
Kızıl Umut
Güven bitince korku başlar.
******
Öznur'dan
İnsan en çok güvenmek ister. Ailesine, komşusuna, en çokta kendisine. Güven bitince korku başlar. Peki ya bir insan ne olunca güvenini kaybeder? İhanete uğrayınca güvenini kaybeder mesela.
Herkesin karanlık bir yüzü vardır iyilik maskesi altında mutlaka bir karanlık gizlidir. Peki ama bir insan ne olunca kötü birine dönüşür?
İçimde taşmak isteyen vaveylalar vardı ama ben sessizlik içinde duruyordum.
Sessizlik.
Anne karnında büyüyen bir bebek gibiydi. Elime bir dosya verilmişti ve kendisine Hayalet denen katili yakalanmam istenmişti. Hayalet aramızdaydı belki gün içinde birçok kez yan yana gelmiş bile olabiliriz. Mesela bir kafede çarpışmış olabilme ihtimalimiz var. Onunla göz göze gelmiş, birbirimize gülümseyip birbirimizin hatrını sormuşuzdur kim bilir?
Tüm bunları bende yapıyordum ama gece olduğunda bambaşka biri oluyordum. Gün içinde işinde başarılı bir Savcıyım ama benim bir sırrım var. Ve bu sırrın ortaya çıktığı gün benim ölüm günüm olacağını çok iyi biliyorum.
"Allah'ım ben Hayalet'i nasıl bulacağım?" Sesim bıkkınlıkla çıktı. Hayalet, büyük bir gizemin anahtarıydı ve o gizemin kapılarını aralayınca hiçte iyi bir geçmiş ile karşılaşacağımı sanmıyordum.
"Kızım sen daha uyumadın mı saat sabahın 04.00'ü." Annemin sesini duyunca kapıdan tarafa döndüm. Annemi görünce yüzümdeki bıkkınlık yerini bir gülümsemeye bıraktı.
Annemin omzuna kadar gelen kızıl kestane saçları omuzlarından dökülmüştü, kahverengi gözlerinin içi yorgunlukla harmanlanmıştı. Üzerinde dün akşam giydiği mavi elbisesi vardı. Bana kızıyordu daha uyumadın diye ama görünen o ki henüz annemde uyumamıştı.
"Babamdan haber yok mu anne?" Sesimi duyunca irkildi. Yine hangi hüzünlü anlara dalmıştı kim bilir?
"Yok kızım en son yetmiş iki saat önce konuştuk. Endişelenme dedi ama elimde olan bir şey değil ki. Sende çok iyi biliyorsun kaç gece kapımız çaldı ve gelen askerler, babanın çıkan çatışmada yaralandığını söyledi. Korkuyorum ama bir taraftan da asker yareni olduğum için mutluyum." Annemin sesi ne kadar korktuğunu belli ediyordu. Saatlerdir bütünleştiğim sandalyeden kalktım.
Uzun süredir hareketsiz bir şekilde sandalyede oturduğumdan ayaklarım uyuşmuştu, belim ve boynum tutulmuştu. Başımı sağ ve sola kütlettim. Ayaklarımda uyuşukluk ile yavaş adımlarla anneme doğru ilerledim. Anneme sımsıkı sarıldım. Annem bunu bekliyormuş gibi gözyaşlarını akıtmaya başladı.
Benim annem çok duygusal bir kadındır burçlara inanmam genelde ama annem tam Balık burcunun özelliklerini taşıyordu.
Balık kadını olduğunu gözyaşları ile gösteriyordu. Annem kollarımın arasında ağlarken benimde çoktan gözlerim dolmuştu. Annem ve babamın gözyaşlarını görünce hep beş yaşındaki bir çocuğa dönüyordum. O zaman yirmi yedi yaşında kadından beş yaşındaki küçük bir kız çocuğuna dönüşüyordum.
"Yapma anne, babam iyi eğer kötü olsaydı kalbin hissetmez miydi?" Sesim titredi. Her an ağlayacakmış gibi çıkan sesim ile annem kollarımdan tuttu gözyaşları içinde gözlerimin içine baktı. Ellerimle gözyaşlarını sildim ve sımsıkı sarıldım.
"Elimde değil ki şu kapı çalacak gelen kişi vatan sağ olsun Kıdemli Yüzbaşı Ömer Dağdeviren girdiği çatışmada şehit düştü diyecek diye çok korkuyorum." Annemin bu korkusunu çok iyi anlıyordum. Aynı korku bende de vardı ama babamın bizi bırakmayacağına inancım da tamdı.
