42. Bölüm

-38-

Öylesine Biri
nisanur_0n9nn

Bu bölümde geçen soruşturma, Sandra Cantu vakasından esinlenerek yazılmıştır.

 

 

 

 

 

 

2 HAFTA SONRA

 

Aynadan son kez kendime bakıp hazır olduğuma kanaat getirince evden çıkmak için kapıya ilerledim.

 

Acil ve önemli bir vaka için olay yerine gitmem gerekiyordu dün gece haber gelmişti. Üstün körü olayı öğrenmiştim ama gidip görmem gerekiyordu.

 

Üzerime siyah bir kot pantolon ve gömlek giymiştim. Rahat olmak için.

 

Deniz'in mamasını koyup evden çıktım. Gideceğim yer daha doğrusu olay yeri Trabzon'un dışında villalardan oluşan küçük bir yerdi. Sessiz sakin bir yerdi zaten oradaki ailelerde Trabzon'un en zenginleriydi. Yaklaşık 1000 kişilik bir nüfusu vardı sanırım.

 

Bir kız çocuğu kaybolmuştu. Hemde evinin önünde oynarken. Umarım sağ salim bulurduk.

 

Bir buçuk saatlik bir yolun sonunda gelmiştim bölgeye. Birçok polis ekibi toplanmış araştırmalar yapıyordu. İşin içerisinde dedektiflerde vardı ve ne yalan söyleyeyim ilk kez dedektif görüyordum.

 

Savcı ruhsatımı gösterip yanlarına ilerlediğimde bakışları bana döndü. "Cumhuriyet Savcısı Umay Sözer. Olayı öğrenebilir miyim?"

 

"Savcım çocuk oyun oynamak için dışarı çıkıyor. Yarım saat sonra bir yöne doğru ilerliyor bir daha da ortada gözükmüyor. Kameralarda da gittiği görüntüden itibaren herhangi bir kayıt yok."

 

"Çevredeki diğer evlerin kameraları."

 

Başını olumsuz anlamda salladı ümitsizce. "Maalesef savcım. Hiç birinin görüş açısına girmiyor." Dediğinde kaşlarım çatıldı. Etrafa göz attığımda hemen hemen her evin kamerası olduğunu gördüm. "Çok fazla kişi yaşamıyor hiç kimse görmemiş mi?"

 

"Görmemişler, zaten birçoğu o saatlerde mahallede olmuyormuş akşam 19.00 gibi mahalleli işlerinden dönmeye başlıyormuş. Çocuğun kaybolma saati 16.37 aslında en son görüntüsü."

 

"Şüphelileri ve tanıkları sorguladınız mı?"arka tarafama baktığımda bir grup hâlâ kamera görüntülerini izliyordu.

 

"Evet savcım başladık. Baba işteymiş anne evde o saatlerde duşta olduğunu söylüyor. Evin içindeki kamera görüntüleri bunu onaylıyor."

 

"Tamamdır komşulara da sormaya devam edin belki bir arkadaşı falan görmüştür."diyerek kamera görüntülerini izlemek için arka tarafa doğru ilerledim.

 

8 yaşındaki Mine vardı görüntüde. Evin önündeki merdivenlerde tek başına oyun oynuyordu. Aradan 20-25 dakika geçtikten sonra birden arkasına dönüp bir yere bakıyordu bir kaç saniye sonra kalkıp oraya doğru ilerliyordu ve Mine'nin son görüntüleri bunlardı.

 

Tek tek diğer evlerin kamera kayıtları da incelendi ama hiç bir şey ortaya çıkmadı.

 

Annesi ve babası sorguya alındı oradan da hiç bir şey çıkmadı. Etraftaki komşu evlerden de bir şey çıkmadı.

 

Saatler geçmişti ciddi anlamda saatler. Sabah 8'de buradayım şu an tam 8 saattir de buradaydım.

 

Verdiğimiz yemek arasından sonra tekrar işe dönecektik. Suyumu içerken telefonumun çalmasıyla arayanın Barlas olduğunu gördüm. "Efendim sevgilim?"

 

"Güzelim ne yapıyorsun, nasıl hissediyorsun kendini?" Görevdeydi 3 gündür ve ben dün bayağı mide bulantılı bir gece geçirmiştim bunun için meraklandığını biliyordum.

