
Eve girdiklerinde Burçin gerinerek esnedi. “Ay çok yorulduk.”
Uğur ayakkabısını çıkarırken, “Ben o kadar da yorgun değilim esasen,” dedi sevimli bir şekilde gülümserken.
Burçin arkasına bakıp, kaşlarını kaldırdı, “İyi, televizyon falan izlersin. Ben yatacağım. Pijamalarını vereyim mi?”
Uğur bozulmuş bir suratla kıza bakıyordu. Anlaşılan bayağı iyi süründürecekti. “İstemez! Ben alırım. ELİM kolum var ve Allah’a şükür her işimi görüyor.”
“Çok şükür. Allah o ELİNE koluna zeval vermesin.”
“Amin karıcığım amin!”
Odaya birlikte girdiler. Uğur kendi pijamasını alırken çaktırmadan aynadan kıza bakıyordu. Eteğini neredeyse kasıklarına kadar çekmiş, ayakkabısını çıkarıyordu. Gözleri kocaman açılmıştı. Jartiyer miydi o? Hadi canım! “Siktir!” diye homurdandı ve sinirle arkasını döndü, “Hayır bir misafirlikte de böyle mi çıkarıyorsun ayakkabını merak ve dehşet içindeyim doğrusu?” dedi iki elini yanlara kaldırarak.
“Sen misafir misin kocacığım? Yabancı yok diye rahat davrandım,” diyerek masumca gülümsedi ve işine devam etti. Diğer ayakkabısını da çıkarıp, kenara attı.
“Hayır, jartiyer neden yani? Böyle tahrikli şeyler giymek yok Burçin! Anlaşalım!”
Burçin’in kaşları çatıldı, “Ay bu elbisenin altına çocuk gibi külotlu çorap mı giyseydim Uğur. Gerçekten için fesat!”
“Jartiyer giyip, böyle çekip gösteren sensin! Fesat olan ben miyim? Ben fesat değilim canım, sana aşık, sağlıklı bir erkeğim!” diye çıkıştı.
“Of Uğur ya, çok yorgunum. Sabah tartışsak şu jartiyer konusunu?” Kız arkasını döndü ve elini yandaki fermuara götürüp, aşağı indirdi. Elbise üzerinden kaydığında, Uğur’un gözleri kocaman açıldı. “İnsaf! Yemin ederim şeytan senden insaflı!”
Hemen alacaklarını dolaptan alıp, kaçarak çıktı odadan.
Burçin ise arkasından başını salladı, “Bu daha iyi günlerindi kocacığım benim.” Burçin bu oyunları oynarken utanacağını düşünmüştü. Aslında böyle bir şey yapmak planlarında yoktu ama nedense yapmak istemişti. Onu bir kadın gibi görmesini istiyordu.
Yatağa oturduğunda bir an geçmişe gitti, Serdar ona dokunduğu an çok utanmıştı. Bir yerini görsün istememişti. Ama şimdi Uğur’un onu görmesini, fark etmesini istiyordu.
“Kocam olduğundandır herhalde...” dedi kendi kendine mazeret ararken. “Ya da şu lanet hormonlar tavan yaptı!” kıkırdayıp, geceliğini giyindi ve yatağa uzanıp, uykuya dalmaya çalıştı.
*
GECENİN SABAHI
Uğur mutfaktan gelen tıkırtılarla gözlerini huzursuzca araladı. Bütün gece doğru düzgün uyuyamamıştı. Bir an nerede olduğunu algılamak için etrafına bakıyordu ki koltuktan yere düşünce, “Ah!” diyerek kalçasını tuttu ve o an nerede olduğunu anladı.
Evlenmişti ve ilk gecesini koltukta geçirmişti.
Ayağa kalkıp, mutfağa giderken, karısının melodik sesini duydu. Bu onu gülümsetmişti. Ama göreceği şeye gerçekten hazır değildi.
Kapıya geldiğinde karşısındaki manzara ile gözlerini önce karısının çıplak ayaklarında, sonra yavaşça yukarılara çıkararak çıplak olan bacaklarında ve kalçasını bile örtmeyen saten beyaz gecelikte gezdirdi. Gecelik tam kalçasının başladığı yerde bitiyordu.
