11. Bölüm

11. Bölüm

Hatice nur Türkben
nur19907

Maskenin Ardındakiler

 

Zaman her yaranın ilacıdır.

 

*******

Soğuk, sanki canlı bir varlık gibiydi. Kemiklerim sızlıyordu. Kramp giren baldırımda hissettiğim şey acıdan bile beterdi. Kot ceketimin içine gizlediğim bıçağı usulca çıkardım ve avucumun içine aldım.

 

"Kimsin sen?" Kurbanımın sesi endişe dolu çıkmıştı. Hiçbir şey demeden korku ile harmanlanmış yeşil gözlerinin içine baktım. Siyah, asker traşı kestiği saçları savaştan çıkmış gibi dağılmıştı.

 

"Şunu gördün mü?" Sesim fısıltıdan biraz yüksek çıkmıştı ama kurbanımın etrafını bir yorgan gibi saran gecenin tatlı ve yumuşak karanlığını bir bıçak gibi yarıp geçti.

 

"Ne?" Adam sıçyarak başını kaldırdı ve elimde tuttuğum fotoğrafa baktı. Gözlerinden yaşlar bir bir akmaya başladı.

 

"Ben isteyerek yapmadım," dedi. Öfke zehirli bir ok gibi bedenime saplandı ve elimde sımsıkı tuttuğum bıçağı karşımda ağlayan adamın kalbine saplamam için kulağıma fısıldadı.

 

"Lan piç senin bir anlık zevkin için daha on dokuz yaşında hayatının baharında olan kız öldü. Neden bir şerefsiz ona tecavüz etti sonra da arkasında iz kalmasın diye onu vahşice katletti? Birde karşıma geçmiş isteyerek yapmadım mı diyorsun?" Sesim biraz öncekinin aksine yüksek volde çıkmıştı. Bıçağı havaya kaldırdım.

 

"Dur, yapma!" Kurbanımın sesinden korku akıyordu. O kızında böyle yalvarmış olabileceği gözümün önüne gelince içime dolan öldürme hissi ile bıçağı bedenine sapladım. Acı dolu sesleri bana yanlış bir şey yapmadığımı haykırıyor gibiydi. Omzuna sapladığım bıçağı çıkardım.

 

"Gölge ortaya çıktıysa adaletin kalemi seni seçmiş demektir yabancı." Sesim demir kadar sertti. Bir cinayet işlemiyormuşum gibi soğukkanlıydı.

 

"Sen Ankara sokaklarında dolaşan Gölge lakaplı seri katil misin?" Sesinden akan acıya rağmen benim kim olduğumu sorguluyordu hiçbir şey demeden başımı olumlu anlamda salladım ve bir şey demesine fırsat vermeden havaya kaldırdığım bıçağı bu sefer kalbine sapladım ve bunu dokuz kez tekrar ettim. Öldürdüğünü anlayınca geriye doğru çekildim ve artık cansız bir beden olan kurbanıma baktım.

 

"Evet Ankara sokaklarında geceleri ortaya çıkan Gölge benim."

 

"Gölge."

 

"Öznur!" İki farklı ses duydum biri geceleri kullandığım lakabımı söylerken öteki adımı söylemişti. Elimde tuttuğum kanlı bıçağa baktım.

 

Yavaş ve usulca arkamı döndüm ve önce bu yola beraber çıktığım adamın koyu yeşil gözlerinin içine baktım. Koyu kestane saçları dağılmıştı, dudağının kenarı kanıyordu, kaşı da kanıyordu. Sonra hayatımın aşkı olan adamın çimen yeşili gözlerinin içine baktım. Gözlerinin içinde hayal kırıklığı ve öfke vardı. Elinde tuttuğu silahı bana doğrultmuştu.

 

"Teslim ol Öznur Dağdeviren işlediğin cinayetler kanıtlanmıştır artık kaçacak bir yerin kalmadı." Sesi öfke doluydu tıpkı gözleri gibi. Birkaç saniye bu yola beraber çıktığım arkadaşımın koyu yeşil gözlerinin içine baktım.

 

"Özür dilerim Gölge onu engelleyemedim." Sesi pişmanlık ile çıkmıştı. Gözlerimi kapatıp açtım ve ona fısıldadım.

 

"Kaç Kartal ve Gölge'nin yarım bıraktığı işi tamamla." Dudaklarımı okudu ve koyu yeşil gözleri kocaman açıldı. Ne yapmaya çalıştığımı çok iyi anlamıştı başını iki yana salladı.

 

"Bunu yapamazsın Gölge," diye bağırdı. Murat, Kartal'ın neden bağırdığını anlamadı biraz sonra olacakları o bilmiyordu ama Kartal lakaplı can dostum çok iyi biliyordu.

 

"Bu yola çıkarken bir söz verdik şimdi o sözü tutacağım ama önce şunu bilmeni istiyorum Murat Yüzbaşı benim hayatım hakkında söylediğim birçok şey yalan olabilir ama sana olan sevgim gerçeğin ta kendisiydi." Sesim ilk kez titredi başımı yıldızlarla kaplı gökyüzüne kaldırdım ve karanlığı ışığı ile aydınlatan yıldızlara baktım.

 

Karşımda duran can dostumun soluk alış verişi, ağaçlardaki rüzgar sesi, çalıların hışırtısı, yıldızların melodisi...

Ölüme gitmeden önce duyulan en güzel sesler olabilir.

 

"Gölge yanlış bir şey yapmadı sadece sesleri bastırılan kadınların sesi oldu ve Gölge olmaktan pişman değilim." Bu sözler benim son sözlerim miydi, yoksa miladımın sözleri miydi onu zaman gösterecekti?

 

Bu hikaye Dağdevirenlerin biricik kızı Öznur'un nasıl ve neden Gölge olduğundan çok sesini duyurmaya çalışan kadınlara söz veren bir kadının hikayesiydi.

Savcı Öznur Dağdeviren değil, Gölge olarak hikayem başladı, Gölge olarak hikayem bitecek.

 

72 Saat Önce

 

"Maya yaşıyor mu sen ne diyorsun Tuna?" Karşımda Azat Yüzbaşı vardı. Maya abla onun kollarında ölmüştü en azından biz onu öldü sanmıştık. Azat Yüzbaşı, Maya abladan sonra kliniğe yatırılmıştı. Akıl sağlığını kaybetmişti. Gözlerindeki acı çok tanıdık geliyordu.

 

Acı, hayatın kaçınılmaz bir parçasıdır. Kimi zaman bir bıçak darbesi kadar keskin, kimi zaman ise yavaş yavaş işleyen bir zehir gibidir. Tıpkı bir paletin farklı renkleri gibi, acı da pek çok farklı ton barındırır.

 

Bazen acı, kayıpların derin izlerini taşır. Sevdiklerimizi kaybetmek, hayallerimizin yıkılması, gerçek bildiklerimizin koca bir yalandan ibaret olması, acının en yoğun olduğu halleridir. Bu acı, göğsümüze kocaman bir boşluk bırakır ve nefes almayı zorlaştırır. Tıpkı karanlık bir gecede kaybolmuş yıldız gibi içimizdeki ışık sönmeye başlar.

 

Bazen acı, ihanetin bıraktığı derin yaralardır. Bazen ise acı, pişmanlıkların ağırlığıdır. Keşke diye başlayan cümlelerin ardı arkası kesilmez. Şimdi Azat Yüzbaşının koyu kahverengi gözlerinde keşke diye başlayan cümleleri görebiliyordum.

 

"Keşke ablamın öldüğüne inanmasaydım."

 

"Keşke ablamı orada bırakmasaydım."

 

"Keşke..." diye başlayan cümleler gözlerinde can bulmuştu. Acının rengi olur muydu, diye sorsalar Azat Yüzbaşının gözlerinin içine bakarak evet acının rengi olur derdim.

 

Suçluluk duygusunun gölgesinde kendini yiyip bitiren Azat Yüzbaşı astım hastasının kriz geçirmesi gibi panik atak geçiyordu. Tuna ağabey, Azat Yüzbaşının kolundan tuttu onu koltuğa oturttu.

 

Suçluluk, insanın iç dünyasında yükselen karanlık bir bulut gibidir. Kalbi sıkı bir çemberle saran, nefes almayı zorlaştıran, zihni sürekli sorgulamaya iten bir duygudur.

 

"Ablamı orada öylece bırakmasaydım şimdi yanımızda olurdu. Sen onun öldüğüne inanmadın, ben ise öldüğüne inandım. Ablam kim bilir ne acılara göğüs gerdi? Eflin kadar suçluyum bende?" Azat Yüzbaşı kendi içinde hesaplanırken odanın kapısı bir kez daha açıldı ve Eflin Doğan ve kocası Can Doğan odaya girdiler. Azat Yüzbaşı, Eflin'i gördüğü an hızla ayağa kalktı.

 

"Ablam yaşıyormuş ve tutsakmış. Hepsi senin yüzünden. Gerçeği bilmeden onu vurdun ve öldüğüne inanmamızı sağladın. Sende ablamı tutsak edenler kadar suçlusun. Birde seni affettim. Bana da yazıklar olsun sen affedilmeyi hak etmiyorsun." Azat Yüzbaşının sesi öfkeliydi. Ellerini siyah saçlarının arasından geçirdi. Dizlerinin üzerine çöktü.

 

"Bana da yazıklar olsun ablamın ölmediğini hala nefes aldığını anlayamadım. Onu tutsak edenler kadar bende suçluyum. Sen de suçlusun Eflin." Gözümün önünde tüm aile perişan oldu. Gözlerim doldu. Maya abla beni o cehennemden kurtardı, ben ise onun için hiçbir şey yapamıyordum. Hızla odadan çıktım.

 

"Nergis tüm davalarımı iptal et ben yokum," dedim. Bu yaptığımı Pars Başsavcı öğrendiğinde annemden emdiğim sütü burnumdan getirecekti ama Maya ablanın orada kalmasına izin veremezdim. Nergis beni durdurmaya çalışsa da adliyeden çıktım.

 

"Öznur Savcım!" Birden önüme çıkan Ece Komiserin deniz mavisi gözlerinin içine baktım. Gözlerindeki içindeki korku çok tanıdıktı.

 

"Öznur Savcım bana yardım etmelisiniz. Ateş'e biri not göndermiş ve kendisinin Maya olduğunu söylemiş. Sadece Ateş'e değil ekibin hepsine göndermiş. Birileri onların kimliğini ifşa etmek için tuzak kurmuş olmalı." Kaşlarım olabildiğince çatıldı. Ece Komiser elindeki notu bana uzattı.

 

"Geçmiş, solmuş bir fotoğraf albümü gibiydi. Sayfaları çevirdikçe, çocukluğumun canlı renkleri yavaş yavaş solmaya başlıyordu. O eski oyuncaklarım, kokulu bahçem ve kahkahalarım, şimdi sadece bir anıydı. Ateş, ben Maya yardımına ihtiyacım var. Asaf Çetin tarafından tutsak edildim beni kurtar."

 

Okuduğum not ile kaşlarım olabildiğince çatıldı. Bana gönderilen nottaki yazı ile birebirdi yazılar. Tuna Savcı ise bu yazının Maya ablaya ait olduğunu söylemişti iyi ama Maya abla neden Ateş Başkomiser'e de not gönderdi ki? Ece Komiser elindeki diğer iki notu da verdi. O notları da okudum.

 

"Geçmiş, tozlu bir albüm gibiydi. Her sayfası, unutulmuş anılarla doluydu. Bazen sayfaları çevirmek istesem de tozun boğucu kokusu beni geri çevirirdi. Selda ben Maya, Asaf Çetin tarafından kaçırıldım beni kurtar."

 

"Geçmiş, bir labirent gibiydi. Her köşe başında beklenmedik anılarla karşılaşıyorum, çıkmaz sokaklarda kayboluyordum. Bazen çıkış yolu bulsam da geri dönüp aynı labirentte dolanmak istiyordum. Ufuk ben Maya yardımına ihtiyacım var. Asaf Çetin tarafından kaçırıldım neredeyse üç yıldır tutsağım beni kurtar."

 

Okuduğum notlar farklıydı ama ortak noktası aynıydı. Peki ama neden sadece dördümüze göndermişti notları? Ve neden önce geçmişten bahsetmişti? Bize bir şey mi anlatmak istiyordu?

 

"Birde bu var tek sıkıntı Maya, benim gerçek kimliğimi bilmiyordu ama burada gerçek adımı yazmış." Ece Komiserin sesini duyunca kaşlarım çatıldı. Gerçek adım derken ne demek istemişti? Uzattığı notu aldım bu notta geçmiş ile başlıyordu. Yazılar aynıydı yazan kişi aynı ama yazdıkları farklıydı. Aklım karman çormandı.

 

"Geçmiş, zamanın okyanusunda batan bir gemi gibiydi. Uzaktan bakıldığında, sadece parlayan bir ışık noktası kalıyordu. Yaklaştıkça ise, geminin enkazı ve batışının acısıyla yüzleşiyordum. Gülce Saka Onur senin kimliğini biliyorum yardım edersen bir tek sen yardım edebilirsin bana. Onların buraya gelmesine engel olmalısın oğlum Poyraz'ın yaşaması için maskenin ardındakileri tuzağa çekmek zorundaydım. Gelmesinler buraya durdur onları. Yaşa ve yaşat!

Maya Yüce Özdemir."

 

Şaşkınlıkla Ece Komiserin deniz mavisi gözlerinin içine baktım. Notta Gülce Saka Onur yazıyordu. Gülce, Ateş Başkomiser'in evlerinin önünde öldürülen avukat eşiydi. Benimde Taner'den sonra en güvendiğim bir arkadaşımdı.

 

"Gülce?" Sesim soru sorar gibi çıkmıştı ama aslında şaşkınlığımın belirtisiydi.

 

"Öznur başka çarem yoktu canımdan çok sevdiğim kocam ve çocuklarım için Gülce'nin tarih olması gerekiyordu. O gün sadece bebeğim öldü ben ise kurtuldum ama bunu kocama söyleyemedim. Yüzümü değiştirdiler, sesimi değiştirdiler." Gözlerindeki o acıyı gördüm. Derin bir nefes aldım.

 

"Gülce?" Taner'in şaşkın sesini duydum. Yanımıza geldi. Gülce, Taner'in sesini duyunca gözleri doldu.

 

"Taner," diye fısıldadı. Taner ile Gülce benden önce henüz sekiz yaşındayken tanışmışlar. Gülce'nin hikayesi de benim hikayeme benziyor. O yetimhaneye gitmeden önce Taner ile çok iyi arkadaşmış. Sonra yolları ayrılmış. Gülce'de, babasının düşmanları yüzünden çok acı çekmiş tıpkı benim gibi.

 

"Sen yaşıyorsun ama neden kendini öldü gösterdin? Hadi beni düşünmedin kocan ve çocuklarını da mı hiç düşünmedin?" Taner'in öfke dolu sesini duyunca düşüncelerim dağıldı.

 

"Gülce yok, Ece'yim ben Taner. Ben ne yaptıysam çocuklarım ve kocam yaşasın diye yaptım. Bana sakın Gülce deme eğer o isim yüzünden çocuklarıma ve kocama zarar gelirse ne kendimi ne buna neden olan kişiyi affederim?" Gülce ne yaşamıştı da isminden nefret eder olmuştu?

 

"Yüzüm değişti, ses tonum değişti, mesleğim bile değişti. Benden bambaşka biri yaptılar. Gülce'yi öldürdüler, Ece'yi yaşattılar. Beni bırakın kocam ve arkadaşlarımın oraya gitmesine engel olmamız lazım. Yardım edin bana." Yalvarıyordu tam da şimdi karşımda eski Gülce'yi gördüm. Ona ne olmuştu bilmiyorum ama ailesi için endişelenen Gülce karşımda duruyordu.

 

*******

 

Gündüz yerini geceye bırakmıştı. Sığınakta oturmuş öyleyce oturuyorduk. Hayalet ve ekibini araştırıyordum onları yakalamaya çalışırken şimdi onların sığınağında Maya ablayı kurtarmak için çözüm arıyorduk.

 

"Maskenin ardındakileri tuzağa çekmek zorundayım demiş. İyi ama oraya gitmezsek Maya'nın bizi durdurmak için bir şey yaptığını anlamazlar mı? Poyraz bizim yanımızda zaten ona kim zarar verebilir ki?" Selda'nın düşünceli sesini duyunca yorgunluktan çöken deniz mavisi gözlerinin içine baktım.

 

"İnci tanesi yapacağız tabiki bir şeyler ama olacaklara hazırlıklı olmalıyız. Onlar av olduklarını sansınlar biz ise onları ava giderken avlayalım." Ateş'in buz gibi soğuk sesini duyunca onun okyanus misali mavi gözlerinin içine baktım.

 

"Aklında ne var?" Sesim boğuk çıktı. Gözlerimin içine baktı.

 

"Kendimizi namlunun ucuna atacağız ve onların görmek istediği sahneyi yaşayacağız. Polisler ve askerler maskenin ardındakileri yakalayacaklar tiyatronun birinci perdesinde." Ateş Başkomiserin sesi tok çıktı. İyi ama ben ve Taner yakalanırsak kendimizi bildiklerimizle öldürmek zorundaydık.

 

"Merak etmeyin Savcım siz değil, biz yakalanacağız sonra siz ikinci perdede yakalanacaksınız. Üçüncü perde ise oyunu kuran kişiler avcı değil de av olduklarını öğrenecekler. Maya'yı son perdede kurtaracağız." Ateş Başkomiserin kendinden emin sesine güvenmem gerekti belki ama güvenemiyordum.

 

******

 

Ateş Başkomiserin planında ilerliyorduk. Önce Hayalet ve ekibi kendini yakalattı. Dosyası bende olduğu için ben girdim sorgularına. Ateş'in bir gece önce dediklerini bir bir uyguladım. Gündüz bir kez daha yerini geceye bıraktığında Gölge, gölgelerin arasından geceye karıştı.

 

Soğuk, sanki canlı bir varlık gibiydi. Kemiklerim sızlıyordu. Kramp giren baldırımda hissettiğim şey acıdan bile beterdi. Kot ceketimin içine gizlediğim bıçağı usulca çıkardım ve avucumun içine aldım.

 

"Kimsin sen?" Kurbanımın sesi endişe dolu çıkmıştı. Hiçbir şey demeden korku ile harmanlanmış yeşil gözlerinin içine baktım. Siyah, asker traşı kestiği saçları savaştan çıkmış gibi dağılmıştı.

 

"Şunu gördün mü?" Sesim fısıltıdan biraz yüksek çıkmıştı ama kurbanımın etrafını bir yorgan gibi saran gecenin tatlı ve yumuşak karanlığını bir bıçak gibi yarıp geçti.

 

"Ne?" Adam sıçyarak başını kaldırdı ve elimde tuttuğum fotoğrafa baktı. Gözlerinden yaşlar bir bir akmaya başladı.

 

"Ben isteyerek yapmadım," dedi. Öfke zehirli bir ok gibi bedenime saplandı ve elimde sımsıkı tuttuğum bıçağı karşımda ağlayan adamın kalbine saplamam için kulağıma fısıldadı.

 

"Lan piç senin bir anlık zevkin için daha on dokuz yaşında hayatının baharında olan kız öldü. Neden bir şerefsiz ona tecavüz etti sonra da arkasında iz kalmasın diye onu vahşice katletti? Birde karşıma geçmiş isteyerek yapmadım mı diyorsun?" Sesim biraz öncekinin aksine yüksek volde çıkmıştı. Bıçağı havaya kaldırdım.

 

"Dur, yapma!" Kurbanımın sesinden korku akıyordu. O kızında böyle yalvarmış olabileceği gözümün önüne gelince içime dolan öldürme hissi ile bıçağı bedenine sapladım. Acı dolu sesleri bana yanlış bir şey yapmadığımı haykırıyor gibiydi. Omzuna sapladığım bıçağı çıkardım.

 

"Gölge ortaya çıktıysa adaletin kalemi seni seçmiş demektir yabancı." Sesim demir kadar sertti. Bir cinayet işlemiyormuşum gibi soğukkanlıydı.

 

"Sen Ankara sokaklarında dolaşan Gölge lakaplı seri katil misin?" Sesinden akan acıya rağmen benim kim olduğumu sorguluyordu hiçbir şey demeden başımı olumlu anlamda salladım ve bir şey demesine fırsat vermeden havaya kaldırdığım bıçağı bu sefer kalbine sapladım ve bunu dokuz kez tekrar ettim. Öldürdüğünü anlayınca geriye doğru çekildim ve artık cansız bir beden olan kurbanıma baktım.

 

"Evet Ankara sokaklarında geceleri ortaya çıkan Gölge benim."

 

"Gölge."

 

"Öznur!" İki farklı ses duydum biri geceleri kullandığım lakabımı söylerken öteki adımı söylemişti. Elimde tuttuğum kanlı bıçağa baktım.

 

Yavaş ve usulca arkamı döndüm ve önce bu yola beraber çıktığım adamın koyu yeşil gözlerinin içine baktım. Koyu kestane saçları dağılmıştı, dudağının kenarı kanıyordu, kaşı da kanıyordu. Sonra hayatımın aşkı olan adamın çimen yeşili gözlerinin içine baktım. Gözlerinin içinde hayal kırıklığı ve öfke vardı. Elinde tuttuğu silahı bana doğrultmuştu.

 

"Teslim ol Öznur Dağdeviren işlediğin cinayetler kanıtlanmıştır artık kaçacak bir yerin kalmadı." Sesi öfke doluydu tıpkı gözleri gibi. Birkaç saniye bu yola beraber çıktığım arkadaşımın koyu yeşil gözlerinin içine baktım.

 

"Özür dilerim Gölge onu engelleyemedim." Sesi pişmanlık ile çıkmıştı. Gözlerimi kapatıp açtım ve ona fısıldadım.

 

"Kaç Kartal ve Gölge'nin yarım bıraktığı işi tamamla." Dudaklarımı okudu ve koyu yeşil gözleri kocaman açıldı. Ne yapmaya çalıştığımı çok iyi anlamıştı başını iki yana salladı.

 

"Bunu yapamazsın Gölge," diye bağırdı. Murat, Kartal'ın neden bağırdığını anlamadı biraz sonra olacakları o bilmiyordu ama Kartal lakaplı can dostum çok iyi biliyordu.

 

"Bu yola çıkarken bir söz verdik şimdi o sözü tutacağım ama önce şunu bilmeni istiyorum Murat Yüzbaşı benim hayatım hakkında söylediğim birçok şey yalan olabilir ama sana olan sevgim gerçeğin ta kendisiydi." Sesim ilk kez titredi başımı yıldızlarla kaplı gökyüzüne kaldırdım ve karanlığı ışığı ile aydınlatan yıldızlara baktım.

 

Karşımda duran can dostumun soluk alış verişi, ağaçlardaki rüzgar sesi, çalıların hışırtısı, yıldızların melodisi...

Ölüme gitmeden önce duyulan en güzel sesler olabilir.

 

"Gölge yanlış bir şey yapmadı sadece sesleri bastırılan kadınların sesi oldu ve Gölge olmaktan pişman değilim." Bu sözler benim son sözlerim miydi, yoksa miladımın sözleri miydi onu zaman gösterecekti?

 

Bu hikaye Dağdevirenlerin biricik kızı Öznur'un nasıl ve neden Gölge olduğundan çok sesini duyurmaya çalışan kadınlara söz veren bir kadının hikayesiydi.

Savcı Öznur Dağdeviren değil, Gölge olarak hikayem başladı, Gölge olarak hikayem bitecek.

 

Ve tetiği çektim. Silahın ürkütücü sesinin yankıları gecenin karanlığını deldi ve kulaklarıma doldu. Silah sesi, insanın içini ürpeten, derin izler bırakan bir sestir. Silah sesi, bir fısıltının aksine, gürültülü ve keskindir.

 

Kan, hayatın nabzı, bedenin akışkan kırmızı sıvısı. Ancak bazen bu sıvı, yaşamın değil, ölümün kanıtı olur. Elimi karnıma götürdüm kendi kanım elime bulaştı. Karnıma saplanan bu acı canımdan can koparıyordu. Zaman her yaranın ilacıdır. Küçük bir sıyrıktan derin bir duygusal yara kadar, her türlü acının izini zamanla siler.

 

Gölge maskeli bir savaşçıydı ve o maske çıktığında ölüm fermanı imzalanmış demekti. Maskenin ardında, gerçek benliğimiz saklıdır. Bu gece maskenin ardındakiler bir oyun kurmuştu ve o oyunun ikinci adımında kan dökülmüştü. Karanlığa doğru çekildim.

 

"Öznur kapatma gözlerini!" Karanlık beni içine çekmeden önce sevdiğim adamın sesi son duyduğum ses oldu.

 

 

 

Bölüm sonu yanlışlarım varsa affola.

29.12. 2024

 

 

Bölüm : 29.12.2024 15:49 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...