
Selamlaaarrrr!!!! O ses izliyodum unutmusum sizi :''')
Hepinizin yeni yılı, sağlıkla, mutlulukla, başarıyla ve nasıl huzurluysanız öyle geçsin. Yüzünüzdeki gülümseme, yüreğinizdeki neşe hiç dinmesin. Sizi üzen, yıpratan her şeyi 2025de bırakmayı unutmayın.
Keyifli okumalar!!!
<3
Ev daima dört duvarı, çatısı olan yer değildir. Ev bazen yanında mutlu olabildiğin, nefes alabildiğin, huzurlu olduğun ve yüreğinde ev sahipliği yaptığın insandır.
Ayperi belli ki Yaman'ın fark etmese de evi olmuştu.
"Ne saçmalıyorsun oğlum sen?" diye bağıran babam, kızın iyice ürkmesine sebep olduğundan, "Bağırma." demişti Yaman.
Onun aksine bayılmaya ramak kalmış olan annem, "Kız mı kaçırdın sen?" diye yakınıyor, Selin abla ve Selen yengenin bileklerine kolonya tutmasına neden oluyordu.
"Abla," dedi Selen yengem, Selin ablaya doğru. "Kızı eve götür, Yaman kene gibi yapıştı, yavrucak nasıl titriyor."
"Adı neydi?" dedi Selin abla çekinerek bakıyorken. Yanlış bir hareket yapmaktan ya da yanlış bir söz söylemekten çekiniyor gibiydi. Hepimiz gibi.
"Ayperi," diye fısıldadım ona doğru.
"Ayperi," diye seslendi Selin abla. Ayperi'den önce sertçe dönen Yaman'dan başkası değildi. Bu sert yüzünü eve yeni geldiğim zamanlar bile görmemiştim. "Biz eve geçelim diyecektim," dedi Selin abla biraz daha içine kaçmış sesiyle.
Yaman ve babam muhtemelen aynı anda konuşacaktı ancak ikisinden önce konuşan Yusuf abim olmuştu. "Ayperi, sen Selin'le eve geç kızım, çocuklar sizde geçin."
"Kalbime indirecek bu çocuk..." annem sızlandığında, "Yaman!" dedi babam. "Ne haltlar çeviriyorsun oğlum? Ne demek lan kız kaçırmak? Oğlum kalbimizle zorun ne senin?"
Yaman ne cevap vermişti bilmiyordum çünkü çoktan Ayperi ile eve girmiştik. Hızlıca mutfağa gidip bir su doldurdum bardağa. Aynı anda mutfağa giren Ali Baran şoklar içindeydi. "Abilerden birini everiyorduk diğeri dayanamamış kız kaçırmış."
"Sus be!" diye çemkirdim sessizce, sesimin içeriye gitmemesi için çabalamıştım biraz. "Dan diye bağırdım, utanıyorum zaten."
"En yerinde tepkiydi," duraksadı, üstündeki ciddiyetsizliği bir kenara bıraktığında sıkıntılı bir nefes verdi. "Babamı tanıyorum, abimi de kızı da aynı evde tutmaz. Laf söz olur."
"Belki de arkadaşı, ne lafı ne sözü? Ayrıca lafa söze bakmaz babam." dedim bir çıkarım yapmaya çalışarak.
"Salak mısın kızım? Hangi arkadaş hangi arkadaşın elini öyle tutmuş? Kız çekmeye çalışırken bile nasıl yapıştı kıza!" Duraksadı. "Ayrıca babam takar lafı sözü. Bekar adam, bekar kadın, mahalleli dilinden düşürmez. Sana bile haftalarca öttüler, babam en kötü kız konuşulanları duymasın diye istemez."
Doğruydu da... Bilememiştim işte.
"Sence babam abimin üzerine çok gider mi?"
"Kızı eve alır, abimi almaz." dedi kendinden emince. "Onun dışında... Kestiremiyorum, babam dönem dönem farklılık gösteriyor. Abimle adam akıllı konuşur mu? Konuşmazsa nasıl ilerlerler? Valla babam bu, sağı solu belli olmaz. Kalbine inmesinde yine, nasıl yapıyorlarsa yapsınlar." elimdeki bardağı işaret etti. "Kadına götürecektin sözde, ben içeceğim şimdi. Hadi bekleme daha."