Bu kadın Uğur’u kalpten götürmeye niyetliydi. Ama onun da eli armut toplamıyordu. Kadın onu görmeden çapkınca sırıttı. Hızla üzerindeki beyaz tişörtü çıkarıp, oturma odasına uzandı ve koltuğa attı. Evet bu taktik hep tutardı. Siyah eşofman altı ve çıplak bir beden. Eşofmanını hafif indirdi. Tekrar mutfağa geldiğinde, bu sefer Burçin ritimli bir şarkı söylemeye başlamış ve kalçasını sallıyordu. Görünen iç çamaşırı Uğur’un ölüm fermanıydı. Tanga mıydı o?
“Gönül gözüm kapalı bilerek sana yazılıyorum.
A penceresi aralı, her yerine bayılıyorum.
Yavrum baban nereli,
Nereden bu kaşın gözün temeli?
Sana neler demeli ay seni çıtır çıtır yemeli.
Uğur kızı arkadan sarıp, şarkıyı kendi söylemeye başladı.
Anam babam aman kaçın kurası bu,
Ne baş belası bu gönül kirası.
Anam babam aman kaçın kurası bu,
Ne baş belası bu gönül kirası.
Kadın kalçasında hissettiği şeyle hemen yüzünü ona dönerek heyecanını bastırmak için melodik bir şekilde kahkaha attı. Ama adamın çıplak olması onu da biraz zorlamıştı tabi. Bayağı bir zorlamıştı. Aman Allah’ım ne harika bir bedeni vardı bunun! Konuyu dağıt Burçin! Şarkıya yine kendi devam etti.
Aman bize nasip olur inşallah,
Boyuna da posuna da bin maşallah!
Uğur onun gözlerinin içine bakarak şarkının son sözlerini söyledi.
Senden gelecek cefalara, nazlara,
Sözlere, sazlara eyvallah!” derken başını hafifçe ‘eyvallah’ der gibi yana eğdi.
Sonra yavaşça dudağına küçük bir öpücük bıraktı, “Günaydın. Bugün çok enerjiksiniz bakıyorum anne-kız?” aslında amacı daha ateşli bir öpücüktü, ama sonrası pek de masum bitemezdi.
Kadın sevgiyle elini karnına koydu. “Evet. Bugün usluyduk ve mide bulantısıyla annemizi üzmedik.”
Uğur kadını baştan aşağı yeniden süzdü ve sıkıntılı bir şekilde ondan uzaklaştı, böylesi daha iyiydi ve daha zararsız. “Evet ama annemiz pek uslu değil ve babamızı öldürmeye niyetli.”
Burçin anlamıyormuş gibi baktı adama, “Anlamadım. Ne demek istedin?”
“Bu gecelik ne Allah aşkına Burçin ya? Hiçbir yerini örtmemiş, aksine daha da beter... Of!” sözünü bitiremeden bakışlarını kaçırdı.
“Aaa! Üstüme iyilik sağlık canım! Annen almış, ilk gece giyeyim diye de yatağımın kenarına koymuşlar. Ne yapsaydım, giymese miydim? Beğenmediğimi sanıp, üzülürlerdi.”
“Aman kahroldum! Nasıl içim rahatladı anlatamam! Ya daha uzunu yok mu bunun?”
“Yok!” diye gürledi. “Uğur beni delirtme, valla gider, file geceliğimi giyer, karşında oturur fasulye ayıklarım! Hadi otur da kahvaltı edelim kocacım!” dedi elindeki bıçağı tehditkar bir şekilde sallayarak.
Uğur bir adım geriye kaçtı ve işte o an başının büyük bir dertte ve kendisinin de büyük bir intikam oyunun içinde olduğunu anladı.
***
Oğuz Pazar günü evde sıkıntı içinde kahvaltısını hazırlıyordu ki telefonu çaldı. Bakmadan açıp, kulağına koydu. Bu saatte Ayşim olacağını düşündüğünden, sıcacık bir şekilde “Efendim!” demişti.
Ama karşıdan duyduğu “Oğuz!” diyen sesle dişlerini sıktı.
“Efendim Kübra?”
“Nişanlanmışsın?”
Nereden çıkmıştı şimdi bu kadın? Konuşmasa en iyisiydi. “Evet. Başka bir şey yoksa-”
“Oğuz!” dedi kız sinirle. “Sen kendinde misin gerçekten? O varoş kızla mı evleneceksin yani? Doktorsun sen! Kardeşin kızın bir vasfı bile olmadığını söyledi.”
“Vasıf mı? Vasıftan kastınız diploması mı? Kişiliği ve insanlığı var ve bunlar bana fazlası ile yeter. Ben evleneceğim kızın diploma puanına göre değil, kişiliğine göre seçiyorum.”
Kız konunun nereye geleceğini biliyordu: Ayrılık sebeplerine. “Oğuz o gün gergindim-”
“Sen zaten her zaman gerginsin Kübra! Sürekli birilerini küçük görmen veya aşağılaman için özel bir ana gerek yok. Şu anda bile bunu yapıyorsun!”
Kübra sakin olmaya çalıştı, bu şekilde konuşursa onu tümden kaybedecekti. “Oğuz, bak o gün bir hataydı kabul ediyorum. Özür dilerim. Ama sırf bana kızdığın için o kızla-”
“Ne saçmalıyorsun Kübra Allah aşkına!” diye sinirle sözünü kesti Oğuz. “Seni o kadar önemsemiyorum ki gidip senin inadına biri ile evleneyim. Aşık olduğum için evleniyorum! Kibarlığına, naifliğine, yüreğindeki sevgiye aşık oldum ve evleneceğim. İyi dilekler dilemeyeceğine göre, bu konuşma burada bitti!” dedi ve telefonu kızın suratına kapattı. Kardeşine çok öfkeliydi. Evet Kübra onun en samimi arkadaşıydı, onunla aynı fakülteyi bitirmişlerdi ve görüştüklerini biliyordu ama, nişanlısı hakkında onunla konuştuğuna inanamıyordu.
Kübra ile iki yıl çıkmışlardı. Herkes nişanlanmalarını, hatta evlenmelerini beklerken, onlar ayrılmıştı. Çünkü Oğuz onun kendini beğenmiş, kibirli davranışlarını kaldıramamıştı. En son gittikleri bir mekanda garsonu aşağılaması, sonrasında da masalarına gelen yardıma muhtaç, mendil satan bir çocuğu mekandan attırması, bardağı taşıran son damlaydı Oğuz için.
Telefonu ekranını açtı ve son aramalardaki numarayı tuşladı. Karşıdan gelen neşeli sesle, yumruklarını sıktı.
“Abi?”
“Sinem!” dedi sinirine engel olamadığı bir ses tonu ile.
“Efendim abicim.”
“Kübra ile Burçin hakkında nasıl konuşursun?” sesi şaşkınlık barındırıyordu.
“Oğuz!”
“Bana cevap ver!”
“Bak biz sana demedik ama sadece ben değil, annem, hatta abim de aynı şeyi düşünüyor. O kız sana uygun değil! Bir babam-of abi ya!”
Oğuz iyice gerilmişti. “Neden Sinem? Senin gibi iyi bir tahsil göremediği için mi? Doktor ya da mühendis olamadığı için mi? Yoksa sizin gibi insanlıktan çıkmadığı için mi?” son sözlerini bariz bir öfkeyle söylemişti.
“Sorun sadece bu değil. Ailesini görmedin mi?”
“Gördüm. Dahası tanıyorum. Hepsi sevgi dolu, samimi ve gayet de sıcak kanlı insanlar. Asıl önemlisi ise, karşısındakine diploması için ya da sizin gibi sosyal statüsü için değer vermiyorlar.”
“Oğuz sen çıldırmışsın!”
“Ayağınızı denk alın! Ben o kıza aşığım. Sen, annem ya da abim! Hanginiz ona en ufak bir saygısızlıkta bulunursanız, beni kaybedersiniz! Ya yanımda olun ya da olmayın. Ama önümde durmayın!”
“Oğuz sen ne diyorsun?”
“İnan bana ben kaybetmem! Burada benim kocaman bir ailem oldu. Kız kardeşlerim, abilerim, dostlarım... Sayamayacağım kadar çok insan.” Sonra acı ile gülümsedi, “Şimdi karar sizin! Hoşçakal!”
Telefonu kapattığında tavadaki yumurtaya baktı ve iştahı kesildiğinden odaya gidip, koltuğa uzandı. Bir süre tavanı izliyordu ki telefonun çaldığını duydu ama açmadı. Sonra yeniden çalınca, arayana baktı. Ekranda sevdiği kızın gülen yüzünü görünce, istemsizce gülümsedi ve eline alıp, cevapladı.
“Ayşim’im?”
“Oğuz, ne yapıyorsun?”
