2. Bölüm

1.BÖLÜM – AŞKIN YOLLARININ KESİŞTİĞİ YER

Eda Şahinoğlu
mutlusonlarinyazar

 

GEÇMİŞ

“Gidecek misiniz?”

Kız başını aşağı yukarı salladı. “Evet.”

“Neymiş ya Almanya? Gelirim ben seni görmeye,” dedi çocuk gülümseyerek.

“Trenle gidecekmişiz, günler sürüyor. Nasıl geleceksin?”

Uğur saçlarını karıştırdı. “Ama evlenecektik biz.”

“Ben okulumu bitirdikten sonra gelirim Uğur. Beklemez misin beni?”

“Beklerim...”

...

“Bekledim...” diye mırıldandı başını otobüsün camına yaslayıp. Ama ne Filiz gelmişti ne de o yıldan sonra mektupları. Ama yine de beklemişti Uğur. Yanağından öptüğü ilk kızdı o. Gözlerini Filiz açmıştı.

Peki kalp kimindi?

Gözlerini açanın mı, yüreğin kapılarını açanın mı? Otobüs durduğunda gülümsedi. Bitmişti işte askerliği. Arkasında oturan kıza baktı.

“Hadi geldik,” dedi.

Birlikte indiler otobüsten. Kızın hırçın ve öfkeli halinden şimdi eser yoktu. Anlaşılan yeni uyanmıştı. Askerlik arkadaşı başına sarmıştı bu kızı, taa Manisa’dan buraya peşine takmıştı.

“Gideceğin adresi biliyor musun?”

“Evet. Var bende.”

Uğur sıkıntılı bir nefes verdi. Onu bir başına bırakmak istemiyordu ama hırçınlığın da sinirlendirmişti onu. Hayır sanki zorla getirmişti onu kendi buraya. Sürekli bir çemkirme, sürekli bir tersleme. Derdi neydi anlamadı. Özel gününde falan mıydı hep mi böyleydi? Burnu da havadaydı azıcık sanki.

“Tamam,” dedi kısaca.

Kızı taksiye bindirirken tam cebinden cüzdanı çıkarıp, gideceği yeri soracaktı ki, “Benim param var!” diye çemkirip, kapıyı kapatmıştı kız.

Taksi de hareket edince Uğur arkasından bakıp, “Deli mi ne? Bu mu yardımlarımın karşılığı. Bir teşekkür et bari. Kaba!” diye bağırdı.

Başını sağa sola sallayıp, diğer taksiyi çağırdı.

 *

Genç adam taksiden indi ve özlediği mahallesine sevgiyle baktı. O bilindik havayı içine çekti, gözlerini kapatıp, mahallesinin o uğultu sesini dinlerken uzaktan gelen davul zurna sesi ile gülümsedi. Arkadaşı söz dinlememişti anlaşılan. Toplamıştı herkesi.

"Affedersiniz Sevgi Sokak burası mı?" kulağına gelen sesle tüm büyü bozuldu ve dehşetle gözlerini açıp, arkaya baktı.

"Yine mi sen baş belası?" diye tısladı adam.

Kız da dudaklarını büzdü, "Baş belası diye senin koca kafana denir. Ne var söylesen Sevgi Sokak burası mı değil mi diye? Ama yok, neden çünkü kazmasın sen kazma!"

"Çıkmaz sokak kızım burası hadi bas git. Maşallah bir çene vermiş Allah, salmış başıma! Susamadın bir türlü."

“Başına kalmadık merak etme.”

“Yok bir de kal!” valizini sürükleyerek kızdan uzaklaşırken, kız da peşine takıldı.

“Ya Sevgi sokak burası mı? Bir dur ya! Uğur!”

Kızın o efsunlu sesinden ilk kez ismini duyduğunda istemeden de olsa durdu ve arkasına baktı. Kızın buğulu ‘ağladım ağlayacağım’ gibi bakan hüzünlü gözlerine ilk kez bakıyordu. Orada bir hüzün takılıydı. Tanıdık, buruk bir hüzün.

“Efendim.”

Kız başını uysal bir şekilde yana eğdi, “Bak buralarda hiç bir yer bilmiyorum. Üstelik neredeyse akşam oldu.”

Uğur bıkkın bir nefes alıp verdi. Neden sanki birden uysallaştı ki, çemkirirken daha iyiydi. “Sevgi sokak burası baş belası. İlerisi. Sen kimi arıyorsun burada?”

“Teyzemi.”

“Kimmiş senin teyzen?” dedi kaşlarını çatarak.

“Hayriye.”

Adamın gözleri kocaman oldu. “Hayriye abla senin teyzen mi? Hey maşallah, çenen kime çekmiş belli.”

“Sen tanıyor musun benim teyzemi?”

“Tanıyorum elbet de, ama seni ilk kez görüyorum.”

Kız başını öne eğdi. “Biz görüşmüyorduk.”

“Anladım. İyi gel, evi bize yakın.”

“Neden burada indin o zaman?”

Uğur gülümsedi. Kız ilk kez adamın gülümsediğini görmüştü. Aslında çok da yakışıklıydı.

“Mahallemi özlemişim. Yürümek istedim.”

Birlikte yürümeye başladılar. Köşeyi döndükleri an, özlediği herkes karşısındaydı Uğur’un.

En önce Bulut’un oğlu Emir koştu ona. “Uğuu amca!” diye bağırıp, boynuna atıldığında, Uğur koklayarak öptü onu. “Oy amcasının aslan parçası, sen ne kadar da büyümüşsün. Oo çok ağır da olmuşsun maşallah!”

Küçük çocuk sırıtarak pazularını gösterdi. “Baksana Bubu ısnapak yediydi, koskocman odum.”

“Aferin sana.”

Çocuğu kucağından indirdiğinde Emre ile gözgöze geldi ve göz kırptı ona. “Ne o bıcırık. Büyüdün diye dayıya koşup sarılmak yok mu?”

Emre hızlı adımlarla koşup sarıldı ona. “Hoşgeldin dayı,” dediği an Özge de koşup dayısı gibi sevdiği adama sarıldı.

Uğur ikisinin de başlarına sevgiyle öpücük kondururken, Burçin onları hayranlıkla izliyordu.

‘Bu adam kusursuz bir baba olur kesin ilerde,’ diye içinden geçirmeden edemedi.

Sırayla annesi, Bulut, Emsal teyze, Ela, Özgür, Şermin ve diğerleri ile sarıldıktan sonra tüm gözler Burçin’e dönmüştü.

Bulut sırıtıp göz kırparak, “Hayırdır?” diye sordu.

Uğur adamın iması ile anında savunmaya geçti. “Ne hayırı. Kaldı başıma bela gibi. Hayriye ablanın yeğeniymiş,” diye fısıldadı.

Bulut baş parmağı ile dudağını kaşırken, “Hı hı,” diye geveledi. Ama Uğur’un kıza bakışlarını görmüştü bir kere.

Kız Uğur’a çekinerek yaklaştı, “Teyzemin evi neredeydi?”

“Şurası,” dedi huysuz bir şekilde. Annesinin bakışlarından da hiç hoşlanmamıştı Uğur hem de hiç.

Semra hanım, “Sen Hayriye’nin yeğeni misin?” derken beğeni ile süzdü kızı.

“Evet.” Kız da kadının tuhaf bakışlarını anlamamıştı.

“İyi iyi,” dedi kadın memnun bir şekilde.

Kız Uğur’a teşekkür edip, gittikten sonra Uğur annesine hızla dönüp, “Sakın!” diye işaret parmağını kaldırdı.

“Aaa üstüme iyilik sağlık, ne dedim şimdi ben? Sen de bana gelir gelmez çemkir hemen. Anneye çemkirilmez bir kere. Ben seni bu yaşıma kadar-”

“Tamam anne tamam gerisini biliyorum. Ben uyarımı yapayım da.”

“Aman iyi,” dedi omuz silkerek, ama Emsal hanımla bakışmalarını Şermin fark etmişti.

İkisine de ‘Sizi sizi’ der gibi başını salladı.

 *

Uğur evde oturmaktan kadınlarla neredeyse gün yapma derecesine gelmişti. Çünkü ileride açılan iki büyük markete kendilerinin küçük marketi dayanamamış ve annesinin de işleri çevirememesinden dolayı o askerdeyken annesi kapatmıştı dükkanı.

Uğur bardağı evirdi çevirdi, gözlerini kıstı, sonra kocaman açtı. En son gülümsedi, "Makbule teyze üç vakte kadar sana kısmet var."

Kadın eğilip baktı, sanki görecekmiş gibi, "Ay emekli aylığına zam mı gelecek dersin oğlum?"

Uğur ayıplar gibi baktı kadına, "Kız öyle değil ayol, kısmet diyorum kısmet. Koca yani."

Kadın yemeni ile ağzını kapatıp, kıkırdadı. "Sus be, ayıp. Edepsiz seni."

"Niye kız, genceciksin daha. Kocayı da toprağa vereli çok oldu."

"Kemikleri sızlar, seninki de sızlatır valla."

"Hortlayacak değil ya."

İkisi aynı anda kahkaha attı. Bulut ise hayretlerle bakıyordu bahçe duvarından onlara.

"Lan?" diye bağırdı arkadaşına.

"Ooo Bulut kardeş hoşgeldin. Gel senin de falına bakayım."

Bulut demir kapıyı açtı ve içeri girdi. Uğur tüm mahallenin dul kadınlarını toplamıştı etrafına fal bakıyordu. Hele de köşede gördüğü kişi ile gözleri kocaman açıldı. "Anne!" diye bağırdı inanamaz şekilde. "Sen de mi?"

"Valla oğlum ne dediyse çıkıyor."

Uğur sırıtıyordu. "Gördün mü çıkıyor?"

Bulut sinirle elinden aldı bardağı. "Evde oturmak sana yaramadı. Kapatmayacaktın o marketi. Yürü benimle."

"Bana bak, yeni fenomenim ben. ‘Falcı Uğur, kahvenize lezzet, geleceğinize uğur getiririm’ nasıl ama?"

"Sıçacağım şimdi geleceğine de kahvene de ha! Askerden geldikten sonra millet akıllanır, sen sıyırdın."

"Meslek oğlum bu. Herkes yapıyor. Köşeyi döneceğim."

"Makbule'ye evleneceksin dedin lan, bu mu doğru? Kadın gelmiş seksen yaşına."

"Aşkın yaşı yoktur abicim. Bulur evlenirse hiç şaşırma."

"He evlenir. Tabutçu Turgut'la. Yürü sana iş buldum. Madem market istemiyorsun artık. Kendi mesleğini yap."

"Şairlik mi falcılık mı?"

"Yok abicim, soytarılık! Yemin ederim sabır taşısınız. Anneme bak bir de, gelmiş sıra bekliyor."

"Ne var, belki evlenmek istiyor." gülüyordu.

Bulut yumruklarını sıktı, "Bak zaten sabrımın sonundayım, zıvanadan çıkarma beni Uğur! Yürü!"

"İyi be," deyip adamın peşinden yürüdü.

“Ne oldu o kız?”

“Hangi kız?”

“Seninle gelen-”

“Ya banane ondan Allah aşkına! Zaten girmiş askeriyeye daracık kotla, sanki kızlar yurdu bana. Hayır yani, bana dokunduğundan değil. Banane de, ama asker hepsi. Ben arkadaşımı düşünüyorum. Kuzeni ya. Herkes ona bakıyor. Yemin ederim benim bile sinirlerim bozuldu. Onu düşünemiyorum zaten.”

Bulut sırıtarak devam etmesi için biraz daha kışkırttı, “Evet. Birkan da geçen kapıda konuşuyordu onunla. Güzel kız ama.”

“Hangi Birkan?” diye dehşetle sordu.

“Yok mu kasabın oğlu?”

“O evlenmedi mi daha?”

“Yok.”

“Neden konuşuyor peki? Ne diyordu? Burçin ne dedi? Gülümsedi mi? Çemkirmesin sakın, çemkirmek aşkı doğurur bence.”

“İşte bende tam öyleydim. Ne günlerdi be. Bak şimdi bir oğlum, bir de hamile bir karım var. Ah ah! Anılarımı deştin lan,” dedi kardeşi gibi gördüğü adama sarılırken.

“Ne demek o? Ne anıları? Nereni deştim?”

“Boşver boşver. Yakında kızın elindeki çöpü aldığında anlarsın.”

“Ne çöpü? Valla bir şey anlamadım,” dedi arkadaşına şaşırarak bakarken. Hayır ne demişti ki şimdi de böyle saçmalamıştı Bulut? Peki Birkan ne demeye kızla konuşuyordu?

“İsteyecek miymiş kızı?”

“Kim?”

“Eben Bulut!” diye çıkıştı. “Birkan soysuzu işte, isteyecek miymiş? Neden konuşmuş?”

“İstesin mi?” dedi Bulut sırıtarak.

“Banane ya. Ama Birkan serseri, olmaz o kıza. Yoksa başka şeyden değil.”

“Hı hı, aynen. Katılıyorum. O kıza böyle el değmemiş, yakışıklı, üniversitede Gıda bölümünü bitirmiş, insan canlısı, şair, kadın ruhundan anlayan biri yakışır.”

“Katılıyorum. Tabi banane de yani mahallemizin kızı diye artık.”

“Kesinlikle. Maksat asayişi sağlamak,” dedi Bulut onunla dalga geçerek. Ama Uğur bunun farkında değildi.

“Tabiki, sonuçta asayiş bizim işimiz.”

“Yani.” Sonra arkadaşına yaklaştı, “Ama bu inkar kısmını fazla uzatma sen yine de tamam mı?”

“O ne demek?”

“Hadi geldik.”

“Hayır anlamadım. İnkar ne?”

 *

Ela, Şermin, Özgür, Bulut ve Uğur kapalı olduğundan toz içinde kalan büyük iş yerinin içinde etrafa bakıyorlardı.

“Ne iş yeri açacağız anlamadım hala? Bir de o inkarı anlamadım. İnkar ne?”

“Yakında anlarsın, sıkma,” dedi Bulut gülümseyerek.

Şermin ellerini göğsünde birleştirdi, “Bence iç çamaşırcı açın. Acayip para var.”

“Yuh!”

“Çüş!”

“Don mu satacağım? Daha neler? Don satmak için okumadım ben üniversiteyi!”

“İyi de ne var bunda? Sonuçta iyi para var. Ben diyorum Özgür’e izin vermiyor bana.”

Özgür ona ters ters baktı, “Bak yine açma o konuyu Şermin. Oyuncakçı aç, takı tokacı aç. Sutyen satmak ne lan?”

Bulut “Kesin artık!” diye bağırdı ve arkadaşına döndü. “Oğlum sen gıda bölümünü okumadın mı?”

“Okudum.”

“İyi bana ortak olacaksın.”

“Benim o kadar param yok,” dedi huysuz bir şekilde.

“Tamam işte, diplomanı vereceksin. Yeter de artar bile. Hem bu duvardan kapı açıp, lokantayı büyüteceğiz. Aklımda deli planlar var.”

“Sen ciddi misin?”

“Hem de çok,” dedi arkadaşına gülümseyerek. “Kahve falından daha çok kazanacağın kesin.”

Ela gözlerini kocaman açtı, “Kahve falı mı bakıyorsun?”

Şermin de hemen yanına koştu, “Ayy bana da baksana!”

“Ela saçmalama ya, ne falı?”

“Şişt, Şermin ne oluyor?”

“Bardağı elli lira vallahi kızlar. O da size özel fiyat.”

“Birlikte büyüdük bir Uğur, ne ellisi?” diye çemkirdi Şermin.

“Bende senin yengenim.”

“Ela! Uzak dur!” diye tısladı Bulut. “Hayır kocan var çocuğun var. Ne falı.”

Uğur arkasına baktı, “Belki bıktı kızlar sizden. Hem kısmet bu işler belli olmaz!”

“Uğur!”

“Uğur!”

Bulut ile Özgür aynı anda bağırmıştı.

“Öf iyi be, sanattan ne anlarsınız siz!” diye çıkışıp, etrafa bakınmaya başladı.

İyi olacaktı bu iş iyi...

Bölüm : 30.11.2024 15:29 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...