13. Bölüm

13. Bölüm

Hatice nur Türkben
nur19907

İlk Galibiyet

Nisan 2022

Murat'tan

 

"Karanlıkta kaybolduğunuzda yapmanız gereken ışığı aramaktır." Babam küçükken ne zaman karanlıktan korkuyorum desem bunu derdi. Kendimden emin bir şekilde gözlerinin içine baktım.

 

"Karanlığın devri kapanıyor, aydınlığın devri başlıyor." Görmediklerimiz genelde gördüklerimizden daha önemlidir. Hayatımı karartmak üzere olan baba bildiğim adamda görünmez olmuştu. Görmediğimiz şeyler hayatımızı sandığımızdan çok daha fazla etkiler. Göremediğimiz şey ayrıca bizi en huzursuz eden şeydir çünkü şüpheler uyanmaya başlandığında durdurmak çok zordur. Görmediğin şeyi ararsın ama bazen görünmez olanın seni izleyebileceğini unutursun. Mehmet Kılıçaslan adım adım beni izlemişti, hayal kırıklığına uğramamı sağlamıştı annemi katletmişti. Acıması yoktu, beni öldürmek istiyordu. En ufak kıvılcım bir isyanı ateşleyebilir. O an artık acı duymuyordum duygularımdan kopmuştum. Tek düşünebildiğim sıradaki hamlesiydi. Belki de sıradaki hamlesi Öznur'a yönelik olacaktı bilmiyorum.

 

En önemli anlar dönüşümüzün olmadığını anladığımız anlardır. Bir sınırı aşmışsınızdır ve artık geri dönüşünüz yoktur. Dönüşü olmayan nokta. Her şey değişmek üzeredir ve o ana tutunursunuz. Felaketi durdurabilecekmiş gibi. Hayatımı karatan adamın gözlerinin içine nefretle baktım. Kendimi karanlığa teslim ettim.

 

"Murat." Öznur'un korku dolu sesi kulaklarıma doldu. Yüzünü avuçlarımın içine aldım. Alnımı alnıma yasladım.

 

"Korkma Öznur ben yanındayım."

 

Aradan kaç dakika geçti bilmiyorum ama gözlerim kapalı bir şekilde bekliyordum. Mehmet Kılıçaslan'a karşı ilk adımımı atmıştım dakikalar önce. Şu an yattığım bu yatakta düşünüyordum. O, benim üvey babamdı ve öz babamı acımadan öldüren katilin ta kendisiydi.

 

Acı tefeci gibidir sana asla ödeyemeyeceğin bir borç bırakır. Mehmet Kılıçaslan, babamın yerine geçerek annem ve bana acıların büyüğünü yaşattı daha sonra annemi katlederek beni asla ödeyemeyeceğim acının kollarına attı. Bazen huzur bulmanın tek yolu uzaklaşmaktır. Bende huzuru bulmak için yıllardır içinde sıkıştığım karanlıktan aydınlığa doğru ilk adımımı attım.

 

Kapının açılması ile Öznur'un öfkeyle harmanlanmış sesini duyunca o anın geldiğini anladım tam gözlerimi açacağım an Mehmet Kılıçaslan'ın sesiyle gözlerimi açmaktan vazgeçtim. Kısa süre sonra telefondan cızırtılar geldi. Daha sonra babamın yorgun sesini duydum.

 

"Diri diri gömülmesini anlatan bir adam korku filmi gibidir." Mehmet'in öfkeyle harmanlanmış sesini duyunca kalbime iğneler battı. O an kendimi yine geçmişte buldum.

 

"Bana yalan söyledin, ihanet ettin, annemi öldürdün. Hâlâ yüzüme nasıl bakıyorsun Mehmet Kılıçaslan?" Sesim çığlıkvari çıkmıştı yere çöktüm annemin mezarına baktım.

 

"Seni yanlış yönlendirdi, sana değer vermiyor." Anneannemin gözlerinin içine baktım başımı iki yana salladım. Hayat ikimize de adil davranmadı ama en çok anneme adil davranmadı onu bu hayattan koparttı.

