
Geri Dönüş Olsa
Anılardan kaçış yoktur bir şekilde seni esiri eder.
*****
"Bunu neden yaptın nasıl canavarlaşabildin ki? Önce benim senin babam olduğunu düşünmemi sağladın gözlerimin önünde annemi öldürdün, daha sonra da ağabeyimin seni babam olduğunu düşünmesini sağladın bize düşman ettin onu." Mehmet Kılıçaslan onun itirafını kayıt ettiğimi bilmeden konuşurken, bende dikkatle Ferhat Korkmaz'a bakıyordum.
"Bu doğru olamaz." O doğru bildiği yanlışın acısını çekerken kızımın yerini sordum.
"Kızım nerede?" Gözlerimin içine baktı.
"O ve kocan ölüme gidiyor. Onları durdurmalıyım."
"Ne?" Bu cümle yüreği kor ateşlere düşürebilir miydi? Nefes alış verişlerim düzensizleşti astım hastasının nefessiz kalması misali nefesim kesildi. Bacaklarım beni daha fazla taşıyamadı dizlerimin üzerine çöktüm.
"Ne yaptın sen?" Zar zor dudaklarımın arasından dökülen bu cümlenin cevabı beni krizin kollarına sürükledi.
"Maya ve eşinin ölüm emrini verdim Çakal'a. Çakal işinde çok başarılı hedefi on ikiden vuran asla kaçırmayan kiralık katil." Kalbine saplanan bıçak beni alevlere itti. Son nefesini vermek üzere olan bir günahkarın hırıltılı nefes alıp vermeye çalışması misaliydi aldığım nefes. Elimi boğazıma götürdüm öksürmeye başladım. Öksürüğüm bir süre sonra diner de nefes alış verişlerim hâlâ düzensizdi.
"İyi misin?" Sesini zorda olsa algılayabilmiştim. Nefes alamıyordum karabasanın üzerine çökmesi gibiydi şu anki hâlim.
"Onu durdur, kızım ve kocama bir şey olursa." Zar zor dudaklarımın arasından dökülen cümlemi tamamlayamadım. Gittikçe daha da kötü oluyordum. İdam edilen mahkumun boynuna geçirilen urgan şimdi benim boynumdaydı. Karanlık beni ele geçirdi gözlerimi kapatmamak için savaşsam da her krizin sonunda olduğu gibi yine karanlık aydınlığın önüne geçti.
"Bebeğim senin canın avakodo mu çekti?" Aynanın karşısında artık iyice belirginleşen karnıma gülümseyerek bakıyorum. Elimi karnıma götürdüğüm an elimde hissettiğim titreşim ile gözlerim doldu. Bebeğim karnımda her hareket ettiğinde mutluluk ve hüzün beni etkisi altına alıyor. Bulunduğum ortam bir anda karanlığa büründü. Karanlık yerini aydınlığa bıraktığı an bu sefer ormanın ortasındaydım. Üzerimde beyaz bir elbise var, siyah saçlarım yüzüme kamçı gibi vuruyor. Karnımdaki şişlik yok bir anda endişelenmeye başlıyorum.
"Anne." Arkamda duyduğum sesle hızla arkamı döndüm beş altı yaşlarındaki, esmer tenli, siyah, uzun düz saçları beline kadar gelen küçük kız korkuyla gözlerimin içine baktı.
"Anne, bırakma beni." Sesi korkuyla harmanlanmıştı. Tam küçük kıza kim olduğunu soracağım an birdenbire ortaya çıkan yüzüne kar maskesi takan yemyeşil gözleri olan adam belinden silahını çıkardı.
"Ölüm çanları senin ve baban için çalmaya başladı küçük artık sizi hiç kimse kurtaramaz." Silahın ürkütücü sesi aramıza giriyor küçük kız kanlar içinde yere düştü aynı anda karnımda inanılmaz bir ağrı hissediyorum. Elimi karnıma götürdüğüm an elimde hissettiğim sıcak sıvı ile gözlerimden yaşlar nehir misali akmaya başladı.
