44. Bölüm

-40-

Öylesine Biri
nisanur_0n9nn

Sabah midemin bulunmasıyla hızla yerimden kalktım. Hamileliğimin 7. ayıydı ama mide bulantılarım bir türlü bitmemişti. Düzenli kontrollere gidiyordum herhangi bir sorun yoktu ama bu her sabah böyle devam ediyordu.

 

Midemdeki her şeyi boşaltıp doğruldum. Dudaklarım istemsizce büzüldü. Barlas burada olsa beni hamile bıraktığı için bir tur kızar sonra omzuna yaslanırdım.

 

Ama burada değildi bebeğimizin cinsiyetini öğrendikten bir hafta sonra göreve gitmişti ve hâlâ gelmemişti yani 3 haftadır görevdeydi.

 

Ne zaman gelecekti bilmiyordum ama görevi buydu ve ben bundan şikayetçi değildim.

 

Mutfağa geçip kahvaltı için bir şeyler hazırladım kısa bir kahvaltıdan sonra Deniz'in mamasını koyup evden çıktım. Artık işletim masa başıydı ve böylesi çok çok rahat oluyordu.

 

Bu dönemde topuklu ayakkabılarımla vedalaşmıştım spor ayakkabı giyiyordum. Karnım iyice belli olmuştu ve tatlı duruyordu.

 

Şükürler olsundu ki fazla kilom yoktu sadece karnım büyümüştü ve biraz yanaklarım çıkmıştı ama sorun değildi tombul bir hamilelik geçirmiyordum.

 

Yaz yaklaştığı için havalar eskisi kadar soğuk değildi ya da ben hamileliğim boyunca sıcak bastığı için üşümüyordum bilmiyordum ama buna göre giyinecektim.

 

Takım olan ceketimi ve pantolonumu üzerime de kahverengi bir body giymiştim.

 

Saçlarımı açık haliyle bırakıp evden çıktım.

 

 

Spor ayakkabı düşünün

 

Kısa bir sürede adliyeye geçip önce bir duruşmaya girdim. Bir çocuk cinayetiydi ve mutlak suretle ceza almasını sağlayacaktım karşı tarafın.

 

Herhangi bir indirim uygulanmaması için günlerdir bu duruşma hakkında iddianamelerle uğraşıyordum.

 

Ve istediğim gibide olmuştu duruşmanın sonuna gelindiğinde dava 50 yıl hapis cezası verilmesi ile sonuçlanmıştı.

 

Odama giderken telefonum çaldığında İstanbul'un aradığını gördüm. Her gün arayıp nasıl olduğumu soruyordu bu sıralar şehirden şehire gidip sosyetenin makyajını yapmakla meşguldü.

 

Büyük bir davet vardı sanırım bu konuda bir bilgim yoktu.

 

Dün gelmişti ve tüm gün beraberdik, çabuk yorulduğum için evde vakit geçirmiştik. Arhan'ın şimdiden teyzesi olmuş ve ona bir çok kıyafet ve oyuncak almıştı.

 

Umarım şımarık bir oğlum olmazdı. Ailesi onu fazlasıyla şımartacak gibi duruyordu çünkü.

 

Cinsiyetini ailelerimize söylediğimiz gün geldi aklıma.

 

...

 

"Evet sizleri bir araya getirdik çünkü bir sürprizimiz var." dediğimde Barlas'ın belimdeki sahiplenici tutuşu destek verir gibiydi.

 

"Oy ne oldi yine, ha köyümden buralara kada indum." diyen babaanneme güldüm. Hülya Hanım gülüp "Doğru vallahi orada hava mis gibi insan yaşadığını hissediyor." diyerek babaannemi desteklemişti.

 

"Hanımlar bölüyoruz ama izin verseniz de Umay söylese mi artık?" diyen Mehmet Bey'e teşekkür etmek istedim o an.

 

Babaannem ve Hülya Hanım konuşmaya başlayınca pek susmuyorlardı.

 

"Umay kizum söyle sen ne diyeceksun?"

 

Babama bakıp onayladım. "Tamamdır. Bebeğimizin cinsiyeti belli oldu bugün." dediğimde hep bir ağızdan mutluluk cümleleri duymaya başladım.

 

"Ay hadi bakalım."

 

"Oyy sağlukla gelsun nenesinun ballisi."

 

"Hadi söyleyin artık."

 

Barlas'a baktığımda kolunu arkamdan koltuğun arkasına yaslamıştı, ona baktığımı hisseder gibi bana baktığında alnımdan öptü.

 

Gözlerimizle anlaşmış gibi Barlas ailelerimize döndü. O söyleyecekti.

