
O: “Ayşim, ne yapıyorsun bebeğim?”
A: “Televizyon izliyorum.”
O: “Gelsene.”
A: “:) saçmalama. Demin yanındaydım. Yeni geldim. İzin vermez annem.”
O: “Ama özlediysem demek ki :) ya Ela’ya gidiyorum de.”
A: “Saçmalama Oğuz ya :) yarına kadar bekle.”
O: “Bekleyemem. Çok özledim. Odana geç o zaman görüntülü arayım?”
A: “Tamam.”
Ayşim oturduğu yerde esnedi. “Ay uykum geldi,” dedi ayağa kalkarak. “Hadi iyi geceler.”
Annesi, babaannesi ve babası aynı anda saate baktılar. “Kızım hasta falan mısın, ay Allah korusun? Saat daha sekiz.”
“Yok anneciğim, iyiyim. Uykum geldi sadece.”
“İyi tamam, sen bilirsin. İyi geceler.”
Hemen odasına geçip, kapıyı kapattı ve sessiz olmaya çalışarak kilidi çevirdi. Yatağına zıpladıktan sonra yandan kulaklığını alıp, taktı. O sırada sessizde olan telefonunun ışığından Oğuz’un aradığını görüp, kameraya basarak açtı.
“Efendim bay sabırsız?” onun üstsüz olduğunu fark edince kızardı ama bozuntuya da vermek istemedi.
Oğuz güldü, “Nasılsınız bayan özlemsiz.”
“Ben miyim o?”
Adam derin bir nefes alıp, verdikten sonra, “Evet. Deminden beri seni özledim diyorum, sen bir kere bile bana demedin. Özlemedin mi yoksa?” diye yanıtladı kızı.
“Oğuz... Özledim elbette de...”
“Eee?”
“Of! Çıkamıyorum her an.”
Adam kafasını kaşıdı, “İyi tamam. Ben yarın gelip ailenle konuşacağım şu düğün işini. Hızlandıralım. Ne bu canım öyle?”
“İyi, tamam gel,” dedi gülümseyerek.
Oğuz durup biraz onu izledi. Başını yana eğip, hafif bir tebessümle karşısındaki kıza bakıyordu. “Çok güzelsin...” diye mırıldandı sonra. “Sen de en çok neyi seviyorum biliyor musun?”
“Neyi?” diye sordu Ayşim.
“Her şeye, her olaya rağmen, sinirlensen de, öfkelensen de, ağlasan da, gözlerindeki o pırıltı asla yok olmuyor. Sadece bana ait olan o duygunun ışığını hep görüyorum. Onu hiç yok etme, tamam mı prenses.”
“Tamam.”
“İyi geceler.”
“Sana da birtanem,” dedi Ayşim kıkırdayarak. “Seni seviyorum.”
“Çok,” diye tamamladı onu Oğuz.
***
Boş pembe beşiğe gözü yaşlı bakıyordu adam. Ne hayallerle almışlardı bu beşiği. Sonra da eline pembe bebeği aldı. Kızının ilk bebeği olacaktı bu. Belki adını Ayşe koyacaktı ya da her hangi bir şey. Onunla saatlerce oynayacaktı. Bisiklet sürmeyi öğretecekti ona. Hatta balık tutmaya gideceklerdi baba-kız. Annesi de onları kıskanacak ve bir sürü dırdır edecekti. Ama sonrasında sarılıp, onu öpücüklere boğacaklardı kızıyla. Bu evde hep kahkahaları çınlayacaktı.
Uğur kızıyla ilgili bir sürü hayal kurmuştu. Ama hayallerinin hiçbirinde bu yoktu. Onsuzluğu hiç düşünmedi. O Burçin’le ilgili bütün hayallerine kızını da eklemişti. İlk tatillerinde olacaktı, uykusuz gecelerinde bile onun varlığı ile mutlu olacaktı.
Canı sıkkın bir şekilde bahçeye çıktı. Güneş doğmak üzereydi. Bahçedeki sandalyeye oturdu ve ellerini başının arasına aldı. Ev bomboştu. Gitmişti...
Yüreği gitmişti...
Aşkı gitmişti
Ve hayat artık bomboştu...
*
“BURÇİN!”
Sırılsıklam uyandı. Bu da neyin nesiydi? Derin derin nefesler alıyordu. Burçin de kalkmış kocasına bakıyordu.
