39. Bölüm

-35-

Öylesine Biri
nisanur_0n9nn

Dayanamadım yayımladımm. İyi okumalar. Satır arasına yorumlar.

 

 

 

"Demek ki her şey planlıymış."diyen Ali Bey'i onayladım. Geçtiğimiz günlerde çözmeye çalıştığımız dosya çözülmüştü. Bugün bir adam gelip maktulün arkadaşı olduğunu, elinde bir video olduğunu ve arkadaşının bunu öldükten sonra emniyet amirliğine izletilmesi gerektiğini söylemişti.

 

Videodaki kişi maktulün kendisiydi. Madde kullandığını ve sonu gelirse bu sebepten dolayı olacağını söylüyordu. İntihar ettiği gün kamera kayıtlarını hacker arkadaşına sildireceğini ve bu konunun mahkemede bir dosyaya konu olmamasını istediğini. Ailesi ve arkadaşlarından bu durumdan dolayı utandığını söyleyip bitirdiği bir video izlemiştik.

 

Böyle bir durumda dosya düşer dava kapanırdı. Dosyaya imzamı attıktan sonra kalemime verdim götürmesi için. Hayat gerçekten ilginç bir yerdi.

 

...

 

"Sayın hakim iki tarafta delillerini sunmuştur ancak Banu Hanım'ın aldığı görüntü ve ses kayıtları delil olmadığı gibi bir suçu teşkil etmektedir." Saatlerdir süren mahkeme bir boşanma dosyasıydı.

 

Çekişmeli süren bu davada Banu Hanım aldatılan taraftı. Aldatma görüntülerini ve ses dosyalarını delil olarak sunmak istedikleri için haksız duruma düşme ihtimali de vardı.

 

"Karar! Davalı tarafların boşanmasına, her iki çocuğun velayetinin davacı Banu Biçer'e verilmesine, baba Harun Biçer'in çocukları haftada bir gün anne kontrolünde görmesine karar kılınmıştır. Buna ek; Banu Biçer'in aylık 20 bin Türk lirası nafaka almasına, çocuklarına kişi başı olarak 3 bin Türk lirası nafaka vermesine karar verilmiştir.

 

Banu Biçer'in sunduğu görüntü ve ses kayıtlarının delil olmaması ve suç olması dolayısıyla 50 bin Türk lirası tazminat ödemesi karar kılınmıştır.

 

Duruşma bitmiştir."

 

Oradaki kimseyi beklemeden hızla çıktım mahkeme salonundan, saatler süren bir duruşmaydı ve ben çok sıkışmıştım.

 

Hızlıca tuvalete girince derin bir nefes aldım. Altıma yapsaydım çok rezil olurdum. Sonuçta benim bu adliyede bir namım vardı.

 

Tuvaletten çıkıp odama doğru giderken sorguya gelecek bir hırsızı çağırdım eş zamanlı olarak. Ne diye hırsızlık yapıyordu anlamış değildim.

 

Trabzon'un çivisi çıkmış olmalıydı. Eskiden bu kadar suçlu yoktu.

 

Ben odama girdikten kısa bir süre sonra getirilen zanlıyla yerimde dikleştim. "Koca bir marketi bir gecede soymuşsun. Tek başına mıydın?"

 

"Bakın vallahi beş kuruş param yoktu. Çocuklarım evde aç bekliyordu ne yapsaydım. Bak savcı eve gittim bugün yemek videosu görmüşler canları çekmiş alamıyorum, param yok, beş kuruşum yok. İşe girmeye çalışıyorum deneyimin yok diyip almıyorlar.

 

O almıyor deneyimin yok diye, diğeri almıyor deneyimin yok diye. Kimse şans vermiyor ki çalışmama. Deneyim deneyim diyip duruyorlar ya onlar işe almazsa nasıl deneyimim olacak benim.

 

Şu anasını sattığımın dünyasında bir dilencilik yapmadığım kaldı çocuklarımın karnını doyurmak için. Onu da çocukların arkadaşları görür de onları utandırır diye yapmıyorum."dediğinde sessiz kaldım.

 

Hayat adil değildi ve bunu her defasında yüzümüze vurmaktan çekinmiyordu.

 

Kiminin binbir çabayla ulaştığı yere bir başkası elini uzatsa sahip olabiliyordu.

