
🎶 David Guetta & Bebe Rex Harrison - I'm good (blue) 🎶
🎶 Manga - Yine Yeni Yeniden 🎶
🎶Shawn Mendes - Treat You Better🎶
Herkese selamm dostlar özlediniz mi beniii
Aslında ne kadar uzattığımı fark ettim de bana ne kadar kızsanız haklısınız çünkü burayı çok boşladım.
Açıkçası size sunabileceğim çok fazla bahanem yok sadece yazmaya geri dönmeye hazır hissetmiyordum kendimi
Bu bölüm zaten taslakta sizleri bekliyordu ama düzenlemeye bile halim yoktu.
Neyse en son bunları konuşuruz şimdi sizi sezon finalinden sonraki bölüme uğurluyorum bakalım neler olmuş
_______
Bundan yalnızca birkaç hafta öncesinde 'Bir tatile gideceksiniz ve orada birisine öyle bir aşık olacaksın ki ölümü bile göze alacaksın' deselerdi onlara en yaratıcı küfürlerimi sunardım. Hele hele Yamaç fiyaskosundan sonra bu sözler benim için bir saçmalıktan ibaret olurdu.
Şimdi ise yalnızca kendime sövmek istiyordum çünkü cidden bir adama ölesiye aşık olmuştum. Yamaç'dan sonra bir daha asla dedikten sonra başıma gelenler sadece fazla absürttü.
Bir adam sevmiştim ama hayatım boyunca yediğim en büyük ihaneti de ondan yemiştim. Bir sapık vardı, onu kendime nasıl aşık ettiğimi bile bilmezken beni takıntı haline getirmişti. Ben de sevdiğim adamdan yardım istemiştim çünkü o varken kendimi güvende hissediyordum.
Ardından benimle o pisliği aramaya çalıştığımı düşündüğüm sevgilim aslında o sapığı tanıdığını öğrenmiştim. Tanımaktan öte onun kuzeniydi. Ve bunu bilmesine rağmen hiçbir şeyi bana söylememişti.
O katil sapıkla bir hafta aynı çatı altında kalmıştım. Yediğim tokadın, uğradığım tacizin, mağruz kaldığım iğrenç bakışların haddi hesabı yoktu. Her şeyi geçtim, bunların hepsini belki de Zeliş'de yaşamıştı.
Ondan hala bir haber alamamıştım. Haber almayı bırak, o gün, yani Zeliş'i Arkın'dan alacağımız gün bile onu görememiştim. Tek ümidim benden daha kötü şeyler yaşamamış olmasınaydı.
Çağrılarla ilk tanıştığımız zamanlar geldi aklıma. O sıralar Kaan ile yakındık hatta bana bakan bakışları arada sırada beni rahatsız etmiyor değildi. Sonradan neler olduysa Deniz ile beraber sevgili olmuşlardır. O da Arkın'ı bilmesine rağmen bana söylemeyen bir diğer kişiydi. Gerçi sevgilim bile bana böyle bir şeyi söylemezken ona çok da yüklenmemem gerekirdi.
Aslında Çağrı'nın bana neden söylemediğini anlayabiliyordum. Onu söylememesi adına asıl zorlayan kişi Kaan'dı. Tüm bunları Arkın'dan öğrenmek canımı acıtıyordu. Onun dilinden sevdiğim adamın ihanetini duymak isteyeceğim son şey bile değildi.
Bir yanım Çağrı'dan ölesiye nefret etse de bir yanım onu anlıyor ve affetmek için an kolluyordu. Sevgilisi ile kardeşi arasında bir seçim yapmak zorunda kalmıştı ve o kardeşini seçmişti. Doğal olarak. Yine de onu içimde affedemiyordum.
Kulaklarımda derin bir basınç vardı. Gözlerimi açtığımda suyun içindeki görüntüyle karşılaştım. İyice kararan hava yüzünden deniz pek aydınlık sayılmazdı. Etrafımda uçuşan uzun saçlarımı kafamı iki yana sallayarak dağıttım. Yüzmeye başlayarak suyun içinde hareket etmeye başladığımda nereye gittiğimi bile bilmiyordum. Görebildiğim kadarıyla her yerde gözlerimi hareket ettiriyordum.
Az önce zihnimde dönen düşüncelerin hiçbiri şu anda umrumda değildi. İçime oturan ve her saniye daha da artan kaybetme korkusu şu an için en büyük derdimdi.
Yüzmeye devam ettikçe sığ bölgeden derinlere ulaşmaya başladım. Onu hala göremiyordum. Çok yorulmuştum ama kendimi zorlamaktan çekinmiyordum.
Paniklememek istiyordum ama onu görmediğim sürece bu mümkün değildi. Ağlıyordum fakat gözyaşlarım denizin tuzlu suyuna karışıyordu.
Nefessiz kaldığımı fark ettiğimde yüzeye çıkmam gerektiğini fark ettim. Kafamı iki yana sallayarak yüzeye çıkmak için yeltendiğimde karanlık denizde gözüme bir şey çarptı. Metrelerce aşağımda duran ve çırpındığı için etrafında bir dalga oluşan bedene baktığımda bunun o olduğunu anlamam fazla uzun sürmedi. Anlık heyecanla ağzımdam çıkan "Çağrı," fısıltısı suda blump olarak algılandı.
Nefessizlikten boğulacak gibiydim ama sadece biraz daha yaklaşıp o olduğuna emin olmak istedim. Ona doğru bir metre bile yaklaşamamışken iki güçlü kolun beni belimden yakaladığını hissettim. Arkamı dönüp kim olduğuna bakamıyordum. Bakışlarım sadece Çağrı'ya odaklıyken ona doğru bağırmak istedim. Tabii ki sesim ona ulaşmadı.
Yüzeye çıktığımızı anladığımda beni yukarı çıkaran kişi bedenimi kumların üzerine adeta fırlattı. Bunu umursamazken derin bir öksürük krizinin içerisindeydim. Çağrı'ya bağırmak isterken çok fazla deniz suyu yutmuştum.
Öksürüklerimin ardı arkası kesilmezken kusarak içimdeki her şeyi çıkardım. Rahatladığımda beni yukarı çıkaran kişinin sinirle bir şeyler söylediğini anca fark edebilmiştim. "Bir ergenlerle uğraşmadığımız kalmıştı! Sabır!"