 

Mesleğinin getirdiği bir ciddiyetti sanırım fazla uzatıp Acun Ilıcalı gibi olmadan kısaca söyledi.

 

"Bir oğlumuz olacak." dediğinde ne ara babaannem ve Hülya Hanım'ın kolları arasına girmiştim bilmiyordum.

 

"maşallah."

 

"Şükürler olsun yarabbim."

 

"Ha kurban keseceğum ula."

 

Onlar bunu söylerken benim kaşlarım çatıldı. Herkes bendeki ani değişimi fark etmiş olacak ki bana baktı.

 

"Bir şey mi oldu Umay?"

 

Mehmet Bey'in söylediğiyle derin bir nefes aldım.

 

"Kız olsa bu kadar sevinmeyecek miydiniz?"

 

"O ne demek tabii ki sevinecektik."

 

"Tabii ki sevecektik."

 

"Olur mu öyle şey kizum dedesi ona da kurban keserdu."

 

Herkes beni kırmamaya uğraşır gibi nazikçe bir şeyler söylerken yandan babaannemin homurdanmasını duydum.

 

"Ula Umay bacağuna sıçturtma şimdi, biz ne zaman ayrımcıluk yaptuk da şimdi yapalum. Fuşki kafali nasi savci oldun anlamayrum."

 

Ve ben bu cümleden sonra bir kahkaha attım. Bu kadının aklından geçeni olduğu gibi söylemesi beni bitiriyordu.

 

"Evet kızım, kız veya erkek bizim gözümüzde hiç bir farkı yok." diyen kişi Hülya Sözerdi. Ve evet biz aramızdaki ilişkiyi bayağı ilerletmiştik.

 

Anne diyordum mesela...

 

Dünya için küçük benim için büyük bir adımdı.

 

Bende her şekilde sevecektim bebeğimi kız ya da erkek hiç fark etmezdi ama oğlum olacağı içinde çok mutluydum.

 

Neden bilmiyorum lise zamanlarımda bile arkadaşlarımla konuşurken oğlum olmasını istediğimi söylerdim.

 

Allah'ta nasip etmişti.

 

...

 

Düşüncelerimden sıyrılıp telefonumu açtım. "Efendim İso'm?"

 

"Aşkım ve onun minik bebeği naber?" coşkulu sesiyle güldüm. "İyi aşkım sen nasılsın?" derin bir iç çekti. " Yorgunum anasını satayım bileklerim koptu fırça kullanmaktan."söyledikleriyle güldüm.

 

Kolay bir işi vardı bunu kendisi de biliyordu ama nazlanmayı da seviyordu.

 

"Akşam sendeyim Umay, uzun süredir yüzünü görmüyorum özledim birde o büyümüş göbüşünü sevmek istiyorum." kahkaha attığında güldüm.

 

"Bekliyorum, gelirken her zaman aldığın kurabiyelerden de alır mısın?" canımın çektiği kurabiyeleri istemiştim. Alt tarafı bir kurabiyeydi ama canım çok istemişti.

 

Üzerinde beyaz çikolatalar olan kocaman kurabiyeler...

 

Aklıma gelenle yüzüm düştü. Sanırım aşeriyordum. Hemde ilk kez. Ama Barlas yanımda yoktu o olsa bana istediğim her şeyi alırdı.

 

"Tabii ki alırım kuzum istemen yeter." İstanbul'un sesiyle görmese de başımla onayladım. "Tamam akşam görüşürüz o zaman."

 

"Görüşürüz tatlım."

 

Masama geçip imzalamam gereken dosyaları hem okuyup hem imzalıyordum. Saatlerce masanın başında kalmamdan dolayı ağrıyan belimle yüzüm buruştu.

 

Elimi belime götürerek masaj yapmaya çalıştım ama geçmiyordu. Mesaimin bitmesine bir saat kalmıştı. Biraz daha dayanabilirdim.

 

Çıkarttığım ceketimi katlayıp koltuğuma oturduğumda belime gelecek şekilde koydum. Bir nebze olsun rahatlamasını umuyordum.

 

Öylede olmuştu tamamen olmasa da geçmişti ağrı.

 

Mesai saatimin bitişinde kafeteryadan kendime bir çay alıp arabaya ilerledim. Eve yaklaşırken her zaman oturduğum deniz kenarına gidip taşlara oturdum. Uzun süredir gelmiyordum buraya.

 

Esen rüzgar ve denizin dalgaları ürpermemi sağladı. Duyduğum çığlık sesiyle irkilerek arkama baktım. Hiç kimse yoktu ama bir kadın çığlığıydı.

 

Tekrar aynı sesi duymamla kalkıp sesin geldiği ara sokağa ilerledim. Keşke silahım yanımda olsaydı. Bütün eşyalarım arabadaydı.