 

"Sende kızına değer vermedin, o bu hayatta acı çekerken neredeydin?" Çığlıkvari sesim mezarlıkta yankılandı. Sadece on yedi yaşındaydım ne günah işledim de şimdi annemin mezarındaydım.

 

"Sende kimsin?" Baba bildiğim adamın yüzüne haykırdım. Benim babam böyle biri değildi canını yakmaktan çekinen adamın en büyük acıyı vermesi mantıklı gelmiyordu bana. Evet o, benim üvey babamdı ama başta her şey güzeldi ne olmuştu da anneme ve bana cehennemi yaşatmıştı anlayamıyordum.

 

"Yeni kabusun." Benim sesimin aksine sesi fısıltı gibi çıkmıştı.

 

Hayat kumar masası gibidir bir taraf kazanırken, bir tarafı kaybeder. Bir taraf ise hem kazanır, hem kaybeder. Ben ise son seçeneğe uygunum.

Yalnızlık neydi? Bazı insanlar yalnız kalmaya mahkum muydu? İyiliğin karşılığı; sadece iyiliktir derler peki sana kötülük yapan birine iyilik ile yaklaşabilir misin? Kamp ateşinin içine atılan odunların küle çevrilmesi gibi yok oluyordum her geçen gün.

 

Gözlerimi açtığımda hayatımı karartan adam ile göz göze geldim. Onun kim olduğunu bilmeme rağmen bilmiyormuş gibi davranmak zordu ama yapacaktım. Derin bir nefes aldım gülümsedim. Ona gülümsemem ile yüzündeki şaşkınlığa baktım.

 

"Baba." Yüzünde şaşkınlığın yanı sıra gizli bir gülümseme belirdi işte o an anladım ki bu adamın tek derdi babamın sahip olduğu her şeyi elinden almaktı. Etrafıma baktım Öznur ile göz göze geldim kaşlarım olabildiğince çatıldı. Hayatımın aşkını tanımıyor gibi yapmak benim için çok zordu.

 

"Sen de kimsin?" Şaşkınlıkla gözlerimin içine baktı.

 

"Bu da ne demek Mu?" Öznur'un sözünü bıçak gibi kestim.

 

"Lütfen beni babamla bırakır mısınız Doktor Hanım?" Anlam veremiyordu yine de anlamaya çalışıyordu onu gerçekten tanımadığıma dair bir ipucu arıyordu gözlerimin içinde.

 

"Hayat bizi öyle bir hale getirir ki yapmayacağım dediğimiz şeyleri yaparken buluruz kendimizi," derdi Mert. Öyleydi babama ulaşmak için düşmanıma karşı dost görünmem gerekti. Öznur sonunda odadan çıkınca Mehmet Kılıçaslan'ın gözlerinin içine baktım.

 

"Baba bizim hastanede ne işimiz var?" Telaşla yataktan kalktım. Etrafıma baktım. Sanki birini arıyormuşum gibi.

 

"Anneme bir şey mi oldu yoksa?"

 

"Eftalya mı?" Sesi şaşkınlıkla çıktı. Annemi öldürdüğünü çok iyi biliyorum katil diye bağırmamak için kendimi zor tuttum. Galibiyete ulaşmak için rakibini gözle derdi babam her zaman. Bende bugün babama ulaşmak için düşmanıma yakındım.

 

"Baba bana neden öyle bakıyorsun annem nerede?"

 

"Murat en son ne hatırlıyorsun?" Bu soruyu soracağını çok iyi biliyordum.

 

"Ben." Sözümü bilerek kestim endişe ve korkuyla gözlerinin içine baktım.

 

"Baba ben hiçbir şey hatırlamıyorum neden hiçbir şey hatırlamıyorum?"

 

"Gözlerimi her kapattığımda cansız bedeninin pis bir zeminde buz gibi yatışı gözlerimin önüne geliyor." Annemin mezarında haykırdığım sözleri acımadan yüzüme vurmuştu yine de hiçbir şey belli etmemeye çalıştım.

 

"Bu da ne demek baba?" Bu adama baba diye hitap etmek babama en büyük ihanetti. Ama babama ulaşmak istiyorsam bunu yapmak zorundaydım. Annemi kaybetmiştim, babamın ise ölmediğini bu adamın onu öldü diye göstererek esir ettiğini öğrenmiştim.

 

"Yok oğlum, annen Bursa'ya gitti ya deden rahatsızlandı."

 

"Benim dedem mi varmış baba ben neden bir şey hatırlamıyorum?"

 

"Oğlum hadi düşünme evimize gidelim." Başımı olumlu anlamda salladım kolumdan tutmasına izin verdim.

 

Gündüz yerini geceye bıraktığı an evime adım attım annem ve babamla geçen mutlu anlarımız gözlerimin önünden film şeridi gibi geçti. Mehmet Kılıçaslan'ın sesini duyunca gözlerinin içine gülümseyerek baktım. Her şey yolunda izlenimini verince salona girdik kapının tam karşısında duran krem rengi koltuğa oturdum. Öznur'a bir şekilde planımdan bahsetmen gerekti. Biliyorum ki şimdi buraya gelmeme ses etmediyse bile yarın kapıya dayanıp beni götürmek isteyecekti ama benim bu evde kalmam gerekti. Bu adamı bitirmem gerekti eminim bu evde onu asacak bir ipucu vardı.

 

"Murat." Duyduğum sesle gözlerimi sımsıkı kapattım yarın gelir diye düşünmüştüm ama şimdi gelmişti. Derin bir nefes aldım. Saate baktım 19.09'a geliyordu. Son yirmi bir dakika kalmıştı. Bunu yapabilirdim. Koltuktan kalktım Mehmet Kılıçaslan'ın gözlerinin içine baktım.

 

"Baba ne oluyor bu da kim?" Endişelenmişti yüzümde beliren gülümsemeyi sildim endişe ile gözlerinin içine baktım.

 

"Oğlum." Ne diyeceğini bilmiyordu hızla arkamı döndüm kapıya doğru ilerledim. Kapıyı açtığımda Öznur'un ela gözleriyle göz göze geldim.

 

"Aa, Doktor Hanım burada ne işiniz var?" Öznur'un ben senin nişanlınım demesini bekledim, Mehmet Kılıçaslan'a karşı bugün üçüncü galibiyetimi almak için benim bunu bilmem gerekti.

 

"Ben Doktor falan değilim, nişanlınım senin bu adam ise senin baban." Öznur'un sözünü bıçak gibi kestim ikinci kez bugün. Yüzümde beliren gülümsemeyi görünce kaşlarını çatarak gözlerimin içine baktı. Gözümü kırptım şokla Mehmet Kılıçaslan'dan tarafa döndüm.

 

"Baba." Sesim şaşkınlıkla çıktı. Mehmet Kılıçaslan benim asker olduğumu unutmuştu, ona karşı ilk galibiyetim bu sayede olacaktı. Başta inkara başvuracaktı ama Öznur nişanda çekilen fotoğraflar ve videoyu gösterince itiraf edecekti.

 

"İki gündür tanıdığın kadına mı inanacaksın?" Tamda tahmin ettiğim gibi hareket etmişti. Öznur tek kaşını kaldırdı ve fotoğrafları bana uzattı.

 

"Öyle mi Murat biz seninle nişanlıyız bak bu da kanıtı." Her şey planımın doğrultusunda ilerliyordu. Öznur fotoğrafları verince bir süre boş gözlerle baktım daha sonra başımı kaldırdım. Daha sonra videoyu gösterdi.

 

"Bu doğruysa neden ben hiçbir şey hatırlamıyorum?" Eve doğru koştum salona girince spikerin sesini duyunca yüzümde beliren gülümseme ile baktım ekrana.

 

"Şah ve mat." Arkamdan ayak seslerini duyunca yüzümdeki gülümsemeyi hızla sildim kendimi yere attım.

 

"Oğlum." Mehmet Kılıçaslan'ın sesini duyunca boş gözlerle gözlerinin içine baktım. Yüzünde beliren korkuya içten içe zaferimi kutladım.

 

"Bu kadın ne diyor baba?" Haykırdım çığlıklarımı serbest bıraktım.

 

"Deden rahatsızlandı demiştin annemin Bursa'ya gittiğini söyledin ama bu kadın annemin, Mehmet Kılıçaslan tarafından öldürüldüğünü kanıtlandığını söylüyor. Baba, Mehmet Kılıçaslan kim gerçekten annemi, o adam mı öldürdü?" Mehmet Kılıçaslan ilk yenilgisini almıştı fena halde onu köşeye sıkıştırmıştım.