“Uğur?” dedi yandaki gece lambasını yakarak. “İyi misin aşkım?”
Uğur varlığını sorgular gibi kadına bakıp, yüzüne, eline dokunuyordu. “Gitmedin değil mi bebeğim?” elini karnına koydu, “Gitmediniz?”
Kadın gülümsedi, “Uğur... Gitmedik. Gitmeyeceğiz.”
Uğur ona sımsıkı sarıldı, “Sen benimsin. Benim karımsın! Vermem seni. O benim kızım!”
“Seninim aşkım, sadece seniniz. Tamam bitti artık, sakin olur musun?”
Uğur karısından uzaklaşıp, onu yanaklarından tuttu, “Burçin konuşmaktan hoşlanmıyorsun biliyorum ama o yine gelecek ve gelince...”
“Hayatımızda yine hiçbir şey değişmeyecek Uğur. Yine gelirse, yine geldiği gibi geri dönecek. Bensiz ve biz sensiz kalmayacağız.” kocasına sımsıkı sarıldı. Ama o anlarda Uğur'un aklında akşamki olanlar vardı.
***
“Sen kimsin?”
“Kocasıyım!”
Serdar, “Ne kocası lan! O kadın benim!” diye kükremişti.
Uğur karısına baktı ve telefonu uzaklaştırıp, sessizce fısıldadı, “Onu geri istiyor musun?”
“Demin sormuştun ya, bende yanıtladım kalbim senin Uğur.”
Uğur kadından aldığı yanıtla, adamın öfkesine zıt, gayet sakin ve kendinden emin bir şekilde yanıtladı, “Hayır, o benim karım! Her şeyi ile benim!” dedi mutlu bir ifade ile.
“Burçin’le konuşmam lazım! O benim çocu-”
“Bak sıfatsız insan, burada sana ait hiçbir şey yok! Ne bir kadın, ne de bir çocuk! Adresi verdim, biliyorsun! Şimdi ister gel... Kendi gözlerinle gör ve defol git, istersen hiç bana bulaşmadan defol git. Ben yerinde olsam ikincisini yapardım.”
“Geliyorum ve benim olanları alacağım!”
“Peki. Gel bakalım piç kurusu!"
Uğur telefonu kapattıktan sonra, Burçin’i içerideki ofise geçirdi. “Burada beklemeni istemezdim ama, evde tek olmanı da istemiyorum. İstersen kardeşimi çağırayım, annemlere git.”
“Hayır. Burada bekleyeceğim.”
Adam gülümsedi, “Peki bir tanem. Ben sana su getireyim.”
“İyi olur.”
Adam ofisten çıkınca, Burçin hemen telefonunu çıkarıp, Ela’nın numarasını çevirdi. Onun tek başına olmasını istemiyordu. En azından Bulut ve Özgür yanında olsunlar. Serdar’ı tanıdığını sanıyordu, ama onu hiç tanıyamamıştı demek ki ve şuanda ona güvenemiyordu.
***
Kapıda ileri geri yürürken Uğur çok gergindi. Bulut'u geldiğinden beri göndermeye çalışsa da adam bir türlü gitmiyordu. Burçin ne diye çağırmıştı ki onları, onu da anlamadı. Artık yerinde duramıyordu. Koltuğa oturup başını ellerinin arasına aldı.
Lokantanın kapısının açılma sesini duyan ikili birden başlarını kaldırdılar. Ama gelen Özgür'dü.
"Selam, ya Ela bir şeylerden bahsetti de tam anlamadım. Sorun ne?"
Uğur başını çevirip arkadaşına baktı. "Bulut sen anlat. Benim sinirlerim geriliyor yavaştan!" deyip, ayağa kalktı ve kapıya gitti. Etrafa sinirle bakıyordu.
Lokantanın kapalı olması işine gelmişti. Uğur'un elbette adamla kavga etmeye niyeti yoktu. Konuşacak ve yollarından çekilmesini isteyecekti. Olur da adam laftan anlamazsa o zaman konuşmayı keser, yumruklarını devreye sokardı.
Birden aklına gelen şeyle içeri ofise koşarak girdi. Burçin koltukta uzanmış, Ela da yanında duruyordu. Uğur girince Ela anlayışla kalkıp, dışarı çıktı.
