçe bastırdı.
“Sevgilim…” dedim yumuşakça. “Benim için olmaz mı?”
Bir an sustu. Nefesini verdi.
“Olur… senin için olsun,” dedi. “Ama bir daha bana laf sokmaya çalışırsa, şu şişirdiği kaslarını haşat ederim.”
Gülmemek için dudaklarımı ısırdım. Sinirle karışık o hâli… tuhaf bir şekilde komikti.
“Papatya çayı ister misin?” dedim hafifçe.
“İstemem,” dedi hemen. “Şu gevşeklerle aynı masaya Gandhi’yi oturt, o da küfür eder.”
Bu sefer gerçekten zor tuttum kendimi. Gözlerim dolacak gibi oldu gülmemek için.
“Tamam sevgilim … benim,” dedim alttan alarak. “Hadi ama…”
Başını iki yana salladı, ama ses çıkarmadı. Biraz olsun sakinleşmişti.
Tam o sırada Gülnur hoca araya girdi:
“Hadi, yemekler soğumadan başlayalım,” dedi ortamı toparlamak ister gibi.
Herkes yavaş yavaş tabaklarına yöneldi.
Yemekler yenmeye başladıkça sohbet de koyulaştı. Konular değişti, gülüşler arttı… ama masanın altında hâlâ elim onun bacağındaydı.
Masadaki hava yumuşamış gibiydi Herkes kendi arasında konuşuyordu. Tam o sırada Berke, sanki özellikle zamanı kollamış gibi, yüzünü bana döndü.
“Kardelen hocam,” dedi, sesi bu kez fazla rahattı
“Kar tatili yaklaşıyor ya… aklıma geldi. Geçen yıl çocukları alıp Bursa Uludağ’a götürmüştük ya hani… seninle.”
Elimdeki çatal bir an durdu.
ne saçmalıyordu bu adam
Berke devam etti, göz ucuyla Korkut’a bakarak:
“Otelde kalmıştık hatta… güzel bir tatildi. Çocuklar çok eğlenmişti.”
otelde kaldık ama tüm gece soğuktan ateşlenen çocukların başında beklemiştim o ise diğer kadın öğretmenlere yürümüş havasını almıştı kimse pas vermemişti en son bana sarmıştı neymiş soğukmuşum gevşek herif
Masadaki birkaç kişi merakla baktı. Ben ne diyeceğimi düşünürken, yanımdaki sessizlik dikkatimi çekti.
Korkut konuşmuyordu.
Ama çatalı bıraktığını hissettim.
Yavaşça başını kaldırdı. Gözleri bu kez direkt Berke’deydi.
İçimde bir huzursuzluk yükseldi.
“Korkut diyecektim ama o benden önce davrandı.
“Sen fazla detay hatırlıyorsun,” dedi Korkut.
Berke bu kez geri adım atmadı.
“Güzel anılar unutulmaz,” dedi. “Sonuçta birlikte vakit geçirdik.”
Masadaki hava bir anda soğudu
Ben hemen araya girdim.
“Gezi tamamen okul organizasyonuydu, Meb tarafından yapıldı ” dedim net bir şekilde. “Çocuklar içindi görevliydik.”
Ben derin bir nefes aldım, gözlerimi Berke’ye çevirdim.
Korkut tam o sırada yanımda oturuyordu; bakışları Berke’ye kilitlenmiş, neredeyse dövecekmiş gibi sertti. Masanın altından yumruğunu sıkmıştı.
Elimle yavaşça yumruğunu açmaya çalıştım, hafifçe bastırdım.
“Korkut, kına gecesinde olsak eline kimse altın koymaz… açsana be adam,” diye fısıldadım, hem gülerek hem de biraz endişeyle.
Korkut göz ucuyla bana baktı, dudaklarının kenarında küçük bir gülümseme belirdi.
“Kardelen, özür dilerim,” dedi sessizce.
“Ne için?” diye sordum merakla.
-“Şu az önce boks ile ilgilendiğini söylemiştim… benim arkadaşımın spor salonu var. Gel istersen… ne kadar iyi olduğunu görelim,” dedi, tuzaktı. Resmen Berke’yi avlıyordu.
İçimden dua ettim: “Lütfen kabul etmesin…
Gözlerimi Berke’ye çevirdim;.
Berke kısa bir tereddüt yaşadı, kaşlarını çattı, gözleri Korkut’a kaydı.
“Yarın haberleşiriz, ,” dedi. Sesi hafif gergindi
herkes bu teklifi duyduğu için teklifi kabul etmek zorunda kalmıştı
Korkut sadece başını salladı. Masadaki herkes yemeğine dönmüştü, ama ben hâlâ sessiz bir tedirginlikle oturuyordum.
Kulağına sessizce fısıldadım:
“Korkut… aklından ne geçiyorsa lütfen yapma.”
O hafifçe gülümsedi, sakinliğini koruyordu.
“Merak etme, spor yapacağız sadece, Kardelen. Sakin ol,” dedi yavaşça.
Derin bir nefes aldım.
“Korkut, hayır… düşündüğün gibi değil,” dedim. “Otelde çocuklar için kalmıştık. Ayrı odalarda kaldık.
-Sana ne ima ediyor, herkesin içinde? Yarın milletin sevgilisine laf atmak neymiş, göstereceğim…
“Deli ya ondan … aklından ne geçerse konuşuyor,” dedim
“Diğerlerine niye öyle konuşmuyor? Sana niye bu lafı söyledi?”dedi
“Haklıydı sanırım… ama şiddete gerek yoktu,” . “Berke’nin ima ettiği şey akıl alır gibi değildi.”
nihayet konu dağıldı
.
En son konu siyasete gelmişti. Korkut, fikirlerini söylemekten hiç çekinmiyordu; ben ise onu dinlemekten kendimi alıkoyamıyordum. Diğerleri de susmuş, Korkut’un düşüncelerine kulak kesilmişti. Elvin bile artık sadece bakmıyor, hayranlıkla dinliyordu.Ben ise… şaşkındım. Ama sadece o kadar da değil.
Ve itiraf etmeliyim, kıskanıyordum da.
Bu yönünü herkesin görmesini istemiyordum sanki. Bu… sadece bana özel olmalıydı. Özellikle de Ama Korkut hiçbir şeyin farkında değildi.
Elvin’in bakışlarını da, içimde kabaran kıskançlığı da umursamadan konuşmasına devam ediyordu.
Tam o anda göz göze geldik.
Bana gülümsedi.
İçimdeki kıskançlık bir anda yerini başka bir duyguyla değiştirdi. Evet.
Bu adam benimdi.
Ve o da bunun farkındaydı.
Yemekler çoktan gelmişti. Masadaki herkes artık daha rahattı. Korkut hâlâ öğretmenlerle konuşuyordu.
O sırada Elvin sandalyesini fark edilmeden hafifçe kaydırdı. Göz ucuyla gördüm. Bardaktaki suyunu bitirmiş gibi yaptı, sonra biraz öne eğildi.
“Korkut Bey…”
Sesi gereğinden fazla kibar, fazlasıyla samimi.
Korkkuttt beycığımmmmm içimden taklit ediyordum
Korkut başını çevirdi. Gözleri hâlâ dikkatli ama ifadesi nötrdü.
“Evet?”
Elvin hafifçe gülümsedi, gözlerini doğrudan Korkut’un gözlerine kilitledi.
“Az önceki fikirleriniz aynı şeyleri düşünüyoruz sanki zihnimdeki her kelime dudakalrınzdan çıktı
Korkut hafifçe gülümsedi. Klasik, kendine özgü bir alaycılıkla cevapladı:
“Teşekkür ederim.
sadece gülümsüyordum. Ve bu sırada Elvin, Korkut’un ceketine doğru uzandı. Parmak uçlarıyla sanki minicik bir toz tanesini alıyormuş gibi yaptı.
“Şurada bir leke gördüm …Korkut kaşlarını çattı rahatsızdı anlamıştım
“konuşmasına kaldığı yerden devam etti umursamadı
.Aptal kadın sana yürüyor ya saçımı başımı yollacaktım suç bende adamı getirisen kurtlar sofrasına işte böyle olur
Korkut o sırada bir yudum suyunu içti ve bana döndü.
“Birazdan kalkalım mı? Kalabalıklaşmaya başladı.” dedi
Gözleri sakindi. “Olur,” dedim.
Ama Elvin hâlâ vazgeçmemişti.
“Bu konularda daha fazla konuşmak isterim. Belki... bir gün bir kahve içeriz, karşılıklı?”
Korkut yüzüne bomboş bir ifadeyle baktı.
kahveyi pek sevmem,” dedi sakince. “Ama sevgilim seviyor, size o eşlik eder. Ayrıca Kardelen bu konulara çok hâkim. Yüksek lisans yaptıktan sonra makale yayınlar belki
Bunu söylerken başıyla beni işaret etti.Gülmemek için kendimi zor tutuyordum kadın ona yürüyor korkut ise benimle alaklı detaylardan kadına bahsediyordu
... Elvin’in yüzünde istemsizce bir kasılma oldu.
Çok küçük bir kıvrım dudaklarının kenarına ilişti. O tatlı, yapışkan gülümsemesi birkaç saniyeliğine sönmüştü.
Ben kazandım.
Yavaşça sandalyemden kalktım.
Korkut hafifçe başını çevirdi.
“İyi misin?”
Gülümsedim.
“Evet. tuvalete gideceğim ”
Masadan uzaklaştım. Restoranın koridoruna girip lavaboya doğru yürüdüm. Aynadaki halime baktım. Makyajım hâlâ yerli yerindeydi ama gözlerimin içi... yorgundu. Kıskanmak bana göre değildi yorucuydu
Musluğu açtım, bileklerime biraz su döktüm. Soğuk, kısa süreliğine iyi geldi. O an... kapı aralandı.
Elvin.
Aynada göz göze geldik.
“Kalabalık insanı yoruyor değil mi?”
Sessiz kaldım. Ellerimi kuruladım. Elvin lavabonun yanındaki boşluğa yaslandı. Aynadan beni izliyordu.
“Sevgilin gerçekten etkileyici biri,” dedi.
Yavaşça döndüm, gözlerinin içine baktım.
“Evet
“Belli oluyor zaten,” diye devam etti. “Yani… ilk başta onu senin erkek arkadaşın zannetmedim Pek... senin tarzın gibi değil sen küçük duruyorsun yanında abin gibi duruyor
her kelimesi ince bir iğne gibiydi.
Gülümseyerek cevap verdim.
“ tam olarak benim tarzım ne ”
Elvin saçını kulak arkasına attı. Gülümsemesi yapmacıktı
“Yani, yanlış anlama,” dedi. “Sadece… o çok farklı biri. Duruşu, konuşması… şaşırmamak elde değil. Farklısınız uzun sürmez herhalde dedi .Neyse ki senin gibi biri yanında. Yoksa bu ortamda dikkat dağıtan çok fazla şey var.
“Farkındayım,” dedim.
“Bazı şeyler gerçekten dikkat dağıtıcı olabilir. Sinekler gibi mesela… küçük, vızıldayan ve mide bulandırıcı.”
Elvin’in gülümsemesi dondu.
“Sakin olmalısın. Sadece tanımaya çalışıyorum. Merak ediyorum diyelim denemek fena olmaz
Gözlerim kısılmıştı.
“Tanımana gerek yok. Bana ait olan bir şeyi neden tanımak isteyesin ki?” dedim, soğukkanlı ve net bir ses tonuyla. “Üstelik evleneceğim adamı.”
Gözleri büyüdü. Ne diyeceğini toparlamaya çalışırken sordu:
“Evlenecek misiniz yani?”
Omuz silktim. Dudaklarımda hafif bir kıvrım vardı.
“Yani… benim için deli oluyor. Masadaki bakışlarından sen de fark etmişsindir.”
Bir adım geri çekildim, kapıya yöneldim. Ama açmadan önce durdum. Başımı hafifçe çevirdim,
“Bu arada... o küçük beyninle sevgilime bir daha kahve içmek gibi tekliflerde bulunma sadece benimle kahve içebilir ben olmadan kahveyi istemez bile . Bu kadar basit numaralarla etkilenebilecek biri değil. Kendini geliştir tatlım senn git velilere yürü ama …kendine dikkat velilerin bile diline sakız olmuşsun az edep yani
Sonra kapıyı açtım.
Karşımda Gülnur Hoca vardı. Bizi mi dinliyordu?
Yanından hızla geçtim ama masaya gidecekken sesiyle durmak zorunda kaldım.
“Konuşabilir miyiz?” dedi.
Kaşlarımı çattım. Yaşlı cadı neden benimle konuşmak istiyordu ki? Kesin bana laf sokacaktı.Kardelen hanım neden Tuvallette yiyiştiğiniz adamı yemeğe getirdiniz derdi herhalde üstelik müdür yardımcısı olmuşken tam da zamanıydı
“Gülnur Hocam , bu gece birbirimizi yıpratmasak yani… lütfen.”
“Sadece konuşacağız.”
Restoranın boş olan pencere tarafına geçtik.
“Dinliyorum,” dedim.
Karşımdaki elli beş yaşındaki kadına fazlasıyla dikenlerimi çıkarmıştım. Yoksa o bana batıracaktı.
“Özür dilerim,” dedi.
“Anlamadım?”
“Özür dilerim… sana fazla önyargılıydım.”
Kaşlarım daha da çatıldı. “Gülnur Hocam, yani… iyi misiniz?”
Gülümsedi.
“Sana fazla tepkiliydim. Fazla sessizdin, otoriten yok gibi gelmişti. Seni öğretmenliğe yakıştıramamıştım.”
“Çocuklara kızamıyorum… Ama deniyorum. Sonra bir bakıyorum gülesim geliyor, hemen tahtaya dönüyorum görmesinler diye. Yani ben sizin gibi değilim ama çabalayacağım deneyim meselesi zamanla olacak bir şey
“Sana ima ettiğim her şey için özür dilerim.”
“Anlamıyorum … Neden şimdi, Gülnür Hocam?”
“Kardelen… Sanırım ben sana fazlasıyla önyargılıydım. Bana çok tanıdık birini hatırlatıyordun.”
“Kim?”
“Kızımı… O da senin gibiydi. Herkesi kendinden önce düşünürdü.”
“‘Geçmiş zaman’ eki kullandınız…”
“Evet… Maalesef vefat etti.”
“Başınız sağ olsun… Yani… nasıl?”
“O da öğretmendi. Herkesi severdi, korur, kollardı. Fedakârdı tıpkı senin gibi. Doğuda görev yapıyordu… Öğrencilerini korumaya çalışırken şehit oldu. O, hiçbir zaman Öğretmenler Günü’nü kutlayamadı… Kardelen, sana baktıkça onu gördüm. Okula her gelişinde, her hareketinde… Sanki beni geçmişe götürüyordun. Bilmiyorum… Senin fedakârlıklarını görünce içimde hep bir şeyler tetikleniyordu.”
. Dudakları titriyordu.
. Boğazımda kocaman bir düğüm oluştu, yutkundum ama çözülmedi.
“Keşke…” dedim güçlükle. “Keşke başından beri söyleseydiniz hocam. Belki birlikte taşırdık bu yükü.”
Başını yavaşça iki yana salladı.
Gözlerim istemeden doldu. Sesim titremesin diye derin bir nefes aldım.
Başımı salladım.
“Benim basit bir kadın olduğumu… iyi bir öğretmen olmadığımı ima ettiniz,” dedim.
Sözler ağzımdan çıkarken sesim titredi
“Ama ben kimseye zarar vermedim. Ne size… ne de öğrencilerime. Yeniyim, evet. Sizin kadar deneyimli değilim ama elimden geleni yapıyorum. Geldiğim ilk gün sizi örnek almak istemiştim. Size sorular sordum, yol göstermenizi istedim… Ama siz bana o kadar yetersiz olduğumu hissettirdiniz ki…
Yutkundum. Geri dönüş olmayan bir cümle kuracağımı hissediyordum.
“Üzgünüm hocam ama… aramızdaki bu diyaloğu sürdürmek, bu şekilde devam etmek istemiyorum. Bir an sessizlik oldu.
Tam uzaklaşacaktım ki Gülnür Hocamın sesi geldi
“Kardelen, dur.”
Gözleri dolmuştu.
Gözlerinin kenarında biriken yaşlar titriyordu. O“Evet… seni kırdım,” dedi. Sesi alıştığım o netlikte değildi, hafifçe titriyordu. “Bunu şimdi çok net görüyorum. Ama inan bana, seni küçümsemek için yapmadım. Yanlıştı… ama oldu.”
Başını eğdi. Sanki gözlerime bakmaya cesareti yoktu.
“Biliyorum. Ve özür diliyorum, Kardelen. Hem bir öğretmen olarak… hem de bir anne olarak senden içtenlikle özür diliyorum. Sana haksızlık ettim.”
İçimde bir şey kıpırdadı. Ama o kırık… hâlâ oradaydı. Yerinden oynamıyordu.
“Ben güçlü görünmeye çalışıyorum ama bazen yoruluyorum hocam.”
“Yalnız değilsin,” dedi daha alçak bir sesle. “ Söz veriyorum… meslektaşın olacağım.
Bana bir şans daha ver… lütfen.”
Bir an gözlerimi kapattım. Derin bir nefes aldım. Göğsüm sıkışıyordu. Kalbimdeki o ince çatlak… hâlâ sızlıyordu.
Başımı hafifçe salladım.
“Ben de kırıcı olduysam özür dilerim ama…” dedim. Kelimeler ağzımdan zorla çıkıyordu. “Olmaz. En iyisi mesafe.”
Yüzündeki ifade bir an çöktü.
“Kardelen, izin ver… telafi edeyim.”
“Olmaz.” dedim bu kez daha net. “Kalbim size kötü hisler besliyor.”
“Bırak beslesin…” dedi, acı bir gülümsemeyle. “Belki iyi olur.”
“Hocam,” dedim, bakışlarımı onunkilerden kaçırmadan, “sınır iyidir. Ve siz bunu bana… bir şekilde öğrettiniz.”
Bir an sustu. Sanki söyleyecek çok şeyi vardı
“En azından çabalamama izin ver.”
Kaşlarımı çattım. İçimde bir huzursuzluk büyüdü.
“Bu bir tuzak mı?” dedim.
Gözlerime baktı. Arkamı döndüm.
“Ölmek üzere olan bir kadını affedersen… mutlu olurum.”
Donakaldım.
Zaman bir anlığına durdu sanki.
Yavaşça döndüm.
Gözleri bu kez saklamıyordu. Yaşlar özgürce akıyordu.
“Kızımın yanına gideceğim…” dedi. “Ama kırdığım tüm kalpleri onarmak istiyorum. İlk senin kalbinden başlayacağım.”
Boğazım düğümlendi.
“Kızım rüyama geldi .Bana kırgındı. Bana ‘kötüsün’ dedi.”
Gözlerim doldu. Görüşüm bulanıklaştı.
“Ben… yani…”
“Söyleme,” dedi hemen. “Sadece izin ver… ne olur. Sana söz, seni rahatsız etmeden… kalbini onaracağım.”
Yutkundum.
Yavaşça başımı salladım.
Elini uzattı. Tereddüt ettim… sonra o buruşmuş, titreyen eli tuttum. Eli soğuktu.
Kendi annemi düşündüm.
Ben ölürsem… annem iyi bir insan olur muydu?
Benim için iyi olur muydu?
Benim annem de, benim için iyi olmayı seçer miydi?
Kimsesiz olmak iyi değildi.
Onun bir kızı yoktu artık.
Ama yine de… onun için iyi olmayı seçiyordu.
İçimde tuhaf bir istek büyüdü.
Belki de dileğim buydu:
Annemin pişman olması.
Bir kez olsun… gerçekten pişman olması.
Son arzum… annemin abim için özür dilemesiydi.
Onun ...abim için bir kez olsun gözyaşı dökmesiydi.
Dökülsün işte…
Geç kalmış olsun, eksik olsun… ama gerçek olsun.
Karşımda duran kadına baktım.
Pişmandı.
Bu pişmanlık ölüm korkusundan mıydı… yoksa kızını gerçekten sevdiği için miydi, bilmiyorum.
Kalbini okuyamazdım.
Ama ilk defa… samimi geldi bana.
İlk defa.
Demek ki…
anneler de pişman olabilirmiş.
Anneler de özür dileyebilirmiş.
Anneler de… kızları için değişebilirmiş.
Anne olmak… güzel bir şey olmalıydı.
Çünkü bir çocuk… bir anneyi bu kadar değiştirebiliyorsa,
o bağda anlatılmayan bir şey vardı.
Ve ben…
Ölmüş bir kızı kıskanacak kadar kötü kalpli miydim?
Belki de öyleydim.
Ne zaman bir anne çocuğunu çok sevse… içimde bir şey sıkışıyordu.
Bir boşluk.
Bir sızı.
Kaç yaşına gelirsem geleyim… değişmeyen tek şey buydu.
Sevgi açlığı.
Adını koyamadığım ama içimi kemiren o eksiklik.
Ben… her sevgiyi kabul ederdim.
Yarım olsa da, kırık olsa da… hasta bile olsa.
Yeter ki sevgi olsun.
Çünkü hiç kimse anlamazdı bunu.
Hiç sevgisiz kalmamış biri… bu özlemi ne bilirdi?
Bu boşluğu ne anlardı?
Mihri… benim yaşadığım acıyı yaşamasın istiyordum.
O çok mutlu olmalıydı.
Eksiksiz, korkusuz, sevildiğini bilerek büyümeliydi.
Belin…
O kadar iyiydi ki…
onu bu hâle getiren her şeye düşman olabilirdim.
Belin ve Mihri… benim kırmızı çizgimdi.
Onlar… abimden geriye kalan,
abimin yerini doldurmaya çalıştığım tek şeydi.
Ailemdi.
Ve ben…
sadece bir kez olsun…
Ailem tamam olsun istiyordum.
Acılarımı düşünmek istemiyordum.
Artık değil.
Sadece… onların bitmesini istiyordum.
İçimde durmadan kıpırdayan o huzursuzluğun susmasını.
Kalbimin, ilk defa gerçekten sakinleşmesini.
Nasıl olursa olsun…
iyi ya da kötü bir son.
Yeter ki son olsun.
Hayatımın geri kalanında… böyle eksik, böyle tedirgin yaşamak istemiyordum.
Kalan zamanımı yaşamak istiyordum.
Gerçekten yaşamak.
Anda kalmak…
yarın yokmuş gibi gülmek istiyordum.
Ve belki de en garibi…
Güleceğim insanı bulmuştum.
İnsanların yıllarca arayıp bulamadığı o şeyi…
ben, hiç ummadığım bir anda bulmuştum.
Beni iyi hissettiren birini.
Onun yanında… içimdeki o karanlık biraz geri çekiliyordu.
Sanki yüklerim hafifliyordu.
Sevilmeye…
hiç bu kadar yaklaştığımı hissetmemiştim.
Korkut…
Mükemmel değildi.
Ama gerçekti.
Ve ben… onun bana “seni seviyorum” dediği o anın içtenliğini unutamazdım.
O sözler sahte değildi.
Sadece… olduğu gibiydi.
Bu yüzden… ona minnettardım.
Belki de hep olacaktım.
Çünkü biri ilk defa bana gerçekten sevildiğimi hissettirmişti.
Zaman yokmuş gibi geliyordu.
Sanki geç kalırsam… her şey elimden kayıp gidecekmiş gibi.
Sanki…
gidip ondan aşkı istemek için acele etmeliydim.
“Kızınız çok şanslı…” dedim fısıltıyla. “Annesi onun için hâlâ mücadele ediyor.”
Elleri titredi. Parmakları elimin içinde sıkıştı.
Elimi bırakmadı.
“Ağlamayın lütfen…” dedim. “Kızınız size darılmaz.
Gözyaşlarını aceleyle sildi. Cebinden buruşturulmuş bir peçete çıkarıp burnunu sildi. O küçük hareket bile ne kadar dağıldığını anlatıyordu.
“İzin verdin…” dedi titrek bir nefesle. “Bu yeter.”
Sessizlik çöktü.
Göğsümdeki ağırlık hâlâ geçmemişti.
“Sadece…” dedim, gözlerimi kaçırarak. “İncinmiştim. O kadar.”
Bir an durdum.
“Çok acım var…”
Gülümsedi.
“İkimiz de insanız. Ama ikimiz de iyi öğretmeniz Kardelen.
Elini uzattı.
Bu kez geri çekilmedim. Uzattığı eli tuttum.
ona moral verecek cümleler kuruyordum
O sırada Elvin yanımızdan geçti, masaya doğru adımladı. Gülnur Hoca ise umursamaz bir bakış attı ona.
Ben ise dişlerimi sıkarak, öfkeyle bakıyordum Elvin’e
Gülnur Hoca bana döndü. Kaşlarının üzerinde hafif bir kıvrım vardı.
“Kendini çabuk ele veriyorsun,” dedi.
Derin bir nefes aldım. “Ne yapayım? Sevgilime yürüyor.”
Kaşlarını hafifçe kaldırdı.
“Kardelen… gerçekten baş edemeyecek misin?” diye sordu.
“Sanırım… yapabilirim, ama her an kaos çıkabilir ”
Başını salladı, dudaklarında bilmiş bir gülümseme.
“İşte hatan bu. Bir toplum içindeyiz ve sen stratejik davranmıyorsun. Duygularını gizle… seni üzdüğünü belli etme.”
Kaşlarımı çattım.
“Hocam… Siz neden benim üzülmeme bu kadar takılıyorsunuz ki? Baş edebilirim ben. Sandığınız kadar kırılgan değilim.”
Gülnür Hocam derin bir nefes aldı.
“Ben sadece bir tavsiye verdim,” dedi sakin ama ciddi bir sesle. “Hem… hâlâ genç bir kızsın. Öğreneceğin çok şey var. Ama ilk kural şu: Sevdiğini yalnız bırakma.”
Gözlerimi kaçırdım.
“Arkamı her döndüğümde gitme ihtimali varsa? Bu çok yorucu,” dedim itiraf eder gibi.
Başını iki yana salladı.
“ Ona sevildiğini hissettirirsen kaçmak için değil, kalmak için neden bulur.”
Başımı usulca salladım. Masaya doğru dönerken Gülnür Hoca tekrar bana baktı.
“Çok yakışıyorsunuz,ayrıca kıro bir adam değil ailesi iyi eğitmiş tanıyorum o aileyi tabi gazetelerden öğrencilere yüklü miktarda her yıl burs veriyorlardı duraksadı ....geçen karşılaşmamızda fazla sinirliydi sanırım sana karşı fazla hasas ” dedi samimi bir gülümsemeyle. “Umarım çok mutlu olursunuz.”
“Umarım hocam,” dedim kısık bir sesle.
Kaşlarını hafifçe kaldırdı.
“Umarım mı?” diye sordu. “Emin değil misin sevilip sevilmediğinden?”
“Sevildiğimi hissediyordum… ama içimde, adını koyamadığım bir huzursuzluk vardı.
Ama bunu söyleyemedim yanlşı giden bir şey ama aşk ile ilgli değildi kalbim sıkışıyordu
“Eminim,” dedim sadece.
Masaya döndüğümüzde ortam bir anda altüst olmuştu. Az önceki sakinlikten eser yoktu. Sandalyeler devrilmiş, tabaklar kenara itilmişti. Gürültü, bağrışmalar… herkes ayağa kalkmıştı.
Gülnur hoca donup kalmıştı.
“Ne oluyor?!” diye bağırdı
Korkut…
Korkut Berke’yi yakasından tutmuş, yumrukluyordu.
“Senin ecdadını sikerim, gevşek herif!” diye bağırdı, sesi restoranın içinde yankılandı.
Berke kendini korumaya çalışıyordu ama hazırlıksız yakalanmıştı. Gömleğinin ön yakası açılmış, düğmeleri kopmuştu. Geri geri sendeledi, sandalyeye çarpıp dengesi bozuldu.
Korkut bırak!” diye bağırdım, sesim titriyordu.
İnsanlar araya girmeye çalışıyordu.
“Korkut sakin ol!”
“İki dakika yalnız bıraktım seni, iki dakika nezaketli ol be adam !”
“Ben gevşek miyim?” dedi dişlerinin arasından. “Henüz o kadar nezaketli değilim… Adamın biri senin adını ağzına sakız ediyor, ben duracak mıyım?”
“Korkut… yeter,” dedim
Gözleri bana kaydı. Bir an… sadece bana baktı.
“Ben kendimi savunurum,”
-Gördüm kendini nasıl savunduğunu dedi sinirle
Lütfen… bırak!” dedim, neredeyse yalvararak.
Berke yerdeydi, yüzünü tutuyordu.
“Bir daha…” dedi Korkut dişlerinin arasından, “bir daha sevgilimin adını hiçbir yerde anmayacaksın
En son Korkut bu kadar sinirli değildi ne olmuştu ama çıldırmış gibiydi
Ben Korkut’un kolunu bırakmadım. Kalbim deli gibi atıyordu
Gülnur hoca bir anda öfkeyle devreye girdi. Birkaç görevli geldi durum iyice karıştı
sesi tüm kargaşayı bastıracak kadar güçlüydü.Berke ye baktı
bir kadına, böyle bir imada bulunamazsın! Bu kabul edilemez!”
Berke şaşkınlıkla geri çekildi, yüzü kıpkırmızı oldu. Kimse böyle direkt bir çıkış beklemiyordu.
“Bugün burada olmamalısın!”
Berke şaşkınlıkla bakarken, Gülnur hoca devam etti:
-Kadın meslektaşına saygısızlık yaptın.
Berke bir an ne yapacağını bilemedi, yüzü kıpkırmızı oldu. Masadaki diğer öğretmenler de sessizce başlarını salladı.
Berke sinirle masadan kalktı, bir süre sessizce durdu, sonra çıkış kapısına doğru ilerledi. Korkut başını hafifçe salladı, ben derin bir nefes aldım.
Gülnur hoca masaya dönerek:
“Herkes otursun, bugün öğretmenler günü. Bu geceyi huzurla bitireceğiz,” dedi.
Ben ise utancım ve yaşadığım karmaşık duygularla baş başa kaldım. Diğer öğretmenler kim bilir hakkımda ne düşünüyordu… Ama şaşırtıcı bir şekilde, beklediğimin aksine bana destek vermişlerdi.
Korkut dışında her yere bakıyordum, kalbim hâlâ hızlı atıyordu.
“Kardelen,” dedi
Konuşma dilimiz tek kelimeydi
“Bir gece olaysız olsun,” dedim, sessizce. “Bir gece…”
“Kardelen, konu sendin ve ben durmazdım. Pişman değilim. Bunun için bana kızacaksın kız,” dedi.
“Teşekkürler,” dedim sessizce.
Şaşkınca baktı bana
Berke uzun zamandır bana psikolojik şiddet uyguluyordu ama tolere ediyordum şakaya vuruyordum
“Şiddete hayır ama… beni koruduğun için teşekkürler. Sadece… koruyuş biçimin biraz daha sakin olsa…”
“Öpeyim mi seni?” dedi bu adam neden böyleydi ben ne diyordum o ne anlıyordu
“ Korkut söylediklerimden bunu mu çıkardın biliyorsun, uygun kaçmaz,” dedim utanarak.
“Uygun olan yerde öpsem?”
“Olur, Korkut… olur,” dedim, gülümseyerek.
Elvin suratını asıyordu ama ben görmezden geldim.
Gülnur hocaya baktım; ona bakarken gözlerim doldu. Beni korumuştu… tuhaf bir şekilde içim ısındı.
Benim ona baktığımı fark edince gülümsedi
Korkut ise hâlâ dikkatle bana bakıyordu. Elimi tuttu
“Sorun ne?” diye fısıldadı kulağıma, başkaları duymasın diye.
Kafamı hafifçe iki yana salladım.
“Bir şey yok… Sadece biraz sıkıldım,” dedim,
Korkut gözlerimi süzdü, kaşlarını hafifçe çattı
“Kıyamadığım gözlerin dolmuş. Kim canını sıktı? Söyle, kavga etmeden yerin dibine sokayım,” dedi
ı.
“Kibarcık haller sana yakışmıyor… az önce olanlardan sonra,” diye devam ettim
-“Söyle hadi… kim? İsim ver. Karşımda mı, sağımda mı…solumda mı söyle,” dedi Korkut,
.
“İyim,” dedim sonunda, duygu boşalması işte Korkut
Korkut benim ne zaman yalan söylediğimi anlıyordu artık . Bir şey demedi, ısrar etmedi. Sadece elimi bırakmadı.
Gece yavaş yavaş sona yaklaştı. Kimsenin tadı kalmadı zaten
Ve biz... sessizce restorandan çıktık.
Dışarısı serindi. Havanın yüzüme çarpması iyi gelmişti.
“Lavaboya gittiğimde Elvin peşimden geldi,” dedim.
Gözleri hafif kısıldı.
““Beni... senin için fazla ‘farklı’ buldu. Hani seninle uzun sürmezmişiz gibi.”
Korkut bir an sustu. Sonra döndü,
“Sen... ciddisin?”
“Sence şaka yapar gibi miyim?”
Bir nefes aldı.
“Bak... ben gerçekten anlamadım. Masada konuştu, biraz güldü ama... ne bileyim... kadının niyetini hissetmedim.”
Gülümsedim.
“Çünkü sen öyle biri değilsin. . Çünkü sen... başkasına bakmıyorsun.”
Korkut yavaşça elini uzattı, çenemi tuttu ve başımı kendine çevirdi.
Hemen başımı kaldırdım.
… elini boynuma doladı.
Başımı kendine çekti.
Ve usulca alnıma bir öpücük kondurdu.
“Ben seninim,” dedi. “Ve bunu herkes bilsin diye geldim
Yavaş yürüyordum. . Az daha yere kapaklanıyordum ki, belimde bir el hissettim. Korkut… yakaladı beni.
“Of…” diye içimden söylenirken gözlerim ayakkabıma kaydı. Üstündeki incecik ip çözülmüş. Yani zaten yürüyemiyordum, üstüne bir de bu çıktı!
Korkut önüme eğildi. Birkaç saniyeliğine beynim yandı. Çünkü koca adam, ciddiyetle ayakkabımın bağcığıyla uğraşıyordu.
“Normal ayakkabı giymen gerekiyordu, Kardelen.”
Sesindeki hafif azar tonunu duydum, gözlerimi devirdim.
“Söylenme ya…
Korkut, ayak bileğime dolaması gereken ipleri toparlarken bir an bana baktı. Ciddi yüzünü görünce kahkahamı zor tuttum.
Bir düğüm, bir dolama, bir düğüm daha… Ve sonunda yapabilmişti
Kalkıp bana baktığında utanacak gibi oldum, ama kendime engel olamadım:
“Eline sağlık,
Korkut derin bir nefes alıp başını iki yana salladı. “Sen var ya… akıl da bırakmayacaksın bende
Ben ise kıkır kıkır gülmeye devam ediyordum.
:
Arabaya doğru yavaş adımlarla yürüyorduk. Parmaklarımız birbirine kenetlenmişti;
Sessizce sokuldum yanına. Başımı koluna yasladım. Kalp atışlarımı, göğsüne yansıyan ritmini dinledim bir süre. Bir şeylerin ters gittiğini hissediyordum ama o hiçbir şey söylemiyordu.
Sustum.
Sonra başımı kaldırıp baktım.
“İyi misin?” diye fısıldadım.
Gözleri ileriye bakıyordu ama sanki hiçbir yeri görmüyordu. Yüzündeki çizgiler karanlıkta bile daha derin,
“İyiyim,” dedi. Ama o ses… Korkut’a ait değildi. Bu, tanıdığım adam değildi.
Sözleri beni avutmak için söylenmişti, ama gözleri. Zoraki bir gülümsemeyle başını çevirdi.
“İçin rahat olsun,” dedi yeniden, ..
- Küstüm sana
Adımlarımı yavaşlattım. Elini bıraktım. Aramızda görünmez bir duvar örülmüştü.
“Söylesene sevgilim,” dedim, boğazım düğümlenerek. “Beni böyle sessizliğin içinde bırakma…
Tam o sırada…
Bir araba sesi sokakta yankılandı.
Sonra
Kurşun sesleri
Ne olduğunu anlayamadan, Korkut üzerime kapandı. Kolları beni sararken.Tüm bedeniyle bana siper olmuştu; kalbi, benim kalbime çarparcasına atıyordu.
Kurşunların metalik uğultusu kulaklarımı parçalarken, onun nefesinin sıcaklığı boynuma değiyor, korkuyla karışmış garip bir huzur bırakıyordu içimde.
Etraf darmadağındı…
Tam ayağa kalkarken…yeniden silah sesi ile kımıldayamadım .
Bir silah sesi daha.
Korkut elini beline götürdü, tek bir hamlede silahını çekti.
— Kafanı eğ şu an açık hedefsin, dedi sert bir sesle.
İrkilmiştim. Kalbim göğsüme çarpıyordu.
— Affedersin! dedim sinirle. Bilmiyorum, her gün silahlı saldırıya uğramıyoruz çünkü!
Sesim titriyordu
— Kardelen, kes sesini.
Bu bir uyarı değil, emirdi.
— Öyle mi Korkut?!
— Kardelen sus! Hayatımızı kurtarmaya çalışıyorum!
— Ölecek miyiz… Allah’ım…
Korkut nişan alırken bile bana döndü,
— İki dakika sus… konsantrasyonumun içine ettin.
Resmen hırlamıştı.
Ben ise tamamen onun arkasına saklanmıştım. Gözlerimi kapattım. Sanki dünya sadece onun sırtından ibaretti
Fısıldadım:
— Korkut…
Bu sefer sesi değişti. … daha derinden.
— Kardelenim… sus güzelim…
Hiçbir şey göremiyordum. Onun geniş sırtı görüşümü kapatıyordu
Elimi yavaşça sırtına koydum.
Parmaklarımın altında kasları gerildi.
Bir anlığına bana baktı.
Tam o anda…
Bir silah sesi daha patladı.
Ardından bir diğeri.
Sokak bir anda cehenneme döndü.
Silahını kaldırdı ve peş peşe ateş etti.
— Eğil!
Ben zaten eğilmiştim.
— Daha ne kadar eğileyim Korkut?! Yerin altına mı gireyim?!
— Mümkünse evet!
Bir kurşun başımızın geçti. Çığlık atmamak için dudaklarımı ısırdım.
—Bir anda kolumdan tuttu, beni sertçe arabaların arkasına çekti
. Nefes nefeseydik.
— Kıpırdama!
— Zaten kıpırdayamıyorum! dedim dişlerimi sıkarak.
— Kardelen, sus ve söylediklerimi uygula, dedi Korkut sertçe.
Tam o anda doğruldu, nişan aldı ve ateş etti. Silah sesi kulaklarımda yankılanırken içim titredi.
Bir an duraksadım… sonra hafifçe kolunu çektim.
— Korkut… bayılacak gibi hissediyorum…
Gözlerini bir anlığına bana çevirdi, sonra tekrar etrafı kontrol etti.
— Sen bayılma.
— Her an bayılacak gibiyim ama… dedim, sesim incelmişti.
— Bayılma. Bir de seni taşımak zorunda kalmak istemiyorum zaten kilo aldın fıtık olacağım yakında mümkünse bayılma
Bir an durdu, sonra neredeyse duyulmayacak kadar kısık bir sesle ekledi:
— …ve şu an bile yeterince başıma belasın zaten.
Göz devirdim, ama içimde garip bir şekilde rahatlama vardı. Çünkü o böyle konuşuyorsa… hâlâ iyiydik.
—aşırı naziksin gerçekten…
Şu an ağlamamak için kendimi zor tutuyordum. Boğazım düğümlenmişti, gözlerim yanıyordu ama bir damla bile düşürmemek için dişlerimi sıkıyordum.
Bacağım…
çok acıyordu.
Öyle hafif bir sızı değil. İçten içe zonklayan
. Ama belli etmemeye çalışıyordum. Utanmasam ağlayabilirdim… hatta belki rahatlatırdı bile. Ama Korkut’un dikkatini dağıtmak istemiyordum.
Onun zaten yeterince yükü vardı.
Kalbim istemsizce hızlandı. Göğsümün içinde sanki bir şey kaçmaya çalışıyordu. Nefes almak zorlaşıyordu.
Bu adamların derdi neydi… bilmiyordum.
Biraz sonra ne olacaktı… hiç bilmiyordum.
Tek bildiğim şey…
Korkut’un dediği gibi kıpırdamamamdı.
Olduğum yerde donup kalmıştım. Sanki hareket edersem her şey daha kötü olacakmış gibi. Sanki en küçük bir yanlış… sonum olacaktı.
Silah sesleri hâlâ kulaklarımda çınlıyordu. Gerçekten durmuş olsalar bile, zihnim susmuyordu.
“Öleceğim…”
Bacağımda bir yanma hissettim. Acı gittikçe artıyordu. Dayanamayıp istemsizce dizime baktım.
Ve gördüm.
Diz kapağımın üst kısmı soyulmuştu. Derim açılmış, kan yavaş yavaş aşağı süzülüyordu.
Bir an nefesim kesildi.
Elimi dizime götürmek istedim… ama durdurdum kendimi.
Korkut fark etmesin.
Korkut bakmasın.
Çünkü o bana bakarsa…
Ben gerçekten ağlardım.
Dudaklarımı daha sıkı bastırdım. Gözlerimi kapattım.
Sıkıca kapattım gözlerimi;
Zihnimi başka bir yere sürükledim.
En mutlu olduğum ana.
Evet… aklıma geldi: Abim… evimizdeyiz.… Annemler bu hafta sonu teyzemlerde. Ve ben… abimle vakit geçiriyorum. Kimse bize karışmıyor. Sessiz, huzurlu… özgür.
O anı düşündükçe kalbim biraz yavaşladı.
Bir nefes… iki nefes… üç nefes.
Ama… bir anda tekrar silah sesi duyunca irkilip titredim.
Korkut’un sinirli, küfür eden sesi kulaklarımda yankılandı.
— Hareket etme, Kardelen!
Gözlerimi açamadım.
Çaresizliği görmek istemiyordum.
Sadece kapattım gözlerimi daha sıkı,
kendimi korumak için…
Kimse zarar görmeyecek, dedim içimden.
Nefesim hâlâ hızlıydı. Ama o en mutlu an…
içimde küçük bir ışık gibi parlıyordu.
Ve … biliyordum ki, Korkut oradaydı.
Yanımda.
Kimse zarar görmeyecek…
Bu düşünceyle gözlerimi sıkıca kapattım, kalbimi susturmaya çalışarak… ve tekrar nefesimi saymaya başladım:
bir… iki… üç…
Adamlar tekrar ateş açtı. Araba daha yaklaştı, araba neredeyse yanımızdan geçecekti.
Tam o sırada Korkut tetiğe bastı.
Silah sesi sokakta yankılandı. Arabanın önü bir anlık sendeledi, sürücü panikle direksiyonu kırdı. Araç yalpaladı, İçlerinden biri yeniden ateş etmeye çalıştı ama kontrolü kaybettikleri belliydi.
.
Araba hızla uzaklaştı.
Silah sesleri sustu.
Korkut hâlâ silahı elinde tutuyordu ama i artık sakinleşmişti. Bir süre daha uzaklaşan arabayı izledi, sonra derin bir nefes verdi.
— Tamam, geçti… dedi.
Ve gerçekten geçmişti.
Korkut hemen doğruldu. Gözleri ateş gibi panikle üzerimi taradı. Ellerini omuzumdan bileğime, belime gezdirdi sanki gözleri yetmiyordu
“Kardelen?” Şokla gözlerimi kapatmıştım, bütün bedenim titriyordu.
“İyi misin? Vuruldun mu? Konuş benimle,
“Nefes nefese kalmıştım
… sadece… dizim.” dedim kısık bir sesle.
kurşun yoktu bedenimde sadece yere düşmemin etkisi ile oluşan yaralar
Eteğimi titreyen elleriyle dikkatle kaldırdı. Diz kapağımın yanından kan sızıyordu; toz, taş parçaları yaraya gömülmüştü ve cam parçaları vardı dizlerimde
Yüzü kasıldı. Etrafı öfkeyle taradı, dişlerinin arasından küfürler mırıldandı. Sonra… bana döndü.
Sessizce, ceketinin cebinden bir mendil çıkardı.
Eli titriyordu. Dizimin üzerine eğildiğinde, o güçlü görünen adamdan geriye sadece dikkatli, bir hâl kalmıştı. Büyük bir sabırla yarayı temizlemeye başladı; dokunuşları öyle yavaştı ki
Yüzüme bakmıyordu. Göz göze gelse… dağılacak gibiydi. Sanki içinde tuttuğu her şey bir anda dökülecek, kendini toparlayamayacaktı.
— Sana söylemiştim, güzelim… ince çorap giymemelisin. Gördün mü, yara olmuş hep dizin, dedi kısık bir sesle.
Sessizce Korkut’a baktım. Ama o hâlâ kaçıyordu benden… bakışları yarada, elleri titrekti
— Söylesene güzelim, haklı değil miyim? Dinlemezsin ki beni… dedi. Sonra hafifçe duraksadı.
Hem ucuz bu çoraplar…
Hâlâ tepkisizce bakıyordum. Çünkü mesele çorap değildi. O ise konuşmaya devam ediyordu
— Sana yeni çorap alırız… bunlar kötüydü zaten. Seviyordun ama… kötüydü. Ben de sevmemiştim zaten…
Bir anda anladım.
Zihnimi buradan uzaklaştırmaya çalışıyordu.
Elinin titremesinden anladım…
Kendimi tutamadım. Titreyen bedenimden önce, gözlerimden yaşlar boşaldı. Elleri dizimdeydi ama hissediyordum.
“Korkut…” dedim, hıçkırıklarım boğazımı düğümlüyordu.
Gözlerim onun yüzüne kilitlendi. Oysa göz göze gelmekten kaçıyordu. Benim ağlamamla Sonunda dayanamadı; ellerini dizimden çekip yanaklarıma koydu. Başparmakları titreyerek gözyaşlarımı sildi.
“Tamam… buradayım.” dedi kısık, çatallı bir sesle. “Sana hiçbir şey olmayacak. Söz veriyorum, Kardelen. Hiçbir şey…”
Ama sesinin altındaki çaresizlik .... Ben titreyerek kollarına sığındım. Kalbim deli gibi çarpıyordu, nefesim yetmiyordu.Az önce ölebiliridim Mihri yalnız kalacaktı ona söz vermiştim bırakmaycaktım
“Gidelim buradan, eve gidelim Mihri evde beni bekliyor ” dedim. “
Korkut kollarını sımsıkı sardı. Bir an hiç konuşmadı, sadece başımı göğsüne bastırdı. Kalbinin gürültüsünü duydum—
Sadece başımı okşadı ve kulağıma fısıldadı:
“ tedirgin olma geçecek… Ben varım. Sana yemin olsun, ben varım.”
Kollarını benden hiç çözmeden, alnımı dudaklarına bastırdı. Dudaklarının sıcaklığı titrememi biraz olsun dindirdi.
“Dinle beni…” dedi. “
. Gözyaşlarımı durduramıyorum.Sanırım hala şokun etkisindeydim
O an gözleriyle gözlerime kilitlendi. Kaçmadı. Dudaklarının kenarında acı dolu bir gülümseme belirdi.
“Şimdi nefes al,” dedi derin bir sesle. “Bak, beraberiz. Senin yanındayım. Senden önce düşerim, senden önce yanarım. Sen asla yalnız kalmayacaksın.”
Ben titreyerek gözlerimi kapadım. Kollarında kendimi bir nebze güvenli hissettim. Oysa o hâlâ içinden fırtınalar geçiriyordu.
-Sen ağladığında ben nefes alamıyorum güzelim
Korkut dizime eğildiğinde hâlâ elleri titriyordu. Mendiliyle kanı silerken yüzüme hiç bakmıyordu. Sanki göz göze gelse… kendini kaybedecekti.
Ben ise hâlâ ağlıyordum, hıçkırıklarımın arasında fısıldadım:
“Acıyor…”
O an başını kaldırdı, gözlerini gözlerime dikti. İçinde öfke değil, tarifsiz bir şefkat vardı.
“Biliyorum,” dedi. “
Acın da bana ait artık. Sen ağlarsan ben yanarım.”
Dudaklarım titriyordu.
“Sen olmasaydın… şimdi ben..”
Sözümü bitirmeme izin vermedi. Elini dudaklarıma koydu.
“Sus, unuttuk yaşandı ve bitti bahsetme artık
Avuçlarıyla yüzümü sardı, alnını alnıma yasladı.
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Kısa süre sonra polis gelmiş, karakolda ifade vermiştik. O karmaşanın içinde Korkut, Yiğit’i aramış, her şeyi hızla halletmişti. Ama iş hastaneye gelince… asıl kavga orada başlamıştı.
Arabadan iner inmez kolumu tuttu.
— Hastaneye gidiyoruz, dedi net bir sesle.
Elimi çektim.
— Hayır. Eve gidiyorum ben.
Bana öyle bir baktı ki…
— Kardelen, inat etme. Dizlerin konuşmasına devam edeceken sinirle baktım ona
— İyiyim dedim.Sadece eve gitmek istiyorum.
— Senin “iyiyim” demen hiçbir şeyi değiştirmiyor.
— Senin dediğin de her zaman doğru olmuyor! diye karşılık verdim.
Gözlerini kapattı, sanki kendini tutuyordu. Sonra tekrar bana baktı, bu sefer daha sertti.
— Hastaneye gideceksin. Konu kapandı.
— Gitmiyorum! dedim inatla.
Korkut bir an bana baktı. Uzun uzun. Sonra elini saçlarından geçirdi, sinirle başını yana çevirdi.
— İnatçı… diye mırıldandı dişlerinin arasından.
— Evet, öyleyim!
Gözlerimin içine baktı. Ama sonra omuzları düştü.
— Tamam, dedi sonunda.
Bir an şaşırdım.
“ Ama bu, haklı olduğun anlamına gelmiyor, Kardelen,” dedi.
Sesi soğuktu.
“Sadece… seninle burada kavga edecek hâlim yok.”
İçimde bir şey sessizce geri çekildi.
Cevap vermedim.
Saatler geçti.
Sert sandalyede oturmaktan dizlerim zonkluyordu. Ama kalkmadım. İnattan mı…
bilmiyorum.
Korkut… bana hiç bakmadı.
Sanki aynı odada değilmişiz gibi davrandı.
Yiğit, işlemler bittikten sonra bizi dışarı kadar geçirdi.Yan yana yürüyorduk.
Ama aslında… yan yana değildik.
Farkında olmadan Korkut’a biraz daha yaklaştım. Sanki aradaki o boşluğu kapatırsam… her şey düzelecekmiş gibi.
Dayanamadım.
Elini tuttum.
Parmaklarım onun eline değdiği anda içimden bir şey geçti. Tanıdık… bir his.
Ama o…
Elimi tutmadı.
Parmakları hareketsiz kaldı.
O an… yanlış yaptığımı anladım.
utandım
Yavaşça elimi geri çekmeye çalıştım. Sanki hiç dokunmamışım gibi… sessizce geri almak istedim.
Tam çekecekken
Elim bir anda durdu.
Korkut’un parmakları… benimkilerin etrafında kapandı.
Sıkıca.
Başımı hafifçe ona çevirdim.
Hâlâ bana bakmıyordu.
Ama elimi bırakmıyordu.
Yiğit gözlerini elimizden ayırmadan baktı.
— Siz… ne ara? dedi kaşlarını kaldırarak
-Yiğit bana bakıyordu ama ben ona sinirliydim beni nezarette tutmuştu gıcıktım işte tuhaftı işte o zamanlara gitti zihnim
sinirle baktım
-En son kafana topuklu ayakkabı fırlatmamış mıydı beni mi bir şey kaçırdım Korkut .dedi Yiğit
Korkut bana göz ucuyla baktı.
— Anlatırım, dedi. Ama önce Kardelen’i buradan götürmem gerek.
Yiğit başıyla onayladı.
“— Tamamdır .Bir sıkıntın olursa araman yeterli,” dedi.
Sonra arkasını dönüp uzaklaştı.
Karakolun önünde duruyorduk
Soğuk hava yüzüme vuruyordu.
Korkut telefonla konuşuyordu.
“— Evet…” diyordu karşı tarafa,
Ben biraz uzağında duruyordum. Kollarımı göğsümde kavuşturmuş, kendimi toparlamaya çalışıyordum. Üşüyordum ama söylemek istemiyordum.
Korkut bir an bana baktı.
Gözleri üzerimde kısa bir an durdu. Sonra hiçbir şey demeden, telefonu kulağında hâlâ konuşmaya devam ederken ceketini omuzlarından çıkardı.
Bir eliyle telefonu tutarken, diğer eliyle ceketi düzeltti… ve bana doğru bir adım attı.
“— Halil İbrahim…” dedi aynı anda, sesi daha ciddi bir tona kaydı.
“Biz gelene kadar Özlem ve Mihri’nin yanına git. Ne olur ne olmaz.”
Sözlerine devam ederken
Ceketi omuzlarıma bıraktı.
Yavaşça.
Başımı kaldırıp ona baktım.
O hâlâ konuşuyordu.
Ama gözleri… yine bende takılı kalmıştı.
Hiçbir şey demedi.
Sadece baktı.
Sonra bakışlarını kaçırdı.
Ben dalgınlıkla etrafa bakarken… fark etmedim.
Korkut, aramızdaki mesafeyi sessizce kapatmıştı.
elleri saçlarıma dokundu.
Sanki az önce beni görmezden gelen o değildi
saçlarımın uçlarıyla oynuyordu saçlarımın telleri parmaklarına dolanmıştı
İstemsizce kaşlarımı çattım ve sertçe ona baktım.
Ama Korkut… beklemediğim bir şey yaptı.
Alnıma kısa bir öpücük kondurdu.
— Eyvallah, kardeşim,” dedi sessizce Halil ibrahime
Beni kendine doğru çekmişti uzaklaşsamda engel olmuştu ondan başka nefes alacak hiçbir varlığa izin vermiyordu sanki ama olmuyordu olacak şey değildi
Korkut telefonu kapatır kapatmaz… aramızda bir sessizlik oluştu.
Başımı kaldırdım.
— Ne yaptığını sanıyorsun, Korkut?” dedim, kaşlarımı çatarak.
— Ne yaptım ben yine? dedi, sanki gerçekten anlamıyormuş gibi.
— Karakolun önündeyiz… insanlar var. Utanıyorum.”
— Şimdi anlaşıldı derdin, dedi hafifçe başını yana eğerek.
— İnsanlar bakıyor, Korkut dedim, sesim biraz daha kısıldı.
— Baksınlar,” dedi umursamazca. “Ne var bunda, kızım? İnsanlar ne için sevgili oluyor?”
Bir an durdum.
— Ne için? dedim istemsizce.
Korkut bana biraz daha yaklaştı.
— Bizim bir ilişkimiz var ya, Kardelen… sana sarılabilirim, öpebilirim. Sen de aynısını bana yapabilirsin. Ama sen…”dedi, gözlerini kısarak, “inat edip beni çıldırtan hareketler yapıyorsun.”
Başımı yana çevirdim.
— Olsun, Korkut… çekiniyorum işte,dedim, neredeyse fısıltıyla.
— İlişkimizi gizlice mi yaşayalım, Kardelen güzeli?
— Hayır! dedim hızlıca.
— O zaman… ne kadar yakın olmak istiyorsan ol. İnsanlar hep bakar. Ama sen onlara bakma… bana bak. Bize bak. Biz insanlar için yaşamıyoruz… kendimiz için yaşıyoruz.”
Korkut’un boşta duran ellerine baktım.
Sonra göz ucuyla etrafa… köşede birkaç polis memuru kahve içip konuşuyordu.
Kalbim hızlandı.
Bir an tereddüt ettim…
Sonra hızlıca elini tuttum.
Parmaklarım onun eline sıkıca dolandı.
— Oldu mu? dedim, gözlerimi kaçırarak.
Korkut’un dudakları hafifçe kıvrıldı.
— Oldu, Kardelen güzeli… dedi. En son benimle sadece gizlice evde vakit geçireceğinden şüpheleniyordum. Yani… beni saklamıyorsun, değil mi?”
Korkut, yok öyle bir şey...
Sözüm yarıda kaldı. Gözlerim onunkilere değdiği an, ne diyeceğimi unuttum.
— Öyle bir şey var galiba, dedi yarı ciddi, yarı alaycı bir sesle. Dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme vardı ama gözleri hiç gülmüyordu. “Beni kullanıyorsun.”
— Hayır dedim hemen. Sesim düşündüğüm kadar net çıkmadı.
Kaşını hafifçe kaldırdı. Bana bir adım daha yaklaştı.
— Öyle mi? dedi alçak bir sesle. O zaman daha fazla dışarıda vakit geçirelim, Kardelen.
Anlamaz gözlerle baktım. Kalbim, sebepsiz yere hızlanmıştı.
— Şöyle ki… diye devam etti, bakışlarını üzerimden çekmeden. Elinde benim gibi bir adam var. Kullan beni. İnsanlar baksın, konuşsun… biraz hava at.
Bir an durdum.
Güldüm . Çünkü o hâlâ bana bakıyordu. Hem de hiç göz kırpmadan.
— Ne? dedim, bu sefer gerçekten tedirgin olarak.
Başını hafifçe yana eğdi.
— Komik olan neydi?
— Sen,dedim istemsizce. Böyle konuşman…
Bir adım daha yaklaştı. Aramızdaki mesafe neredeyse yok oldu. Nefesini hissedebiliyordum.
— Böyle konuşmam?diye tekrarladı, sesi iyice düşerek. Nasıl yani, Kardelen?
Yutkundum. Geri çekilmek istedim ama ayaklarım yerinden kımıldamadı.
— Bilmem… Sanki…
— Sanki?” diye üsteledi.
Gözlerimi kaçırdım.
— Sanki kıskanıyormuşsun gibi.
Korkut hafifçe güldü. O tanıdık, umursamaz gülüşlerinden biri… ama bu sefer eksikti.
— Kıskanmak mı? . Ben mi?
Sonra eğildi. Yüzü yüzüme çok yakındı şimdi.
— Kendini fazla önemli hissetmeye başladın,diye fısıldadı.
kalbim söylediği cümle yüzünden istemsizce sıkıştı
Kaşlarımı çattım
— Şaka yaptım.
— şaka değil gibi , Korkut!
Sesim düşündüğümden daha yüksek çıkmıştı. Çevredeki birkaç kişi dönüp baktı ama umursamadım.
— O zaman sen de gülmeseydin,dedi.
Bir an durdum.
— Çünkü komikti!
— Neydi komik olan?” diye yaklaştı. Benimle hava at demem mi
— belki de başkalarıyla hava atmalıyım Korkut
Sözler ağzımdan çıkar çıkmaz pişman oldum ama geri alamazdım.
Korkut’un gerildiğini anlamıştım
— Denersen…dedi yavaşça.
— Ne olacak?diye üsteledim.
Bir adım daha yaklaştı.
— Hoşuma gitmez.
— Sana ne? dedim.
— Oyun oynama benimle, Kardelen, dedi alçak bir sesle.
Dayanamadım, güldüm.
— Korkut, şu haline bir aynadan bakman lazım.
Gözlerini kıstı. Bana doğru hafifçe eğildi.
— Aklımla oynayıp bir de gülüyorsun, dedi.
Gülüşüm yavaşladı.
dizimdeki sızı bir anda kendini hatırlattı. Yüzüm istemsizce buruştu.
Korkut hemen fark etti.
— Kardelen… dedi, sesi bir anda değişti. “Hastaneye gidelim. İnatçı güzelim.
— İstemiyorum,” dedim hemen.
— Kafayı yedireceksin bana! dedi sinirle. Hastaneye gidip baktıracağız. Dizine bakacaklar, belki ciddi bir şey var. Rapor alırız yarın için. Bu hâlde okula nasıl gideceksin?
Çekinircesine ona baktım.
— Giderim ben sonra … gerek yok.
Korkut başını geriye atıp derin bir nefes aldı.
— Allah’ım bana sabır ver… Bu kadın en son kalan aklımla beni imtihan ediyor,dedi.
Sonra gözlerini bana dikti.
Sen kesin lisede falan hiç rapor almadın, değil mi? dedi şüpheyle.
-Acaba hiç rapor almadan dokuz ay boyunca okula mı gidiyorsun… çocuklara yazık . Bir öğretmen dediğin arada rapor almalı, en az ayda bir.
- Korkut gereksiz işte alışkınım benim rapor almam için çok ama çok hasta olmam gerek
-Rapor almakta ne var? Evde dinlen işte…
Sustum.
— İstemiyorum, dedim. zorlama, beni.
— Bak, hastaneleri sevmediğini biliyorum… beni biliyorsun. Gerçekten kafayı sıyırtacaksın! rapor alalım sana ölüm yok ya sonunda Kardelen. Müdür mü kızacak . Bu hâlde okula mı gideceksin?
Haklıydı… ama işte… o korku daha doğrusu özlem olmadan gidemiyordum bunu söylemek utanç vericiydi
— Bağrıma bana bir şey yaşadık herhalde,dedim, yutkundum
Rapor almaya çok korkardım.
Lise birinci sınıf… 13, yaşındaydım.
hastalanmıştım, yalnız başıma doktora gitmiştim. Bir haftalık rapor yazmıştı . Eve döndüğümde annem yine sinirlenmişti çantamı ve beni sürükleyerek okul bahçesine bırakmıştı dikkat çekmek için yapıyormuşum ama hastayıdım işte numarası mı olurdu bunun
Derse girmiştim. Ama öğretmenim raporlu olduğumu anlayınca… herkesin içinde azarlamıştı.
“Raporlu nasıl okula gelirsin?” demişti.
Arkadaşlarım dalga geçmişti benimle.
O kadar utangaçtım ki… kendimi görünmez yapmak istemiştim.
Okuldan çıkıp eve gidememiştim. gidecek bir akrabamız da yoktu yakınlarda gidecek kimsem yoktu
Param olmadığı için… bir hafta boyunca halk kütüphanesinde yalandan ders çalışmak zorunda kalmıştım annem evde kalmadığım için bir şey demiyordu ama canım çorba istiyordu akşam yemeğinde annem ne isterse o oluyordu ve sanırım çorbadan nefret ediyordu yapmadı bana ...yapmama da izin vermedi
kütüphanedeki memur halimi fark etmişti.
Karnım guruldayınca herkesin içinde , bana ücretsiz yemek verildiğini söyledi.
Elime plastik bir kap verdi , içinde hazır Ezogelin çorbası vardı. Garip ama… çorbayı içince iyleşmiştim
Ama o an ağlamıştım.
Memur halimi görüp acımıştı bana. Para bile vermişti… ama o kadar utandım ki, istemedim.
bir daha o kütüphaneye gitmeye korktum.
Beni tanıyacak diye… içim ürpermişti.
Korkut hâlâ sinirli, sert bakışlarla bana bakıyordu.
— Senin hasta olmaya hakkın yok mu, kadın?
Özlem olsaydı… yanımda olsaydı belki biraz rahatlayabilirdim. Rapora gelince genelde beni sakinleştirir, yardımcı olurdu. Ama şimdi Özlem yoktu, yarın işi vardı ve ben yalnızdım.
— Korkut… dedim, sesim titrek ve kısıktı.
— Anlat bana, dedi. Bir şey yaşadığın kesin, Kardelen… güzelim.
Yutkundum. Kelimeler boğazımda düğümlenmişti.
Derin bir nefes aldım.
— Sana sadece bir kelime desem… sen de beni anlasan… olur mu, sevgilim?
— Senin o sevgilim diyen dilini seveyim, dedi.
İçimden gülmek geldi,
— Küfür edeceksin sandım Korkut… Dövecek gibi seviyorsun beni, dedim,
başını salladı, sevecen bir şekilde:
— Kardelen hanım, hadi hadi… konuyu değiştirme . Söyle bana… sevgilin seni hemen anlasın ve durumu çözsün.
kelimeler boğazımda düğümlendi.
— Annem… dedim, sesim neredeyse bir fısıltıydı.
Korkut’un gözlerine baktım.
Sadece koruma isteği vardı gözlerinde.
— Bakma bana öyle, Korkut,
— Bakmadan yaşamıyorum ama,dedi, gözleri hâlâ benim üzerimdeydi.
— Korkut, yalan söyleme… acıdın işte bana, dedim, kalbim sıkışarak.
— Sana neden acıyayım ben? dedi.
— Tabi tabi, Korkut… acıyorsun işte, dedim, gözlerim doluyordu.
Korkut başını salladı,
— Benim güzeller güzeli sevgilim… çok güçlüsün. Sana acımıyorum , biliyorum şuan anlatmaya hazır değilsin ama sen her zorluğun üstesinden gelebilecek kadar güçlüsün. Benim annem vardı senin acını anlayamam ama denerim .çocukken… senin kadar güçlü olmama gerek yoktu,sen benden daha güçlüsün ben sana hayranım biliyorsun değil mi
Gözlerim doluyordu,
— Dur be, sulu göz! Hemen ağlama , şu ananla ne zaman tanışıyoruz… ona iki güzel söz söylemek isterim
Güldüm.
— Ciddiyim… umarım çocuğumuz olursa senin anne tarafına çekemez, dedi.
— Korkut!” dedim ve onu çimdikledim.
— Dursana be Kardelen… doğru söylüyorum, dedi
— Arsızsın ya… Şu an beni teselli edecektin, travmalarımla dalga geçiyorsun, dedim.
-Korkut beni kendine doğru çekti. “Bir kere… neden dalga geçiyorum seninle? O anları hatırlamak yerine bu anı hatırla. Benim aklıma ne zaman kötü bir şey düşse seni hatırlıyorum ve geçiyor. Sen de beni hatırla, geçer.
Geçer mi? dedim umutsuzca.
Tabii geçer, unuttun mu?
Neyi?
Cidden unuttun… ayıp ama,dedi.
Ne ama?
“O zaman hatırla, Kardelen. Ben söylersem anlamı kalmaz.
Neyi unutmuş olabilirdim ama Korkut a yorgunca baktım
Korkut, ben seni yoruyor muyum? Yani… benden bıktın değil mi?
“Kardelen… ben ne diyorum, sen ne diyorsun,” dedi.
“Ne bileyim… annem, abim, sonra olanlar… yani seni de mutsuz bir hayata sürüklüyorum,” dedim.
Korkut yüzünü buruşturdu. “Anan olacak… kadını sevmiyorum. Dua etsin seni ve abini doğurmuş. Sahi, siz o kadından nasıl çıktınız?”
“Ayıp ama,” dedim ve dudaklarımı büzdüm.
Korkut etrafa bakıp emin olduktan sonra dudaklarımı kendi dudakları arasına aldı.
Resmen dudaklarımı ısırmıştı.
Kalbim deli gibi atıyordu. Nefesim kesilmişti.
istemsizce ellerimi göğsüne bastım, geri çekilmek yerine ona yaklaştım.
Korkut dudaklarımı hafifçe araladı, dilimiz buluştu.
nefeslerimiz birbirine karıştı. Ellerini saçlarıma götürdü, parmakları nazikçe tutuyordu.
Korkut’u bir gün unutsam, bana onu hatırlatacak tek şey, saçlarıma dokunuşu olurdu.
Vücudumuz birbirine yapışmıştı
Korkut dudaklarını daha sert hareketlerle bastırdı,
Bir süre öyle durduk; nefeslerimiz birbirine karışmış, dudaklarımızı ayırmak istemiyorduk.
Sonra Korkut yavaşça geri çekildi ve alnımı dudaklarıyla okşadı resmen
- Kendi kendine söylendi
- Yetmedi hala Kardelen güzeli
— Acıdı ya,” dedim, yüzüm kızararak.
Birkaç polis memuru bize bakınca, utancımı gizlemeye çalışarak Korkut’un göğsüne sokuldum.
— Rezil ettin beni be adam! dedim,
— Dudakların çok tatlı be kadın, dedi Korkut,
uzaktan bir fren sesi duyuldu.
Alparslan hızla arabadan indi. Yüzü öfkeyle gerilmişti. Doğrudan Korkut’a yürüdü.
— Sen aklını mı kaybettin, Korkut?.
Korkut bir adım öne çıktı, beni arkasına aldı.
— Sakin ol, dedi sert sesle.
Alparslan başını iki yana salladı.
— Bana en son haber veren sen oluyorsun! Eğer sana ve kardelene bir şey olsaydı…
Cümlesini tamamlayamadı. Gözleri bir an bana kaydı
Korkut gerildi.
— Ona bir şey olmayacak, dedi net bir şekilde.
Alparslan bir an sustu. Az önceki öfkesi yerini derin bir nefese bıraktı.
— Ben kavga etmek için gelmedim ...Sana kızmıyorum bile…
Korkut kaşlarını çattı.
— O zaman ne bu hâl rahat ol, hal ederim ben
Alparslan gözlerini kaldırdı.
— Senin için korkuyorum, tamam mı? dedi. Hep en öne sen atılıyorsun. Hep riski sen alıyorsun.
Korkut sustu.
Alparslan devam etti:
— Kardelen’i koruyorsun, eyvallah. Ama kendini hiç düşünmüyorsun. Biz varız Korkut. Güney var, Halil İbrahim var… Ben varım. Her şeyi tek başına üstlenmek zorunda değilsin.
Korkut’un yüzündeki sert ifade hala düzelmiyordu az önceki benimle gülen adam yoktu
— Alışmışım, dedi kısaca.
Alparslan başını iki yana salladı.
— İşte o alışkanlığın bir gün seni bizden alacak diye korkuyorum.
Bir adım öne çıktım.
— Alparslan haklı, dedim
Korkut hemen bana döndü.
— Kardelen…
— Hayır, dinle beni, diye devam ettim. Hep böyle yapıyorsun. Kendini siper ediyorsun. Kimseye bir şey olmasın diye en büyük riski sen alıyorsun. Ama biz de senin için endişeleniyoruz
Alparslan başını hafifçe eğdi; söylediklerimi onaylar gibiydi.
— .Sana bir şey olsaydı sadece canımın acımayacağını sende biliyorsun değil mi korkut
Cümlem boğazımda düğümlendi.
— Ben iyiyim, dedi alışkanlıkla.
— Bugün, evet, dedim. Ama ya yarın?
Alparslan araya girdi.
— Kimse senden kahraman olmanı istemiyor. Sadece hayatta kalmanı istiyoruz.
Korkut derin bir nefes aldı. İlk kez yalnız olmadığını, olmak zorunda olmadığını fark eder gibi duruyordu.
Sözlerimden sonra daha fazla ayakta kalamadım.
Yavaşça karakolun önündeki banka doğru yürüdüm. Ellerimi birbirine kenetledim; titrediğimi kimse fark etmesin istedim.
Biraz ileride Alparslan ve Korkut hâlâ konuşuyordu.
—Ben hallettiririm ama sen geri duracaksın.
Korkut başını iki yana salladı.
— Geri duramam. Onlar Kardelen’e kadar geldiyse mesele bitmemiş demektir.
Alparslan bu kez daha sakin konuştu:
— Bak, tek başına hareket etmeyeceksin. Güney’i de çağırırım, Halil İbrahim’i de. Hepimiz varız.
Korkut’un sesi daha kısık çıktı.
— Ona bir şey olmasın yeter.
Duymuştum ....artık duyulacak ne varsa duymuştum
Sanırım Korkut varlığımı o an fark etti.
Başını hafifçe bana çevirdi.
Bakışı… kısa sürdü ama yeterliydi.
Sanki söylememem gerekiyordu.
Kalbim bir an tökezledi.
.
Alparslan’a döndü.
İkisi de ses tonlarını düşürdü. Aralarında geçen konuşma neredeyse fısıltıydı artık.
Ben ise…
Korkut’un ceketine daha sıkı sarıldım. Kumaş hâlâ onun kokusunu taşıyordu. Bu, tuhaf bir şekilde içimi rahatlatıyordu.
Bankta öylece oturuyordum.
Bacağım sızlıyordu.
O sızı, yavaş yavaş yayılan, kendini unutturmayan bir acıydı.
Ama daha baskın olan şey… yorgunluktu.
Göz kapaklarım ağırlaşıyordu.
Başımı hafifçe geriye yasladım, derin bir nefes aldım.
Sanki bedenim artık direnmekten vazgeçmek istiyordu.
Ama gözlerimi kapatmadım.
Onları izledim.
Korkut’un duruşu sertti. Omuzları gergin görünüyordu
kesinlikle masaj yapacaktım korkut a çok gergindi
Alparslan ise daha sakin ama düşünceliydi.
Konuşurken bile… ara ara bana bakıyordu Korkut
Kısa, hızlı… ama kontrol eden bakışlar.
Sanki orada olduğumu unutmuyordu.
— Ben askeriyeye dönüyorum, dedi Alparslan net bir ifadeyle. . Resmî yoldan ilerleyeceğim. Plakayı da adamları da araştıracağım.
Korkut başını salladı.
— Dikkatli ol, dedi kısaca.
— Sen de, diye karşılık verdi Alparslan. Bu kez tek başına hareket etme.
Korkut teşekkür eder gibi başını eğdi.
Alparslan son bir kez Korkut’a baktı.
— Kendine sahip çık, sadece Kardelen için değil… bizim için de.
O sırada Yiğit Korkut’un yanına geldi eksik imza olduğunu söyledi , elinde kalın bir dosya vardı. Korkut, yüzündeki ciddiyetle dosyayı inceledi, sayfaları tek tek çevirdi, birkaç sayfayı imzaladı. Ben banktan kalktım, . Alparslan bana doğru yürüyordu; adımlarında kararlılık vardı ama yüzünde hafif bir gülümseme de vardı.
— Gidecek misin? diye sordum
— Gitmem gerekiyor, dedi hafifçe gülümseyerek. Ama gözüm hâlâ üzerinizde olacak.
Bir an duraksadı, sonra bana sarıldı. Omuzlarımı sıkıca kavradı
— Korkma, tamam mı? dedi,
— Sen de dikkat et, dedim, dudağımı istemsizce ısırarak. Aslında sormak istediğim bir şey daha vardı ama kelimeler boğazımda takılı kalmıştı.
Alparslan bunu anlamış gibiydi, hafifçe kaşlarını kaldırdı ve alayla:
— Sor bakalım, meraklı melahat, dedi.
— Of… Alparslan… şey işte… Sena ve sen…
Alparslan kısa bir duraksama yaşadı. Kaşlarını hafifçe çattı
— Ben ve Sena… karışık… haftaya boşanıyoruz, dedi.
Bir an sustum, kalbim istemsizce sıkıştı.
— Ama siz… bebek nasıl yani? diye sordum
— Beni istememesi için güçlü sebepleri var, dedi Alparslan, sesi hafif hüzünlüydü
Belki kalbi eskisi gibi olur dedim
-ama çok kırık… hangi taraftan onaracağımı bilmiyorum dedi
— Bir yerden başla, dedim, gözlerimi ona dikerek.
— Sonuçta seviyor seni… sen de onu. Kalbini aç ona. yoksa başka birine mi aşık oldun?
— Olmadım… tuhaftı, dedi Alparslan, gözlerini bir an yere indirdi.
— Nesi tuhaf? diye sordum merakla.
— Bir gün evlenirsem… her gün aynı kadınla yaşayacağımı düşünüp sıkılacağımı zannederdim. Ama aksine… keyif alıyorum, dedi Alparslan, gözlerinde bir parıltı belirdi.
— Yani alışkanlık mı? diye sordum,
— Değil… alışkanlık değil, Sena
— O zaman… çabala. Bak, ben kimin için çabalıyorum, dedim, hafifçe gülümseyerek.
Alparslan alayla güldü
— Sen Korkut için çabalıyorsun. Senin durumun benden daha fena.
— Çabala ya da kalbini aç. En kötü ne olabilir ki? Sana mutluluk veren birini neden kaybedesin ki? Düşünsene… birlikte kaldığınız evde, Sena’dan başka bir kadın olursa… ona alışabilir misin, yani? dedim,
Alparslan bir an sustu, gözlerinde karmaşık bir ifade vardı; hem pişmanlık hem de çaresizlik.
— Yalnız bıraktım… fazlasıyla yalnız bıraktım… şimdi ise… dedi, sesi kırık çıkıyordu.
Ben onun gözlerindeki içtenliği ve kırıklığı hissedebiliyordum
— Alparslan… kalbini kapatma.
— Çabalaman gerek… ne olursa olsun. Seni seven birini kaybetmek istemiyorsan, adım atmalısın, dedim.
Alparslan hafifçe başını salladı ama hâlâ tereddüt vardı.
— Ama… çok kırık bir kalp… dedi sessizce.
Derin bir nefes aldım.
— Herkesin kalbi kırık… tam bir kalp var mı? Onar işte,
Bir an sustu. Gözlerimin içine baktı.
Sonra elini omzuma koydu.
— Tavsiyelerin için sağ ol… iyi geldi, dedi.
— Rica ederim. Ne zaman istersen konuşuruz… yeter ki geç kalma… biliyorsun, dedim.
Alparslan başını hafifçe eğdi, anladığını belli eder gibi.
— Eyvallah, dedi.
Arkasını dönüp gidecekti ki… bir an durdu.
Tekrar bana baktı.
Bakışı bu sefer daha ciddiydi.
— Seninki… bu aralar iyi değil. Haberin olsun.
Bir adım yaklaştı.
— Ters bir şey olursa mutlaka ara.
Gülümsedim.
— Ararım… dedim.
Ama cümlenin devamını getiremedim.
Boğazım düğümlendi.
— Alparslan… şey…
Duraksadım.
Söylemek istediğim kelime dilimin ucuna kadar geldi… ama çıkmadı.
Başımı hafifçe iki yana salladım.
— Söylemiyorum o kelimeyi ben… kimseye
duraksadım
— Ama sen… o kelimeye layık birisin.
Sustum.
— yani ondan sonra kimseye söyleyemiyorum …
İçimde bir şey sızladı.
Abimden sonra…
başka birine o kelimeyi söylemek…
İçimden gelmiyordu.
Alparslan bunu anladı.
Hiçbir şey demedi.
Sadece baktı.
Yakındı…o kelimeye yakın biriydi
Ama o “yakınlık” dediğim şey bile aslında uzaktı.
Yine de…
Yeterdi.
“Abi…”
Kelime dudaklarımın ucuna kadar geliyor…
ama orada duruyor.
Sığınacak bir yer gibi…
ama yine de…
diyemiyorum.
Çünkü korkuyorum.
“Abi” demek…
Kaybetme ihtimali fazla olan her şeydi
— Biliyorum… söyleyemiyorsun, dedi Alparslan,
— Anlamıştım… sen Yıldırer’den başkasına “abi” demezsin.
Kısa bir sessizlik oldu.
— Ama yaklaştığım için mutluyum, devam etti.
— En azından bunu doğru yapabildim.
Bir an durdu, gülümsedi.
— Ne zaman istersen… dedi.
— Benim hiç kardeşim olmadı. Yani… tek çocuk olunca insan biraz bencilce düşünüyor.
— Ama kıskandım Yıldırer senin gibi birine sahip olduğu için şanslıymış bunu bil. Farklı bir duygu… sen benim kardeşim olamazsın , sen de istemiyorsun için almaz zaten
Sustu.
— biz böyleyiz işte, dedi.
— Kardelen… iyiz, değil mi?
O küçük “iyiz” kelimesi…
içimde hem bir rahatlama hem de bir hüzün yarattı.
Başımı hafifçe salladım, istemsizce gülümsedim.
— Evet… iyiz, dedim sessizce.
Severdim o kelimeyi… “Abi” demeyi…
Ben çok severdim.
Belki de hep yüksek sesle söylemememin sebebi buydu;
Çünkü ne zaman “abi” desem…
canı acıyordu.
Daha doğrusu, acıtıyorlardı.
Şimdi… kimse yok.
Özgürüz.
Büyüdük.
Ama ben… hâlâ söylemiyorum.
Bir kere olsun, “abi” dediğim vakit…
kimse bize kızmasın istiyorum.
Kimse kızmasın.
İnsanlara kızıyordum…
neden?
Biz kimseye zarar vermedik.
Kimsenin kalbini acıtmamıştık.
Hep daha azıyla yetindik… abimle.
Çünkü biliyorlardı…
biz daha azı ille de yetinirdik.
Ama biz azla yetindikçe…
şiddetleri o kadar arttı.
O zaman çocuktuk
Kendimizi koruyamıyorduk.
öğrenmemiz gerekiyordu.
Ama bizim görevimiz değildi.
Biz sadece…
aptalca…
müstakil evimizde hayal kuran çocuklar olmak istiyorduk.
Kimsenin çocuğu olmak istemiyorduk.
Kimsesiz olmak…
bize o kadar iyi geliyordu ki…
Çünkü bizdik.
Biz vardık.
Abim derdi, inanmazdım; çocuk aklımla anlam veremezdim ama haklıydı, o cümle hâlâ zihnimdeydi.
Kimsesizlik, annemizden daha az can acıtıcıydı; en azından kimsesiz olduğunda insanlar acırdı , ama annem… varlığıyla , onu da elimden aldı , derdi.
Biliyor musun? dedi Alparslan.
Kaşlarımı çattım, hafifçe tereddüt ettim.
— Abin seninle gurur duyardı. Onu hep yaşatın, unutmayarak… ve şimdi, yedek bir kardeşe ihtiyacın varsa… olurum.
Benim ablam olabilirsin. Benden daha olgunsun zihnen. Ne dersin?
Başımı salladım, yavaşça.
— Olurum sanırım… ama kimsenin yanında “abla” deme bana, tuhaf olur, dedim, yutkunduğum halde.
— Şey… Korkut’u yalnız bırakmadığın için teşekkürler. Yani… Korkut işte, tek başına olunca ben üzülüyorum. Ama çok şanslı, sen onu koruyorsun.Korkut hiçbir zaman yalnız bırakma olur bana anlatmasada hissediyorum ben ..
Alparslan başını salladı.
— Her zaman yanınızda olurum ben … ve abinin yokluğunun , acısını tamamen gideremem belki ama onun gibi seni koruyacağım, dedi.
Susup sessiz kaldım; konuşamadım.
— Teşekkürler… bana ve abime saygı duyduğun için. Zamanında kimse bize saygı göstermemişti
Alparslan gözlerimin dolduğunu hemen fark etti.
Hemen toparlandı, sesi hafif sertleşti ama gülümsemesi hâlâ vardı.
— Kardelen olmaz böyle… Korkut haklı,kalbini ağlatmak insana huzursuzluk veriyor
Ne kadar kolay ağlıyorsun sen! İşimiz var seninle, toparlan.
Korkut un söylediği cümle aklıma takılmıştı o yüzden mi ben ağlayınca fazla yüzüme bakmamaya çalışıyordu sevgilim
— Daha… şu manyak sevgilin sinirini alman gerek, çok işin var, dedi.
Gülümsedim.
Alparslan elini omzuma koydu, kısa bir dokunuş…
Arkasını döndü, hızlı adımlarla arabasına bindi.
O an…
içimde hem minnet vardı.
Yiğit de Korkut’la kısa bir şeyler konuşup ayrıldı.
Korkut ağır adımlarla yanıma geldi. Hiç konuşmadan banka oturdu. Aramızda bir karış mesafe vardı ama o mesafe bile kalbimi hızlandırıyordu.
— Üşüdün mü? diye sordu sonunda.
Başımı iki yana salladım.
Bir süre sadece yan yana oturduk. Şehrin ışıkları uzakta titrerken, karakolun önündeki o soğuk bankta, Korkut’un omzu omzuma değdiğinde, gece biraz daha katlanılır oldu.
Başımı Korkut’un omzundan kaldırdım.
— Benim canım çay istedi, dedim birden.
— Şu an mı?
— Evet, Korkut… şimdi içim üşüdü dedim sinirle
— Sakin mi olsan?
— Tamam, sakinim… şimdi lütfen çay içelim, ya da kahve, sıcak olan ne varsa.
Korkut, omuzumdan düşmek üzere olan ceketi düzeltti.
— Ceketi üzerinde çıkarma, dedi.
— Korkut!
— Kardelen… karakolun önünde bu kılıkta olmaz. Elbise giyecek günü buldun
— Sen tam bir…
— Devam et, devam et, dedi Korkut alayla
— Sığırsın … dağ sığırcığı … keşke o günü daha sert fırlatsaydım topuklumu, ayrıca senin yüzünden Kaybettim topuklu ayakkabımın tekini, dedim biraz kızgınca.
— Belki kaybolmamıştır, dedi Korkut,
— Sen, sen… dedim, boğuk bir sesle.
almıştı işte biliyordum manyak adam
Bunca zaman topuklumu Korkut almıştı … en yakın zamanda bedelini ödetmek istiyordum.
— Topuklumu istiyorum! Senin yüzünden kombinime uyacak ayakkabı bulamadım ya, dedim öfkeyle.
— Olmaz, vermiyorum. Ayrıca sevmedim o topukluları; bacaklarını fazla güzel gösteriyordu, dedi Korkut, alaylı bir tonla.
— İnanamıyorum sana… ben seninle kavga ederken, sen neler düşünüyormuşsun, dedim
— Ne yapayım… hem sinirliydim hem de aklımdan geçmemesi gereken her şeyi zihnime sokuyordum, dedi Korkut, omuz silkerek.
— Topuklumu geri ver ya! Allahım, çıldıracağım… şoktayım, inanamıyorum, dedim,
— Sen inanmamaya devam et, dedi Korkut, gülümseyerek.
Yanımdan kalktı.
— Çay alıyorum, Kardelen güzeli. Sürekli kahve içtiğin için kalp ritminden korkuyorum, dedi.
Korkut büfeye doğru yürürken cebini yokladı.
— Cüzdanı arabada bıraktım dedi yüksek sesle
— Kahramanım benim, dedim alayla. Beni kurtardı ama çay parası yok.
Arkasını dönüp yürürken gülüyordu.
— Senin yüzünden dikkatim dağıtın
Birkaç dakika sonra elinde iki ince belli bardakla döndü.
— Buyur, çayın.
Bardağı alırken parmaklarımız değdi.
— Teşekkür ederim, dedim
Korkut çayından bir yudum aldı ve yüzünü buruşturdu.
— Bu ne kadar sıcak böyle? dedi, kaşlarını çatmış.
Çay ve kahveye düşmandı bu adam; resmen sıcak olan her şeyden nefret ediyordu.
— Üfle, dedim ciddi ciddi.
Ama üflemedi.
Ben de çayına doğru üfledim;
— Bak, oldu işte, dedim.
İkimiz de sessizce bankta oturuyorduk.
Bacağım tekrar sızlıyordu, ama “Korkut, ben demiştim diyecekti ” acımı saklıyordum
— Bu gece geldiğin için teşekkürler dedim.
— Kötü biten bir geceydi, Kardelen, dedi umursamazca
— İyi biten bir geceydi , şuan çay içiyoruz, sen yanımdasın… sana bir şey olmadı ya… sana bir şey olursa…
— E bana bir şey olursa? dedi.
Elini omzuna atmış, kendine çekmişti; göğsüne yaslanmıştım.
— Yani… başka Korkut yok bu dünyada. Sevdiğim başka Korkut yok. Senin seveceğin başka bir kardelen varsa… onu bilemem, dedim ve gülümsedim.
— Benim seveceğim başka bir Kardelenim yok, başka bir sen, başka bir Kardelen bulamam
— Bulursun bence, Korkut… alındım sana , bir sürü Kardelen var ya, dedim,
Kaşlarını çattı
— Çiçekler… hani kışın açıyor ya… sevmez misin be adam hemen kaşlarını çat zaten dedim, merakla
— Çiçek türleri ilgimi çekmiyor, tabi bir tane… yalnızca bir tane, Kardelen dışında, dedi.
Sinirli bakışlarımı görünce, içten bir ilgiyle baktı bana
— Kardelenlerini sevmelisin, dedim . Kışın çok yalnızlardır, karın altında üşüyorlardır.
Beni dikkatle dinliyordu
— Kışın karın altında yaşarlar, sonra yavaşça açar; kimse görmez… onların çektiği acıları, dedim hüzünle
— Kar çiçeği olmak için fazla sıcaksın, Kardelen,
— Sana öyle geliyordur… soğuk oluyorum genelde,
— Sıcak olmalısın, sen çiçekler gibi. Yani çiçeklerden anlamıyor olabilirim ama… mutlu olacak kadar çiçek açman gerek, dedi Korkut, gözlerindeki şefkatle.
Korkut’un sözleri, içimde küçük bir bahar açtırmıştı
sadece oradaydık,
Ve ben… içten gülümsedim bu sözüne
Tam o anda Alparslan aradı.
Ne dediğini anlamadım ama Korkut’un kahveleri birden koyulaştı, kaşlarını çatıp telefonu kapattı; belli ki sessizliği bozmak istemiyordu.
Korkutun telefonuna mesaj gelmişti Korkut cebinden çıkarıp baktı
Telefonu kapattığında, elleri titriyordu ama yüzü buz gibiydi evet az önce bana sıcak olan gözler buz gibiydi cam gibi keskin
Gözlerini bana çevirdi, bu kez içlerinde sadece endişe vardı.
“Arabaya biniyoruz,” dedi.
İtiraz etmedim. Dizimdeki sızıya rağmen, elini uzatınca hemen tuttum.
. Korkut kolumdan destek oldu.
Arabaya yaklaşırken, hâlâ etrafı kolaçan ediyordu.
Kapıyı açtı.
“Elini buraya koy,” dedi oturmadan önce.
Avuç içime kendi ceketini yerleştirdi, dizim arabanın sertliğine değmesin diye.
Arabaya oturur oturmaz, emniyet kemerimi kendi elleriyle taktı.
Kapımı kapatıp direksiyona geçti.
arabayı çalıştırmadan önce başını bana çevirdi.
“o arabanın izini süreceğim. Kim olurlarsa olsunlar, bu yaptıklarının bedelini ödeyecekler.”
“Ben iyiyim,” dedim sessizce.
Başını iki yana salladı.
“Sen iyi değilsin. Az kalsın seni kaybediyordum.”
Elimi tuttu, parmaklarıma dudaklarını değdirdi.
evin sokağına girdiğimizde, Korkut arabayı kaldırıma yavaşça yanaştırdı. Kontağı kapattıktan sonra hızla inip benim olduğum tarafa geçti. Kapımı açtı, kemerimi çözdü.
“Dur,” dedi alçak bir sesle.
Tam adım atacakken kolumdan tuttu.
“Korkut… sadece dizim sıyrıldı. Abartıyorsun.”
beni dikkatlice kucağına aldı.
O sırada apartmandan hızla Halil İbrahim çıktı.
Adımları sertti
doğrudan bize doğru geliyordu.
Yanımıza geldiğinde hiç duraksamadı.
Önce Korkut’a baktı… sonra Korkut’un kucağındaki bana.
— İyisin inşallah, bacım, dedi ama sesi sinirliydi.
Yüzü… fazla parlaktı.
Gerçekten sim simdi.
Kaşlarımı hafifçe çattım.
— İyiyim… bacağım incindi ama geçer. Önemli değil, dedim.
Ama canım acıyordu.
Ve o an tek istediğim şey… eve gitmekti.
Korkut, Halil İbrahim’e bakarak:
— Yarın hastaneye götüreceğim. İnadım inat diyor , dedi sertçe.
Bakışlarım Halil İbrahim’e kaydı.
— Sen sanki iyi değilsin… neden sinirlisin? dedim.
— Şu arkadaşın iyi mi? Kafadan bir sorunu mu var? bildiğim çok iyi bir nörolog var çünkü
Kaşlarımı daha çok çattım.
— Yani… genelde dengeli bir insandır Özlem, dedim şaşkınca.
Halil İbrahim’in çenesi kasıldı.
— Arkadaşın katlanılmaz biri, dedi dişlerinin arasından.
— Onun yanında duran biri… ömrünü çürütür.
Dayanamadım.
— Benim arkadaşım… dünya tatlısı biri, Kızı kim bilir nasıl çileden çıkardın…
Halil İbrahim durdu.
Bir anlığına omzunun üzerinden bana baktı.
— Bacım senin manyak arkadaşın
Tam cümleyi tamamlayacaktı ki—
— Sensin manyak, maraşlı öküz! .
Hepimiz irkildik.
Apartmanın ikinci katından, camdan yarı sarkmış halde Özlem bağırıyordu. Saçları dağılmış, üstünde pijama
— Özleeem… dedim fısıldayarak, yüzümü kapatmak istedim resmen.
Halil İbrahim başını kaldırdı,
— Bağırma! Kafayı yiyeceğim, sus artık! diye karşılık verdi
— Bana “manyak” dersen ben de sana derim! Banane, kafayı yersen ye! diye devam etti Özlem.
Yukarıdan Özlem hâlâ devam ediyordu:
— Hem ben manyak değilim! Sadece sana tahammülüm yok!
Halil İbrahim iki elini açtı, sinirle:
— İşte bak! Kendin söylüyorsun tahamülsüz aksi nemrut nahlet birisin
— Senin yüzünden! diye bağırdı Özlem.
Korkut başını iki yana salladı.
— Bunları aynı ortama koyan aklımı sikeyim
Halil İbrahim son kez yukarı baktı, derin bir nefes aldı.
— Ben gidiyorum, dedi kendi kendine.
— Akıl sağlığım önemli.
— Git! diye bağırdı Özlem camdan.
— Zaten görmek istemiyorum seni!
Halil İbrahim gözlerini devirdi.
— Konuşmayı öğren de gel önce, medeniyetsiz pembe panter.
— Ben gayet düzgün konuşuyorum ayrıca! Medeniyeti senden mi öğreneceğim? Gizlice sapık gibi eve girdin!
— Kapıyı onlarca defa çaldım! Açmayınca girdim. Duyanda başka bir şey yaptım sanacak!
Özlem kollarını göğsünde bağladı, çenesini havaya kaldırdı:
— Sen bana ne yapabilirsin ki? Çok şükür o kadar edepliyim ki evde sütyensiz dolaşmıyorum!
Halil İbrahim alaycı bir kahkaha attı:
— Onu bilemem… İyi oldu, diğer seferde sütyensiz yakalarım merak etme
Özlem’in gözleri fal taşı gibi açıldı:
— Sapık mısın sen ya?!
Halil İbrahim kaşlarını kaldırdı:
— Ben mi? Irzıma geçeceğinden korkuyorum pembe panter biliyorum bana dayanamıyorsun
— He aynen! Aynen! Senin için deliriyorum! Ay lütfen evlen benimle!
Halil İbrahim sinirle iki adım attı.
— Kızım hasta mısın sen? Tedavi ol!.Seni alıp ne yapayım iki günde beni o çenenle öldürürsün
Özlem bir an durdu…
— Sensin hasta! Senin yüzünden 2800 TL’lik aydınlatıcımı düşürdüm!
— Hâlâ aydınlatıcı diyor… çıldıracağım! Hayır, sürsen de bir şey değişmiyor! Kendini Monica Bellucci! sanıyorsun yazık artık görme problemi de yaşıyorsun
Özlem gözlerini devirdi, umursamazca:
— Ay çok da umrumda! Monica Bellucci yok, Özlem var!
Halil İbrahim burun kıvırdı:
— Yok, istemez biz Monica Belluci den devam
Sonra yüzünü eliyle siler gibi yaptı:
— Şu aydınlatıcın yüzünden Samanyolu Salih gibi parlıyorum lan!
Özlem parmağını salladı:
— Tıt tıt tıt… kınıyorum seni! Sen anlamazsın, bebeğim o benim!
— La havle… dedi Halil İbrahim dişlerinin arasından.
— Bu genetik bir hastalık mı? Algı problemi mi yaşıyorsun sen?
Özlem bir an sustu…
Sonra dudaklarını büzdü:
— En azından benim algım var, seninki doğuştan eksik.
Kısa bir sessizlik oldu.
Özlem bir anda içeri kayboldu.
Sonra
Bir ceket aşağı düştü.
Halil İbrahim refleksle geri çekildi, sonra yerdeki cekete baktı.
Yukarıdan Özlem’in sesi geldi:
— Hastayım ben! Davranışlarımı kontrol edemiyorum! Al şu eski kokuşmuş ceketini, siktir git!
Halil İbrahim eğilip ceketi aldı… üstünü silkeledi.
Sonra başını kaldırmadan konuştu:
— Yazık… dedi.
— Gerçekten yazık.
Sonra bana döndü.
Gözlerinde hâlâ sinir vardı
— Doğru söyle bacım söz sana koruma sağlarım her türlü maddi ve manevi destek de veririm … dedi.
— Onunla yaşaman için seni rehin mi tuttu?
Halil İbrahim devam etti:
— Çünkü bir insan evladı…
şu kadınla neden aynı evde yaşamak ister… gerçekten merak ediyorum.
Ben başımı hafifçe yana eğdim.
— Alışırsın, dedim sakince.
— İlk başta herkes aynı soruyu soruyor.
Halil İbrahim bir an bana baktı…
sonra başını iki yana salladı.
Yukarıdan yine bir ses geldi:
— Alışacaksın maraşlı öküz
Halil İbrahim gözlerini kapattı.
— Allah’ım sabır… dedi fısıltıyla.
Korkut araya girdi,
— Halil , biraz sakinleş istersen.
Halil İbrahim hiç durmadan yürümeye devam etti.
“Yok yok… sakinim ben,” dedi kendi kendine.
Korkut arkasından seslendi: “Sakin halin buysa git bir temizle yüzünü, araba farı gibi parlıyorsun.”
“Abi, kontrol et dedin, başıma gelmeyen kalmadı. Şu küçük kızı da kendine benzetmiş,” dedi Halil İbrahim.
“Mihrî mi?” diye sordum.
“Evet, Mihrî. O da bana simli bir krem sürdü,” dedi. Pantolonunu gösterdi; paçaları sim sim parlıyordu.
“Kusura bakma kardeşim, ben konuşurum boncukla,” dedi Korkut
“Abi, önemli değil. Asıl mesele o şeytan manyak kadın. küçük kızı bana karşı doldurmuş,”
- Sakin mi olsan yanlış anlaşılma olmuş aranızda
Halil İbrahim birkaç adım sonra durdu, dönüp tekrar bağırdı:
— gayet iyiyim sinirli değilim bacım!
Halil İbrahim gözlerini kapattı, derin bir nefes aldı.
Sonra hiçbir şey demeden elini havaya kaldırıp yürümeye devam etti.
Kendi kendine söyleniyordu:
— Pembe panter yüzünden akıl sağlığım gitti…
Ben başımı Korkut’un omzuna yasladım.
— Bunlar hiç normal değil, dedim fısıltıyla.
Korkut , beni biraz daha kendine çekti.
— Bence biz ilişkiler hakkında yorum yapmayalım Kardelen güzelim bizde kıyısından iyi değiliz çünkü dedi sakince
Apartman girişinde zile bastık. Özlem kapıyı açtı; az önceki siniri yok gibiydi. Gözleri şaşkınlıktan büyümüştü.
“Ne oldu size?” dedi neredeyse fısıltıyla.
“Günaydın, yeni mi fark ettin?” dedi Korkut sinirle.