 

"İyiyim, olay yerindeyim sabahtan beri. Senin ne zaman döneceğin belli mi?" Dediğimde "Yarın gece kollarımdasın."demesiyle tebessüm ettim. Çok uzun süre kalmasa bile özlüyordum.

 

"Bekliyoruz seni."dediğimde hem bebeğimi hem kendimi kastettiğimi bildiğinden dolayı güldü. "Geleceğim iki güzel bebeğim."dediği sırada mahalleye giren diğer polis aracıyla arama köpeklerinin getirildiğini anladım.

 

"Sevgilim benim geri dönmem gerekiyor sonra mutlaka konuşuruz tamam mı?"dediğimde "Konuşuruz yavrum dikkat et ikinize de."güldüm.

 

"Seviyorum seni."

 

"Bende seni."

 

...

 

Arama köpeklerine Mine'nin kıyafetleri koklatılmış ve tekrar bir arama başlatılmıştı. Ama bütün köpekler Mine'nin kameralarda gittiği gözüken yere doğru gidiyor bir metre sonra duruyorlardı. Sanki çocuk oraya gittikten sonra bir anda ortadan kayboluyor gibiydi herşey.

 

Dedektifler her yerde iz arıyorlardı saatlerdir. Yeni bir gelişme olmuş olacak ki herkes bir anda bir yere doğru koştu. Bir kadın evinin camının bir anda kırıldığını ve taşa sarılmış bir not kağıdı bulduğunu söylemişti.

 

Notta küçük bedenin her yere sığabileceği ve aradığımız kişiyi yanlış aradığımız buradan 10 kilometre uzakta olduğu yazıyordu.

 

Ekipler görevlendirildi 10 kilometreye kadar uzatıldı arama bölgesi. Kadın sorguya alındı. Çünkü neden onun evine atıldığı gibi büyük bir şüphe vardı ortada. Kadının adı Melike'ydi orta yaşlarda bir kadındı.

 

Hiç bir sabıkası yoktu. Kendi halinde yaşayan biriydi. Ama neden onun evine gelmişti o not.

 

Aklıma gelen şeyle tekrar kamera kayıtlarını inceleyen ekibin yanına döndüm.

 

"Mine'nin dışarda oynadığı saatlerde mahalledeki tüm görüntüleri açar mısınız?" Dememle hemen dediğimi yapmalarıyla pür dikkat ekrana odaklandım.

 

O saatte dışardan kim varsa hepsi şüpheli olmalıydı belki dışarı çıkmışlardı ve o esnada çocuğu kaçırmışlardı.

 

Saatlerce bütün görüntüleri tek tek izledim. Gözlerim acırken peşpeşe kırptım. Kesin kıpkırmızı olmuşlardı.

 

"Umay Hanım, görüntüleri inceleyeceğiz aynı saatlerde mahallede gezen herkesi sorguya alacağız." Diyen kişi dedektifimiz Jacob Bey'in kendisiydi.

 

Başımı olumlu anlamda sallayıp "Bende aynı şeyi düşündüm. Baktım hatta kayıtlara. Üç kişi var, mahalleye giriş çıkış olmamış. "Melike Yüksel, Ahsen Kolivyar, Burak Sayar."dediğimde hızla bu kişiler sorguya alındı. Melike denen kadın her yönden şüpheli çıkıyordu ama inkar ediyordu.

 

Anlayamamıştım. Öğretmendi, bugüne kadar hiç sabıkası yoktu, mahalleli tarafından iyi olarak tanınıyordu.

 

Ahsen, doktordu o saatte çıkıp nöbete gitmişti. Hastane kameraları alınmış ve orada olduğu hatta saatlerce ameliyathanede olduğu doğrulanmıştı. O değildi.

 

Burak, arabasını bakıma götürmüştü telefon sinyalinden orada olduğu doğrulanmıştı.

 

Melike, okuldaydı. Telefon sinyalinden doğrulanmıştı.

 

O zaman bu çocuk neredeydi.

 

Kim götürmüştü.

 

Yanımdaki organize İşler şube komiserinin telsizinden sesler gelmesiyle dinlemeye başladım.

 

Merkezden geliyordu ve biraz önce bir ihbarda bulunulduğu söyleniyordu.

 

Mine'nin kaybolurken üzerine olan tişörtü, nehirin denize döküldüğü dentaya yakın bir çöplükte bulduğunu söylemişti şahıs.

 

Hızla bir polis ekibi gönderildi oraya. Tişörtten DNA testi yapıldığında olumsuz çıkmıştı. Mine'nin değildi.

 

Çöplükte detaylı bir inceleme başlatıldı ve oraya yakın ormanlık alanda ağaçlar arasına gerilmiş bir çarşafta deltanın olduğu yerin adresi vardı.

 

Aynı zamanda Melike Yüksel evindeki bavulun ortadan kaybolduğunun haberini vermişti.

 

Bu kadın ne işler çeviriyordu bilmiyordum, girdiği her sorguda normal bir şekilde cevaplayıp çıkıyordu.

 

Kaşlarım çatıldı olduğum yerde. Sorguya neden ben girmiyordum.

 

Umay Oflaz değil miydi tüm sorgularda istediği cevapları alıp çıkan.

 

Hızla Melike'nin yanına ilerledim.

 

"Müsade edin." Polisler yanımızdan ayrılınca karşısındaki sandalyeye oturdum.

 

"Söylediğim her şeye tek tek cevap vereceksin şimdi." Diyerek telefonumdan ses kaydını başlattım.

 

"Bavulun evde neredeydi?"

 

"Depoda duruyordu."

 

"Bavulunu ne yapacaktın ki depoda olmadığını fark ettin. Ben işin olmadığı sürece valizimi aramam. Bir yere mi gidecektin?"dediğimde rahat bir ifadeyle bana bakıyordu.

 

"Ben hatırlamıyorum ama işim vardı." Dediğinde güldüm. "Yok, sen gayet iyi hatırlıyorsun neden o bavulu aradığını ama söylemek işine gelmiyor."

 

Söylediklerimle birlikte başını olumsuz anlamda salladım. "Büyük delta nerede biliyor musun? Nehirin denize aktığı yer. Büyük bir orman var hatta."dediğimde başını olumsuz anlamda salladı.

 

Aklıma gelen şeyle içten içe güldüm. E bende zor kullanırdım. "Okula çok yakın bir yerde... Neyse, sorgu bitti şuraya çok hızlı bir şekilde adını soyadını, doğduğun şehri, anne baba adını yaz."diyerek bir kağıt kalem verdim.

 

Hızla başıyla onaylayıp dediklerimi yaptı. Kağıdı alıp inceledim. Telefonumu çıkarıp ormanda bulunan yazıyla karşılaştırdım.

 

Anne adı: Jale

 

Oradaki yazı değiştirilmişti ama j harfini yazarken hem üstüne çizgi çekiyor hemde nokta koyuyordu. Aslında ikisinden biri yapılırdı ama o ikisini birden yapıyordu.

 

Kaçırdığı ufak detay buydu.

 

"Bavulun bulunmuş şimdi haber geldi." Dediğimde başını kaldırdı hızla.

 

"A ne güzel. Nerede?"

 

"Sence?" dediğimde omuz silkti.

 

"Deltada bulunmuş, nasıl gitti ki senin bavul oraya... A a yoksa sen bugün okuldan kısa bir süre ayrılmış bavulunu oraya yanlışlıkla bırakmış olabilir misin?"dediğimde başını sağa sola salladı.

 

"Hayır hayır ben tüm gün okuldaydım."güldüm. "Okul sabah 8 de başlıyormuş, akşam etütler olduğu için 18.00 da bitiyormuş. E sen mahalledeki kameralarda, Mine'nin dışarda oynadığı saatlerde evinden çıkıp arabana biniyor olarak gözüküyorsun. Eve gelmişsin neden?"

 

"Bakın ben yapmadım."

 

"Seni suçlamadım, neden bir anda suçlu gibi savunma yapmaya başladın. Sadece neden yalan söylediğini merak ediyorum."dedim.

 

Sessiz kalmasıyla "O çocuk ne için bilmiyorum ama senin yanına geldi. O çocuğa bir şey yapmamış ol. Eğer bir şey yaptıysan seni o delikten çıkartmam. Kanıtım yok ama eminim."diyerek kalktım. Olay yeri inceleme ekipleriyle birlikte evine girdim.

 

Her yeri aradıktan sonra kapının önündeki fosforlu Pembe ve sarı koşu ayakkabıları dikkatimi çekti. İkisinin de bağıcığı yoktu. Bir yerde görmüştüm bu bağcıkları.

 

Gözlerimi kapatıp zihnimi zorladım. Tekrar evde kısa bir tur yaptım etraftaysa göreyim diye ama yoktu.

 

Gözlerimi kapattım tüm günü hatırlamaya çalıştım. Kamera kayıtları, delta, tişört, orman, çarşaf...

 

Çarşaf.

 

Telefonumu cebimden çıkarıp atılan fotoğrafa baktım. Ormana asılan çarşaf sarı ve pembe bağcıkla bağlanmıştı.

 

Dışarı çıkıp polislere seslendim. "Kelepçeyi yakın hanımefendiye." Deltada olan ekibi aradım.

 

"Dursun Bey, ormanda ağaca bağlanmak için kullanılan sarı pembe ipler, Melike Hanım'ın evindeki ayakkabıların bağcıkları."

 

"Tamamdır savcım. Ekipler emniyete götürecekler. Detaylı sorguya alınacak."

 

"O yazıyı da Melike yazmış çok yüksek ihtimalle..."diyerek yaptığım kısa sorgudaki her şeyi anlattım.

 

O gün oradaki işimiz saatlerin çok geç olmasından dolayı bitmişti ertesi sabah erkenden tekrar olay yerinde toplanıp ipucu bulmaya çalışmıştık.

 

"İTİRAF ETMİŞ!"diye gelen bağırma sesiyle herkes hızla oraya ilerledi. Melike Yüksel suçunu itiraf etmişti. Ama işin şok edici kısımlarından biri psikiyatri uzmanı ile yapılan sorguda konulan teşhislerdi. Çift kişilik bozukluğu vardı Melike Yüksel'in.

 

İtiraf eden Melike, olayı hazırlamıyordu. Diğer itirafı yapan Melike nasıl canice bir katliam yaptığını övünerek anlatmıştı. Ama neden yaptığını o da bilmiyordu.

 

Öğrenilen bilgi ile nehrin sığ olduğu kısımda arama çalışmaları başlatıldı. Ve acı gerçek gece ortaya çıktı.

 

Melike küçük Mine'ye cinsel saldırıda bulunmuş ve öldükten sonra küçük bedenini bavulun içine koyup buraya atmıştı.

 

Mine'yi bulduğumuzu her şey için çok geçti. Ama hakkı aranmıştı.

 

Mahkemede psikolojik sıkıntıları göz ardı edilip indirimsiz 255 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı.

 

Bu davadan geriye sadece bu suçu neden işlediğini bilmeyen Melike Yüksel.

 

Ve büyük bir acıyla Mine Çiçek'in ailesi kalmıştı.

 

.

 

.

 

.

 

"Çok ağır bazen bazı davalar, olaylar. Bugün o bavul açılırken bakamadım. Midem bulandığı için diğer savcı arkadaş baktı."dertli dertli anlattıklarımla Barlas saçlarımı okşamaya devam etti.

 

"Mesleğin gereği olaylar hep ağırdı yavrum, sadece hamilesin ve daha hassassın. Üzme kendini."dediğinde karşımdaki dalgalı denize baktım.

 

"Belki de yarın gidip doğuma kadar saha görevlerinden çekilmek istediğimi bildirmeliyim."dediğimde karnımdaki eli karnımı okşadı hafif hafif.

 

"Senin için daha iyi olur. Hem psikolojik hem fiziksel olarak."dediğinde başımı göğsüne daha çok yaslayıp gözlerimi kapattım.

 

Şu an içimdeki tek heyecan gelecek hafta bebeğimizin cinsiyetini öğrenecek olmamızdı.

 

.

 

.

 

.

 

Selamlar, oy ve yorum.

 

Yorumlarınızı satır aralarına yapın satır aralarına yapmayınca tüm yorumlara girmeden gözükmüyor yazdıklarınız.

 

Kendinize iyi bakın.

 

Çok yaklaştı bebeğin cinsiyetini öğrenmek üzereyiz...

 

 

 

 

 

 

Bölüm : 25.01.2026 15:38 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...