"Bitti patron, Murat Dalkıran ve kızı Maya Dalkıran öldüler." Kar maskeli adamın bariton sesi kulaklarıma doldu. Yerde kanlar içinde yatan kocam ve yanındaki küçük kıza bakıyorum. Kar maskeli adam, kızın bizim kızımız olduğunu söylemişti.
"Anneciğim." Sesim fısıltı gibi çıkmıştı titreyen elimi ona uzatmak istiyorum ama bir el buna engel oluyor. Üzerinde bembeyaz bir elbise olan yirmi beşli yaşlarında, siyah saçları beline kadar gelen, siyah gözlerinin içi kan çanağına dönmüş kadın başını iki yana salladı.
"Dokunma sen benim küçüklüğüme dokunmayı hak etmiyorsun Öznur Kılıçaslan Dalkıran ya da Öznur Dağdeviren mi demeliyim? Geçmişte soyadından vazgeçen sen, gelecekte de benden vazgeçtin. Öldürdüler beni oysa ki daha çocuktum. Öznur Dağdeviren bu hayatta hep bir şeylerden vazgeçiyor hiç fark ettin mi anne?" Silahın ürkütücü sesi girdi aramıza beyaz elbisesi bir anda kırmızıya boyandı.
"Bak yine senin yüzünden ölüyorum Öznur Dağdeviren, Kılıçaslan olmayı başaramadın."
"Kızım." Nefes nefese gözlerimi açtım yataktan hızla kalktım.
"Öznur sakin ol bir kriz daha geçirirsen ölüm kaçınılmaz olacak." Taner'in sesi uzaklardan bir yerden geldi. Görüş alanıma giren Taner'in elinden tuttum.
"Murat ve Maya'nın hayatı tehlikede, onları kurtarmam lazım." Taner kan çanağına dönmüş gözlerini gözlerimden kaçırdı.
"Ne oldu kötü bir şey oldu, değil mi?" Kalbime yerleşen sızı nefesimi kesmek istiyor gibiydi.
"Murat kızınızı kurtarmak isterken vuruldu, kızınızda o arbede de vuruldu ama endişelenme sadece bacağından vuruldu o iyi. Murat nasıl onu bilmiyorum ama o da iyidir seni ve kızını bırakmaz biliyorsun değil mi?" Sanki çıplak ayak ateşin üzerinde yürüyordum. Sessizliğin sesi içinde kulaklarıma çarpan çığlık nefesimi her geçen dakika nefesimi kesiyordu.
Korku öyle bir işledi ki yüreğime sanki son nefesimi vermek üzereydim ayağa kalktım başım döndü yerimde sendeledim. Taner kolumdan tuttu dikkatli olmamı söyledi. Yürüyordum adının araf olan cennet ve cehennem arasında bulunan yere. Boğazımdaki kördüğüm yavaşça bütün bedenimi esiri altına alıyordu. Taner ile birlikte yoğun bakım ünitesinin önüne geldik. Camın ardından Murat'ı görünce dudaklarımın arasından acı dolu bir çığlık döküldü. Kablolara bağlanmıştı ağzında oksijen maskesi vardı.
"Murat!"
*****
Gözlerimi nefes nefese açtım. İlk karşılaştığım şey hastanenin tavanı olmuştu. Elimi yerinden çıkmak ister gibi atan kalbimin üzerine koydum. Elimi karnıma sardım. Bir kabus görmüştüm son zamanlarda artmıştı bu. Murat ile evlenmiştim ve bir kızım vardı. İsmi Mayaydı. Mehmet Kılıçaslan, kızımı ve sevdiğim adamı öldürmüştü. Gördüğümün kabus olduğunun bir taraftan farkındaydım, bir taraftan da gerçeğin ta kendisini yaşamışım gibi hissetmekten kendimi alamıyordum.