 

Kiminin en iyi hali en büyük hayali bir başkasının en kötü hali olabiliyordu.

 

Derin bir nefes aldım. "Çocuklarına kim bakıyor şimdi?"

 

"Hanım bakıyor o da bakabildiği kadar, geçen yaz yevmiye almak için çaylığa gittiğinde bacağını yılan soktu. N'aptılarsa kurtaramadılar bacağını. Dizinin üstünden aldılar."

 

Bir elim güç almak istercesine karnıma gittiğinde hafifçe okşadım. "Kaç yaşında çocuklar?"

 

"Kızım 5, oğlum 7 yaşında."

 

"Okula gidiyorlar mı?"

 

"Oğlum köydeki ilkokula gidiyor da küçüğü anasınıfına göndermedik. İstedikleri malzemeler 2-3 bin lirayı buluyordu. Alamazdım, almasam diğer çocuklar yaparken benimki orda garip garip bakacaktı."

 

Başımla onayladım. "Yapmaman gerektiğini biliyordun. Az ceza alman için ne gerekiyorsa yapacağım ama yine de bir kaç ay olsa da yatıp çıkarsın."dedim doğruları söyleyerek.

 

Sessiz kalmasıyla kalemime döndüm. "Bitirebilirsin."

 

"Bize biraz müsade eder misin? Ben seni çağıracağım." dediğimde hızlı bir onaylama sonrası odadan çıkmıştı.

 

Yerimden kalkıp karşımdaki koltukta oturan adamın, karşısındaki koltuğa geçtim.

 

"Bak Hüseyin, buradan mahkemeye sevk edileceksin ama yardımcı olacağım. Sen içerideyken çocuklarına yardım edeceğim.

 

Şu an bir savcı olarak değil halktan biri gibi düşün beni. Çocukların üniversite dahil tüm eğitim ve sağlık masraflarını biz karşılayacağız. Size de aylık olarak gıda temini yapılacak."dediğimde başını kaldırıp bana baktı. "Ciddi misin savcı hanım?"

 

Başımla onayladım. "Ciddiyim. Aylık bursta verilecek."dediğimde yüzünde oluşan gülümsemeyle başını salladı.

 

"Allah senden razı olsun savcım, Allah seninde çocuklarının yüzünü güldürdün inşallah."dediğinde yutkundum. "Amin." Ağzımdan fısıltı şeklinde çıkan kelimeyle ayağa kalktım.

 

Bir kaç dakika sonra karışımdaki adam polisler eşliğinde götürülürken tekrar koltuğuma geçtim. Ayağımdaki topukluları çıkartıp zemind bastım.

 

Ellerim karnıma giderken yavaş yavaş okşadım. Yorulmuştum.

 

Aklıma gelen şeyle saate baktım mesaimin bitmesine 5 dakika kalmıştı. Ayağa kalkıp tekrar ayakkabılarımı giydim. Masamı toparlarken kapı tıklandı "Gir!" iznimden sonra açılan kapıyla oraya dönüm. "Gelebilir miyim savcım?" Kapıdan giren Barlas'la yüzümde derin bir tebessüm oluştu.

 

"Tabii ki!"

 

Yanına gidip kocaman sarılırken onu bir kaç saatte bu kadar özlemiş olmam tuhaftı.

 

Belki bunda yarın göreve gidecek olmasının da etkisi vardı.

 

Ayrıldıktan sonra "Dur çantamı alayım da çıkalım." Diyerek masamın diğer tarafına yöneldim. Çantamı alıp her şeyimi yanıma aldığıma emin olduktan sonra odamın kapısını kapattım. Barlas elimi avucuna almışken birlikte adliyeden çıkıyorduk.

 

Gören bir kaç kişi bana selam verirken bende aynı şekilde karşılık veriyordum. "Yoruldun mu bugün?" Başımı olumsuz anlamda salladım. "Çok değil ama aşırı açım."dediğimde kaşları çatıldı.

 

"Yemek yemedin mi tüm gün?"

 

Kızacağını biliyordum çünkü hep bu şekildeydi. Sadece kahvaltıda yediğim küçük simit ya da poğaçalarla duruyordum tüm gün.

 

Ama canım başka bir şeyler yemek istemiyordu. Omuz silktim sessiz kalıp. Derin bir nefes alma sesi duyduğumda ondan tarafa bakmadan arabasına bindim.

 

Yarın göreve gideceği için bugün izinliydi ve sabah o bırakmıştı o yüzden kendi arabam burada değildi.

 

"Ya konuşmayacak mısın benimle?"dediğimde sessiz kaldı.

 

"Gerçekten yemek yemedim diye trip mi arıyorsun?"bakışları beni bulduğunda sinirli olduğunu anlamıştım ama beni kırmamak için susuyordu biliyordum.

 

"Umay, karnında çocuğumuz var. Gelişmesi için annesinin de iyi beslenmesi gerekiyor farkında mısın? Her gün geliyorum bakıyorum hiç yemek yemiyorsun. Aç değilsen bile karnındaki çocuğumuz için yemen gerekiyor." Peşpeşe sıraladığı cümlelerle dudağımı ısırdım.

 

Sinirlenince çok seksi oluyordu.

 

"Acıkmıyorum ama."

 

"Çünkü bir yemek düzenin yok. Saatler birbirine girdiği için acıkman gereken saatlerde tok oluyorsun." Haklıydı. Bazen akşamları yemek yemeyip gece acıkıp yiyordum bu yüzden sabah kalktığımda aç olmuyordum.

 

Öğle yemeği saatinden önce tekrar acıkıp yiyince bu seferde öğle yemeği kalıyordu. Derken böyle böyle hepsi birbirine giriyordu.

 

"Ve yemekten sonra sana bir saat uyuma dememe rağmen uyuyorsun. Ne kadar zararlı yaptığın şey farkında mısın?"dediğinde dudaklarım büzüldü.

 

Gerçekten hiç dikkat etmiyordum. Ya bebeğim gelişemezse.

 

"Üzülme. Dikkat et bundan sonra ama."diyerek arabayı durdurduğunda geldiğimiz yere baktım.

 

Ev yemekleri olan bir restorandı. İndiğimde elimden tutup içeriye doğru giderken cam kenarı bir masaya oturduk.

 

Menüye bakınca karnımın guruldaması kaçınılmaz olmuştu. Çok güzel yemekler vardı.

 

"Kremalı tavuk çorbası, kurufasulye ve bulgur pilavı istiyorum. Yanına yoğurtlu semizotu salatası ve portakal suyu."Evet yine her şeyi katıp karıştıracağım bir yemek olacaktı ama hepsi güzeldi ve hepsini şimdi yemek istiyordum.

 

Barlas başıyla oynayıp her ikimizinde siparişini verdi. Aklıma gelen şeyle çantamdaki not kağıdını çıkarttım.

 

Yardım edeceğimiz ailenin numarası vardı son dakika unutmamak için yazmıştım.

 

Tek başıma yardım edemezdim ama koskoca Sözer Holding vardı bir tarafta, birçok kişiye de yardım ediyorlardı zaten vakıfları sayesinde.

 

Barlas uzattığım kağıda bakarken "Bu aileye yardım edeceğine söz verdim. Ama tek başıma halledemem."dediğimde onayladı. "Nasıl bir aile?"dediğinde kısaca anlattım.

 

"Tamam, bizim vakıfların başında İlayda duruyor ona atarım o halleder." masanın üzerindeki elimi tutup dudaklarına götürdü. Küçük bir öpücük bırakırken "Kalbini severim senin."demesiyle güldüm.

 

Yemeklerimiz geldiğinde büyük bir iştahla yemek yemeye başladığımda Barlas'ın tabağındaki Havuç tarator çok güzel görünüyordu.

 

Bakışlarımı görmüş olacak ki tabağı ortaya koydu. "İstediklerini alabilirsin bakma öyle."demesiyle canıma minnet bir şekilde aldım.

 

Her şey güzel gidiyordu.

 

Birlikteydik.

 

Mutluyduk.

 

...

 

Yarın İlayda'nın düğünü vardı ama bu sabah Barlas gidiyordu ve ben uyandığımdan beri ağlıyordum.

 

Bebeğinizden sonra ilk kez ülke dışında göreve gidecekti ve korkuyordum.

 

"Güzelim, sen böyle ağlamaya devam edersen benim aklım daha çok burada kalır. İlk kez gitmiyorum ya yavrum."omuz silkip daha çok sarıldım.

 

"Gitme bu sefer."dediğimde güldü. " Umay, küçük bir bebek mi oldun sen bugün he güzelim. Nasıl gitmeyeyim."diyip boynumu derince öptü.

 

"Bak hemen gidip geleceğim. Hiç bir şey olmayacak tamam mı?"dediğinde uzaklaşıp saçlarımı yüzümden çektim.

 

"Söz ver. Sapasağlam geri geleceğine söz ver."dediğimde alnımdan öptü.

 

"Söz. Barlas Sözer sözü. Senin için ve bebeğim için sapasağlam geleceğim."dediğinde derin bir nefes aldım.

 

"Tamam hızlı olmaya çalışın ama."dedim son kez sarıldıktan ve derin bir öpüşmeden sonra evden çıktı.

 

Ve ben yine salya sümük ağlamaya başladım. Ben hamilelikten önce bu kadar duygusal değildim.

 

Birden ağlamam durdu ve sinirim daha önce plana çıktı. Niye duygusaldım ben.

 

Sinirle odaya gidip valizimi çıkarttım. Kıyafetlerimi ve bir kaç bebek gelişimi kitabını da koyuo kapattım. Zil sesiyle Hülya Hanım'ın geldiğini anladım.

 

Kendisi sırf uçakta yalnız kalmayayım diye buraya gelmişti. Tabii Sözerlerin özel uçağıyla gelmişti onunla gidecektik.

 

İlk kez özel uçağa binecektim. Düşüncelerimden sıyrılıp kapıyı açınca Hülya Hanım bana yüzündeki gülümsemeyle bakarken arkasında siyah takım elbiseli bir adam vardı. Şoförleri olduğunu hatırlıyordum düğünde görmüştüm.

 

"Ağlamışsın, gözlerin kıpkırmızı olmuş."dediğinde omuz silktim. "Barlas gitti çünkü." Dediğimde içeriye girip bana sarıldı. "Gelecek geri. Üzülme." Bunu derken benden daha çok korktuğunu ve endişelendiğini biliyordum. Çocukları konusunda çok hassastı.

 

Benden ayrılıp kapıdaki adama döndü. "Kaan sen bekle birazdan geleceğiz." Diyerek kapıyı kapattı.

 

"Hazırladın mı valizini?"dediğinde başımla onayladım. Odaya gidip çantamı ve valizimi aldım. Beni görünce valizi elimden aldı. Çıkmak üzereyken "Siz çıkın ben hemen geliyorum."diyerek tekrar odaya girdim. Yavaş adımlarla yatağa gidip Barlas'ın yastığına başımı koyduğumda kokusunu aldığımda tekrar gözlerim doldu ama akmadı bu defa göz yaşlarım.

 

Bir kaç saniye sonra yavaşça kalkıp elimi karnıma koydum. "Baban hemen geri gelecek bebeğim, şimdi bizde halanın düğününe gidiyoruz. Eğleneceğiz."diyerek ayağa kalktım.

 

Odanın kapısını kapatırken son kez odaya bakıp kapıyı kapattım. Hülya Hanım kapıda beni bekliyordu.

 

"Aç değilsin değil mi? Yemek yedin?"başımla onaylayıp kapıyı kapattım. Spor ayakkabılarımı giyip asansöre ilerledim.

 

Sonrasında havaalanına gitmiş özel pistteki uçağa ilerlemiştik.

 

Siyah ve çok güzel olan bir uçaktı. Merdivenlerden çıkarken uçağın yan tarafında gördüğüm yazıyla adımlarım durdu.

 

Umay

 

Kaşlarım çatılırken Hülya Hanım'a seslendim. "Miden falan mı bulanıyor, erteleyebiliriz uçuşu."dediğinde başımı olumsuz anlamda salladım. "Hayır... Orada neden benim adım yazıyor."derken yazıyı işaret etmiştim.

 

"Ah hiç fark etmemişim ama tesadüfe bak. Bu uçak Barlas'ın uçağı. Eski kökenli Türk isimleriyle çok ilgiliydi lise zamanları. Umay çocuk ve kadınları koruyan bereket ve koruyucu tanrıça demek olduğu için uçağa yazdırmıştı.

 

Kader sizin için daha önceden planlamalar yapmış, birbirinizin kaderinde o zamandan beri varsınız buda ufak bir işaretmiş aslında."dediğinde hayretler içinde bu duruma bakıyordum.

 

Nasıl bir denk gelişti bu böyle.

 

Ya da Hülya Hanım'ın da dediği gibi kader bizi bir araya getirecek planlarını çok önceden planlamıştı.

 

"Başka bir isim var mı?"dediğimde biraz düşündü. "Uçağın diğer tarafında yine aynı yerde Arhan yazıyor. Dürüst hükümdar demek." dediğinde başımla onayladım.

 

Ama sanırım hiç bir zaman bu denk gelişi aşamayacaktım.

 

Uçağa binince Hülya Hanım bir şey isteyip istemediğimi sormuştu ve bilin bakalım ben ne istemiştim.

 

Limonata.

 

Nasıl bulduklarını bilmiyordum ama hemen gelmişti.

 

İstanbul'a giderken bebeğimle tek başıma ilk uçak yolculuğum olmasının heyecanıyla bulutların üzerinden şehri izliyordum.

 

.

 

.

 

.

 

Nihayet Sözer Malikesine gelmiştik. Daha önce gelmemiştim. Dışardan bakınca çok büyük ve şatafatlı olduğu belliydi. Denize sıfır bu evin belki de en sevdiğim özelliği denizle olan yakınlığıydı.

 

"Kaan sen valizi alıp gelirsin."

 

Hülya Hanım'ın sesiyle ona döndüm. Yanıma gelip "Hoşgeldin evine."dediğinde gülümsedim.

 

İçeriye girince büyük koridorun tam karşısındaki alt kata inen merdiven, yanlarında da iki tane yukarıya çıkan merdiven vardı.

Yukarıya çıktıktan sonra Hülya Hanım bir odanın önüne getirdi. "Burası Barlas'ın odası."dediğinde heyecanla kapıyı açtım. Nasıl bir odası olduğunu merak ediyordum.

 

"Lisedeyken kendi elleriyle yapmıştı her şeyini."büyük bir beğeniyle odaya bakıyordum.

 

Çok sportif bir şekilde dizayn edilmişti. Çatı katı olduğu için yatağının üzerine denk gelen kısım cam tavandı.

 

Odanın ortasında bulunan kum torbası-

 

Fantezilerini kendine sakla.

 

İç sesime göz devirip odanın diğer köşesine duran bateriye baktım. "Barlas bateri çalabiliyor mu?"

 

"Evet, bir kaç tane müzik aleti çalıyor. Özel ders aldırmıştım. İlayda ve Barlas'a."

 

Yan taraftaki kocaman kitaplıkta bir çok kitap vardı. Sadece Türkçe değil. İngilizce, italyanca, Fransızca, Rusça.

 

Kocan olay tadını çıkar.

 

İçten içe gülerek odayı gezmeye devam ettim bu sırada İlayda gelmişti. "Hoşgeldin. Nasılsın?"

 

"İyiyim, sen? Yalnız bırakamazdık seni."diyerek elimi karnıma koydum. Gülerek yanına gelip elini karnıma koydu.

 

"İyi yaptınız. Ben şimdi gideyim son bir kaç işim var gelirim sonra yanınıza."

 

O yanımızdan ayrılırken Hülya Hanım "Birazdan son prova için gelecekler yemeğin buraya gelir. Özel olarak istediğin bir şey var mı?"dediğinde başımı olumsuz anlamda salladım.

 

Yorgundum bir an önce yemeğimi yiyip uyumak istiyordum.

 

"Tamam öyleyse. İyi geceler şimdiden. Bir sorun olursa gelmekten çekinme. Bir alt kattaki en son oda." Dediğinde onaylamamla odadan çıkmıştı.

 

Giyinme odasına girip baktığımda rafların boş olduğunu gördüm. Şimdi kesin olarak anlamıştım. Barlas bu evden bir daha gelmemek üzere gitmişti.

 

İç çekip odaya döndüm. O sırada kapı tıklanmış ve evdeki yardımcılardan biri tepsiyle içeriye girmişti. "Umay Hanım. Yemeğinizi getirdim."