Başımı sallayarak mutfaktan çıktığım sırada Ayperi ablanın sesini duyabilmiştim.
"Gerçekten rahatsızlık verdiğim için çok üzgünüm. Yaman'ın beni buraya getireceğimi tahmin etmemiştim."
"Olur mu öyle şey? Saçmalama lütfen biz böyle bir şey beklemediğimiz için şaşkınız."
Tüm bu ciddiyetin kaybolması, "Yaman abi gerçekten kaçırdı mı seni?" Sümeyye'den gelen bu soruya bağlıydı aslında.
"Hayır," dedi kadın utana sıkıla. "Gerçekten öyle bir şey yok."
O sırada Yaman'ın gür sesi evin içine kadar gelmişti. "Hiçbir yere gitmeyecek!"
Ayperi ayaklandığında başımı iki yana salladım. "Aranızda her ne var bilmiyorum ancak abime güven ve şu an burada kal. Kalmaman gerekseydi başta getirmezdi seni buraya."
O an daha önemli bir konumuz olmasına rağmen odada bulunan herkesin şaşırdığını bildiğim tek bir kelime vardı: Abi.
Yaman benim abimdi. Akgül ailesi içinde ne kadar ona da diğerlerine de isimle seslensemde bir başkasına bahsederken daima abi kelimesini kullanıyordum.
Henüz oturmamışken merakla dışarı çıktım.
"Saçmalama!" diyordu Mahir o sırada Yaman'a. "Kızın ailesi yok mu?"
"Sikeyim o orospu çocuklarını!" dedi öfkeyle Yaman. "Asla yaklaşamazlar Ayperi'ye, izin vermem."
"Lan sen kimsin de kızın ailesiyle görüşmesine karışacaksın?"
"Durun Mahir!" dedi aralarındaki en aklını kullanabilen kişi olan Yusuf abim. "Yaman başlarım davana da sana da, neyse durum adam akıllı anlat ki bu insanların da kalbine inmesin."
Yaman babama döndüğünde babam ona ters ters bakıyorken biraz öncekinin aksine sandalyelerden birine oturmuştu.
"Yangından kurtardığınız kadın, Ayperi."
Kadını o gün öldürmeye çalışanların ailesi olduğunu, dava açtığını, kadının tamamen kendi isteği ile avukatı olduğunu, bu davanın peşini bırakmayacağını, eğer başarısız olursa o insanların Ayperi ablaya zarar vereceğini, başarılı olsa dahi bir maşa sayesinde yine kıza zarar vereceklerini anlattı.
"Bu devletin yok mu koruma planı falan? Sen misin koruyacak adam? Avukatsın alt tarafı, polis değilsin." dedi babam öfkeyle. "Bu bahsettiğin adamlar bizim çocuklarımıza zarar verse biz ne yapacağız Yaman? Kardeşlerine, yeğenlerine, yengene, abilerine zarar gelse ne halt edeceksin?"
"Güvenmiyorum kimseye, o kız benim yanımdan ayrılmayacak."
"Yaman!" diye bağırdı babam gür sesiyle. Ayaklandığında koşarak abimin önüne geçtiğim sırada babam bakışlarını bana çevirdi. Biliyordum, elini kaldırıp vurmazdı abime ancak bu kadar bağırmasını gerektirecek bir şey yoktu. "Deli edeceksiniz beni!"
Yaman elini omzuma koydu. "Kalsın dersen kalırım, gitsin dersen onunla giderim baba."
"Seviyor musun?" dedi babam ciddiyetle.
Yaman cevap vermeden dümdüz babama baktığı sırada Ayperi evden çıkıyordu. Önce Yaman'a, ardından bana ve en son babama baktığında gözlerindeki o mahcup ifadeyi görebilmiştim. "Kusura bakmayın efendim," dedi babama bakmaya devam ederken. "Huzurunuzu kaçırmak gibi bir niyetim yoktu, affedin. Tekrardan rahatsız ettiğim için özür dilerim, iyi akşamlar."
Başka bir şey demeden hızla kapıdan çıktığında Yaman dişlerini sıktı. "İnatçı keçi, yedin ömrümü, yedin!" homurdanması sadece benim duyabileceğim bir yükseklikteydi. Annemin de babamın da bağırışlarını umursamadan koşarak bahçeden çıktığında babamın sorusu aslında çoktan cevabını bulmuştu.
<3
Yaman Efe Akgül
Ayperi... Önce vicdanım sonra cevabını bulamadığım sorularım olmuştu. Ben bile neden yardım ettiğimi anlayamadığım vakitlerde ona saldıran adamı gördüğümde kan beynime sıçramıştı. Kim olsa öfkelenir, yardım eder ve o piçi gebertene kadar dövdükten sonra polise teslim ederdim. Kim olsa kadının durumunu sorar, evime dönerdim. Aklıma düşerdi ama eşelemezdim.
Konu o olduğunda ne evime dönebilmiştim ne de aklıma düştüğünde eşelemeden durabilmiştim.
Cevabımı ona bir şey olacağı korkusu ile çırpınan bu yürekten almıştım çoktan. Gidip de denir miydi yaralar içinde duran insana bu? Denmezdi. Ben de demiyordum.
"Lan keçi!" diye bağırdım bilmediği mahallede hızla yürüyen kadının arkasından. "Nereyi biliyor da kaçar gibi gidiyorsun?"
Peşinden koştuğum sırada durdu birden. Hemen dibinde kendimi frenleyebilmiş, eğdiğim başımla o güzel gözlerini görebilmiştim. Gömülmek istediğim toprak, görmek istediğim gökyüzü, solumak istediğim yeşillikler onun gözlerindeydi. Gözleri yaşam gibi bakıyordu, beni yaşatmak için gibi...
"Ne getirdin buraya beni?" diye bağırdı benim gibi. Kısa kalıyordu, bu yüzden başını havaya dikmiş öfkeli bakışlarla bakıyordu yüzüme. "Annenin kalbine iniyordu, baban istemeyecek, kardeşlerin beni kaçırdığını anladı! Sen ne halt yemeye ailenin yanına getirirsin beni?"
Kimseye görünmeden şehri terk edeceğini sanabiliyordu. Peşinden koştuğum sırada bu isteğinden vazgeçmeyeceğini anlamış, narin vücudunu anında sırtlamıştım.
"Getirmesem ne olacaktı?" dedim inatla dibine daha da girerken. "Defolup gidecek miydin?"
"Sana ne?!" diye bağırdı var gücüyle. "Giderim gitmem, sana ne avukat?"
"Gidemezsin! O heriflerden korkup fare gibi bilmediğin bir deliğe mi gireceksin?"
"Sana ne? Girerim girmem sana ne?" plak gibi takılı kalmıştı kadın, nasıl çözecektim acaba?
"O herifler gününü gün ederken sen bir delikte kalmayacaksın."
Güldü ancak histerik bir gülüştü bu. "Ha bundan yani?"
"He bundan, var mı şikayetin?" güldüm bende onun gibi.
Başını diktiğinde yüzlerimiz arasında sadece santimler vardı. "Bıraksana oğlum sen benim peşimi! Ne pervane oldun etrafımda?"
Bakışlarım gözlerine, fındık burnuna, belli belirsiz yüzünde dağılan çillerine ve en son dudaklarına dokunduğunda yavaşça tekrardan gözlerine çevrildi. "Belki de peşinde pervane olacağım tek kişisindir? Ha inatçı keçi?"
Bakışları gözlerimdeyken sabrımı sınar gibi dudaklarını yalamış, gözlerimin tekrar oraya kaymasına neden olmuştu. "O zaman bende o pervaneni bozarım avukat!"
Daha ne olduğunu anlamadan yüzümde hissettiğim acıyla birkaç adım gerilemiş, sağ elimi acıyan yere, burnuma çıkarmıştım. "Ah! Delirdin mi kızım?"
"Peşimi bırak! Dava gününden dava gününe... Siktir et, davayı da bırak!"
Arkasını dönüp gitmeye başladığında burnumun acısını umursamadan peşinden koştum. "Yok sen inat edeceksin," dedim onu durdurduğumda. Muhtemelen güzel sözler söylemek için o güzel dudaklarını aralamıştı ancak bacaklarından tuttuğum gibi onu çoktan sırtlamıştım. "İnadını yesinler Peri kızı, sen inatsan ben daha da inadım."
<3
Yusuf Akça/ Birkaç gün sonra
Bazen keşke Hakkari de kalsaydım diyordum. Bir dolu delinin arasına düşmüş, onlarla beraber bende delirmeye başlamıştım artık.
"Naz, geberteceğim seni!" diye homurdandım ona. Günlerdir ağzına tek lokma sürmemişti çünkü ne Yaman'dan ne de Ayperi'den haber vardı. Daha doğrusu vardı ancak Yaman'ın isteği üzerine kimseye söyleyemiyordum. Kadir amca o akşam Naz'a kırılmıştı çünkü Yaman'a vurabileceğini düşünmüş, kendini o kısacık boyuyla abisine siper etmişti. Bunu ertesi gün gayet de konuşarak çözmüşlerdi ancak -Naz ne ara bu kadar Yaman düşkünü olmuştu anlamamıştım- Yaman'a ulaşamayınca kendince greve başlamıştı. Aç kalma grevi. Salak kıza onun iyi olduğunu söylesem de bana inanmıyordu. "Ye şunu!"
"Hayır!" diye diretti kollarını birbirine dolayarak. "Yaman gelecek!"
"Kızım etme," dedi Seher abla üzüldüğünü belli ederek. Yine yıpranmışlardı bu süreçte. Bu ailenin yüzü tam olarak ne zaman gülecekti? Denk gelebilecek kadar yaşardım inşallah. "Abin arkadaşını korumaya çalışıyor."
"Bıraksaydınız da yanımızda korusaydı, ne olacaktı? Ben Yaman'ı istiyorum!"
İnadı inattı keçinin, bayılıp kalacaktı bir yerde. "Bekle." diye homurdandım telefonu cebimden çıkarırken. Yaman'ın numarasının üzerine tıklayarak onu çaldırmaya başladığımda birkaç saniye sonra sesi duyulmuştu. "Alo?"
Sesini hoparlöre aldım hemen. "Yaman neredesin?"
"Abi sorma ya, uğraşıp duruyorum. Bir şey mi oldu? Sen niye aradın beni?"
"Senin bu kardeşin yemek yemiyor, biraz daha yemezse bayılıp kalacak ve ben önce ayıltıp onu döveceğim sonra girdiğin delikte seni bulup geberteceğim. Al Ayperi'yi de gel eve."
"Yusuf, babamlar-"
"Soru sor demedim, al ve gel dedim." telefonu suratına kapattığımda Seher ablaya döndüm. "Yaman gelsin adam akıllı konuşalım. Birkaç gün herkes dinlemiş oldu kafasını, daha da uzamasın mevzu."
Bakışlarım günlerdir canıma okuyan küçük kız çocuğuna döndü. "Şimdi yemek yemezsen sabah Ali'yi salladığım balkondan seni sallarım ve inan bana bunu istemezsin."
Yaman'ın geleceğini biliyordu, Yaman'la iletişim halinde olduğumu biliyordu ve en önemlisi Yaman'ın sözümü dinleyeceğini biliyordu. Ne kadar bunun olmaması için çabalasam da koca adam bana abi deyip duruyordu. Aramızdaki yaş farkından tamam deyip geçsem de geçen akşamlarda Mahir'in de abi diye seslenmesiyle çok tuhaf hissetmiştim. Keşke sadece saygıdan falan abi diyor olsalardı, gerçekten abileriymişim gibi davranıyorlardı. Ali Baran küçüktü, onu anlayabiliyordum ama o iki koca adam da cidden abileriymişim gibi davranınca harbiden tuhafıma gidiyordu.
"Tamam o zaman," dedi keyifle ona uzattığımız çorbayı hemencecik içmeye başladığında. Bu sırada evin içinde zil sesi yankılanmış, muhtemelen Kadir abi Ali Baran ile devir daim yaparak eve gelmişti.