 

Geri dönüp alacakken tekrar aynı sesle hızlı adımlarla sokağa girdim.

 

"Kimse var mı?"

 

Tek bir dükkanın bile olmadığı sokakta in cin top oynuyordu. Evlerinde hiç birinin camı bu kısma bakmıyordu.

 

"Bakın ben Cumhuriyet Sa-"

 

Cumhuriyet savcısı olduğumu söyleyemeden arkamdan kollarımı tuttu biri. Burnumda hissettiğim bezle neler olacağını az çok tahmin ediyordum.

 

Nefesimi tuttum bir süre sonra bayılmış gibi yaptım, burnumdaki bezi çeker bende nefes alırım diye düşünmüştüm ama öyle olmadı. Bayılmış gibi yapsam bile çok uzun bir süre çekmedi bezi.

 

Daha fazla nefessiz kalamayacağımı anladığımda bile bile kendimi ateşe attım ve mecburen nefes aldım.

 

Tek temennim ve en büyük dileğim bebeğime bir şey olmamasıydı.

 

"Lan kadın hamileymiş, Sözerler bizi sikmese bari."

 

Duyduğum son sesle bilincim de kayıp gitmişti.

 

.

 

.

 

.

 

İstanbul elinde tuttuğu büyük pastane poşetiyle birlikte binaya ilerledi. Umay'a istediği kurabiyelerden almıştı bir sürü ve tabii sevdiği diğer tatlılardan.

 

Aşerdiğini biliyordu arkadaşının, eşinin yanında olmadığı süreç boyunca elinden geldiğince destek olmaya çalışıyordu. O söylemesede aşerdiğini anlamıştı.

 

Siteye girmek için güvenliğin yanına gitti. X-ray cihazından geçmeden binaya giriş yapamıyordu hiç kimse. "Merhaba, Umay Sözer'e gelmiştim."

 

"Sözer ailesi evde yok, haberleri varsa geçebilirsiniz ancak."

 

"Var var haberi, arayayım hemen."

 

İstanbul hemen Umay'ı aramaya başladı. Telefonunu açarken saati de görmüştü. Mesaisi bitmişti çoktan eve gelmesi gerekiyordu.

 

Telefon çalışıyordu ama açan yoktu. Duymamış olabilir diye tekrar tekrar aradı İstanbul fakat sonuç hep aynıydı.

 

İstanbul'u içten içe bir telaş sardı. Hamileydi bir şey olmuş olabilir miydi? Bir yerde düşmüş müydü ya da başka bir şey...

 

"Açmıyor telefonunu ama şöyle mesajları göstereyim." bugün Umay'la olan konuşmalarını gösterdi. İçeriye girdikten sonra elindeki poşetleri mutfağa bıraktı.

 

Sevgilisini aradı. "Cenk, Umay adliyede mi?"

 

Cenk o sırada Uymayın odasına bakmış bir kaç kişiye sormuştu.

 

"Burada değil, bayağı olmuş çıkalı, çıkarken görmüşler. Bir şey mi oldu?" o da endişelenmişti. Barlas yokken onlara emanetti.

 

"Akşam yanına geleceğim dedim, arıyorum açmıyor. Eve gelmemiş. Çoktan gelmesi gerekiyordu."

 

Endişeyle konuşurken "Sen haber alırsan ara beni, ben tekrar arayacağım." diyerek telefonu kapatıp tekrar Umay'ı aradı. Ama hâlâ değişen bir şey yoktu.

 

Telefonu çalıyordu ama sadece çalıyordu açan yoktu.

 

Babaannesi, babaannesine gitmiş olabilir belki diye düşündü. Belki son anda karar vermişti.

 

Bu kez de onu aradı. "Alo, Fadime Teyze nasılsın?"bir şey çaktırmadan konuşmaya çalıştı. Yaşlı kadındı telaşlanıp fenalaşmasını istemezdi.

 

"Oyy Marmara Bölgesi beni aramuş iyiyum iyi. Ha noldi?"

 

"Umay orda mı?" ne diyeceğini bilemediği için sadece bunu sorabilmişti.

 

"Yok kizum, dün gece konuştuk. Ha gel dedum, gelemem o kada yol yorulayrum dedu. Benda bir şey demedum, hakli kiz."

 

"Ha niye bana bunu soraysun sen?"

 

Orada da yoktu. İçindeki endişe artarken uğraştığı herhangi bir davadan tehdit alma ihtimalini düşündü. Başına bir şey mi gelmişti.

 

"He yok, belki giderim falan demişti de belki gelmiştir diye dedim."

 

"Yok yok gelmedu. Akşam ezanu okunay ben gidup namazumu kılayum. Hadi Allah'a emanet kizum."

 

"Görüşürüz Fadime Teyze."

 

Göğüsünde bir sıkışma oluşuyor gibi hissediyordu. Hamileydi, tek başınaydı. Savcı olabilirdi bir çok eğitim almış olabilirdi ama hamileliğinden dolayı aktif ve hızlı hareket edemiyordu.

 

Abisini yurtdışındaydı işleri için, ablası zaten şehir dışındaydı. Başka arayacak kimse yoktu. Babasının yanında olsa babaannesi burada derdi.

 

"Umay neredesin ne olur bir şey olmuş olmasın."

 

Umut fakirin ekmeğidir diyerek Barlas'ı bile aradı. Görevde olduğunu bile bile.

 

Açmayacaktı biliyordu ama içindeki korkuyla saçma seçimler yapıyordu.

 

Ve açmadı.

 

Son bir kez tekrar Umay'ı aradı.

 

Çaldı... Çaldı... Ve açıldı.

 

Ama karşıdan gelen ses Umay'a ait değildi.

 

"Alo?"

 

"Umay?"

 

"Merhaba, sahil kenarında BMW markalı bir araç camları ve dörtlüleri açık duruyordu, bu yüzden gelmiştim yanına. Telefonun sesini duyunca aldım."

 

"Merhaba, lütfen hızlıca etrafa bakabilir misiniz? Sarışın bir kadın var mı etrafta, hamileydi. Ben hemen geliyorum."

 

Bir yandan da hızla evden çıktı. "Hayır görünürde kimse yok. Telefon koltuğun üzerindeydi, birde yan koltukta çanta var."

 

İstanbul derin bir nefes aldı. "Lütfen oradan ayrılmayın geliyorum hemen." dediğinde karşıdaki adam onayladı.

 

Kısa bir süre sonra sahile gelmiş arabanın yanına gitmişti. Arabanın yanında bir adam vardı bu onu arayan kişiydi. Bir de onun yanında bir kadın.

 

"Merhaba telefonda konuşmuştuk... Arkadaşıma ulaşamıyorum hiç kimseyi görmediniz mi etrafta?"derken bir yandan da etrafta gözlerini gezdiriyordu.

 

"Hayır, sahilde oturacaktık tesadüfen duyduk telefonun sesini camlarda açık olunca bakalım dedik."

 

"Allah'ım ne olur bir şey olmuş olmasın."

 

"Polise haber vermem lazım."diyerek hızlıca polisi aradı.

 

"112 acil çağrı merkezi?"

 

"Arkadaşım ortada yok, başına bir şey gelmiş olmasından şüpheleniyorum lütfen yardım edin." gözleri doldu bir yandan da. Mesleği çetrefilliydi.

 

Bir çok düşmanı vardı. Başına bir şey gelmiş olma ihtimalini düşünmek dahi istemiyordu.

 

"Sizin ve arkadaşınız bilgilerini alabilir miyim?"

 

"İstanbul Yüksel ben, arkadaşım Umay Sözer. Cumhuriyet Savcısı."

 

"Cumhuriyet Savcısı Umay Sözer mi? Ne kadar süre oldu kaybolduğunu düşünmeniz?"

 

"2, 2.30 saat falan lütfen yardım edin. Hamileydi başına bir şey gelmiş olabilir. Her gün tonla davaya bakıyor düşmanı falan varsa bir şey yaparlarsa lütfen." kendini çok kötü hissediyordu arkadaşının durumu belli değildi.

 

"Arama izni için 24 saatin dolması gerekiyor."

 

"Ya bakın bu kadın Cumhuriyet Savcısı. Bir savcı ortada yok ve siz 24 saat bekleyecek misiniz?"

 

"Maalesef."

 

Telefonu kapatıp sinirle ofladı. "Sıçarım böyle işe."

 

Samsun'da emniyet müdürü olan sayısını aradı. "Alo dayı, arkadaşım kayıp 2 saattir falan ama 24 saat geçmesi gerekiyor diyorlar lütfen yardım et."diye titreyen sesiyle söyledikleriyle dayısından cevap gecikmedi.

 

"İstanbul, 24 saat bekleriz çünkü yetişkin bir birey kendi isteğiyle de bir yere gitmiş olabilir. Kimmiş bu arkadaşın?"

 

"Dayı, Umay Oflaz Sözer. Cumhuriyet Savcısı. Hiç bir yere gitmediğini eminim akşam onun evine gelecektim biliyordu."

 

"Cumhuriyet Savcısı mı? Tamam ben halledeceğim. Devletimizin Savcısı ortada yokken 24 saat beklemek olmaz." İstanbul duyduğu cümleyle bir nebzede olsa rahatladı.

 

"Hızlı ol dayı. Hamileydi başına bir şey gelmesin."

 

"Umay Sözer... Barlas Sözer'le bir bağlantısı var mı?"

 

"Evet, karısı."

 

"Tamam biz halledeceğiz. 1 saate kadar ekipler arama çalışmalarına başlar." İstanbul onaylayıp kapattı telefonu.

 

İstanbul'u yani Sözer ailesini aramak istiyordu ama hiç birinin numarası yoktu. Aklında gelenle birlikte Umay'ın telefonundan aldı Mehmet Sözer'in numarasını.

 

İlk çalışta meşgule düştü. Bir daha aradı.

 

"Merhaba, ben Mehmet Bey'in kişisel asistanı Zehra, kendisi şu an önemli bir toplantıda. Sizinle şu an görüşemeyecekler, kim aramıştı?"

 

Zehra ismi alıp toplantıdan sonra görüşme sağlayacaktı anlamıştı İstanbul.

 

"Hayır çok acil! Umay'la ilgili derseniz hemen bakar zaten. Arkadaşıyım Umay'ın."

 

"Bakın anlıyorum ama toplantıyı bölemem."

 

"KIZIM DELİRTME BENİ ÖNEMLİ DİYORUM ÖNEMLİ! HAYAT MEMAT MESELESİ VER ÇABUK YA! VALLAHİ VERMEDİĞİN İÇİN KIZACAK ÖĞRENİNCE HADİ!"

 

"Peki hanımefendi. Başına iş açacaksınız."

 

Karşıdan bir süre ses gelmedi. Bir kapı açılma sesi.

 

"Mehmet Bey bölüyorum efendim özür dilerim. Bir hanımefendi ısrarla sizinle görüşmek istiyor. Umay hanımla ilgili olduğunu söyledi."

 

Saniyeler içinde telefonda Mehmet Bey'in sesi duyuldu.

 

"Alo?"

 

"Mehmet Bey, İstanbul ben. Umay kayıp. Hiç bir yerde yok ben ne yapacağımı bilemedim. Polis ekipleri bir saat içinde arama başlatacak lütfen gelin."

 

Mehmet Bey duyduğu şeyle öylece kaldı. Ne demek gelini kayıptı. Oğlunun herkesi tembihleyip, emanet ettiği gelini ortada yoktu.

 

Asistanına dönüp "Toplantıyı iptal et. Adamlara da söyle uçağı hazırlasınlar çabuk." derken şirketin çıkışına yönelmişti bile.

 

"Hemen geliyorum ben."

 

Telefon kapandı.

 

Mehmet Bey 1 saat 20 dakika içinde özel jetiyle Trabzon'a gelmişti. Polis ekipleri arama yapmaya başlamıştı.

 

Saatler geçmişti ama hâlâ Umay'dan bir iz yoktu.

 

Mehmet Bey, yapmak istemese de Barlas'a durumu anlatan bir mesaj attı. Mesajlar anında iletilirken, saniyeler içinde okundu ve üstten Barlas'ın araması düştü.

 

"BABA NE DEMEK UMAY YOK! NE DEMEK KARIM YOK!"

 

"Bilmiyorum Barlas, mesaisi bitince adliyeden çıkmış sahil kenarında arabası ve eşyaları duruyor kendi yok. Bilmiyorum oğlum."

 

Barlas sinirle alnını ovuşturdu. Sikerlerdi böyle işi. Sahile kayalıklara oturmak için gittiğini tahmin etmek zor değildi ama sonra nereye gitmişti.

 

Başına bir şey geldiği belliydi zeki bir kadındı saçma sapan şeyler yapmazdı. Birde karnında çocuğu varken.

 

"SİKEYİM BEN BÖYLE İŞİ. EĞER KARIMIN BAŞINA BİR ŞEY GELİRSE BU İŞTE PARMAĞI OLAN PİÇİ SİKEREK ANASININ AMINA GERİ SOKARIM."

 

Şu dağın başında elinden hiç bir şey gelmiyordu. En çokta bu yakıyordu canını.

 

"Yarın sabah oradayım baba. Bulun bana karımı."

 

Telefonu kapatıp sinirle time döndü. "Beklemek falan yok şu dağı şimdi temizleyeceğiz. İtlerle daha fazla uğraşamam."

 

"Komutanım eşinizle ilgili bir şey mi oldu?"

 

Bağıra bağıra konuştuğu için duymaları normaldi. "Kayıpmış..." güldü. "BENİM KARIM KAYIPMIŞ."

 

"Komutanım hızlıca bitirelim şu görevi, bir an önce dönmek istiyorum."