 

"Teşekkürler masaya koyabilirsiniz." derken valizimi açıyordum. İçinden şort ve Barlas'ın tişörtlerinden birini aldım.

 

Kadın odadan çıktıktan sonra üzerimi hızla değiştirip yemek yemeye başladım.

 

Biftek, pirinç pilavı, mercimek çorbası ve bir kaç meze vardı. Ama en önemlisi limonata vardı.

 

Ben yemeğimi yemiş, her gece olduğu gibi cilt bakımımı yapmış oturuyordum. Çok uykum olmasına rağmen.

 

Çünkü Barlas yemek yedikten sonra en az bir saat geçmeden uyumamam konusunda kesin bir şekilde uyarmıştı.

 

Bir saatin artık geçtiğini düşünürken artık gözlerimi açık tutamadım ve uykuya daldım.

 

.

 

.

 

.

 

 

Elbisemi giymiş, makyajımı yapmış, gümüş takılarımı da taktıkdan sonra hazırdım.

 

Düğün lüks bir oteldeydi ve elbisem buna uygundu bence. Barlas'ın görse delireceği göğüs dekoltesi tam olmuş ve hoş görünüyordu.

 

Düğünün yapılacağı otele gelince Hülya Hanım koluma girmişti. Destek verilmesine pek ihtiyacım yoktu.

 

Yalnızım diye garip garip oturan insanlardan değildim genellikle gittiğim ortamlarda yalnızda kalmazdım zaten, birileri yanıma gelirdi.

 

En öndeki masalardan birine oturup beklemeye başladım. Nikah kıyılmış klasik müzik eşliğinde dans edenler vardı.

 

Valse çaldığında huzurla dinledim. Seviyordum.

 

Başka bir şarkı geldi dinledim.

 

En son sıkıldım ve dışarı çıkmaya karar verdim.

 

Sıkılmıştım.

 

Hava almalıydım.

 

Dışarı çıkınca biraz da olsa temiz hava iyi gelmişti. Denizin kenarında doğru gidip sessizce boğazı izlemeye başladım.

 

Yaklaşık 10 dakika boyunca orada durdum ve denizi izledim.

 

Telefonumun çalmasıyla çantamdan çıkardım. Barlas'ın aradığını görmemle güldüm. İlk fırsatta arayacağım demişti.

 

"Sevgilim?"

 

"Alo. Ben binbaşı Harun Alp..." Bir sessizlik oldu.

 

Acı bir sessizlik.

 

Elim boğazıma gitti. Derin bir nefes almaya çalıştım.

 

"Barlas nerede?"

 

"Barlas şehit oldu. Başınız sağolsun."

 

Gerisi tamamen uğultudan ibaretti. Derin derin nefesler almaya çalışırken geriye doğru sendeledim.

 

Elim karnıma giderken etraf bulanıklaşıyordu. Aldığım nefesler yetmiyorken her yerde üzerime üzerime geliyor gibiydi.

 

Hülya Hanım'ın sesini duyduğumda tepki veremedim. Panik ayağım yoktu. Panik atak mıydı bu yaşadığım?

 

Yoksa şokta mıydım?

 

"Umay duyuyor musun beni?"

 

Evet demek istedim ama dudaklarım bile kıpırdamadı.

 

Sesim çıkmadı.

 

"Umay!"

 

"N'oluyo"

 

"Duyuyor musun Umay!"

 

"Su getirin!"

 

"Ba-Barlas..." diyip geriye doğru giderken birinin beni tuttuğunu hissettim. Hülya Hanım'ın gözlerindeki o paniği görürken hâlâ tepki veremiyordum.

 

Bağırmam, çığlık atmam gerekiyordu.

 

"Umay Barlas'a n'olmuş!?" Telaşlı sesiyle gözümden bir damla yaş aktı.

 

"Ö-ölmüş."

 

Sonrasında Hülya Hanım'ın şokla bana bakması, öylece kalışı...

 

Ve benim acı çığlığım.

 

Söz vermişti.

 

Gelecekti.

 

Son kez mi almıştım onun kokusunu...

 

🌊🌊🌊

 

Helloooo💃🏼💃🏼💃🏼 ay çok sevdim bu bölümü. Lütfen satır arasına yapın yorumlarınızı.

 

Bölüm : 10.01.2026 20:27 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...