Olanları yeni fark ederken hızla ayağa kalktım. Başım döndüğü için sendelesem de denize doğru yürümeye başladım. "Dur!" diyerek birisi beni tekrar belimden tutarak durdurduğunda elinden kurtulmak için çabaladım ama nafileydi. Yine de inadım sürerken bu sefer o kişi beni havaya kaldırarak denizden uzaklaştırdı. Bense çığlık çığlığa omzuna vurmaya başladım.
"Bırak!" diye bağırdığımda beni fazla uğraştırmadan ayaklarımı kumlarla buluşturdu. Bu kez yüzünü net bir şekilde görme fırsatım olmuştu. Baktığımda benden kat kat daha iri, otuzlu yaşlarda bir adamla karşılaştım. Üzerinde profesyonel dalgıç giysileri vardı ve sinirle bir ifadeyle bana bakıyordu.
"Beni uğraştırmayı bırak ve sadece sakın ol," dediğinde kafamı iki yana salladım. Denizin içinde kaybolan gözyaşlarım bu kez yüzümün her yerini çevrelemişti. "Anlamıyorsunuz!"diye avazım çıktığı kadar bağırdım ve bakışlarımı denize çevirdim. Aklıma gelen şeyle hızla parmağımı kaldırarak sudaki bir noktayı işaret ettim. "Orada, orada! Sevgilim orada. Onu kurtarın, yalvarırım. "
Gözleri işaret ettiğim noktada sadece birkaç saniye oyalandıktan sonra dediklerim umrunda değilmiş gibi tekrar bana döndü. Bir şey yapmadan sadece yüzüme baktığında gözyaşlarım arasında ona bağırdım. Ellerim saçlarımı çekiştirirken karanlık yüzünden artık seçemediğim yüzüne öfkeyle baktım. "Beni neden çıkarıyorsunuz? Ha size ne? Ben onu gördüm ama siz beni oradan aldınız! Ya ona bir şey," cümlemi devam ettirememiştim çünkü benden daha öfkeli çıkan sesiyle susmak zorunda kaldım.
"Bize ne, öyle mi? Ne sanıyorsun sen kendini? Süper kahraman mı? Sen mi kurtaracaktın biricik aşkını? Burada film mi çekiyoruz çocuk?" baskın sesi yüzünden yüzüne bakmaktan başka bir şey yapamadım. Bir adım atarak bana doğru yaklaştığında yüzüne bakmak için kafamı yukarı kaldırmak zorunda kaldım. "Haddini bil çocuk ve bu işi yetişkinlere bırak. Sizin ergen saçmalıklarınızla daha fazla uğraşamayacağım!"
Geri adımladığında bakışları üzerimde dolaştı. Karşısında sadece kısa, kot bir şortla ve yarım atletle duruyordum. Ve atletim ıslandığı için göğüs uçlarımı belli ediyordu. Utançla kollarımı önümde bağladığımda deli gibi titrediğimi fark ettim. Ayağımda ayakkabılarım bile yoktu. Utançtan kafamı yerden kaldıramazken sıkıntılı bir nefes verdiğini duydum.
" Delta bir konuşuyor. Kızı denizden çıkardım, Delta iki, Delta üç ve Delta dört hâlâ sudaki şahsı çıkarmadı." telsizinden konuştuğunu fark ettiğimde kafamı birazcık ona doğru çevirdim ve bana baktığını gördüm. Yine bakışlarımı kaçırdım.
"Anlaşıldı." diyen sesin ardından yine o kalın sesini duydum. "Kız için sağlık ekibi ve ısıtma battaniyesi istiyorum. Ve mümkünse birkaç parça kıyafet."
Titremelerim devam ederken hapşurdum. Ardı ardına beş kez. "Anlaşıldı."
Geçen beş dakika boyunca hiç ağzımı açmadım. Denize yansıyan ayın yansımasını izlerken gözyaşlarımın yanaklarımdan süzülmesine izin verdim. Zaman geçtikçe ve hala ondan bir haber alamadıkça içimdeki panik ve korku katlanarak büyüyordu.
Derken bir anda kulaklarımı siren sesleri doldurdu. Başımı çevirip baktığımda başımda bekleyen dalgıçın bir polis de el sıkıştığını gördüm. Bir anda etrafımı çevreleyen kişilerin sağlıkçılar olduğunu gördüm. Üzerime atılan battaniye ile anında ısındığımı hissettim. Karşımdaki yirmilerinin sonundaki abla bir gözüme ışık tutuyor, bir ağzımı açmamı söyleyip duruyor ve vücudumu kontrol ediyordu. Ambulansa götürmek isteseler de redderek kafamı iki yana salladım.
"Malesef bir kıyafet bulamadık," diyen kişiye bakışlarımı çevirmek istedim. Tanıdık gelen simasına kaşlarımı çattığımda kim olduğu zihnimde canlandı. Polis karakolunun önünde Çağrı beni tam öpecekken araya giren polisti. Hatta başka bir kadınla flörtleşmişti ve o kadın da yanındaydı. Adlarını hatırlamıyordum.
Onların arkasında kalan kişiyi gördüğümde gözlerim kocaman açıldı. Çağrı'nın babası olan Haluk Bey bir polisle hararetli bir şekilde konuşuyordu. En az benim kadar hatta benden daha kötü bir haldeydi. Gözlerim Yıldız Hanım'ı aradı fakat göremedim. O an göremediğim başka yüzlerle kaşlarım çatıldı.
Elimdeki battaniyeye daha sıkı sarılırken tanıdık olan polise baktım. "Şey," diye mırıldandığımda bakışları direkt olarak beni buldu. "Arkadaşlarım neredeler?" polis arabalarından yansıyan kırmızı-mavi ışıklar sayesinde yüzünü seçebildiğim polis konuşmadan az önce Haluk Bey ile konuşan polis gelerek sorumu cevapladı.
"Kaan kalmak istese de çok fazla kan kaybettiği için hastaneye götürüldü. Diğer iki arkadaşın da karakolda." söyledikleri yüzünden beynimden vurulmuşa döndüm. Sonra düşünceler zihnimi ele geçirdi. Deniz bir silahla Arkın'ı vurmuştu. Onun götürülmesini anlayabiliyordum fakat Begüm neden gitmişti? Belki de sadece Deniz'i yalnız bırakmak istememişti.
Ben burada yapayalnızdım ama.
Daldığım noktadan bakışlarımı koparmamı sağlayan güçlü bir sesti. "Geldiler!"
Gözlerim anında denize dönerken küçük bir teknenin bulunduğumuz kıyıya yaklaştığını gördüm. Tamamen geldiklerinde ise üzerindeki üç daglıcı gördüm. Hızla ayağa kalktığımda sıkı sıkı tuttuğum battaniyenin avuçlarımdam kaydığını hissettim. Gözlerim tekrar yaşlarla dolmaya başladığında art arda üç kez hapşurdum.
Yanımdan polisler koşarak tekneye giderken, iki kişinin Arkın'ı tutarak kumlara getirdiğini gördüm. Anında iki sağlık çalışanı ona müdahele ederken iki kişi sedyeyle yanlarına geldi. Onu gördüğümde korkarım sanıyordum fakat hissettiğim tek şey saf öfkeydi.
"Seni oruspu çocuğu!" diye gecenin karanlığını delip geçen bir ses duyduğumda yerimde sıçradım. Haluk Bey öfkeyle Arkın'a doğru gitmek istiyordu fakat önünde duran polisler yüzünden bunı başaramıyorlardı. Önündeki polis diğerlerine göre nazik olma gafletine düşmeden yüksek sesle bağırdı. O derece ki Haluk Bey bakışlarını ona çevirmek zorunda kaldı. "Kendine gel Haluk! Yoksa seni arkadaşım olarak değil bir saldırgan olarak göreceğim ve şimdi karakola götürülmene mani olmayacağım!"
"Ama Salih," dediğinde adının Salih olduğunu öğrendiğim polis bir kez daha uyarır bir tonda bağırdı. "Haluk!"
Bakışlarımı ikiliden koparıp tekrar önüme döndüğümde gördüğüm şey ile donup kaldım. Dudaklarım aralanırken içimdeki korkuya engel olamadım. Arkın çoktan ambulansa bindirilmiş ve gitmişti. Tam karşımda ise Çağrı vardı. Kumlar üzerinde yatıyordu ve sağlıkçı bir abla ona kalp masajı yapıyordu.
"Çağrı!" diye bağırarak hızla ona doğru koştum. Sesimi duyan ve Çağrı'nın başında duran bir polis beni fark edince ona gitmemi engelledi. Beni sıkıca tutan polisin ellerinden kurtulmak için büyük bir çaba sarf ederken sadece tek bir ismi sayıklıyordum: "Çağrı!"
"Sakinleş!" diye bağırdı polis fakat onu dinleyemiyordum. Çağrı'ya kalp masajı yapılmıyordu, suni teneffüse geçilmişti. Ağlayarak ona baktığımda hemen yanımda benden daha kötü bir durumda olan babası vardı. O da gözyaşlarını gizlemiyordu. Oğluna bakarak sürekli "Özür dilerim," deyip duruyordu.
"Ne oldu ona!" diye bağırdığımda sorumu cevaplayan bir dalgıçtı. Beni sudan çıkaran dalgıçtı. "Sanırım suda bir boğuşma olmuş. Suçlu zanlı, bilincini kaybetmiş fakat ölü değil. Çağrı'nın bacaklarına ise bir balıkçı ağı dolanmış ve yüzeye çıkamamış." sözü hemen yanındaki başka bir dalgıç devraldı. "Aslında çözülebilir bir düğümmüş ama yüksek ihtimalle paniklediği için sudan çıkamamış. Çok fazla su yutmuş, bulduğumuzda boğulmak üzereydi."
Öfkeli bakışlarım beni sudan çıkaran dalgıca kaydığında yüzüne doğru bağırdım ve üzerine gitmek adına hareketlendim. Ama beni daha yeni bırakan polis bu hamlemle birlikte tekrar kolumdan kavradı. "Sizin yüzünüzden! Beni çıkarmasaydınız belki geç kalmazdık ve o yaşardı!"
Kendisine bağırdığımı anlayan dalgıç, gözlerini bana çevirdi. Kaşları hızla çatıldı. Tam bir şey söylemek ister gibi dudaklarını araladığında ortamda bir öksürük sesi yankılandı. Herkesin gözleri aynı noktaya, yani sevgilime döndü.
Çağrı derin derin öksürürken yuttuğu tüm suyu boşalttı. Rahatladığında ise bakışları gökyüzüne kalktı.
Haluk Bey anında "Oğlum!" diye bağırarak Çağrı'ya atıldı. Sıkıca ona sarılırken hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Bense hiç bir şey yapmadım. Arkamdaki polis beni çoktan bırakmasına rağmen hareket bile edemiyordum.
Çağrı babasına sarılmazken etraftaki kalabalık biraz da olsa sağıldı. Sessizce sevgilime bakarken onun bakışları herkesin yüzünde gezindi. Babası kalktığında ise benim mavilerimle elalarını buluşturdu.
Dakikalardır sessiz olan o değilmiş gibi çatallı sesiyle fısıldadığı ilk isim benim adımdı. Hayır Ekin değil, "Mavi" demişti bana.
Yanına gitmek belki de en çok benim hakkım olmasına rağmen çekindim. Ama bu çok uzun sürmedi. Özlemim daha ağır bastı. Gözlerimi kimseye değdirmeden yanına gittim ve bacaklarımı iki yanına atarak üzerine çıktım. Hiçbir şekilde ağırlığımı ona vermezken gözlerine baktım. Dudaklarında bir tebessüm oluştuğunda ve gözlerini kırptığında tüm iradem kırıldı. Hıçkıra hıçkıra ağlarken eğilip ona sarıldım. O altımda, bende üstündeydim ve etrafımızda onlarca göz vardı. Hiçbirini umursamayarak sadece ona sarıldım. Kokusunu içime çektim. Her zaman aşinası olduğum o vanilya kokusu yerini denizin tuzlu kokusuna bırakmıştı. Bana deniz gibi kokuyorsun derdi ama şu an asıl deniz gibi kokan oydu.
Hıçkıra hıçkıra ağlamaya devam ederken sırtımda onun kollarını hissettim. Her zamanki gücü yoktu. O dereceki belime konulan şeyin bir tüy olduğunu bile söyleyebilirdim. Ellerimi yere yaslayıp üzerinde doğrulduğumda yüzlerimizi eşit konuma getirdim. Islak saçlarım yüzüne dökülürken kıkırdadı. Bense onu ne kadar özlediğimi bir kez daha anladım.
Sessiz kalırken sadece gözlerime bektı. Islak saçlarına bakarken içim gitti. Islak olarak yere yattığı için yüzünün bir kısmını kum taneleri kaplamıştı. Gözleri çok kısa bir an üzerime indiğinde karşısında yarım atletle durduğumu fark ettim. Battaniyeyi ne zaman üzerimden attığımı bile bilmiyordum. Açıkçası umrumda da değildi. Zaten bakışları hemen beni bulmuştu.
Yandan polis ışıklarının vurduğu yüzüne bakarken bir şeyler söylemesini istedim. Çünkü ben konuşursam ağlardım, yeterince ağlamamışım gibi.
Saniyeler geçerken bir elini kaldırarak yüzüme koydu. Her şeye rağmen sıcacık olan elini hissetmek gözümden bir yaşın daha akmasına neden oldu. İçi gidiyormuş gibi bakarken dudaklarını yaladı ve tek bir şey söyledi: "Üşümüşsün."
Her şeye, her olana ve her yaşadığı şeye rağmen yine beni düşünmesi ağlama hissimi körükledi fakat kendimi sıktım. Karşısında daha fazla ağlamak istemiyordum. Kendimi zorlayarak gülümsemeye çalıştım ama başarılı olamadım. "Sen de öyle."
Ağladığımı yeterince belli eden çatallı sesimi duyduğunda yüzünde tarifsiz bir gülümseme peydahladı. Ona öyle bir odaklanmıştım ki arkamdaki insanların hiçbirini ne dıyuyor ne görüyordum. "Bir kere öpersen ısınırmışım."
Ve her şeye rağmen şu arsızlığı... Bunu bile özlediğimi fark ettim. Bu kez gerçekten gülümsedim. Hatta kahkaha attım. Kafamı iki yana salladığımda ah ah der gibiydim. Yine de onu kırmadım ve dudaklarımı dudaklarıyla buluşturdum.
Arkamızda uyarır tonda bir öksürük ve "Bu sağlıklı değil," diyen sesleri işitsek de ikimiz de umursamadık. Birbirimizi her zaman yaptığımız gibi tutkuyla öpmüyorduk çünkü yorgunduk.
Ama yine de her şeye rağmen birlikteydik. Bir hafta boyunca onu bir daha göremeyeceğimi sanmıştım ve denize düştüğünde benim kırılma noktam olmuştu. Öyle bir noktaydı ki ölmeyi bile umursamamıştım.
Sakin ve yumuşak bir şekilde onu öperken iç sesim sağır edercesine kulaklarımda yankılandı. Ona hala kırgınsın.
Haklıydı fakat şu an umursayacağım bir konu değildi.
___&&___
Saatler ilerlemişken şafak vaktine yakın ayakta olduğumuz bir gerçekti. Çağrı'da hastaneye getirilmişti. Aslına bakılırsa ağır bir şeyi yoktu fakat babası hastaneye gitmesi adına çok ısrar etmişti.
Her şeyden habersiz olan Yıldız Hanım haberi aldığında büyük bir yıkım geçirmişti. Çalıştığı hastanede uzman doktor olarak değil de, oğlunun başında bekleyen bir anne olarak duruyordu.
Diğer yandan Kaan'ı ameliyata almışlardı. Duyduğuma göre çok fazla kan kaybetmişti ama yine de iyiydi. Normal odaya geçecek kadar iyileşmemişti ama bu da bir şükürdü.
Arkın ise ameliyattaydı. Saatler geçmesine rağmen durumu iyileşmemişti. Açıkçası iyileşmesini istemiyordum. O yataktan hiç kalkmamasını istiyordum ve bu düşünce beni kötü birisi yapar mıydı emin değildim.
Ailesinden de bir haber yoktu. Çağrı'nın babası olan Haluk Kılıç, onun amcası oluyordu ve kardeşine haber verdi mi bilmiyordum.
Hastaneye geldiğimizden beri Çağrı'yı tam anlamıyla görememiştim çünkü ifade vermek adına karakolda bulunuyordum. Bir suçlu olmama rağmen kapatıldığım oda gerginlik seviyemi artırıyordu.
Filmlerde olduğu gibi ellerime kelepçeler geçirmemişlerdi. Küçük ve karanlık odada bir masa ve iki sandalyeden başka bir şey yoktu. Hemen sağımda kalan camın arkasındaki gözleri biliyordum. Babam ile çalıştığı karakola gittiğimde bazen ben de o camın arkasında durur ve benim gibi camın ardında kalan kişileri izlerdim. O zamanlar neyin neden olduğunu bilmesem de izlemek keyifli gelirdi.
Şimdi gözlerin hedefindeki kişiydim.
Burada olduğum için korkmuyordum çünkü bir şey yapmamıştım. Yalnızca Çağrı'yı düşünüyordum. Onu saatler önce öpmüştüm ve dudaklarım üzerindeki hissiyatı yerli yerindeydi. Onu tekrar kaybettiğimi düşünürken bana geri gelmesi kaderin bir oyunu olmalıydı.
Bulunduğum karakolda benim haricimde Deniz ve Begüm'de vardı. Onlar da benim birazdan çekileceğim gibi sorguya çekilmiş miydi bilmiyordum. Sadece Begüm'ü girişte otururken görmüştüm ve o da çok kısa bir andı.
Gözlerim sabırsızca sağımda duran renkli cama kayıp duruyordu çünkü bir an önce buradan çıkıp hastaneye gitmek istiyordum.
Tam karşımdaki siyah kapı açıldığında içeri iki tane polis girdi. İkisini de tanıyordum. İkisi de Çağrı beni karakolda öpeceği zaman tanıştığımız yani daha doğrusu o zaman tanıdığım polislerdi.
Erkek olan sarışın polis bana bakarak kısa bir kafa selamı verdi. Bunu herkese yapıyor muydu yoksa beni tanıdığı ve birkaç saat önce yaşananlar için mi yaptı merak ettim.
Otuzlu yaşlarda ve hoş bir fiziğe sahipti. O alıştığımız göbekli polislere inat bir karizması vardı. Sarışındı ve bu gözlerine de yansımış gibiydi. Loş ışığın altında parlayan gözlerinin yeşil mi olduğunu yoksa sarıya mı çaldığını ayırt edemedim.
Hemen yanındaki kadına döndüğümde daha yumuşak bir yüz ile karşılaştım. O tam bir esmer güzeliydi. Siyah saçlarını sıkı bir at kuyruğu yapmıştı ve bu yüz hatlarını germişti. Yine de sevecen ifadesinden bir şey kaybetmemişti.
"Ekin Ertekin," diyerek sarışın adam bana seslendiğinde bakışlarımı kadından çektim. Adam bu sırada karşımdaki sandalyeye oturmuştu. Elini masanın üzerinden bana uzattığında yüzüne baktım. "Ben Başkomiser Soner Yalçınkaya." diyerek kendini tanıttığında hafifçe elini sıktım. Yanında ayakta dikilen kadını işaret ettiğinde bakışlarım bu sefer kadına döndü. "O da Başkomiser Buket Yalçınkaya." kadın adamın aksine elini uzatmadı. Göz kırparak onayladı.
Soner polis elindeki mavi dosyayı aramıza bıraktığında bakışlarım ondaydı. "Öncelikle korkmanı gerektiren bir konu olmadığını sana bildirmek isterim. Avukatını istemek hakkın ama buna gerek olacağını sanmıyorum." cümlelerini aceleyle salladığım kafamla onayladım. Bir an önce olsun ve bitsin istiyordum.
"Sizi dinliyorum." derken sesim yorgun çıkmıştı. Güçlü durmak gibi bir kaygım yoktu sonuçta. "Arkın Kılıç dosyasını açan kişi sizdiniz. Bize olanı en başından anlatır mısınız?"
Kafamı sallarken gözlerim bir kez daha yanımdaki cama ilişti. Burada Soner ve Buket komiser dışında başka gözlerin de hedefi olmak sebepsiz yere gerilmeme neden oluyordu. Yine de umursamamaya çalıştım.
"Haftalar önce buraya okulumuzun düzenlediği bir program sayesinde geldik. Programa göre iki hafta boyunca burada tatil yapacaktık. Her şey güzel gidiyordu. Fakat bir gün gittiğimiz bir partide bir şey yaşandı."
Soluklanmak için sustuğumda Soner polis konuştu. "Partiye kendi isteğinizle mi gittiniz? Yani bu sizin tercihiniz miydi?"
"Hayır, bu bir etkinlikti ve okul ayarlamıştı. Dört şube olarak gelmiştik ve ikişer şubeler olarak ayrılmıştık. Biz B şubesi ile bir gün bir etkinliği yaparken diğer iki şube o gün farklı bir etkinlik yapıyordu ve ertesi gün bu tam tersi oluyordu."
Anladım dercesine kafasını salladı. Anlatmaya devam etmeden önce bir bardak su istedim. Birkaç dakika sonra şu geldi ve birkaç yudum içtikten sonra anlatmaya devam ettim. "O gün bara içecek almak için gittiğimde sarhoş bir çocuk bana sarkmaya çalıştı. Barda çalışan kişi rahatsız olduğumu anlayarak onu uzaklaştırdı. Sonra olanları biliyorsunuz zaten."
"Tolga Polat cinayeti." diyerek Soner polis elindeki dosyanın sayfalarını karıştırdı. Uzun zaman sonra duyduğum isim içimde bir ürperti oluşturdu. Tamam, sarhoşluğun etkisinde sarkıntılıkta bulunmuş olabilirdi ama bu öldürülmesi için bir neden olmamalıydı. Onun tek suçu o gün benimle konuşmaktı ve bunun sonucu korkunç bir ölümle son bulmıştu.
Arkın gerçek bir katildi.
Bana olan takıntılığı yüzünden bir hayatı bitirmeyi hiç sorun etmemişti.
O gün Kaan'ın o çocuğu yani Tolga'yı benden uzaklaştırması bile planlı bir hareketti. Arkın her şeyi anlattığı gibi buradaki planını da anlatmıştı.
Zihnim kulübedeyken bana anlattığı o konuşmalara gitti.
"Tolga işi zor olmadı. O gün zaten seni izliyordum ve o çocuğun seni huzursuz hissettiğini düşündüm. Ah, sevgilim seni ne denli iyi tanıyorum değil mi? Neyse, sonra Kaan'ı aradım ve Tolga piçini dışarı çıkarmasını istedim. Hatırlıyor musun sevgilim? Sen limonata istediğinde Çağrı'yı durdurarak limonata almaya giden kişi Kaan'dı. O zaman arka tarafta benimle buluşmuştu."
"Ama benim yanımda hiç telefonuna bakmadı."
"Sevgilim, ben hep oradaydım zaten. Telefonuyla bir işi yoktu."
"Ama az önce onu aradığını söyledin." kendisi ile çelişiyordu.
Kaşlarını çatarken bana "SESİNİ KES VE BEN NE DİYORSAM ONU DİNLE!" diye bağırmıştı. Dengesi olmayan piçin tekiydi.
"Böylece o pislik dışarı çıktı ve gerisi bana kaldı. Kamera kayıtları önceden yok edilmişti. Bu yüzden rahat rahat onun işini bitirdim."
"Onun ellerini, gözlerini ve dilini kestin. Sen katılsın Arkın! Nefret ediyorum senden!"
"Yine de çok başarılı bir çalışma olduğunu inkar edemezsin sevgilim. Yarım saatte öylesine bir şaheser üretmek tam da bana yakışırdı."
"Kansız piçin tekisin! Psikopat herif! Katilsin sen! İnsan olamayacak kadar korkunç birisin!"
Sözlerime devam edememiştim çünkü yanağımda patlayan bir tokat beni susturmuştu. Bu konuşmanın devamını hatırlamaya ise gerek yoktu.
"Ekin Hanım?" diyen sesleri duyduğumda daldığım yerden bakışlarımı kopararak tekrar karşımdaki polislere döndüm. Ne zamandır gerçeklikten kopmuştum bilmiyordum ama kaşlarını çattıklarını görünce uzun zaman diye düşündüm. "Dalmışım, özür dilerim."
"Aklınıza bir şey mi geldi?" hala yeşil mi yoksa sarı mı olduğuna emin olamadığım gözlerine bakarken Kaan'dan bahsetmek konusunu kafamda tarttım. Eğer bilmiyorlarsa onu çok büyük bir risk altına atmış olurdum. Hak ediyor muydu, belki evet. Ama işin ucunda Çağrı vardı ve ben bir şeyleri daha fazla karıştırmak istemiyordum.
"Hayır, sadece uzun zaman sonra duyduğum bu isim garip hissettirdi."
Bakışları üzerimde gezindi. Hala çıplak kalan bacaklarım titriyordu. Kafasını ağır ağır sallayarak önündeki dosyaya eğildi. Yanındaki kadın polis ise sadece duruyor ve sorguya dahil olmuyordu.
"Kaan Kılıç meselesi ile ilgili ne biliyorsun?" diye sorduğunda bir an ne diyeceğini bilemedim. Dudaklarım aralandı ama bir şey söyleyemedim. Bu hallerime düz bir ifade ile bakarken tek kaşını kaldırdı. "Hangi anlamda soruyorsunuz?"
"Arkın Kılıç konusu." dediğinde derimin altında bir ısı hissettim. Onlar bunu nereden biliyordu? Arkın hastanedeydi ve bir şey söylemesi imkansızdı. Bir kamera kaydı mı bulmuşlardı? Bir şekilde Arkın ile olan konuşmamıza mı ulaşmışlardı? Kaan'ı öğrenmelerinden ben sorumlu tutulur muydum?
"Neyden bahsettiğinizi anlamıyorum." diyerek safa yattığımda Soner polis tek kaşını öyle mi dercesine kaldırdı. Bakışlarımı kaçırarak tekrar o cama baktım. "Arkadaşınız Deniz Işık sorgusunda bize her şeyi anlattı." dediğinde kocaman olmuş gözlerle ona baktım.
Dudaklarım bu kez şaşkınlıktan aralanırken bir süre doğru algılayıp algılamadığımı sorguladım. Deniz Kaan'ı ifşa mı etmişti?
Polis sanki beynimi okumuş gibi kafasını salladı. "Kaan Kılıç bir suçluya yardım etmekten yargılanacak."
"Cidden her şeyi anlattı mı?" diye şaşkınca sorduğumda oturduğu sandalyede dikleşerek kollarını göğsünde bağladı. "Az önce bu konu hakkında bir şey bilmediğinizi söylemiştiniz."
Yalanımın ortaya çıkmasıyla yanağımın içini ısırdım. Gözlerimi kısa bir an kapattıktan sonra geri açtım. Soner polis fazla uzatmadan başka bir soru sordu. Kaan konusu hakkında bir daha konuşmadı. "Arkın Kılıç konusunu biraz daha açar mısınız Ekin Hanım?"
Ona bildiğim kadarıyla daha doğrusu Arkın'dan öğrendiğim kadarıyla gerçekleri anlattım. "Bildiğim kadarıyla ben daha lisenin başlarındayken Arkın tatil için İzmir'e gelmiş ve beni görmüş. Her ne olduysa beni takıntı haline getirmiş. Hasta ruhlu birisi o!"
Ellerim masanın üzerinde yumruk oldu. "Hasta, psikopat! Benim her adımımı takip etmiş. Evime, okuluma, okuduğum kitaplara kadar öğrenmiş! Bu organizasyonu bile o ayarlamış!"
"Nasıl yani?"
Gözlerim inatla masadaydı. "Okul müdürümüz olan Hasan Ali Göksel ile konuşarak planlanmış bir plan olduğunu düşünüyoruz." aklıma gelen şeyle hemen ekleme yaptım. "Yani düşünüyorum. Müdür ile konuşmaya gidecektim ama bir türlü elime fırsat geçmedi."
"Bir de çocuk aklınıza kendinize aksiyon mu arıyordunuz?" onaylamaz, biraz da sinirli çıkan sesi ile öfkeli bakışlarımı ona çevirdim. Sarı kaşları çatılmış, yüzünde alaycı bir ifade vardı. "Ülkenin polisi dururken sizin ne haddinize bir cinayeti aydınlatmak? Çocuk oyuncağımı bu işler?"
En az onun kadar öfkeli çıkan sesimle yüzüne eğildim. "Polise haber verince de ne olduğunu gördük. Sevgilim bir kaçık tarafından denize atıldı."
"Ve sen de canını hiçe sayarak arkasından atladın. İnsan en azından bir bedenine bakar. Hadi polis yoktu diyelim, nasıl çıkarmayı planlıyordun sevgilini denizden?" sesi git gide desibelini artırırken artık yüzünde sakinliğe dair hiçbir kalıntı yoktu.
Sorgunun başından beri sessiz olan Buket polis elini karşımdaki öfkeli polisin omzuna koydu. "Tamam, Soner. Kendine gel."
Birkaç dakika boyunca Soner komiserin sakinleşmesini bekledikten sonra sorgu devam etti. "Bize kaçırıldığın andan bahset."
Bu kısım benim hikayede utanacağım tek an olabilirdi. Hangi kaçık eceline kendi ayaklarıyla giderdi ki? Cevap:Ben!
"Bu kısım biraz karışık." dedikten sonra duraksadım. Doğru kelimeleri arıyordum. "O pislik yani Arkın arkadaşımı kaçırmıştı. O zamanlarda bana mesaj atıyordu. Polise gidemiyordum çünkü arkadaşım elindeydi. Bir gün Arkın ile bir anlaşma yaptık yani daha doğrusu o bana bir adres gönderdi. Oraya gelmemi istedi."
Nefeslendim. "O zamanlar Çağrı ile aram bozuktu ve ben bir anlık öfke ile Arkın'a mesaj yazdım. Zeliş'e karşılık ona gitmek adına."
"Doğru mu anlıyorum?" diye teyit etmek adına sorunca ona baktım. "Ortada kaçırılma falan yok."
"Benim adıma yok, arkadaşım adına var."
Bakışları elindeki dosyada oyalandı. "Arkadaşın, Zeliha Aydın." birkaç sayfa geriye geldi. "Ve Yamaç Uysal."
Yamaç daha önce ifade verdiği için onun üzerinde çok durmadı. "Arkadaşın Zeliha Aydın'da ifade verdi."
"O iyi mi?" diye hevesle sorduğumda karşımdaki iki polis göz göze geldi. Arkadaşıma ne olduğunu bilmediğimi anlamışlardı.
"Arkadaşın senden daha iyi bir durumda çıkmadı oradan." içime korkunun tohumlarını eken bu cümle oldu. "Zeliha Aydın yumurtalıklarını kaybetti ve birkaç kemiği kırıldı."
Duyduklarıma inanmak istemedim. Yalan olmasını istedim, bunun için her şeyi yapmak istedim.
Zeliş'in anne olmak ile ilgili düşüncelerini daha önce öğrenememiştim. Ama hiçbir kadın bu duyguya karşı koyamazdı. Günün birinde illaki aşık olduğu adamdan bir çocuk sahibi olmak isterdi. Zeliş'in bu isteği elinden alınmıştı.