Korkut oturma odasına geçti ve beni nazikçe koltuğa bıraktı. Ama bakışları hâlâ üzerimdeydi. Ellerini çekemiyordu; kontrol ediyordu, defalarca, sanki gözümden bir yara kaçmış gibi…“İyiyim,” dedim,
“O adamlar...”
“Hallolacak,” dedi Korkut. Sesi buz gibi ama kararlıydı.
“Hayır! Korkut, sana zarar verirler…”
Tam o sırada Özlem yanımıza geldi, elinde sargı bezi ve tentürdiyot vardı. Korkut, kafasını eğdi, elini ensesine koydu. Ne yapacağını bilemiyordu sanki
Ben ise… artık tutamadım. Gözlerimdeki yaşlar yanaklarımdan sessizce süzüldü.
Korkutun gitmesini istemiyordum
Mihri yanımıza koşmuştu.
Dizime bakınca birden yüzü düştü. ağlamaya başladı.
“Güzelim... düştüm sadece,” dedim.
Ama nafile. Ağlaması içliydi,
O an Korkut harekete geçti. Mihri’yi kucağına aldı, küçük bedenini göğsüne bastırdı.
“Boncuğum, mavilerin akmasın… yoksa gözlerindeki denizler solacak, güzelim benim…”
Sırtını okşuyor, saçlarını öpüyordu. Yanaklarına dokunurken bile eli titriyordu. Korkut başka seviyordu meleğimi…
Korkut ile fark ettim; biz abimle çok eksikmişiz. Korkut’un sevgisini, daha doğrusu o çocuk sevgisini görünce tuhaf oluyorum. Bir parça istesem kötü olur muyum?
İçimdeki çocuk, bu sevgiyi görünce mutlu oluyordu.
Yanıma getirdi, sessizce oturdu. Mihri hâlâ titriyordu. Korkut onu biraz daha kendine çekti, sesi yumuşadı.
“Ağlarsan… Kardelen de ağlar, boncuğum…”
Mihri başını kaldırdı, gözleri doluydu.
“Dayı… canı acıyor. O da ağlıyor… annem gibi…”
Korkut’un bakışları bir an derinleşti. Ama hemen toparlandı, sesi yine o sakin, güven veren hâline döndü.
“Boncuğum… dayın annenin de Kardelen’in de canının acımasına izin verir mi?”
Mihri bir an durdu. Gözyaşları yanağında asılı kaldı.
“Vermezsin…” dedi kısık bir sesle.
Korkut hafifçe gülümsedi, başını onun alnına yasladı.
“O zaman güçlü olacağız, tamam mı?” dedi fısıltıyla.
gözlerinin içine baktı.
“İstersen… pansumanı sen yapabilirsin.”
Mihri şaşırdı. Küçük ellerine baktı, sonra Korkut’a…
gözyaşlarının arasından bakarken yavaşça başını salladı.
Korkut, tentürdiyotu açtı,eline verdi. Mihri dikkatlice dizime eğildi, sanki oyuncak bebeğine yardım ediyormuş gibi narin davrandı. Korkut yarayı sardı.
O sırada Özlem oturmuş, hâlâ olanları anlamaya çalışıyordu.
“Ne oldu size?” dedi endişeyle.
“Silahlı saldırıya uğradık,” dedim kısık sesle.
Korkut ayağa kalktı.
“Dinlen. Benim halletmem gereken bir mesele var,” dedi.
“Hayır!” dedim, ani ve sert bir ses tonuyla.
Korkut’un gözlerine baktım. Bakışlarımı kaçırmadım.
“Eğer gidersen…
gerildi.
“Kardelen…”
“Yanımda kal,” dedim. Sözlerim yalvarışla doluydu
O sırada Mihri yanımıza geldi.
“Dayı… ne olur, bu gece birlikte uyuyalım,” dedi usulca, minik sesiyle.
Korkut başını eğdi sertçe nefes verdi.
“İki saat sonra gelirim. Söz,” dedi
Ne bana ne Mihri’ye bakmadan kapıya yöneldi.
Ve gitti.
Gitmişti.
Ya ona bir şey olursa?
Damarlarımda yankılanan tek cümle buydu. Bunu susturamadım.
Özlem, salona geçip kahve yapmıştı. Mihri ise inadından uyumamıştı
“Dayımı bekleyeceğim. Onunla uyumak istiyorum,”
“Miniğim olmaz,” dedim ama net bir sesle.
“Ne olurrrrr…” diye uzattı alt dudağını büzüştürüp gözlerini kocaman açtı.
“Hayır,” dedim. “Zaten uyku saatin çoktan geçti.”
Ama içimde bir yer onunla aynı fikirdeydi.
Çünkü ben de… onun gibi sadece Korkut’la uyumak istiyordum.
Ona bir şey olursa…
Saat sanki hiç ilerlemiyordu. Gözlerimi saatten ayıramıyorum; her saniye bir öncekinden daha uzun sürüyordu
Pencerenin kenarına oturdum, ellerimi dizlerime bastırdım
Mihri küçük eliyle kolumu tutunca, “Dayı geliyor mu?” diye fısıldadı. Cevap vermek istedim ama içimdeki korkuyu gizlemek zordu.
“Evet, geliyor,” dedim zorla gülümseyerek ama içim paramparçaydı.
Her telefon çaldığında kalbim yerinden çıkacak gibi oldu. Ama gelen aramalar onun değil.
Saatin ibresi bir tur daha attı ve ben yorgun, bitkin ama pes etmeden bekledim.
Gözlerimi kapatıp derin nefes aldım. “Gel, Korkut… Lütfen gel,” diye sessizce diledim.
hala o yaşananların şokunu üzerimden atamamıştım. O adamlar kimdi? Korkut neden gitmişti? Üstelik ben “Gitme!” demişken…
“Kardelen, yeter artık,” dedi Özlem,
“Bu kadar kendini kasma.”
Mihri huzursuzca yanıma sokuldu. “Dayı gitti,” dedi minik sesiyle. Başımı onaylar gibi salladım.Mihri şuan kucağımda uzanmıştı saçlarını okşuyordum mayışmıştı meleğim
“Ah, yeter be! Daraldım artık,” dedi. “Başka bir konu açalım. Yemek nasıl geçti?”
Yemekten bahsedince yüzümde istemsiz bir gülümseme belirdi.
“Güzeldi,” dedim.
Özlem, “Dedikodu ver kız,” dedi gülerek.
Mihri duymasın diye sesimi biraz daha kısıp Elvin’le olanları anlattım tabi Berke ile olanları da
Özlem hemen yanıma sokulup sırtımı sıvazladı.
— Aferin kız! Saf olma, böyle dik duracaksın. Kendini ezdirme ayrıca dağ sığırcığın bir aferini hak etti seni koruması on üzerinden on, sende fazla iyi niyetli oluyorsun bazen iyi iyidir kötü kötüdür bu kadar net
o sırada az önce olanlar geldi aklıma
Gözlerimi kıstım.
— Özlem beni boşver canım … az önceki olayı açıklamak ister misin?
Hiç bozulmadan baktı bana.
— Hangi olay?
— Tüm mahalleye rezil olduk ya.
Özlem derin bir nefes aldı,
— Sapık gibi içeri girdi.
— Özlem… dedim uyarır gibi.
Bir an durdu, sonra hızla anlatmaya başladı:
— Şey işte… duştan çıkmıştım. Mihri uyuyordu, bizim sesimize uyandı zaten. Ben de odamda… havlumu çıkardım, iç çamaşırımı giydim, sonra nemlendiricimi sürüyordum ki… birden odaya girince korktum! .Hayatımın en büyük pişmanlığını yaşadım aydınlatıcımı ona fırlatım canım benim daha nuru pak yüzüme doğru düzgün temas etmemişti
Ellerini havaya kaldırdı.
— Düşünsene! Kalp krizi geçirecektim!
Ben başımı iki yana salladım.
— Özlem… adam seni neredeyse çıplak gördü… ve sen aydınlatıcıya mı üzülüyorsun?
Özlem bir an durdu.
— Ay… o da var.
Sonra kaşlarını çattı, ciddi bir ifadeyle:
— Ama asıl mesele aydınlatıcım. Parça parça oldu! İki ay stok aradım ben onu!
Ben istemsizce güldüm.
— İnanamıyorum sana.
Özlem sinirle saçını düzeltti.
— Yok, ben bu işin peşini bırakmam. İntikam alacağım.
— Nasıl olacakmış o, sivri zekâ? dedim alayla.
Hiç düşünmeden cevap verdi:
— Ben de onu çıplak göreceğim.
Bir an sustum… sonra kahkaha attım.
— Bu intikamsa… bence adamın hoşuna gider.
Özlem’in yüzü bir anda ciddileşti. Az önceki o umursamaz hali kaybolmuştu; kaşları hafif çatık, gözleri direkt bana kilitliydi.
— Kardelen… ben şimdi adamın hoşuna mı gittim?
Bir an onu izledim. Bu kadar saçma bir soruyu bu kadar ciddi sorabilmek… gerçekten sadece Özlem’e özgüydü.
Omuz silktim, dudaklarımı hafifçe büktüm.
— Bilmem artık… yani sonuçta bayağı gördü seni.
— Ne demek “bayağı”?
Gözlerimi devirdim, biraz daha açık konuştum:
— Yani… görmesi gereken kadar gördü diyelim. Şimdi adam evine gitmiştir…
Bir an durup özellikle yüzüne baktım.
— …ve düşünüyor olabilir.
Özlem’in gözleri yavaş yavaş büyümeye başladı.
— Ne düşünüyor olabilir?!
Hafifçe başımı yana eğdim, sesimi biraz alçaltarak, sanki büyük bir sır veriyormuş gibi:
— “Güzel kızmış” diyordur mesela. Ya da… “
Özlem yutkundu.
Ben devam ettim, biraz da bilerek üstüne giderek:
— Yani sonuçta… fiziğin iyi. Spora gidiyorsun, kendine bakıyorsun… kremdi, bakımındı… yatırım yapıyorsun kendine.
Gözlerini kısarak bana baktı.
— Yani…?
Omuz silktim, gayet doğal bir tonla:
— Ben erkek olsam düşünürdüm.
Bu cümleyle birlikte Özlem’in yüzü tamamen değişti.
Az önceki sinirli hali gitti, yerine panikle karışık bir şaşkınlık geldi.
Gözleri kocaman oldu.
— Ama…
Ellerini bir anda göğsüne götürdü.
— Ama sütyen taktım! Bir şey olmaz değil mi?!
Artık kendimi tutamadım, güldüm.
— Özlem… dedim başımı sallayarak.
— Olay sütyen değil.
Özlem dona kaldı.
— Nasıl yani?!
Bir adım yaklaştım, hâlâ gülerek:
— Adam seni zaten o noktaya kadar görmüş. Sonrası çok da fark etmiyor.
Özlem iki saniye boyunca hiçbir şey demedi.
Sonra dramatik bir şekilde başını iki yana salladı.
— Allah’ım… ben bittim.
Ama sadece bir saniye sürdü bu.
Bir anda dikleşti, saçlarını düzeltti.
— Ama yani… güzelim, değil mi?
Derin bir nefes aldım.
— Evet, Özlem. Güzelsin.
Yüzü yavaş yavaş aydınlandı.
— Hah… tamam.
Tam rahatladı derken gözleri tekrar kısıldı.
— Ama yine de…
Durdu.
— İntikam alacağım.
Gözlerimi kapattım.
— Tabii alacaksın…
Özlem kararlıydı.
Gülmemek için dudaklarımı ısırdım.
— hani edepliydin Özlem bu tavırları sana hiç yakıştıramıyorum yani
Özlem hemen savunmaya geçti:
— Edepliyim zaten! Evde sütyensiz dolaşmıyorum, daha ne olsun!
Ben başımı salladım.
— Gerçekten… seninle aynı evde yaşamak çok güzel arkadaşım dedim
Özlem gururla gülümsedi.
— Herkes kaldıramaz beni. Sen şanslısın
Güldüm ama aklım hemen Korkut’a döndü, yüzüm eski hüzünlü haline büründü.
Özlem ise beni rahatlatacak cümleler kuruyordu
o sırada kapı çaldı.
Özlem hemen kapı deliğinden baktı
“Korkut eniştem gelmiş, eh, en azından ağlamayı kesebilirsiniz hanımlar,” dedi.
Kapıyı açtığında Korkut içeri adım attı. Hemen bedenini gözden geçirdim; görünürde bir şey yoktu. Mihri hızlıca Korkut’un yanına koştu, Korkut ise sıkıca sardı onu, gözlerinden öptü Mihri’yi.
İkisine mutlulukla baktım; ama sonradan fark ettiğim şey gülüşümü soldurdu. Elinin üzerinde bir yara vardı. Dizimde olan yaralar gibi aynı türdendi, ama farklı yerlerdeydi.
Sorsam muhtemelen “Bir şeyim yok” diyecekti; inadına, inattı ona zarar gelirse canım yanardı, farkında değildi.
Korkut yanımda oturdu, beni kendine çekip usulca öptü. Mihri ise hemen Korkut’un kucağına tırmandı, küçük elleriyle onu sıkıca sardı
Mihri anlamaz gözlerle bana baktı.
“Dayı, beni de öp!” dedi huysuzca, yüzünde minik bir bencil ifade vardı.
Özlem araya girdi, “Aile var Kardelene fazla yaklaşma bence enişte ,” dedi, gözlerindeki alayla
Korkut ise hafifçe gülümsedi, “Evet, o yüzden gitmen iyi olur, ” dedi bana dönerken. “Ailemle zaman geçiriyorum.”
Tam o sırada Korkut, Mihri’nin yanığını fark edip hafifçe ısırdı. Mihri aniden acıdı diye bağırdı ve korkutun kucağından indi, eliyle acıyan yanına dokundu.
Özlem gözlerini kısıp sinirle baktı, ama konuşmadı.bu bakışı biliyordum kavga edecekti
-Erkek türünden nefret ettiğini söylemiş miydim dedi özlem
“Lütfen tartışmayın. İkinizin de iyi anlaşmasını istiyorum.”
Özlem de hemen karşılık verdi, “İlk o bana bulaştı, Kardelen.”
Korkut, biraz huysuzca, “Hayır, sadece düşüncelerimi söyledim,” dedi.
O sırada Korkut’un telefonu çaldı sehpanın üzerindeki bandajı aldı yanımdan kalkıp mutfağa geçti
Yarasına bakmama izin vermiyordu
“Özlem… lütfen,” dedim sesimi iyice alçaltarak. “Korkut’la konuşacağım ama bu gece tartışmazsak… olur mu? Çok yorgunum. Onun adına özür diliyorum, biliyorum ama… söz, Korkut da senden özür dileyecek söz sana . Sen benim en yakınımsın kız kardeşimsin hayatımın her anında en güzel yerde sen olacaksın kimse bunu değiştiremez.Kimse yokken sen vardın işte Özlem anla beni
Özlem bana birkaç saniye baktı. Yüzündeki o sert ifade yavaş yavaş yumuşadı.
— Ayy tamam… dedi sonunda, iç çekerek.
— Senin hatırın için susuyorum.
Gözlerimle ona teşekkür eder gibi baktım.
Özlem kaşlarını kaldırdı.
— Kardelen… şöyle bakma bana ya.
Bir adım yaklaştı, elini uzattı.
— Yanaklarını sıkacağım şimdi İstemsizce güldüm.
— Sık bakalım.
Parmakları yanağıma dokunduğunda hafifçe geri çekildim ama gülüyordum.
-Ne kadar tatlısın dağ sığırcığın ağzının tadını biliyor
-Yuh özlem yuh dedim
- Ne var be doğruyu söylüyorum dedi
sinirle baktım
Bacağım hâlâ sızlıyordu.
Gözlerim istemsizce ağırlaşmaya başladı.
Korkut’un sesi hâlâ geliyordu… ama artık kelimeleri seçemiyordum.
Uyku…
Özlem’in yardımıyla kalktım. Vücudum yorgundu . Sessizce yatak odama yürüdüm. Mihri arkamdan minik adımlarla beni takip ediyordu.
Yatağa uzandım, hemen yanıma geldi. Hiç konuşmadan kucağıma sokuldu. Sanki bir şey söylememe gerek yoktu
O sırada Sütlaç yatağa zıpladı. Minik patileriyle Mihri’nin koluna dokundu.
Mihri’nin yüzü bir anda aydınlandı, kıkırdayarak geri çekildi.
Eğilip Sütlaç’ı kucağıma aldım.
Tüyleri hâlâ ipeksi, vücudu minicikti… kalbi avucumun içinde pıt pıt atıyor gibiydi.
— Gel bakalım kedicik, dedim usulca.
Mihri hemen yanımıza sokuldu. Küçük parmağıyla Sütlaç’ı gösterdi.
— Kardelen… Sütlaç büyür, değil mi?
Gözlerine baktım. O masum merak… içimi yumuşattı.
Başımı salladım, gülümsedim.
— Hıhı… büyüyecek. Hem de çok güzel bir kedi olacak.
Mihri biraz düşündü. Kaşları hafif çatıldı.
— Peki… yavruları olur mu?
Gülümsedim.
— Olur tabii, Mihrim.
Gözleri kocaman açıldı.
— Çok mu olur?
— Belki birkaç tane… minik minik, Sütlaç gibi.
Mihri heyecanla yatağın üstünde dizlerini topladı.
— Ben bakarım! Hepsine bakarım!
güldüm.
— Hepsine mi? Zor olabilir ama… birlikte bakarız.
Bir an sustu. Sonra sesi biraz daha yumuşadı.
— Kardelen…
— Hı?
Sütlaç’ın başını okşarken bana baktı.
— Sütlaç’ın annesi nerede kalıyor ?
Elim bir an durdu.
— Bazen… anneleri yanlarında olmaz hayvanların sevmemekten değil mecburiyetten
Mihri beni dikkatle dinliyordu.
— Biz varız ya… dedim
— Ona biz bakıyoruz.
Mihri yavaşça başını salladı.
Sonra usulca Sütlaç’a yaklaştı, yanağıyla ona dokundu.
— Korkma tamam mı… dedi fısıltıyla.
— Biz buradayız.
Sütlaç mırladı.
O sırada kapı hafifçe aralandı. Korkut sessizce içeri girdi;
hâlâ takım elbisesi
üzerindeydi.
Yarasını sarmıştı burukça baktım saran ben olmalıydım ama uzaklaştırıyordu beni
Gözleri önce bana, sonra Mihri’ye ve en son kucağımdaki Sütlaç’a takıldı.
Yavaşça yatağa oturdu. Elini uzatıp Sütlaç’ın sırtını okşadı. Kedi mırlayarak ona yaklaştı, sonra güvenle kucağına yerleşti.
“Hâlâ zayıfsın, pire torbası,” dedi, sesi hem şefkat hem de hafif alayla karışık. Kedinin kulaklarını okşarken gözlerinde şefkat vardı
Dayı… Sütlaç üzülüyor, dedi Mihri, kaşlarını çatarak.
Öyle mi, boncuk?
Evet… Onun bir kalbi var. Yemek yiyor ama kilo almıyor. Her gün tartıyorum, ama hâlâ miligramcık
Korkut Sütlaç’a baktı.
-Çabuk kilo al, pire torbası
Mihri, Sütlaç’ı Korkut’un kucağından aldı ve yavaşça kucakladı
Dayı, hadi uyuyalım artık… Esneyerek, gözlerini yarı kapadı.
-Yatağa sığmam ki ben, boncuk,
Mihri gözlerini kocaman açtı, ciddi bir ifadeyle bakarak:
-Çünkü sen kocamansın masallardaki dev adamlar gibi dayı
Korkut bir an durdu, Mihri’nin ciddiyetine bakıp gülmemek için kendini zor tuttu. Sütlaç, o sırada hafifçe mırlayarak başını Korkut’un göğsüne dayadı. Korkut yavaşça yatağa uzanmaya çalıştı. Ama Mihri, ben ve ortalığı karıştıran Sütlaç'la birlikte iş zorlaşmıştı. Battaniyeyi bir kenara attı, Mihri’yi ezmemeye çalışırken komik haller aldı.
