15. Bölüm

15. Bölüm

Hatice nur Türkben
nur19907

Yakarış

 

Bölümde olumsuz öğeler geçmektedir.

 

Medya: Öznur Dağdeviren

 

Murat

Nisan 2021

 

"Oğlum." Mehmet Kılıçaslan'ın sesini duyunca boş gözlerle gözlerinin içine baktım. Yüzünde beliren korkuya içten içe zaferimi kutladım.

 

"Bu kadın ne diyor baba?" Haykırdım tüm acımı serbest bıraktım.

 

"Deden rahatsızlandı demiştin annemin Bursa'ya gittiğini söyledin ama bu kadın annemin, Mehmet Kılıçaslan tarafından öldürüldüğünü kanıtlandığını söylüyor. Baba, Mehmet Kılıçaslan kim gerçekten annemi, o adam mı öldürdü?" Mehmet Kılıçaslan ilk yenilgisini almıştı fena halde onu köşeye sıkıştırmıştım. Hala babam gibi davranmaya çalışıyordu.

 

Mehmet Kılıçaslan aynı zamanda babam Mesut Dalkıran'ın ikiz kardeşiydi. Kardeş kardeşe ihanet eder miydi, diye sormak istiyordum. Geçmişte Kabil, Habil'e ihanet etti ve ilk cinayeti işledi. Daha sonra cinayetlerin devamı geldi.

 

"Üzgünüm oğlum bunu sana söyleyemedim evet Mehmet Kılıçaslan öldürdü anneni." Gözlerimden akan yaşlar ile gözlerinin içine baktım. Bütün nefretimi gözlerinin içine bakarak söyledim ve kendimi karanlığa bıraktım.

 

Her şey şimdi başlıyordu adalet çarkları dönmeye başladı.

Umut; herhangi bir durumun veya olayın istediğimiz gibi gerçekleşmesini istemek veya hayal etmek olarak tanımlanabilir. Bir insanı güçlü kılan, onu ayakta tutan en önemli ve en güzel duygulardan birisi umuttur. Umut, başarmanın da ana kaynağıdır. Umut etmeyen birisinin, önemli işlere imza atması neredeyse imkansızdır. Tarihe adını altın harflerle yazdırmış insanların büyük başarıları hep umut sayesinde gerçekleşmiştir.

 

Umudunu yitiren bir insanın yaşamak için pek sebebi de kalmamıştır. Ama benim yıllar önce kaybettiğim umudum elime geçen fırsat ile Zümrüdü Anka'nın küllerinden doğması misali yeniden alevlenmişti gözlerimden akan yaşlarla Mehmet Kılıçaslan'ın gökyüzü misali mavi gözlerinin içine baktım.

 

"Bunu benden niye sakladın ki baba?" Sesim çığlıkvari çıkmıştı. Öte yandan spikerin sesi kulaklarıma doldu. Gözlerimin önünde omuzları çöken, gözlerinin içi kızaran adama baktım. Gözlerinin içine bakarak şah ve mat diye bağırmamak için kendimi zor tuttum. Onun çökmüş bu hali karanlığa batan umudumu aydınlığa kavuşturdu.

 

Bu adamın gözlerinin içine bakıp nefretimi kusmamak için büyük bir çabanın içindeydim yerden kalktım adımlarımın sarsak olmasına dikkat ettim dışardan bakınca her an yıkılmak üzere olan bir binayı andırdığımın farkındaydım.

 

"Biraz yalnız kalmak istiyorum." Arkamı döndüm tam da beklediğim gibi durmamı istedi konuşalım deyince yakasına yapışıp ne konuşacaksın diye bağırmak istedim ama yapmadım önce babamı kurtarmam gerekiyordu daha sonra geç kalınan adalet tecelli edecekti buna yürekten inanıyordum.

 

"Denizde boğulan bir adamı kurtarmak için bir deniz feneri gibi parlıyor." Duyduğum sözlerle üzerime bir gerçek dışılık hissi çöktü sanki öz benliğim bedenimden ayrılmış, gölgeli bir köşenin güvenli bir yerinde durmuş olanları izliyordu. Hızla kendimi toparladım yavaşça arkamı döndüm Mehmet Kılıçaslan'ın gözlerinin içine baktım boş bir ifadeyle.

 

"Anlamadım ne diyorsun baba?" O, beni geçmişim ile vurmaya çalıştıkça ısrarla baba diye seslenmem aklını karıştırıyordu bunu gözlerinde görebiliyordum.

 

"Bir satranç tahtası gibi ilerliyorsun Murat Dalkıran ama benim kim olduğumu unutmuş olmalısın şimdi hakkını yememek gerek çok güzel oynadın. Babanı kurtarmak için beni ağına düşürmeye çalıştın ya da annenin ölmediğini öğrendin onu bulmak için bu oyuna başvurdun." Gerçeklik şakır şakır yağan yağmura, kanın ağızda bıraktığı acı metalik tada ve kör edici barut sisine dönüşüverdi sanki ciğerim ateşe değmişim gibi yandı iki dakika önce boş gözlerle baktığım gözlerine şimdi dehşetle bakıyordum bu olabilir miydi, annem gerçekten yaşıyor olabilir miydi?

 

"Bu başıma geliyor olamaz."

 

"Bu bir rüya olmalı, bir kabus." Beynimin içinde yankılanan sesim bunun gerçek olamayacağını haykırırken kalbim ya doğruysa diyordu aklım ve mantığım bir savaşa girmişti kimin kazanacağı ise muammaydı? Dehşet, kusacak gibi hissetmeme neden olan dalgalanmalar yaratararak mideme saplandı.

 

"Ah, ama söylemek zorundayım annen için nasıl yandığımı bilmelisin?" Gözlerimi sımsıkı kapattım beni galeyana getirmeye çalışıyordu bir hata yapmamı istiyordu böylece şüphelerinde haklı çıkacaktı annem yaşıyor olamazdı kollarımın arasında can verdi onu kendi ellerimle gömdüm. Gözlerimi açtığımda dikkatle gözlerimin içine bakan adamın gözlerinin içine baktım.

 

"Baba anlayamıyorum neden kendinden başka biri gibi bahsediyorsun hem neden annem hakkında böyle konuşuyorsun?" Gözüme çarpan masanın üzerinde duran bıçağı elime alıp saplamamak için kendime babamı hatırlatıp durdum. Karşımda duran bu adam, babamın ikiz kardeşiydi canının yarısıydı ama babama acıların büyüğünü veren de kendisiydi.

 

Kolay lokma gibi görünmüş olmalıydım ki beni babam ve annem ile vurmaya çalışmıştı ama ona istediğini vermeyecektim sonuç bir mum alevini içine çekmek gibi olsa da savaşacaktım babamı yıllardır bulunduğu o cehennem azabından kurtaracaktım sonucu ne olursa olsun bunu yapacaktım. Mehmet Kılıçaslan'ın gözleri acımasızlaştı, omuzlarımı dikleştirdim yapacağı hamleyi bekledim. Şüphelerinde haklı olduğunu ortaya çıkarmak için ne kadar düşeceğini bekledim ama öncesinde fark ettirmeden telefonumda kayıt tuşuna baktım.

 

"Daha ne kadar bu oyunu oynacaksın Murat Dalkıdran." Çözüleceğini anlayınca bu eve girdiğimden beri sakladığım öfkem ve nefretimi gün yüzüne çıkardım.

 

"Haklısın senin gibi birine baba diyerek babama en büyük ihaneti yaptım değil mi Mehmet Kılıçaslan?" Depremin geleceğini bilmesine rağmen sarsılan bina misaliydi.

 

"Tutun şunu," diye bağırdı salona giren adamlar, Öznur'u abluka altına aldı. Öznur adamlardan birine sol kroşe vurdu.

 

"Seni küçük orospu." Öznur'u kanepenin üzerine itti ve üstüme bir aslan misali atladı. Kanepeyle onun iri cüssesi arasında sıkıştı boğazını sıktı. Adım atmak üzereydim ki sevdiğim kadına gitmeme engel oldular. Panikten felç geçirmiştim sanki yıllar önce aldığım dövüş tekniklerini unutmuştum bir an. Paniğe kapılmamın sebebi kulağıma fısıldadığı sözden dolayıydı.

 

"Ölüm kızıl gölgesini gösterdiği an şeytan ininden çıkar ve seni sonsuzluğa mühürler." Bunu yıllar önce babamdan da duymuştum o zaman bu sözün ne anlama geldiğini bilmesem de şimdi anlıyordum.

 

*****

 

Öznur

Ocak 2025

 

Acı, insanın en derin duygularından biridir. Fiziksel bir yaradan, kaybedilen bir sevgiye, hayal kırıklığına kadar pek çok farklı şekilde deneyimlenir. Öte taraftan acı, insanın en derin duygularından biri olsa da, her zaman kelimelerle ifade edilebilecek bir şey değildir. Bazen o kadar derin ve karmaşık bir hal alır ki, dilin sınırlarını aşar, kelimeler kifayetsiz kalır. İşte bu durumda, acı dilsizleşir, içimizde derin bir çukur gibi büyür ve dışarıya doğru sessiz bir çığlık atar.

 

Fiziksel acı, bazen bedenin dilini konuşur. Yanıkların sızısı, kesiklerin ağrısı, hastalığın verdiği eziyet, yüz ifadelerinde, iniltilerde, hareketlerde kendini gösterir.

 

Kayıp, insanın en derin yaralarından birini açar. Özellikle derin sevgi bağlarının koptuğu anlarda yaşanan kayıplar, içimizde derin bir boşluk oluşturur. Bu boşluk, zamanla doldurabilecek gibi görünse de, aslında asla kapanmaz.

 

"Savcım siz arabada otursanız." İdil Komiserin sesini duyunca hızla ona döndüm. Gözlerinin içine nasıl baktım bilmiyorum ama birkaç adım geriye gitti. Başını yere eğdi. Taner'in kaçırıldığı yerde geniş bir arama yapılıyordu. Burada hayatımın katilinin cesedi vardı saatler önce.

 

Taner, Kızıl Umut'u öldürmüştü. O canavar artık yoktu ama yerini başka bir şeytana bırakmıştı. Ve o şeytan, bu canavardan bile beterdi. Dikişlerim atmış olmalıydı neredeyse yirmi dakikadır bir sıcaklık hissediyordum. Yaşadığım kan kaybı yüzünden bayılacağıma emindim. Bayılmamak için bir savaş veriyordum ama bu savaşın mağlubu ben olacaktım bunu da biliyordum. Karnımda dayanılmaz bir acı vardı ayakta zor duruyordum. Elimi karnıma bastırdım hissettiğim acıyı dindirebilecek gibi. Elime kendi kanım bulaştı.

 

Gözlerimin önü kararıyordu etrafımdaki telsiz sesleri, koşuşturmalar, rüzgarın sesi hepsi uğultu gibi geliyordu. Daha fazla ayakta kalamadım yere doğru düşerken kolumdan tutuldum. Burnuma dolan karanfil kokusu tanıdıktı.

 

"Ah be güzelim, sana iyi değilsin demiştim. Ömer baba, Öznur fenalaştı." Murat'ın korku dolu sesini duyduğumda zar zor zümrüt yeşili gözlerinin içine baktım.

 

"Murat, Taner," diye fısıldadım cümlemin devamını getiremedim. Karanlığa çekildim.

 

*****

Gözlerimin önü kapkaranlıktı, etrafta ışık yoktu. Karanlık, zihnimi sarmış, nefes almakta zorlanıyordum. Birden, uzaklardan gelen uğultular duymaya başladım. Kalbim hızla çarparken, bu uğultular giderek büyüyerek bir çığlığa dönüştü. Ter içinde kıvranıyordum, vücudumun her bir parçası kasılmıştı.

 

Birden, karanlıkta parlayan bir ışık gördüm. Korkuyla gözlerimi o yöne çevirdiğimde, karşımda kocaman, karanlık bir gölge belirdi. Gölge yavaşça ilerlerken, yüzündeki ifadesizlik beni daha çok korkutuyordu. Gölge bana doğru uzandığında, çığlık atmak istedim ama sesim çıkmıyordu.

 

Kendimi kocaman bir labirentin içinde buldum. Duvarlar, sonsuzluğa uzanıyor gibiydi. Yavaş yavaş ilerledim. Her köşeyi döndüğümde, aynı karanlık koridorla karşılaşıyordum. Çıkış yolu bulamıyordum, ne kadar koşsam da aynı noktaya geri dönüyordum.

 

"Öznur gelme buraya!" Taner'in yorgun sesini duyunca adımlarım durdu. Etrafıma baktım ama karanlıktan başka bir şey yoktu.

 

"Taner neredesin?" Sesim çığlıkvari çıkmıştı.

 

"Öznur git buradan onlar senin de ruhunu emer." Taner sürekli buradan gitmemi söylüyordu. Onlar dediği kimdi kim benim ruhumu emerdi?

 

Birden, arkamdan bir ses duydum. Bir fısıltı gibiydi, ama aynı zamanda kükreme gibi de. Korkuyla arkamı döndüğümde, karşımda ürkütücü canavarlar vardı. Gözleri kızıl parlayan bu yaratıklar, bana doğru saldırmaya hazırlanıyordu.

 

"Öznur kaç!" Taner'in korku dolu sesi kulaklarıma doldu ama hareket edemiyordum donup kalmıştım. Yaratıklar üzerime doğru atıldığında Taner hızla önüme geçti. Kollarımın arasına kanlar içinde yığılan can dostumun koyu yeşil gözlerinin içine baktım.

 

*******

 

Kalbim göğsümden fırlayacak gibi atarken, uyandım. Üzerimdeki yorganın altında kıvranıyordum. Odanın loş ışığı, kabusun yarattığı korkuyu biraz olsun hafifletmeye çalışıyordu. Bir süre yatakta hareketsizce durdum, yaşadığım korkuyu sindirmeye çalıştım.

 

"Öznur iyi misin?" Sevdiğim adamın endişeli sesini duyunca boynuna sarıldım. Gözyaşlarım sessizce aktı.

 

"Taner kollarımın arasında kanlar içinde yığıldı. O canavarlar bana zarar verecekti ama Taner önüme atladı. Benim yüzümden o acı çekti." Hıçkırarak ağlamaya başladım. Murat saçlarımı okşadı. Telkin edici sözler söylüyordu.

 

"Seni yaralayan bir kabustu. Taner yıkılır mı? Yıkılmaz sen benden iyi tanıyorsun kimse Taner'e zarar veremez." Murat'ın bu sözlerine hak vermek istiyordum ama gördüğüm kabus öyle gerçekçiydi ki elimden korkudan başka bir şey gelmiyordu.

 

"Gel bir hava alalım güzelim." Elimden tuttu yataktan kaldırdı. Belimden sıkıca tuttu. Pencerenin önüne geldik. Pencereyi açtı. Soğuk hava yüzüme çarptı.

 

"Bir haber var mı?" Sesim boğuk çıktı. Murat gözlerimin içine baktı. Gözlerinden geçen hüzün ile korkuyla gözlerinin içine baktım.

 

"Biliyorsun ben üç yıl boyunca onların içindeydim. Sığınaklarına gittik. Ama orası boştu yine de Taner'in cüzdanını orada bulduk. Birde." Devamını getirmedi endişe ile gözlerinin içine baktım.

 

"Birde," diye fısıldadım. Derin bir nefes aldı.

 

"Birde bir video açıktı. Videoda Taner'e işkence ediyorlardı. Kızgın demiri sırtına bastırıyordu. Bir tane adamda onu psikolojik bir şekilde yaralamak için." Sözlerini bir kez daha kesti. Gözlerinin içi doldu. Kasıldı.

 

"O adam, Taner'e ne yapıyordu?" Korkuyla sordum. Bazı geceler Murat kabuslarında dokunma, bırak beni diye bağırırdı. O yerde ona neler yaşattılar tam olarak bilmiyorum ama bedeni kasılırdı.

 

"Taner'e, bana yaptıklarının aynısını yapıyordu." Kalbim sıkıştı derin bir nefes aldım.

 

"Sadece adam değil adamla birlikte birde bir kadın var. O ikisi, Taner bildiklerini anlatmadıkça ona derin izler bırakıyorlar bedenine. Taner bir daha hiçbir hemcinsine, hiçbir kadına yaklaşamayacak." Derin bir nefes aldım. Korkmama rağmen sordum.

 

"Nasıl izler bırakıyorlar?" Gözlerimin içine baktı. Gözlerinde gördüğüm yıkım beni dumura uğrattı. Onlar ne yapıyordu Taner'e?

 

"Taner'e cinsel tacizde bulunuyorlar hatta adam biraz daha ileri gidiyor ki Taner dayanamasın da bildiklerini söylesin." Kulaklarım çınladı pencerenin pervazına tutundum. Midem bulandı. Başımı iki yana salladım.

 

"Bir erkek için kendi hemcinsinin onun bedenine dokunması çok gurur kırıcı. Sırf konuşsun diye bir erkek, bir erkeğin bedenine izinsizce dokunuyor bakıyor konuşmuyor ileri gitmeye çekinmiyor o bir süre sonra bundan zevk alırken diğeri mide bulandırıcı bu olayda çırpınmaya başlıyor." Gözyaşlarım yağmur misali akmaya başladı. Ne yapıyorlardı benim can dostuma böyle? Ben duyduklarımı kaldıramamıştım midem altüst olmuştu. Peki ya Taner bu iğrenç olaya nasıl dayanıyordu?

 

"Taner nasıl dayanıyor bu iğrençliğe sen de yaşadın bunu değil mi o yüzden bazı geceler bırak beni dokunma diye bağırıyorsun. Nasıl dayandın Murat?" Gözyaşlarım hızlandı. Midem ağzıma geldi. Bu birlik nasıl iğrenç bir zihniyete sahip ki böyle pis bir şekilde yaklaşıyorlar?

 

"Onu bulmalıyız can dostum dayanamaz." Yerimde doğruldum Murat'ın ellerinden tuttum.

 

"Onların gidebileceği başka yerleri nerede?" Öylesine endişelenmiştim ki doğru düzgün bir cümle kuramamıştım. Karnımdaki ağrı kendini belli etti. Derin bir nefes aldım. Taner'i nerede aramalıydım kim bilir onlar ne yapıyorlardır can dostuma?

 

O an başıma çarpan sert bir cisimle yerimde sendeledim. Alnımdan akan sıcak sıvının kan olduğuna emindim. Ayağımın dibine düşen buruşturulmuş beyaz kağıda baktım. Murat kağıdı yerden aldı. Taşa sarılan kağıda baktım. Kağıdı sesli bir şekilde okudu.

 

"Öznur Savcı, Taner Başkomiser'i ne kadar seviyorsun? Ölmeyi beceremedin peki ya Taner Başkomiser'in yerine geçip bir erkeğin üzerinde hakimiyet kurmasını ister misin? Taner Başkomiser, o erkeğin üzerinde hakimiyet kurmasına dayanamadı ve onu öldürmeye çalıştı ve kaçtı. Ama fazla kaçamaz zira sırtında bir ok var ve o ok çıkmadıkça onu zehirler. Taner Başkomiser'in yaşamasını istiyorsan aşağıdaki adrese tek başına gel.

Karanlığın Yaveri."

 

Murat ile göz göze geldim daha fazla dayanamadım olduğum yere kustum. Bu notta yazanlar midemi bulandırmıştı. Bana resmen Taner'i bir erkek taciz etti o dayanamadı sen onun yerine geç de seni taciz edelim diyen bu aşağılığı cayır cayır yakmak istiyordum.

 

Bölüm sonu yanlışlarım varsa affola.

07.01.2025

 

 

Bölüm : 07.01.2025 13:25 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...