
Üzümlü keklerim nasılsınız bakalım?
Güzel bir bölümle geldim umarım beğenerek okursunuz.
Oy verip yorum yapmayı unutmayın lütfen
🚖🚖🚖🚖
Gerçekler acıdır. Gerçeği öğrenmekte insanın canını en az gerçek kadar yakar. Şüphe ise minik bir kurt gibi insanın beynini içten içe yer bitirir. Arya, şüphenin tohumlarını benim zihnime ekmeye çalışıyordu. Hem de akıllıca bir taktik uygulayarak. Üstelik zeki bir kıza benziyordu, hırslıydı da. Sanırım zekâsını kullanarak beni Asya'dan soğutmaya çalışıyordu.
Yalnız onun bilmediği şey bunun mümkün olmadığıydı...
"Umarım erken konuşmuyorsun Evrim..."
Kafamı karıştırma, diye tısladım...
Bana cevap vermek için hazırlandığı sırada başını önüne eğmişti. Eğer tabi çünkü yüzüme bakmaya yüzü yoktu. Bir teorim daha vardı, kesin yalan söyleyecekti... Muhatabına verecek doğru bir cevabın yoksa gözlerini muhatabının gözlerinden kaçırırsın; zira bu bir vücut dilidir.
Evrim, bakıyorum bilmediğin şey de yok?
Övüyor musun yeriyor musun anlayamadım. Bir karar ver artık.
"Asya, hakkında hiçbir şey bilmediğini kastediyorum," derken hâlâ başı öne eğik gözleri yerlerdeydi.
Arya'nın dilinden kalbime zehirli tohumlar ekilmeye devam ediyordu. Gerçekten Asya, bana her şeyi anlatmamış olabilir miydi? Neden böyle bir yola başvurma gereği duysun ki? Hayır, Asya, böyle biri değildi. Onun çıkarcı ve yalancı biri olduğunu hiç sanmıyorum. Kalbime sorduğum sorular cevapsız kalırken bir aslan gibi kükredim:
"Asıl yalancı ve hesap peşinde olan sensin! Beni asılsız sözlerinle zehirlemeye kalkışma. Asya, asla böyle bir kişilik değil. Sen bütün bunları uyduruyorsun! Eğer doğruyu söylüyor olsaydın önce başını yerden kaldırırdın. Sen müthiş bir oyuncusun..."
Biliyordum sözlerim rencide ediciydi ama bunda benim bir suçum yoktu çünkü oyunu Arya, başlatmıştı. Sözler kamele erdiğinde ani bir hareketle başını yerden kaldırdı. Başını yere eğince saçlarına taç gibi taktığı gözlüğü başından aşağıya doğru kaymıştı. Saçlarını yolarcasına gözlüğünü sert bir hareketle eline aldı ve gözüne taktı. Gözlük camının arkasından gergince baktı bana.
Sanırım şimdi de yalanlarına devam etmek için gözlük camlarının arkasına sığınmıştı. Bu sinsilikte bir zirveydi.
"Gördüğüm kadarıyla Asya, seni avucunun içine almış." Yine saçmalamaya başlamıştı, avucunun içine almakta ne demek oluyordu? Ben bir kuş muydum ki avuç içine sığacaktım?
Evrim koçum, hiç güleceğim yoktu, ama sen beni güldürdün. Kuş muş meğer sende ne cevherler varmış?
Uza, diye kükredim. İçimdeki aslan parçası kıyama durmak üzereydi çünkü...
"Sıkıcı olmaya başladığını farkındasındır umarım. Üstelik saçmalıyorsun da."
"Hıh..." diye dudaklarına alaycı bir tebessüm astı. "Bana inanmamakta ısrar eden sensin. Ben saçmalamıyorum, sen öyle zannediyorsun. İnanman gerekene değil, inanmak istediğine inanıyorsun."
"Bu varsayımları da nereden çıkarıyorsunuz anlamıyorum? Benim kimsenin güdümüne girdiğim falan yok, ayrıca sizin beyniniz algılamıyor olabilir ama ben Asya'ya aşığım... Asya, konusu kapanmıştır nokta..."
Benim asabi sözlerimin inadına zalimce kıkırdayarak gülmüştü. Bana inat mı yapıyordu bütün bunları? Benim sözlerimin onun nezdinde bir anlamı ve hükmü yok muydu? Baksana sözlerime sadece gülmekle yetiniyordu.
Kaçık bu kız Evrim kaçık. Baksana ben Asya'ya aşığım diyorsun o senin karşına geçmiş gülüyor. İflah olmaz bir deli bu kız...
Uyarıda sınır tanımayan akıl küpüme beni rahat bırak diye uyardım...
"Beni ve sözlerimi kale almaz gibi neden gülüyorsunuz? Her insan gibi benim de bir dayanma sınırım var ve siz o sınırı aşmak üzeresiniz."
İkimizin arasında birkaç adımlık mesafe vardı ve ben taksiye daha yakındım. Saçlarını geriye doğru savururken bana doğru adımlamaya başladı. Her adımda bir manken gibi salınarak yürüyor ve attığı her adımda vücudunun bütün hatları hareket ediyordu. Gerçekten karşımda göz doldurucu bir güzellik vardı. Baştan çıkartıcı ve kışkırtıcıydı...
O bana doğru yürürken ben istemsiz olarak geri geri adımlar atıyordum. Sırtımı taksiye çarpınca durdum. Ben durunca Arya da dibime kadar geldi ve durdu. Şekilli dudaklarına şuh bir kahkaha yayılırken sesinin rengini kırmızıya boyadı. Çünkü kırmızı şehvetin rengiydi. Çünkü kırmızı istek ve arzuların rengiydi. "Benden kaçamasın Evrim!"
Yutkundum... "Kaçtığımı da nereden çıkarıyorsunuz? Sizden isteğim bu oyuna bir son vererek çekip gitmeniz buradan. Ben sizin bilinmedik arzularınızın kurbanı değilim."
Başını gökyüzüne doğru kaldırdı ve derin bir soluk aldı. İki elini de havaya kaldırdıktan sonra gözlerini kapadı. Sanki yaptıkları bir ritüelin parçası gibiydi. Gökteki ruhlarla seslenir gibi iniltiye benzer sesler çıkararak konuşmaya başladı. "Ah Asya ah... Sen ne kurnaz sen ne sinsi birisin. Baksana Evrim'i de kendine kul köle etmişsin, ama ben buna izin vermeyeceğim! Onu senin kirli emellerine alet etmene izin vermeyeceğim!"
Yaptığı şey, dua mıydı yoksa beddua mıydı anlayamamıştım. Arya'nın hareketleri ruhumun derinliklerine doğru yol alıyordu ve ben açıkçası korkmaya başlamıştım. Ne zaman hah çözdüm bu kızın niyetini desem teorilerim ters tepiyordu. Şu an resmen bir kısır döngünün içerisindeydim. Asya'ya sinsi demişti. Asya'ya kurnaz demişti. Asya'ya köle olduğumu vurgulamıştı ve benim sinirlerimi de iyiden iyiye zıplatmıştı...
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 9.52k Okunma |
607 Oy |
0 Takip |
122 Bölümlü Kitap |