"İyi misin?" diye sordu Uğur onun yanına otururken.
"İyiyim."
"Burçin ne olursa olsun, ama ne olursa..."
"Hayır Uğur-"
"Lütfen sözümü kesme!” dedi elini dudaklarına koyup, onu susturarak. “Bu odadan da çıkma! O adamın sana bakmasına, seni görmesine, sesini duymasına dayanamam! Duydun mu beni? İstemiyorum!"
"Uğur saçmalıyorsun!"
Uğur derin bir nefes alıp verdi. "Hayır, saçmalamıyorum. Sakın dedim!"
Lokantanın kapısının sesi ile Uğur ile Burçin aynı anda göreceklermiş gibi önce kapıya sonra da birbirlerine baktılar. "Sakın!" dedi son kez Uğur ve Ela'nın içeri girmesi ile, ayağa kalkmıştı.
Ela titreyerek bir tek “Geldi,” dedi.
Uğur başını salladı ve sinirle çıktı odadan.
*
"Nerede o? Korkuyor mu yoksa-"
"Buradayım!" diye bağırdı Uğur. "Söyle!"
“Ooo... Sevgilimin kocası sen misin?” dedi alayla.
Uğur ellerini yumruk yaptı ve “Lan ben seni varya-” deyip, üstüne yürüyecekken, Bulut tuttu onu.
“Sakın Uğur. Adamın istediğini ona verme,” diye fısıldadı ona.
Adam umursamaz bir şekilde etrafa baktı. Masayı görünce güldü, “Vay, bende böyle tavlamıştım onu. Mumlar... Yemekler... Pahalı hediyeler... ve sonrası ateşli bir-”
Uğur adamı yakasından tutup, çekiştirdi, “Susacak mısın? O işe yaramaz, gevşek çeneni kırayım mı? İnan çok sebebim var ve bir de doktorumuz var. Ufak bir kaza raporu ile defolup gidersin buradan!”
"Burçin nerede? Onunla konuşacağım."
"Burçin benim karım ve ben seninle görüşmesini istemiyorum! Oldu mu? Şimdi git ve birdaha karımı arama!" deyip adamı itekledi.
Serdar sinirle üstünü düzeltti, "Onun karnındaki benim bebeğim!"
Uğur bu sefer kolunu tutup, sıktı. "O benim bebeğim! Benim karım. Benim her şeyim. Sen ise onların hayatında bir hiçsin!"
O sırada arkadan gelen sert ayak seslerine dördü birden dönüp baktılar.
"Burçin!" dedi adam sinirle.
"Çık git hayatımdan Serdar. Sen benim bu hayattaki tek pişmanlığımsın. Aşk sandığım o duygu yüzünden, senin yüzünden bu adamın temiz kalbine kendimi layık göremediğim için senden nefret ediyorum."
Serdar Uğur’un gevşeyen elinden kolunu kurtarıp, kadına baktı. "Burçin... Ben boşanıyorum. Senin için."
"Umurumda değil! Ben evliyim ve kocamı seviyorum. Ona aşığım," derken Uğur'un gözlerinin içine gülümseyerek baktı.
Uğur ilk kez açık açık bu kelimeyi ondan duymanın mutluluğunu yaşıyordu. İçindeki o korku hızla silinip gitmişti. Bundan zaten bir an bile kuşku duymamıştı.
"Hadi kardeş, belanı bizden bulma!" dedi Bulut onu dışarı iteklerken. “Gördüğün gibi burada sana ait ne bir kadın ne de bir çocuk var. O kız da bizim, çocuk da. Sen de aklını başına toplayıp, ailene sahip çık!”
"Bu burada bitmeyecek. O benim bebeğim! Duydunuz mu beni?"
Ama o an Uğur ve Burçin dünya ile bağlantılarını kesmişlerdi. Burçin hepsi tarafından böyle sahiplenmenin, böyle sarmalanmanın mutluluğunu yaşarken, Uğur onu kollarına alıp sımsıkı sardı.
“İyi misin?”
“Şimdi çok ama çok iyiyim,” dedi Burçin, onun sıcaklığını hissederken.
Uğur gülümsedi, “Bende çok iyiyim bebeğim.”
***
Evin kapısından içeri girdikleri an Uğur odaya yürüyen kadını kibarca çekti ve duvar ile kendi arasına sıkıştırdı.