O da yanımıza, mutfağa geldiğinde bir kase daha koymuştu Seher abla masaya. Şimdi Naz ile karşılıklı çorba içiyorlardı. Aç değildim bu yüzden ben sadece yanlarında oturma görevimi yapıyor kardeşimi izliyordum. Açlık grevinde şu ana kadar dayanması tek şeyi gösteriyordu, bizden gizli yemek yemişti. Sorun değildi bir de gözlerimle görmek istemiştim.
"Yeni adetler son buldu artık ha?" dedi Kadir abi imayla Naz'a bakıyorken. Akça ailesinde bu grevi kaç kez yapmıştı ya da yapmış mıydı bilmiyordum ancak bu aile için yeni adet olduğu doğruydu.
Naz omuz silkti. "Abim geliyor."
O fark etmeden çorbasını içmeye devam ettiğinde annesini de babasını da şoka soktuğunun farkında değildi. Dudaklarımda belli belirsiz bir gülümseme doğmuştu çünkü ben bu kelimeye alışmıştım. Benimle konuşurken arada onlara abi diye hitap ediyor ve bazen düzeltmiyordu da.
"Ne abisi?" dedi annem şokla. "Yaman... Yaman'a abi mi dedin?"
Naz tekrar omuz silkti. "Abime abi diyeceğim tabii, ne diyeceğim?"
Kadir abi bana baktığında bilmiyorum dercesine dudak büktüm. Çok büyük değildi bir kelime ancak onlar için birçok şey demekti. "Doğru, abine abi diyeceksin tabii." dedi Kadir abi sevindiğini asla gizlemeden. "Aslan kızım benim," elini Naz'ın iki yandan düzensiz saçma sapan ördüğüm örgülerinden birinde gezdirdi.
"Bak işte," dedi Naz dudak bükerek saçına baktığında. "Yaman olsa hemen derdi ki çok güzel olmuş saçların, siz fark etmediniz bile."
"Yaman abin seni fena halde kandırdığındandır o," dedim ona göz devirerek. "Yolunmuş tavuk gibisin, olmamış saçın."
"Yalancı, çok güzel oldu ki." saçıyla oynadı. "Sen ördün."
Burnumdan güler gibi nefes verdiğimde yine duygusal düşündüğünü anlayabilmiş, sesimi çıkarmamıştım. Onun aksine Kadir abiye dönmüştüm. "Yaman'ı aradım, herkes sakinleşti varsayıyorum."
"Yusuf, kendi halimle yaşayıp giderim oğlum ben," dedi ne yapacağını bilemez gibi. "Düşmanlık değil benimkisi, ben o kıza nasıl sahip çıkayım? Yeminim olsun tek kalsam şu evde, gelsin oğlum. Gencecik kız, yazık günah bak benim Selen'im kadar var, benim de yüreğim el vermiyor ama-"
Selen'i de Selin'i de kendi kızından ayırt etmiyordu. Beni de oğullarından ayırt etmediği gibi. "Abi ben halledeceğim, sen sadece çocuğun üzerine gitme. Sevmiş sevmemiş fark etmez, yardım edin dedi Yaman. Bizde elimizi uzatıp yardım edeceğiz. Büyüğü olarak yol göstereceğiz ki yanlış yapmasın."
"Heyt be!" çığlığı ile ciddiyeti bozan Naz boynuma atılmıştı. "Çok seviyorum seni abim benim. Aslan abim!"
Güldüm. "Deli kız, bırak beni." diye homurdandım ona gülümseyerek. Çekilerek geri yerine oturduğunda ayaklandım. "Ben bir Selin'lere bakayım, Yaman gelince haber verirsiniz olur mu?"
"Olur oğlum," dedi Seher abla. Ben kapıya kadar giderken o da peşimden geliyordu. Sesimi çıkarmadan kapıya kadar gittim. Kapıyı açtım, eğilip ayakkabılarımı giydim. Geri doğrulduğumda elindeki ceketimi uzattı. Elinden alacaktım ancak müsade etmedi, tutmaya devam etti. Tuhafıma gitse de sesimi çıkarmadan önce bir kolumu geçirdim hemen ardından diğer kolumu. Ellerini yakama çıkarıp yakamı düzelttiğinde, "Dikkat et annecim kendine." dedi içten çıkan sesiyle. "Selam söyle Selin kızıma da."