Sanki karanlık, odanın her köşesine sinmiş, soluk almamı zorlaştırıyordu. Gölgelere bakışlarımı dikerken, her biri canavarlara dönüşüyordu. Kalbim göğsümden fırlayacak gibi atarken, ter damlaları inciler misali süzülüyordu. Dışardan duyduğum en ufak ses, kanımı donduruyordu. Korku, bedenimi ele geçirmiş, beni hareketsiz bir heykele çevirmişti.
Zihnimde bin bir türlü senaryo canlanıyordu. Sanki kapının ardında beni ve Murat'ı geri dönüşü olmayan bir tehlike bekliyordu. Peki ama kapının ardında bizi bekleyen tehlike ne olabilirdi? Bir katil mi, yoksa çocukluk korkularım mı? Aklımı kurcalayan bu sorular, beni daha da çaresiz bırakıyordu.
Pencereden sızan ay ışığı, odanın bir köşesindeki oyuncak bebeği aydınlatınca, gözlerim kocaman açıldı. O oyuncak bebek, şimdi bana gülümsüyordu. Gülüşü o kadar ürkütücüydü ki, yerimden sıçyarak bağırdım. Kalbim kilitlenmiş gibiydi. Nefes almakta zorluk çekiyordum.
"Öznur güzelim duy sesimi!" Uzaktan bir yerden bir ses geliyordu kulağıma. Sesi tanıyordum ama çıkaramamıştım. Gözlerim sadece gülümseyen o oyuncak bebekteydi.
"Öznur sevgilim baktığın yerde hiçbir şey yok. Orada her ne görüyorsan yok. Duyuyor musun beni?" O sesi yine duydum. Orada bir şey yok diyordu ama ben oyuncak bebek görüyordum.
"Murat Bey size dediğim gibi seruma enjekte edilen sıvı kişinin zihnindeki korkuları uyandıran bir tür ilaç." Daha önce duymadığım o ses beni uyandırdı.
O an anladım ki, en büyük düşmanım zihnimdeki korkulardı. Gözlerimi sımsıkı kapattım ve derin bir nefes aldım. Yavaşça ayağa kalktım ve hastane odasına hakim olmaya çalıştım. Korkunun beni esiri etmesine izin veremezdim. Gözlerim kapalı odanın içinde yavaş adımlarla yürüdüm. Bunu bana dedem olacak canavar öğretmişti aklı sıra bu yöntemle annem ve babam hızla beni bulacaklardı. Başımı iki yana salladım.
Anılar ve bağlar onlardan kaçış yoktur. Anılar ve bağlar, kaçınılmaz bir gerçekliktir. Onlardan kaçmaya çalışmak, kumdan kale yapmaya benzer.
Bağlar, hayat ağacının dalları gibidir; bizi besler, büyütür ve köklerimizi sağlam tutar. Bu bağlar, sevdiklerimizle kurduğumuz derin ilişkilerdir.
Çocukluğumdan kalan en net anılardan biri, Osman dedemle verandada oturup sohbet etmekti. Osman dedem, babamın babasıydı. O, beni çok severdi. Bende onu çok severdim. Elimde sıcak bir bardak süt, gözlerim bahçedeki rengarenk çiçeklere dalmışken, Osman dedem kimi zaman askerlik anılarını anlatırdı, kimi zaman ise hayat hikayesini anlatırdı.
"Öznur güzelim duyuyor musun beni? Doktor o ne yapıyor?" Murat'ın sesini bu sefer algılayabilmiştim. Sesi endişeli geliyordu.
"Endişelenmeyin Murat Bey, Öznur Hanım zihnindeki korkuları ile yüzleşiyor. Bu yöntemi nereden biliyor bilmiyorum ama zihnindeki savaşı kazanmak için bu adımı attı." Gözlerim hala kapalıydı ve odanın içinde yürüyordum.
Bu yöntemi Osman dedem de öğretmişti ama en çok o canavarlar yaptırmıştı. Gözlerimi açtım derin bir nefes aldım.
Gözlerimi tekrar kapattım ve hayal gücümün beni bambaşka bir yere taşımasına izin verdim.
Gürültülü bir şehirde, gözlerimi bir çöp konteynerine çevirdim. İçinde birbirine karışmış, kullanılmış eşyaların oluşturduğu bir karmaşa vardı. Bir plastik şişe, güneşin altında parıldıyordu. Üzerindeki etiket solmuş, rengi solmuştu. Bir zamanlar içinde serinletici bir içecek barındıran bu şişe, şimdi çöplüğün bir parçasıydı. Ancak, bu sıradan bir çöp değildi. İçinde, yeni başlangıçlarımın tohumu yatıyordu.
Hayal gücümün beni başka bir yere taşımasına izin verdim. Bu yerde çocukluğumun derin yaraları vardı. Küçük Öznur'un kalbinde derin yaralar açılmıştı. Bunu ona öz dedesi yapmıştı. Kalbimizde açılan bu yaralar, zamanla kabuk bağlasa da, izleri bir ömür kalmıştı benimle. Keşke diyeceğimiz anlar, geri dönüp değiştirmek istediğimiz kararlar... İşte tam bu noktada, acılarımıza geri dönüş olsa ne olurdu diye düşünmeden edemeyiz bazen.
Hayal ediyorum ki, bir düğmeye basıp geçmişe dönsem neyi değiştiririm? Bundan yirmi yıl önce yaşanan o korkunç olayı değiştirirdim. Okuldan tek başıma çıkmazdım. Hicran teyzenin gelmesini beklerdim o kalabalığın içinde. O zaman Kızıl Umut beni kaçıramazdı.
Ancak bir taraftan da düşünüyorum bu geri dönüşün bir bedeli olur muydu? Geçmişi değiştirmek, geleceğimizi de değiştirebilir mi? Şu an hayatımda olan bu insanlar o zamanda hayatımda olur muydu? Ben yine Savcı olur muydum? Bilmiyorum farklı bir hayat yaşamak, bizi şimdi olduğumuz kişiden daha mı mutlu ederdi, yoksa mutsuz mu ederdi?
Gözlerimi usulca açtım ve zihnimdeki o hayalden sıyrıldım. Temkinli bir şekilde karşımda duran nişanlınımın zümrüt yeşili gözlerinin içine baktım. Gülümsedim, gülümsedi.
"Polis memuru yaşıyor değil mi?" Sakince sorsam da şehit oldu demesinden içten içe korkuyordum. Bizi korumak isterken hayatını kaybettiyse zihnimdeki o korku günyüzüne yeniden çıkacaktı.
"İyi o da bu hastanede 455 nolu odada." Duyduğum bu haberle tuttuğum nefesi yeniden verdim.
"Silahını kaptıran polise ne oldu?" O polisin silahından çıkan kurşun ekip arkadaşının hayatını alabilirdi.
"Açığa alındı. Hakkında soruşturma başlatıldı. Sen iyi misin güzelim?" Başımı olumlu anlamda salladım. İyiydim o kabusun etkisi hala üstümde olsa da sevdiğim adamın karşımda durması gördüğümün kabus olduğunu açıkça önüme seriyordu.
"Ben Maya abla için bir adım atmıştım ama karşıma birdenbire çıkan bu birlik yüzünden onu unuttum. O iyi mi, buldunuz mu?" Murat'tan bir cevap beklerken hiç ummadığım birinin sesini duydum.
"Kurtuldum Öznur güzelim. Bitti üç yıllık esaret." Maya ablanın, küçük Öznur'un kurtarıcısının sesi yıllar sonra kulaklarıma doldu. Sesin geldiği tarafa döndüğümde koyu kahverengi gözlerinin içi yorgunlukla bakan kurtarıcı meleğimi gördüm.
"Maya abla," diye fısıldadım. Gözümden akan mutluluk yaşını elimin tersiyle sildim.
Bölüm sonu yanlışlarım varsa affola.
22.01.2025
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |