
Ayşim yavaşça gözlerini açıp tavana baktı. Başı felaket derecede sızlıyor, bedeni ise kırılmış gibi ağrıyordu. Yavaşça doğruldu. Üzerinde pijamaları vardı ve nerede olduğunu anlayamıyordu. Sağa sola bakınıp, sonunda aklını toparlayabildi. Burası kendi evleriydi, Oğuz ile kendisinin. Tam gülümseyecekken dün olanlar beynine balyoz gibi indi ve “Oğuz!” diye bağırıp, önce banyoya bakıp, ardından kapıyı hızla açıp mutfağa doğru koştu. “Gelecekti, gelmiş olmalıydı.”
Sesini duyan Bulut ve Uğur uyukladıkları koltuklardan hızla doğrulup, kadının yanına koştular.
“Ayşim, Ayşim abicim dur!”
“Gelmiş olmalı. Sabah oldu!” Ayşim deli gibi her yerde onu arıyor, bağırıyor, durmuyordu.
En sonunda Bulut kolları ile onun bedenini arkadan sarıp durdurdu, “Ayşim! Sakin olur musun artık?”
“Gelmiş olmalıydı. Şimdiye kadar gelmiş olmalıydı. Hani sabaha kadar gelecekti? Getirecektiniz onu!” diye bağırıp ağlamaya başladı.
Uğur onu Bulut’un kollarından alıp, sardı ve saçlarını okşadı. “Tamam abicim. Sen sakinleş konuşalım önce. Sonra da gidip onu görmene, onunla konuşmana yardımcı olacağız. Abisiyle görüşmüşler, seninle konuşmak istiyor, abisi de araya bir sürü adam koymuş.”
Başını sağa sola salladı, “Hayır. Hayır o çıkmalıydı, o gelecekti. Bana öyle dediniz.”
Bulut saate baktı, “Kızlar nerede kaldı?”
“Şimdi gelirler.” Uğur kızı kollarından bırakıp, elinden tuttu ve salona götürdü. Masada bir kaç kahvaltılık duruyordu. “Kızlar eksikleri alıp, gelecekler. Sonra da birlikte kahvaltı ederiz. Kendini daha iyi hissedersin.”
“İstemiyorum!” diye bağırdı, “Bana ne olduğunu söyleyin.”
Bulut ile Uğur birbirlerine bakıp, kızı koltuğa oturttu. Uğur hemen yanına oturmuş, Bulut da karşısındaki orta masaya oturup, yakınında durmuştu.
“Şimdi bebeğim, o gece... Yani kadının yaralandığı geceden bir iki gün önce, Oğuz ile kadın herkesin ortasında kavga etmişler. Oğuz da herkesin içinde ‘seni öldürürüm’ diyerek onu tehdit etmiş.”
“Bunun için mi tutuklamışlar onu? Sadece söylediği bir söz yüzünden mi?” Bulut ile Uğur’un birbirine bakışmalarını gören Ayşim, kaşlarını çattı. “Başka bir şey var? Başka bir şey daha var, söyleyin!” dedi sayıklar gibi.
“Kadın... Kendindeymiş. Yani uyanmış.” Yutkundu.
“Ee?”
“İfadesinde ‘bana Oğuz saldırdı’ demiş. Oğuz’un annesi ile kız kardeşi de şahitlik etmiş.”
Ayşim oturduğu yerde sendelemişti. “Saçmalık!” diye bağırdı. “Oğuz o kadın için geleceğini, beni, kariyerini yakacak bir adam değil! Yapmaz!”
“Biliyoruz meleğim. Biz de inanmıyoruz. Ama...”
“Ama?”
“Şuan için beklemekten başka yapacak hiçbir şeyimiz yok.”
Ayşim yerinden hızla kalktı. “Benim var. Akşam uçağı ile Antalya’ya gideceğim. Oğuz’a hiçbir şey söylemeyeceksiniz. Ben-”
“Seni o çakalların yanına göndermem!” diye bağırdı Bulut. “Hele de tek başına.”
“Bende!”
Ayşim kaşlarını kaldırdı, “İyi o halde, sizde gelin!” yerinden kalkıp, odasına gitti ve hem akşam için kendine, hemde birazdan kocasına gideceği için ona küçük birer valiz hazırladı.
***
Oğuz bir odada masanın başında oturmuş, dirseklerini masaya yaslamıştı. Endişe ve telaş gözlerinden okunuyordu. Elleriyle oynamaktan yorulmuştu.
Kapının açılma sesi ile başını kaldırıp, baktı ve Ayşim’i gördüğü an gözlerini yumup, yeniden açtı. Yüzünde tek bir makyaj olmamasına rağmen nasılda güzeldi. Nasıl da bu kasvetli yere bir anda ışık saçıvermişti. Aldığı karardan bir kez daha emin oldu.
Ayşim ise onun dağınık halini süzüyordu. Papyonunu çıkarmış, gömleğinin ilk üç düğmesini açmış, pantolonundan sarkıtmış ve kollarını da yukarı doğru katlamıştı. Bu haliyle bile o kadar yakışıklıydı ki, Ayşim bir an ona sarılmamak için zor tutmuştu kendini.
“Merhaba hayatım,” dedi kadın en sıcak gülümsemesi ile. Karşısında güçlü durmalıydı.
Ama Oğuz’dan aynı tebessümü alamamıştı. Sadece kuru bir “Merhaba,” çıkmıştı dudaklarından.
“Nasılsın?”
“Olmam gerektiği gibi berbat. Otursana.”
Kadın adamın gösterdiği yere oturdu. Başlarında dikilen görevli onlara bakmıyor gibiydi.
“Sana giyecek kıyafet, kitap ve bir kaç bir şey getirdim. Teslim ederler. Ama ben çok lazım olacağını sanmıyorum. Nasılsa yakında çıkacak-“
“Çıkmayacağım. Çıkamayacağım. Kendimizi kandırmadan konuşalım mı Ayşim?”
Ayşim’in bir an suratı asıldı, ama hemen kendini toparladı. “Saçmalama Oğuz. Çıkacaksın! Senin bir suçunun olmadığını hepimiz biliyoruz.”
“Ayşim, İstanbul’daki en iyi avukatlardan biri abimin arkadaşı. Kadın ifadesinde benim yaptığımı söylemiş. En önemlisi annemle ablam şahitlik yapmış. Üstelik o gece Antalya’daydım. Her şey ama her şey benim aleyhime.”
“Bak, sen yapmadın. Ben sana inanıyorum.”
Oğuz alayla güldü, “Tamam, hakime dersin bunu. Hemen salar beni.” Hafifçe eğildi, “Ayşim!” dedi vurgular gibi, “Avukatım on üç yıldan yirmi yıla kadar alacağım cezadan bahsediyor. Aksini de ispat edeceğim hiçbir şey yok.”
“Ama sen yapmadın, ben biliyorum. Ben eminim.”
Adam sinirle ve üzüntülüyle oflayarak etrafına baktı, sonra yeniden kızın gözlerinin içine... “Ayşim, ben avukata bilgi verdim.” Acı ile yutkundu, “Evliliğin iptalini istedim.”
Ayşim duyduğu şeyle gülmeye çalıştı, ama aynı anda da gözyaşları akıyordu, “Şaka bu değil mi? Şaka? Saçma sapan yaptığın bir şaka.”
“Şaka falan yapacak durumda değilim. Ben seni böyle bir sorumluluğun, yükün içine sokamam. Ne zaman çıkacağım, ne yapacağım belli değil. Hüküm yersem doktorlukta yapamam. Şu halime baksana, bitmiş durumdayım. Seni de bitiremem. Olmaz!” Uzanıp kadının ellerini tuttu, “Daha çok gençsin-”
Ayşim hızla elini çekti ve adama bağırdı, “Kes!” sonra elinin tersi ile gözyaşlarını sildi, “Kes lütfen, ben bu saçmalıkları duymak için gelmedim. Ben senin yanında olduğumu, o kaltak kadına inanmadığımı, asla senden şüphelenmediğimi söylemek için geldim. Sen kalkmış bana neler söylüyorsun.” Ayağa kalkıp, eline çantasını aldı, “Buradan en yakın zamanda çıkacaksın. İşte o zaman Oğuz Kartal, beni yeniden bu evliliğe inandırmak için çok ama çok çabalaman gerekecek! Çünkü suçsuzluğuna olan inancım tam, ama bu evliliğe olan inancımdan vurdun beni!”
“Ayşim! Saçmalıyorsun.”
“Asıl saçmalayan sensin. Kendine iyi bak! Sonra görüşürüz.”
Tam arkasını dönüp, gidecekken adamın can acıtan cümlesini duydu. “Bir daha gelmeni istemiyorum! Gelsen de çıkmayacağım.”
“Ben gelmeyeceğim, ama sen evine geleceksin!”
***
1 HAFTA SONRA...
Bulut üstüne başına baktı, “Tanınmayacağımızdan emin misiniz?” dedi yüzünü buruşturarak. “Ben çok emin değilim de.”
Uğur ona sert bir bakış attı, “Tanınmayız her halde.” Sonra kuzenine eğildi, “Bak kızla bence ben konuşayım. İkna etme kabiliyetim çok yüksek.”
Ayşim ikisine de “Kesin artık!” diye çemkirdi. “Baktım kız konuşmuyor, son koz senin şiirini kullanacağım, söz. Bülbül gibi öter o zaman.”
Uğur kuzenine döndü, “Ayıp ayıp. Oğuz seni benim şiirlerimle tavladı. Hatırlatayım.”
“Hayır, o şiirleri senin yazdığını söyleyerek tavladı.”
Orçun ikisine de bakarak, “Susun artık,” diye çıkıştı. “Dediğim gibi, adamı dışarı çıkardığımız an, zapt edeceksiniz. Anlaştık mı?”
“Tamam, anladık. Benle Bulut’ta o.”
“Güzel.” Orçun Ayşim’e döndü, “Hazır mısınız psikolog Ayşim hanım?”
“Hazırım sayın doktor Orçun bey. Hadi gidip şu şapşal kararlar alan kardeşini kurtaralım.”
İkisi birlikte içeri girdiler. Kız ve babası teklerdi. Orçun taktığı sarı peruk, gözlük ve bıyıklarla tanınmayacak derecede değişmişti. Tek sorun ses tonundaydı, onu başarılı bir şekilde değiştirmişti.
“İyi günler.”
“Hoşgeldiniz doktor bey de bizim doktorumuz-”
“Biliyorum, İbrahim beydi ama o bugün gelemeyecek. Acil ameliyatları çıktı.”
“Anladım. Kızım taburcu olacaktı.”
“Ah, tabi. Ama son kontrolleri yapmamız lazım. Hastamızla bizi yalnız bırakabilir misiniz? Psikoloğumuz da onunla görüşmek istiyor. Malum zor bir süreçti.”
Ayşim hafifçe gülümseyince, adam psikoloğun o olduğunu anladı.
“Peki de ben çıkmasam. Kızım bensiz duramıyor da.”
“Evet, babam kalsın.”
Orçun hafifçe öksürdü, “Olmaz. Hasta mahremiyetine aykırı. Psikoloğumuzun kesin prensipleri var.”
“Evet, var benim öyle prensiplerim,” dedi Ayşim gözlüğünü düzelterek.
Adam kızını alnından öptü, “Dışardayım, kapının önünde olacağım.”
Adam ikisini süzerek çıktığında Orçun kadına yaklaştı ve yarasını kontrol etti. “Çok ustaca yaralamış sizi her kimse.”
“O bir doktor da ondan.”
Orçun kaşlarını kaldırdı, “Evet, bende onu diyorum. Size saldıranın bir doktor olduğunu var sayarsak, çok acemice. Yani amacı gerçekten sizi öldürmekse tabi.”
“Anlamadım.”
Cebinden bir şırınga çıkardı ve kadının serumuna enjekte etti. “Şimdi bende bir doktorum ve serumunuza kimsenin neden öldüğünüzü anlamayacağı bir zehir enjekte ettim. Oğuz da aynen bu şekilde öldürürdü sizi. Muhtemelen yarım saate kadar nefes darlığı yaşayacaksınız, sonrasında bir komplikasyon sonucu da-”
“Sen kimsin?” dedi kadın sinirle.
Orçun Ayşim’e döndü, “Çok kabayız yengeciğim, gördün mü kendimizi tanıtmadan zehri verdik gitti kadına.”
“Fazla kabaca oldu evet. Tanıtalım o zaman kendimizi sevgili kaynım. Ölmek üzere olan birinin son dileğini gerçekleştirmek gerekir.”
Kadın yatakta kıpırdandı, “Kimsiniz dedim?” diye bağırdı an, Orçun yatağa eğilip kadının ağzını kapadı.
“Şimdi ilk kural, sessiz oluyorsun. Muhtemelen seni kimse duymayacak. Baban şuan kapıdaki iki psikopat adamım tarafından tutulmuş ve aynı zehri onlarda babana vurdular. Yapacağın tek yanlış, söyleyeceğin tek yalan babanın ve senin hayatına mal olur.”
“Sen kimsin?” diyebildi parmaklarının arasında bulduğu boşluktan.
“Ayşimcim önce sen tanıtmak ister misin kendini? Belki zehirden önce, yüreğine inme iner de bizde katil olmayız.”
“Hay hay sevgili kaynım. Bu arada biz iyi ikili olduk ha,” ikisi aynı anda güldüler.
“Valla öyle gelinlerin bir tanesi.”
“Şimdi canı çıkasıca, ben Oğuz’un has be has karısı Ayşim Kartal. Psikolog değilim, aksine tam bir psikopatım, aklını alırım senin!” dedi gözlerini kısarak.
“Tabi ben canını almasaydım,” peruğunu ve bıyığını çıkarıp kıza iyice yaklaştı, “Bak kızım, aklını başına topla ve şuraya olayın doğrusunu yazıp imzala. Yoksa... Yoksa zehir etkisini gösterdiğinde ellerini kullanamayacaksın.”
“Orçun abi? Sensin!”
“Bingo! Doğru cevap.” İçinde kırmızı bir sıvı olan bir başka şırıngayı çıkarıp kıza gösterdi. “Şimdi itiraf ve imzanı alalım ve bende sana panzehri verip hayatını kurtarayım.”
Kız sinirle çarşafını sıktı, “Hepiniz manyaksınız. Beni Oğuz yaraladı-”
“Benim kocam, seni değil öldürmek gözünü bile sana değdirmeyecek kadar beni çok seviyor. Değil ki seni yaralayıp, düğün gecemizi benden ayrı geçirecek. Sen kendini çok mu zeki sanıyorsun? Sen ve Sinem beni küçük görürken, seviyenizin bu kadar düşük olacağını düşünememiştim.”
Kadın birden bakışlarını Ayşim’e çevirdi. “Seni mahvederim.”
“Tamam canım, bir ara yaparsın! Hadi imzala şunu. Daha balayına gideceğiz kocamla. Oyalama bizi.”
“Valla çok haklısın yenge. İşiniz çok daha.”
Kadın sinirle aldı eline kağıdı ve Orçun’a bakıp şeytanca sırıttı, “Tamam ifademin doğrusunu yazacağım. Beni yaralayan Sinem Kartal’dı,” dediğinde Orçun’un sarsıldığını fark edemedi.
Ama Ayşim fark etmişti, yanına giderek elini koluna koydu. “Abi?” diye fısıldadığında, Orçun gözü ile ‘iyiyim,’ der gibi baktı.
Kadın ifadesini yazarak imzalayıp adama uzattı. “Şimdi kız kardeşini hapse gönderebilecek misin?”
Orçun gülümsedi, “Ben o hapisten sadece kardeşimi değil, suçsuz, masum birini çıkarıyorum. Eğer benim kız kardeşim suçluysa, inan onu ben emniyete teslim ederim,” dedikten sonra kadından kağıdı alıp çıkışa yürüdü.
Kübra telaşla adama, “Hey! Panzehrini vermedin!” diye bağırdı.
Orçun arkasını döndü ve cebinden şırıngayı çıkarıp kadına yaklaştı, sonra da suratına sıktı. “Korkma, korkma vişne suyu bu. Enjekte ettiğim de saf suydu. Sıkıntı yok yani.”
Kübra’nın gürlemeleri arasında odayı terk ettiler.
*
Arabaya bindiklerinde üstlerindeki kıyafetlerden kurtulmuşlardı.
“Nasıl adamı tutup, zapt ettik anlatamam. Adam bir debelendi önce, ama ben atik bir hareketle onu savunmasız bir hale getirdim. Bulut da hemen şırıngayı batırdı. Sonra zaten korkudan konuşamadı zavallı.”
Ayşim Uğur’u gülümseyerek izliyordu, “Bak sen benim cesur abime.”
“Bunları Burçin’e de anlatır mısın? Şimdi ben abartıyorum sanır.”
“Anlatırız anlatırız,” sonra Orçun’a döndü, “Oğuz kurtulacak değil mi Orçun abi?”
“Evet, ifadenin görüntüsünü Ömer’e attım. Bayağı işe yarayacak,” dedi gülümseyerek. Sonra da kızın yüzüne baktı, “Merak etme, bebeğinizi sağlıkla ve birlikte büyüteceksiniz.”
Ayşim adamın söylediği ile şok geçirirken, arkada Uğur sevinçle Bulut’a baktı, “Lan dayı oluyorum, duydun mu?” dedi.
Bulut ise olayın farkına anında varmış, endişe ile Ayşim’le göz göze gelmişti. İşte o anda Uğur da olayı kavramıştı.
“Lan siz daha bir hafta olmadı evleneli. Hem... Hem o gece tutuklandı...” sesi yavaş yavaş gidiyordu. “Ayşim!” diye bağırdı dehşetle.
“Anne mi oluyorum?” Ayşim ise bambaşka düşüncelerdeydi, çok başka...
***
Emir eğilmiş Burçin’in karnına bakarken, James de Ela’nın karnına bakıyordu.
“Benimki daha büyük,” dedi James Emir’e dönerek.
Emir birden ona baktı, “O bir kere benim kardeşim, senin değil.”
James kaşlarını çattı, “Onunla evleneceğim ki ben, kardeş olarak istemem zaten.”
Ela karnını eli ile kapattı, “Aman oğlum canını seviyorsan Bulut dayının önünde yok evleneceğim, yok o benim gibi cıs kelimeler söyleme. Vallahi adama inme inecek diye ödüm kopuyor.”
“Ama Eloş yenge, onu ilk ben gördüm. Benim hakkım değil mi?”
Şermin oğlu gibi gördüğü çocuğun yanına geldi, “Bunlar ilk görme ile olmuyor küçük bey. Sevgi lazım, aşk lazım; bunlar için de büyümek lazım.”
“Şeri sen demedin mi ‘artık sen büyüdün’ diye. Evleneyim işte, büyüdüm ben.”
“Ya çok büyüdün, maşallah. Daha bacak kadar boyuyla ettiği laflara bak.”
“Ama ben bunu istiyorum. Çok tatlı.”
Ela eğilip ona gözlerini kısarak baktı, “Pardon daha ben neye benzediğini bilmiyorum, sen ne biliyorsun tatlı veya değil.”
James cebinden küçük ultrason fotoğrafını çıkarıp, kadına sırıtarak uzattı, “Baksana aynı ufolara benziyor. Ne şirin değil mi?”
“Aa kızımın fotoğrafını çalmış. Versene şunu,” dedi elini uzatarak.
Ama James hemen geri çekip koydu cebine, “Banane, vermem. Albüm yapacağım ben. Özi bana fotoğraf makinesi de alacak doğduğunda, hep fotoğraf çekeceğim onu. Bi sürü bi sürü resmi olacak bende.”
“Maşallah. Bulut dayın duysun da seni, sen o zaman gör. O deklanşörü nerende patlatır bilmiyorum artık.”
Burçin ise başını sağa sola çevirip, karnını inceleyen Emir’e, onu anlamak ister gibi inceleyerek bakıyordu.
“Emir ne yapıyorsun?”
“Başı nerede onu anlamaya çalışıyorum,” diye fısıldadı yine başını sağa sola oynatıp, inceleyerek.
“Neden?” dedi aynı ses tonu ile.
Birden bakışlarını kadına çevirdi, “Karnını okşayacağım. Ya poposunu okşarsam? Uğur amca kızıyor sonra bana. Poposuna gelirse elin ne olacak diyor? O yüzden başını bulmaya çalışıyorum, başını okşayacağım. Ama bulamıyorum. Çok zor.”
Burçin Ela ile Şermin’e gülerek baktı, “Eyvah eyvah, çok çekeceğiz biz bunlardan.” Burçin’in surat ifadesi ile ikisi de aynı anda gülmeye başladılar ve o anda gelen telefonla hepsi rahat bir nefes almıştı.
Oğuz yarın serbest kalacaktı.
???
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 7.34k Okunma |
576 Oy |
0 Takip |
22 Bölümlü Kitap |