"Küçükken babam operasyonda olduğu zamanlar havada ne zaman uçak görsem peşinden koşar beni babama götür uçak diye bağırırdım uçak gözden kaybolduğunda ise babamı hiç göremeyeceğim sanar ve korkardım." Sesim soğuk havada kalmışım gibi titredi derin bir nefes aldım ve annemin kollarından çıktım. Dosyalarımın üzerinde duran peçeteye uzandım ve annemin gözyaşlarını sildim.
"Babam yine uçağın peşinden koştuğum bir gün operasyondan dönmüştü tabi ben uçağa o kadar odaklıydım ki babamın tam arkamda durduğunun farkında bile değildim." O anı gözlerimde canlandı. Şimdi gülümsüyordum ama o zaman yedi yaşındaki Öznur uçak kayboldu gitti babamı göremeyeceğim diye ağlıyordum.
"Uçak bulutların arasında kaybolup gittiğinde bende önümde duran taşa takılıp düşmüştüm. Üzerimdeki asker yeşili elbise yırtılmıştı. Bende yüzüstü düştüğümden yerdeki çakıl taşları hep yüzüme batmıştı. Canım çok yanmıştı." Sesim geçmişi araladığından olsa gerek titredi. Derin bir nefes aldım ve konuşmaya devam ettim.
"Ağlamaya başladım aslında ağlamamın en büyük nedeni düşüp canımı yakmam değildi, kalbimdeki acıdan ağlıyordum. Küçüklüğüm uçak kaybolunca bir daha asla babasını görmeyeceğine kendine o kadar inandırmıştı ki babamı göremeyeceğim diye gözyaşı dökmüştüm." Annemin ellerinden tuttum gülümsedim. Annem de o cennet gülüşünü bahşetti bana.
"Sonra babam tam karşımda belirdi onu göremeyeceğime öyle çok inanmıştım ki başta babamın hayalini görüyorum sanmıştım. Babam beni kucağına aldı ve bacağımdaki çakıl taşlarını şefkatle temizledi daha sonra öptü ve bana neden ağladığımı sordu." Sesim geçmişe bir yolculuk yaptı. Gözlerimin önüne gelen anı ile şu an gülümsüyorum ama o zamanlar küçük Öznur çok korkmuştu babasını asla göremeyeceğine inanan küçüklüğüm şimdi bir köşede izliyordu.
"Biliyorum dedelerim size hiç iyi davranmadı daha çok küçüktünüz evlendiğinizde. Belki Savcı olmamın en büyük nedeni buydu." Gölge olmamın da en büyük nedeni olduğu gibi. Belki Gölge olarak birilerini öldürmüyordum sadece yaralıyordum ama bazen onları öldürmek geçiyordu içimde. Parçalara ayırıp her uzvularını bir yerlere atmak istiyordum ama bunu yapamam.
İçimde yankılanan o sesi duymamazlıktan geldim. Evet Gölge katil değildi ama birilerini yaralayan ve onları öldürmek isteyen bir ses vardı içinde bir yerlerde. Gölge zaman zaman o sese kulak vermek istiyordu. Yaraladığım o insanları öldürmek geçiyordu içimden. Ama yapamazdım. Ne mesleğimi kaybetmeyi ne de ailemin mesleklerini kaybetmelerini göze alabilirdim. Elimden o canavarları yaralamaktan başka bir şey gelmiyordu. Hem onları gebertsem ölüm onlar için kurtuluş olurdu.
Pamuk gibi yumuşak ellerinden tuttum, ağlamaktan kızaran kahverengi gözlerinin içine baktım.
"Ama bir gün olsun bana kötü bir söz söylemediniz sevgisiz büyüdünüz, bana sevginizi o kadar güzel gösterdiniz ki iyiki annem ve babam sizsiniz diyorum her zaman." Annem gülümsedi ve duvardaki saatte baktı.
"Oo, saat 06.00 olmuş hadi uyu artık. Bir buçuk saat sonra işe gideceksin. Sakın itiraz etme gir yatağına ve uyu yoksa silahımı çıkarırım." Annemin sesi itiraz istemez bir tonda çıktı. Ayağındaki terliği gösterdi. Birden gülmeye başladım. Kaç yaşına gelirsek gelelim annemiz silahını kullanmaktan çekinmiyordu. Başımı olumlu anlamda salladım ve yatağıma yattım.
"Kızım bu Hayalet haberlerde gördüğümüz seri katil değil mi neden bu dosya sende yoksa sen mi aldın?" Annemin endişeli sesini duyunca yüzümdeki gülümseme dalından koparılan gülün solması gibi soldu.
"Anne bir buçuk saat sonra işe gideceğim ve uykusuzluktan artık başım ağrıyor. Sorularına daha sonra cevap versem." Annem konuyu geçiştirdiğimi çok iyi bilse de bir şey demedi. Saçlarımdan öptü ve gitti. Ben ise düşünceler içinde uykuya daldım.
