17. Bölüm

17. Bölüm

Hatice nur Türkben
nur19907

Kor Alev

Zaman karanlığa çözüm getirir mi Savcı

 

*****

 

 

Medya: Öznur Dağdeviren

 

8 Kasım 2005

 

Odunların birbirine sürtünmesiyle başlayan küçük bir kıvılcım, kısa sürede alev alev yanan bir ateşin habercisi olmuştu. Kor halindeki odunlar, sanki birbirleriyle konuşuyorlarmış gibi çatırdayıp çıtırdıyordu. Alevler yükseldikçe, etrafı mis gibi bir kokuyla sarmalıyordu. Bu koku vatan kokusuydu. Genç adam TSK'ya bağlı bir bordo bereliydi. Neredeyse yedi aydır Suriye'deydi ve sonunda Türkiye'ye ayak basmışlardı. Kendilerini alacak helikopterin buluşma yerine gelmesine dakikalar kalmıştı. Bir an önce Ankara'ya adım atmak istiyordu. Gözleri yaktıkları ateşe takıldı.

 

Kırmızı ve turuncu renklerin dans ettiği ateş, adeta canlı bir varlıktı. Alevlerin dansı, bazen sakin ve dingin, bazen de coşkulu ve hareketliydi. Gölgesi duvarlara düşen ateş, mağaranın her yerini aydınlatıyor, karanlığı dağıtıyordu.

 

Yüzbaşı Ömer Dağdeviren ateşe baktıkça, hayatın döngüsünü anımsıyordu. Bir başlangıç, bir yükseliş, bir düşüş ve yeniden bir başlangıç. Tıpkı ateş gibi, hayat da sürekli bir değişim halindedir. İnsanoğlu bazen karanlıkta kalır, bazen ise ışığa doğru yol alır. Önemli olan, karanlıkta bile bir kıvılcım yakalabilmektedir.

 

"Aslan komutanım, Çakal itinin alnının çatından nasıl da vurdu ama," diye şakıyan timin gevezesi diye anılan Anıl Astsubaydı. Her timde komik biri olurdu. Kartal Timinin komiği, gevezesi Anıl Astsubaydı.

 

"Siktiğimin puştuna acımadı Ömer komutanım. Sahi Komutanım Çakal size ne dedi de gözünüz döndü öyle?" Alev Üsteğmen ekibin tek kadın askeriydi. Erkeklerin içinde kala kala küfür eder olmuştu. Kumral saçlarını balık sırtı örmüştü. Okyanus misali mavi gözlerinin içi gülüyordu. Yorucu bir operasyonun ardından vatanlarına dönmüşlerdi.

 

"Onu bırakmazsam biricik kardeşi Kızıl Umut, Öznur'a acımazmış. Orospunun dölü beni kızımla tehdit etti." Ömer Yüzbaşının sesi öfke dolu çıkmıştı. O burada Çakal'ın sözlerini hatırlayarak sinirini atmaya çalışırken, Çakal'ın kardeşi Kızıl Umut kod adlı terörist ise ağabeyinin emriyle Ömer Yüzbaşının kızını kaçırmıştı.

 

"O piç kimde sizi yeğenimizle tehdit etme cüretinde bulunuyor. Ah duyacaktım da onun o ağzının yayını si." Yusuf Teğmenin sözünü Hüseyin Başçavuş kesmişti.

 

"Yavaş ol aslanım." Hüseyin Başçavuşta sinirlenmişti. Küfürün şeytanın işi olduğunu düşündüğü için asla küfür etmezdi ettirmezdi.

 

Sessizliği Ömer Yüzbaşının telefonuna gelen bildirim sesi bozdu. Ömer Yüzbaşı telaşsızca telefonunu çıkardı ve sakin bir şekilde mesajı açtı.

 

"Ömer Dağdeviren yanlış şahı mat etmeye çalıştın. Çakal zarar görürse küçük kızın bin beterini yaşar. Üç saat sonra dediğim adrese Çakal gelmezse kızına elveda de."

 

Ömer Yüzbaşı okuduğu mesajla hızla ayağa kalktı. Ellerini siyah saçlarının arasından geçirdi. Üstüne gelen fotoğrafta kızı korkuyla kameraya bakıyordu. Gözlerinin içi kıpkırmızı olmuştu.

 

"Lan öldürürüm sizi!" Ömer Yüzbaşının sesi yankılandı. Komutanlarının bağırmasıyla hızla ayağa kalkan Kartal Timi ne olduğunu anlamaya çalışıyordu.

 

*****

 

Öznur'dan

Ocak 2025

 

"Çok sıktınız öldürün şu kadını." Adamın öfke dolu sesinin ardından göğü parçalayan bir ses yükseldi. Bu ses çok yakından bildiğim silahın ürkütücü sesiydi.

 

"Ben hayattayken siz kimin yeğenine ve kızına zarar vereceksiniz putperestler." Kaşlarım olabildiğince çatıldı bu ses bana çok tanıdık geliyordu ama çıkaramamıştım. Sonradan olaya dahil olan kadın şaşkınlıkla adama baktı.

 

"Baba," diye fısıldadı. Adam, kadının yanına geldi. Bana baktı gülümsedi. Orta yaşlarda, uzun iri yapılı biriydi. Kumral saçlarının arasına aklar düşmüştü.

 

"Emekli Teğmen Yusuf Dalbudak, Kartal Timindeydim." Bana bakarak söylediklerinden sonra anılar gözümün önünde canlandı. Gözlerim doldu.

 

"Ben Yusufcuğum ile evleneceğim baba." Küçük Öznur'un oyunbozan sesi kulaklarıma doldu.

 

"Yusuf ağabey desene kızım asker hazır ola geç." Babamın sesi kulaklarımda yankılandı. Maskeyi gözümden çıkardı.

 

"Beni nasıl tanıdın Yusufcuğum," dedim. Sesim titredi. Yüzünde bir gülümseme belirdi.

 

"Öznur kuşum ben seni her halinle tanırım dememiş miydim?" Başımı olumlu anlamda salladım. Derin bir nefes aldım.

 

"Can dostumu kaçırdılar bu adamlar." Küçük bir çocuk gibi adamları şikayet ettim Yusuf amcama. İşaret parmağımı da adamlardan birine doğru doğrultmuştum.

 

Taner'in yaralı olduğunu ve o halde bu canavarların elinden kurtulduğunu öğrenmiştim en son. Ondan sonra Gölge olarak her yerde kardeşimi aradım en sonunda yeni bir not geldi. Taner'in burada olduğuna dair. Kimseye haber vermeden bir telaşla buraya geldim.

 

"Zaman karanlığa çözüm getirir mi Savcı?" Ateş emrini veren adamın yanında duran kadın keskin sesini duyunca ondan tarafa döndüm. Ne demek istemişti?

 

"Sadece düşün cevap sorunun ardında gizli?" Sesine dikkat ettiğimde ağzımdan bir küfür kaçtı. Bu ses, Nida'nın sesiydi. Nişanlımın kız kardeşiydi. Nida'nın hala bu birliğin içinde olduğunu bilmiyordum. Nida bana bir şey anlatmaya çalışıyordu. Ama ne demek istiyordu?

 

Zaman, tıpkı bir nehir gibi akıp gider. Geçmişten geleceğe doğru akıp giderken, ardında izler bırakır, yaralar sarar ve yeni başlangıçlara zemin hazırlar. Zaman karanlığa çözüm getirir mi? Bu sorunun cevabı her birimizin içinde saklıdır.

 

"Söylesene Savcı sen hiç Finlandiya'ya gittin mi? Duydum ki Fince'yi ana dilin gibi biliyor musun?" Bu bir tuzaktı. Bunu anlamıştım zaten ama istedikleri bana zarar vermek değildi. Beni psikolojik anlamda etkileyip bildiklerimi onlara anlatmamdı. Murat bu birliğin akıl dışı oyunlarıyla insanların zihnini yıkadıklarını söylemişti.

 

"Hayır hiç Finlandiya'ya gitmedim. Kızıl Umut'un annesi Finlandiya asılıydı ve yanımda sürekli Fince konuşurlardı. Onu asla anlamadığım için orada tutsak tutulduğum süre zarfında gece gündüz bana Fince öğretti. Konuşamayınca veya anlamayınca şiddet döngüsünün içine girerdim." Gayret sakin bir şekilde cevap vermiştim. Etrafımdakiler şaşkındı ama ben sadece oyunlarını kuralına göre oynamıştım. Av değil avcı olmayı seçmiştim.

 

"Ben sorulan sorunun cevabını verdim. Cesaretiniz varsa Taner'in yerini bilip bilmediğinizi söylersiniz ayrıca gerçekten ona zarar verecek bir şey yaptınız mı?" Ellerimi yumruk yaptım onu taciz ettiniz mi veya daha kötüsü diyemedim dilim varmadı? Benim dilim varmadı ama sevdiğim adamı taciz etmişlerdi. Bunları cayır cayır yakmak istiyordum.

 

"Murat Dalkıran'ın bahsettiği videoyu diyor olmalısın. Hayır kimse Taner Başkomiser'e, Murat Yüzbaşına yapılanı yapmadı. O video montajdı. Sen onu izle ve gel diye kurulan bir tuzaktan ibaretti. Zaten Taner Başkomiser kısa zamanda elimizden kaçtı. Notta yazdığı gibi sırtında bir okla kayıplara karıştı." Gözlerimi sımsıkı kapattım sakin olmak için çaba sarf ettim ama olmadı.

 

"Ulan sizi gebertirim." Sesim gökyüzünü delip geçmek ister gibi yüksek volde çıkmıştı.

 

Saçlarına yapıştım anında benim böyle bir şey yapacağımı kestiremeyen kadın geriye doğru adım attı. Bir taraftan elimi saçına dolarken, diğer elimle de art arda tokat atıyordum.

 

"Öznur." Duyduğum yardım çığlığı ile ellerim avımın üzerinde kalakaldı. Kaşlarım olabildiğince çatıldı. Ben biraz önce Taner'in yorgun ve bitik sesini mi duymuştum. Bir kez daha adımı duyunca başımı sesin geldiği yere çevirdim. Taner tam karşımda duruyordu. Kalbimde bir acı hissettim.

 

Cildi, morarmış ve şişmiş bir haritayı andırıyordu. Gözleri, yaşlarla doluydu ama aynı zamanda öfkeden parlıyordu. Dudakları kanamıştı, konuşmaya çalıştığında sızılı bir inilti kaçıyordu dudaklarının arasından. Yanına doğru koştum. Tam karşısında durdum gözlerim doldu. Ne yapmışlardı can dostuma? Titreyen elleri, yaşadığı acıyı dışa vuruyordu sanki.

 

"Taner," diye fısıldadım.

 

Vücudunda, dayak izlerinin yanı sıra, kırgınlığın ve çaresizliğin de izleri vardı. Omuzları çökmüş, bakışları yere dönüktü. Sanki tüm dünyanın yükü onun omuzlarında gibiydi. Ben Taner'i, Demir amcanın şehit olduğu gün böyle görmüştüm en son. Yürüyüşü bile kırılmıştı; her adımında acısıyla yüzleşiyordu.

 

Yüzündeki ifade, karmakarışıktı. Acı, öfke, üzüntü ve korku bir arada yaşıyordu. Gözlerindeki parıltı, yaşadığı haksızlığa duyduğu öfkeyi mi gösteriyordu? Ancak bu öfkenin altında, derin bir çaresizlik yatıyordu.

 

"Öznur, babamın katili Kızıl Umut denen şerefsizmiş. Babamı şehit etmiş biliyor musun?" O an, sadece bir beden değil, kırılmış bir ruhun yansımasıydı. İçindeki sessizlik, yaşadığı acının derinliğini ortaya koyuyordu.

 

"Hayır," diye fısıldadım. Demir amcanın şehit edilmesinin altında benden intikam almak isteyen ruh hastası mı vardı? Bana acı vermek için mi yapmıştı bunu?

 

"Benim yüzümden mi?" Sesim cılızca çıktı. Etrafıma baktım Taner ve benden başka kimse yoktu demek istesem de birlik ortadan kaybolmuştu ama Yusuf amcam, kızı, Sevda denen kadın ve onun kızı vardı.

 

"Ne dediğini duydunuz mu? Babamı Kızıl Umut şehit etti dedi. Sebebi ben miyim?" Sesim gittikçe yükseliyordu. Bir krizin eşiğindeydim. Nefes alamıyordum. Elimi boğazıma götürdüm.

 

"Bu kötü bir kabus. Benim yüzümden Demir amcam gitmiş olamaz." Sadece kendi sesimi duyuyordum, diğerlerinin sesine kulaklarımı kapatmıştım. Ağızlarının kıpırdağını görüyordum ama ne dediklerini duymuyordum.

 

 

 

 

Bölüm sonu yanlışlarım varsa affola.

12.01.2025

 

 

Bölüm : 12.01.2025 02:21 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...