"Bir daha söyle bakayım sen?"
"Neyi?" dedi işve ile Burçin.
"Burçin!" dedi uyarır bir tonda.
Burçin önce kıkırdadı, sonra da seksi bir ses tonu ile, “Seni seviyorum Uğur,” dedi ve onun dudağını öpüp çekilecekken, Uğur onun uzaklaşmasına izin vermeden kendine çekip, öpmeye devam etti.
Öpücüklerinin arasından sadece “Seviş benimle Burçin...” diye boğuk bir cümle duyuldu.
Sonrasında ikisi de sanki ilk kez birlikte olacakmış gibi heyecanlı, günlerce birbirine hasretlermiş gibi aceleci ve yıllarca yaşanmış bir aşk gibi tutkuluydular.
O gece Uğur ilk kez kadını bambaşka bir duygu ile sardı. Artık içi rahattı, çünkü Burçin onundu. En önemlisi de kalbiyle ona gelmişti bu gece.
*
Uğur karısının çıplak bedeninin göğüs kısmına başını koydu. “Bir ömür burada öylece kalabilirim.”
“Bir ömür her gece o yer senin.”
Uğur bakışlarını kıza dikti, “Yalancı... Kızım doğunca burası ona rezerveli olacak. Uzun bir süre.”
Burçin düşünceli bir şekilde havaya baktı. “Sanırım haklısın. Sonra da bir çocuk daha... Daha sonra bir çocuk daha... Derken... Sanırım uzun yıllar senin olamayacak."
"Aslı yeter bize bence," deyip yeniden kadını öpmeye başladı. "Seni paylaşmaya ne kadar dayanabilirim bilmiyorum karıcığım. Tek çocuk kafi."
“Hiç de bile. Ben en az üç istiyorum.”
“Bak sen! Üç kızla beni paylaşabilecek misin?”
“Erkek olursa, sen beni paylaşabilecek misin?” diyerek onun taklidini yaptı Burçin.
“Sanmıyorum.”
İkisi de kahkaha atmaya başladılar. Tıpkı Uğur’un o hayali gibi doldurdu evi kahkahaları.
*
Sabah karısı uyanmadan Uğur kalkıp, kahvaltı hazırlamıştı. Hamile bir kadın için masada yok yoktu.
Bal, tereyağı, reçeller, zeytin, çeşit çeşit peynir, salatalık, domates, yumurta, sucuk, salam, sosis, patates, süt ve tabi ki şiir...
-Imm... Tamam şiir olmasa da olurmuş.
Burçin mutfağa Uğur’un tişörtü ile girdiğinde gördüğü manzara ile gülümsedi. Bir süre kapıya yaslanıp, onu izledi.
Sonra dayanamayıp, “Uğur...” diye mırıldandı ve ekmek doğrayan adama arkasından sarıldı. “Teşekkür ederim.”
“Rica ederim bebeğim. Hadi sen otur soğutma yumurtanı. Bende ekmekleri alıp geliyorum.”
Burçin masaya oturduğunda tabağındaki küçük kağıdı açıp, kahkahalarla okudu şiiri. Adam da o an arkasını döndü ve tezgaha yaslanıp, karısının mutluluğunu izledi.
“Sana ne demeliyim...
Mesela reçelim desem olur mu?
Çilek ya da kiraz...
Ya da her hangi biri,
Sonuçta tatlı ve yenilesi,
Dudakların gibi...
Sana balım da diyebilirim ona bakacaksan,
Asla yalnız olmaması gereken,
Bende tereyağın olurum üzerine eriyen...
Peyniri de severim ya,
Kahvaltının olmazsa olmazıdır,
Senin benim hayatımda olduğun gibi...
Ya zeytin,
Onsuz düşünebilir misin kahvaltıyı,
Ya beni sensiz?
Düşünme de zaten...
Sütümsün, onun gibi bembeyaz
Ve helalimsin...
Beni büyüten, beni güçlendiren şeysin...
Günaydın bebeğimin annesi...
***
Oğuz kahveyi içerken tüm gözler onun üzerindeydi. O yüzden tek kelime edemiyordu. Dayanamayarak Bulut’un ayağını itekledi.
Bulut öksürerek, konuya girdi, “Efendim malum çiftler evlenmek için nişanlandılar.”
Çetin bey kaşlarını çattı, “Bulut evladım neden resmi resmi konuşuyorsun. Rahat olsana.”
“Şey evlenmek istiyorlarmış, hemen!” diye araya girdi Uğur. Buna kalsa uzattıkça uzatacak, eve geç kalacaklardı. Herkes ona bakınca da gülümsedi.
“İyi de zaten o yüzden nişanlanmadılar mı? Biliyoruz yani.”
Oğuz kafasını kaşıdı, “Şey Çetin babacım, yani diyoruz ki acaba... Şey mi yapsak?”
“Yani Çetin amca, hemen yapalım diyorlar düğünü. Bence de hemen yapın da evimize gidelim. Evli barklı insanlarız biz! Karım hamile, uykusu geliyor.” Uğur gömleğinin son düğmesini açtı. Sonra da elini yavaş yavaş arkaya götürüp, karısının kalçasını okşadı yavaşça.
Burçin adamın ayağına vurdu, “Ne yapıyorsun Uğur, Allah aşkına?” diye sordu sessizce.
“Ön sevişme. Evde zaman kaybetmeyelim maksat.”
“Saçmalama da çek elini.”
Çetin bey Oğuz’a, “Aceleniz ne evladım? Bir hazırlıklar bitsin-” diyordu ki Oğuz sözünü kesti.
“Ben tamamlayacağım hazırlığı Çetin amcacım. Yani ne gerekiyorsa yapacağım.”
Çetin bey düşünceli bir şekilde karısına baktı, “Ne diyorsun hanım?”
“Yani bilemedim ki bey. Bunun çeyizi var, yorganı var, kınası, düğünü... Ay yetişir mi onca iş oğlum?” kadın telaşlanmıştı.
Ela o anda hemen araya girdi, “Yetişir Nevin teyzecim. Benimki de yetişti. Dört-beş aya her şey hazır olur.”
Oğuz ile Ayşim aynı anda “Ne?” diye bağırdılar.
Bu sefer tüm gözler onlara çevrildi. “Ya ne?” dedi Ela anlamayarak.
Oğuz yakasını çekiştirdi, “Şey biz diyoruz ki, yani benle Ayşim diyoruz... Bir aya mı yapsak?”
Bu sefer diğerlerinden “Ne?” diye bir nida koparken, Burçin “Ay!” diye bağırmıştı.
“Doğum mu?” dedi Bulut birden ona bakarken.
Burçin öldürücü bakışlar atıyordu kocasına. Uğur yutkunarak, arkadaşına çevirdi bakışlarını, “Yok doğum evresi...”
“Ne evresi?” dedi Oğuz. “Sancın mı var Burçin?”
“Ha-hayır... Sancı değil. Yani kramp.” Tekrar kocasına baktı, “Böyle öküz oturur ya içine birden-”
“Öküz demesek hayatım,” diye mırıldandı Uğur.
Kadın da adama eğildi, “Ne deyim Uğur, kocam beni parmakladı mı?”
“Parmaklamadım. Ayıp oluyor ama...” küçük çocuk gibi suratını asıp, hafifçe uzaklaştı kadından.
O sırada diğerleri kendi aralarında iki aya karar vermişlerdi. Oğuz pek memnun olmasa da beş aydan iyidir, diye kendini teselli etti.
***
Genç kadın taksiden inip, etrafına bakındı. Sonra taksiciye sordu, “Doğru adres mi?”
“Evet abla. Şu ev.”
Kadın hafifçe gülümsedi, “Teşekkür ederim.” Çantasını omzuna koyup, bahçeye girdi. Elleri titriyordu, tedirgindi. Ne diyeceğini bile bilmiyordu aslında. Kapıyı çaldı, beklerken bahçeye göz gezdirdi. Sevimli, güzel ve mütevazi bir evdi. Ama en önemlisi yuva olduğu o kadar belliydi ki. Kendi evinde olmayan şeydi bu...
Kapı açıldığında karşısında gördüğü kadınla şok oldu. Bu kafede gördüğü, yanlarına gelen kadındı. Burçin de onu gördüğünde şaşırmıştı.
“Siz?” diyebildi sadece.
“Konuşabilir miyiz?”
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 7.34k Okunma |
576 Oy |
0 Takip |
22 Bölümlü Kitap |