Adam sıkıntı ile nefes alıp verdi ve dudaklarından inler gibi kızın ismi döküldü, “Ayşim...”
“Efendim.”
“Bana gelir misin?”
Ayşim yutkundu, “Şey...”
“Lütfen,” sesi yalvarır gibi çıkmıştı. “Sana ihtiyacım var.”
“Peki tamam. Gelmeye yakın haber veririm, arkadaki mutfak kapısını aç. Önden girmeyim. Biri görmesin.”
Adam tembelce güldü, “Peki tamam kaçak sevgilim.”
Telefonu kapatıp beklemeye başladı. Bu kızı seviyordu, aşıktı. Kimse ama hiç kimse umurunda değildi. Onu bırakacak değildi. Ne okumadığı üniversite ne de başka bir şey umurundaydı. O kızın yüreğine aşık olmuştu. Gülümsedi, bu kız onu işte öyle gülümsetiyordu. Nedensiz, sebepsiz. Sadece aklına gelmesi yeterliydi mutlu olması için.
Fazla geçmemişti ki telefonuna kızdan ‘kapı’ yazılı bir mesaj gelmişti. Mutfak kapısına koşup, açtı. Pervazına yaslanıp, beklerken kızın gülen yüzünü gördü.
“Hoşgeldin,” dedi fazla keyifli olmayan bir sesle.
“Hoşbuldum. Hadi girelim. Biri görmesin,” derken etrafına bakınıyordu.
“Tamam, buradan kimse görmez seni,” dedi Oğuz kenara çekilip, onun girmesine izin verirken. Sonra kapıyı kapatıp, kıza baktı.
“Sana simit getir-” Mutfaktaki masaya oturacaktı ki adam onu kendine çevirerek sözünü, dudakları ile de nefesini kesti. Sanki tüm o yaşadığı stresli dakikaları silmek ister gibi sertçe öpüyordu onu. Alt dudağını dudaklarının arasına alıp, sertçe emdi. Sonra da ağzını zorlayarak, dilini içeri geçirip, bu sefer oradaki hakimiyetini başlattı. Ayakları ilerlemeye başlayınca, ikisi de farkında olmadan mutfaktan çıktılar. Oğuz onu kendi odasına yönlendirirken, Ayşim öpücüklerin etkisinden kendinde değildi. Aslında Oğuz da yaptığının pek de farkında değildi.
Yavaşça yatağa uzandıklarında, sırtının soğuk çarşafla buluşması ile Ayşim gerildi ve dudakları adamın dudaklarını öpmeyi bırakıp, durmuştu.
Bunu fark eden Oğuz, birden durdu. O anda ne yaptığını, nerede olduklarını anlamıştı. Gözlerini yumup açtı. “Bir şey mi oldu aşkım?” diye sordu kıza, onun tepkisini anlamak için. Bir yandan da saçlarını düzeltiyordu.
“O-Oğuz...”
Oğuz gülümsedi, “Tamam, özür dilerim. Fazla ileri gittim.” Kızın üstünden çekilip, yana attı kendini. “Güne kötü başladım sanırım. Kendimde değildim. Sıcaklığına ihtiyacım vardı.”
“Ne oldu?”
“Boşver. Kafanı yormama değmez.” Sonra yatakta doğrulup, kıza doğrulması için yardımcı oldu. “Bana kahvaltı hazırlar mısın? Birlikte yapalım.”
Ayşim gülümseyerek kalktı yataktan, “Tamam, hemen.”
Ama deli gibi titriyordu. Demin yaşadıkları daha yaşayacaklarının belki de yarısından da azdı ve o azıcık an da bile öyle olduysa, evlendikleri gece ölmezse iyiydi.
Oğuz ise kendine gelememişti. “Ben duşa giriyorum. Beş dakikaya çıkarım,” diyerek kendini soğuk suya atmak için banyoya yöneldi.
Ayşim “Tamam,” dedi ve mutfakta çayı demlemek için suyu koydu. Peynirleri çıkarırken, adamın telefonuna gelen art arda mesaj sesi ile o tarafa baktı. Elleri istemsizce terlemişti. Elbisesine silerken, tekrar mesaj sesi gelmişti, merakına yenik düşüp, yaklaştı ve ekrana baktı. Bazı mesajlar kız kardeşindendi, ama iki mesaj yabancı bir numaradandı. Açıp açmamakta kararsızdı. En sonunda dayanamadı ve açtı.
053... : “Gerçekten o varoş kızı bana tercih ettiğine inanamıyorum Oğuz. Sadece bana olan kızgınlığından gidip nişanlandın.”
Sinem: “Abi, ne olur böyle yapma! O kızla mutlu olamazsın. O kız senin dengin değil. Bak eninde sonunda ayrılırsınız.”
053... : “Deminki konuşmamızı ne olur düşün Oğuz. Seni hala çok seviyorum. Sen de seviyorsun biliyorum. Üstelik beni özlediğini de biliyorum. Çünkü bende seni çok özledim.”
Ayşim’in eli titredi ve telefon elinden düştü. Onun sevgilisi mi vardı? Ayrılmış olsalar, kız mesaj çekmezdi her halde. Hem sabah da konuşmuşlardı.
“Ayşim?” arkasından gelen sesle hızla adama döndü. Gözünden sicim gibi yaşlar akıyordu. “İyi misin?” diye sordu adam, belindeki havluyu sıkılaştırırken.
Elinin tersi ile gözyaşlarını sildi, “Ben gitsem iyi olacak.”
Tam çantasını alıp, adamın yanından geçecekken, adam kolunu kapı pervazına koyup engelledi onu.
“Nereye? Ne oluyor ya söyler misin?”
“Bitti!” dedi sinirle ve elindeki yüzüğü çıkarıp, adamın önüne attığı gibi adamın şaşkınlığından faydalandı, elini itekleyip, odadan kaçarak çıktı.
Oğuz ise yerdeki telefonu görünce gözlerini yumdu. “İnşallah düşündüğüm şey değildir!” diye mırıldandı ve kapıya doğru hızla yürüdü, “Ayşim! Ayşim dur bekle!” diye bağırdı arkasından. Ama kızın durmaya pek de niyeti yoktu.
***
Kahvaltılarını birbirine bakarak sessizce etmişlerdi. Uğur’u kızın üzerindeki şey zorluyordu, kız ise adamın kaslı bedenine bakmamaya çalışıyordu. Öyle çok kaslı değildi, ama boş da sayılmazdı. En azından bedeninde bir gram yağ yoktu.
Burçin içeceğini içerken adamın bedenini uzun uzun süzdü. Kasıklarına doğru çizilen çizgi acayip seksiydi. Aman Allah’ım bu hamilelik onu sapık yapmıştı. Hormonlar fazla çalışıyordu anlaşılan.
“Bakmalara doyamadın sanki?” dedi Uğur çapkınca sırıtırken.
Burçin’in içtiği portakal suyu boğazına kaçmış ve öksürmeye başlamıştı. “Ne bakacağım ben be senin kaslarına? Sanki çok şeymiş gibi...”
“Neymiş gibi?” dedi kadına biraz yaklaşarak.
“Ben... Ben banyoya gideyim. Şeyim çıktı...”
“Ateşin mi?”
“Daha neler! Çişim geldi Uğur!” diye çemkirdi ve sofradan kalkıp banyoya koşarak gitti.
Uğur çayını alıp, keyifle yudumlarken arkasından mırıldandı, “Senin babydollun varsa, benim de sexy body’im var bebeğim.” (sexy body: seksi vücut) “Madem oyun istiyorsun, karşılıklı silahlarımızı kuşanacağız. Adalet önemli. Mülkün temeli sonuçta,” dedi sırıtarak.
Sonra eline telefonu alıp, kıza mesaj çekti.
U: “Ateş öyle inmez bebeğim.
Yanıma gelmelisin.
Ateş düşürücün bende,
Günde üç kere beni içmelisin.”
B: “Gerek yok sevgili Dolven’im.
Sana mı kaldım?
Ayrıca ateşim çıkmadı, çişim geldi.
Ona da bir önerin var mı?”
U: “Benden gelen sıvıları bir bilsen,
Zevkten uçardın!
O babydollarını varya,
Bir saniye üstünde bırakmazdın!”
B: “Gerçekten kasların seksi,
Bunu kabul ediyorum.
Ama kırmızı kart yedin oğlum,
Benim sahamı sana yasaklıyorum.”
Uğur sinirle telefonu bıraktı. “Gösteririm ben sana kırmızıyı da kartı da yasağı da!”
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 7.34k Okunma |
576 Oy |
0 Takip |
22 Bölümlü Kitap |