"Söylerim." dedim başımı sallayarak. Onun günlerdir üzülüyor oluşunu hatırladığımda hafifçe gülümsedim ona. "Seher abla, sıkma canını hiçbir şeye. Ortada hallolmayacak mesele yok."
"Biliyorum oğlum," dedi eliyle omzumu okşadığında. "Allah senden bin kere razı olsun."
"Sizden de." diyebildim elinin üstüne elimi koyduğumda. İçeriden Naz'ın sesi geldiğinde, "Hadi hadi," dedi beni kovarak. "Dikkatli git gel."
"Göreve değil, birkaç yan binaya gidiyorum."
"Olsun." dedi kaşlarını çatarak. "Karşı mı geleceksin bana? Hadi git." üstüme kapıyı kapattığında hissettiğim duygunun adından bihaber bir şekilde çıktım bahçeden.
Seher Akgül 17'imde beklemeyi bıraktığım o sevgi gibi hissettiriyordu.
<3
"Yusuf abi bak!" Kucağımdaki Doruk eline verdiğim telefondan oynadığı oyunu gösterirken gözlerim salonda dolaştı. Selin görmesindi, sonra başta Doruk olmak üzere ikimize de kızıyordu telefonla fazla oynadığı için.
"Aferin aslanım, kaç anan görmeden, Yaman amcanın odasında oyna." Atlar gibi kucağımdan indiğinde koşarak odalardan birine girdi.
Akgül evine gelmiştik tekrardan. Naz tekrardan ördüğüm düzenli örgüleri ile yanımda oturuyorken ev üyeleri dışında sadece Mahir ve Selin'ler buradaydı. Selen ve çocuklar gelmemişlerdi. Ömer ve Defne anneleriyle oyun oynamayı tercih etmiş, Selen fazlaca gerildiğinden Mahir ona evde kal demişti.
Henüz Yaman gelmemişti ancak ben önce Mahir'e daha sonra Kadir abiye yönelik uyarılarımı çoktan yapmıştım.
"Abi," dedi Naz. Hem Mahir hem ben ona döndüğümüzde kaçamak bakışlarını ondan çekerek bana döndü. Mahir elbette Yaman'a karşı kullanılan abi kelimesini duymuş olmalıydı. O sıkıntılı bir nefes verdiğinde, "Bende Ali'nin yanına gideyim mi?" Naz'a başımı salladım.
"Annene de sor yine de." dediğimde mutfağa gitmişti çoktan. Bakışlarım Mahir'e döndü. "Tahmin edersin ki bu evde en son sana alışacak, sıkma canını, sana da abi demesi uzak değil."
"Yok be abi, takılmıyorum."
"Abin değilim lan." bana bakarak güldü bıyık altından. Gözlerimi devirdiğim sırada Doruk elindeki telefonum ile koşarak geldi salona.
Telefonu uzattı minik elleriyle. "Mesaj geldi Yusuf abi!"
"Aferin paşam," dedim telefonu alıp saçlarını karıştırdığımda. Ben mesajı açamadan telefonum çalmaya başladığında sabırla açtım telefonu.
"Naz ne ara evden çıktın da arıyorsun kızım sen beni?"
"Abi!" diye bağırdı. Arkasından gelen uğultulu sesleri duyduğumda istemsizce ayaklanmıştım. "Abi Yaman abim bayıldı!"
"Naz, dur, ne Yaman'ı ne bayılması? Neredesin sen?"
"Bizim mahalledeyiz, abi dediğimi duydu, bayıldı!"
Yemin ediyorum bir tane akıllımız yoktu.
2025in son bölümü, seneye görüşürüz. (Komikmiş gibi gülün) rheqjnohvbofenjd
Seviliyorsunuz, çokça!!!!<3
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 53.71k Okunma |
5.48k Oy |
0 Takip |
50 Bölümlü Kitap |