Ben dayanamayıp güldüm. “En sonunda bir şekilde sığabildi. Mihri ve Sütlaç ortadaydı.
Korkut Mihri’ye döndü, onu uyutmak için uğraşıyordu.
“Uyu hadi boncuğum,” dedi yumuşacık bir sesle.
“Hayır. Uyumayacağım,” diye direndi Mihri.
“Bak, ben gözlerimi kapatıyorum. Say bakalım kaç saniyede uyuyacağım.”
Gülmemek için zor tuttum kendimi
bir süre sonra mihri saymaktan yoruldu
Mihri küçük elleriyle gözlerini ovuşturdu, sonra taklit etti.
Ve birkaç dakika içinde… uykuya yenildi.
Korkut dikkatlice uzandı, onu kucağına aldı.
“Ne yapıyorsun?” diye sordum fısıltıyla.
“Sığmıyoruz yatağa boncuk rahat uyusun ” dedi yüzünü buruşturarak.
Dikkatlice Mihri’yi odasına taşıdı.
Biraz sonra sessizce geri döndü.
Yatağın kenarında durmuş, bana bakıyordu.
“Sen çok kötüsün. Mihri sabah kesin ağlar,” dedim alaycı bir gülümsemeyle.
“Suçu bana at,” dedi
Sütlaç hâlâ yatağın kenarındaydı. kıvrılmıştı.
“Hayır, Sütlaç kalsın. Ona sarılarak uyumayı seviyorum,” dedim.
Korkut hafifçe kaşlarını kaldırdı.
-Bana sarılsan kardelen güzeli
Yavaşça kediyi yerinden aldı, halının üzerindeki üzerine koydu
Korkut hızla gömleğini çıkardı.
Sıra pantolonuna geldiğinde, hemen başıma yorganı çektim.
Ama yanı başımdaki kıpırtılar örtünün altından bile hissediliyordu.
örtüyü çekip aldı.
Sesindeki ton sabırsızdı
“Bu gece utanmandan çok daha büyük bir meselemiz var.”
Sonra beni kendine çekti.Saçımı okşuyordu
Tenim, onun sıcacık, çıplak vücuduna yapıştı.
Sanki beni içine alacakmış gibi sarıldı ikimzde susutuk ne kadar kaldık böyle bilinmez
sırtımı usulca sıvazladı.
“Uyu artık,” dedi kısık bir sesle.
“Uyuyamıyorum,” dedim. Boğazıma düğümlenen kelimeleri zor döküyordum.
“Belli etmedim ama korktum. Bana bir şey olacak diye değil…”
Nefesim titredi.
“Mihri’yi yalnız bırakma ihtimali…
Korkut yüzümü avuçlarının arasına aldı.
“Ağlama,” dedi bir fısıltıyla.
-sana bir şey olmasına izin vermem
- sana da bir şey olmasın
gözlerimi ne zaman kapasam bir an sonra yine açıyordum. Uyku haramdı bana.
Her defasında Korkut yanı başımdaydı.
Bazen saçımı okşuyor, bazen elimi tutuyordu.
Sürekli bir şeyler yapıyor, dikkatimi dağıtarak beni rahatlatmaya çalışıyordu.
“Sana ilk aşık olduğum anı anlatayım mı?”
Başımı usulca salladım.
“Bana ilk kez sarıldığın an,” dedi.
“Altı çocuk muhabbeti vardı ya... o gün. Tüm gün surat ifaden gözümün önündeydi. O bakışların… beni kandırdı. Yüzüme bile zor bakıyordun . O kadar tatlıydın ki yüzündeki o gülümseme sürekli saçlarınla oynaman ”
“Tatlı mı?” dedim kaşlarımı kaldırarak.
“Evet. Tatlıydın,” dedi gülümseyerek.
“Halbuki sen hep cilveli kadınlardan hoşlanırsın sanıyordum…”
“Yalan olduğunu sen de biliyorsun,” dedi gözlerimin içine bakarak.
“ senin yüzünden neredeyse memelerimi büyütüp estetik ameliyatı olacaktım,” dedim “Memelerini seviyorum,” dedi utanmazca.
“Terbiyesiz!”
“Konuyu memelerine getiren sensin,” diye karşılık verdi
Sonra elini saçlarıma daldırdı, parmakları usulca başımı okşadı.
“Bu gece susan benim ama sürekli sen konuşuyorsun,” dedim gözlerimi yavaşça kapatırken.
“Ne yapayım Kardelen?” dedi, sesi uyku ile karışık sıcaktı.
“Bilmem…” dedim.
Ama aslında biliyordum.
Ne yaptığı önemli değildi. Yanımda olması yetiyordu.
Korkut telefonunu aldı, bir şeyler aradı ekranında.
“Abinle olan videolarımı göstereyim mi sana?” dedi usulca.
Şaşırdım. Nefesim bir an kesildi, kalbim göğsümün içinde deli gibi çırpınıyordu.
“Nasıl yani? Abimle videoların mı? Cidden mi?” dedim, sesim titriyordu.
Korkut başını hafifçe salladı.
“Evet… İstersen izlersin. İstemezsen kapatırım,” dedi yavaşça.
Kalbim hızla atıyordu. İçimde bir düğüm vardı. Görmek istiyordum, hem de delicesine. Ama aynı zamanda korkuyordum. Hazır mıydım? Belki… Ama istememek de vardı içimde. Duygularım birbirine dolanmıştı, çözülmüyordu.
“Korkut…” dedim, dudaklarım titreyerek. “Şey… ben… unuttum. Abimin sesini… unuttum.”
Sesini kaybetmiştim. Oysa bir zamanlar bana en tanıdık olan şey oydu… Gülüşü, kızışı, bakışları… Hepsi silinmişti benden.
Sanki bende ona dair hiçbir şey kalmamıştı. Sesini hatırlamayan bir kardeş… nasıl kardeş olurdu ki?
Ya izlersem ve hiç istemediğim kadar canım yanarsa? Ya izlersem ve onun eksikliği, şimdi olduğundan bin kat fazla çöküp kalırsa üzerime
Bir elimle kalbimi bastırdım, çünkü o kadar hızlı çarpıyordu ki, yerinde durmayacaktı sanki. “Biz birbirimizi kaybettik,” diye geçirdim içimden.
Korkut gözlerimi dikkatle izledi. Kaşları hafifçe çatıldı, sanki içimden geçenleri okumaya çalışıyordu.
“Eğer sana zor gelecekse…” dedi yavaşça.
“Hayır, hayır…” dedim hemen. Ama nefesim kesiliyor gibiydi. Kalbim hâlâ deli gibi atıyordu.
“Sadece… heyecanlıyım.”
Korkut bir an daha yüzüme baktı. Sonra hiçbir şey demeden telefonunu eline aldı.
Ekranı açtı, parmağıyla birkaç kez kaydırdı. Ardından bir fotoğrafta durdu. Bana doğru çevirdi.
Abim…
Askerî üniforması üzerindeydi. Korkut’un omzuna elini koymuştu. Yanlarında Zafer ve Kenan vardı. Dört kişi, yan yana durmuşlardı.
Arka planda dağlar uzanıyordu. Issız, sert… ve soğuk. Fotoğrafa bile sinmişti o hava. Rüzgârı hissediyor gibiydim.
Korkut’un parmağı ekranda hafifçe durdu.
“o gün …” dedi kısık bir sesle. “Çok zor bir gündü.”
Gözlerim fotoğraftan ayrılmadı.
Abimin yüzüne baktım… sanki hâlâ oradaydı. Sanki birazdan bana dönecekmiş gibi.
Sessizlik biraz uzayınca, dudaklarımı ıslattım. Sesim çıkarken titredi.
“Kaç ay… görevde kaldınız?”
Korkut başını hafifçe eğdi, gözleri bir an fotoğrafa kaydı.
“Uzun sürdü…” dedi. “Ay saymayı bırakıyorsun bir süre sonra. Günler birbirine karışıyor.”
Yutkundum.
“Zor muydu?”
Korkut bu kez derin bir nefes aldı.
“Soğuktu,” dedi kısa bir gülümsemeyle. “Dağ başı… rüzgâr hiç durmazdı.
Tekrar fotoğrafa baktım.
“Abim… nasıldı orada?”
Korkut’un dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.
“Güçlüydü,” dedi hiç düşünmeden. “Herkesi ayakta tutardı. Sanki hiçbir şey onu yıkamaz gibi…”
Sesi biraz kısıldı.
“ ‘Dayan’ derdi… ‘geçecek.’ ”
Korkut bir süre sustu.
Sonra telefonunu yeniden açtı, parmağı ekranda gezindi. Bu kez yüzünde eski bir anıya takılmış gibi bir gülümseme vardı.
Ekranı bana çevirdi.
Dağın ortasında, karların arasında küçük bir ateş yanıyordu. Etrafında abim, Korkut ve timdekiler vardı. Hepsi kalın askeri montların içinde, yüzleri soğuktan kızarmış… ama gülüyorlardı.
“Ciddi olamazsınız…” dedim şaşkınlıkla.
Korkut hafifçe güldü.
“Olduk,” dedi. “Dağ başında sucuk kızarttık.”
İstemeden dudaklarımda küçük bir gülümseme oluştu.
“Nasıl yani?”
Korkut gözlerini fotoğraftan ayırmadan anlatmaya başladı.
“Günlerdir doğru düzgün sıcak bir şey yememiştik,” dedi. “İhsan şerefsizi, çantasında sucuk saklıyordu. Tabii Yıldırer fark etti, hemen el koydu. Tüm mühimatı İhsan a taşıttırdı , sucukları ona doğratırdı … yemesine izin vermedi süründürürdü ,Yıldırer işte.”
Gözlerim fotoğrafta takılı kaldı. Abim elinde dal, sucukları ateşte çeviriyor; İhsan biraz mahcup duruyordu.
Gözlerim fotoğrafta abime takıldı. Ateşin başında… elinde bir dal, ucuna sucuk takmış.
İçim ısındı bir anlığına.
“Yaktınız mı bari düzgün?” dedim, gözlerim dolu dolu ama gülümseyerek.
Korkut güldü.
“Yarısı yandı, yarısı çiğ kaldı,” dedi. “
başka bir fotoğrafa baktık
Abim gülüyordu
Kardelen çiçeğini elinde gördüğümde güldüm
“Bu… mavi bir Kardelen mi?” dedim, sesi kendi kendime fısıldar gibi. Gözlerim çiçeğe takılı kaldı; içimi hem ısıttı hem de hüzünlendirdi.
Korkut başını hafifçe salladı, hâlâ fotoğrafa bakıyordu.
“Evet… Yıldırer dağda bulmuştu tek bir tane vardı senin gibi . Solana kadar elinde tuttu, bırakmadı.”
solana kadar işte kardelenin ömrü bu kadardı solduğunda da bırakmasaydı
Parmaklarım çiçeğe dokunmak ister gibi titredi.
her anlarını anlattı Korkut
fotoğraflarda ilerlerken durdu
Telefon ekranında bir sahil belirdi. Muğla'daymışlar.
Belin, Korkut ve Yıldırer hep birlikte…
Kamerayı Belin tutuyordu,gülüyordu çok güzel gülüyordu Belin hep gülmeliydi
Abim ekrana yansıdığında bir an için içimdeki boşluk doldu sanki.
Sanki hiç ölmemişti.
O kadar canlıydı ki…
Derin nefes aldım
Gülüyordu abim ben de şuan gülüyordum
Belin’i kendine çekip yanağından öptü.
videolar ilerledikçe mutlu yüzüne odaklandım
Korkut’a doğru döndü, bir anda buzlu suyu başından aşağı boca etti.
Korkut küfrederek yerinden fırladı, Yıldırer kahkahalarla kaçtı.
Kamerayı bu kez Belin değil, yerleştirilmiş bir tripod çekiyordu.
Üçü birden bir teknenin güvertesindeydi. Rüzgar saçlarını savuruyordu.
“Üçünüz hep birlikte mi takılırdınız?” dedim ekrandan gözümü ayırmadan.
“fırsat buldukça ” dedi Korkut. “Birlikte büyüdük gibi…18 yaşında tanıştık Aile gibiydik.”
Bir an sustum.
Sonra yavaşça sordum:
“Abim… hiç mi bir ailesinden bahsetmedi size benden bahseder o severdi beni ?”
Korkut’un yüzü ciddileşti.
“Öldü,” dedi.
Bir an içim titredi.
"Öldü" demek…
Bu kadar güzel bir yalandı işte.
Ama kırgın değildim.
Eğer hayatta olsaydı, onun geçmişine geri dönmesi… bana dönüp bakmaması daha doğru olurdu.
Ben onun acılarını hatırlatırdım.
Korkunç çocukluğunu.
Tam iyileşmişken, yarasını tekrar kanatmak bencillikti.
Ne kadar sevsem de onu… karşısına çıkmamalıydım.
Keşke abim dirilse ve ben hayatlarından silinsem hiç var olmamış gibi öylesine biri gibi o tekrar gülsün bu hayat benim değil abimindi
Ekrandaki görüntüde Yıldırer, Korkut’u denize itiyordu. Korkut suya düşerken öyle bir bağırmış ki, istemsizce kahkaha attım.
“Abimle iyi anlaşıyormuşsunuz,” dedim gülümseyerek.
“Çok iyi,” diye karşılık verdi.
“Sulu göz… ağlamıyorsun değil mi?” dedi sonra, göz ucuyla bana bakarak.
“Ama… ama…” diye kekeler gibi oldum.
“Hayır, ağlamıyorsun. Hem niye ağlayacaksın ki? Baksana, bana zulüm ediyordu resmen.”
Gülmekten kendimi alamadım.
“Çok ciddiyim. Ablamla arama girdi.”
“Sen… kıskanıyorsun,” dedim gözlerimi kısarak.
“Ben mi? Ben asla. Kimseyi kıskanmam.”
“Öyle mi, Korkut?”
“Evet.”
-Bu akşam olanları hatırlamıyorsun galiba
- Sen istisnasın sana özel kıymetimi bil
- Kendini beğenmezsen eksik olurdu zaten dedim
- Alış buna bence kardelen güzeli
sinirle bakarken bir video dikkatimi çekti
“Peki… burada kaç yaşındasınız?”
“Yirmi üç.”
“İyiymiş,” dedim dudaklarımı büzerek
Ben de kıskanmıştım işte.
Kamera merceğinde bir kadın belirdi. Korkut’la konuşuyordu, o da gülüyordu.
“O kadın kim?” dedim kaşlarımı kaldırarak.
“Hangi kadın?”
“Şu güldüğün kadın, Korkutçuğum.”
“Hatırlamıyorum,”
“Öyle mi…” dedim, dudaklarımı büzdüm.
“Yoksa kıskandın mı sen?”
Ekrana bakarken içimde tuhaf bir şey kıpırdadı. “Siz yirmi üç yaşında keyif sürerken, ben on altı yaşında lisede sürünüyordum.”
-“Küçük kıskanç seni…”
“Hoşlanmadım işte,” dedim. Sesim biraz boğuk çıkmıştı. “Ben de orada sizinle olmak isterdim… yani abimle, daha çok.”
“Yok artık. Seni yanımıza götürmezdik. Ergen veletlerle uğraşmıyorum ben.”
“Ergen mi?!”
“Evet, sen o zaman çocuk oluyordun ya.”
Bir an sustum, sonra dudaklarımdan tek bir cümle döküldü:
“Bir şey soracağım…”
Korkut kaşlarını kaldırdı.
“Eğer sen beni Yıldırer’in yanında görmüş olsaydın… beni sever miydin, sence?” diye sordum. Sesim neredeyse fısıltıya dönüşmüştü.
Korkut sustu.
“Dürüst olmam gerekirse…”
O zamanki Korkut seni sevmezdi. On altı yaşında bir ergendin, daha reşit bile değildin. Sana şu an hissettiğim duyguları o yaşta besleyemezdim; bu, yanlışların en büyüğü olurdu
. On altı ve yirmi üç… yan yana gelemezdi. Kalbime sığmazdı.
Hem yanında abin vardı.”
Bir an sustu
“Yine de… sana âşık olma ihtimalim hep vardı. On dokuzunda, yirminde… hangi yaşında olursan ol, bir şekilde sana tutulabilirdim. Belki asla söyleyemezdim, belki içimde boğardım hislerimi… ama severdim. Her ihtimalde. Her zaman.”
Derin bir nefes aldı, gözlerini bir an kaçırıp yeniden bana çevirdi.
“Sadece… sustururdum içimdeki seni
“Çok kötüsün,” dedim yutkunarak.
“Hayır. Dürüstüm. Ayrıca… Yıldırer fazla şiddet yanlısıydı. Yani severdim ama… istemezdim seni.”
Gözlerimi kısmıştım. hem kızgın hem de gülmek istiyordum.
“Yani… seni sevip uzaktan bakardım. Ama en sonunda… kapında sürünürdüm. Uzatmayalım. Yıldırer’den dayağımı yer, paşa paşa gelip seni isterdim.”
Kahkahayı bastım, istemsizce.
- Korkut bana bakıyordu, gözleri ciddi ve derindi. Sesi sakin ama aynı zamanda kararlıydı:
“Ama büyük ihtimalle şu an evli bir kadın olurdun,” dedi.
Dudaklarımı ısırdım, kalbim hızlı hızlı çarpıyordu. “Çok iddialısın, Korkut,” dedim.
“Kardelen güzeli, seni oyalmazdım ben,”
“Öyle mi?” dedim, hafifçe meydan okur gibi.
“Evet… Naz yapma, Kardelen. Beni isterdin ve ilk sen bana yürürdün.”
Bir an durdum. Dudaklarımda tuhaf bir kıpırtı hissettim, kalbim hızla atıyordu.
“- Büyük konuşma,” dedim sessizce.
“- Neden, Kardelen?” diye sordu Korkut, kaşlarını hafifçe çatarak.
“O zaman ki Korkut… beni sevmezdi bence,” dedim, çekingence
Korkut gülümsedi. “Öyle sanmaya devam et, Kardelen. Direkt annemle tanıştırdım,” dedi.
“İyi ki tanışmamışız… ne bu hız?”
“Bilemem… içi rahatlasın isterdim,” dedi, sesi hüzünlüydü
“Nasıl yani?” diye sordum.
“Seni görünce içi rahatlardı işte annemin … Bazen mantığım ona acımasızca gelirdi. Annem bir kalbim olduğuna inanırdı… o zaman sen olunca…”
“- Ben senin kalbinin kanıtı mıyım?” diye sordum.
“Evet… öylesin,” dedi Korkut, tereddütsüzce. Gözlerinde hâlâ bir acı vardı
Hüzünlü havayı dağıtmak istedim, ama bakışları öyle derindi ki bir an duraksadım.
“Peki ya ben seni istemeseydim?”
Korkut kaşlarını kaldırdı, başını eğdi. Gözleri delici bir ciddiyetle bana baktı:
“Sen bana hayır diyemezsin.”
Dudaklarıma eğildi ve usulca öptü.
“Bohçamı alıp sana kaçmak isterdim kesin dedim
“En azından düğün masrafı çıkmazdı,” dedi Korkut
“Çok ekonomik olurdu,” dedim,
İkimiz de gülüştük, o an sanki dünya durdu, sadece ikimiz vardık.
“Korkut, sanırım biz bunu gerçekten beceriyoruz,” dedim gözlerine cesaretle bakarak.
“Neyi?” diye sordu, hafif tebessümle.
“Sevgili olmayı... Çünkü birbirimize iyi geliyoruz,” dedim, kalbim hızla atarken.
“O nasıl mümkün olabilir ki? Sen bana nasıl kötü gelebilirsin ki?”
senin güzel sözlerine alışıyorum ... Sonra hep ‘İsterim’ diyerek tatlı tatlı gülümsedim.
Korkut da gülümsedi, ama gözlerindeki o derin düşünceyi görebiliyordum.
“Bugün seni kaybediyordum,”
Gülüşüm dondu, .
“Kaybetmedin.Daha çok zamanımız var bence,” dedim umutla.
Ama o, sinirle bana baktı, gözlerinde bir fırtına vardı.
“Kardelen, ağzından çıkan kelimeler beni yaralıyor,” dedi usulca.
“Ölüm, eninde sonunda hepimizi alacak,” diye fısıldadım.
“Allah ömrümden alıp sana versin
“Hayır, istemiyorum diye karşı çıktım, kalbim parçalanıyordu.
“Ölebilirdin... Seni kaybedecektim... Saniyelik farkla kurtuldun,” dedi boğuk bir sesle.
“Peki neden korkuyorsun ölümden?” diye sordum, kalbimi açarak.
“Sen korkmaz mısın?” diye karşılık verdi.
“Abimden sonra ölümden korkmamayı öğrendim,” dedim, gözlerim dolarken.
“Ama ben ölümden deli gibi nefret ediyorum,” dedi, bana doğru çekilerek, ellerim ellerindeyken.
Korkut’un elleri elbisemin üzerinden kayarken içimde tarif edilemez bir heyecan hissettim. Gözleri bana baktığında, izin istediğini anladım; kelimelere gerek yoktu, sadece başımı hafifçe eğdim.
Parmakları nazikçe elbisemin askılarını indirdi, bordo kumaş üzerimden süzülürken içimde büyüyen tutku daha da alevlendi.
Sadece iç çamaşırımla kaldığımı fark ettiğimde, kalbim deli gibi atıyordu.
Korkut beni yavaşça yatağa yatırdı; tenim onun sıcaklığını bütün benliğimde hissediyordu.
Başını kalbimin üzerine koyduğunda, kalp atışlarımız birbirine karıştı, nefeslerimiz birbirine karıştı.
-“Korkut’un sesi fısıltı gibiydi, gözlerime derin derin bakarken, ‘Kalbini dinlemek istiyorum,’ dedi.
Başımı onun göğsüne yasladım,
Korkut’un parmakları saçlarımda nazikçe dolaşırken, zaman durmuş gibiydi; sadece kalplerimizin konuştuğu bir ân...
‘Dinliyorum seni,’ dedi,
Korkut’un saçını okşuyordum; elim istemsizce göğsüne kaydı, ama bu kez sadece sıcaklığını hissetmek için. Elimin altındaki sertlik tuhaf, aynı zamanda güven veriyordu. Dudaklarım göğsüne değdi öptüm kasıldığını hissettim
— Kardelen… dedi, nefes nefese.
kendini tutuyor, bana zarar vermemek için özen gösteriyordu.
Göz kapaklarım yavaşça kapanmaya başladı ; bu sessizlikte kalmak huzur veriyordu ne kadar huzurla uyuduğumu fark etmedim
Ama Korkut’un boğuk sesi ile gözlerimi açtım,
— Ne oldu? dedim.
— Uyu sevgilim, dedi sesi tuhaftı acı çekiyordu sanki
— Korkut , söyle
— Kardelen, uyuyalım hadi.
— Söyle, uyuyalım.
-Kardelen vücudun beni bitirdi
Korkut bedenini bana bastırmıştı; sertliğini hissetmek kalbimi hızlandırıyordu. İçimde bir karışıklık vardı. Biliyordum ki bana ihtiyacı vardı, ama ben utanç ve tedirginlikle doluydum. Nefesim kesik kesikti, kalbim göğsümden fırlayacak gibi atıyordu.
“Korkut… istersen yani…” dedim, sesi titrek ama meraklı.
“Kardelen, uyu. Senden bir şey istemiyorum,” dedi yavaş, boğuk bir sesle.
“Ama yani…” diye fısıldadım, kelimeler boğazımda düğümleniyordu.
“ istemiyorum, Kardelen,” dedi net bir tonla.
“Özür dilerim, ben sandım ki…”
Kollarında titriyordum, ellerim istemsizce onun göğsüne bastı. Hazırlıklıydım ama aynı zamanda korkuyordum. “Hazırım yani… eğer sen de istersen,” dedim sonunda, yavaşça cesaretimi toplayarak.
-“Kardelen, seni alıştırmam gerek. Seni aniden bilmediğin bir yakınlığa maruz bırakamam,” dedi sakince
“cahil değilim az çok kadın ilişkilerini biliyorum Korkut,” dedim, kararlı bir sesle.
Üniversite zamanı oda arkadaşım fazlasıyla erkek arkadaşı ile ne yaşadığını bana anlatıyordu bende utanarak dinlemiştim ve erkeklerin nelerden hoşlandığını da sadece o anlarda mide bulantısı hissetmiştim şimdi ise aksine farklı bir istekle Korkut tatmin olsun istiyordum
“Bilmek farklı, ama deneyim farklı, Kardelen,” dedi, gözleri hâlâ gözlerimde kilitlenmiş, elleri nazikçe bedenimde gezinirken.
Elleri göğsümde dolaştı. “Yani sana alışmam mı gerek?” diye fısıldadım.
“Evet,” dedi, duraksayarak.
“Boynuna bir öpücük kondurmuştum
“Rahat dur kardelen
Ama elleri tam tersine, sütyen kopçamla oynuyordu bu sefer inisiyatifi alan ben olacaktım.
- Öğret bana Korkut
ellerim karın kaslarından aşağıya kasıklarında duruyordu
Olmaz sen hazır değilsin
Elimi boxerden dolaştırdım; Korkut istemsizce inledi.
“Kardelen… güzelim,” dedi sonunda
-
Elimin altındaki sertliği boxer üzerinden okşarken, Korkut’un yüz ifadesini aklıma kazıyordum; kendinden geçmişti.
“Kör edeceksin beni lan … seninle aynı yatağa giren…” dedi. Daha sert okşadım.
Korkut küfür etti ama ben okşamaya devam ettim
Elimi geri çekecekken durdurdu bastırdı elimi tekrardan kasıklarına
Devam et, güzelim ileri gitmem.
Elimi boxerdan içeri sokmuştu
yutkundum , elimdeki sertliği net hissediyordum.
“Korkut…” dedim kızararak.
“Güzelim… söz, içine girmem. Daha hızlı okşa,” dedi Korkut muhtaç bir sesle.
Korkut’un gözlerine bakarken okşamaya devam ettim.
Korkut ise sütyenimin üzerinden memelerimi okşuyordu.
-Elimi çekmeye çalışırken Korkut durdu
-Yaktığın ateş sönmedi hala dedi kulağıma doğru fısıltı ile
-Elimin üstüne elini koydu beni yönlendirdi
-sertçe inledi
- Boşta kalan eli ile beni kendine çekmiş saçlarımda soluklanıyordu
Dakikalar geçti ama elim yorulmuştu hala boşalmamıştı
Ama şuana kadar bildiğim kadarı ile olması gerekiyordu …. kızarmıştım
-Çok sertsin yani ben yanlış mı yaptım sevgilim
Ne olduğunu anlamadan…
Korkut beni altına çekmişti.
“Ayyy, Korkut…” fısıldadım.
Dudaklarımla neredeyse koparırcasına öptü beni. Sütyen kopçamı tek bir hamlede çıkarmıştı.
“Durursam eşekler beni tepsin diye nefes nefese konuştu
“Tepsin, sevgilim,” dedim
Elim hâlâ rahat durmuyordu ve yavaşça Korkut’un kasıklarına gidiyordu.
göğsüme yeni izler ekliyordu göğüs uçlarımı sertçe emişti
Kaçmak istedim ama yerimden kıpırdayamadım.
Yavaşça yüzünü boynuma gömdü. Derin bir nefes aldı.
“Bütün gün…” dedi kısık bir sesle, “aklımdasın.”
Kalbim hızlandı.
Burnu boynumda gezindi, sanki kokumu ezberliyormuş gibi.
“Bu kokun var ya…” diye fısıldadı, sesi daha da derinleşti, “insanı aklından eder.”
Gözlerimi kapattım, nefesim düzensizleşti.
dişlerini boynuma geçirdi. Sert değil ama hissedilecek kadar belirgin bir ısırık.
İçimden istemsiz bir ses çıktı.
“Dayanamıyorum sana,” dedi kulağıma doğru yaklaşarak. “Bu halin… bu utangaçlığın…
Elim saçlarını okşuyordu.
“Yani dayanılmaz bir kadın olduğum doğru,” dedim
“-Bak sen,” dedi Korkut.
“Tabii ki… ne öğretmenler, ne beden eğitimi hocaları
“-Bilerek yapıyorsun,” dedi Korkut.
Karın kasları çok çekici geliyordu.
“Yani… beni hep yarım bırakıyorsun,”
“-Zorlama beni,” dedi Korkut. “Seni düşündüğümden… kontrolümü kaybedebilirim.”
elleri çıplak göğsümde geziniyordu.
“- Diğer sefer beyaz giymen gereken konular var,”
Yerde duran bordo sütyenime huysuzca baktı
“- Diğer sefer olursa…” dedim.
“ Net olur, Kardelen güzeli,” dedi, gözlerindeki oyunbaz bakışla.
Ellerimi boynuna dolaştırdım, hafifçe bastırarak okşadım. Sonra dudaklarımı boynuna değdirip küçük, bir öpücük bıraktım.
Kalbim hızla atıyordu, nefesim düzensizleşmişti
Korkut sessizce gözlerimin içine baktı
Vücuduma dokunuşları, bana hem utanç hem de tuhaf bir heyecan veriyordu. Kendimi kaybetmemek için ağzımı sıkıca kapatmıştım; sesim dışarı çıkarsa Özlem ve Mihri duyabilir ve açıklamak zor olurdu.
Korkut ise sessizce bana bakıyor, gülümseyerek bu durumu fark etmiş gibiydi.
“Benimle yaşasaydın evimizde istediğin kadar seni inletebilirdim …” dedi alçak bir sesle,
Kalbim deli gibi atıyordu, nefesim hızlanmıştı. Ellerini yavaşça dolaştırıyor, göğsüs uçlarım hasaslaşmıştı
- Korkut acıyor ama
- dokunmadım bile gerçekten sana dokunmuyorum güzelim dedi korkut gözlerinde derin bir tutkuyla
- Acıyor ama dedim dudağımı ısırmıştım
- Göğüsümlerideki dokunuşları bu sefer daha nazikti
- Her ellediğimde daha mı büyüyorlar kafayı sıyıracağım kendi kendine konuşuyordu
Gözlerimi kapattım, nefesim kesik kesik…
Korkut yine edepsiz cümlelerine başlamıştı
- Göğsümü okşadıktan sonra dudakları kasıklarıma doğru yol almıştı.
“Kardelen güzelim, benim için bacaklarını aç.”
- Başımı olumsuzca salladım
- Seni görmeme izin ver dedi alçak sesle
- Kardelen alıştırmam lazım seni istemiyor musun sana hissetireceklerimi …yutkundu
Yavaşça açmıştım
Korkut, dudakları kasıklarımdan iç çamaşırıma geçmişti
İç çamaşırımın üzerinden öpmüştü kadınlığımı
İnlemiştim.
“Kokun kafayı yedirtecek… şeker gibi kokuyorsun. Tadın nasıl acaba, güzelim?”
Utançtan ölecektim, adamı tahrik etmiştim Korkut çıldırmış gibiydi.Başıma iş açmıştım resmen
“Kardelenim…” diyerek elini iç çamaşırımın üzerinden beni okşuyordu.
Dudaklarımı ısırıyordum.
“Islanmışsın…”
Parmakları iç çamaşırımın altına girdi.
Göğsüm hızla inip kalkıyordu.
Kalın parmağının ucu içime girdiğinde hissetiğim zevk ile çığlık attım
- Tüm hayatım boyunca bacak aranda yaşayabilirim dedi Korkut tanımlayamadığım bir sesle
-Korkut: “Dayanamıyorum…
Daha fazlasını mı istiyorsun?
- Evet, evet, lütfen.
“Fazla darsın , yavrum.”
Klitorisimle oynuyordu.
Gözlerimin içine bakarak yapıyordu.
… parmaklarım sırılsıklam oldu.”
İçimden bir zevk dalgası yükseliyordu parmakları ile bana işkence ediyordu
Gözlerim kapanmıştı.
“Bakışlarını istiyorum, Kardelen, beni mahrum etme,”Korkutun muhtaç ses ile
Gözlerimi açtım; her şey daha da hızlandı, yükseklere çıkmış gibi hissediyordum.
Ayak parmaklarım bükülmüştü, titriyordum ve sonra kadınlığımdan bir sıvının aktığını hissettim.
Elini çıkarmıştı, parmaklarını yalamıştı.
Terden sırılsıklam olmuştum, ellerim güçsüzce yanlarıma düşüyordu. Göğsüm hızlı hızlı inip kalkıyor, nefesimi kontrol etmekte zorlanıyordum.
Korkut ise bana hayranlıkla bakıyordu; bakışları bütün dikkatiyle üzerimdeydi.
Parmaklarını nazikçe dudağımın ucuna değdirdi.
“Güzelim benim… konuş benimle,” dedi,
Bacaklarımın arasındaki ıslaklığı hissediyordum; ne yapacağımı bilmiyordum. Ama aynı zamanda… eksik kalan bir şeyi tamamlamak ister gibi tekrar istiyordum.
Parmaklarını dudağımın ucundan yavaşça çekip, ellerini hafifçe kaldırdı ve avuçlarını yanaklarıma yerleştirdi. Gözlerindeki hayranlık ve tutku öylesine yoğundu ki, bir an için kendimi tamamen ona teslim olmuş hissettim.
“Bak bana… sadece bana,” dedi fısıldar gibi. Sesi derin, neredeyse nefesime karışıyordu.
.Bacaklarımın arasındaki his artık dayanılmaz bir hal almıştı. Korkut’un bakışı, elleriyle birleştiğinde içimde bir arzunun kapıları aralanıyordu
“Güzelim… hissettiklerini saklama,” dedi,
-Korkut bana bakarken yutkundum, yüzüm alev alev yanıyordu. Elindeki ıslaklık hâlâ duruyordu; benden bulaşmıştı.
“Yani sen… sen olmadın, ben yapamadım,” dedim utançla,
gözleri hâlâ tutkuyla bakıyordu bana
“Kardelen… tatmin olmam için fazlası gerek. Güzelim, dokunuşun iyi geldi.”
Kan yüzümde dolaşıyordu, her an daha da kızarıyordum. .
Bir an sustuk, sadece birbirimizin gözlerinde kaybolduk.
O an odamın kapısı çaldı.
“ Dayı, aç kapıyı!”
Kapıyı çalan Mihri’ydi.
“Korkut, toparlanmalıyız, Mihri,” dedim acele ve korku ile
“Kardelen… şuan kafayı yiyeceğim, şansımı seveyim,” dedi sinirle.
Korkut üzerimdeki ağırlığı kaldırdı ve yan tarafıma uzandı. Bana baktı:
“İstersen boncuğu odasına götürüp uyuturum.”
“-Olmaz,” dedim, “bizimle uyumak istiyor. Toparlanmalıyız.”
Üzerimde sadece alt iç çamaşırım vardı; hemen kendimi örtüye sardım ve hızlıca gardırobumdaki sabahlığımı giydim.
“Korkut… arkanı dön,” diye fısıldadım,
Korkut sinirle başını salladı
Kardelen parmaklarımda hala …
kızarmıştım
Utanıyorum ya dedim lütfen sus edepsiz adam
Kardelen biz neden iki dakika baş başa kalamıyoruz sana hasret kaldım
Korkut Mihri üzülür yapma ya dedim fısıltı ile
Kardelen boncuğa can feda ama olmuyor yanıma da olun eskiden olduğu gibi yanıma taşın dedi kesin bir sesle
Korkut yani….. tereddütle baktım ona
Düşün kardelen hanım ama net bir karar ver artık yetmiyor .Kardelen farkındasın değil mi
sessizce baktım
hızlıca pantolonunu ve gömleğini giydi, sanki hiçbir şey olmamış gibi davrandı ve kapıya doğru yürüdü. Kapıyı açarken sesi şefkat doluydu:
“Boncuğum,” dedi.
Mihri sinirle hem bana hem Korkut’a baktı; gözleri dolu doluydu.
“Beni sevmiyorsunuz artık!” dedi, kırgın ve biraz da sitemliydi
Korkut tereddüt etmeden Mihri’yi kucağına aldı ve aramıza koydu. Küçük bedeni hâlâ hafif titriyordu, tırnak etleriyle oynarken gözlerini kaçırıyordu. Korkut ise gülümseyerek onu sarıp sakinleştirmeye çalıştı.
Yarın sana acı oje alalım, ne dersin? dedi Korkut,
— İstemiyorum… dedi Mihri, hâlâ içine kapanık ve inatçı bir tonla.
Korkut gözlerini Mihri’ye dikti, gülümsedi
— Seni seviyorum, boncuk.
Mihri başını çevirip küçük bir homurtu çıkardı:
— Hayır… Beni yataktan attınız,
Korkut sıkıca sarıldı
Korkut, “Boncuğum, rahat uyu diye odaya götürdüm seni ,”
O sırada Mihri yüzünü buruşturdu, küçük elleriyle Korkut’un gömleğine tutundu.
— Ama… beni yalnız bıraktınız sıkıldınız benden! dedi
Korkut hemen ciddileşti, kucağında sıkıca tutarak:
— Hayır, boncuk… seni asla yalnız bırakmayız
Mihri başını salladı
— , seninle ilgilenmek, senin yanında olmak benim isteğim, tamam mı? Eğer üzülürsen, hemen bana gelmelisin
Mihri kafasını Korkut’un omzuna yasladı, küçük bir nefes aldı.
— Mihrim… güzel gözlüm… dedi Korkut
— Benim her şeyim senin İnan, senin mutlu olacağın bir an için ben canımdan vazgeçerim.
korkut işaret parmağını kaldırıp usulca gösterdi:
— Sen bir saniye mutlu ol diye… feda edemeyeceğin hiçbir şey yok
Mihri, dayısını utangaç öptü, küçük dudakları Korkut’un yanağına değdi. Korkut onu nazikçe kucakladı, alnını Mihri’nin saçlarına yasladı, Mihri’yi nazikçe yatağa yatırdı. Ben de yanlarına uzandım, üzerimde hala ince örtüm vardı. Mihri’nin küçücük ellerini avuçlarıma aldım, biraz önceki sitemli hali gitmiş, yerini yorgunluk hissi almıştı.
Kardelen kucak dedi
Gel bakalım Mihri kuş
koynumda uyumayı seviyordu
Bana yok mu dedi Korkut alayla
Yok şansına küs dedim gülerek
Mihri yavaşça gözlerini kapatıyordu
Korkut başını hafifçe eğdi, gözlerinde tanıdık bir sıcaklık parlıyordu. Mihri kucağımızda, yavaş yavaş uykuya dalmak üzereydi. Kirpikleri titriyordu, dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme vardı.
Korkut, gözlerini ona dikip fısıldadı:
“Kardelen… Çok güzel değil mi?”
Başımı salladım, “Evet,” dedim içtenlikle. “Çok.”
Bakışları hâlâ Mihri’deydi.
“Ben… çocuklardan hoşlanmazdım biliyor musun?” “Ta ki Mihri’yi görene kadar.”
Parmak uçlarıyla Mihri’nin minik saç tellerini geriye itti, sonra devam etti:
“O kadar saf ki… Onu düşünmediğim tek bir saniye bile yok.”
Mihri’nin derinleşen nefesi duyuluyordu.
“Bizi değiştirdi,” dedim.
“Bizi büyüttü,” dedi Korkut gözlerindeki derin kederle
gözlerimi kapattım, kalbim onların arasında atıyor, içimde tarifsiz bir huzur vardı.
Mihri, sessizce nefes alıyor, yavaş yavaş sakinleşiyordu.
Bittiii
Bölüm hakkında düşünceleriniz yazabilirsiniz
Bu bölümde en çok hangi kısmı sevdiniz
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 94.1k Okunma |
4.11k Oy |
0 Takip |
74 Bölümlü Kitap |