Benim yüzümden.
Benim yüzümden Zeliş bir daha anne olamayacak, çocuğu olan annelere hep buruk bakacaktı.
Ben belki de Zeliş'ten bir hayat çalmıştım.
Kendimi iyi hissetmediğim için sorguya daha fazla devam edemedim. Başka bir gün tekrar geleceğim adına bir şeyler söylenmiş ve birkaç kağıt imzalatmışlardı. Deniz bu günü nezarethanede geçireceği için hastaneye Begüm ile birlikte gidiyorduk. Çağrı'ya gitmek için saniyeleri sayan kalbim bu sefer Zeliş adına aynı şeyi yapıyordu.
___&&___
Deniz'den...
Beynimin çarkları binlerce düşünce ile sürekli dönüyordu.
Saatlerdir aynı şekilde oturmaktan acıyan kalçamı umursamamaya çalışıyordum. Ellerimi birbirine kenetlenmiş, kollarımı dizlerime yaslayarak karşıma bakıyordum.
Gördüğün tek şey birbiri ardına sıralanmış demir çubuklardı.
Ne kadar zaman geçmişti, bir süreden sonra saymayı bırakmıştım. Saatler geçmişti. Belkide sadece birkaç dakikaydı. Emin değildim. Soğuk odada görebildiğim tek şey karanlıktı.
Beni sorguya almışlardı. Bir şeyler cevaplamıştım ama ne cevapladığımı dahi hatırlamıyordum.
Bir bedeni vurmuştum. Belki de bir ruhu öldürmüştüm.
Bu düşünce beynime yerleşen düşüncelerden birisiydi ve sürekli olarak kafamın içinde dönüyordu. Ben bir kişiyi vurmuştum.
Pişmandım. Ama o pisliğe bir kurşun sıktığım için değil, bunun için bu kadar geç kaldığım için pişmandım.
Aklıma en son sekiz gün önce Ekin ile yaptığım konuşma geldi. Eğer o gün beni odadan kovmasaydı ona sevgilisinin aslında bu oyunun bir parçası olduğunu söyleyecektim. Eğer o gün sözlerinden etkilenmeyip öfkeme yenik düşmeseydim tüm bu olanlar yine olur muydu?
Hikayenin geride kalan karakteri olmama rağmen aslında tüm olaylar benim bir cümleme bağlı olamazdı. Olmamalıydı.
Ekin'in kaçırıldığını ancak öğrenmiştim. Öğrendiğim anda ise gittiğim ilk yer Kaan'ın evi olmuştu. Onu defalarca aramama rağmen bana geri dönmemişti.
Belki de bana verdiği sözün altında eziliyordu. Bana, o pislik kuzeninin arkadaşıma yaklaşmayafağı adına söz vermişti. Ona asla inanmamıştım. Ama bu bir şerefsiz olduğu gerçeğini bir kez daha anlamamam için bir neden değildi.
Evlerine öfkeyle girdiğim anda konuşmak istediğim tek kişi oydu. Fakat işler benim tahmin ettiğim gibi gerçekleşmemişti. Daha Kaan'ı göremeden iki iri beden tarafından zorla sürüklenmiş ve bir odaya kapatılmıştım.
Neyin ne ara yaşandığını kavrayamadan iki gün boyunca o odada kalmıştım. Kapıları yumruklamam veya çığlık atmam bir işe yaramamıştı. Telefonumu elimden aldıkları için kimse ile iletişim kuramamıştım.
İki gün sadece su içmiştim. Önüme konulan yemeklerin hiçbirine güvenememiştim. Geçen günlerin ardından kaldığım odanın kapısı açılmış ve tanıdık olduğu kadar yabancı bir beden belirmişti.
Kaan'ın babası Haluk Kılıç'ı görmek beklenmedik bir şeydi. Beni gördüğü anda ilk olarak yüzünde garip bir ifade belirdi. Ardından tamamen içeri girerek karşımda durdu.
Bana karşı kurduğu ilk cümle "Demek oğlumun bahsettiği kız sensin." oldu. Doğruyu söylemek gerekirse şaşkınlığımı gizleyememiştim. Ağzım açık ona bakarken kurduğu her cümle bu şaşkınlığımı katlayarak artırıyordu.
"Siz, neden?" demiştim.
"Yeğenimin yaptığı şeyin çok yanlış olduğunun farkındayım. Ve kendi oğlum da onu koruyarak bir suça ortak oldu. Aranızda geçenleri biliyorum Deniz. Kaan bana her şeyi anlattı. Daha doğrusu arkadaşın bir diğer deyişle diğer oğlumun aşık olduğu kız kaçırıldığında bana her şeyi söyledi. İnan o da kuzeninin yaptığından habersizdi."
"Siz, ne, anlamıyorum. Beni, beni iki gündür burada tutuyorsunuz!" diye sesimi yükselttiğimde kontrolün artık bende olmadığını biliyordum.
"Yaptığımın yanlış olduğunu biliyorum ama ben de bir babayım. Bir babanın kızı için neler yapabileceğini en iyi sen bilirsin. Oğlumu polise göz göre göre şikayet etmene izin veremezdim." kurduğu cümleler içerisinde takılacağım birçok cümle vardı. Özellikle babam ile ilgili olanı.
Nasıl öğrenmişti? Annem, babam ve benim aramdaki sırrı nasıl öğrenebilmişti? Gerçi neye şaşırıyorsam! O koskoca Haluk Kılıç'tı!
Liseye ilk başladığım zamanda evim liseme uzaktı. Annemin müdiresi olduğu okul benim okulumun üstünde olduğu için çoğunlukla onunla gidip gelirdim. Bir gün okulda hem etüt hem de satranç turnuvasına kaldığım için akşam anca okuldan çıkabilmiştim. Annem beni aramış ve babamın yakınlarda olduğunu, beni onun alacağını söylemişti. Hemen babamı aradığımda bana doğru geleceğini benim de önüne gelmemi istemişti.
Tarif ettiği yere doğru adımlarken kestirme olduğunu düşündüğüm bir ara sokağa girmiştim. Bu kararım hayatım boyunca verebileceğim en kötü karar olacaktı. Kaldırımda içen iki adam bana laf atmıştı. Korksam da onlara bakmadan yürümeye devam etmiştim. Fakat birisi kolumu kavrayıp yüzümü yüzü ile aynı hizaya getirince bu sefer kaçamamıştım. O an ne dediklerini tam hatırlamıyordum çünkü kelimeler sarhoşluğunun etkisiyle dudakları arasında kaybolup gidiyordu. Diğeri ise kaldırımda oturuyor boş gözlerle bizi izliyordu.
Korkudan ölecek gibiydim çünkü bilmediğim sokaklarda yaşım daha küçükken maruz kaldığım durum kesinlikle korkunçtu. Adama bağırıp yardım istediğimde biraz aramızda itişip kakışma oldu. Yalnızca birkaç saniye sonra babam adımı seslendiğinde yaşadığım rahatlamayı asla unutamazdım. Sarhoş adam babamı görüp kolumu bıraktığında istediğim tek şey ağlayarak babama sarılmaktı. Ama bunlar olmadan babam hızla koşarak yanıma geldi ve o adama sert bir yumruk geçirdi.
Adam zaten normalde ayakta duramazken tek bir yumruk onu yere sermeye yetmişti. Babam hızla bana dönüp sorular sormaya ve iyi miyim diye yoklamaya başladığında yaptığım tek şey ağlamaktı.
Babamın sırtı o pisliğe dönük olduğu için adamın yerden kalkışını ve cebinden çıkardığı bıçağı gören tek kişi bendim.
Korkuyla bağırdığımda babam hızla baktığım yere döndü. Bıçağı görmesiyle beni arkasına alarak bir iki adım geri ittirdi. Adam bir şeyler söyleyerek bıçağı her savuruşunda korku dolu bir çığlık dudaklarım arasından akıp gidiyordu. Kaldırımdaki diğer adamsa çoktan kaçıp gitmişti.
Adam sarhoş olduğu için bıçakla yaptığı her hamle boşluğa gidiyordu. Babam bir süre temkinli bir şekilde adama yaklaştıktan sonra bıçak tutan eline doğru bir hamle yaptı. Oldukça içkili olan adam tahmin ettiğimin aksine bıçağı çok sıkıca kavramıştı. Bıçak babam ile o adam arasında gidip gelirken tek yapabildiğim yüreğim ağzımda bir şekilde onları izlemekti. Havaya karışan küfür ve bağırışmaları duymuyordum bile.
Saniyeler sonra bıçak bir bedene saplandı.
O beden sarhoş adama aitti ve bıçak babamın elindeydi.
Zaman akıp giderken sesleri duyup polise haber veren kişiler olmuştu. Polisler babamı alıp gittiğinde ve o adam ambulansa kaldırıldığında yapabildiğim tek şey donuk bir ifadeyle olanları izlemekti.
O adam beni sıkıştırmasına rağmen sarhoş oluşu nedeni ve bıçaklanan kişinin O olması nedeniyle hiçbir ceza almamıştı. Fakat babama 1 yıl 7 ay hapis cezası verilmişti.
Kaan'ın babasının "bir babanın çocuğu için neler yapabileceğini sen bilirsin" cümlesi ile kastettiği buydu. Kahrolası bu olayı nasıl öğrenmişti? Bu yaşanan şey yıllar öncesine aitti ve aile arasında bilinen bir meseleydi. Ekin ve Begüm'e bile söylememiştim.
Kısaca yeğeni ve oğullarını korumak için beni bir hafta boyunca evindeki bir odada tutmuştu. Kaçma girişimlerim yüzünden bir sandalyeye bağlandığım zamanlarda olmuştu.
Fakat bir gün her gün yemek getiren adamlardan birine sakladığım çatalı saplamıştım. Aralık kapıdan çıkıp gitmeden önce korumanın üstünden silahı almayı akıl edebilmiştim.
Gerisi çok hızlı olmuştu. Koridoru hızla geçerken evden çıkmayı başarabilmiştim. Fakat o an eve gelen Çağrı'yı görmemle duraksamıştım. Babasına Ekinin nerede olduğunu söylemişti.
Zor bela da olsa görünmeden evden çıkmayı başarabilmiştim.
Evden çıkıp gittikten sonraki ilk işim hızla otele dönüp birkaç eşya almak olmuştu. O an ise zaten Begüm gelip elimdeki silahı görmüştü. Yolda ona olanları anlattıktam sonrası ise malumdu.
Başım resmen çatlıyordu. Parmaklıklar ardında geçen dakikalar işkenceden farksızdı. Aklıma gelen düşünce ile boğazım düğümlendi. Babam bir buçuk yıl bu işkenceye nasıl dayanmıştı?
Bir cinayet işlemiş olan ben nasıl dayanacaktım?
Değer miydi diye düşünmeden edemedim. Bence kendi başımı yakmama değmezdi. Ya da değerdi bilemiyorum sonuçta yaşananlarda benimde payım büyüktü.
"Deniz Işık," işittiğim sesle hızla oturduğum sert oturaktan kalktım. Orta yaşlarındaki polis memuruydu adımı söyleyen. "Ailen geldi, görüşmen var."
Bundan sonrası benim için en zor olandı.
FİNİTOOOOOOO
BÖLÜM hakkınsa diyeceğiniz bir şey var mı aşklar bu bölümde bir yerde mantık hatası yaptım gibi geliyor ama tam olarak anlayamıyorum da nerede
Neyse ne diyeceğim, ne kadar sözlerimde duramayan birisi olsam da bölümleri elimden geldiğince hızlı yazmaya çalışacağım en azından bunun sözünü verebilirim.
Belki merak ediyorsunuzdur diye söylüyorum youtube kanalımı kapattım. Bir nedeni yok. Aslında var ama nasıl anlatılır bilmiyorum. Duygusal boşlukta olduğum bir zamandı ve bu karar ne kadar doğruydı emin değilim
Ama Bookstagram olan bir arkadaşım var bazen video yapması adına sözleşiyoruz isterseniz instagram hesabını da verebilirim
Kitaplarımın ne kadar okunması benim için artık önemli değil tabii siz okudukça ben çok mutlu oluyorum ama artık sadece içimdeki şeyleri dökmek adına yazacağım.
Arka planda kurguladığım iki kurgu daha var biri karanlık biri aydınlık diyebilirim hangisini ilk yazarım belli değil bu da size küçük bir spoi olsun
Ee diyeceklerim bu kadardı bir sorunuz olursa sormaktan çekinmeyin seviliyorsunuz 😝😜❤
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 5.65k Okunma |
965 Oy |
0 Takip |
41 Bölümlü Kitap |