 

Barlas'ın yüzbaşına söylediği şeyle, tüm tim onayladı. Yüzbaşı da itiraz etmedi. Şu an ne duygular içinde olduğunu tahmin edebiliyordu. Bir kaç yıl önce karısı ve çocuğu teröristler tarafından gözleri önünde şehit edilmişti.

 

O günden beri yalnızlığa vurmuştu kendini. Ama şimdi karşısındaki adamın çaresizliğini çok iyi anlıyordu.

 

Bu yüzden time dönüp emirlerini vermeye başladı.

 

"Kuzey tarafına F-16 lar gelecek biz Güney ve Doğu kısmına gideceğiz. Temizleyin şu piçlerin hepsini." diyerek dağıldılar.

 

Barlas içinde taşıp biriken öfkeyle teröristlerin en kalabalık olduğu bölgeye ilerledi. Bir kayalığın arkasında durdu.

 

"Allah'ım karıma ve oğluma bir şey olmasın yalvarırım." gözlerini kapatıp odaklandı.

 

Ve içindeki tüm öfkeyle karşısına çıkan herkesi vurmaya başladı. Keskin nişancı değildi ama şu an attığı her mermi hedefini tam alnından vuruyordu.

 

içinde biriken öfkeyi bu şekilde dışa vuruyordu.

 

.

 

.

 

.

 

Gözlerimi yavaşça açarken, gözüme vuran ışıktan dolayı geri kapattım. "Uyandın sonunda."diyen sesle gözlerimi açıp karşımda oturmuş yemek yiyen adama baktım.

 

Takım elbiseli biriydi, iyice analiz etmeye çalıştım. Silahı falan yoktu sanırım.

 

"Kimsiniz siz?" susamış ve acıkmıştım. Kaç saattir buradaydım bilmiyordum ama umarım yokluğumu fark etmişlerdir.

 

"Boşver kim olduğumuzu, al su iç." yanıma gelip arkadan bağladığı kollarımı açtı. Su şişesini verip geri yemek yemeye döndü. "Siz aptal mısınız? Beni kaçırıyorsun ama rahatça kollarımı açıyorsun derdiniz ne sizin?"

 

Ellerimi karnıma koyup oğlumun hareketlerini hissetmeye çalıştım. O da bunu bekliyormuş gibi tekmeyle karşılık vermişti.

 

Elimdeki şişeye baktım. "Önce sen iç bu sudan." diyerek adama baktığımda tuhaf tuhaf bana baktı.

 

"Sence sana zarar verecek olsak seni böyle rahat bir yere mi getirirdik?" normal bir yatak odasındaydım yatağın üstünde ellerim ve ayaklarım bağlı duruyordum sadece. Tabii şimdi sadece ayaklarım bağlıydı.

 

"İnanmıyorum, iç şunu."

 

"Çattık ya... Al." içip bana uzattığında elinden şişeyi alıp içmeye başladım. Salak değildim bebeğim için zararlıdır bu kadar uzun süre susuz ve aç kalmam.

 

İçecektim. "Kimsiniz siz?" sorumu yinelerken kapı açıldı. "Emir Bey geldi." yemek yiyen adam kalkıp bir anda ciddi bir duruşa geçti.

 

İçeriye kurmal, yeşil gözlü, uzun boylu bir adam girdi. Beni görünce ilk bir kaç saniye tepki vermedi ta ki kocaman olmuş karnımı görene dek.

 

"Hassiktir lan, hamile miydi kadın!?"

 

Sinirle arkasındaki adamlara döndü. "Lan ben sizin yapacağınız işin ta ebesini sikeyim."

 

"Kimsiniz siz?" Üçüncü kez sorduğum soruyla adam bana döndü. "Emir Aytek, biliyorsunuzdur zaten." dediğinde yüzünüze garip garip baktım.

 

"Hayır?"

 

"Aytek Holding? Sözer Grupla ihalemiz var ya, gelin hanım sizde bilmiyorum ayaklarına yatmayın."

 

Ne olduğunu şimdi anlıyordum. "İhale için mi beni kaçırdınız?"

 

"Kaçırma yok, kaçırma değil. Misafir etme." he he der gibi başımı salladım. "Sözer Grupla bir alakamız yok." dedim sadece.

 

"Hanımefendi siz Barlas Sözer'in karısı, Mehmet Sözer'in gelini değil misiniz?"

 

Başımla onayladım. "Öyleyim."

 

"E tamam o kişi sizsiniz işte."

 

"Barlas sizi sikecek haberiniz olsun."söylediklerimle sessiz kaldı.

 

"Yemek yedin mi?"sorduğu soruyla tuhaf tuhaf baktım. İhale için beni kaçırmışlardı ama göt korkusundan hiç bir şeyde yapamıyorlardı.

 

"Siz beni ihale için tehdit etmekte kullanacaksınız ama maşallah her istediğimi de yapacak gibisiniz."

 

"Yahu mafya mıyız biz? Tehdit edeceğiz sadece blöf yani."dediğinde yüzümü buruşturdum.

 

"Siz benim kim olduğumu biliyor musunuz peki?" dedim. Savcı olduğunu bilip böyle bir işe kalkışıyorlarsa beyinleri yoktu bunların.

 

"Sözerlerin gelini."

 

Elimde olmadan bir kahkaha attım. "İsmim peki?"

 

Emir denilen adam arkasındaki adamlara döndü. Hiç kimseden ses çıkmayınca geri bana baktı. İsmimi bile bilmeden sadece tipimi görüp beni kaçırmışlardı. Hiç akılları yoktu.

 

"Umay adım. Yemek yemek istiyorum."dediğimde gözleri karnımdaki elime kaydı. Başıyla onaylayıp arkasındaki adamlara işaret verdi. Bir adam dışarı çıkarken "İstediğin bir şey var mı canının istediği."dediğinde hâlâ yemek istediğim kurabiyeler aklıma geldi ama başımı olumsuz anlamda salladım.

 

Kısa bir süre sonra çorba, pilav, bir kaç çeşit meze, su, meyve suyu getirmişlerdi. Tabii önce hepsinden karşımdaki adama yedirttim sonrasında kendim yedim.

 

İstesem buradan kolaylıkla çıkabilirdim ama karnımdaki bebeğim olduğu için onu tehlikeye atıp böyle işlere girmek istemiyordum.

 

Yemeğimi bitirdikten sonra ayaklarımdaki ipleri çözdüm. "Tuvalete gitmem lazım. Hamile bir kadının fazla tutamayabilirim." dediğimde odadaki banyoyu gösterdiler. Geri çıktığımda "E siz hep böyle burada mı duracaksın?" diye sordum.

 

İlk geldiğimde yemek yiyen adam başıyla onaylayınca göz devirdim. Uykum geldiğinde uyumamak için direndim ama gözlerimin kapanmasına engel olamadım. Son duyduğum odadaki herkesin dışarı çıkması ve beni odada tek bırakmaları olmuştu.

 

.

 

.

 

.

 

Barlas görevden sabaha karşı 4'de gelmişti ve yaptığı ilk şey emniyete gitmek olmuştu.

 

Babası, İstanbul, Cenk hepsi buradaydı. "LAN NE DEMEK HİÇ BİR YERDE KAMERA YOK SİKTİĞİMİN SOKAĞINDA BİR KAMERA BİLE NASIL YOKMUŞ?"

 

Şimdiyse ortalığı kasıp kavuruyor, insanları dünyadaki cehennemi yaşatıyordu. Sinirlendiği şey Umay'ı kimin kaçırdığını hiç bir kamera görüntülerinden görememesiydi.

 

"Sabah olmuş burada 5 saattir hiç bir iz yok. Amına koyayım böyle işin!"

 

Oğlu ve karısının başına bir şey gelirse korkusu içini yiyip bitiriyordu.

 

Baktığı davalarda şüphe oluşturabilecek herkesi gözleme tâbi tutmuş tek tek sorguya almışlardı ama kimsede bir şüphe yoktu.

 

Mehmet Bey'in telefonu çaldığında arayan kişi rakip firmanın sahibi Emir'di. Girecekleri ihale için arıyor olmalı diye düşündü Mehmet.

 

Ama açtığında duyduğu şeyler tam tersiydi. "Gelinin elimizde Sözer. Torununa ve ona bir şey olmasını istemiyorsan o ihaleden çekilirsin." Barlas duyduğu şeyle sinirle telefonu eline almış bağırmaya başlamıştı bile.

 

"LAN OROSPUNUN EVLADI TEK BİR BAK TEK BİR ZARAR GELSİN ONLARA SENİ CANLI CANLI TOPRAĞA GÖMMEYENE ADAM DEMESİNLER! NEREDESİNİZ LAN SİZ?"

 

"Barlas, karın iyi... Şimdilik. Çekilecek misiniz o ihaleden?" diye sorduğu an Barlas "Çekiliyorlar. Bırak karımı, neredesiniz söyle."

 

Emir güldü. "Nereden emin olacağım."

 

Barlas'ın artık sabrı kalmamıştı.

 

"Lan o ihaleyi senin götünce sokacağım bekle sen. KARŞINDAKİ KADININ KİM OLDUĞUNDAN HABERİN VAR MI?"

 

"Bulduk yerini!"

 

Telefon sinyalinden konum bilgisine ulaşılmıştı. "Bekle lan adamsan bekle."

 

Odadan çıkarken "Eğer karımın başına sizin şirketiniz yüzünden bir şey gelsin o şirketi kendim yıkarım." dedi ve gitti.

 

.

 

.

 

.

 

"Çok sinirlendi senin ki." diyip karşıma oturan adamı umursamayıp çayımdan bir yudum aldım.

 

Kahvaltı yapıyordum, masada bir kuş sütü eksikti.

 

"Bekle sen sana dünyayı tersten gösterecek gelince."

 

"İhaleden çekilsin. Bende seni bırakayım."dediğinde derin bir nefes alıp patates kızartmasından aldım.

 

"Bak Emir, şu an çok büyük bir suç işliyorsun. Bizi biraz araştırsan kim olduğumuzu anlayacaktın zaten."dedim. Anlamaz gözlerle bana bakarken "Nasıl yani?"dediğinde arkama yaslandım.

 

"Barlas şirket işleriyle ilgilenmiyor. Barlas'ın mesleğini biliyor musun?"

 

"İnşaat mühendisi."

 

Başımı olumsuz anlamda salladım. " Üsteğmen Barlas." dediğimde öylece bana baktı. "Nasıl?"

 

Omuz silktim. "Asker işte... Peki sen benim kim olduğumu biliyor musun?"

 

Bu sefer cevap vermedi. Benim söylememi bekledi. Elimi uzatıp" Tanışalım o zaman."dediğimde aynı şekilde elini uzatıp, elimi sıktı.

 

"Cumhuriyet Savcısı Umay Sözer ben. Bu devletin savcısı, Üsteğmen Barlas Sözer'in karısıyım."dediğim an dondu kaldı.

 

Elimi geri çekip omletten bir çatal aldım. "Yani... Sen bırak ihaleyi şu saatten sonra bir şirketin kalır mı orası muamma."dedim.

 

"Sen savcı mısın!?"

 

Şoka girmişti herhalde. Başımla onayladım. "Evet, ve sen bir savcıyı kaçırdın."dedim. Birden ayağa kalktı. " Be-Ben bilmiyordum vallahi bilmiyordum."omuz silktim.

 

"Abi Sözerler geldi."

 

İçeriye giren adamla ben demiştim der gibi baktım. "E hadi gazanız mübarek olsun." diyerek çayımı bitirdim.

 

Evin kapısı alacaklı gibi yumruklanmaya başladı. "AÇ LAN ŞU KAPIYI PİÇ."

 

Barlas'ın sesiyle derin bir iç çektim. Ne güzelde küfür ediyordu kurban olduğum.

 

Sesini bile özlemiştim. Kapının kırılma sesiyle bir dilim peyniri ağzıma almam eş zamanlı olmuştu.

 

Merdivenlerden gelen adım sesleriyle kaplı birden açıldı. Ben kapının arkasında kaldığım için Barlas beni görmüyordu. Hâlâ üniformasıyla duruyordu.

 

"AMINA KOYDUĞUMUN PEZEVENGİ NERDE LAN KARIM!" Emir'e yumruk atarken yüzüm buruştu kırılma sesi gelmişti.

 

"Burdayım sevgilim." dememle olduğu yerde kalmış bana çevirmişti başını.

 

Gözlerini üzerimde gezdirip hasar tespiti yaptı. İyi olduğuma kanaat getirince derin bir nefes verdi.

 

Yanıma gelip beni kolları arasına aldı. Alnıma peşpeşe öpücük bırakıp "İyisin çok şükür." dediğini duydum. Elleri karnıma giderken karnıma da bir öpücük bıraktı.

 

Dudağımdan öpüp kahvaltı yaptığım masaya bir göz attı. "Doydun mu?"

 

Başımı olumlu anlamda salladım. "Evimize gidelim..." kulağına yaklaştım. "Sonra birlikte duş alalım, belki sevişiriz de... Özledim seni." dedim.

 

Gözleri gözlerime odaklanırken mavileri koyulaşmıştı. "Gidelim." dedi.

 

O evden çıktık. Tabii çıkmadan Emir bir posta daha dayak yedi Barlas'tan. Emir'de Cumhuriyet Savcısı'nı alıkoymadan ceza aldı.

 

"Canın bir şey istiyor mu güzelim?" dediğinde başımı olumlu anlamda salladım.

 

"Aşerdim ben." dediğimde gözleri parlayarak bana baktı. "Kurban olurum sana, ne istedi canın?" içi gider gibi bakarken "Kurabiye." dedim.

 

O kurabiye alırken ellerim karnıma gitti.

 

Kader aşerdiğim kurabiyeyi eninde sonunda Barlas'a aldırtmıştı.

 

Tabii ki alacaktı onun yüzünden hamileydim.

 

.

Bölüm : 25.01.2026 15:38 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...