 

"Üzgünüm oğlum bunu sana söyleyemedim evet Mehmet Kılıçaslan öldürdü anneni." Gözlerimden akan yaşlar ile gözlerinin içine baktım. Bütün nefretimi gözlerinin içine bakarak söyledim ve kendimi karanlığa bıraktım. Her şey şimdi başlıyordu adalet çarkları dönmeye başladı.

 

******

Ocak 2025

 

Soğuk, tenimi saran ipek misali yavaşça sinsi sinsi içeri giriyor. Her nefes alışımda ciğerlerime buz parçaları düşüyor gibi hissediyorum. Pencereden sızan ayaz, odanın her köşesini beyaz bir örtüyle kaplamışcasına soğuk bir nefes alıyor. Öznur'un elini sımsıkı tuttum. Bir dakika geç kalsaydım onu kaybedecektim. Bununla yüzleştiğimden beri odadan çıkamıyordum. Birkaç saniyeliğine gitsem o adamlar geri gelecek Öznur'un nefesini keseceklermiş gibi hissediyordum.

 

Elimdeki sıcak fincan, buz tutmuş parmaklarıma birazcık olsun sıcaklık veriyordu. Dışarıdaki ağaçlar, üzerlerindeki bembeyaz örtüyle sanki uykuya dalmış gibi duruyordu. Rüzgarın uğultusu, uzaktan gelen ninni gibi kulaklarımda yankılanıyordu.

 

 

Yeni yılın ilk haftasında Ankara karlı bir hava ile güne başlamıştı. Öznur karlı havaları çok severdi. Ben yaz insanıyım, Öznur ise kış insanıydı. Pencereden dışarıya baktım. Bembeyaz örtüyle kaplanmış dünya, sanki dev bir pamuk yığınına dönüşmüştü. Her yer bembeyazdı. Ağaçların çıplak dalları, kar tanelerinin ağırlığı altında kamburlaşmış, sanki birer yaşlı adamın omurgası gibi duruyordu. Yer yer görünen kahverengi gövdeler ise bu beyazlığın içinde yalnız ve çaresizdi. Tıpkı benim gibi. Öznursuz bir dünyada bende yalnız ve çaresiz kalıyordum.

 

Kışın sessizliği duygularıma tercüman olmak ister gibiydi. Havada asılı duran bembeyaz tüyler gibi hafifçe düşen kar taneleri, yere değdiklerinde birer küçük elmas parçası gibi ışıldıyorlardı. Sessizce yağan kar dünyayı bembeyaz bir battaniyeyle örterken, her şeyi sessizliğe bürüyordu. Elimde bir hareketlilik hissettiğimde heyecanla Öznur'a baktım. Gözlerini usulca açtı.

 

"Sevgilim," dedim.

 

*******

 

Öznur'dan

 

"Yavru ceylan neredeymiş bakalım?" Karanlığın kollarında mazimin yarası olan o sesi duydum. Gözlerimi zorlukla açtım. Kalbim göğsümden fırlayacak gibi atıyordu. Tüylerim diken diken olmuştu.

 

"Öznur uyanman gerek bu bizim kabusumuz." Küçük Öznur elimden tuttu ve korkmasına rağmen yetişkin Öznur'a güç vermeye çalıştı. O an, henüz uykunun sınırları içindeydim. Ama gördüğüm şeyler o kadar gerçekçiydi ki, rüyadan çok kabusa benziyordu.

 

"Bir küçücük yavru ceylan varmış. Dedesi onu hiç sevmezmiş." Kızıl Umut'un sesini duydukça titriyordum tıpkı Sara nöbeti geçiren bir insan gibi.

 

"Uyan Öznur bak Murat seni bekliyor o canavarın sesini duyma." Küçük Öznur'un güç veren sesini duysam da canavarın sesini kapatamıyordum.

 

Karanlık bir ormandaydım. Ağaçların dalları, ürkütücü bir şekilde birbirine dolanmıştı. Ayın loş ışığı, yerdeki çalıları ve taşları ürpetici gölgelere kaplıyordu. Her adımımda kuru yaprakların hışırtısı, kalbimi daha da hızlandırıyordu. Arkamdan bir şeyler geliyordu. Nefesimi tuttum ve dönüp baktım. Gölgem bile yoktu. Sadece karanlık...

 

Sonra bir çığlık duydum. Bu çığlık, içimi ürpeten bir tizlikteydi ve Küçük Öznur'a aitti. Yardım etmemi istiyordu küçüklüğüm. Hemen koşmaya başladım. Ama ne kadar koşarsam koşayım aynı yerde kalıyormuş gibi hissediyordum. Nefesim daralmıştı. Göğsüm sıkışıyordu. Birden, bir el omzuma dokundu. Korkuyla yerimde sıçradım. Donakalmıştım. Arkamı dönmeye cesaretim yoktu. Gözlerimi sımsıkı kapattım.

 

"Uyan Öznur, uyan!" Küçüklüğüm avazı çıktığı kadar bağırdı. Sımsıkı kapattığım gözlerimi açtığımda karşımda Murat duruyordu. Üstündeki üniforması kanla içindeydi.

 

"Ölüm beni çağırıyor sevgilim," diye fısıldadı. Arkasında duran Kızıl Umut alayla güldü ve elindeki bıçağı sevdiğim adamın sırtına sapladı.

 

"Murat!" Çığlıklarım gecenin karanlığında yankılandı.

 

*****

 

Ve o an uyandım. Yorganın altında ter içinde kalmıştım. Yerimde hızla doğruldum. Karnımda bir acı hissettim. Kalbim hala hızlı hızlı atıyordu. O karanlık orman, Kızıl Umut'un o ürkütücü sesi, hala zihnimde yankılanıyordu. Murat'ın yardımıyla hızla kalktığım yatağa geri yattım.

Yaşadığım kabusun etkisinden kurtulmaya çalıştım. Bu kabus, bana bir kez daha, hayatın ne kadar kırılgan olduğunu hatırlattı.

 

"Murat beni bırakma," diye fısıldadım yorgun sesimle. Murat'ı öyle kanlar içinde gördüğümde nefesim kesilmişti. Gelen Doktor ve Hemşire benimle ilgilenirken bende Murat'ın elinden sımsıkı tuttum. Bıraksam kabusum gerçek olacakmış gibi hissediyordum.

 

"Kızım." Babam odaya girince Murat'ın yardımıyla yerimde doğruldum. Saçımdan öpen babam beni kollarının arasına aldı. Babamın kollarında kendimi güvende hissettim.

 

"Komutanım kızınız iyi bir sorun gözükmüyor. Zehirde kanından temizlenmiş." Doktorun söylediklerinden hiçbir şey anlamamıştım.

 

"Ne zehiri?" Sesim sorgular nitelikte çıktı. Murat ile babam göz göze geldiler.

 

"Kızım, Askeri Doktor Ferda Demircioğlu ve Askeri Hemşire Gaye Uzun seninle ilgilenecekler." Babam sorduğum soruya cevap vermek yerine Doktor ve hemşireyi tanıttı. Derin bir nefes aldım ve sorduğum soruyu yeniden sordum.

 

"Ne zehiri baba?" Babam derin bir nefes aldı ellerini saçlarının arasından geçirdi. Bunu kendini çaresiz hissettiğinde yapardı.

 

"Karanlığın Yaveri suikast birliği senin kimliğini öğrenmişler. Bu yüzden de ölüm emrini vermişler. Birlikten gelen kişi seninle ilgilenen hemşireyi öldürüp yerine geçmiş ve serumuna zehir enjekte etti. Bileğindeki dövmeyi görmeseydim onun kim olduğunu anlamayacaktım." Murat'ın tükenmiş sesini duyunca gözlerim doldu. Onun o birliğin içine sızdığını biliyordum. Ne acılar çektiğini de çok iyi biliyordum.

 

"İyi misin?" Sesim her an ağlayacakmış gibi çıktı. Daha sonra ayaklarımdaki uyuşukluğun hala geçmediğini fark ettim. Korkuyla doktorun siyah gözlerinin içine baktım.

 

"Ayaklarımda bir uyuşukluk var ve hissetmiyorum. Bu zehir yüzünden mi? Ne oldu bana?" Sesim ortama bomba gibi düştü. Vücudum, sanki tonlarca ağırlığın altında eziliyordu. Kemiklerinde hissettiğim sızı, içimi kaplayan bir boşluğa dönüşüyordu. Zihnim ise bulanık sular gibi, derinliklerinde hiçbir netlik barındırmıyordu.

 

"Zehir kanınıza enjekte edilmişti zamanında müdahale edilmiş olsa da azıcık bile olsa temas etti kanınızla bu yüzden birkaç gün ayaklarınızı hissedemeyebilirsiniz. Ama korkmayın Savcım birkaç gün sonra ayaklarınızı hissedeceksiniz." Doktorun sesi samimiydi ama ben korkmuştum bir kere. Bu korkuyu yüreğimden nasıl atacaktım, hiç bilmiyorum.

 

"Geçmiş olsun." Dileklerini ileten Doktor ve Hemşire odadan çıktılar. Kimliğim ortaya çıktığında ölüm fermanımın imzalanacağını biliyordum. Onlar yapmazsa biz yapacaktık. Hala yaşıyorsam operasyon devam ediyor demekti.

 

"Amaçları o zehirle beni öldürmek değildi beni etkisiz bırakmaktı. O kadar bilgiye sahibim bunu öğrenmeden beni öldüremezler. Eğer beni öldürmek ise amaçları Kartal'ın kimliğini de öğrenmiş demekler." Kendi kendime konuştum. Uyandığımdan beri Taner'i hiç görmemiştim. O, beni asla bırakmazdı ki yalnız.

 

"Taner nerede?" Sesim endişeli çıktı. Babam ve Murat'a baktım. İkisi yine bakıştılar. Ben kendi kimliğimi ifşalamıştım. Taner'in, Kartal olduğunu bilemezler ki.

 

"Bir dakika ya ben kimliğimi sadece Tuna Savcı'ya söyledim bunu Suikast Birliği nasıl öğrendi?" Ellerimi yumruk yaptım neler oluyordu burada?

 

"Sen kimliğini bana söylerken Suikast Birliği için çalışan bir polis memuru sesini duymuş ve birliğe senin kimliğini söylemiş." Tuna Savcı'nın öfke dolu sesini duyduğumda yerimde dikleştim.

 

"Ayrıca senin vurulduğunda Kartal'ın, Taner Başkomiser olduğunu da öğrenmişler. Taner Başkomiser'i kaçırdılar." Tuna Savcı'nın sesi kulaklarımda yankılandı.

 

Gözlerim yavaşça kapanırken, duyduğum tek şey keskin bir çınlamaydı. Sanki beynimin içinde bir çan çalıyor, her çarpışıyla vücudumda bir sarsıntı yaratıyordu. Zaman yavaşlamış, her saniye bir ömür gibi uzamıştı. Düşüncelerim birbiriyle çarpışırken, zihnimde kaotik bir dans başlamıştı.

 

"Senin yüzünden can dostun yakalandı." Beynimin içinde can bulan ses beni suçluyordu.

 

"Hatalısın Öznur. Ava giderken avlandın." Ses susmuyordu. Vücudumda hissettiğim sıcaklık, yanma hissini andırıyordu. Sanki içimden bir ateş yükseliyordu. Baş dönmesiyle birlikte, denge duygusunu tamamen kaybetmiştim. Etrafımdaki her şey bulanıklaşıyordu, renkler birbirine karışıyordu. Gözlerimin önünde siyah lekeler belirip yok oluyordu.

 

"Öznur kendine gel."

 

"Kızım iyi misin?"

 

"Öznur Savcım nefes al." Sesler birbirine karışmıştı. Son bir çabayla gözlerimi açık tutmaya çalıştım. Karanlık etrafımı sarmıştı. Gözlerim kapandı. Zihnimde ise bir soru yankılandı.

 

"Ne oldu şimdi?"

 

 

 

 

 

Bölüm sonu yanlışlarım varsa affola.

04.01.2025

 

 

 

Bölüm : 05.01.2025 23:18 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...