16. Bölüm

16. Bölüm

Hatice nur Türkben
nur19907

Azap

 

"Acının dili yoktur."

 

Medya: Öznur Dağdeviren

Bu bölüm yeni bir karakter eklendi kendisi Öznur'a bir konuda yardımcı olacak ilerleyen bölümlerde.

&&&&&

 

Ocak 2020

Tuana 

 

İyi ve kötü arasındaki mücadalede zafer her zaman iyinin olur Tanrı her zaman çabalayanların yanındadır ben bu zamana kadar buna inandım ve savundum ama bugün yanıldığımı düşünüyordum. Kötülük kara bulut misali üzerimize çökmüşken zaferin her zaman iyinin olacağını düşünmüyordum artık. Babamla birlikte annemin mezarına gelmiştik. Babam, annemin mezarının başına oturmuş böylesine azap çekerken kendimden bir kez daha utandım. Hskan Yücesoy'u nasıl babam sanabilmiştim? Geçmiş yine yeniden gözlerimin önünde film şeridi gibi geçti.

 

"Benden ne kadar kaçarsan sana o kadar acı vereceğim Efsa." Annemin saçlarından tutan babamın gökyüzü misali mavi gözlerinin içine korkuyla baktım. Bana karşısında midesi bulandırmış bir şey varmış gibi bakıyordu o, benim babam olamazdı. Benim babam, bana şefkatle bakardı ama şimdi bir yabancıya bakıyormuş gibi hissediyordum.

Anlam veremiyordum daha düne kadar elime kıymık batsa benimle birlikte acı çeken babama ne olmuştu, zarar gelir diye korkan babam şimdi kendisi zarar veriyordu. Karşımda duran bu adam düştüğümde benden çok acı çeken adam mıydı? Sanki karşımda duran bu adam başka biriydi.

 

"Senden korkmuyorum." Annem babamın saçlarındaki elini tuttu gözlerinin içine sözlerini desteklemek ister gibi korkusuzca baktı. Bir köşede yaşananları izliyordum ne bir adım atabiliyordum, ne de dudaklarımın arasından yardım çığlığı dökülüyordu. Yedi yaşında olmama rağmen belki de biliyordum haykırsam da sesimi duysalar da kimsenin gelmeyeceğini. Hareket edemiyordum film izler gibi babamın, anneme şiddet uygulamasını izliyordum bir tür şoktaydım sanırım.

 

"Bu yara bir şekilde iyileşir ama sevdiklerimin acısı iyileşmez Yücesoy." Annem soyadımızı iğrenir bir şekilde söyledi. Babam istediğini elde edememiş gibi öfkeyle evi terk ettiğinde bunu bekliyormuşum gibi annemin yanına gittim ona sımsıkı sarıldım.

 

"Anne iyi misin?" Sesim korku dolu çıkmıştı ben bu zamana kadar birbirine aşkla bakan evimizin içinde kahkahaların uçuştuğu bir ortamda büyümüştüm bu zamana kadar ne anneme, ne bana el kaldırmayan babam bugün annemin canını yakmıştı. Titreyen elimle annemin dudağından akan kanı sildim.

 

"Benim hayatım bulmaca gibi. Ne zaman her şeyin düzeleceğini sansam bir şekilde mahvoldu her şey." Annemin sesi çaresizce çıkmıştı beni kollarının arasına aldı.

 

"Eninde sonunda baban gelecek bu cehennem hayatı başlamadan bitecek."

 

Annem inanıyordu içine girdigimiz şiddet döngüsünün içinden çıkacağımıza ölene kadar baban gelecek, bizi kurtaracak dedi bugüne kadar ne demek istediğini anlamadım. Babam sandığım Hakan Yücesoy'un eski haline döneceğini bizi yine el üstünde tutacağını sandım ama öyle olmadı.

 

Baba bildiğim adam, annemi acımadan katletti elimden hiçbir şey gelmedi ben o kara gecede kendimden nefret ettim aldığım darbe yüzünden bayılmasaydım belki de şimdi annem yanımızda olurdu ve gözlerimin içine bakıp 'sana demiştim baban bizi asla yarı yolda bırakmaz' derdi. Sözlerim bittikten sonra babamın gözlerinin içine baktım.

 

"Ama ben Efsa'yı hayal kırıklığına uğrattım gelmedim, gelemedim." Babamın sesini duyunca başımı iki yana salladım. Yüzündeki yaralar her şeyi açıklığa kavuşturuyordu babam bunca yıl boyunca bizimle birlikte cehennem gibi bir hayat yaşamıştı. Hakan Yücesoy, anneme takıntılı psikopatın tekiydi. Babamı kaçırıp ona acı verirken, diğer taraftan da bize şiddet uyguluyordu.

 

"Kendini suçlama baba." Derin bir nefes aldım ellerinden tuttum.

 

"Eninde sonunda baban gelecek bu cehennem hayatı başlamadan bitecek." Annemin inanarak söylediği cümleyi söyledim babamın gözlerinin içine bakarak. Babam gelmişti öleceğimi düşündüğüm o zaman diliminde.

 

*****

Ocak 2025

 

Ben Tuana Dalbudak. Ünlü oyuncuyum.

Babamla birlikte eskisi gibi kahkahaların havada uçuştuğu dolu bir ay geçirmiştim. Hayat devam ediyordu, insanlar yaşamaya bir şekilde devam ediyordu.

 

Bugün çekimler bitiyordu. Sezon finalini çekmeyi her zaman çok sevmiştim zira bu zamana kadar rol aldığım dizilerde sezon finallerinde aksiyon, gizem ve gerilim eksik olmazdı ama bu projem farklıydı. Bu projemde şiddete maruz kalan bir kadına hayat veriyordum. Kazılan çukura baktım saatler sonra o çukurun içinde bir tabutun içine konulacaktım. Ben bunu rol icabı yapacaktım ama Gökçe Yılmaz gerçek hayatta bunu birebir yaşamıştı. Diri diri gömüldükten kırk sekiz saat sonra onun cansız bedenini bulmuşlardı ekipler. Bugün onun adını anacaktık biraz buruktum. Ben bu projede gerçek hayatta sırf boşanmak istediği için diri diri gömülen bir kadının hayatına can veriyordum.

 

"Tuana hazır mısın?" Gülşah'ın sesini duyunca başımı olumlu anlamda salladım. Kayıt odasına girdim kulaklığı kulağıma taktım.

 

"3."

 

"2."

 

"1."

 

"Kayıt." Gülşah'ın sesi ile başladım. Boğazımdaki kördüğümü gideremiyordum şiddete maruz kalan bir kadına hayat vermek beni geçmişe sürüklemişti. Yıllarca bende şiddetin kurbanı oldum gözlerimin önünde annem şiddete uğrarken elimden hiçbir şeyin gelmeyişinin pişmanlığı bugün bile lanet gibi üzerimdeydi.

 

"Ben Füsun Eryılmaz hikayeme birebir tanık oldunuz. Şiddetin kurbanıydım yardım istedim kurban değilmişim gibi beni suçlayan bu toplum tan yeni ağrırken ambulansın acı feryatlarının sesiyle gözlerini açtılar." Derin bir nefes aldım önümdeki kağıtta yazanları okumaya devam ettim.

 

"Dışarıda yağmur aralıksız yağıyordu, gökyüzünü kaplayan bulutlar o kadar gri ve kalındı ki hava neredeyse karanlıktı. Sadece bir avuç insan dışarıdaydı ve bunlar şemsiyelerinin altında aceleyle hareket eden iş adamlarıydı, iş hayatlarına o kadar dalmışlardı ki yanlarından geçen ambulans ve polislerin farkında değildiler." Gözlerim doldu gözlerimin önüne annemin cansız bedeni geldi. Boğazımdaki düğümü gidermek için yutkundum. Gözlerimi sımsıkı kapattım ve doğaçlama devam ettim.

 

"Berrak bir geceydi. Esintisiz ve soğuk, neredeyse dondurucu bir his vardı. Polisler aldıkları ihbar doğrultusunda arama çalışmalarına başladılar kimse kırk sekiz saat sonra onun cansız bedenini bulabileceklerini bilmiyordu. Aradılar içlerinde bir umut vardı ama karanlığa saplanan bu duygu bir daha aydınlığa kavuşamayacaktı." Gözlerimi usulca açtım. Gülşah ile göz göze geldim gözleri dolmuştu, benden bir farkı yoktu ekip arkadaşlarımın hepsinin gözleri doluydu ve camın ardından beni dinliyorlardı.

 

"Yatağın yanındaki masanın üzerinde duran telefon derin bir sessizliği bölerek çaldı. Genç polis durdu, yavaşça döndü ve gözlerini telefona dikti. Telefon sustu, tekrar çaldı, uzunca ve oda için çok yüksek gelen tiz bir sesle. Arayan Füsun'un annesi Lale Hanım'dı hissetti kızının başına gelenleri. Kızının yanında olamasa da o sesini birilerine duyurmaya çalışırken, annesi yanında olmasa da duydu." Derin bir nefes aldım. Sözlerime devam ettim rolden çıkmıştım şu an hissettiklerim gerçek duygularımdı.

 

 

 

"Ve polisler, Füsun Eryılmaz'ı buldu sevinmeleri gerekti ama herkesin yüzünde bir matem havası vardı neden mi? Çünkü bir kadında ölmek istemiyorum diye feryat ederek kocası tarafından öldürüldü. Onun sesini yaşarken duymayan toplum öldüğünde sesini duyurmak istedi ama artık çok geçti bir gül daha soldu. Hemde diri diri gömüldü üzerine atılan toprağı hissetti. Korktu, sesini duyurmak için sesi kısılana kadar bağırdı ama kimse onun sesini duymadı, ya da kulak vermedi."Akan gözyaşlarımı elimin tersiyle sildim.

 

"Ben Füsun Eryılmaz. Katledilen onca kadından bir tanesiyim. İsmimim anlamı güzellik, çekici, büyü ve gizem anlamına gelir. Tabuta canlı canlı konulduğum an ismim anlamlarını yitirdi."Partnerim Yunus ile göz göze geldim onunda gözlerinin içi dolmuştu.

 

"Acının dili yoktur. Ben sırf anlaşamadığım için boşanmak istemiştim cezam ölüm müydü gerçekten? Neden sesimi duymadınız? Yaşarken adalet için savaşan insanlar, ben öldükten sonra mı adaleti düşünür oldu?" Kulaklığı çıkardım kayıt odasından çıktım. Gülşah'ın karşısında durdum.

 

"İyi misin Tuana?" Başımı salladım gözlerimin önünde annem belirsede. Şimdi tabut sahnesini çekecektik. Partnerim Yunus ile karşı karşıya durdum üzerimde bembeyaz bir elbise vardı rüzgarın esintisiyle salık bıraktığım siyah saçlarım havada uçuşuyordu. Tabut sahnesini çekmeden önce Füsun ve Can'ın hesaplaşma sahnesi çekilecekti.

 

"Bu yara bir şekilde iyileşir ama sevdiklerimin acısı iyileşmez Can." Sesim canhıraş çıkmıştı gözlerimden akan yaşlar rol icabı değil, aklıma düşen annemin ardından akıttığım yaşlardı. Boğazım düğüm düğümdü gülümsedim.

 

"Senden korkmuyorum Can." Yunus'un gözlerinin içine bakararak bunu söylemem annemi hatırlamamı sağladı. Annem ilk şiddete maruz kaldığında Hakan Yücesoy'un gözlerinin içine bakarak bunu söylemişti.

 

"Hiç merak ettin mi Füsun bunu neden yaşıyorsun?" Elindeki silaha baktım ben konuşmadım ama o konuştu.

 

"Eğer benim istediğim gibi biri olsaydın kızmazdım. Kızmayınca da sana el kaldırmazdım." Şiddet gösteren zavallılar hep bunun arkasına saklanıyor. Öfkelendim vurmak istemedim ama kızdığım için vurdum. Ne kadar kolay diyorlar derin bir nefes aldım şu anda rolüme adapte olmalıydım. Gülmeye başladım Yunus şaşkınlıkla gözlerimin içine baktı. Füsun sadece sakin bir şekilde yaşadıklarını dile dökecekti başta ama bu Tuan'ya terstti ben her zaman olduğum gibi davranırırım.

 

"Öfkenin kurbanı olduğunu mu söylüyorsun sen şimdi bana?" Tokat attım başı sola doğru döndü böyle bir sahne yoktu senaryoda ama bir an gözlerimin önüne annem gelince karşımda Mehmet Kılıçaslan varmış gibi hissettip Yunus'a tokat atmıştım.

 

"Kestik." Gülşah'ın sesi ile kendime geldim şaşkınlıkla gözlerimin içine bakan partnerimin kahverengi gözlerinin içine baktım.

 

"Kusura bakma Yunus ben birden kendimi kaybettim." Mahcupca partnerimin gözlerinin içine baktım. Rolüme kaptırıp adama tokatı basmıştım.

 

"Deneme çekimiydi bu ama o kadar gerçekçi oynadın ki Tuana bunu kullanalım." Gülşah'ın sesini duyunca gözlerinin içine baktım gözlerimde gördüğü ifade ile yüzündeki gülümseme soldu.

 

"Sol tarafımı hissetmiyorum ama iyiydi Tuana ama bir dahakine vuracağında çaktırda hazırlıksız yakalanmayayım." Yunus'un keyfimi yerine getirmek istediğinin farkındaydım.

 

"Bugün benim son günüm ben öleceğim ya yani yeni sezonda ben yokum bu da demek oluyor ki bir daha bu kadar esaslı bir tokat yiyemezsin Yunus." Sözlerimden sonra gülmeye başlayan ekip arkadaşlarıma katıldım.

 

"Hadi bitirelim şu işi. Tuana sende artık doğaçlama yapabilirsin." Gülşah'ın gözlerinin içine baktım başımı olumlu anlamda salladım.

 

"Kayıt." Yunus'un gözlerinin içine baktım tokat sahnesinden geri alıyorduk Yunus bu sefer hazırlıklıydı atacağım tokada. Attığım tokat ile başı sola doğru döndü. Öfkeyle gözlerimin içine baktı.

 

"Bak gördün mü bende senin gibi öfkemin kurbanı oldum Can?" Sesim fırtına öncesi sessizlik gibi çıkmıştı. Yunus derin bir nefes aldı ve rolüne girdi

 

"Füsun," diye bağırdı. Gözlerinin içinde öfke kol geziyordu.

 

"Kimim ben?" Elindeki silaha baktım daha sonra gözlerinin içine baktım.

 

"Öldürmekten, ihanetten veya kaos çıkarmaktan çekinmeyen, acıması olmayan beni öldürmek isteyen bir katilsin Can Keskinsin." Hesaplaşma sahnesinden sonra şimdi sıra en zor kısma gelmişti. Tabut sahnesine. Başıma doğrultulan silahla ölüme gittiğini bilmesine rağmen katilinin gözlerinin içine cesurca bakarak tabuta girdim. Tabutun kapağı kapanıp açılmaması için çivi çakan adama yalvarmadım. Daha sonra üzerime atılan toprak tabutun açık kısmından yüzüme gelirken düşündüm. Ben rol icabı bu tabutayken, Gökçe Yılmaz gerçek hayatta bunu birebir yaşamıştı, ben korkuyorum o da korkmuş muydu, ne hissetmişti çığlıklarını birilerine duyurmaya çalışmış mıydı?

 

Sessizliğin içinde, zor nefes alır hâlde bunları düşünüyordum sonunda çekim bitince tabuttan çıktım ama korku, endişe ve nice duygularım birbirine karışmış durumdaydı. Karanlık bir anda yoluma pusu kurmuş da beni ele geçirmiş gibi hissediyordum. Set arasına girince sarsak adımlarla karavana çekildim. Peşimden gelen Burcu benimle birlikte sessizliğe büründü. Sesini bana duyuramadığını düşünmüş olmalıydı ama duymuştum sadece konuşabilecek durumda değildim. Tabut sahnesi beni düşündüğümden fazla etkilemişti.

 

Zor da olsa toparlandıktan sonra son ara sahneyi çekmek için kayıt odasına girdim kulaklığı kulağıma taktım. Derin bir nefes aldım ve Füsun Eryılmaz'ın sesi izleyicilere son kez ulaştı.

 

"Denizden esen meltem kıyıya vuruyor ruhu bedeninden ayrılmış genç kadın kıyıya doğru gidiyor arkasından durmasını söyleyen sesi duymuyor çünkü çoktan ruhunu teslim etti." Boğazım düğüm düğüm olmuştu yutkunduktan sonra konuşmaya devam ettim.

 

"Bir çığlığa kulak vermezsen belki de birinin kurtuluşuna bilerek ya da bilmeyererek engel olmuş olursun. Bir kadın ölünce değil, yaşarken hâlâ nefes alırken yanında dur." Kulaklığı çıkardım kayıt odasından çıktım ekip arkadaşlarımla vedalaştım. Bu sezon finali çekimleri benim için zor olmuştu. Diri diri gömülen kız çocuklarının, kadınların ne hissettiğini anlayabilmiştim. Setten çıktıktan sonra arabamla gitmek yerine yürümeyi tercih ettim. Düşüncelerimin esiri oldum. Başımı gökyüzüne kaldırdım.

 

Gökyüzü, bu gecede sırlarla doluydu. Kararmış bir tuval üzerine serpiştirilmiş binlerce yıldız, sanki kocaman bir gözle bana bakıyor gibiydi. Her biri, kendi içinde bir hikaye barındıran bu ışıltılar, içimi huzurla doldururken bir yandan da derin bir merak uyandırıyordu.

 

Rüzgar, yüzümü okşayarak fısıldıyordu sanki. Dalgalanan ağaçların yaprakları, adeta birer el gibi havayı okşuyordu. Gözlerim, gökyüzünün derinliklerine dalmıştı.

 

"Anne, bırakma beni." Duyduğum sesle düşüncelerimden sıyrıldım yerde kanlar içinde yatan otuzlu yaşlarında kumral saçları yüzünü kapatmış kadın vardı baş ucunda on iki on üç yaşlarında kehribar gözlerinin içi korkuyla harmanlanmış kız vardı.

 

"Yalvarırım anne, bırakma beni!" Bir çığlık insanı cehennem azabına atar mıydı?

 

Kalbim, küllerinden doğmuş bir Anka kuşu gibiydi. Her yanığı, yeni bir acıya gebeydi. Anılar, birer zindan gibi beni esir almıştı. Gözlerim, geçmişin karanlık dehlizinde kayboluyor,ruhum ise çaresiz bir çığlık atıyordu.

Her nefes alışım, ciğerlerime iğne batırır gibi oluyordu. Göğsümde, taşlaşmış bir ağırlık vardı. Sanki dünyanın tüm yükü benim omuzlarımdaymış gibi hissediyordum. Geceler, kabuslarla dolu bir labirentti.

 

"Anne kapatma gözlerini!" Küçük kız bağırıyordu. Ben ise kendi annemin ölümünü hatırlamıştım. Kızın başında elinde silahla bekleyen adama engel olmak istiyordum ama donup kalmıştım olduğum yerde.

 

"Gölge bu yanlışı asla kabul etmez." Siyahlara bürünmüş, kumral, uzun dalgalı saçları beline kadar gelen, maskeden gözüken ela gözleri öfkeyle harmanlanmış kadın attığı tekmeyle adamı yere serdi. Adamın eline topuklu ayakkabısı ile basan kadın, adamın acı dolu çığlıklarına kulak vermedi.

 

Zaman, durmuş gibiydi. Saatler, dakikalar, saniyeler... Hepsi birbiri ardına dizilip sonsuz bir boşluğa doğru akıp gidiyordu. Sessizliğin içinde, kendi çığlıklarım yankılanıyordu. Hissettiğim bu azap, beni güçlendirse de bazen dayanamayacağımı hissediyordum.

 

"Kalkın ayağa," diye bağıran adam ile tüm düşüncelerim dağıldı. Yerde biraz önce cansız bir şekilde yatan kadın ayağa kalktı, on üç yaşlarında duran kız da kalktı. Yüzlerinde zafer gülümsemesi vardı. Kendisine Gölge diyen kadının etrafını sarmışlardı.

 

"Size Öznur Savcı'nın bu oyuna düşeceğini söylemiştim." Duyduğum alay dolu sesle kendime geldim. Bir Savcıyı tuzağa çekmek için böyle bir oyun mu oynamışlardı? Öyleyce durduğum arabanın arkasından çıktım. Gözler bana döndü.

 

"Bir kişiye altı kişi dalmak insanlığa sığar mı?" Sesim öfkeyle çıkmıştı.

 

"Ben onlardan değilim yemin ederim." Biraz önce yerde yatan kadının sesini duydum. Küçük kızın elinden tutmuş gözlerimin içine baktı.

 

"Sevda anne çok korkuyorum." Kızın korku dolu sesini duyduğumda onlarında burada zorla tutulduğunu anladım.

 

"Sevda ben buradayım korkma tamam mı, kimse sana ve kızına zarar veremez." Sözlerim ona umut olmuş olacak ki bir adım attı bana doğru.

 

"Kimse çığlıklarıma kulak vermezken siz neden benim için uğraşıyorsunuz?" Yüzümde bir tebessüm belirdi yıllardır içimde sakladığım acılarım, bugün küçük bir tebessüm olarak yüzümde belirmişti.

 

"Görüyorum çünkü çektiğin acıları Sevda." Tam karşısında durdum.

 

"Savaş, vazgeçme, yaşamak için savaş, ölmek için değil." İlk defa gözlerinde korkudan eser yoktu.

 

"Çok sıktınız öldürün şu kadını." Adamın öfke dolu sesinin ardından göğü parçalayan bir ses yükseldi.

 

 

 

Bölüm sonu yanlışlarım varsa affola.

07.01.2025

 

 

Bölüm : 07.01.2025 18:58 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...