*****
Alarmın rahatsız edici sesiyle güne başladım. Yataktan sarsak adımlarla kalktım. Gece boyu Hayalet dosyası üzerine çalıştım sonrasında ise annemle duygusal anlar yaşadığımızdan bir buçuk saatlik uyku bedenime yetmese de kendime gelmem lazımdı. 08.30'da iş başı yapacaktım. Elimi boynuma götürdüm ve ovdum.
Bugün üzerimde bir ağırlık vardı nedenini çözemediğim bu yük beni duygusal birine dönüştürmüştü. Banyoya girdim soğuk suyu iki kez yüzüme çarptım. Aynadaki yansımama baktım.
Siyah, belime kadar gelen saçlarım bir savaş harbine girmişti, mavi ve yeşili yansıtan gözlerim uykusuzluktan çökmüştü. Bir buçuk saatlik uyku gözlerimde kızarıklık olmasına engel olamamıştı. Aynadaki ben içten içe çökmüştü çünkü zor bir seçim yapmıştı geceleri bambaşka birine dönüştüğü ortaya çıkarsa mesleğini kaybedeceği gibi anne ve babası da çok sevdikleri mesleklerini kaybedebilirdi. Ben tutuklanacağım gibi annem ve babamda tutuklananilirdi bu riski bilmeme rağmen Gölge olmaktan pişman değildim.
Çünkü Gölge mazlumların sesi olacağına yemin etmiş biriydi. Şiddete uğrayan kadınlara elini uzatan, taciz, tecavüz gibi kabuk bağlamayan yaralar ruhlarında açılmış kadınlara yardım etmeye çalışan biriydi Gölge.
İşte bu yüzden Gölge olarak ortaya çıkmaktan asla pişmanlık duymadım. Ama içten içe çok yorulduğumu hissediyordum aynadaki bende ne kadar yorulduğumun kanıdıydı.
"Öznur hala uyanamadın mı kızım gece yatmıyorsun sabah kalkmıyorsun?" Annemin sesini duymamla düşüncelerim buhar olup gitti. Banyodan çıktım duvardaki saatte baktım. 07.50'e geliyordu. Evim ile adliyenin arası 30 dakikalık bir mesafedeydi.
"Kızım sen iyi misin?" Annemin sesini duyunca gözlerim doldu. Gölge olduğum ortaya çıkarsa benim yapacağım şey belliydi. Asla yakalanmam söz konusu olamazdı eğer yakalanırsam veya Kartal yakalanırsa yapacağımız şey belliydi. Sırlarımız ile birlikte sonsuzluğa adım atacaktık.
"Kızım neler oluyor gözün neden yaşardı?" Başımı yok bir şey der gibi iki yana salladım. Konuşmaya kalkarsam ağlayacağımı çok iyi biliyordum.
Hızla gardolabımdan kırmızı diz kapağımın üstünde elbisemi aldım ve giyindim. Saçlarımı yandan bağladım. Göz kapaklarımın altındaki uykusuzluktan oluşan morluğu kapatmak için doğal bir makyaj yaptım. Hazır olduğuma kaanat getirilince elbisem ile uyumlu olan beyaz kol çantamı aldım. Telefonumu, arabanın anahtarını, evin anahtarını çantanın içine attım. Beylik silahımı da aldım onu da çantanın içine koydum. Annemin yanağından öptüm. Annemin arkamdan söylenmeleri eşliğinde evden çıktım.
"Günaydın Öznur kızım." Sitenin güvenliği Hüseyin amcanın sesini duyunca gülümsedim ve karşılık verdim.
Arabama bindim çantanın içinden silahımı çıkardım ve torpidoya koydum. Çantayı da yolcu koltuğuna bıraktım. Daha sonra arabanın anahtarını kontağa taktım. Arabanın kapısı hızla açıldı. Hızla torpidoyu açtım ve silahı aldım. Ve adama doğrulttum. Karşımda can dostumu görünce derin bir nefes aldım.
"Korkuttun beni." Sesimden de ne kadar korktuğum anlaşılıyordu. Koyu yeşil gözlerinin içi bomboş bir ifade vardı.
"Neler oluyor sen iyi misin?" Sesim endişeli çıktı ondan tarafa döndüm gözlerinin içine baktım. Siyah saçları alnına dökülmüştü.
"Aşk en çok sevdiği kadının gözyaşlarına kıyamayan erkeğe yakışır." Söylediklerinden sonra gözlerim doldu başımı iki yana salladım. Yavaşça geri döndüm ve sırtımı sertçe koltuğa yasladım. İki damla gözlerimden intihar etti.
"Geri mi dönmüş?" Sesimde hiçbir duygu belli olmasa da içim kan ağlamaya başlamıştı Taner'in dudaklarından dökülen tek bir cümle ile.
"Dün gece şüpheli bir ölüm ihbarı aldık. Olay mahalline gittiğimde kadın yarı çıplak yerde yatıyordu sırtında ve ayak bileğinde kesici bir alet ile GLG sembolü çizilmişti ve baş ucunda bir not bulundu notta ise." Sözünü kesti devamını getiremedi ama onun yerine söyleyeceğini ben söyledim.
"Aşk en çok sevdiği bir kadının gözyaşlarına kıyamayan erkeğe yakışır." Sesim soğukkanlı bir katilin sesi gibi çıktı. Taner'e döndüm başını salladı.
Kötülük ortaya çıkmak için iyiliğe muhtaçtı. Ve ortaya çıktığında karanlık yüzünü göstermeden asla durmazdı.
Gökyüzünün bulutlarla kaplı olduğu bir gündü. Az sonra yağmur yağmaya başlayacaktı. Gök gürültüsü ile birlikte yağmaya başlayan yağmur ve sonrasında gelen toprak kokusu insana huzur veren bir olaydı. Ama şu an o huzurun yerini endişe ve korku dolu anlar almıştı. Arabaya bindiğimden beri ne kadar zaman geçmişti bilmiyorum ama telefonum hiç durmadan çalıyordu.
Arabanın önünden geçen genç kadına baktım. Boyu ortalama olarak 1.70 civarında olmalıydı. Uzun ve sarı saçları beline kadar uzanıyordu. Rüzgarın esmesiyle birlikte uçmaması için sarı eteğini tuttu. Eteğin üstüne giydiği beyaz renkli bluz ise kıyafetiyle bir uyum içerisindeydi. Kadın gözden kaybolana kadar dikkatle baktım. Sonra Taner'in koyu yeşil gözlerinin içine yaşlı gözlerle baktım. Elimi uzattım o not kağıdını delil torbasına koymadığını biliyordum.
"Başsavcı'da o an yanımdaydı bu yüzden diğer deliller ile birlikte torbaya koydum not kağıdını da. Taner Komiser gözüm üstünde deyip duruyor adam zaten. Bilirsin Başsavcıyı." Derin bir nefes aldı ve konuşmaya devam etti.
"Pars Başsavcı, dolgun yüzlü, yanakları şişkin, dik bakışlı, kendine güvenir, omuzları geniş, göbekli, bakışı sağlam, yürüyüşü sert biridir. Konuşurken de kendine pek güvenir, fakat karşısındakini hemen pek dinlemez. Ona sözlerini tekrar ettirir." Taner öyle bir Pars Başsavcıyı anlatmıştı ki adamın sert bakışları gözümün önünde canlanmıştı.
"Kızım iki gül diye şurada adamı sayfalara döktüm hala somurttup oturuyorsun." Taner'in sesi sitemli çıktı. Birden sinirden gülmeye başladım. O katilin yıllar sonra ortaya çıkıp ilk cinayetini işlemesi sinirlerim ile oynamıştı.
"Sende maşallah Pars Başsavcı'nın röntgenini çekmişsin Taner. Adamı öyle bir anlattın ki gözümün önünde canlandı."
Birden gök gürledi ve yağmur yağmaya başladı. Yağmur incecik ışığın üstüne yağan başka bir ışık gibi iniyordu. Yerler ince yağmuru buradan alıp hızla az öteye döküveriyordu. Kuşlar boyunlarını içlerine çekmişler tüyleri domur domur dallarda kıpırtısız duruyor. Yağmurun içinden mor bir kelebek seli geçti. Dikkatle yere inen yağmur damlalarına bakarken birden arabanın açık camından bir şey girdi.
Beklenmedik bu ani olaydan sonra korkuyla irkildim ve taş ile sarılmış kağıt parçasını aldım. Taner hızla arabadan indi ve yüzünü siyah kapşon ile gizlemiş 1.65 boylarında, zayıf, siyah rugan ayakkabı giymiş kişinin peşinden koşmaya başladı. Kağıdı aldım ve üzerindeki yazıyı sesli okudum.
"Oyun yeni başlıyor Savcı yaşanacaklara hazır mısın?
Kızıl Umut geri döndü ve yarım kalan intikamını alacak.
Kızıl Umut."
Okuduklarım ile nefesim kesildi ve elimi yerinden çıkmak ister gibi atan kalbimin üzerine götürdüm. Ne olacaktı şimdi?
Bölüm sonu yanlışlarım varsa affola.
29.06.2024
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |