12. Bölüm

12. Bölüm

Hatice nur Türkben
nur19907

Mazinin Yarası

 

"İhanetin nedeni olmaz, affı olmayacağı gibi."

 

******

8 Kasım 2005

 

Seren Hemşire çok yorgundu aynı zamanda kalbinin ortasında tarif edemeyeceği bir acı vardı. Dün gece nöbetçiydi mesaisi bitmek üzere iken yaralı askerler gelmişti bu yüzden gidememişti. Karşı komşuları olan Hicran'ı arayıp kızı Öznur'u almasını söylemişti.

 

"Hemşire hanım," diye kendisine seslenen yaralı askere baktı. Bir an gözünün önüne eşi geldi. Kocası da askerdi ve yedi aylık operasyon bitmişti. Bugün dönecekti. Kızı babasının geleceğini duyduğunda evde bayram havası olmuştu. Kızının gülümseyen yüzünü hatırlayınca gülümsedi. Başını iki yana salladı ve yaralı askerle ilgilenmeye başladı. O sırada telefonunun zil sesini duydu. Kötü haberi hissetmiş gibi kalbindeki ağrı daha çok çoğaldı.

 

"Eylem," diye seslenen Seren Hemşire, meslektaşını çağırdı. Uzun boylu, kızıl saçları omzuna kadar gelen, okyanus misali mavi gözlerinin içi yorgunlukla bakan Eylem Hemşire gelince, Seren'in yerine geçti.

 

Seren ise kapanan telefonunu üniformasının cebinden çıkardı. Arayan Hicran'dı. Tam ona geri dönecekken telefonuna bilinmeyen bir numaradan video geldi. Kaşları olabildiğince çatıldı ve videoyu açtı. Videoda kızı Öznur vardı ve önünü kesen arabadan birtakım siyah maskeli adamlar inmişti ve kızını arabaya atmışlardı.

 

"Baba kurtar beni!" Kızının sesi kulaklarına doldu. Sanki göğsünde devasa bir taş vardı ve kalbini parçalara ayırıyordu.

 

"Kızım," diye bir çığlık attı. Korku bedenini ele geçirdi. Etrafına gelen insanları gözü görmüyordu.

 

Göğsünde, nefesini kesen bir ağırlık vardı. Her nefes alışı, yanan bir yara üzerine tuz serpmek gibi geliyordu. Kalbi, sanki bir çekiçle dövülüyormuşcasına düzensiz atışlarla çarpıyordu. Bu his, tarif edilemez bir yalnızlık ve çaresizlik duygusuyla iç içeydi. Zihninde, geçmişin karanlık köşeleri bir bir canlanıyordu. Geçmişte Öznur'a hamile iken kocasının öldürdüğü teröristin kendi gibi terörist oğlu tarafından kaçırılmıştı ve bir dağ evinde kızını kendi imkanlarıyla doğmuştu. Yıllar sonra geçmiş tekerrür mü etmişti? Kendisine seslenen arkadaşlarını duymuyordu. Sadece kızının adını sayıklıyordu.

 

"Öznur, kızım!" Attığı çığlıklar ile etrafına toplanan kalabalık, Seren hemşireye ne olduğunu anlamaya çalışıyordu.

 

Seren Hemşirenin ise göğsünde kopan bir fırtına vardı. Rüzgar gibi esen nefesi, gök gürültüsü gibi atan kalbiyle birleşerek içini inletiyordu. Her atış, yıldırım çarpmış gibi sarsıyordu bedenini. Yere düşeceği an biraz önce yarasına müdahale ettiği asker ayakta zor duran Seren Hemşirenin kolundan tuttu.

 

"Hemşire Hanım iyi misiniz?" Seren Hemşire duymuyordu hiçbir sesi. Kulaklarında sadece kızının baba diye bağırdığı çaresiz sesi vardı.

 

"Fırtına, içimde bir yıkım yarattı. Her bir dalga, geçmişin enkazını yeniden yüzüme vuruyor." Bilinçsizce birkaç şey söyleyen Seren Hemşireyi duysalar da ne demek istediğini kimse anlamamıştı.

 

"Kızımı bu sefer benden koparacaklar mı? Yok, hayır izin vermem." Genç kadın avazı çıktığı kadar bağırdı. Kendisini tutan ellerden kurtuldu. Videoyu gördükten sonra elinden düşen telefonunu yerde görünce panik atak geçirir gibi titremeye başladı.

 

"Kızım nerede ne istediniz yavrumdan? O karanlıktan korkar ki," diye bağırdı.

 

*****

Ocak 2025

 

"Yavru ceylan neredeymiş?" Duyduğum ses mazinin yarasını deşti. Ellerimi yumruk yaptım derin bir nefes aldım. Sakin olmaya çalıştım ama bu çok zordu.

 

"Öznur kendini kaybetme farkındasın değil mi sadece bir rüya bu?" Karşımda beliren küçüklüğüm bana güç vermek ister gibiydi.

 

Gözlerimi kapattığımda, o anın yankıları hala kulaklarımda çınlıyordu. Sanki dünmüş gibi...

Kalbimde açılan o yara, zamanla kabuk tutmuştu belki ama derinliği hiç değişmemişti. Her nefes alışımda, o anın acısı yeniden canlanıyor, içimi bir kez daha parçalıyordu.

 

"Öznur geri dön!" Küçüklüğüm avazı çıktığı kadar bağırdı. Nereye geri dönecektim, neden bir adım atmama izin vermiyordu?

 

******

 

Murat'tan

Ocak 2025

 

Umutsuzluk, ruhun en derinliklerinde yeşeren, karanlık bir tohum gibidir. Işığı söndüren, insanı bir uçurumun dibine sürükleyen bu duygu, bazen hayatın kaçınılmaz parçasıdır. Hastane koridorunda bekliyordum öyleyce. Elim kolum bağlıydı. Öznur'un, Gölge olduğunu öğrendiğimde hissettiğim o öfke kaybolmuştu, yerini korku ve endişeye bırakmıştı. Gözlerimin önünde vuruldu hiçbir şey yapamadım. Öznur'u vuran maskeli adamı, Öznur vurmuştu. Sevdiğim kadının silahından çıkan kurşun onu benden almak isteyen adamı yaraladı.

 

"Murat." Öznur'un can dostu olan adamın yorgun sesini duyunca kan kırmızısına dönmüş yeşil gözlerinin içine baktım. Taner'de bitikti. Öznur kanlar içinde Taner'in kollarının arasına düştü. Beyaz gömleği kanlar içindeydi.

 

"Neden?" İçinde birçok sorunun cevabını barındıran soru cümlesi dudaklarımın arasından döküldü.

 

"Tuna Savcı'nın da dediği gibi biz MİT için çalışıyoruz. Karanlığın Yaveri denen Suikast birliğini ortadan kaldırmak için bu adımı attık. Kimsenin bizim kim olduğumuzu bilmemesi gerekiyordu ama Öznur, Maya Yüce Özdemir'in yaşadığını öğrenince kimliğini deşifre etmek zorunda kaldı. Kimliklerimizi deşifre etmek demek bizim ölüm fermanını imzalamışız demekti. Ama Eflin Doğan'ın araya girmesiyle operasyon devam ediyor." Sesi tedirgindi yine de.

 

"Operasyon devam ediyorsa bu tedirginlik neden?" Sesim güçsüz çıkmıştı.

 

"Artık herkes Gölge'nin kim olduğunu biliyor belki Kartal gizemini koruyor ama Gölge'nin, Öznur olduğunu biliyorlar ve hayatı öncesinden bile tehlikede. Suikast Birliği onu öldürmek için harekete geçecektir. Polisler ve askerler kapısının önündeler ama." Devamını getiremedi anla beni der gibi gözlerimin içine baktı.

 

"Ama bu birlik onu ortadan kaldırmak için her şeyi yaparlar öyle ki polisler ve askerler kapının önünde barikat kursalar da onları ezip geçerler." Sesim ifadesiz çıkmıştı ama bende tedirgindim artık. Karanlığın Yaveri bu birlik bana çok acı vermişti.

 

Yıllar önce bu birliğin içine sızmıştım silah arkadaşım Yunus ile birlikte. Yunus'u gözlerimin önünde şehit ettiler bana ise türlü işkenceler yaptılar. Ne kadar acımasız olduklarını en iyi ben bilirdim. Anılar film şeridi gibi gözlerimin önünde can buldu.

 

Kasım 2022

 

"Konuş yoksa ölürsün." Yunus ile göz göze geldim. İstihbarat ajanı aralarına sızmıştı ve yakalanmıştı. Neredeyse yirmi dört saattir türlü işkenceler görüyordu genç kadın.

 

"Aslan sen dur." Araya giren tanıdık sesle kaşlarım olabildiğince çatıldı. Bu ses kız kardeşim Nida'nın sesiydi. Onun burada ne işi vardı? Yüzündeki maskeyi çıkaran kadının çikolata kahvesi gözlerinin içine baktım. Uzun, düz siyah saçlarını beline doğru döküldü.

 

"2308." Nida'nın söylediği sayılar ile tek kaşımı kaldırdım. Bu bizim operasyonun adıydı. İyi ama kardeşimin bu operasyonun içinde ne işi vardı? O bir avukattı. Aslan dediği adam geriye bir adım attı. Nida derin bir nefes aldı ve kadının kahverengi gözlerinin içine özür diler gibi baktı.

 

Ölümün gölgesinde yaşamak, insanı umutsuzluğa sürükleyebilir. Asker demek vatanın bekçisi demek. Bizim görevimiz belliydi gerekirse bu vatan için canımızı feda ederdik.

 

"Siz ikiniz." Bir anda etrafımızı saran adamlar ile ne olduğunu anlayamadım.

 

"Ne yapıyorsunuz aklınızı mı kaçırdınız onlar bizim yoldaşlarımız," diye bağıran Nida önüme geçmişti. Sesindeki o korkuyu sezmiştim.

 

"Yaşlı kurt bu ikisinin hain olduğunu teyit etmiş. Askeriyedeki Albay Dursun Yücel bizzat demiş." İhanetin acı sızısı kalbimi avuçlarının içine aldı. Yunus ile göz göze geldim başını yukarıya aşağıya doğru salladı ve hızlı bir hareketle arkasında duran adamın hançerini aldı ve boğazını kesti. Aynı hızla bende arkamda duran adamın hançerini aldım ve boğazını kestim.

 

"İhanetin nedeni olmaz, affı olmayacağı gibi." Sesim kinle çıkmıştı. O şerefli üniformayı giymek için canını feda etmeyi düşünen o kadar insan vardı. Şerefli üniformayı giymeyi başaran bir adam gelip kolayca ihanet ediyordu. Ne için daha çok para kazanmak için devletini satıyordu.

 

"Cesurca hareketler Murat Yüzbaşı ama unutma canının canı avucumun içinde teslim olmazsan biricik nişanlın Öznur Dağdeviren ölür." Yaşlı kurdun alayvari sesini duyunca hareketlerim durdu. Bu benim yaptığım en büyük hataydı ve bu hata ölümü beraberinde getirdi.

 

Bir anlık durmam ile Yunus yaralandı gözümün önünde silah arkadaşımın boğazını kestiler. Kanlar içinde yerde yatan bedeni görünce kaskatı kesildim. Çaresizlik, insanın en derin duygularından biridir. İnsanı ipe götürür.

 

Karanlık, gizemli ve bilinmeyenin simgesi. Geceyi kaplayan örtü, derinlikleriyle büyüler ve korkutur. Dizlerimin üzerine çöktüm ve Yunus'un can çekişen bedenini kollarımın arasına aldım.

 

"Karanlıkta kaybolduğunuzda yapmanız gereken ışığı aramaktır." Babam küçükken ne zaman karanlıktan korkuyorum desem bunu derdi. Kendimden emin bir şekilde gözlerinin içine baktım.

 

"Karanlığın devri kapandı, aydınlığın devri başladı." Yunus'un sesi kulaklarıma doldu. Gülümsedi. Daha sonra kelime-i şehadet getirdi ve gözlerini kapattı.

 

Taner'den

 

Hayat, bazen beklenmedik fırtınalarla karşı karşıya bırakan, bazen de sessiz sedasız sinsice ilerleyen bir okyanus gibidir. Bu okyanusta yüzerken, bazen dalgaların arasında kaybolur, bazen de güçlü akıntılara kapılırız. Hayatın acımasızlığı, işte bu beklenmedik durumlarla, kayıplarla ve hayal kırıklıklarıyla kendini gösterir.

 

Bir bebek dünyaya gelirken, hayatın güzelliklerine dair umutlarla doludur. Ancak büyüdükçe, hayatın gerçekleriyle yüzleşmek zorunda kalır.

Karanlığın kalbinde dans eden bir gölge gibidir saf kötülük.

 

Hayat, inişleri çıkışlarıyla, sevinçleri hüzünleriyle karmaşık bir doku. İçinde iyi ile kötünün bir arada var olduğu, bazen çizgilerin bulanıklaştığı bir arena.

Ancak saf kötülük, bu karmaşanın ötesinde, insanlığın en karanlık köşelerinde gizlenen, rasyonel açıklamalardan uzak, ürkütücü bir olgu.

 

Saf kötüler, bir amaç gütmeden, sadece zarar vermek için ederler. Vicdan azabı duymadan, acımasızca can alan, ruhları yaralayan, sadece yok etmek için var olan karanlık bir enerji.

 

Kötüler olduğu kadar iyiler de var. Karanlığın içinde parlayan bir ışık gibiydiler. Babam şerefli bir Türk askeriydi. Şehadet şerbetini içene kadar nerede bir fakir varsa onlara elinden geldiğince yardım etmiştir. Babamın zamansız gidişi beni yaraladığı gibi yardım ettiği insanları da yaraladı. Babam gidince annemle bir başımıza kaldık zamanında babamın yardım ettiği insanlar elimizden tuttular. Onlar olmasaydı ne olurdu halimiz hiç bilmiyorum.

 

"Ne o dilini mi yuttun Taner Başkomiser?" Başını sola doğru yatıran adamın gözlerinin içine nefretle baktım.

 

"Sana dedim ki benim adım Kızıl Umut, Öznur Dağdeviren'in korkulu rüyasıyım. Ayrıca babanı öldüren o adamın ta kendisiyim." Ellerimde bir uyuşma hissettim her bir sözünde yüreğim dağlanıyordu. Silahımı belimden hızla çıkardım ve düşünmeden alnının çatından vurdum. Yere bedeni sertçe düştü. Elimdeki silah ayağımın dibine düştü. Dizlerimin üzerine çöktüm.

 

"Baba!" Sesim gökyüzünü parçalamak ister gibi yüksek çıkmıştı. Babamın katili tam önümde son nefesini vermişti ama benim acım yeniden doğmuştu. Anılar film şeridi gibi geçti gözlerimin önünde.

 

*****

Mart 2019

 

Bugün anlam veremediğim bir şekilde kalbimde bir ağırlık vardı. Gözüm duvardaki saate takıldı 23.15'e geliyordu. Bir an nefesimin kesildiğini hissettim. Elimi boğazıma götürdüm. Gömleğimin yakasından tuttum çekiştirdim.

 

"4433'den 3435'e eski tekstil fabrikasında askerler ve teröristler arasında çatışma çıktı. Bir asker ağır yaralandı. Acil destek lazım." Telsizden duyduğum ses ile nefesim daraldı.

 

"Taner bir haber geldi askerlere yardıma gitmeliyiz." Mert Ekin bu dünyadaki Öznur'dan sonraki arkadaşım hızla odaya girdi. Yerimden kalktım ama bacaklarım bana ihanet etti. Yerimde sendeledim.

 

"Sen iyi misin?" Mert hızla kolumdan tuttu. Başımı iki yana salladım.

 

"Bilmiyorum," diye fısıldadım. Gerçekten de bilmiyordum ne olmuştu birdenbire bana hiçbir fikrim yoktu.

 

"Hadi gidelim," dedim. Derin bir nefes aldım ve biraz kendimi iyi hissedince odadan çıktık. Ekip arabalarına bindik.

 

Eski tekstil fabrikasına gidene kadar kalbimdeki ağrı azalmak yerine arttı. Fabrikaya geldiğimizde silah sesleri gecenin karanlığında yankılanıyordu. Önüme çıkan teröristi vurdum.

 

"Demir Yüzbaşı vuruldu biri yardım etsin." Duyduğum korku dolu sese hızla döndüm. Yerde kanlar içinde yatan babamı gördüğüm an dünya başıma yıkıldı.

 

"Baba," diye bağırdım. O an omzumda bir yanma hissettim. Babama doğru koşmaya başladım. Başımın üstünde mermiler uçuşuyordu.

 

"Taner delirdin mi ne yapıyorsun?" Mert'in öfke dolu sesini duydum ama hiçbir şey demedim. Babamın yanına geldiğimde bacağımdan da vuruldum.

 

"Baba," diye bağırdım. Korku virüs gibi tüm bedenimi ele geçirdi.

 

*****

 

"Bakın burada kimler varmış hadi ama Kızıl Umut'u mu öldürdün Başkomiser?" Duyduğum yabancı sesle bir rüyadan uyanır gibi silkelendim. Baştan aşağıya simsiyah giyinmiş, siyah maskeli adamlar etrafımı sarmıştı.

 

"Sana Yaşlı kurdun selamını getirdik Kartal." Adamın Kartal kod adımını kullanmasıyla kaşlarım olabildiğince çatıldı. Kimliğimi Öznur'dan ve Mit müsteşarından kimse bilmezken bu adam nereden biliyordu? Silahımı düşürdüğüm yerden almak üzere iken boynuma saplanan şırınga ile gafil avlandım.

 

"Gölge, Yaşlı kurdun emriyle dünya değiştirdi Kartal sende bize bildiklerini anlatmazsan annen de Gölge'nin yanına gider." Aynı adamın sözleri kalbine tonlarca ağırlığı bıraktı.

 

"Reyna, Öznur Dağdeviren'in işini bitirmiş miydir?" Hareket edemiyordum gözlerim bulanıklaşıyordu.

 

"Reyna'dan haber geldi Öznur Dağdeviren'in serumuna zehiri enjekte etmiş. Yarım saate Savcı ölür." Karanlığa çekilirken duyduğum son sözler nefesimi kesti.

 

 

 

Bölüm sonu yanlışlarım varsa affola.

04.01.2025

 

Bölüm : 05.01.2025 23:17 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...